Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – İlahiyat-Cemaat Münasebetleri – Cumartesi Sohbetleri (10)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-EcCW4gOxjA.
Cemaatlerde şimdi iki türlü bir refleks var bu hususta. Bir taraftan bazı cemaatler işte yani bizim özelimize karışmayın, bizi afşe etmeyin. Özellikle şimdi değil de daha önceki sıkıntılı siyasi zamanlarda. Yani bu tür kitapları daha önce benzerlerini kimler yazmış, işte Faik Bulutlar filan yazmış bir nevi polis kayıtlarına bakarak, istihbarat kayıtlarına bakarak, bunlardan cemaatler haliyle hoşlanmıyorlar.
Onların mahremlerine. Sonra ilahiyat, birtakım ilahiyatçılar özellikle din, sosyolojisi bölümleri bunu çalıştırmaya başlayınca, aynı tepkiyi yine verdiler. Ya bizim, şey yapmayın yani, bizi afşe etmeyin şeklinde bir müteassıp yaklaşım vardı. Şimdi burada bir önemli bir kırılma noktası Ruchend Chakar’ın ayet ve sloganı oldu. Ayet ve slogan cemaatleri böyle tabi benim gibi akım olarak tasnif etmedi ama 1990’larda onları tanıttı.
Tanıtırken tabi kendi açık kaynaklara bakarak ve tanıdıkları üzerinden irtibat kurarak ve kendi bildiklerinin o kitabına yansıtarak bunu yaptı. Bu seferde cemaatler, yani niye biz o kitapta yokuz şeyine de girdiler.
Yani nihayetinde o kitaptaki cemaatler, İslami camia’yı temsil eden cemaatler, orada olmayanlar bir nevi yok sayılıyor gibi bir hava da oldu. Ya bir taraftan bize dokunmayın, bizi araştırmayın, bizi konu etmeyin ama bir taraftan da bizi tümüyle de görmezden gelmeyin, biz de varız.
İki türlü anlayış. Hem ilahiyat fakültelerinden başlayan araştırmalara da bu yansıyor. Tabi ilahiyat araştırmaların, akademik araştırmaların şundan farklı olması lazım. Yani onlar bir istihbarat raporu değil, istihbaratçılar 80-90 yıldır bu işleri yapıyorlar zaten İslami camia hakkında raporlar tutuyorlar. Bir akademik araştırma bu değil zaten. Akademik araştırma özellikle açık kaynaklara dayanarak, yani onları kendileri ne yazmış, ne konuşuyorlar, ne yapıyorlar, dışarıdan bir gözlemci olarak bunu bilimsel olarak aktarmak, onların referanslarını ortaya koymak.
Bunda herhangi bir sıkıntı yok cemaatler açısında. Cemaatler, bir de ilahiyatçıların bu işi ele alışından da şu açıdan gazisi oluyorlar.
İlahiyatçılıkta bir şey var. Yani hani milli eğitim bakanını ne demiş, öğrenciler olmasa bu bakanlığı ne güzel idare ederim, okullar olmasa demiş ya. İlahiyatçılar şöyle bir zihniyete sahip, cemaatler olmasa bu din ne güzel araştırılır, ne güzel incelenir. Böyle bir dünya yok. Böyle bir dünya yok. Yani Peygamberimiz vefat ettikten sonra, Kur’an-ı Kerim’de tamamlandıktan sonra sahabe arkasından tabi-i nesli, Kur’an’ı anlarken, İslam’ı anlarken, Peygamberin sünnetini aleyhisselam anlarken tabii ki farklı anlamışlar yani.
Kültürlerinden kaynaklanan sebeplerle, aklı kullanmalarından kaynaklanan sebeplerle ve yavaş yavaş ihtilaflar oluşmuş. Sonra da ihtilaflar ikinci, üçüncü yüzyılda kurumsallaşmaya başlamış. Kimisi cemaat olmuş, kimisi daha ileri giderek kalabalıklaşmış, mezhep haline dönüşmüş. Şimdi ilahiyatçının beklediği bir dünya yok. O nedenle böyle cemaatlerin olmadığı bir din de yok. Haliyle ilahiyatçı bunu da göze alarak dine bakmak durumundadır. Yani cemaatlerle beraber bu dini anlamaya çalışacak.
Öbür tarafta böyle bir akademik gayretin meşgulluğunu kabul edecek cemaatsel tarafta. Yani nihayetinde bu da bir şeydir, bilimsel bir araştırmadır.
İlk Yorumu Siz Yapın