Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan – İttihat ve Terakki Diktası ve Çöküş – Cumartesi Sohbetleri (22)

Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan – İttihat ve Terakki Diktası ve Çöküş – Cumartesi Sohbetleri (22) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fmew36_L_bM. Şimdi mesela Halil Menteş’in bu hariciye nazırlığı ki Halil Menteş’e… İttihar ve Terakki’nin sivil kanadı içerisinde okuyan insanlardan birisi. İstanbul Hukuk, daha sonra Paris Hukuk Fakültesi’ni bitirmişti kendisi. Diyor ki… Hariciye…

Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan – İttihat ve Terakki Diktası ve Çöküş – Cumartesi Sohbetleri (22)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fmew36_L_bM.

Şimdi mesela Halil Menteş’in bu hariciye nazırlığı ki Halil Menteş’e… İttihar ve Terakki’nin sivil kanadı içerisinde okuyan insanlardan birisi. İstanbul Hukuk, daha sonra Paris Hukuk Fakültesi’ni bitirmişti kendisi. Diyor ki… Hariciye nezaheti… yükü ağırdır. Bir hükümet başkanının hem hariciye nazırı hem sadrazam olması… çok zordur diyor. Diyorlar ki… Hariciye nezaheti yok hükmündedir. Cavit Bey bunu söylüyor. Diyor ki hangi bakanlık, yani hangi nezaret var hükmündedir. Kendisi de itaatçıdır. Bunu açıkça söylüyorlar, çok rahatlıkla söylüyorlar. Yani… Talat’ın yine… bir düşüncesi var. Felaketler felaketleri izliyor. Ya biz… biz bu işi beceremiyoruz, biz bu işi yürütemiyoruz. Başka bir husustan bahsedeceğim. Şimdi… 1917’de… İttihat ve Terakki… Meclis grubu bir araya geliyorlar, kendilerine şikayet ediyorlar. Şikayet konuları şudur… Devlet daireleri… birbirlerinin sorumluluk alanlarına müdahale ediyorlar. İstanbul halkı…
yakıt bulamıyor. Kış kapıda… ihtikar var. Dolayısıyla yolsuzluk yapanlar var. Vurgun yapanlar var. Her şeyden… ötesi… bir askeri vesayet var diyorlar. Bu şikayeti yapıyorlar. Olduğu için bu şikayete bulunuyorlar. Peki kimi kime şikayet ediyorlar?
Kendilerini kendilerine şikayet ediyorlar. Aslında… herhalde bir çıkış yolu olsaydı… benim kanaatim odur… belki bırakıp gideceklerdi. Çünkü bir çıkış yolu yok artık. Yani mademki… bu sorumluluğu yüklendiniz… işte nereye kadar gidebilirse… Hüseyin Kazım Kadri tahtçıdır kendisi de. Onun…
hatıraları da neşredildi. Yani 1992’de neşredildi. Onun tespitidir, önemli bir tespittir. Daha sonra… büyük Türk lügatini yazacak olan kişidir. Okumuş, yazmış Kadri Paşa’nın oğlu Hüseyin Kazım Kadri. Diyor ki aslında… Birinci Dünya Savaşı şayet olmasaydı… yani…
savaşa katılmasalardı… itaat ve terakit çoktan dağılırdı. Savaş… itaat ve terakitin ömrünü uzatmıştır. Bu bir itirafta kendiler… Aslında hocam birçok despot, tiran… iktidar mühletini uzatmak için dış düşman yaratır veya bir harbe sokar milleti. Aslında bu ömrünü uzatmak için çok alışıla gelmiş bir usuldür. İttihatçıları için de bu hükmün cari olduğunu görüyoruz. İtiraf ediyorlar bunu.
Şimdi… 4 Temmuz’da… 3 Temmuz’da Mehmet Reşat vefat edecek. 4 Temmuz 1918’de… Vahdettin Veliat-ı Saltanat olması hasebiyle… Mesela ondan önce Kemalettin Efendi vefat ediyor, meşrifiyetin ilanından önce vefat ediyor. Veliat-ı Saltanat’ta. Onun yerine Yusuf İzzettin Efendi, Abdülaziz’in oğludur. 1916’da… o da intihar süsü verilerek hayatına son verilecektir. Çünkü ondan da itaatçılar hazretmiyorlar. Yani… Yusuf İzzettin’den de hazretmiyorlar. Hocam Çanakkale’de teftiş esnasında eldiveniyle Enver Paşa’ya vurduğu iddiası da var. Askeri eğitim de görmüş birisidir. Onun ikinci bir Abdülhamid olabileceğinden endişe ediyorlar. Vahdettin’den de hazretmiyorlar. Vahdettin…
4 Temmuz 1918’de… Saltanat’ı devraldığında aslında devlet çökmüştür. Çünkü… 4 ay sonra Monduruş Mutarekesi imzalanacak. 8 Ekim 1918’de de Talat Paşa hükümeti istifa edecektir. Ahmet İzzet Paşa yerine geçecek. Yani bir zamanlar… Enver’e yol açmak için…
baskıyla harbiye mezaatinden aldıkları Ahmet İzzet Paşa’ya muhtaç olacaklardır. O… Sadrazam olacaktır. Kendi hatıralarında söyler. Feriadımda. Feriadımda der ki… Evet hükümet başkanlığı… önemli bir mevkiydi, bir makamdı. Belki ülkenin bu bataklıktan, bu çöküntüden belki…
kurtarmak noktasında… bir hizmetim dokunabilir diye kabul ettim der. Aslında iddiaçlarının başka bir hesabı var. Kendilerine göz yumacak. Dolayısıyla… çıkacaklarsa yurt dışına… bu zemini hazırlayabilecek… bir sadrazama ihtiyaçları vardır. Sadrazan da Ahmet İzzet Paşa’dır. Onun çok güzel bir… cümlesi var. O cümle şudur yani o 25 günlük sadrazamlığı döneminde…
bu cümleyi sarf etmişti. Feri adında da bu vardır. İnhitat-ı dövel bi irtifayl esfel. Yani devletlerin… çöküşü… sefiller sefili insanların yükselişiyle… ters orantı. Böyle görüyor. İnhitat ve terakki… kadrularını bu şekilde görüyor. Şimdi… ilk yaptığı iş… Vahdettin’in… Harbiye Nazırı…
başkumandan vekili Enver Paşa’nın o başkumandanlık vekaletini… üzerinden almak olacaktır. Çünkü başkumandan zaten sultan olarak benim. Başkumandan vekili… unvanını ondan alacaktır. Çünkü ondan önce… çok… butantan bir unvanı var. Damadı Hz. Şehriyari… Harbiye Nazırı… başkumandan vekili… Enver diye imza atıyordu.
Arşiv belgelerinde de böyle görürsünüz. İmzası da çok okunaklıdır. Enver diye… atar. Sadece Enver ismi okunur, rahatlıkla okunur. O… başkumandanlık vekaletini üzerinden alacaktır. Yine… Tarık Mümtaz Göztepe’de de bu vardır. Çağıracaktır… saraya.
Hem bizim hanedanımızı batırdın, hem ülkeyi… hanedanı lekeledin… hem ülkeyi batırdın diye azarlayacaktır kendisini. Ama iş işten geçmiştir. Çünkü ordu namına… artık… bir askeri birlik söz konusu değildir. Kağıt üzerinde… evet… Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı askeri… 8 ordu numara olarak, 8 ordu şeklinde… numaralanmıştır ama tabii bu…
askerler erimişlerdir, ordu erimiştir birlik namına, silah namına. Hatıratlarda… bunu çok rahatlıkla görebiliyorsunuz. Aslında kitaplar da yazıldı bu hususta. Savaş boyunca… Almanya’dan alınan silahların miktarı 100 bin vagon… silah alınmıştır. Bir elimizle para…
bekliyoruz, bir elimizle silah bekliyoruz. İşte Krupp Mauser Silah Fabrikası… o sürekli çalışıyor. Şimdi bir ülke düşününüz ki… askeri askerini… dışarıdan aldığı silahlarla teçhiz ediyor, donatıyor. Evet. Hangi milletten alıyorsanız alın. O milleti 10 adım geride takip etmiş olursunuz. Ki subaylarını da oradan ithal ediyor. Kesinlikle.
Bu bakımdan Vahdeddin… onun için çökertilen bir tahtın varisidir. Muhtemelen… Yusuf İzzetli Efendi… intihar etmeseydi ki 1857 doğumlu, yani… Vahdeddin’den 4 yaş büyüktür kendisi. Belki… bu çöken tahtı… Yusuf İzzetli Efendi devralacaktı. Bunun için de…
ayrı bir bahistir, ayrı mevzudur. Demin siz bir soru sormuştunuz. Aslında… istiddat kavramıyla… itaat ve terakki kendi hatalarını ürtbas ediyor. Devri sabık yaratıyor. Kendi hatalarını… ürtbas ediyor. Ve… unutmamak lazımdır ki…
Abdülhamid’le ilgili… yazılanlar, çizilenlerin tamamı… Abdülhamid sonrasındadır. Basın… eleştirmiştir, basın bir algı oluşturmaya çalışmıştır… gazeteler ya da risalelerle. Vahdeddin de böyledir. Onun öncesinde… bir beklenti vardır. Mesela Süleyman Nazif’in… çok güzel bir yazısı var. Vahdeddin…
tahta çıktığında aslında… Abdülhamid sonrasında keşke… taht sırası kendisinde olsaydı. Tahta çıkmış olsaydı. Buradan şu ortaya çıkıyor. Ben her zaman söylüyorum, herhalde… güçlü bir… padişah olsaydı, muktedir bir padişah olsaydı… belki Ember Paşa olmayacaktı. Belki Talat… Paşa da olmayacaktı.
En iyi ihtimal, en iyimser bir ihtimalle… muhtemelen bir vilayetin posta baş müdürü… belki olabilirdi. Bu çok önemlidir. Ahmet İzzet Paşa’nın o sözü de… aslında buna vurgu yapıyor. Yani, in hıtaatü d-dövel bi irtifail ezfel… o cümlesi… buna vurgu yapıyor. Bunu iyice değerlendirilmesi lazım. İthat ve terakî ile ilgili yazılan kitaplar, devasa…
tezler… teker teker şahıslarla ilgili… hem Cemal Paşa ile hem Talat Paşa ile ilgili… doktora tezlere hazırlandı. Doğrudan doğru itaat ve terakî konu alan… tezler de hazırlandı. Sadece belgelerdir. Yani şu tarihte koruldu, şöyle koruldu, şunu yaptılar, bunu yaptılar gibisinden. Aslında… arka planına bakmak lazım. Siyasetleri… uygulanan politikaları… eleştirel bir gözle…
sakin bir biçimde… masaya yatırmakta yarar var. O şekilde ancak… tarih anlaşılabilir. Bir de tabii tarihimizde… sohbetin başında da, öncesinde de bahsetmiştik. Bilhassa bizim yakın tarih… Evet, algı üzerine oluşturulmuş iki kutubi bir tarihtir. Yani… ideolojik kavganın…
meydanıdır, cevvelen gâhıdır.