Prof. Dr. Ömer Türker – Akıl-Vahiy İlişkisi
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qHI5sBYOS9o.
Şöyle bir şey var başlangıçta tabi Müslümanların elinde… Kuran ve sünnet kalınca Kuran ve sünneti anlama çabasına giriyorlar. Müslümanlar… Hakikati bilmek için elimizdeki imkanlar nelerdir sorusunu soruyor aslında. Bu tartışmayı en dakik şekilde ilk olarak……Mutezile Keramcıları yaptı. Çok erken dönemde. Ta Mutezile Keramı’nın kurucusu kabul edilen Vasıl bin At’a……hicri 131 vefatlıdır Vasıl. Vasıl aynı zamanda Muhammed bin Hanifiye’nin de……azatlı kölesi yanlış hatırlamıyorsam……talebesi, talebeli de yapıyor. Çok erken yani. Muhammed bin Hanifiye Hazreti Alinoğlu. Onun… Risale fi marifet-i tariq ilel haq. Yani… Hakka ya da hakikate götüren……yollar diye kitabı var. Adam yöntemede ayet kitap yazmış. Çok erken yani. Şimdi diyorlar ki… Bizim……bir şeye ilişkin bilgi elde etmek için elimizde kanallar nelerdir? Bir… Aklın…
Temel bilgileri var. Akıl dediğimiz evveli bilgiler var. Bedihi bilgiler, kelamcılar bunlara……başlangıçtaki bilgiler anlamında müptede bilgiler dedi. İki… Dış dünyaya ilişkin tecrübelerimiz var. Fizik dünyaya kendimize ilişkin tecrübeler var. Üç elimizde Nas var. Fakat… Şimdi… Nas… Bir dilde kendisini gösteriyor. Nas’ı anlamak için… Nasıl bir yol izleyeceğiz sorusu ortaya çıkıyor bu defa. Yani Nas bir defa bize bir veri sağlıyor gerçekten. Bir içerik var. Nas öyle……düşündüğün kaba konulmaya elverişli bir şey değil. Aynı zamanda yönlendirici bir şey. Yorum bu manada iki yönüdür yani. Bir yandan Nas tarafından… Yorumlayana… Bir yandan da yorumlayan tarafından Nas’a giden iki temel hareketi vardır. Nas bize bilgi veriyor. Peki bu Nas’ı nasıl anlayacağız? Nas’ı anlamak için olgunun kendisini araştırmak gerekiyor. Bazıları dediler ki dil izahı yapmamız yeterlidir.
Bazıları dediler ki… Olgunun kendisini araştırmalıyız. Nas neden bahsediyor? Diyelim ki sipariş hakkında mı? Sipariş hakkında nedir? Bunu bir ortaya çıkaralım dediler. Olgunun kendisini araştıracağız. Olgunun kendisini araştırdıktan sonra… Olguya ilişkin hükmün ne olduğunu Nas’tan çıkaracağız dediler. Dolayısıyla… Müslümanların Nas’ı anlama çabası… Aynı zamanda… Var olanları kavrama çabasının bir parçasına dönüştü. Biraz önce söylediğimiz…
Kelam geleneği, tasavvuf geleneği, sonradan eklemlerin felsefe geleneği… Nas’ı anlama süreci olarak kurguladığı bütün yaptığı her şeyi aynı zamanda. Nas böyle anlaşılır diye baktılar yani. Nas da muamelleri bu. Nas kurucu bir unsur. Nas böyle bir… Burada tabii bir şey anlamamız lazım. Yoksa mesele tam olarak kavraması çok güç bir şeye dönüşüyor. Biz Kur’an-ı Kerim’in bir metin olduğunu düşünürüz.
Kur’an-ı Kerim bir metin değil. Aslında Kur’an-ı Kerim bir dilde ifade edilmiş ama… Teknik anlamıyla bir lafız da değil aslında. Çok teknik anlamıyla. Bu sebeple Kur’an’ı anlamanın… Muhtemelen sayısız yolu olduğunu düşündü İslam ümmeti. Mesela diyelim ki… Kur’an… Tecrübe edilen bir şey aynı zamanda. Her bir harfi veya her bir… Cümlesi tecrübe edilen bir şey.
Yani bir salik size Kur’an’ı… Sülük’ün aşamaları olarak anlatabilir. Bir mütekelleb-i Kur’an’ı… Bir yönüyle… Mevcutları… Araştırma sürecinin… İlahi keram tarafından dire getirilmiş ilkeleri olarak anlatabilir. Bir filozof eşyanın hakikatini yani botanikten metafiziye kadar, meteorolojide metafiziye kadar… Eşyanın hakikatine ilişkin… Araştırma neticesinde elde edilen külli idrakın… Peygamber tarafından… Kamusallaştırılması olarak anlatabilir. Mesele bir dil meselesi değil yani sadece. Bu açıdan… Değerlendirirsek… Kur’an tabii ki inşa edici. Nas yani genel olarak inşa edici bir işleve sahip. Yani hocam buradan şunu anlıyoruz. Bu üç gelenekte felsefede, kelamda, tasavvufta,
akıl vahiy ilişkisinde yani naslarla olan ilişkisinde çok farklı şekilde yaklaşıyorlar mesele. Tabii farklı şekillerde yaklaşıyor. Bu da büyük bir zenginliktir en nihayetinde yani en ahmayana tabirle söyleyelim. Çünkü tek bir sınır içerisine yani herkes felsefi düşünecek, herkes kelamı düşünecek ve herkes sufiye aynı düşünecek diye bir kaide yok. İsteyen işte İmam Gazali’nin de ifadesi gibi sana yetiyorsa… Oradan yürüyüp devam edebilirsin şeklinde söyleyebiliyoruz.
Öyle söyleyebiliriz. Bunlar bizim için hatta modern dönemden bakıldığında bizim için bir imkandır aslında. Yani 4. yüzyıldaki insanların kavgaları bizim kavgalarımız değil. Bunu doğru kurgulamak lazım yani. Yani Gazali ile İbn-i Sinai kavga etmiş olsun. Yani onların kavgası bizim kavgamız değil ki. Bir de taraf tutmak bizim üretimde değiliz yani. Değiliz değiliz. Bizim için bütün bunlar İslam ümmetinden bize intikal eden miras. Böyle bakmak lazım.
Yani bu mirasın bir kısmını beğeniriz bir kısmı. O bizim kendi araştırma sürecimizin sonunda olabilir. Bu kişiliksiz olmak anlamında değil ama. Tarafsız olmak, tavırsız olmak anlamında değil. Öyle bir hataya düşmeyelim. Taraflı ve tavırlı olabiliriz. Ama bir hissiyat Tevarüs edilmez hocam. Bu yanlış bir şey. Hissiyat tevarüs edilebilir bir şey değil. Herkes kendi çadırını kendi kuruyor. Çünkü kimse kimse adına düşünemiyor. Yani Gazali bizim adımıza düşündü. Ebû Suud bizim adımıza hüküm verdi. İmam Azam bizim adımıza şunu. Öyle bir şey yok. Her nesil kendi çadırını kendi kuruyor. Tembelliğin alemi yok yani. Hocam biz işte bunu şimdi ben tarihçi olduğum için tarih dediğimiz şey bize gerçekten hakikati verseydi. Her 50 senede bir tarihçi çıkardı. O yazardı tarihi. Tamam yani. Tarihçi yeterdi. Söyleriz.
Sonra deriz ki her nesil kendi tarihini baştan yazmak mecburiyetindedir.
İlk Yorumu Siz Yapın