Taha Kılınç – Suriyeli Muhacirler ve Göç Vakıası – Cumartesi Sohbetleri (24)

Taha Kılınç – Suriyeli Muhacirler ve Göç Vakıası – Cumartesi Sohbetleri (24) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3B85Q6DQ0f4. Tabii bir de Suriyeli misafirlerimiz var ülkemizde. Ben hatırlıyorum da mesela 2007 yılında kimi muamelere maruz kalmıştım açıkçası. Özellikle Halep’te. Sanki biraz daha Suriyeli seküler kesiminden, genç biriyim. 18-19 yaşındayım. Şam’a gelmiştim Arapça öğrenmek için,…

Taha Kılınç – Suriyeli Muhacirler ve Göç Vakıası – Cumartesi Sohbetleri (24)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3B85Q6DQ0f4.

Tabii bir de Suriyeli misafirlerimiz var ülkemizde. Ben hatırlıyorum da mesela 2007 yılında kimi muamelere maruz kalmıştım açıkçası. Özellikle Halep’te. Sanki biraz daha Suriyeli seküler kesiminden, genç biriyim. 18-19 yaşındayım. Şam’a gelmiştim Arapça öğrenmek için, Ulu Müslamiye tahsil etmek için. Tabii çok hoşlarına gitmezdi bu. Ve kimi tepkiler aldım açıkçası. Hatırlıyorum, acıyla hatırlıyorum onlar. Ama şöyle düşünürdüm açıkçası. Yani Suriyeliler böyle değil aslında.
Acaba Suriyeliler de şu anda gördükleri kimi muamelere karşısında aynı şeyi düşünüyor olabilirler mi? Yani şöyle, şimdi tabii genel olarak bakıldığında bizim insanımızda böyle kendisinin dışındaki yabancılara karşı bir refleks var. Yani bu kimi zaman ırkçılıktan kaynaklanıyor. Kimi zaman cahillikten, kimi zaman kötü tecrübelerin genellenmesinden, kimi zaman da korkudan. Yani insan yabancı şey gördüğü şeyden korkuyor. Ama bir taraftan da tabii bizim ülkemizde mevzu biraz böyle ensarlık üzerinden anlatılıyor genelde.
Mesela diyorlar ki işte bunlar muhacir olarak geldiler. Ensarlık yapalım, çok güzel. Ama tarihi okurken hani denklemleri ve dengeleri bence yerine iyi oturtmak lazım. Mesela Efendimiz aleyhisselatü vesselam ve ashabı Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra, evet doğru Medine’nin yerlileri, ensar yardımcı olanlar onlara yardımcı oldular. Ama muhacirlerden de hiçbiri ensarın evinde mesela yıllarca yaşamadı. Yani Efendimiz’in o kurmuş olduğu uyum ve sosyal enteglasyon dengesini biz günümüzde mesela sadece ensarlık üzerinden anlatıyoruz. Ama mesela muhacir bir yere gittiğinde Efendimiz’in çok kesin talimatları var. Abdurrahman bin Avf’ın işte meşhur olayı biliyorsun yani ensardan ev sahibi gelip onu işte bak kardeşim tarlam şu kadar yarısını vereyim işte evimin yarısını vereyim şunu yapayım hep ikiye bölüyor. Kardeşim diyor sonra diyor malın mübarek olsun. O da çarşının yolunu göster. Sonra gidiyor işte kendi ifadesi de var. Bir süre sonra diyor elimi attığım her şeyin altına dönüşünü gördüm o kadar bereketlendi her şey. Şimdi Türkiye’de tabii hani dışarıdan insanlar sadece Suriyeliler değil yani dünyanın dört bir tarafından şimdi köprü ülke diyoruz köprü ülkenin üzerinden de çok insan geçiyor haliyle. Şimdi bizim siyaset yani ülkenin yönetimi itibarı almamız gereken bazı tedbirler var vardı ya da hala var ama mesela bir göç bakanlığımızın mesela
şimdiye kadar çoktan kurulması dışarıdan gelecek olan gelen insanların entegrasyonunu sağlanması mesela Sur içinde yani hiçbir başkentte ya da hiçbir büyük şehirde ya da hiçbir ülkenin en büyük şehrinde şehrin en tarihi yeri yabancılara bırakılmaz. Bunu ben hani dışarıdan ümmetçi olarak tanıdığım bir insan olarak söylüyorum. Bir de bunu dışarıdan bakan insanın tepkilerini düşünüyorum. Bu çünkü sosyal anlamda düşünüldüğü zaman belli bir şey yaparsın.
Şimdi ben mesela gidip Şam’da Sur içinde yani Türkiye’de Allah muhafaza bir şeyler yaşansa beni orada Sur içinde bu kadar Türkiye iskan ederler mi etmezler? Yani hiçbir ülke etmez. Yani şimdi bizde başlangıçta geldiler bir gün gidecekler iki gün idare edeyim diye başladı olaylar. Ama şimdi düşünüyorum hani ben bahsetmeye Şam’ın mesela kokusu hatırladım ki benim çok hoşuma gidiyor inan bayılıyorum yani Suriç’e gittiğim zaman Şam’a gitmiş gibi oluyorum çok güzel.
Ama bakıldığı zaman oradaki insanların arasına giriyorum mesela Türkçe öğrenmiyorlar. Yıllarca mesela buradalar. Türkçe yok çoğunda. Ya da idare edecek kadar. Girdikleri yerde mesela ev sahiplerinin ya da kendilerini ağırlayan insanların ya da bir şekilde bulundukları yerde kendileriyle mekanı paylaşan insanların mesela adetleri, gelenekleri, hassasiyetleri noktasında mesela çok az ben Suriyeli’nin hassas davrandığını gözlemliyorum.
Buna mesela bir de çok konuşulmayan şeyler. Bir de konuşulmamasının sebebini de anlıyorum. Bu kadar hani ırkçılığın, yabancı düşmanlığının böyle çok kaşınmaya müsait olduğu bir ortamda evet bunların konuşulmaması da belki hayır olabilir. Ama ben mesela Suriyeli arkadaşlarla konuşurken de bu noktada dertlendiklerini de görüyorum. Ya mesela bir apartmana yerleşiyorsun. Apartmanda diyelim ki 10 tane dahi de var. 2 tanesi Suriyeli.
Orada olması gereken şey güzel bir şekilde insanlarla onların dilinde konuşmak, anlaşmak ve mümkünler tabii onların geleneklerine, hassasiyetlerine dikkat etmek olur. Ama birçok yerde mesela bu anlamda entegrasyon problemleri de yaşanıyor. Mesela şimdi taşındılar ama bizim evimizin altında mesela Suriyeli bir aile vardı. Çok dindarlardı mesela. Ramazanlarda, yazın falan böyle hani şey oldu zaman birkaç yıl yaşadılar.
Gece 12’de mesela Kur’an sesi gelmeye başlardı. Aşağıdan yukarı doğru. Kur’an-ı Kerim sesi. Şimdi kapat da diyemezsin, bir şey de diyemezsin. Ama gece 12’de bağıra çağıra mesela Kur’an-ı Kerimler, dualar, neşitler, ilahiler. Şimdi bunu ben hani kendimce dindar olmaya çalışan, ümmeti seven, Arapları seven bir insan olarak düşünüyorum. Şimdi bir de düşün bütün böyle hassasiyetler olmamış insan onu nasıl yapar? Nasıl yaklaşır?
Yani ya ben Kur’an-ı Kerim sesi dinlemeyi çok seviyorum ama ben bir apartmanda yaşıyorum. Yani Suriye’deki o müstakil evimde değilim. Artık düşüncesini belki akıllarına getirmeleri, bu yönde eğitilmeleri. Buna çok önemli şeyler. Çünkü Efendimiz aleyhissalatü vesselam, Ashabi ile beraber Medine’ye hicret ettiği zaman, oradaki insanların hassas olduğu noktalarda bununla ilgili bir sürü rivayet var. Temel şeylere dikkat edilmiş, karşılıklı. Ensar sadece onları ağırlamamış.
Muhacir de Ensar’ın belli noktalarda rahatsız etmemek için, onlara yük olmamak için ellerinden geleni yapmışlar ve ortak bir şehir kurulmuş. O yüzden hani bu retoriyi de böyle bizim camiada çok duyuyorum hani Ensar olalım, karşılıklı bu. Ensar olalım, onlar da muhacir olsun. Ensar ve muhacir kardeş olsun. Şimdi bir taraf sadece kendinden verir. Bir de dediğim gibi şimdi insanların şimdi ekonomik anlamda sıkıntı çektikleri belli noktalarda böyle sürekli bazı hassasiyetlerin kaşındığı bir ortamda.
Hani siz böyle sürekli bir tarafa fedakarlık yapınız, sabredin derseniz patlar o. Patlıyor da zaten. Bu yönüyle bakınca hani biraz daha böyle siyasete düşen taraflar var. Kurumlarımıza düşen taraflar var. Bu retorinin değişmesi anlamında kanaat önderlerine düşen ifadeler var. Mesela Türkiye’de Suriyeli gruplarla ya da yabancı vakıflarla, derneklerle çalışan birçok arkadaş var mesela.
O arkadaşlar entegrasyonuna hizmet etmek yerine çoğu. Bakıyorsunuz onlar gibi oluyor mesela. Hani çocuk Araplaşıyor, Afganlaşıyor, ne bileyim ne Pakiyleşiyor falan kendince hangi gruba şeyse. Ama bu ülkede yaşıyorsan, şimdi ben de mesela gitsen bir yabancı ülkeye, oradaki yönetim ya da bir şey ne yapar beni alır mesela. Oranın bir şekilde kanunlarını kurallarını şeyini uydurmaya çalışır. Bu yönüyle hani entegrasyon anlamında bir şeyler yapılmadı. Sanki biraz daha böyle çalışmak lazım.
Peki Türklerle Araplar arasında bir adet uyuşmazlığı söz konusu. Bir retörük vardır yani bizim Türkler tarafından kullanılan. Araplar pisler. Bunlar çok pis ve benzeri şeyler. Valla pislik temizlik çok göreceli. Yani şimdi belli şeyler var. Mesela ben bazı Arap kardeşlerinin ona dikkat ettiğini görüyorum. O çok güzel. Adam mesela diyor ki bazı camilerde yazmışlar mesela. Çorapsız camiye gelmeyin. Şimdi ben yıllar önce Kabe’de imamın böyle çorapsız namaz kıldığını görünce şok geçirmiştim.
Çünkü hani yetiştiğimiz kültürde hele imam çorapsız. Şimdi tasavvur edemiyorum mesela. Ben bir camide imamın çorapsızını hiç hatırlamıyorum da zaten. Tasavvur da edemiyorum. Şimdi ama Araplar için adam Kabe’de Mescid-i Nebevi’de çorapsız namaz kıldırıyor falan. Şimdi iklimin etkisi oluyor, kültürün etkisi oluyor. Farklı İslam ülkelerinde de gördüm. Adam mesela diyor ki ne cismi kardeşim diyor mesela. Yerdeki toz değil diyorsun. O zaman diyor niye diyor Mescid’de toz olmamalı diyorsun diyor tamam mı?
Tartışıyor seninle. Ya anlatamıyorsun ya kardeşim. Ya diyor tamam diyor. Necaset mi diyor hayır. Temizlik tabii her şey değişiyor o sefer. Şimdi temizlik tanımı ona göre oluyor. Mesela çok görüyorum işte ya şeyler de çok oluyor. Adam mesela abdestini alıyor, elini ayakkabısını alıyor. Şadır vandan bütün bahçeyi mesela ayak çıplak olarak kat ederek mesela camiye giriyor mesela. Şimdi ya niye yapıyorsun diyorsun. Bir şey yok diyor. Toz çünkü necis değil, pis değil, namazı engel değil. Öyle bakıyor. Bu tarz böyle farklılıkları aşmak bence çok zor bazı yerlerde imkansız. Yani burada yine aynı yere geleceğim. Karşılıklı hassasiyetleri gözetmek. Yani karşılıklı olarak yani bir noktada buluşmak şart. Yani dini konuda hakikaten yani dini aykırı bir şey değilse öfre ilgili şeylerse. Yemek yeme konusunda falan da öyle. Yani bazı yerlerde gidiyorsun mesela işte çatal kaşık isteyince çok büyük hakaret gibi algılanıyor. Yani diyor bizi aşağılıyor musun? Ama ben hayatımda elimi ağzıma sokmamışım o şekilde diyorsun mesela.
Anlayamıyor çünkü adam hep böyle yaşamış. Sen de hep böyle yaşamışsın. Hissasiyet göstermek lazım. İşte o noktada nasıl buluşacağız hani. O tabi hepsi kişisel gayretlerle olacak şeyler. Evet. 2010’lı yıllarda işte ben bir dil kurusundan Arapça eğitimi vermek için çağırılmıştım. Tabi yani böyle bir şey günümüz artık söz konusu bile olamaz. Zira yani İstanbul artık bir kültür başkenti haline geldi. Zira sadece Suriyel’de değil Filistin’den gelenler oldu.
İşte Mısır’da problemler yaşan, oradan gelenler oldu. Tabi çok sayıda kişi var. Bu aynı zamanda tabi çok da müspet bir gelişme. Yenginlik tabi. Tabi. Yani bu yönüyle bakınca zaten İstanbul tarih konucu böyle bir şehir olmuş. Yani Osman döneminde de olmuş, daha önceki dönemlerde olmuş. Benim dikkat çekmek istediğim nokta onu organize edecek bir irade eksikliği var şu anda. Yani mesela hani biliyorsun Osman döneminde de İstanbul’a çok fazla insan gelip gitmiş. Ama İstanbul’a öyle kafana göre gelip gidemiyorsun yani. Ya da İstanbul’da kafana göre istediğin yere oturamıyorsun.
Her şeyin bir nizamı var. Şimdi diyelim ki çok yetenekli bir diyelim yetişmiş bir yabancı geliyor mesela Arap dünyasına ya da başka yerden. Şimdi öyle bir irade olacak ki bizde. Bir artık bu siyasi bir denetim mi olur, kanun mu olur, kura mı olur neyse. Adam mesela akademisyen mi? Alacaksın sen diyeceksin. Tamam sen şurada oturabilirsin ama diyeceksin senden şu hizmeti bekliyorum. Şunu istiyorum. Şimdi Türkiye’de çok enteresan bir yere geldik. Yani adam mesela memleketinde işte üst yüze yetişmiş adam akademisyen, tarihçib ya da başka bir şey. Bakıyorsun Bağcılar’da konfeksiyon da çalışıyor. Niye? Çünkü adama sahip çıkmamışsın. Ondan sonra aynı adam kendisine sahip çıkıp işte referansla direkt kendisini Almanya, İsveç falan götürmek istedik. Oraya gidince bu sefer diyorlar. Bunlar bizi köprü olarak kullanıyor. Bunlar bizi işte atlama taşı olarak kullanıyorlar falan diyorlar. Ama organizasyonu sen yap. Yani nasıl Almanya, Merkel döneminde en böyle kendine işine yarar olduğunu düşündüğü kişileri böyle teker teker. Kanada mesela. Adamlar hani çok özür dileyerek böyle armut seçer gibi seçişler mesela. Adam böyle baktı o olur bu olur şu olur hepsini böyle teker teker. Ve mesela uzun planlama öyle bundan sonraki on yıllarında istifade edebileceği insanları aldı. Sonra bilmiyorum istihbari nasıl olur ama birçok insan gittiği ülkeye bu yönüyle de Medyunu Şükran olduğu için. Allah o alem onların mesela Arap ve İslam kültürü ne kadar orada korunabilecek o da başka bir soru. Çünkü birçok örnek var böyle hani lütfeder gibi batı aldığı için birçok yerde Amerika’daki Müslümanlar da bu imtihanı çok yaşıyorlar. Adam bakıyorsun kendisi koruyor bir şeyler ama mesela torunu başka bir kültüre başka bir yere savruluyor. Şimdi böyle şeyler de var işin öbür tarafında. Bu yönüyle hani hep benim baştan bir vurgulamaya çalıştığım şey o yani bir böyle şey olsa hani bu bahsettiğin zenginliği. Arkadaşlar çok tavsiye ediyorum yani bakın diyorum sokağınızda Arapçı ana gibi diyorum hani öğrenebileceğiniz bir insan vardır mutlaka. İlla vardır her sokakta. Ya diyorum üç beş kişi bir araya gelin. Adama hepiniz bir şey toplanın hem düzgün bir maaş bir şey olsun. Fakire sadaka verir gibi değil ama adam emeğinin karşısında verir gibi. Ondan mesela Arapça pratik yapın. Haftanın iki gün diyorum çağırın adamı Arapça konuşun. Başka diller de bu arada İstanbul hakikaten bir cennet bu yönüyle.
Ama işte bir taraftan onu organize edecek bir üst çerçeve.
Öbür taraftan bizim kendi şahsi belki işte boşvermişliklerimiz fark edeme işimiz falan hepsi birbirine etkiliyor tabi.