Mevlana’dan Öğütler – Doç.Dr. Emin Işık [21.11.2017]
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fKv2Nfl5xv0.
İNŞEKTİL MÜZİK Bismillahirrahmanirrahim. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Bil cümle Peygamberan-ı İzam ve Resulü Fikam Aleyhimussalavatü vesselam efendilerimizin, Ezvacı Tahiratın, Ehli Beyti Mustafa’nın, Evlad-ı Resulün, Ashab-ı Resulün, Etba-ı Resulün, Din, Millet, Memleket, Vatan ilim yoluna hizmet etmiş ve tarihe mal olmuş.
Bütün büyüklerimizin, geçmişlerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, yiğitlerimizin. Bil cümle Peygamber-ı İzam ve Dervişan-ı Kiram’ın,
Khaseten Mevlana Celal-i dini Rumi, pederi alileri Sultanul ulema Bahauddin Veled, Burhaneddin muhakkıgı tirmizi, Şems-i tebrizi, Salaheddin-i zerkub, Hüsameddin Çelebi, Sultan Veled Ulu Arif Çelebi ve bil cümle Çelebiyan’ın, Khamuşan’ın, Dervişan’ın,
Mesnevi şarihlerinden Ankaravi hadretlerinin, Bosnevi hadretlerinin, Bursavi hadretlerinin, Abidin Paşa’nın, Kenan Rufai Bey’in, Ahmet Avni Kunuk Bey’in, Şefikcan Hocamızın, Tahirul Mevlevi hadretlerinin, İdhat Bahari Bey’in, Selman Dedenin, Celalettin Çelebi’nin ve bu yola hizmet etmiş diğer zevatın ruhları için. Diğer hocalarımızdan, üstadlarımızdan, üzerimizde hakkı bulunan ümmeti Muhammed’den, ahirete gidenlerin, ana baba akrabay talukatımızdan, abav ve ecdadımızdan, kısım akrabamızdan, ahirete gidenlerin kâfesinin ruhları için. Bil cümle ehli iman ervâhı için rızâ’ın lillâh. El-Fâtiha.
Bihよし melee ahmet keiner Zhan锋亞 Empire
Tâlin Amin
Allah iyilerden, iyiliklerden bizleri ayırmasın. Bu dua ile başlıyoruz derse. Hz.Evlana diyor ki, arslan ve süt, ikisi şir aynı mâneye gelir Farsa’da. Şir lafı yazıda birbirlerine benzerler diyor. O da şir ile yazılır, o da şir ile yazılır.
İşte Yavuz Sultan Selim’in bir şiri var. Şiirler, pençeyi kahramda olurken, lerzan diyor. Ben diyor, arslanlara bile hükmederken, arslanları bile pençemde, pençeyi kahramda, kahır pençemde alt ederken, beni bir gözleri ahû yezebûn etti felek diyor.
Gözleri ahû, ahû ceylan demektir. Ceylan gözlü birisine beni diyor şey etti, mahkum etti, esir etti, köle yaptı. Arslan ile ceylan arasında şey, buna şey derler işte manevi cinas yapıyor. Gözleri ahû yezebûn etti felek diyor. Şir o mâneyedir.
Şimdi peygamberler de insan, onu demek istiyor Hazreti Mevlana, söyleyecek zaten şimdi. Bugün Rabiyyul Evvel ayına giriyoruz, ikinci günü bugün. İşte önümüzdeki haftada şey var, 12 Rabiyyul Evvel kutlu doğum gecesi, Mevlid kandili olacak. Allah şefaatine nağir eylesin.
Şefaat vardır ve haktır. Sakın o vahabi kafasıyla düşünüp de, yok işte efendim okuduğumuz ayetlerin sevabı başka bir yere gitmez. Ölünün ruhuna bir şey gitmez. Yok işte peygamber şefaat etmez falan. Peygamber ettiği kadar etmiştir zaten.
O çöldeki diri diri çocuklarını göben insanlardan o ilkel, ahşi, hiçbir eğitim görmemiş, tamamen çöl şartlarında yetişmiş, o ilkel bir kavimden bütün dünyaya örnek bir ümmet meydana getirmiştir.
Bundan daha büyük şefaat olur mu? Bundan daha büyük devrim olur mu? Bundan daha büyük inkılap olur mu? İnsan üzerinde, toplum üzerinde bu kadar etkili olmuş.
O çocuklarını diri diri gömen insanlardan Hz. Ömerler, adil insanlar, büyük mücahitler, büyük kahramanlar, büyük devlet adamları, büyük veliler yetiştirmiş bir peygamber, efendim şefaat etmezmiş peygamber. Yahu yaptıklarına baksana, dünyada yaptıklarına bak. Nasıl bir devrim meydana getirdi. Ha bir şey var Alman, komünist partisinin kurtulcusu her yerde söylüyorum. O kız Bebel adı. Arap İslam kültürünün yükselme çağı ve Hz. Muhammed diye bir şey var. Araplar bir defa hamle yapmışlardır işte.
Peygamber efendimizin sayesinde o ilkellikte kurtulmuşlar. Hala onun şeyinde gidiyorlar. Suyunun suyunun suyu. O o şeyle gidiyorlar. Öyle. O öyle diyor ki insandan başlamayan hiçbir devrim başarılı olamaz. Evvela insanı alıp e gideceksin.
İnsanı kendi haline bıraktık. Herkes bildiğini yapsın. Ondan sonra biz yol yapalım. Köprü yapalım, geçit yapalım, okul yapalım. Binaları işte gökdelenler yapalım. Hiçbir mâne ifade etmez. Devrim insandan başlar. İnsanı eğiteceksin, insanı yetiştireceksin.
Bu iş böyledir. Bütün büyükler öyle yapmışlardır. İnsandan başlamışlardır. Peygamber efendimiz de insanlar üzerinde etki yapan onların dinlerini, adetlerini, geleneklerini, zihniyetlerini değiştirip onları insan yerine getiren adam eden bir peygamberden bahsediyoruz.
Allah iki dünyada da şefaatinden ve yolundan ayırmasın. İzinden ayırmasın. Bitti. İşte. Ya Muhammed o kadar, ya Muhammed o kadar büyüksün ki senin namını ben ne zaman yağda getirsem hemen insan olurum diyor.
Benim hocam şey Ali Rıza Saban hocanın böyle bir şiiri var. Olurum redifle. Ya Muhammed ne büyüksün ki senin yağdını ben. Ne zaman pardon senin ismini ben ne zaman yağda getirsem hemen insan olurum diyor.
İsmini andığım zaman diyor insan olduğumu hissederim. Böyle. İşte yazmak isteyenler yazsınlar. Ya Muhammed ne büyüksün ki senin ismini ben. Ne zaman yağda getirsem hemen insan olurum diyor. Beşer neslinden böyle döküntülerden bir büyük örnek millet.
Küntüm hayra ümmetin ve bunun yetiştirilirdiği ümmet de Allah tarafından tasdik edilmiştir. Kur’an’da. Küntüm hayra ümmetin okri ceddin nas. Siz en hayırlı bir ümmet olarak insanlığın faydasına, insanlığın menfaatine meydana getirildiniz diyor. Allah tasdik ediyor yapılan işi. Zaten Kur’an’dan Peygamberimizi Kur’an’dan anlamak lazım. Evvela Kur’an’daki Muhammed’i anlamak lazım. Evet o çok önemlidir. En büyük hiliye en büyük Peygamber efendimiz anlatan Allah kelamdır.
Rahmeten lil alemin Kur’an ifadesidir. Le kad menne Allahu alel muminine izbaasa fihim rasulan. Kendi içlerinden bir Peygamber göndermekle Allah müminleri minnettar bırakmıştır diyor.
Allah’a minnet borcumuz var Peygamberden dolayı. Minnet altındayız yani yük altındayız. Hamd borcumuz var teşekkür borcumuz var. Elhamdulillahi illadi enzala ala abdihil kitab. O kuluna kitabı indiren Allah’a hamd olsun diyor.
Enzala ala abdihil. Kur’an indiği için Kur’an için ayrı hamd. Muhammed ümmeti olduğumuz için ayrı hamd. Her yönden minnet altındayız. Hamd borcuyuz, şükür borçluyuz. Allah’a teşekkür borçluyuz. Ve ölünceye kadar ona salatu selam getireceğiz. İşte o minnet borcumuzun ifadesidir. Öyle. Namazın içinde hem de. Allah’ım’a salli ve barik namazın içinde getirilen salatu selamdır. Onu okuduğun zaman Allah’ın emrini yerine getirmiş olursun. İnne Allahe ve melekete hu. O cuma namazlarından önce işte okullar, hocalar şeyler müezzin ezanından önce.
İnne Allahe ve melekete hu. Muhakkak ki Allah ve melekleri yusalluna alen nebi. Bu peygambere salatu selam getirirler. Ya eyyuhelzine amanu ey iman edenler. Sizde sallu aleyhi ve sellimu tesliman. Sizde ona salatu selam getiriniz ve teslimiyetle selam getiriniz. Allah onu selamlıyor. Allah ona salavat okuyor. Melekler ona salavat okuyor. Sen Muhammed ümmetiyim diyorsun. Onun şefaati olmaz diyorsun. O zaman sen Muhammed ümmeti değilsin arkadaş için. Lafı, zi şeyi ödeye beriye gitmeye lazım. Muhammed ümmeti olmak için de Muhammed’e benzemek lazım. Onun güzel akılağından sende bir şeyler olması lazım.
Hoşgörüsünden, sakasından, cömertliğinden, ilminden, feyzinden, aklaqından, merhametinden, hürmetinden, kutsala olan saygısından, mahlukata olan şefkatinden sende de bir şeyler olması lazım. İnsan sevgisi. Medine’de diyor hangi küçük çocuğa sorsanız sen peygamberi tanıyor musun dediğin zaman.
Onun en çok sevdiği çocuk benim derdi size diyor. Bütün çocuklarla birebir yakından ilişki olmuş ve o çocuk Medine’de onun en çok sevdiği çocuk kendisinin olduğuna inanıyor. Düşünün. Çocukları ve düşkünleri sevmek Peygamber efendimizin sünnetidir.
Yaşlılığa hürmet Peygamber efendimizin sünnetidir. Evet sünnet deyince biz sadece işte çocukların, çükünün kesilmesini falan aklımıza getiriyoruz. O kadar. Yani öyle. Sadece ondan ibaret değildir. Peygambere benzeyeceksin, mecbursun. Peygamber ümmetiyim diyen, peygambere benzemek, aklekan benzemek mecburiyetinden.
Şekle benzersen fena olmaz ama esası ruhen aklekan benzemektir. Peygamberlerle eşitlik davasına kalkışanlar velileri de kendileri gibi sıradan insanlar olarak sandılar. Tabii Peygamberlerle eşitlik davası. Ben de insanım o da insan diyor. Ne farkımız varmış diyor. Muhammed’de kim oluyormuş diyor. Öteki salak Mevlana’da kim oluyormuş diyor. Yunus’ta kim oluyormuş diyor. Süleyman Çelebi ne olmuş ki falan böyle hafife alıyor. Cehaletin bu katmerlisidir. Kendi büyüklerini kork görmek, kendi büyüklerini böyle hakaretvari bir şekilde küçük görmek, gözden düşürmeye çalışmak, o millete yapılabilecek en büyük ihanettir. Bir milletin büyüklüğü nüfusunun çokluğu ile değil. İçinden yetiştirdiği büyük adamların çokluğu ile ölçülür. Milletlerin büyüklüğü yetiştirdiği büyük adamların çokluğu ile ölçülür. Nüfus çokluğu ile ölçülmez. İsterse bir milyar olsun. Bir İngiliz’e sor bakalım Şekis bir hakkında ne düşünüyor. Bak bakalım sana kılından fedakarlık etmez, kılından vazgeçmez. Ayakkabısını çorabını müzeye koyuyor. Böyle baş tacı ediyor. Ne demek bu? Kendi geçmişine saygı, kendi tarihine saygı. Tarihi olmayan milletlerin kültürü olmaz. Kültür olmayan milletlerde millet değildir onu size söyleyeyim. Millet kültüründen ibarettir. Her millet kendi milli kültüründen ibarettir.
Onu kaybettiğin zaman milliyeti de kaybedersin. İşte bu gece şimdi aynı saatte başlıyoruz. Beşiktaş’ın maçı var. Hepimiz Beşiktaş’lıyız. Çünkü bu bir milli maç havasındadır. Fenerlisi de Galatasaraylısı da bilmem Trabzon sporlusuyla. Bu gece hepimiz milliyet şeyidir. Beşiktaş’lı olacak. Yarın Galatasaray maçı varsa başka yabancı bir şeyle gülüple.
Hepimiz Galatasaray’la olacağız. Bu milli duygudur bu. Benim takımım, benim memleketimin takımı. Ama Galatasaray Beşiktaş kendi aralarında maç yaptığı zaman sen Galatasaraylısın. O zaman Galatasaray’la olabilirsin. Ona bir mani yok. Ama bugün bir milli maç havasındadır. Onlara da dua ediyoruz. Allah muvaffak eylesin. Başarıyla eylesin.
Şimdiye kadar iyi gidiyorlardı. Ben Beşiktaşlı falan değilim. Ama milliyetçiyim. Onu size söyle. Milliyetçilik de kültür milliyetçiliğidir. Benim olan değerlere sahip çıkacağım. Ben kafatasçı falan değilim. Öyle bir şey yok. Et kemik davası değildir bu dava. Ruh davasıdır. Kültür davasıdır. Mevlana’nın kılından vazgeçmem. Çorabından, ayakkabısından, takunyasından. Benim için her şeyi, onun için şeydir. Değerlidir. Hepsinin. Sadece Mevlana için söylemiyorum. Süleyman Çelebi söyledir. Hacı Bayram öyledir. Hacı Bektaş öyledir. Hangi milletin kaç tane Süleyman Çelebi benzeri şairi vardır? 600 senedir saraydan köy evlerine kadar. Bilmem obalara, oymaklara, çadırlara kadar. Yazdığı eser, Peygamberi Allah’ı anlatan o güzel Mevlidi Şerif.
Kimin eseri bu kadar okunduğu okunuyor? 600 senedir milletin dilinde. Süleyman Çelebi’nin Mevlidi. İşte bu zaten millet onunla Müslüman olur. Mevlidle, geleneklerle, adetlerle öyle yaşar dinini. Sen ondan Cüneydi Bağdadi’nin bilgisini beklemeyeceksin ki. Adam çift dilde, çabuğunda falan oluyor.
Bir Ayşe teyze, eğer 10 Muharrem’de aşure pişirmiş, komşulara dağıtmışsa çok güzel bir şey yapmıştır. Allah razı olsun işte. Onun dindarlığı odur. Bir kandil gecesinde kandil simidi alıp komşulara vermişse yahut helva yapıp dağıtmışsa. O işte gelenekler öyle yaşarlar. Komşuluk artar, muhabbet artar. Sen gönderiyorsun, o ötekide yapıp gönderiyor.
Ha biz de yapalım diyor, teşvik de oluyor. Böylece. Şey de bu aşure de çok önemli bir şeydir. Aşure tam İslam’ın şeyidir. İstediği tatlıdır. Müslümanlığın sembolik tatlısıdır. Niye diyeceksin? Aşurede ne hikmet var? Bak aşurede buğday buğdaydır. İçinde kalır. Tatlının içinde belli olur yani. Kaybolmaz. Nuhut nuhuttur. Fasulye fasulyedir. Üzüm üzümdür. Ne koyduysan içinde hiçbirisi birbirini kaybetmez. Kendi varlığını muhafaza eder. Ama aynı tatlı kendisi tatlıdır işte. Bir bir aynı kapta işte şeyde aynen Arafat’taki yahut Kabe’nin etrafındaki tevaf eden Müslümanlar.
Çerkezi, Kürdü, Arabi, Türkü, bir de başka hangi milletten hangi kavimden olursa olsun orada kavmiyeti inkar etmiyor Kuran-ı Kerim zaten. Yok etmiyor. Müslümanlık asimilasyon yapmıyor. Sen diyor Türk sen Türk kal ama Müslüman ol. Bu kadar kimsenin geleneğiyle, diliyle, adetiyle, örfüyle şeyiyle aykırı olanlarını ayıklıyor tabi yani. Orada gayri İslami, gayri akla ki bir şey varsa onları süzgeçten geçiriyor buyur diyor. İçindeki pislikleri ayıklıyor yabancı maddeleri. Saf şekliyle buyur diyor. Sen Gürcüysen Gürcü buyur. Çerkesen Çerkez. Hiç diline kimsenin şeyine milliyetine ırkına falan dokunmuyor. Ama hep birlikte bir arada da kuvvet olsun istiyor işte aşure gibi.
Aşure bizim sembolik tatlımız dememin sebebi odur. Hiç kaybetmiyoruz kendimizi. Türklüğümüzü kaybetmiyoruz. Arap Araplığını kaybetmiyor. Ama din kardeşi oluyoruz. Herkeste bir başka kabiliyet var. Onda zeka var, onda kol kuvveti var, onda savaş gücü var. Ötekinde para var. Bütün bu değerleri kuvvetleri birleştirdiğin zaman dünyanın en güçlü millet oluyorsun işte. Bir öteleme yok. Yok öyle bir şey. Bazıları bazıları diyor gel diyor gel yine de gel yine de gel.
Kim olursan ol ne olursan ol gel. Gel diyor bu kapı ümitsizlik kapısı değildir. Burada nevmidi nist diyor. Darmen bizim kapımız nevmidi nist. Ümitsizlik kapısı değildir diyor. Burası ümit kapısıdır.
İmanın varsa ümidin varsa bir de birbirine güvenin varsa işte o zaman milletsin. Sevginin olmadığı yerde güven de olmaz. Şey de olmaz. Huzur da olmaz. Nurettin Topçu rahmetli öyle yazmış kitap. Sevginin olmadığı yerde her şey birbirine düşman görünür diyor.
Sevginin olmadığı yerde her şey birbirine düşman görünür. Din kardeşini sevmek din kardeşini tutmak esastır. Evet peygamberler bizim gibi sıradan insanlar değiller. Hazreti Mevlana ona daha başka misaller de vermiş.
Diyor ki çaydan derelerin içinden dibinden toplanan çakıl taşlarının içinde şey olur akık olur, zümrüt olur, başka kıymetli taşlar olur. Bir de çakıl taşları olur, sıradan taşları. O çakıl taşlarını yollara döşerler diyor. Kaldırım onun üstünden insanlar geçer. Ayakları çamur olmasın diye.
İşte o akık gibi yahut işte zümrüt gibi daha o kıymetli taşlardan da diyor şey yaparlar. Krallar taç yapar baş tacı ederler. Peygamberler işte o aynı yerde beraber o çakıl taşlarıyla beraber görünürler ama ötekiler diyor çakıl taşıdır onlar akık gibidir diyor. Zümrüt gibidir. Böyle kıymetli taşlardandır onlar.
Allah onları öyle yaratmış insanlık üzerinde. Sen diyor toprak üzerinde nasıl tasarruf edersen yani toprağı ekliyorsun biçiyorsun işte oradan işte bir sürü şey yetiştiriyor. Kavun, karpuz, ekin, arpa, buğday, bağ, bahçe, üzüm toprak üzerinde sen tasarruf ediyorsun dikiyorsun. Peygamberler de insanlar üzerinde diyor senin toprak üzerinde tasarruf ettiğin gibi ederler.
İstenilen insanı yetiştirirler onlar. Kalpler üzerinde şey ederler tasarruf ederler. Peygamber vekili olan, peygamber varisi diyoruz onlara biz. Varisi olan veliler de insanlar üzerinde. İnsan kalpleri kalp kuyumcularıdır onlar kalp kuyumcuları. Kalpler üzerinde işlerler. Onun için Allah eksik etmesin onları. Tabii sahtesi çok onu da size söyleyin.
Mürşid geçinen yüz taneden belki üç tanesi beş tanesi hakikidir ama öteki niye sahtesi? Çünkü o sahtesi de onun değerli olmasına işaret, delalettir eder. Yani altının sahtesi olur, tenekenin sahtesi olmaz. Onu demek istiyorum. Eğer sahten mürşidler ortada dolaşıyorlarsa demek ki evliyanın, velilerin değeri büyüktür onun için.
Avukatın sahtesi olur, doktorun sahtesi olur. O sünnet çocuklarına bakıyorum. Bazen böyle subay elbisesi giydiriyorlar, havacı elbisesi böyle üç yıldız falan bakıyorsun. Havacı binbaşı yahut denizci kıyafetiyle falan. İşte onların değeri var insanların gözünde. Onun için onların şeylerini, şeyini, taklitlerini görüyoruz ortada. Değerli olan şeyin taklidi olur, sahtesi olur.
Değerli olmayanın sahtesi olmaz, korkmayın. Çöpçü’nün sahtesi yoktur. Seyyar satıcının sahtesi olmaz. O bakımdan. Evet, büyüklüğüne de işarettir diyor. Eğer bir şeyin sahtesi varsa, onun aslının çok değerli bir şey olduğuna işaret eder o. Onlar da onun ispatına yarar.
İşte biz de insanız, onlar da insan. Biz de yeme yeme, uyumaya mecburuz. Onlar da uyurlar gibi bir takım hezeyanlar. Mehli Hazal Rasul, Furkan Suresinde. Yani ne olmuş bu peygambere diyor. Mehli Hazal Rasul, bu rasul dediğiniz kişiye ne olmuş ki?
O da bizim gibi yemeye gidiyor, sokaklarda dolaşıyor diyor. Ne farkımız var? Mekkeli müşriklerin diliyle konuşuyor Kur’an-ı Kerim. Furkan Suresinde bu ayet hemen ikinci sayfada. Körlüklerinden şunu bilmediler ki, arada ucu bucağı bulunmaz bir fark vardır.
Kör oldukları, manen kör oldukları için vasiyetleri kapalı. Gaflet sahiplerinin, peygamberleri, velileri, kendileri gibi sandıklarını Kur’an-ı Kerim bize haber veriyor diyor. Mehli Hazal Rasul, Ya kulut taame ve yemşi fil esvağ Ma entum illa beşerum misluna
Siz bizim gibi beşerden başka bir şey değilsiniz dediler. Veme enzeler rahmanu miseyin in entum illa tekzibun Size Allah, Rahman olan Allah’tan bir şey inmiş değildir. Siz boş yere konuşuyorsunuz, sadece yalan söylüyorsunuz. İn entum illa tekzibun, yalan söylüyorsunuz diyor. İnkar ediyorlar.
Bütün bu inkarların sonunda Ebu Cehil Peygamberimize geldi. Dedi ki ya Muhammed, Aynen bak en büyük düşmanı, en büyük karşısı, Muhalifi, Peygamber efenim Ebu Cehil, Benim firavunum dediği kişidir Peygamber. Diyor ki Musa’nın firavunu vardı, Benim firavunum ondan da eşittir. Çünkü Musa’nın firavunu, Hz. Musa’ya söz hakkı tanıdı. Ne biliyorsan göster bakalım ortaya, meydana dök dedi. Ama Mekkeli müşrikler Peygamberimize o hakkı tanımadılar. Onun için Peygamber efenimiz diyor ki Benim firavunum esas firavundan daha eşittir, daha şiddet, daha çetin, daha kötü yani. Diyor, Dedi ki ya Muhammed biz seni biliyoruz. Başa çıkamadılar, baktılar ki. Çocukluğundan beri biz seni biliyoruz. Senden yalan işitmedik. Kimseye hile yaptığını görmedik. Aldatmadın, yalan söylemedin, hile yapmadın. Hep iyilik yaptın, hep iyilik gösterdin, hep doğruları söyledin. Onun için biz sana Muhammedül Emin dedik. Bu ismi biz verdik sana diyor Ebu Cehil.
Muhammedül Emin, emin güvenilir Muhammed. Adını biz verdik sana diyor. Biz senin yalan söylemediğini biliyoruz ama diyor Sen o melek mi diye bir şey diyorsun diyor. Cebrail midir, melek midir adını biz söylüyor. O seni kandırıyor, ne olur ona inanma diyor. Sen iyi adamsın ama o melek seni baştan çıkarıyor işte yalan. Seni kandırıyor diyor, ona inanma diyor.
Bunun üzerine ayet geliyor. İnnahüm la yükezibûneke Velekine zalimine bi ayetillahi echadûn O zalimler senin şanını, senin dürüstlüğünü, senin karakterini inkar edemezler. Velekine zalimine bi ayetillahi echadûn Fakat o zalimler Allah’ın ayetlerini inkar ederler.
Ayetleri inkar ederler fakat Muhammed’i inkar edemezler. Çünkü aralarında büyüdü. Bu işte Peygamber efendimizin büyüklüğünü, yüceliğini, doğruluğunu, dürüstlüğünü, sadakatini, insanlığını böylece düşmanlarına bile kabul ettirmiştir. En büyük düşmanına geliyor itiraf ediyor. Ya Muhammed diyor senden bir kötülük görmedik.
Yalan, riyaz, sahtekarlık hiçbir şey görmedi. Sen tertemiz bir insansın. Sen yalan söylemezsin zaten diyor. Ama o melek mi diyorsun sana birisi geliyor. Onlara inanma onlar seni aldatıyorlar diyor. Kandırıyorlar. Böyle bunun üzerine ayet geliyor. O zalimler seni inkar edemezler lakin Allah’ın ayetlerini inkar ederler. Evvela bu ne demektir? Evvela Peygamber’e bakacaksın. Sonra Kuran’a bakacaksın. Evvela sünneti öğreneceksin. Peygamberi öğreneceksin. Sonra Peygamber efendimizin Kuran’ı nasıl öğrettiğine bakacaksın. Şimdi Peygamberi ofsite’de bırakıp biraz futbol diliyle konuşalım. Ofsite’de bilat bu Müslümanlığa gol atmaya çalışıyorlar.
Ama ofsite tabi sayılmaz. Neymiş Kuran yetermiş. Kuran kime yeter? Peygamber’e yeter. Hasbukallah ve menittebâ keminel mü’minin diyor. Tamam. Peygamberi başa alıyor ama. Allah sana da, sana inananlara da yeter diyor. Ama Peygamberi bir tarafa alıp ondan sonra Kuran’dan mana çıkarmaya çalışanlar. O zaman konuşalım. Açık söyleyelim. Sen bayram namazı kılıyoruz değil mi? Kuran’da bayram namazı yok. Hiç hatta senede, hiç namaz kılmayanlar bayram namazına giderler.
Senede iki tane bayram namazı var hiç olmaz. Onun için vaciptir zaten. Kuran’da olsa farz olacak. Vaciptir diyor. Koca ilan eder işte. Vacip olan bayram namazına dokuz tekbirle, vacip olan bayram namazına uydum hazır olan imama. İşte Allah-u Ekber, Fatiha’dan sonra tekrar üç defa tekbir getireceksin.
Hemen Allah-u Ekber deyince, rükuya kapanmayın falan yanlış yapmayın diye bir sürü tarif ederler bayram namazını. Böylece bayram namazı yok. Peki ezan var mı? Şair-i İslam, İslam’ın en büyük sembolik şeyi davası ezan-ı Muhammed’i diyoruz. Ezanın lafızları var mı Kuran’da? Hangi surede geçiyor?
Ezanın kelimesi bile yoktur Kuran’ın Kerim’de. Sadece cuma namazıyla ilgili olarak. İz’enu diyeliz salatı min yawmil cüm’atı diyor. Cuma günü, cuma günü namaza çağırıldığınız zaman, nida edildiği zaman diyor. Oradaki ezanın adı nida şeklinde geçiyor. Peki Allah-u Ekber, Allah-u Ekber dört kere. Eşhedü enne illallah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah ikişer kere. Bunlar bu. Ezanın lafızı Kuran’da var mı? Yok o zaman ezanı atacak mıyız? Bayram namazını terk mi etmemiz gerekiyor? Kuran’da olmadığı için. Peki namazı kılıyoruz. Namazın nereden başladığını bize Kuran tarif ediyor mu? Niye oturarak başlamıyorsun da kıyamdan başlıyorsun? Peygamber öyle başladı onun için. Öyle. Sağa sola selam vereceksiniz diye bir şey var mı? Namaz bittiği zaman, önce sağa, sonra sola selam. Hiçbirinin tarifi yoktur. Kuran-ı Kerim anayasa gibidir. Ne yapılacağını bildirir. Sadece ne yapmamız gerektiğini bize emreder. Nasıl yapılacağını Peygamber öğretir. İşte nasılı Peygamber öğretmiştir bize. Bitti o kadar.
Sen nasıl yapılacağını bilmedikten sonra bir şey yapamazsın. Yoğurt bile çalamazsın. Sahanda yumurta bile yapamazsın. Koy yumurtayı kır, ondan sonra yağını koy bakalım sahanda yumurta oluyor mu? Önce yağı koyacaksın, ısıtacaksın. O iyice eridikten sonra yumurtaları kıracaksın. Nasıl yapılacağını bilmeden hiçbir şey yapamazsın.
Elektriği tutarsın, çarpılırsın, ölürsün. İşte orada gidiyor. Ama geliyor teşhisatçı, elektrikçi. El ile oynuyor. Diyorum şeyi kapatalım. Yok gerek yok hocam. Sigortayı diyorum kapattım. Rahat diye çalış. Yok yok gerek yok diyor falan. Ama ben bir lamba değiştirirken bile gidip sigortayı kapıyorum. Olur mu olmaz. Elin bir yerde yerde elektrik çarpar diye.
Ondan sonra iyice lambayı takıyorum sonra gidip sigortayı yerleştiriyor. Bitti. Bu iki kere iki dört lira. Peygamber olmadan din olmaz. Ve örnek olarak da bize Kur’an-ı Kerim tarafından şey edilmiştir. Bugünkü dersimiz özellikle bunu hazırladım geldim yani. Sadece Mevlana’nın söyledik. Mevlana zaten söylemiş.
O hepsini söylüyor. Ben aklı Muhammed’in ayakları altında kurban eyledim diyor. Onun sözleri varken benim aklımın geçer olur mu? Biz aklı diyor Muhammed’in ayakları altında kurban ettik bu aklı. Ben diyor Peygamberin bir sözüne bir hadisine cidlerle tefsiri değişmem diyor.
Çünkü tefsir yazan alim hoca kendi bildiklerini yazıyor. Ama hadisi şerifi söyleyen Peygamber Allah’tan gelen bilgiyi bize bildiriyor. Bu hakiki bilgidir. İlahi bilgidir. Hadisler de ilahi bilgidir merak etmeyin. Peygamber Efendimiz söylemiş.
O kendi yanından bir şey söylemez kendi yanından konuşmaz. Hele din konusunda. İster Kur’an’dan olsun ister hadisten olsun din konusunda Peygamber Efendimiz kendi yanından bir şey uydurmaz söylemez. Onu size söyle. O kendi heva ve hevesiyle konuşmaz diyor. Onun söylediklerinin hepsi vahiydir. Allah tarafından ona ilham edilir. Ona vahiymetlov diyoruz Kur’an’ı Kerime. Cebrail geldi. Ona talim etti. Onun kelamıyla. Kelam-ı ilahi diyoruz ona. Ama Peygamberin söylediklerinin hepsinin manası ve ilhamı yine Allah’tandır. O fikri o aklı o fikri o düşünceyi o ifade gücünü Allah ona ihsan etmiştir. Din konusunda. Ama geliyor Peygamber Efendimiz’e birisi diyor ki işte ya Resulallah şöyle şöyle bir şey var. Mesela birisi geliyor diyor ki ya Resulallah ben ne yapsam geçinemiyorum. Ne yapsam gelirim kazancım harcamalarıma yetmiyor. Hep sıkıntı içinde borç harcı içinde geçiyor.
Ne yaptım diyor bana bir şey tavsiye et. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki abdetsiz dolaşma diyor. Kısmetin açılır bereketlenir. Bu sadece ona söylenmiş bir söz değildir. Ben de size tavsiye ediyorum. Geldi geçen bir kız hanım kız. Yani şeyde balaban tekkesinde. Siz getirdiniz değil mi?
Yok daha önce telefon ettiler zaten geleceğini biliyordum da. Konuştum hocam dedi çok sıkıntıdayım dedi. Sizinle görüşmemizi söylediler dedi. Bir arkadaşı beni tanıyan birisi söylemiş. Ben de Peygamber’in söylediklerini ona tavsiyelerini söyleyeceğim. Peygamber varken bizim ismimiz okunuyor mu hesabımız kim oluyoruz Allah Allah.
Öyle şey olur mu? Eğer Peygamber’in öğrettiği bir bilgi varsa evvel onu söyleyeceksin. Dedim ki bak evladım Peygamber efendimiz aynen senin gibi gelmiş birisi sıkıntıda olduğunu söylemiş. Peygamber efendimiz de bunu tavsiye etmiş. Bir de abdestli olun demiş. Namazı terk etmeyin. Allah’tan bir şey istediğimiz zaman Peygamber efendimiz iki rekat namaz kılar. Ondan sonra dua ederdi. Yakut bir iki sayfa Kur’an okur, yakut bir sure okur. O ikra emrini yerine getirir. Allah’ın dediğini yap ki senin dediğini de Allah işe yarasın. Sen öğretmenin hiçbir dediğini yapmıyorsun. Ondan sonra ondan on istiyorsun. Sınıf geçmeyi istiyorsun.
Ders çalışmamışsın, öğretmenin dediğini yapmamışsın. Allah demez mi? Biz şimdi boşu boşuna dua ediyoruz. Peygamber Peygamberken bile önce iki rekat namaz kılıyor ondan sonra Allah’a dua ediyor. Bir defa kul olarak biz onun emrini yerine getireceğiz ki o da bizim dileklerimizi kabul buyursun.
Bir müdür yahut bir iş yerinde patron yanındaki işçiye hiçbir sözünü geçirmemişse, hiçbir dediğini doğru yapmamışsa hep kaytarmış kaçmışsa o adam gelip müdürden yahut da patron dan maaşının artmasını isteyebilir mi? Yüz olması lazım adamda.
Onun için bu işin aslı astarı Allah’a bağlılık kulluk ve ibadet doğurur. Peygamber efendimiz iki şeyle oluyor. Ya Kur’an okuyor önceden Allah’ın kelamını okuyor sonra dua ediyor. Yahut kalkıp iki rekat namaz kılıyor sonra dua ediyor. Duası kabul olsun diye. Fatihayı da onun için okuyoruz zaten. Dualarımız kabul olsun diye. Allah bütün dileklerimizi, dualarımızı kabul eylesin. Ama zaten biz hep dünyalık istiyoruz Allah’tan fazla bir şey istemiyoruz. Aziz efendi öyle çıkmış. Sultan Mahmud tabi cemaat selamlığına gelmiş Fatih Camii’nde. Aziz efendi’yi çok seviyor Sultan Mahmud. Demişler efendim Aziz efendi cemaat arasında burada cami de. Öyleyse demiş hemen söyleyin ona. Cuma namazından sonra bir dua yapsın bize dua etsin falan. Aziz efendi de çıkmış külsüye. Padişah emrediyor tabi ferman artık şey ona iradeyi seni yedirler. Padişahın iradesi. Kattiyen ihmal edilmez. Mutlaka yerine getirilmesi lazım. Ferman gibidir. Kalkıyor külsüye çıkıyor işte Salavat’tan hamdilasela Salavat’tan sonra. Alhamdulillahi Rabbil alemin ve salatu ve selamu ala zeyidina Muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ecme’in diyor. Ey Allah’ım diyor. Bu sersemler senden ne isteyeceklerini bilmezler. Sen de zaten bildiğinden şaşmazsın. Allah’a Fatiha deyip iniyor o kadar. Evet evet böyle.
Biz hep ne istiyoruz Allah aşkına hep geçici şeyler istiyoruz ya. Hiç ahirette ahiret selameti iman selameti ebedi saadeti isteyen ve onunla ilgili tedbirlerle ilgili tedbirleri yani ebedi saadeti bize kazandıracak cennet kazandıracak ibadetleri de biz onunla kuvvet güç yol gösterme cesaret istememiz lazım aslında.
Dünyalığı da istiyoruz. Dünyalık da nimettir. Ama dünya nimetlerinin hepsi merdivendir. Merdiven basamak ahireti kazanmak içindir. Allah insana şeyde işte yine.
Kasas suresinde. Karuna Hz. Musa’nın şeyidir tavsiye. Diyor ki Allah insana verdiği bunca servet bunca nimetten dünya için nasibini al.
Fakat diyor bundan esas gaye ahireti kazanmaktır. Hz. Mevlana da diyor ki zengin parası çok olan değildir. Hayri hasenatı çok olandır. Sen iyiliğin çok ama illaki parayla yapılmaz iyilik. Geçerken komşuya selam vermekte bir iyiliktir. Gönül almakta bir iyiliktir. Bir hasta ziyareti de bir iyiliktir. Ona moral veriyorsun, güç veriyorsun. Sen bu hastalığı yenersin Allah aşkına bir şey değil falan deyip hafife alıyorsun. Ona güç verdiğin zaman ha yenermişim diyor. Her şey imana bağlıdır size söyleyin. En ağır kanser hastalığı. Yeneceğine inanıyorsan onu inanırsın yenersin. Ama o imanı bulmak lazım.
O güveni kendi şey istiyorsun. Ne diyoruz ona biz? İhtimadı nefs derler de eskiden şimdiki özgüven. O özgüveni bulduğun zaman yenersin. Hiçbir şey yok. Yeter ki inan. Suya batmayacağına inan diyor. Deniz üstüne yürüyerek git. Batmazsın korkma diyor. Ateşin yakmayacağına inan, ateş yakmaz seni.
İbrahim misal işte o hikaye değil masal değil. Hz. İbrahim. İbrahim gibi iman sahibi olursan seni ateş de yakmaz. Bitti. Bu böyledir. Biz yakacağına inandığımız için yakıyor bizi. Ama adam rufayı alıyor tutuyor elinden. O da yakmayacağına inanıyor. Alıyor tutuyor avucundan sonra bırakıyor.
Kürekle değil avcuyla taşıyor. Yakmıyor. Böyle. İşte o Kur’an’daki Hz. İsmail’i bıçağın kesme işi. Hz. İbrahim’in ateşte yanma işi. Hz. Musa’nın denizin üstünden kara gibi böyle çöl gibi geçip gitmesi. Suların etrafa çekilmesi. Duvar gibi nasıl olduğunu pek bilmiyoruz. Belki de suyun üstünden yürüdü gittiler.
Ama geçti gitti. Ama firavun boğuldu. Çünkü suyun kendisini boğacağına inanıyordu. Öyle oldu. Nasıl inanıyorsan öyledir. Öyle olur. Öyle tecelli eder. İlk iş daha açık söyleyeyim şeyden. Dinden imandan maneviyattan en uzak şey bu tarafta bu bir kutupta. Bu öteki de o bir kutubunda. Nedir biliyor musunuz?
Paradır. Para para. Dinden imandan, hiç maneviyattan tamamen hiçbir şekilde ilişkisi yoktur. Ama 20 lirayla 100 lira birbirine benziyor. 5 tane 20 lirayı 100 lira olarak kabul ediyorsun. Neye dayanıyor bu? Kağıdın farkından dolayı mıdır? İnanıyorsun da onun için. İşte dolar yükselip gidiyor. 380 oldu, 390 oldu falan neredeyse 4’e dayandı. Neye bu? Herkes öyle kabul ediyor, öyle inanıyor. Dikkat ediyor musun? Hayatın bir ucunda din, iman, maneviyat var. Öbür ucunda maddiyat var. Maddiyatın aslı da imandır. Onu anlatmaya çalışıyorum.
Kağıdından maddesinden dolayı değil, manevi değerinden dolayı yükseliyor. Bütün insanlar ona inanıyor, herkes öyle kabul ediyor. Hiç kağıt para görmeyen bir adamı da onun para olduğunu inandıramaz. O altın ister, altın para ister. Zaten galiba insanlar oraya doğru gidiyorlar. Altına dönecekler tekrar çünkü.
Boyalı kağıt, bas bas. Matbaalar çalışıyor maşallah. Dünyanın her tarafında harıl harıl. Geçen gün mü? Özel iki gün mü? Gazete, televizyon, haber yaptılar. 1 milyon sahte dolar basmışlar birileri falan. Basarsın, ne olacak? Yutturursun, inanıyorsa alır, kabul eder. Bilmiyorsun zaten. Her şeyi aldatmaca zaten.
Bu dünya, laibun ve lehbun diyor. Kur’an-ı Kerim çok geçer bu tabir. Vemel hayatü dünya illa laibun ve lehbun. Laib oyun demektir, oyun eğlence. Lehb boş şey demektir, boş eğlence, hayal falan. Zaten geliyorlar Zeynel Abidin hazretlerine, Araplardan birileri soruyor.
Diyor ki efendim biz laibin ne olduğunu anlıyoruz ama bu lehiv dediğin şeyi tam anlayamıyoruz diyorlar. O da diyor ki zikrullahın dışındaki her söz lehivdir diyor. Lehiv, lehiv. Boş boş. Ne diyoruz ona biz? Laf laf laf. Boş laf.
Hiç manası olmayan şey. Zikrullahın dışındaki bütün sözler lehivdir diyor. Böyle yüz binlerce misal mevcuttur. Bizde bir kaç tane ilave ettik ona.
Yani şu, Peygamberlerin sıradan insan olduklarına inananlar biraz geri zekalılardır. Ama onu söyleyin. Hakiki zekalılar onlardaki üstünlüğü görürler. Ona basiret diyoruz zaten. Basiret ehli, o ondaki yüksek halleri, manevi halleri görür ve ona tasdik eder, teslim olur işte.
Böyle yüz binlerce misal mevcuttur ki aralarında 70 yıllık fart vardır. Peygamberlerle, insanların. Küfür ehli, iman ehline düşmandır. Çünkü kendinde olmayanı kıskanır insan. İman büyük bir değerdir. Niçin bu kafirler diyor Müslümanlara hep düşmandır?
Hep Müslüman, işte İslam’ı fobi falan diye ortaya koydular attılar, hep yükleriyorlar. Bütün İslam dünyası tehdit altındadır. Nedir? İşte bir vaktiyle Hocam’a sormuştum da bunun sebebi dedi ki oğlum Müslümanların balı var dedi. Müslümanlar bal yaparlar. Bütün arılar bal arısına düşman dedi. Öteki bal yapmayan bütün arılar bal arılarına düşmandır. İşte İslam’ı fobi diye bir şey uydurdular. Müslümanlara yükleriyorlar şimdi. Bu izi de adam etmek içindir. Bunda hayır var. Müslümanı bizim zaten programlarımız, eğitim programlarımız hiçbir zaman bizim tekrar kendimize dönmek, daha iyi Müslüman olmak, dini, imanı, Peygamber’e sarılmak gibi bir şey yoktur.
Like sistem, like eğitim sistemi biz medeni olacağız, Avrupalılar gibi olacağız. Bütün önümüzde model olarak Avrupa’yı almışız. Hep öyle olmaya çalıştık. Ta Sultan Mahmud’dan beri, o Avrupa şeydi hatta 3. Selim’den beri. Bin sekiz yüz bir derdi Nuri Karahöyüklü Hoca. Bu işin başlangıcısı. Bin sekiz yüz bir azizim derdi.
Biz Frank olmaya çalıştık. Bak iki yüz on yedi senedir. Hep gavurları örnek aldık ve biz hep onlar gibi olmaya çalıştık. İki yüz sene sonunda olduk mu olamadık. Peki onlar bizi kabul ettiler mi? Hayır etmiyorlar. Ve bilakis biz onlar gibi olmaya çalıştıkça onlar bizi tekmelediler.
Katırların tekme vurması gibi. İyi oldu ama. İyi oldu. Biz şimdi haa ya biz bu kadar iki yüz senedir bu kadar emekler boşa gitti. Gavur olmaya çalıştık. Bu gavurlar bizi hala kabul etmiyorlar. Siz Müslümansınız diyorlar. Öyleyse kendimiz gibi olacağız. Müslüman olmaya bizi tekrar gavurlar mecbur ettiler. Bu bir mecburiyetten doğuyor.
Programlar değişecek. Nurettin Topçu bunu taa otuz sene önce kırk sene önce yazdı. Dedi ki bizim milli eğitimimizin programı Mevlana ile başlamalı dedi. Çekirdek oradası olmalı. Mevlana. Milli eğitimin temel ilkesi Mevlana’nın ilkeleri olmalı dedi. Oradan başlamalı. Yani insan ve insan sevgisi üzerine. İman ve ahlak değerleri üzerine. Böyle bir nesil yetiştirirsek korkacak bir şey yok. Onlar yine Ertuğrul’ları Süleyman Çelebi’leri yetiştirirler. Sen Allah’ı seven ve Allah sevgisi dolayısıyla insanları seven bir nesil yetiştir. Onlar işin icabına bakırlar. İşte Peygamber Efendimiz en son vefat edeceği zaman bana bir kalem kağıt getirin dedi.
Hz. Ömer de oradaydı sordu niçin Ya Resulallah size dedi son vasiyetimi yazmak istiyorum dedi. Hz. Ömer de dedi ki bize senin hayat boyunca öğrettiklerin vasiyet değil midir ki dedi. Son vasiyet ne oluyor dedi. Biz ne yapacağımızı biliyoruz dedi. O manaya yani yetişmiş bir nesil ne yapacağını bilir. Onlara ayrıca nasihat etmeye gerek yok.
Öyle işte Peygamber öyle bir nesil bıraktı. Ne kadar? On sene on sene o on yirmi üç seneyi sayma. Esas iş Medine’ye geldikten sonra hicretten sonra başladı. Hicrete kadar teke tekti mücadele orada işte bir zaten hicret yüz yetmiş kişi kadar bir şey geldi Mekke’den. İşte bir otuz kırk kişi daha beşistan’dan hepsini toplasan iki yüz kişidir.
Hicret öncesindeki Müslümanların sayısı iki yüz aile. Onlar işte çoluk sözlük onları beşle çarpsak beş yüz kişidir. Ama Medine’ye on sene içinde bütün Hicaz bölgesi bütün Arap yarımadası ta Yemen’in öbür tarafına kadar bu tarafta Şam’a Kudüs’e kadar bütün Arap yarımadası olduğu gibi Müslüman oldu. Ve on sene sonunda yüz bin kişilik bir hac kafilesiyle Peygamber Efendimiz veda hacı yaptı. Orada gördü işin sonunu gözüyle gördü. Meydana gelen emeğin tabi Allah’ın lütfuyla bizdillah diyor zaten peygamberler hiç kendileri ne sözleri kendi yanından söylenler.
Ne bu yapılan başarıyı meydana gelen muvafakiyeti başarıyı kendilerinden bilirler. Hep bir izni Allah bir izni Allah bir izni Allah diyor. Hz. İsa da hep bir izni Allah dedi. Ve ubrilul ekmehe vel evrasa bir izni Allah. Ve ubrilul mevta bir izni Allah bir izni Allah Allah’ın izniyle Allah’ın yardımıyla.
Böyle inşallahla maşallahla konuşurlar kendilerinden bilmezler. Onlar bir alet gibi görürler kendilerini. Eğer bir şeyh efendi yahut bir hoca efendi getirin efendim biz okuruz geçer falan diyorsa o sahtekardır onu size söyleyeyim. Biz okuruz geçer. Mesela sen peygamber, peygamber bir izni Allah diyor. Nerede kaldı senin bir izni Allah?
Sen kimsin ki senin okuduğun geçecek o yok hasta olacak falan. Böyle şey yok böyle kibirle gururla kendine güvenle. Yok böyle bir şey. Bütün peygamberler hepsi Allah’ın izniyle diyor. İşte bir izni Allah inşallah hepsi öyle böyle olur. Her iki arı yerden yediği arılardan bahsediyor. Ben şimdi söyledim ya size bütün arılar bal arısına düşman diye. Yüzlerce diyor arı ve böcek çeşidi var. İçlerinden sadece bir tanesi bal yapıyor bal arısı. Dikkat edin bir cins balı yapıyor. Ötekiler de onun balına saldırıyor işte. Her iki arı bir yerden yediği halde birinde yani eşek arasında yalnız iğne bulunur, zehir bulunur. Diğerinden de bal hasıl olur. Ötekide bal yapar. Her iki nevi ahug da ceylan ot yer su içer.
Lakin birinden yalnız gübre hasıl olur, öbüründen misk meydana gelir. O şey yani işte bu ceylan çeşitlerinden bir tanesinde sadece misk meydana geliyor. İki nevi kamış, yüzlerce kamış çeşidi var. Derenin kenarında diyor. Aynı derenin kenarında yetişirler, aynı tarladan su içerler.
Birinin içi boştur, diğeri şekerle doludur, şeker kamışı. Farklı farklıdır. Böyle yüz binlerce misal mevcuttur ki aralarında 70 yıllık fark vardır. Evet işte böyle. Bu yani avamdan biri yer yediği posav olarak kendisinden ayrılır.
Öbürü yani havaslan olan yer yedikleri bütün ilahi nur olur, fikir olur, ilim olur. Ondan sonra ahlak olur, maneviyat olur, iman olur. Zaten işte sofra duasında da söylüyoruz. Yediklerimizi nur eyle, huzur eyle, ahlak eyle, ibadet eyle, kuvvet eyle diyoruz. Öyle dua ediyoruz. Bereket duası yapıyoruz yediklerimiz için.
Allah düşüncelerimizi de öyle ihsan eylesin. Her duyduğumuzdan ibret almamız lazım. Kötü şeyden de dert çıkarılabilir. Zaten diyor ki işte Hazreti Mevlana, edep nedir efendim diye soruyorlar ona. O da diyor ki edepsizin edepsizliğine tahammül edebilmektir diyor. Edep odur işte.
Saygısız küstahın serseriliklerine efendice tahammül edebilmektir diyor. İki kişi diyor tavla oynuyordu. Birisi zarı tutarken ulan kafir imansız gel bakayım falan diyor. Ötekide hadi canım cici hadi gel bakayım falan diye. Birisi diyor sevgiyle muhabbetle atıyordu.
Ötekide iman şey zara söverek hakaret ederek atıyordu. Aslında diyor o kendisini dile getiriyordu. O da kendi aklekini dile getiriyordu diyor. O eşyaya karşı etrafa karşı merhametliydi, şefkatliydi. Zara bile aynı şeyi gösteriyordu sevgiyi gösteriyordu. Ötekide zaten kin ve nefret doluydu diyor.
Attığı zara aynı şekilde küfrederek söverek zar atıyordu diyor. Bu insanın karakterini ortaya koyar diyor. Kendi karakterlerini konuşturuyorlardı diyor tavla oynarken. Evet o maskeler var ya maskeler. Maskeli balo şimdi gavurlarda Allah’a şükür daha bize gelmedi inşallah gelmez. Maskeli baloda mesela birisi öküz boynuzu takmış. Öteki deve şeyi girmiş. Öteki bilmem kaplan şeyi almış. Öteki tavşan kulakları almış koymuş yüzüne falan. Esas diyor karakteri işte o kullandıkları maskeler ortaya çıkar. Korkak ürkekse diyor tavşan maskesini kullanır. Eğer yırtıcı hayvan ruhlu birisiyle diyor kaplan maskesi kullanır. Esas o maske diye yani karakterleri örtbas etmek için kullandıkları o maskeler esas onları ele verir diyor. Esas o kullandıkları maske çünkü cesur yırtıcı bir adam tavşan maskesi kullanmaz. Ama ürkek korkak böyle çekingen birisi ise kendine onu layık görür diyor.
Elin oğlu yutmuyor yani mesela bu işte psikoloji biliyor karakterleri tespit ederken. Esas diyor o kendilerini setretmek, örtbas etmek için kullandıkları maskeler onları ele verir diyor.
Ne mal olduklarını. Avamdan olan yer yediği hasislik olur, cimrilik olur, haset olur.
Kavaslan olan yer yediğinden Allah onun kalbine nur hasıl eder. Merhamet olur, şefkat olur, sevgi olur onun yedikleri. Bu yani mümin temiz ve ziraate kabiliyetli bir arazi bir tarla gibidir. Öbürü yani kafir ise çorak ve kötü bir yerdir. Yine mümin melek gibi masumdur, kafir ise şeytan gibi canavar gibi bir şeydir diyor. İnne hum kavmem bura diyor Fetih suresinde. Ne kadar bor bir kavim diyor. Bor, bor kelimesi bizim Arapça’dan gelmiş.
Nidenin boru var, bor demek verimsiz tarla demektir. Çakıl taşı böyle ekersin bir şey vermez. Dokut ekersin bir şey olmaz, arpa ekersin bir şey olmaz. Oraya böyle kiraç tarla dediğimiz yahut Türkçe’de bor dediği. İnne hum kavmem bura diyor. Onlara ne eksen, ne söylesen, ne eme gitsen hiçbir şey değişmez.
Mahsul vermezler, ürün vermezler, kısır manasına. İki taraf suretinin birbirine benzemesi caizdir. Sureten bunlar birbirlerine benzerler. Ama suyun da, tatlı suyun da, acı suyun da duruluğu vardır. Berraklığı aynı görünür fakat tatları ayrı ayrıdır. Lezzetleri farklıdır. Mesela taş dalanla bilmem işte dere suyunun farkı vardır. Yahut kara kulakla. Böyle kıymetli sular. Şimdi diyor deniz suyu, birisi acı sudur diyor, birisi tatlı sudur. Bizim okulun bahçesinden siyanürlü bir su çıkıyordu.
Orada kaynahtan, hatta şey bile, bostan sulamaya bile müsait değildir yani. Kurutur. Kökleri kurutur, öyle o kadar. Zehirli bir su. Kükürtlü sular var, çelikli sular var. Onlar da başka maksatla kullanılır. İçmek için değil tabi, başka maksatla kullanılır işte. Burada içmeler vardı, şeyde pendiye giderken orada. Eskiden tedavi için oraya giderlerdi, o suyu içerlerdi. Ne oldu o sular bilmiyorum. Evet. Bu suyun dışarıdan görünüşü aynıdır. Ama birisi tatlı sudur, öteki acı sudur, yahut tuzlu sudur, deniz suyudur. Onu sen tespit edemezsin diyor. Yani bilemezsin, şişedeyken bilemezsin. Tadacaksın diyor. Bizim evlana öyle diyor, biz suyun tadını içtiğimiz zaman anlarız diyor. İçeceksin onu, kullanacaksın yani. Bilmiş ol ki tatlı suyu acı sudan ayırt edecek olan sadece tatmaktır, içmektir. Başka türlü ayırt edemezsin diyor. Tadından belli olur. Biz suyu tadından anlarız diyor.
Çağımızın sihirbazı teknoloji. Onun icadı olan şeyler de, mucizenin önüne geçmeye çalışan aletler. Put hükmünde olan icadılar. Biz de bu putlara tapıyoruz. Onu da ben demişim. Evet. Her icadı kendimize put yaptık. Evvela televizyon tabii, önce radyo. Sonra televizyon. Zaten bizim Yaşar Fersahoğlu yazmıştı o televizyonda. Bizim çocukların putu köşedeki kara kutu. Ehli küfür çekti şutu kalemize göl eyle dedi. Çok güzel bir şiir. Şimdi de o aypet müdür ne diyor çocuklar onlara tapıyorlar. İş, güç, yemek, içmek hepsi terk ediliyor. Onlara şey, taparcasına seni bağlıyor kendisine işte.
İbadet öyle yapabiliyor musun yok. Hep söylüyorum burada da söylemiştim daha geçen sene. Maç seyreder gibi namaz kıl kendini ver ibadete. Bir haftada evliyasın korkma. Keşfin açılır. Böyle o eski şeyler var. Güreşçiler var. Böyle maç seyrederken böyle kendisi düşer yere. Onunla beraber ıh tıs siker bütün. Mesela ben çok gördüm. Mesela Fatih Terim ortada çocuklar oynuyorlar milli maç. İşte üç iki yenilmişsin bir gol atman lazım hiç olmazsa beraber olman için. Fatih Terim orada sahah dışında şırıl şırıl terliyor. Oyunculardan daha fazla kendini vermiş oraya.
İşte ibadet öyle yapılırsa olur. Maç seyreder gibi. He de teknik direktörün maç seyretmesi gibi. Kendi takımını seyretmesi gibi. İbadet edersen bir haftada evliyasın korkma. Kendini biz kendimize ibadete vermiyoruz. İbadetten her şeyi istiyoruz. Sen ne verdin ki? İbadetten ne bekliyorsun? Sen aklın fikrin başka yerde ibadet ediyorsun.
Ondan sonra da dua ettim kabul olmadı diyorsun. Sen ettin de mi kabul olmadı? Kusura bakmayın geçirmişiz on dakika. Evet burada bir yer bulup keselim şöyle bir köprü bir geçit falan daracık bir yer. Musa ile imtihan olmaya kalkışan Mısır sihirbazları
inat ve mücadele fikriyle onun asası gibi birer değnek yakalamışlardı. Hatta Hz. Musa’nın asasını çalmaya kalktılar. Gece Hz. İsa uyurken geldiler gizlice. Dediler ki bütün sihir bu asada. Asada değildi yavrum Musa’daydı Musa’daydı o şey. Asayı çalsan o senin elinde yine asadır. Ama Musa’nın eline geçince o ejderha oluyor. O mucize oluyor mucize Peygambere verilmiştir. Sopaya verilmemiş ki. O mucize Peygambere’nin elindeydi. Bilmediler tabi gafletten. Hz. İsa dediler program yaptılar plan. Şey ettiler dediler Musa uyusun biz de gidip gizlice onun asasını çalarız. Yar esnesi gün de kendisine onunla şey eder galip geliriz üstün geliriz falan gibi. O batıl bir düşünce. Evet Musa’da değil diyor bu da Hz. Mevlana. İş diyor şey asada değil. İş Musa’daydı. Bu asayla onların asası arasında derin bir fark vardı. Musa’nın mucizesiyle onların sihri arasında uzun bir yol vardı diyor. Sihir başka mucize başkadır.
Sihir işinin sonunda Allah’ın laneti, mucize işinin sonunda ise Allah’ın rahmeti vardır. Birisi Allah’ın rahmetine mazhar oluyor. Öteki Allah’ın lanetine uğruyor. Allah bizi rahmetine nail eyleyenler eylesin. Allah Allah eyvallah. Vakti şerif hayrola. Hayırlar feth ola. Şerler def ola.
Niyazımız indi ilahi de makbul ola. Allahu zülcelal ismizatının nuriyle kalplerimiz pür nur kila. Demler safalar ziyade ola. Deme Hz. Mevlana sırrı Cenabı şemsi tebrizî. Kerem Hz. İmam Ali şefaat Muhammedinin Nebi’l-Ummi rahmeten lil alemin. Hu diyelim.
Eyvallah hayırlı dersler, hayırlı geceler efendim.
Sağ olun.