"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmed Fatih Can – Aydınlanmanın Osmanlı’ya Daha Sonraki Yansımaları

Mehmed Fatih Can – Aydınlanmanın Osmanlı’ya Daha Sonraki Yansımaları

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GDElc0nX_Sg.

Ve Şinasi diye bir adam mesela, 2. Mahmut devrinde değil mi? Önemli bir gazeteci, şair, yazar. Şair evlenmesi adlı tiyatro tekstinde dini değerlerle, dini hislerle dalga geçebilecektir. Bu Osmanlı cemiyeti için olağanüstü bir hadise. Tabii tabii, daha 1830’larda yani.
Tabii. Mesela Osmanlı cemiyetinde mahallenin ve köyün lideri durumundaki imamlarla, hocalarla çaktırmadan dalga geçebilecektir. Ama en önemlisi de Mustafa Reşit Paşa’yı, Mustafa Reşit Paşa’yı Şinasi, modern… Medeniyet Resulü olarak. Batı medeniyetinin, modern Batı medeniyetinin peygamberi olarak ilan eden bir kaside yazdı biliyorsunuz.
Yani bu şeyler böyle başladı. Daha sonra bu ünlü hanım yazarlarımızdan Münevver Ayaslı var biliyorsunuz. Bu Münevver Ayaslı’nın kayınpederi Sadullah Paşa, Sadullah Rami Paşa Viyana Sefareti’nde sefirdi. Onun 19. Asır isimli şiirdeki ifadesi, bu abartının, bu cesaretin, cüretin nerelere kadar geldiğini çok iyi bir ifade etmesi bakımından
onu paylaşmak isterim. Diyor ki 19. Yüzyıl adlı şiirinde, şuraya not almıştım, bu şiirleri pek hakikaten tutamıyorum. Ama şuradaydı bir saniye. Evet buldum. Çünkü önemli, orijinalitesini bozmak istemiyorum. İfadeler çok mühim. Bu Münevver Ayaslı’nın kayınpederi Sadullah Rami Paşa 19. Asır şiirinde şöyle diyor.
Zaman zamanı terakki, cihan cihanı ulûm, olur mu cehri lebekayı cemiyet? Yani demek pek doğru değil ama artık ilerleme çağındayız. Bütün dünyada artık ilim geçerli, bilim geçerli, artık cehaletle cemiyet ayakta kalabilir mi diyor. Buradaki cehaletten kastı din, İslam. Aslında Kant’ın sözünün bir nevi bir ifadesi gibi.
Hepsi zaten Kant’ın ifade ettiği diğer aydınlanma felsefecilerinin fikirlerini kendi ifadeleriyle dönüştürerek zaten nakletmişler. Şimdi burada çok enteresandır tabi bu yalısı da vardır beyler beyinde biliyorsunuz. Hayâşlı yalısı diyebilirim. Sadullah Paşa yalısıdır o.
Arada kalmışlığın, kısılmışlığın bir tarafta İslam kimliği, Osmanlı kimliği, Paşalık, Osmanlı Devleti’nin sefiri olmak bir taraftan bu aydınlanma felsefesinin zehirlediği zihniyet yapısı neticesinde bunalıma girerek biliyorsunuz Viyana’da intihar etmiştir. Beşir Fuat gibi. Beşir Fuat da biliyorsunuz intihar etti.
Beşir Fuat bizim ilk pozitivistlerimizden bir tanesidir ve gözyaşını bile hissiyattan adetmeyerek fizyolojiyle izah eden garip bir şahsıdır. O da intihar etmiştir. Daha enteresan bir şey var. Aklın o büyük sahirinin icazi yönünde batıl geçecek yerlere hüsranla inandım diyen tevfik fikret. Bu tevfik fikret Osmanlı ayrımları için tırnak içerisinde amentü yazacak kadar ileri gitti.
Haluk’un amentüsünde değil mi? Osmanlı ayrımları için amentü yazdığını zannediyordu. Fakat tabii tarihin garip bir cilvesi. Oğlu Haluk, bilim kilisesinin tırnak içerisinde, bu tabir bana ait değil, Paul Feirebann isimli düşünce ait.
Bilim kilisesinin, yani bir protestant kilisede papaz oldu. Bilim kilisesinin aydınlanmacı, misyoneri olmasını beklerken oğlu Haluk’un o bir kitle protestant kilisede papaz oldu. Ve tevfik fikretin bütün dünyası yıkılmış oldu. Cevat Akşitocu onunla ilgili ömrünün sonlarına doğru hidayet nasip olduğunu ifade etmişti bir televizyon programında.
Onu da tırnak içerisinde ifade edeyim. Tabi bütün bu din karşıtlığı merkezi, merkezinde din karşıtlığı olan bu aydınlanma düşünürlerini aslında asıl baba kabul ettikleri, millatten önce 99’da 56’lı yıllar arasında yaşamış Nucrethus’un eşyanın tabiatı üzerine adlı bir şiiri var. Bunların temeldeki en önemli, en çok üzerine hurgü yaptıkları şey bu şiirdeki şu cümle. Tantum religiop potruid suade rema lorum. Yani din işte böyle kötülüklere yora çarır. Bütün aydınlanmacı düşünceler, düşünürler, aydın kendisine aydın sıfatına uygun görenler, dinin aslında dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı olduğunu ifade ederler.
Peki hocam bu gibi fikirler Osmanlı cemiyetinde Neşmülema’yı bulurken ulema veya başka minavar ve mütefekirler tarafından nasıl tepkiler, karşılıklar geldi?
Tabii o da işin mesela bizim bu fikir tarihimizde, düşünce tarihimizin çok aslında muhteşem bir safısıdır. Bütün bu aydınlanma felsefecilerin kitaplarına, görüşlerine, fikirlerine, makalelerine ve propagandalarına karşı ciddi isimler, büyük alimler, muhteşem eserler, muhteşem cevaplar üretmişlerdir.
Mesela İsmail Fenin Ertuğrul’un Maddiyûn mezhebinin İzmirlali kitabını buna misal verebiliriz. İşte İzmirli İsmail Hakkılar, Harpudizade Mustafa Efendiler, Ahmet Cevdet Paşalar.
Bütün bu daha şimdi isme aklıma gelmeyen birçok zevatta bu Dehriyûn, Maddiyûn ve zındıklık, mülhidlik ve mürtetlik olarak tarif ettikleri bu fikirlere karşı hakikaten aşılamaz setler oluşturabilecek eserler üretmişlerdir.
Yani o saha boş kalmış değildir Osman’da. Bu mücadele verilmiştir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir