"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmed Fatih Can – Aydınlanmacı Düşünce

Mehmed Fatih Can – Aydınlanmacı Düşünce

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=uZyZLNohVD8.

Şimdi Tanrı’nın kilisesi tırnak içerisinde, kaybedince, mağlub olunca yerini bilim kilisesine terk etmiş oldu. Bilim kilisesinin layık papazları, misyonerleri öyle söyleyeyim, akıl ve bilimsel bilgiyi kullanmak suretiyle bu cemadat, nebatat, hayvanat ve insanat dediğimiz anas-i erbayı yeniden tarif ettiler, yeniden tanımladılar. Yusuf Kaptan Hoca’nın çok takdir ettiğim bir analizi var, diyor ki Yusuf Hoca, akıl yoluyla bilim yapılarak hedeflenen şey, marifet değil güce ulaşmaktı. Tabiatın kanunları keşfedilerek tabiat, cemiyetin kanunları keşfedilerek de cemiyet, kontrol altına alınacak, itaat altına alınacak ve sömürgeleştirilecekti. Benitekim öyle yaptılar.
Bunu nereden biliyoruz? Darwin tarihte ilerleyememiş toplumları yarı insanlar olarak terorize etti biliyorsunuz. Evet. Yani tarihte ilerleyememiş toplumlar yarı insanlardır. Dolayısıyla bunlar bizim anladığımız manada bir beşer fikri oluşturmazlar.
Şimdi aydınlanmacı felsefecilerin ve bu modanın tesirinde kalmış siyasetin, siyasanın bu tarifleri aydınlanmacıların batı dışındaki dünyayı geri kalmışlıkla
yaptılamaları, işte Darwin’in onları yarı insanlar olarak görmesi falan gibi fikirlerini, sömürgeciliklerinde tabiatı ve insanları ve coğrafyaları batı dışı dünyayı, sömürgelerinde onların zenginliklerini gasp etmelerinde bir meşruiyet kaynağı olarak gördüler, kullanılar bunu. Biliyorsunuz daha düne kadar batıda insanat bahçeleri vardı, hayvanat bahçeleri gibi. Yani bu belgesellerde de belki görmüşüzdür, izleyicilerimiz de bilecektir. Bildiğimiz işte topraklarını, bütün zenginliklerini, maddi manevi varlıklarını, sömürdükleri insanları bir de utanmadan getirip kendi başkentlerinde, şehirlerinde,
Avrupa şehirlerinde oluşturdukları insanat bahçelerinde teşhir ediyorlardı. Affedersiniz maymunlara fıstık atar gibi bunlara yiyecek atıyorlar. Bu resimleri biliyoruz. Dolayısıyla bu aydınlanmacı düşünürlerin oluşturmuş olduğu statü fikirler batının kendi dışındaki dünyayı sömürmesi için onlara güç verdi, kuvvet verdi ve meşruiyet sağladı. Aynı zamanda kendisini de bir merkez ihtiyaz etmesine de vesile olmuş olurdu. Haa tabi aydınlanmacı düşünürlerin. Enteresan fikirleri var tabi. Bunu da söyleyelim isterseniz bu bizim sınırlarımıza nasıl geçti oraya girelim. Çünkü bu aydınlanma konusu hem teorik bir konu hem de çok uzun sürebilir, birkaç program götürebilir. Uzatmak istemiyorum şahsen.
Tarihin onlara göre tarih ilericedir. Çünkü fikirleriyle aydınlattıkları çağ ve zamanlar geçmişe göre mutlak iyidir.
Çünkü siz daha baştan orta çağ, karanlık çağ kavranlarını, mefhumlarını ortaya koyduğunuz zaman kendinizi de işte beşeriyetin önüne aydınlatan kutsal halaskerler olarak tarif ettikten sonra zaten tarihin tabiatında mündemiş bulunan ilerlemeciliği bu şekilde tespit edebilirsiniz, tarif edebilirsiniz.
Tarihin ilerlemeciliği onlara şu hükmü vermelerine de sebep oldu. Dolayısıyla tarihte ilerleyememiş milletler de vardır, geri kalmış milletler de vardır.
Ve biz tarihte ilerlemiş ve fikirleriyle aydınlattığımız bu çağda mutlak, iyi ve aydınlanmış çağ olduğu için tarihte ilerleyememiş toplumlara ve milletlere de el atmamız bizim insanlık vazifemizdir, görevimizdir deyip, bunun buradan bir hümanizma fikri oluşturup, iyiliğin ve insanlığın evrenselliği kavramını oluşturup, aslında sömürge dünyasına açılmanın kendilerince mantik ve haklı bir meşruiyetin kaynağını söylemiş oldular. Bunu ispat etmiş oldular, tespit etmiş oldular. Burada aklıma direkt orientalizm geldi hocam. Bu aydınlanma ve orientalizmin sanki bir yeknesaklığı mı mevzu bahis burada?
Burada yani kendi dünya görüşlerini bir nevi kendi meşruiyetleri için oluşturuyorlar ve daha sonra diğer topraklara, tarihiyleştirdikleri, tarihte geri kaldığını iddia ettikleri toplumlara da müdahale etme kapasitesini kendilerinde vehem ediyorlar.
Kesinlikle öyle güzel bir tespit. Tabi bu kilise ve kralın sarsılmaz zannedilen otoritesini kırmanın verdiği öz güvenle kendilerini, yani batıyı, tarihin özdesi olarak görmeye başladılar.
Tarihin özdesi biziz. Burada hocam şöyle direkt kestim, affedersiniz ama anladığım kadarıyla ben tekrar edeyim eğer yanlış söylersem buyurun.
Kendi tarihi süreçlerinin bir hesaplaşması gibi bir şey fakat bizde böyle bir tarihi ve tire yaşanmamış. Bu bize nasıl intikal etti? Bu aydınlanma düşüncesinin felsefesinin ya da nedenirse bize tesirleri nasıl oldu? Nerede başladı?
Çok güzel zaten oraya geliyoruz. Asıl zaten bizim anlatmak istediğimiz mevzular, meseleler de orası ama hani dediniz ya benmerkezcilik yani tarihin özdesi olmak.
Hakikaten hani bu batı tasavvuru batılı kimlik bunlar da biliyorsunuz yani İslam dünyasına, üçüncü dünyaya batı dışındaki toplumlara bir silah olarak doğrultulan mevhumlardır. Bir batı tasavvuru oluşturuldu. Onun aydınlanma felsefecilerin görüşlerinden bir batılı kimlik ihtas edildi. Bu neyi beraberinde getirdi? Batı dışındaki toplumları ötekileştirdiler ve onları sömürmenin, onları kullanmanın, onları itaat altına almanın felsefi zeminini oluşturmuş oldular.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir