Prof. Dr. Emin Işık – Mevlana’dan Öğütler [ 18.10.2016 ]
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=D3a_5uRfTNA.
detaylı codes
Efendim yeni yılımız hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun inşallah. Ne izle olur? Bereke ben bu kadar beklemiyordum dedim ilk derstir herhalde 5-6 kişiyle dersi geçiştireceğiz siz. Cemaat olduk yukarıda. İşte cemaat olunca tabi şey oluyor biraz vakit fazla oluyor hemen farzı kırıp çıkarmıyorsun. Ondan sonra kâmetti, tesbihti, teşehüttü falan. Onun için 10 dakika geciktik telafi edeceğiz inşallah. Önümüzde uzun geceler var. İlk derslerde biz biraz Hazreti Mevlana’dan biraz da meslevinin özelliklerinden bahsediyorduk. Yani bu büyüklerimizi tanımamız lazım. Eserlerimizi tanımamız lazım.
Onun için geçen sene ki kaldığımız yerden, derede kalmıştık 125. beyt. Burada işaret koymuşum ben. Tam da yerinde kalmışız. Çünkü şu son şeyler, meslevi beytlere Hazreti Mevlana diyor ki iki tane güneş var. Birisi dış dünyamızı aydınlatan güneş. İşte bildiğimiz, etrafında döndüğümüz seyyarelerin, bizim Merkür’ün, Venüs’ün, Mars’ın etrafında döndüğü bu fizik kainatı,
Kozmos dediğimiz bu dünyayı aydınlatan, bu Kozmos’un belli bir bölümünü aydınlatan bu güneş. Sadece kendi etrafındakini. Güneşten 200 defa daha büyük güneşler var diğer galaksilerden. İşte şimdi bakalım arıyorlar.
Henüz bululabilmiş değildir. Dünya benzeri bir gök cismi yani herhangi bir güneşin etrafında dünya benzeri dönen ve üzerinde hayat olan, yani bu kadar mesafede olacak güneşe ve bu hızla dönecek, bu yörüngede böyle bir yörüngede dönecek, böyle bir açıyla dönecek.
Böyle eğer bizim şeyimiz 23 derecelik bir açı yapmasa hukkuru bir kayalık olacaktı dünyamız, iklimler olmayacaktı. En azından yas, kış, bahar falan olmayacaktı. Ona göre ayarlıyor. El Rahman, Allemel Kur’an, Khalaqa l-insan, Allemel Hulbeyan. El Şemsu ve El Kamaru bi’Hüsban diyor Cenab-ı Hak.
İki tane kiraat var, bir Hüsban var, bir Hüsban var. Biz Hüsban okuyoruz, diğer kiraatlerde Hüsban okuyor. Şey gibi işte, Şükran veznindendir bir Hüsban. İnce hesap demektir. İp incecik hesaplarla yaratmış ayı da güneşi de.
Bu hesaplar nedir? Kütlenin büyüklüğü, hacmi, ondan sonra açısı, yörüngenin hızı. Hem güneş etrafında dönüyor, hem kendi etrafında dönüyor. Biraz yavaş dönse, yani geceler ve gündüzler gece şey olacaktır, buz bağlayacaktır, gündüzlerimiz kavuracaktır. Öyle bir hızla dönüyor ki, işte sabah oluyor, akşam oluyor, yazın, kışın falan bütün bunların hepsi hesaba dahil edilerek yaratılmıştır. Allah hesap yapıyor. En ince Hüsban, Şükran veznindendir. Teşekkür ederim diyorsun ama Şükranlarımı sunarım diyorsun bir de şimdi. O daha büyük, daha fazla mağanasına gelir. Daha fazla hesap demektir. Evet, bu güneş diyor, dünyamızı aydınlatıyor. Henüz bulunabilmiş değildir efendim. 14.5 milyar ışık yılı uzaktan bizdakim galaksileri, zaten lazer ışınları, lazer şeylerle, dürbünleriyle, büyük büyük, kocaman dev gibi şeylerle, teleskoplarla araştırıyorlar, sinyaller alıyorlar. Fakat henüz dünya benzeri üzerinde canlı yaşayabilen bir gök cismi henüz keşfedilebilmiş ve tespit edilebilmiş değildir. Yok mudur? Vardır muhakkak. Allah bu kadar büyük bir kainat içinde. Kozmos kitabının yazarı Karsaran diye bir adam var. Onun Türkçe’ye de tercih edildi o kitap. Türkçe’ye çevrildi.
Hiç olmazsa birinci bölümüne okumak lazım. Öl kısmını. Baştan 70-80 sayfasının enteresan bir kitaptır. Son zamanlarda yazılmıştı. En büyük astrofizik dediğimiz aleme tespit eden.
Onun başında diyor ki Allah’ın gökyüzündeki seyyareleri, güneşleri ve şeyleri, yıldızları ve onlar etrafında dönen cismleri, gök cismlerinin sayısı, dünya denizlerindeki kum tanelerinden daha fazla. Dünya plajlarındaki, dünya denizlerindeki kum tanelerinden daha fazla.
Şimdi ve bu ihtimal hesaplarına her bin galaksiden bir tanesinde, her bir güneş sisteminden bir tanesinde, dünya benzeri bir şey olsa aşağı yukarı 2000 tane kadar şey olması lazım diyor. Dünya benzeri gök cisminin olması lazım.
Yani hayat olabilen üstünde işte. Mars’tan şimdi arsa almaya başladılar. Salaklar. Evet bir su getirirseniz biler. Pardon. Kusura bakmayın. Tamam su varmış burada. Evet güneşimiz bu.
Peki ihtimal hesapları üzerinden hareketle acaba kaç da kaçtır? İkinci bir dünyanın mevcudiyeti 10 üzeri 28’de bir ihtimaldir. Bir bölü 10 üzeri 28. Yani milyar kere milyarda bir ihtimaldir.
Böyle 10 üzeri 28’de bir ihtimaldir diyor. Ve bu kainatın büyüklüğü henüz tespit edilebilmiş değildir. Ve keşfedilen kısım acaba esas ana gövdenin kaç da kaçıdır onu da tespit edemiyoruz.
Çünkü bir oran söyleyemek için mevcudun tamamını bilmek lazım ki 14,5 milyar eşik yılı etrafı ve çevresindeki şeylerin bu büyük kainatın kaç da kaçı ettiğini hesap edelim. O da yapılamaz diyor. O da henüz o oranda kurulamaz çünkü mevcudun kendisi bilinmiyor ki bilinen kısmın kaç da kaç olduğu. Yüzde hesapları olmayı. Peki bu kadar büyük şeyden ne lüzum vardı diyeceksiniz. Allah kendi kudretini eserinde gösteriyor. Bütün mesele o. Allah büyük mü büyük? Ne kadar büyük? Eserine bak kardeşim. Sonsuz işte diyoruz. Allah sonsuz boyuttadır ve sonsuz büyüklükte.
Sadece kendisi sonsuz değildir. Rahmeti sonsuzdur, merhameti sonsuzdur, ilmi sonsuzdur. O zaman ne yapar? Allah sonsuz kere sonsuzdur. 99 esmasının her birisi de sonsuzdur. Öyle bir Allah’ın kullarıyız. Allah’a şükür onu tanıyoruz. Bu sadece biraz akıl yoluyla, fiyas yoluyla bir şeyler söylemektir.
Bu diyor tamam. Bu kainat bu güneş tamam. Hazreti Mevlana diyor ki, aşk güneşi ruh dünyamızı aydınlatır. Bu dünya ve bu güneş o güneşe göre hiçbir şey değildir.
Manevi dünyamızı aydınlatan aşk yanında bu güneş hiçbir şey değildir. Kıyas dahi edilemez. Çok küçük kalır. Allah bizi kendi aşkından kendi muhabbetinden muhrum bırakmasın. İman demek aşk demektir. Hazreti Mevlana bunu ön planda tutuyor zaten. Kulluk sevgiliye yapılır. Allah’ı sevmiyorsan yaptığın ibadetin manası yoktur.
Kimi seviyorsan onun kulusundur. Kulun kölen olayım diyor. Aşıklar işte birbirlerine. Bir kıza aşığı oluyorsun. Ya da bir de işte futbol topunu aşıktır şimdi kinesi. Tamam futbolun kölesidir. O kadar. Kimi seviyorsan onun kölesi.
Bu dünyamızı. Cün hadisi ru’yi şemseddin resid şemsi çağrın asuman serder keşid diyor. Enteresan. Güneş diyor bizim ruhumuzu aydınlatan güneş şemsi terbiyesidir.
Şems zaten güneş demektir de. Hazreti Mevlana şemsi tebriziyi de ruh dünyamızı aydınlatan güneş olarak alıyor. Bu aşk yolu ilim yolundan sonradır.
Evvela bilmek ondan sonra sevmek gelir. Tanımadığın şeyin nesini nasıl seveceksin ki? Yani göz görür gönül ister diyor. Önce tanırsın bilirsin. Ne kadar çok tanırsan Allah’ı o kadar çok seversin. Allah’ı bilmemiz akıl işte ilim yoluyla eserlerini bileceğiz. Allah bize ilmi nasip eylesin evvela sonra tefekkürü sonra da aşkını nasip eylesin. Bu kademeyle. Görmeden olmaz bilmeden olmaz. Şey demişti Hoca demişti cahilin ilahi olmaz putu olur demişti. O sevdiği şeye put yapar kendine tabi. Ona cahilin taassup dediğimiz şey işte. Cahilce. Onun diyor şey olmaz. İlahi olmaz putu olur. Dini olmaz putu olur demişti.
Cahilin dini olmaz putu olur. Cahilin partisi olmaz putu olur. Neyi seviyorsa kulüp sevenler işte çarşı grubundan o kamalarla biliyorum şişlerle maça giden herfaldan işte onlar.
Onların böyle futbol falan aşkı seviyor. Onların artık o iş onlar için put olmuştur. Nedir put? Oğruna öleceğin kutsal şey demektir. Evet Hazreti Mevlana şems üzerinde duruyor. Şems tebrizide kendi ruhunu ve ruhları aydınlatan o çağın güneşi olarak söylüyor.
Peki bu çağ, bu medeniyet bize ne verdi? Onun biraz üzerinde duralım. İşlerimizi kolaylaştırdı mı zorlaştırdı mı? Madde verdi bize hep madde verdi.
Televizyon verdi, buzdolabı verdi, araba verdi. Develer saatte 4 kilometre giderdi deve kervanıyla. Şimdi saatte 200 kilometre giden arabalar koydu altımıza. Devenin 50 kat hızını gidiyoruz şimdi biz.
Başa yukarı. İşte demiş tren ilk defa sefere çıkınca köylüler konuşuyorlarmış demiş. Ya bu tren dediğimiz şey 100 sene önce işte tren.
Bir aylık yola bir günde gidiyormuş demiş. Öteki de sormuş o zaman demiş. Peki bunlar bir aylık yola bir günde gidiyorlar. 29 gün ne yapıyorlar demiş. Şimdi bu medeniyet bize hiçbir şey vermedi. İnsanlık adına, ruh dünyamıza, aşk dünyamıza, maneviyat dünyamıza, ahlak, edep yani insanı geliştiren, insanı ruhen olgunlaştıran hiçbir şey vermedi.
Her projesinde programında da böyle bir şey yoktur onu da size söyleyeyim. Hep maddi şeyler verdi. İşte Jean-Jacques Rousseau’da bu ilk daha demek ki 1780’ler Jean-Jacques Rousseau. 1780 1790’dır.
1787 galiba vefattı. 1787 işte Fransız ihtilalini görmedi çünkü. Ama ihtilalini şey eden, uyandıran, hazırlayan ekibin bir parçası da odur.
O zaman diyor teknoloji, sanat, ilim ve sanatların gelişmesi insanların felaketi olacaktır diyor. Büyük bir keşiftir. Olarak söylemiyor yani o medyum olan sihirbaz falan değil yani ruh şey gibi değil.
Keşif olarak söylemiyor. Gelişmesine bakıyor. Çünkü diyor gidiş maddiyete doğrudur. Madde zulüm getirir. İşte onun dediğini yaşıyoruz şimdi.
Dünyada bugün için iki önemli sektör var. Birisi silah sanayi, ikincisi kozmetik sanayi. Birincisi insanların canına kastetmek içindir. Adam öldürmek içindir.
İkincisi de aklaqui yok etmek içindir. Şu kadar böyle eciş biciş bir kızı süslüyor püslüyor peri haline getiriyor. Ondan sonra da insanları baştan çıkarıyoruz.
Boya. Öteki de aklaqui yok etme. Zaten insan ne kalıyor ki geriye aklaqui gittikten sonra hayası, iffeti, namusu. Var mı bugünkü medeni dünya dediğimiz, dünyada namus, hayal, iffet denilen bir şey kaldır mı? Ne kadar çıplak giyinirsen o kadar medeniyete uyum sağlıyorsun. Çağa uyum sağlıyorsun. Bu çağdaş medeniyet insanlığın her şeyini almıştır. Ruhunu almıştır. Ona biraz işte boya sürmüştür. Saksıyı boyamıştır. Çiçeği yok etmiştir. Hazreti Mevlana tabaşta söylüyor zaten.
Diyor ki siz saksıyı süslüyorsunuz. Çiçeği sulamıyorsunuz diyor. Ruh dünyamızın gıdası olan ilim, irfan, marifet, zikir, şükür, hamd. Hamdi bilmiyor bu nesiller. Şükrü hiç bilmiyorlar. Sabrı tanımadılar. Ondan sonra da adam olacağınız, nasıl merhameti hiç bilmiyorlar. Acıma yok. Egoizmi teşvik ediyor.
Böyle bir dünyadayız. Ve aşağı yukarı işte 1945’ten ikinci dünya savaşından beri de son 50 senedir de kerbelayı yaşıyoruz. Kerbele zannediyoruz ki biz Hazreti Hüseyin’in sadece orada şehit olması.
Her gün binlerce kerbele yeryüzünde yaşanıyor. Kimse kimseyi acımıyor. Çünkü eskiden göz göze savaşmıyordu. Kılıç kılıça savaşıyordu. Karşındakinin halini, yüzünü, rengini görüyordu. Şimdi öyle bir şey yok. Kamyonu dolduruyor, 8 ton bombayı sürüyor. Yahtan uzaktan patlatıyor.
Ondan sonra da bu medeniyet. Bu medeniyet gelmiş geçmiş bütün medeniyetlerin. Firavun medeniyeti dahil. Eski Mısır medeniyeti dahil. En vahşisi, en zalimi, en gaddarı, en insafsızı, en dinsizi, en merhametsizi, en ahlaksızıdır. Ne kadar kötü vasıt varsa bu medeniyet hepsini layıktır. Fazlasıyla hafetmiştir.
İstediğiniz kadar söyleyebilirsiniz. İstiklal Marsi’mizda iyi ki söylemişler. Medeniyet dediğin tek kişi kalmış canavar. Bize canavarlığı Allah’ı pulayıp medeniyet diye gösteriyor. İnsan nerede peki? Komşuluk kaldı mı? Komşuluk biliyor musunuz siz? İşte daha dün komşu komşunun külüne muhtaç diyorduk. Şey anlatıyor. Bizim diyor babam askere gitmiştir diyor.
Mehmet Kaplan Hoca eski şehirlidir o. Sivrihisar’dadır diyor. Sivrihisar’da diyor. Bizim diyor dış kapımızın menteşesi kırılmıştı. Kapıyı böyle iple bağlıyorduk diyor. Akşam hayvanlar dış kapı yani sokak kapısı. Hayvanlar dışarı gitmiş. Bir gece uyandık baktık gidiyor bizim kapı tamir edilmiş.
O sokakta ileride bir şey varmış marangoz. Görmüş o kapıyı. Bunların babası askerden. Bunların bunu yapacak halleri de yoktur. Bir gece diyor uyandık baktık kitap tamir edilmiş. Çıtır çıtır çalışıyor. Sorup öğreniyorlar kim yaptı diye. Ahmet Ağa ya Mustafa da yine eski. Var mı şimdi öyle komşuluk? Peki niye yaşıyoruz biz bu dünyada? Zaten hadis-i şerifte geçiyor. Diyor ki sonra diyor insanlar ahir zamandan mezarlığın yanından geçerken orada yatarlara imrenecekler diyor.
Bunlar iyi ki ölkem ölmüşler kurtulmuşlar bu çileden. Hiçbir şey olmazsa trafik çilesi var yani. Yani şu hayatı bana yutturamazsınız. Güzel Allah’ım. Efendim yani cep telefonu var işte cepimde var. Aç şimdi istediğin yerde konuş. Şimdi tam namaz kıldık merdivenden iniyordum aradım hocam. Biz geldik seni bekliyoruz.
Tamam bu güzel. Belki de şimdiye kadar icat edilenlerin en iyisidir en faydalısıdır bu telefon. Ama televizyon acaba zararlı mı faydalı mı? E senin diyor kullanmana bağlı diyor. Peki çocuklar?
O ipad derim bir şeyler. Ya dört işlemi yapamıyor. Türk şeyi bilmiyor. Akşam bir şey dinledim. Şey şey vardı. O kim milyoner olmak ister? Ben onu dikkatle izliyorum. Çünkü orada kelimeler soruluyor. Bakalım bu nesi ne kadar Türkçe biliyor. Onun için izliyorum. Müteessir olmak sevinmektir. Müteessir kelimesini bilmiyor. Ya bunu köylü Memiştayı da bilmiyor. Çünkü bu kullarınla Türkçe de bir kelime diyor. Bunu üniversite bitirmiş doktora yapıyormuş üstelik o hanım kızımız. Kendi dilini bilmiyor. Kendi tarihinden haberi yok. Kendi kültürüne yabancı. Peki kimin ümmetisin kimin milletisin?
Hangi ülkenin vatandaşısın? Bir kalabalıktır gidiyor. Bir başka şeyde röportajda sordu. Yıldırım Beyazıt kimdir dedi. Ankara’da Yıldırım Beyazıt Üniversitesi var.
O genç üniversite bitirmiş. Bir çocuk düşündü düşündü galiba dedi İstiklal Savaşı’nda Atatürk’ün kumandanlarından bir tanesidir dedi. Atatürk’ün silah arkadaşlarından bir tanesidir dedi. Ölür müsün öldürür müsün ya? Bu acı değil mi ya? Tümor’u bilmiyor. Yıldırım Beyazıt’ı bilmiyor. Hiç. Bildiklerini de ismem biliyor. Onu da söylüyor. Mevlana dediğin zaman ha diyor şu dönen şeyler mi diyor. Adamlar mı diyor. Kültür yozlaşıyor. Sema dediğimiz şey Hazreti Mevlana’nın heyecanlandığı zaman yaptığı bir şey.
O heyecanı yenmek için öyle duygulanıyor öyle bir coşku geliyor ki ne yapsın. Kalkıp dönmesi lazım. Ya soğuk su içmesi lazım. Ya havuza atlaması lazım. Yanan bir vücut yanan bir şey heyecandan Allah sevgisiyle aşkıyla o dönüyor. Peki şimdiki sema yapanlar ne yapıyor? Para kazanmak için yapıyor. Ortada ne Allah aşkı var ne Allah zikri var.
Her dönüşte de bir kere Allah demesi lazım. Abdestle yapılır ibadetle. Bir kıyam zikredir. Sema dediğiniz şey kıyam zikrinin dönerek yapılanıdır. Bütün tariflerde de. Peki nereden çıktı bu hocam? Peki sen namazı kıyamla kılmıyor musun? Namaz zikir değil mi? Kıyam namazın bir rüknü değil mi?
Allah’ın sevgili kulları yani o müminler Allah’a iman etmiş olanlar Allah’ı zikrederler.
Kıyaman kıyam halinde ve ku’uden oturarak ve ala cünubihim ve yan gelip yattıkları zaman yani hiçbir şekilde Allah’ı unutmazlar. Peki Allah seni unutuyor mu? Hayır o da seni unutmuyor. Ne diyor Allah?
Efendim peygamber efendimiz. Peki tamam peygamber efendimiz’e gelmiştir elbette peygamberdir oradaki. Peki sana yok mu oradan bir hisse sen kimin ummetisin? Peygamberin ummeti değil misin?
Oradaki yemin nedir? Vabduha kuşluk vaktinin aydınlığına parlayan o ışır ışır aydınlığa ve bastıran karanlığa yemin olsun ki Rabbin seni terk etmedi senden yüz çevirmedi. Yeminle beraber düşün şimdi onu.
Bu cümleyi şu demektir ne gündüzün aydınlığında ne gecenin bastıran karanlığında hiçbir şekilde seni Allah kendi haline terk etmedi senden yüz çevirmedi demektir. O yemini niye katmıyorsun cümlenin içine? Yani gece gündüz yani gündüz hayalimde işte gece rüyamda falan diyoruz ya şiirle onun gibi.
Şimdi bu dir kuvvet kazandırmak için yani Allah seni gece gündüz bir saniye bile seni terk etmiş veya senden yüz çevirmiş değildir.
İşte diyor o şeyde agabın meyhanesi diyor sabaha kadar açık da Allah’ın tevbe kapısı kapalı mı diyor. Evet.
Bu yol ilim yolu, marifet yolu, hikmet yolu ve tefekkür yoludur. Zaten o ayette de öyle. Allah’ı zikrederler kıyamen ve kuudem ve ala cünubihim ve yan gelip şeyde şeyde secde suresinde yani ahzap suresinden bir yukarıdaki sujde secde suresinde de diyor ki onlar diyor yan gelip yaptıkları zaman diyor hiçbir zaman Allah’ı unutmazlar terk etmezler zikre devam ederler diyor. Ben yastığa başımı koyuyorum ismillahirrahmanirrahim diye başlıyorum işte Allah Allah Allah geçen şey ara sıra doğru şeyler de söylüyorum cümbeli Ahmet hoca.
Diyor ki yastığa başını koyduğunuz zaman diyor zikredin şeytan sizin fazla zikretmenizi istemediği için çabuk uyutur sizi diyor. Doğru seyirler. Evet. Allah Allah Allah de zikret. Allah yastıkta da seninle beraber kalbinde varsa Allah zaten her yerde seninle beraberdir.
İlk tanışmaları şemsi tebriz ile tabi onu biliyorsunuz.
Özellikle şeyhinin emriyle geliyor şemsi tebrizi git diyor diğer runda Konya’da bir yanmayı bekleyen bir kandil var git onu tutuştur diyor. Bunun üzerine Konya’ya geliyor. Bazı kitaplarda bazı kaynaklarda hadreti Mevlana babasıyla beraber şamdan gelirken orada şemsi tebrizi ile tanıştıklarını söylüyor ama bu rivayet pek şey değil. O kadar güvenilir bir rivayet değil. Özel olarak gönderilmiştir. Elçi olarak gönderilmiştir şems. Zaten şems diyor beni dünyada sadece Mevlana anladı diyor.
Bizim şeyden Zeynep abla da yahu 40 senedir evliyiz yani bu herif bir türlü anlayamadı diyor. Evet. Biz hep anlaşılmamaktan şikayet ederiz. En yakınlarımız. Ne evladın seni anlıyor ne eşin seni anlıyor ne arkadaşın seni anlıyor.
Hep anlaşılmamaktan. Bizi bir anlayanı bulduğumuz zaman da dost oluyoruz işte. Dostluklar anlamakla anlayışla başlıyor. Bizim anlaşılacak anlaşılmayacak fazla bir tarafımız yok ama yine hep anlaşılmamaktan şikayet ederiz.
O içki içen kendine alkole vermiş olanlara da sor bakalım. Ben kimse anlamadım diyor. Biz diyor artık şişeyle dostluk yapıyoruz. Onun da bahanesi o. Evet öyle yani şey değil. Bu garip bir dünya. Biz buraya gurbetteyiz gurbete geldik zaten. Yalnız doğmadıkları ne anlaşılmayı istiyorsun. Allah seni anlasın yeter. Sen Allah’ı anla yeter. Anlamak sevmek demektir işte. O da bize yeter. Eleyhisallahu bikafin abdah diyor zaten. Allah kuluna yetmiyor mu diyor.
Hasbunallah ve ni’mel vekil diyor. Hasbukallah ve menitteb’a kâ minel mü’minîn diyor ayette de. Allah sana da sana inananlara da yeter diyor. O zaman işte Allah’a kul oluyorsun. Ne yapacaksın insanların seni anlamasını. Ben bazen konuşurken diyorum ki hocam diyorlar vallaha diyorlar. Sen böyle serbest rahat konuşuyorsun ama yanlış anlarlar. Sen biraz daha dikkatli ol falan. Nasihat ediyor arkadaşlar falan. Yanlış anlamak da haklarıdır isteyen yanlış anlasın diyorum. Ben doğruyu söyleyeyim. O yanlış anlasını yapayım ben başkasının yanlış anlamasını niye müdahale edeceğim ki. Yanlış anlamak da serbestdir. O kadar. Kim? Ebu Cehil Peygamberimiz anladı mı? Anlamak istemediği için anlamadı. Yine böyle bir yılbaşına yakın bir zamandı. Nimet Abla Camisi’nde yılbaşı haftasıydı. Yani 3-4 gün sonra yılbaşıydı. Galiba cuma günü yahut pazar testi veya pazar günü de cumaydı iki gün sonra.
Orası biraz sosyete muhiti. Tabii yılbaşını kutlayacaklar. E yılbaşı neyle kutlanır? İçkiyle, eğlenceyle falan kutlanır işte. Yani lüks bir yerden masa ayırtacaksın. Yahut eve bir sofra kuracaksın falan. Dedim ki ya kimseyi için falan diye tavsiye etmeye hakkımız yok. Allah haram kırmış. Ama içeceklere bir tavsiyem var dedim. Yani illaki içmek istiyorsanız hiç olmasa dedim. Yerli, rakı için. Milli olsun içkiniz. A bilmem Amerikan biskisi yahut Rus vodkası içmeyin. Kendiniz olun yani. Yılbaşını da milli duygularla kutlayın falan.
Ondan sonra teşebbül Nimet abla camisindeki vaiz insanlara içki içmeyi tavsiye etmiş. Benim dediğim başka şey, sen dediğin başka şey. Niye tavsiye edeceğim ki? Caminin kürsüsünden insanlara içki tavsiye edeceğim. İçecekseniz dedim. İllaki içecekseniz hiç olmasa yerli rakı için.
Böyle. Orada şimdi adam tercüme yapmış. Adasına misal olarak hep söylüyorum. Türkçeye. Diyor ki komşunun çimeni komşuya daha yeşil görünür. Öyle bir tercüme.
Şimdi bu nereden? Türk köylüsü. Köylülerimiz, köylerimiz kışın diz boyu çamur, yazın da diz boyu toz. Bu İngiliz atasözüdür. Sen inek bunu böyle tercüme edeceğine. Çünkü burada yeşil çimen falan meselesi yok burada. Anlatılmak istenen şey kıskançlıktır.
Senin dilin de var bunun karşılığı. Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür. Daha iri görünür, daha büyük görünür. O da tavuk halbuki. Kıskançlığı anlatıyor. Sen niye bunu yeşil çimenle falan bunu kim anlar bunu sen İngilizceyi. Harfi tercümeyle işte manayı tercüme etmek arasındaki fark budur. Biz Erol ile rahmetli ile konuşuruz. Erol Güngör ile. Erol Güngör’ün tercümelerinde tek katliyen yabancı dil kokusu yoktur. Kendisi yazmış gibidir. En ağır metinleri felsefi, sosyolojik falan ilmi metinleri bile Allah rahmet eylesin. Bu da bir kabiliyet ama Türkçeye hakimiyettir esası. Adam İngilizceyi biliyor, Türkçeyi bilmiyor bu sefer. Evet.
Orada bakıyorsun okuyorsun aynen dedi ki hoca dedi. Bunu dedi anlayacaksın bu anladığın şey oradaki ifade edilen şey. Türkçe de nasıl ifade edilirse daha güzel olur öyle yapacak. Tercüme böyle yapacak. Malayı tercüme edeceksin. Şimdi Kuran tercümelerine bak. Lafz-i tercüme diyor. Kelime kelime tercüme.
Olmaz. Onun için tatsızdır. Ben okuyacağım diyor okuyorum okuyorum bir şey anlamıyorum diyor. Haklı. Bir de İncil tercümesini oku bakalım oradaki Türkçeyi. Nefis şiir gibi bir Türkçe. Onu okuyacağım diyor. Zaten İncil’de bir şey yok. Hikaye anlatıyor, masal anlatıyor. Orada öyle çetrefil anlaşılmayacak, öyle fazla hikmetli bir şey yok.
Bütün o İncil’de iki sayfa rahi var. Hz. İsa’nın dağdaki vahazı diyor. İşte o son dağdaki müritlerine on iki havariye yaptığı vahaz var. Onlar öyle şeydir. Orada diyor ki işte ağlayanlara ne mutlu. Onlar bilecekler. Acı çekenlere ne mutlu. Onlar Allah’ı verecekler diyor.
Ve aynı şey Kur’an’da da var. diyor az gülün çok ağlayın diyor. Az gülsünler çok ağlasınlar. Çünkü gülmek adamı yorar. Ağlamak rahatlatır, ferahlatır. Bizi Allah’a yaklaştırır. Hz. Mevlana diyor ki harama baktın. Gözün cenabet oldu.
O gözün diyor cenabetlikten kurtulması için onu diyor göz yaşıyla kask etmen lazım. Hüsnü lazım diyor. O da göz yaşıdır diyor. Harama bakmanın şeyi ağlayıp tevbe etmektir. O göz yaşı göz zinasının diyor şeyini. Hüsnü sayılır diyor. Ve hepsini söylemişler merak etmeyin yani. Burada şey yok. Gizli kapaklı bir şey yok.
Hz. Mevlana diyor ki ben Kur’an’ım eğer candarım. Ben Kur’an’ın kölesiyim. Eğer candarım. Bu tende can durdukça ben diyor. Tende can durdukça ben bu canın bedenimde olduğu müddetçe yani hayatta olduğu müddetçe ben Kur’an’ın kölesiyim. Men haki rehi Muhammed muhtaren diyor. Muhammed yolunun ayağının tozuyum diyor. Muhammed yolunun Muhammed’in gittiği yerde izinin tozunun şeyi diyor. Ben o’yum diyor. Muhammed’in ayak toprağıyım diyor. Bastığı yerin toprağıyım diyor. Gel nakıl künet cüzin kes ez güftaren.
Bu sözümden başka sınırı benden naklederlerse eğer başka bir şey naklederlerse bizarem ez o. Cüzin suhan bizarem. O bu nakledenden de onun naklettiği sözden de bizarem diyor şikayetçiyim yani. Şimdi Mevlana’yı kuşa çevirdik zaten. Sağ olsaydı çok üzülürdü tabi.
Belki de ruhu eza görüyor. Eze eziyet görüyor. Ona söylemediği sözleri söylettik. Yapmadıklarını yaptırdık işte falan. Bir sürü iftira ettik. Bir kısmı cahillerde Mevlana kimmiş diyor. Sen kimsin peki? Mevlana kimmiş diyor. Neymiş falan diyor. Böyle hafife alıyor falan.
Bir İngiliz orduna sormuşlar. Demişler ki Hindistan mı Shakespeare mi? Feda etmek gerekirse hangisini feda edersiniz? O İngiliz ordu diyor ki Shakespeare gibi bir büyüğü çıkaran bir millet Hindistan gibi sömürgeleri her zaman sahip olabiliyor. Elbette Shakespeare. Bir millet yetiştirdiği büyüklerle büyük millet olur. O milletten çıkan büyükler sayesinde büyük millet olur. Sen pigmelerden, dünkü Arab şeylerinden, Suudi Arabistan’ı örnek alıyorsun Allah aşkına. Nesi var Suudi’ler? Vahabiler nesi var?
Çölden medeniyet mi olur? Çöl adı. İşte develeri vardı şimdi de gök gelenleri var o kadar. Biz de oraya ozanıyoruz işte. Maslak’ı bilmem İstanbul’un etrafındaki bütün şeyleri, eserleri gök gelenlerle süsledik zannediyoruz. Öldürdük İstanbul’u.
Bu dervaniye bizim bir haddat, sanatkar, duygulu bir arkadaşımız var, abimiz. Ölen İstanbul’un mezar taşları denir. Bakın Kandilli’den, Beykoz’dan bakın İstanbul’a doğru. Zaten İstanbul görünmez. O şey gök gelenler görünüyor. O Maslak’taki, şeydeki, dördüncü Levent’teki falan. Tam mezar taşları gibi görünüyoruz zaten.
Ölen İstanbul’un mezar taşlarıdır. Geçende bir yerde bir toplantı vardı yine beraber. Dedim ver şu elini öpeceğim de. Estağfurullah falan diyor. Çok da hassas bir insan, çok mübarek bir şey. Dedim yok illa ki öpeceğim falan. Sırf bu sözden dolayı. Sen böyle demişsin. Allah razı olsun. Benim ruhuma tercüman oluyorsun. Benim düşünceme. Böyle bir adam. Evet. Ruslar çok kalabalık oldukları için mi? Amerika Hiroshima’ya bomba attığı için mi büyük millet oluyor? Kaba kuvvettir. Ne büyük millet. Bir kaç Hollywood tartısından başka nesi var yani? Ne verdi insanlığa? Ne katkısı var? Bir düşünün bakalım. Bizim de şu katkımız vardır. Bugün Amerika’da en çok okunan kitap Romiydi. Hazreti Mevlana okunuyor. Onu da size söyleyeyim.
Milyonlarca satıyor. Hem de tercüme taklip. İşte vaktiyle şey… İngilizceye tercüme eden şey var. Nicholson. O Nicholson’dan parça parça alıyorlar böyle böyle böyle. Küçük küçük kitap yapıyorlar. Milyonlar satıyor. İşte geçen sene şeydeydik. Konya’ya gittik. Mevlana en az Türkiye’de okunur. Türkiye’de de en az Konya’da okunur dedim.
Çünkü çıra dibine kır. Biz Mevlana’mız var diye büyük milletiz. İnsanlığa katkımız vardır. Akla, değerlere, maneviyata, aşk şeyini terennüm ediyor. Mesnevisi var bu milletin. Kur’an’ı var, sünneti var, hadisi var, mesnevimiz de var. Bir veyit şey vardı, bir ilahi. Ya Rab beni bir nefes ayırma. Kur’an’ı hadisi mesneviden diyor. O bir mesnevi büyükler şey. Mevlevi şeyhlerinden. Posti Şinlilerinden birisindir. Şeyin, Zekai Deden’in beslası. Müstehar çok güzel de bir ilahidir. Müstehar makamında segahın biraz şey edilmiştir.
Revize edilmiştir. Segahı benzer.
Segah da tekbirin makamındır.
Evet. Ruslar büyük millet midir? Dostoyezgiler var, Tostoylar var elbette. Öyle Tostoy gibi bir şey çıkaran bir mütefekkir yazar, bir büyük edip çıkaran bir millet. Eh büyük millet sayılır. Fransızlar, Paskalı var, Dekartı var. Almanların Kantı var.
Atom bombasını icat ettikleri için değil. İnsanlığın fikir dünyasına, sanat dünyasına, edebiyat dünyasına katkı sağladıkları için. Burada şey söyleyeyim size. Kültür insanı geliştiren şeydir. Değerlerdir, malzemelerdir. Kültür fizik diyoruz işte. Medeniyet çevreyi güzelleştiren şeylerdir.
Medeniyet kültürü, medeniyetin ruhu kültürdür. Bedenimizi nasıl ki ruh şey ediyorsa, ayakta tutuyorsa medeniyetleri de kültür tutar. Kültürü kültür medeniyeti yaratır. Mesela ibadet bir kültür işidir. Namaz kılmak, dua etmek, zikretmek. Ama cami bir medeniyet eseridir. Spor yapmak, cimlastik yapmak kültürdür.
Bedeni geliştiriyor çünkü. Elastikiyet kazanıyor, esneklik kazandırıyor, cevaliyet kazandırıyor. Ama stadyum bir medeniyet eseridir. Yani kültür medeniyeti yaratır. Kültür devleti yaratır. Kültür olan milletlerin devleti olur. Çingenelerin niye şeyi yoktur? Çünkü onlar hala eğlence peşindeler. Eğlence kültürü işte bütün dünya.
Kalleye gidiyorsun, orada da çingeneler düğünleri yapıyor. Balkanlara gidiyorsun, orada da çingeneler yapıyor. Türkiye’ye geliyorsun, onlar da kendilerine eğlence kültürünü vermişler. Geçimleri, hayatları yaşayışları. Ne devlete ihtiyacı var, ne vatana ihtiyacı var, hiçbir şeye ihtiyacı yok. Oldukları yere uyum sağlıyorlar. Zeki, kabiliyetli insanlardır. Güzel insanlardır, tatlı insanlardır ama
kendilerine mahsus bir dilleri, kendilerine mahsus bir kültürleri, kendilerine mahsus bir medeniyetleri yoktur. Biz devletsiz yaşayamayız, bunu size söyleyeyim. Türkler devlete muhtaçtır. Devletsiz oldukları zaman kayboluyorlar. Çin’e giden, aklım halinde gidenler orada Çinlileştiler işte. Böyle şey olarak. Bizde din ve devlettir bizi tutan.
Biz dinimizi kaybettiğimiz zaman, devletimizi kaybettiğimiz zaman yok oluruz. Yok oluyoruz zaten. Bütün Kuzey Afrika, Halep, Türk şehriydi ya. Konya gibi aynı. Bak 100 senede Araplaştı. Gidiyorsun ta Yemen’den hacılar geldiler, görüştük. Benim dedem diyor İstanbul muymuş, Yemen’e gelmiş, orada kalmış diyor. Tek kelime, Arapça bilmiyor, Arapça konuşuyor, Türkçe bilmiyor. Dedelerini getirmişler, 120 yaşında Türk. Yemen’e giden bizim eski şeylerden, bu dediğim şimdi değil, 72 senesindeki diptiğimiz aykırı. O adam çoktan vefat etmiştir. Askele gitmiş işte Yemen şeyinde. Torunları dedelerine hacca getirmişlerdi. Tek kelime kalmış Cemal Paşa diyor. Türkçe aklında kalan tek kelime Cemal Paşa.
Evet o kadar biliyor. Hayip oluyoruz. Biz çabuk asimile olabiliyoruz yani. Çok rahat. Bizim ancak devletimiz olursa yani çerçeve içinde olursak kendimizi koruyabiliyoruz. Burada da en kuvvetli zaten dini devletten ayırmasın diye şey vardı. Dualarımızda da öyle. Hiçbir milletin camisinde, mabedinde o milletin hükümetine ve devletine dua edilmez.
Sadece Türkiye’de vardır. Bunu da size söyleyin. Allah devlete millete zeval vermesin. Bu dua sadece Türklerde vardır ve resmi dualarda, camilerde, cemaat halinde, dine ve devlete dua edilir. Millete ve devlete dua edilir. Allah millete ve devlete zeval vermesin. Böyle gidin hiçbir kilisede, katolik kilisesi, Fransa’da, İtalya’da.
Öyle. İtalya hükümetine, İtalya devletine orada katolik, dua edilmez. Papa’ya dua edilir. Meryem’e dua edilir. İsa’ya dua edilir. Biz başkayız. Biz çünkü o sayede olduk. Dünyada yeryüzünde ilk devlet kuranlardanız. Belki Çinler bizden öncedir. Ama orada da çeşitli hanedanlar var yani. Bizde böyle. Bu kültürün eseridir. Medeniyetimiz kültürümüzün eseridir. Kültürümüzü kuranlarda işte başta Mevlana’lar, ondan sonra Yesevi’ler, Hacı Bayramlar, Hacı Bektaşlar. Hacı Bektaş deyip geçmeyiz. Çok büyük bir şeydir. İş yapmıştır. Baba İsa şeyinde kendi şeyhi devlete isyan ettiği zaman kardeş kanı akar.
Biz bu işte olmamalıyız diyerek adamlarıyla gidip şimdiki Hacı Bektaş’a sığılan, orada kendini gizleyip o isyana katılmayan adamdır. Büyük bir şuurdur. Büyük bir şeydir. Bektaş’ı yiyenlere de Allah vasiyet ihsar eylesin. Şimdi öyle. Olmadı yani. Hakkını yememek lazım. Yani işte geçende dediler hocam, bunlar dediler nasıl İsa? Hz. İsa diyor ki işte bu tarafına biri sütokat atarsa öbür yüzünü de çevir diyor falan. Bu Hristiyanlar niye bu kadar zalim falan dedi? Ben de dedim ki o İsa. Bunlar hiçbir zaman İsevi olmadılar ki. Bir gün Yamin vardı şehzade başında kitapçılık yapardı. Pat Hayat kitabı veriyor. Hemen o şeyin sırasında eski şeyin, Radeli Fırın’ın yanında orada. Bir gün işte onunla kitap böyle çocuklar için çocuk kitapları satardı. O kuşlar işte çiçekler falan böyle.
Oturup sohbet ederdi kendisi midyatlı bir süryani. Bana aynen dedi. Evin bey dedi Avrupa hiçbir zaman Hristiyan olamadı dedi. Çünkü onların alnı secdeye gelmedi dedi. Hz. İsa secde ederdi dedi. Avrupa hiçbir zaman Hristiyan olmamıştır olmadı dedi. Çünkü onların alnı secdeye gelmedi dedi.
Hz. İsa’nın secdesi vardı kilise secdeyi kaldırdı. Çünkü onun için temizlik lazımdı. Bir Müslüman beş defa yüzünü yıkar abdest alırken ayağını da yıkar. Çünkü benim alnım onun bastığı yere gelecek. Yüzde ayağın hiç farkı yoktur. O da yıkanacaktır o da temiz olacak o da temiz olacak.
Neyse başlayacağız işte böyle kültürün önemini anlatmaya çalışıyorum. Ve bu kültürümüzün kurucuları da Mevlana’lar, Hacı Bektaşlar, Hacı Bayramlar, Yesevi Erenler’i, Tasavvuf dünyasının büyükleri saymakla bitmez. Akşam Settinler, Süleyman Çelebiler bugünlere kadar. Büyük milletler dahiler yetiştirilmez.
Bu eğitim sisteminden daha yetişmez çünkü dahaya alan sağlamıyor. Dahaya hak tanımıyor. Dahi de veriyorsun çocuğu onu normal aşağıya çekiyor. Gerizekalıyı da illaki ilim yapacağım diye bırak çoban olsun. Olmaz. Ötekine de hak tanızı, saha olsun. Bir mimarsin ile yetişmez artık bu eğitimden ben demiyorum ikval söylüyor.
Bu eğitim sistemi aynen fabrikasyon adam yetiştiriyor. Fabrikadaki sıvareler gibi. Aynı boy, aynı seviye, aynı bilgi, aynı şey olacak. Farkları gözetmiyor, farkları hayat hakkı tanımıyor. Eskiden böyle değildi. Hür teşebbüs vardı ve herkes sanatçı, kömürcüsünden bilmem ayakkabıcısından. O Yemeni öyle yapıyordu, öteki başka türlü yapıyor.
El işi, bakır işleri, ağaç işleri, aklınıza ne gelirse. Herkes kendini oraya nakşediyordu, kendi zevkini nakşediyordu. Bu üretim tarzı sadece kullandığımız eşyada, giyimde, kuşada, konfeksiyonda işte bilmem tavada, pencerede değil. Zihirlerde de aynı şeyi yapıyor. Standartlaştırıyor, aynı standartı getiriyor.
Çünkü el işi değildir artık. Sanayileşmiş kafalar. Bu beyinlerden neci fazil yetişmez. Yetişirse zaten suçlanır. Serden geçtiği hiç olmaz. Nurettin Topçu yetişmez, öyle diyorum. Hep sıradan adam ve standart adam. Bu eğitim tarzı. Çünkü sanayileşmiş bir eğitim. Fabrikasyon bir üretim.
Öteki alanlarda biz zannediyoruz, sadece giyimde kuşanmış. Öyle değil. Zihirlerde de öyle. Zihirlerimizi de dumura uğratıyor, yok ediyor. Ben size ileride şey okurum. Nurettin Topçu’nun çocuklar diye bir şey vardı. Bir küçük, bir buçuk sayfalı bir şey. Çocuklar bizi affedin diyor. Biz sizin kabiliyetlerinizi katlettik diyor.
Allah sizi bize emanet ederken, yaratıp kucağımıza verirken diyor. Melek tabiatıyla verdi diyor. Siz hile bilmezdiniz, yalan bilmezdiniz. Tertemiz bir kalp ne diyor sizi bize emanet etti Allah. Biz sizi şeytan haline getirdik diyor. Çocuklar bizi affedin diye başlar yazıyor. Çocuklar bizi affedin diye biter. Bu eğitim sistemimiz zulüm sistemidir. Çocuğun da hakkını yiyoruz, birbirimizin de hakkını yiyoruz.
İnsanlar da birbirlerinin hakkını yiyorlar. Böyle bir dünya. Ondan sonra da bu medeniyeti alkışla. Hayır tüküreceksin gavurun yüzüne. Tükürün diyorum bu hayatsız yüzüne. Akif, Akif’i okuyun teşekkür ederim. Biraz geçti vakit ama biraz geç başladı zaten. Bu ders böyle ders. Bundan sonra böyle şeyler söylemeyeceğim. Ne kültürden ne medeniyetten ne mezar taşlarından bahsetmeyeceğim.
Mesleğinden bahsetmeyeceğim. Peki teşekkür ediyorum. Rızâ’ın Lillâh’a Fâtiha. Bismillahirrahmanirrahim.
Bismillahirrahmanirrahim.
İlk Yorumu Siz Yapın