Prof. Dr. Ömer Türker – Osmanlı Döneminde Kelâm, Felsefe ve Tasavvuf
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=tLTxJJ0X_W4.
Osmanlı döneminde tabi Osmanlı hocam dönemin en büyük devleti bu sebeple Osmanlı İslam düşüncesinin bütünlüğünü tevarüs etmiştir. Yani hem keram geleneğini hem felsefe geleneğini hem tasavvuf gellerini tevarüs etti. Bunların her birisinin tahsil edildiği kurumlar var. Medreseler güçlü. Özellikle Osmanlı Fatih döneminden itibaren yani müstakil bir yapıya kavuşuyor.
Çünkü Fatih döneminde son yapılan araştırmalara göre büyük bir yatırım gerçekleşiyor. Mesela Selçuklular da bu kadar yok. Yani bu kadar büyük bir iktisadi destek yok. Fatih dönemiyle birlikte medreseler falan çok büyük bir finansta kavuşuyor. Dolayısıyla Osmanlı alimleri herhangi bir yere gitmeden Osmanlı toprakları içerisinde yetişme imkanı buluyorlar. Hatta dışarıdan da alimler bu destekten dolayı gelmek zorunda. Geliyorlar buraya. Yani Ebussut hiçbir yere gitmeden yetişiyor. Kemal Paşa zade öyle, Taş Köprü zade öyle. Bilgi 15. 16. 17. yüzyıla kadar burada temörküz etmiş artık. Buradan daha güçlü bir başka bir herkes yok bizim şu andaki bilgilerimiz doğrultusunda. Burada tabii razi genleyen takipçileri var. İbn Arabi genleyen takipçileri var.
Tasavvuf ve tarikat kültürünün en yüksek temsilleri burada. Yani İstanbul merkezli olarak ancak değerlendirebiliyoruz. Dolayısıyla Osmanlı parçalı değil. Osmanlı İstan medeniyetinin bütününü temsil ediyor. Osmanlı’nın bir yönü daha var yalnız. Özellikle Timurlarla paralel bir şekilde zikretmek gerekir fakat Osmanlı daha kalıcı ve sürekli oldu. İstan medeniyetinin aynı zamanda hakikaten bir usluh ve yaşam tarzı haline geldiği dönemdir Osmanlı. Yani sadece bilimsel mirasın bütün olarak tevarüs edilip inceltildiği değil, aynı zamanda medeni hayatın da iyiden iyi incelediği usluh haline geldiği bir dönemdir. Bu uslubun bir karakteristiği var başka toplumlarda bulunmayan. Diğerlerinde yok bu mesela. Düşüncü olarak var ama uslub bu kadar ortaya çıkmamış. Osmanlı’da tasavvuf, kelam ve felsefenin de mezcedildiği bir uslub var. Tasavvufun üst anlatı olarak tepede bulunduğu.
Vahdedi vücudun tasavvuf derken asıl. Vahdedi vücudun üst metafizik perspektif olarak tepede bulunduğu. Kelam ve felsefenin bu perspektifi besleyen, aynı zamanda ona destek olan bir yaklaşım olarak daha altta bulunduğu. Organize edilen hayatın da bu bakış açısıyla inceltildiği ve fıkıh tarafından yönetildiği bir dönem, bir devir Osmanlı. O nedenle dilde incelme olmuş, uslub çok incelmiş, güzel sanatlarda çok gelişme kaydedilmiş. Sebebi bu. Yani üç perspektif, kelam, felsefe, tasavvuf perspektifi buna yaşam formunu dikkate alacak olursa fıkıh eklemek gerekiyor. Bunlar tamamıyla Osmanlı’da bir uzunca bir süre yani 50 yıl 100 yıl gibi değil yani. 400 yıl gibi bir süreçte bir yaşam tarzına dönüşmüş. Bu hiçbir devlette daha öncesinde bu kadar kalıcı ve bu kadar kucaklayıcı değil yani. Osmanlı’nın bu manada bir farklılığı var tabi. Yettiği de bir miras bizim için. Tabi bizim için ciddi bir miras. Ama biz bu âlimlerin şeyine sahip değiliz şu anda. Mesela Taş Köpürzade gibi bir adamımız yok bizim. Yani bu neşveyi ve bu inceliği önemli ölçüde dilimiz yitirdi, yaşantımız da barındırmıyor bunu yani.
Bunu anlamak da zor. Bu şey değil abi konuşuyoruz böyle de. Hayır böyle bakışta hemen böyle akademik olarak iki çalışma yapıyor.
Öyle bir şey değil bu. Yaşam tarzını değiştirmeyi gerektiren bir derinliği var bunun. Bunu anlamak güç gerçekten yani.
İlk Yorumu Siz Yapın