Giresun (Şebinkarahisar) – Bir Kasaba Hikayesi 29.Bölüm

Giresun (Şebinkarahisar) – Bir Kasaba Hikayesi 29.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_gofwEU51Ug. Dwight Ditz Fatih’in geçtiği yolları izledik uzun uzun, tepeleri açtık sıra sıra. Vadilere bakarken başımızdaki bulutta, gözün gördüğü yeşile benzedik, adım adım. Karahisar kalesinden ses verdik, uzakta bizi özleyenlere. Giresun’umuzun doğa ve tarihin bi’inden süzülmüş ilçesi, Şebin Karahisar’a selam getirdik,…

Giresun (Şebinkarahisar) – Bir Kasaba Hikayesi 29.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_gofwEU51Ug.

Dwight Ditz
Fatih’in geçtiği yolları izledik uzun uzun, tepeleri açtık sıra sıra. Vadilere bakarken başımızdaki bulutta, gözün gördüğü yeşile benzedik, adım adım. Karahisar kalesinden ses verdik, uzakta bizi özleyenlere.
Giresun’umuzun doğa ve tarihin bi’inden süzülmüş ilçesi, Şebin Karahisar’a selam getirdik, sevgi getirdik, muhabbet getirdik heybemizde. Tarihin her döneminde bir yerleşim yeri olarak var olan Şebin Karahisar, birçok tarihi eserin koruyucusu olmuş. Karahisar kalesi şehzadeler yetiştiren bir yer olmasının yanında, Selçuklu, Roma ve Hititlere kadar giden tarihiyle dikkatleri çekmektedir.
Dumanlı dağların arasında birbirini izleyen tepeler eşlik ediyor yolculuğumuza. Tarihi dokuyu oluşturan birçok eserden biri de Osmanlı mimarisi örneği olarak günümüze ulaşmış olan taşanlardır. 17. yüzyılda Şebin Karahisar sipahi reisi olan Taban Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır.
1915 yılından 1939 yılındaki Büyük Erzincan depremine kadar cezaevi olarak kullanılmıştır. 1939 depremiyle büyük zarar görmüştür. İlçe merkezinde yer alan Atatürk evi yöreye ait birçok aletin sergilendiği bir müzedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilçe ziyareti esnasında kullandığı eşyalar yine burada sergilenmektedir.
Ziyaretçilerini görkemli yapısıyla karşılayan Meryem Ana Manastırı duvarlarındaki fresklerle dikkatleri çekmektedir.
İLÇE KURMUNU İLÇE KURMUNU İLÇE KURMUNU İLÇE KURMUNU
Tarih, Tamsara dokuması, Giresun 50 Şegün Tarihisar ilçesinde, Tamsara mahallesinde 1800 yıllardan bu yana devam etmektedir. Zamanında Kervanyolu ile Mısır, Suriye ve İran’a buradan ürün dokuma gitmekteymiş kumaş olarak. Sonrasında 1937 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün bakanlar kuruluğuna sunduğu teklifle burada bir dokuma kooperatifi olarak devam etmiş 1950 yıllarına kadar. Sonra ürün yetersizliği bulunmamakta olduğu dönemde dokuma biraz unutulmaya yüz tutmuş.
2010 yılında Şegün Tarihisar Belediyesi’nin verdiği destekle Avrupa Birliği projesi ile dokumalar tezgahlarda yeniden altı tezgahla dokunmaya başlanmış. Sayın rahmetli belediye başkanımız Şahin Yılancı’nın yeniden bir proje uygulaması ile Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın verdiği destekle bu proje başladı. Burada devam ediyoruz 20 arkadaşımızla.
Burada Tarihi Tamzara dokumasının özelliği %100 pamuk oluşu ve su çekme özelliğidir. Burada şal, atkı, kravat, keten kumaş pamuklu kumaş dokuyoruz.
Şegün Tarihisar Belediye Başkanımızın verdiği destekle bütün arkadaşlarımızla birlikte kooperatif kuruldu. Şimdi arkadaşlarımızla devam ediyoruz dokumalara. Aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş dokumamızı Türk Patent Kurulu’na başvurusu coğrafi işaretler ürünü alarak markalaşma yolunda devam etmektedir.
Dokumaya devam ediyoruz. Atölyemizi ziyarette bulunan Tamzara Mahallesi’ndeki büyüklerimizin çocuklukluklarında, sabah saatlerinde uyandıklarında makina sesleri ile uyandıklarını ve tüm evlerden bu makinaların seslerinin geldiğini söylüyorlar. Çocukluklarının böyle geçtiğini söylüyorlar. Çok mutlular dokumamızın yeniden faaliyete geçmesinden dolayı.
Dokumayı burada açılan kurslardan, kurslu hocalarımızdan öğrendik. Daha sonrasında Usta Öğreticilik Çıraklık Okulu’na başvurduk. Usta Öğreticilik belgelerimizi aldık. Öyle devam ediyoruz. İlk başta tabii ki biraz zorlandık. İplere geçirmek, iplerle uğraşmak biraz zorladı bize ama dokumaya başladıktan sonra her gün burada olmak istiyoruz.
Herkesten kalkıp bütün işlerimizi yapıp dokumaya geliyoruz. Çocuklarımızı, bağımızı, bahçemizi yapıp buraya da yetişiyoruz. Yeni öğrenen biri için bir gün sürüyor ama biz ondan iki tane yapabiliyoruz günde. İki veya üç tane yapabiliyoruz. O hamam bürü dediğimiz yaklaşık o ilk dokuma başlamaya başlanadığımda Tamzara dokumasından büyüklerimizden, nenelerimizden kalma bir ürünlerden esinlendik.
Aynısını birebir uyguluyoruz. Gördüklerinde de çok mutlu oluyorlar. Bizim çeyizlerimizde sandıklarımızda mutlaka bulunmuyor diye söylüyorlar. Şu anda 16-17 kişiyiz. Her gün geliyoruz hafta sonu harici. Hemen hemen hepimiz ev hanımıyız. Buranın sayesinde kooperatif satılan ürünlerden, virkelin paralarından kendi dokuduğumuz ürünlerin paralarını alıyoruz.
O yüz delikli şeyini bırakıyoruz kooperatife. Geri kalanını kendimize alıyoruz. Dokuduğumuz her üründen mutlaka paralarımızı alıyoruz.
Şebin Karahisar Yağmur Soğurası Çam ve Toprak Çam ve Toprak Çam ve Toprak Çam ve Toprak Çam ve Toprak
Şebin Karahisar Yağmur Soğurası Çam ve Toprak kokusuyla büyülüyor insanı. Mengüceklerden miras Bahreddin Behram Şah Camii korunarak günümüze kadar gelmiştir. Camiye ait herhangi bir kitabe yoktur. Kaynaklar Fahreddin Behram Şah Camiisini, Mengücek Beyi Muzaffereddin Muhammed’in inşa ettiğini belirtir.
Kâgir sistemde inşa edilen yapı, kareye yakın planlıdır. Vakti camilerin arasında geçirirken Fatih Camii çağırır, Kızıl Elma’yı soranları. Vakit, çağrıların en güzeliyle kavuşturur yine yolcularını.
Hayrat ve kütüphanesiyle birçok insanın dikkatlerini çeken bu yapıya komşudur insanın kalbi.
Ben 15 yaşında başladım. 15 yaşından beri bu işimi yapıyordum oğlum. Allah’ın izniyle ondan sonra 60’a gittim İstanbul’a. Oralarda dolaştık geldik oradan. Yine geldim bu işimle uğraştım burada.
Ondan sonra da çocuklarımız geldik büyüdüler onları yetiştirdik. Allah’ın izniyle burada onlarda aynısı maranguz. Hepsi dört tane oğlan var. Bir kız çocuğuyla dört oğlan var. Onlar da yetişti Allah’ın izniyle. Onlar da çalışıyorlar burada. Hepsi de oğul. Allah’ın izniyle burada ben de biraz dolaştım. Yaşımı dolaştığı için yine de boş duramıyorum. Yine burada uğraşıyorum oğlum.
15 senede kemençe çaldım. Onu da çaldım. Hemen yapar, hemen çaldın. Sonra bu kol kızarı böyle kızar. Bunu da çaktım. Ondan sonra bu yapıları derse bunlardan da yaptım çattım. Çok diyecek. Taş duvarı derler taş duvarı. Onu da yaptım. Yani döşemesinin, beşemesinin her şeyini yapmadım. Bir şey kalmadı yani her şeye her boyağa girdim oğul. Anladın mı oğul? Kendimi çaldım kemençeyi ben oğul. 15 sene çaldım. 15 sene çaldım bıraktım. Onu şimdi babam hislendi kızdı biraz. Ondan sonra günef dedi. Ben de bıraktım. Ondan sonra işte ebedesimize namazımıza başladık. Allah’ıma şükürler olsun. Çok şükür namazımızı hiç bırakmam oğul. Namazımıza başladık. Allah’ım bu gününe şükürler olsun.
Sizler gibilere, bütün vatandaşlara, bütün şeylerde olsun, nereden olursa olsun. Hepisine de dua edeceğiz yavrum her zaman için. Her zaman için askerimize, şeyimize, hepse dua edeceğiz oğul. Hay yavrum, hay yavrum. Sabahtan kalkıyorum, namazımı kılıyorum. Ondan sonra bir daha yatıyorum, kalkıp geliyorum, yemeğimi yiyip geliyorum. Buraya iş alıyorum. Gelip burada çalışıyorum. Şimdi güzel tabii.
Eskiden teknik yoktu ki. Makine yoktu, bir şey yoktu. Eskiden zorluk çoktu, çok zoruldu. Ama şimdi öyle değil ki, şimdi teknik çok. Her malzeme var. Sonra Allah razı olsun insanlarımızın yapmayacağı bir şey yok. Kocuğun uçaklarımız olsun, vapurlarımız olsun, vasitlerimiz olsun. Bunların hiçbir tanesini bulamayız. Affedersin, merkep deriz biz. Onları da bile bulamayız ki koymayacağız buraya. Affedersin, binek de, gelip buraya. Sonra yükümüzü yükleyip, getirek buraya, satak alak götürerek. Yoktu, o da yoktu. Hiçbir şey yoktu yani. Fakirlik çoğudu. Tabii o zamanlar tabii o devirlerde tabii harp olmuş. Harp olduğu gibi bizim Türkiye’miz bitmiş. 12 milyon kalmış, 12 milyon. Babam öyle derdi. 12 milyon kalmış, Türkiye’miz bitmiş oğul. Bittiği gibi tabii ne olur daha bir şey olmaz. Şimdi çoğaldığı gibi Allah’a şükürler olsun. Her varlık var. Allah’ıma şükürler olsun. Türkiye’de de zenginin yok değil. Allah’ıma çok şükür. Cenab-ı Allah daha çok versin. Babam çiftçilik yapardı, lirası verir. Arpa giydik, buğday giydik. Arpa buğday, ekmek bu, ekmekler yani. Bu nere giydik? Malcilik yapıyordu hayvancılık. Hayvancılık yapıyordu babam. Lirası verilir, başka bir mesleği yoktu. Ama çok okumuştur Ahmet’lik.
Tabii tabii Allah’ıma çok şükürler olsun. Memmünüm yani ama çok Allah’ıma şükür. Yaptık ettik, çalıyormuş çocuğumuz da yetiştiler. Önler de bir ekmek parası kazanıyorlar. Allah’ıma şükürler. Onlar da saniyatını, mesleğeni aldılar. Hiç gurbet yok. Çocuklarımın hiçbiri gurbeti gitmedi. Dört tane oğlum var oğul. Hiç biri gitmedi. Çünkü ben mesleğinden memnunudum. Çok memnunudum oğul. Şimdi meren koyduysa, bunlardan önce yapıyordum. Şimdi ellerimi kestiririm deyin. Yani makinede daha. Şimdi daha çalışamıyorum. Bir zamanım geçti dolaştı, yaş dolaştı oğul. Yaş dolaştı, şimdi daha çalışamıyorum. Ondan sonra işte Allah’ım diyor, ha böyle bu kapıdaki bu işlerle, böyle bunlarla,
ve bak derived涅éta darkestır.
Tarihi güzelliklerinin yanında doğanın güzelliğiyle süslenmiştir, Şebin Karahisar.
Çatalgöl Mesiri alanı doğayla iç içe yaşayan insanın ruh güzelliğine kavuştuğunu gösterir sevgi dolu kalplere.
Dikme taş yaylası muhteşem güzelliğiyle yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biridir.
Tarihi güzelliklerinin yanında doğanın güzelliğiyle yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biridir. Tarihi güzelliklerinin yanında doğanın güzelliğiyle yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biridir. Tarihi güzelliklerinin yanında doğanın güzelliğiyle yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biridir.
Dede sanatı, dayı sanatıydı benim. Öğrendim onlardan. Sene 50’de başladım. 60’a kadar çıraklık yaptım. 60’da sonra askere gittim. Askerde geldikten sonra Şebin Karahisar’da tükân açtım burada. Saraj tükânı, hayvan takımı, eğer her şeyi var, yıllar, atanel adımıza yapardık.
84 yaşındayım. Çırak yetiştirdim ama işler bitince başkışa çıktılar. Başkaları başkış yaptılar. 3-4 tane çırak yetiştirdik, onlar da başka yere baktılar. Kimisi ayakkabı yoldu, kimisi elbise yoldu. Bir kızım var öğretmez. Oğlum var malcilik yapıyor. Mesihhanelerimiz var orada. Üç tane oğlum var, bir kızım var. Anladın mı?
Onlar da torunları, marunları da üniversitede okuyduk İstanbul’da. Eskiden buradan Trabzon’a, Gümüşhane’ye, Türkiye’nin her yerine giderdi. Yetiştiremedik. Burası, burada sanat yer çoğudu. 30 sene semerci vardı, 30 sene saraj vardı, 30 sene marangoz vardı. 30 sene 40 sene semerci vardı, terzi vardı. Trabzon’a, Girasu’na, orduya gönderiyorduk.
Yalnızım işte birer parça gün de çalışıyorum, geliyorum, geliyorum. Gümüşhane’den, Trabzon’dan, Girasu’ndan, İstanbul’a kadar mal gönderiyorum ben. Bu işten pişman olmaz. Bu işten para çok da çalışma bitti. Biz gün de 3-4 saat önce geliyoruz buraya. Yoksa iş çok ha şimdi, bunlar gidecek. Hep dereliye, Girasu’na. Oradan geliyorlar. Dereli’den, Kumbet’ten, Bulancak’tan, Ordu’dan. Eskiden Trabzon’a çok vurduk. Trabzon’un bulanı, bütün 30 sene malı çekerdi. Trabzon. O da orası bitti. Burada başka yok. Bittik ben varım. Canım çalışmadım uyuyamıyorum. Çalışmadım uyuyamıyorum, yatamıyorum. Zaman daha kalktık ki saat 4. Birer parça gelip akşamları serin de çalışıyoruz. Trabzon’un kadaları var. Orada istasyon Trabzon. Trabzon’dan her yere gider. Oradan toplantı gelir her gün Trabzon’un. Her yere gider. Yok yok eskiden çırak getirmiş. Eskiden mektep tatil oldu mu 10 kişi gelirdi. Babası getirirdi bunu çalıştırın derdi. Çalıştırırdık. Öyle yemeğini bile babası verirdi. Ha öğrensin diye. Şimdi kimse gelmedi. Bu iş de iş yok değil.
Bu iş devam ediyor mu diye görenler. Şeber Gareyser’de verildikten sonra bu işi devam ettirecek adam yok. Abi Demirçu ben yaparım diyeyim. Yok baba yapamazsın. Bunun için çok eğlenmiyor. Kesmesi var, satması var. Dayım, eser dedem saraj. Dayım da oğlun oğlu saraj. Ben de onun torunuyum. 10 sene çıraklık yaptım. Asker giden kadar çıraklık yaptım. Askerden sonra tükeneştik. Yok burada birkaç yerde kaldık. Buralar yandıydı. Tükende aşağıda da tükem var.
Gelip burada çalışıyorum, burada çalışıyorum.
Şebing Gareyser’in huzur dolu mahallesi, Tamzara’da vakit akşama erişiyor. Karadeniz ve iç Anadolu’nun bağlandığı güzergahta yer alan Tamzara mahallesi, kültürel değerleri ortaya koyuyor.
Restore edilen evleri ile Anadolu’nun kültürünü öne çıkartan Tamzara,
asırlık dokuması ve havasıyla da turistlerin ilgisini cezbediyor.
Başı dumanlı tepeler, yeşilin ve tarihin güzellikleriyle süslenmiş ilçeye selam getirdik, sevgi getirdik, muhabbet getirdik. Dönüşümüzde bil mukabele oluyor.
İnsanımızın kalbinden iyilik, güzellik kalıyor hatıra. Dilimize bir türkü takıp elveda diyoruz hikayemizin kahramanlarına. Tamzara mahallesi evleriyle, yöresel lezzetleri ve insana huzur veren sessizliğiyle
uğurluyor bizi başka hikayelerin güzel diyarlarına.
Tamzara mahallesi evleriyle, yöresel lezzetler ve insana huzur veren sessizliğiyle uğurluyor bizi başka hikayelerin güzel diyarlarına. Tamzara mahallesi evleriyle, yöresel lezzetlerle yöresel lezzetleriyle uğurluyor bizi başka hikayelerin güzel diyarlarına. Tamzara mahallesi evleriyle, yöresel lezzetlerle