Prof. Dr. Ömer Türker – Müslüman Düşünürlerin Dönemlerindeki Meseleleri Aşmaları

Prof. Dr. Ömer Türker – Müslüman Düşünürlerin Dönemlerindeki Meseleleri Aşmaları videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=NqgtoVeCAeg. Bunun bir tane kuralı var ya açıkçası. O kural da şu. Bir dönemde cari olan bilimsel miras, belirli bir akademik cemaatte toplanmadığı sürece bu başarılabilir bir şey değil. Basit bir kuralı var. Bizim üniversitemiz, dünyada cari olan…

Prof. Dr. Ömer Türker – Müslüman Düşünürlerin Dönemlerindeki Meseleleri Aşmaları

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=NqgtoVeCAeg.

Bunun bir tane kuralı var ya açıkçası. O kural da şu. Bir dönemde cari olan bilimsel miras, belirli bir akademik cemaatte toplanmadığı sürece bu başarılabilir bir şey değil. Basit bir kuralı var. Bizim üniversitemiz, dünyada cari olan bilgiyi temsil ediyor mu sorusuna, gönül rahatlığıyla evet verirsek, evet cevabı verirsek, biz bu sorunun üstesinden geleceğiz. Bizim sanatımız, dünyada cari olan bütün sanat akımlarını temsil etme ve aşma kapasitesine sahip bir sorusuna, bu cevabı verirsek, evet cevabı verirsek, bu sorunu çözeceğiz. Bilginin kendisi, başkalarının elindeyken, bilen sen olmuyorsun sorun bu. Bilgi başkasında bilen sensin. Yok öyle dava. Tevarüs edin, alacaksın yani. Senin elinde olacak. Gazali’yi konuşuyoruz ya,
Gazali’nin döneminde daha üst bir bilgiyi temsil eden adam yok. Gazali var. Razi’nin döneminde daha üst bir zihin yok. Razi var. İbn-i Sinan’ın döneminde, İbn-i Sinan’dan, Aristoteles’te kadar geçen dönemde İbn-i Sinan’dan daha büyük bir düşünür yok. 1500 yıl aradaki. Yani böylesine temsil gücü yüksek bir düşünür yok. Muhakkik düşünür tabii ki var. Ama temsil gücü yüksekli yok. Hele İbn-i Sinan döneminde zaten böyle bir şey yok.
Aynı şey bugün için de geçerli. Eğer bir dönemdeki geçerli kabul edilen bilgi bizim elimizde değilse, biz bu sorunu aşamayız. Dolayısıyla hocam, biz bütün süreçleri ciddiye almalıyız. Tabii ciddiye almalıyız. Bütün akademik kurumları ciddiye almalıyız. Yani bütün akademik kurumlarına destek faaliyetleri oluyor ya, bunların hepsini ciddiye almalıyız. Bu mesele aynı dünyada cari olan,
açıklama gücüne sahip olan teorilerle kavranması, eleştirel bir gözle incelenip aşılması sürecidir. Ama tabii bütün bunlar nasıl başladı sorusu da akla gelebilir. Nereden çıktı bütün bunlar? Onun da basit bir sebebi var. Bak söyleyeyim. Bunlar biz bazen böyle çok karmışıklaştık. Ha sebep basit. Müslümanlar, Hz. Peygamberle birlikte hakikatin kendilerinde olduğuna yüzde bin iman ettiler. Özgüven, itimat. Tabii itimat. Allah’a iman. Dediler ki hakikat bizde, insanlığa ulaştırılacak bir sözleri var. Buna dair tam bir imana ulaştı, yakine ulaştılar. Ve dünyanın her tarafına bu yakini götürmek için organize oldular. Ve bu inanç, önce camilerin etrafında halkalar, ardından ilim meclisleri, ardından ekoller gelenekler, sonradan kurumlara dönüştü. Bu inançtan çıktı bunun hepsi.
Yani hakikate inancı olmayan bir toplum, hakikate ilişkin bir araştırma sürecinin de peşine düşmüyor. Böyle bir şey yapmıyor. Hakikati temsil eden, hakikati anlatmayı amaçlayan bilgiler bütününü elde etme gibi bir çabanın içine girmiyor. Sebebi de bu yani bugünkü durumumuz. Yani bu biz önemli ölçüde hani bu şeyleri, bilgide bütünlüğü kaybettik. Bilgide bütünlüğü kaybedince, bilginin tahkik edilmesi yollarına dair tecrübemizi yitirdik. Bu tecrübeyi yitirince, eleştirme vasfını kaybetti. Kastı mahsus da sayıyorum bunlar. Laf olsun diye söylemiyorum yani. Eleştirme vasfını yitirdik. Eleştirme vasfını yitirince bağımlı bir zihne dönüp, hakikate olan itimadımız sarsılmaya başladı. Ama biz Müslümanız. Müslüman olduğumuz için, ne denli zayıf olursak olalım, bütün o zafiyeti devre dışı bırakmayı iltizam eden, devre dışı bırakmayı gerektiren ve bize bir vecibe olarak yükleyen bir akidemiz ve akideler etrafında örülen bir ahlaki öğretiler bütünümüz var. Bence bu şimdiye kadar bizi ayakta tuttu ve yeniden dirilme yoluna sevk etti. Şu anda hani şöyleyiz böyleyiz anlatıyoruz ya, kötü yönden bize anlatıyoruz ya. Tamam yani çok kusurumuz var ama
hayır 1800’lerdeki gibi değiliz.