Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – Ehl-i Sünnet’in Vasıfları Hakkında – Cumartesi Sohbetleri (10)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=H_Wto2FD1rk.
Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebi aslında bir devlet mezhebidir yani geçmişten itibaren. Bu böyledir. Yani Şia gibi devletin karşısında bir organizasyon değildir. O yüzden zaten… Belki de bu refleksle hep devletten bir şey bekledik. Meliklerin mezhebi diye bilinir. O yüzden de büyük kitlelere hitap etmiştir. Geçmişte de bugün de ümmetin %85-%90’ı bu yol üzere devam ederler. Neden? Çünkü siyasi istikrarı önemser. Evet. Siyasi istikrarı önemser. Anarşiden değil, düzenden. Evet, düzenden yanadır. Dolayısıyla ulemanın siyasetten bağımsız bir şekilde öyle sesini yükseltmesi bu konjöktürde kolay değildir. Doğru da değildir zaman zaman. Çünkü fitne vesilesi olur. Evet. Anlatabiliyor muyum? O nedenle, o nedenle siyasetten birgane olarak bunu devam etmek kolay değil. Ama ilme hali dediğim şeylerde bilirsek, bunun belli ölçüde sürdürülebilir ve hayır üretebilir, iyi şeyler üretebilir hali getirebiliriz. Evet hocam.
Ama son bir soru ile kapatmak istiyorum. Siz de bir nevi bana mesaj vermiş oldunuz aslında, sünnilik ehli sünnet meselesine girerek. Ana akım olarak tanımlayabiliriz. Siz de öyle vasf ediyorsunuz. Fakat öyle bir şey ki herkesi tenseye ederek söyleyeyim. Her türlü fıskı fücuru işleyip, ama işte kalbim temiz dercesine her şeyi söyleyip bunu ama sünniyim şeklinde de bir şey oluyor. Burada ehli sünnetin sünniliğin tarihten günümüze kadar farklı bir gelişi var. Fakat çağdaş İslami akımlar bu acıhesinde söyleyecek olursak sünnilik evriliyor mu? Bir yere doğru mu gidiyor? Değişiyor mu? Yoksa bu olmakla beraber içinde hala tutmaya çalışanlar var mı? Veya değişmeli mi? Yok değişmeli diyemeyiz yani. Diyelim ki gerek de yok böyle bir şeye. Bu yani ana cadde. Ana cadde olduğu için geniş. Evet. Geniş caddelerin tamamen insanlar çoğunlukla ortasından giderler. Ama caddelerin de bir barikati var değil mi? Sağında veya solunda oraya sürtünerek giden insanlar da olacak. Ehli sünnet vel cemaat bunu tolere etmiştir. Yani kenarda duvara sürtünerek caddeden yürüyor. Öbür tarafa düşmen şeyi de var yani. Bu da sünnilik içinde belli ölçüde tolere edilmiştir. Ama alimler kaideleri koymuşlar. Kaideleri koymuşlar. İşte Kuran’a bakışımız şu, peygamber inancımız şu, kadere bakışımız şu. Ve sünni olmayan inançları ve pratikleri de tek tek belirlemişler. Mesela Hz. Ali’ye bakış, yani Hz. Ali dört halife içinde dördüncü sıradadır yani. Bunu bire getiremezsiniz. O zaman sünni olmazsınız. İşte devlete isyan, İslami devlete isyan. Eğer bunu ilke edinirseniz siz artık sünni değilsiniz.
Kader hususunda tümüyle insan özgürdür derseniz siz artık sünni değilsiniz. Yani burada ana kaideler var ama onun detaylarına dair etrafta sürtünerek giden insanlar var. Bunu da kuşatmak zorundayız. Ehl-i sünnet vel cemaat. Bugün Ehl-i sünnet içinde müteassıp bir kesimin benim durduğum yer Ehl-i sünnettir demesi aslında Ehl-i sünnet anlayışına terstir. Tam da bunları ima ederek sordum. Sünniliğin farklı varyantları mı ortaya çıkmaya başlıyor belli kaygılarla? Şimdi baktığımızda yani bu kitapta da bir sürü akımlar özellikle Hint coğrafyasında ben anlattım. Türkçelilerin pek tanımadığı akımlar ama büyük akımlar yani milyonlara hitap eden akımlar. Hepsi kendilerine Ehl-i sünnet vel cemaat ismini takıyorlar.
Biz onlara bir elviye diyoruz ama onlar Ehl-i sünnet vel cemaat diyor mesela. Ama diyo bendiler de kendilerine Ehl-i sünnet vel cemaat diyorlar. Birbirleriyle rakipler kavga ediyorlar. Hangisi Ehl-i sünnet? Yani bunu birbirlerini veya selefiler yani en basitinden kendilerini tam merkeze koyuyorlar. Onun dışında yine ehl-i bidat oluyor. Ya bu kabul edilebilir bir şey değil.
O yüzden Ehl-i sünnet vel cemaatin bir defa geniş cadde olduğunu kabul etmemiz lazım. Kendi durduğumuz yer Ehl-i sünnet şey değildir. Ama Ehl-i sünnetin prensipleri de öyle larç, geniş, lakait değildir. Çektikçe çekilmiyor. Bellidir.
Ama işte dediğim gibi etrafta da insanlar olacak. Bunları da mümkün olduğu kadar içlemek lazım. Ehl-i sünnet tekfiri öncelemeyen bir mezhep olduğu için mezhebi biz alışkanlık olarak kullanıyoruz aslında.
Meshep demek de Ehl-i sünnet için çok daraltıcıdır yani ana akım, ana bünyâ, İslam’ın ana bünyâsı. Bu noktada içlemeci, dışlemacı değil. İçlemeci olması lazım. Ehli kıble tekfiri edilemez anlayışı bu içlemecinin en önemli argümanlarının bir tanesi mesela. Yani o zaman siz kaygı duymuyorsunuz hocam en azından müstakbel için bağlanmıyor. Ama Ehl-i sünnet hassasiyetinin kaybedilmemesi lazım. Yani işte bizim ilahiyat çevresinde özellikle çok mezhepler üstü din anlayışı, ortak tevhid anlayışı filan ben bunlara pek tahammül edemiyorum. Yani bunun ismi Ehl-i sünnet vel cemaat. Böyle şemsiye bir kavram varken. Tabii bu kavram varken işte ortak İslam zemini filan türünden ne olduğu belirsiz kavramlara tevessül etmemek lazım. Yani Ehl-i sünnet vel cemaat zaten tekfiri çok şey kullanıyor, kısıtlı kullanıyor. Ehli kıble diyor. Ehl-i sünnet dışına sizi itiyor.
Ama siz temel prensiplerde İslamiyat üzere iseniz sizi yine Müslüman kabul ediyor. Ama sünnilik dışında.
Şia’ya bakışımız gibi, hariciliğe bakışımız gibi.
İlk Yorumu Siz Yapın