El-Kerîm ve Zü’l-Celâl ve’l-İkrâm İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 26.Bölüm

El-Kerîm ve Zü’l-Celâl ve’l-İkrâm İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 26.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DAEHtUjZaII. Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler efendim. Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Yüce Rabbimizden bahsederken Azze ve Celle ifadesiyle O’na olan saygımızı, hürmetimizi ifade etmeye çalışırız. Başımıza bir sıkıntı geldiğinde, sınırlı ve az imkanlarla zorlu hedefleri…

El-Kerîm ve Zü’l-Celâl ve’l-İkrâm İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 26.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DAEHtUjZaII.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler efendim.
Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Yüce Rabbimizden bahsederken Azze ve Celle ifadesiyle O’na olan saygımızı, hürmetimizi ifade etmeye çalışırız. Başımıza bir sıkıntı geldiğinde, sınırlı ve az imkanlarla zorlu hedefleri gerçekleştirmek için yola koyulduğumuzda ya da işler çözülmesi zor bir kördüğüme dönüştüğünde Allah Kerim diyerek hem Rabbimize sığınır hem de duruşumuzu belli ederiz.
Hz. Pergamberin tavsiyesiyle Ya Zülcelal vel İkram ifadesini sık sık zikrederiz. Peki bu ifadeler ne anlama gelir? Bizim için anlamı, önemi nedir? Bugün Celil, Kerim ve Zülcelal vel İkram esmasının tefekkürüyle bu sorularımıza cevap bulacağız inşallah. Kıymetli Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Canan Hanım. Nasılsınız? Şükürler olsun, elhamdülillah. Celal sahibi olan Rabbimizin ikramlarıyla hayatımıza devam ediyoruz.
Hocam bugünkü sohbetimize, bugünkü esmamızı daha iyi anlama adına esmalarımızın anlamıyla başlasak Celil, Kerim, Zülcelal vel İkram esmasının anlamı nedir? Aslında Celil ve Kerim isimleri Cenab-ı Hakk’ın Zülcelal vel İkram isminde bir araya gelmiş ve sanki ikisi birlikte zikredilmiş gibi. Dolayısıyla Celil’i ve Kerim’i anlamak Zülcelal vel İkram isminin de anlamını anlamayı gerektiriyor.
Celal kökünden gelen yücelik ve üstünlük ifade eden bir isim. Allah-u Teala’nın Celil olması her şeyden daha yüce, herkesten daha üstün, daha şerefli ve daha üst konumda olduğu anlamına geliyor. Celal’de bir büyüklük anlamı da var.
Sanki Allahu Ekber dediğimizde, Allah en büyüktür, en yücedir dediğimizde ifade ettiğimiz gibi Allah Celildir dediğimizde de Allah-u Teala’nın aklımızın ve hafızalımızın alamayacağı kadar yüce ve büyük olduğunu, Allah-u Teala’nın en ufak bir küçültücü, alçaltıcı, noksan sıfatla asla anılamayacağını ve Allah-u Teala’nın insan zekasının ve insan dünyasının üzerinde bir büyüklüğe ve yüceliğe sahip olduğunu anlatan bir abartılı, mübalağalı anlatım var. Diğer taraftan Kerim ismi de Allah-u Teala’nın hepimizin çok kullandığı ve çok duyduğu bir isim.
Hatta Abdül Kerim ismini biz çocuklarımıza çok koyarız Kerim’in kulu demektir. Kerim aslında ilk anlamda cömert demektir. Allah-u Teala’nın ihsanı bol olan, cömert olan, veren yönünü, insanlara lütufta ve ikramda bulunan yönünü bize anlatan ismi Kerim ismidir. Diğer taraftan bu Kerim isminin anlamları içerisinde affedicilik vardır ki bu da aslında cömertlikle alakalıdır.
İnsan ne kadar gani gönüllü ise, ne kadar hoşgörülü ve affedici ise o kadar da cömert olur biliyorsunuz günlük hayatta da. Bu, Allah-u Teala’nın bu sıfatlarının insana yansımasıdır. Cenab-ı Hak cömertlerin en cömertidir. İkram ve ihsan sahibi olan en yüce, en müstesna, tek yaratıcı varlıktır.
Ve Allah-u Teala’nın cömertliğinin bir parçası da onun hoşgörüsü ve affediciliğidir. Kerim isminde bir affedicilik anlamı da vardır. Bir üçüncü anlamı da Kerim isminin Allah-u Teala’nın kullarına ihsanda ve ikramda bulunurken ve onları affedici olurken, ne kadar şeref ve ne kadar asalet ve ne kadar üstünlük sahibi olduğunu anlatmasıdır.
Bir insan çok Kerim dendiğinde Türkçe’de de Arap dilinde de o insanın asil bir insan, şerefli bir insan olduğu. Ufak tefek detaylarla uğraşmayan, hoşgörülü, mütevazi ve üstün meziyetlere sahip bir insan olduğu anlaşılır.
Bu tabii ki Allah-u Teala’dan bahsettiği zaman da Cenab-ı Hakk’ın o en yüce ve en müstesna benzersiz şerefine, üstünlüğüne ve insanoğlunun asalet diye adlandırdığı diğer tüm varlıklardan farklı ve özel konumuna işaret eder. Hocam Kerim isminin anlamını bize açıklarken kat kat veren, çok cömert olan anlamına da geldiğini zikrettiniz.
Peki insandan topluma, bireyden kainata, Allah’ın cömertliği hakkında neler söylemek istersiniz? Şimdi cömertlik Allah-u Teala’nın Kur’an Kerim’de çok geçen ve Peygamber Efendimiz’in hadislerinde de çok fazla yerini bulan bir vasfı. Allah-u Teala almadan verendir. Allah-u Teala verdiklerinin hesabını tutmayandır. Allah-u Teala kapısına gelip de kendisinden bir dilekte bulunanı geri çevirmeyendir. Allah-u Teala kendine yalvaran kulunu yüzüstü ve yalnız bırakmayandır. Allah-u Teala bütün verdiği ikramlarla, bunlar sadece içtiğimiz su aldığımız nefes ya da yediğimiz ekmek değildir.
Ailemiz bize Allah’ın bir ikramıdır. Aklımız, kalbimiz, sevgimiz, güzel hislerimiz Allah-u Teala’nın bize ikramıdır. Bizim bir toplum içerisinde huzurlu, güvenli ve mutlu yaşayışımız, sağlıklı olmamız Allah-u Teala’nın bir ikramıdır. Etrafımıza sevdiğimiz insanlar olması ve bir çiçeğe bakınca duyduğumuz mutluluk bile Allah-u Teala’nın bu Kerim ismiyle bize lütfettiği ikramlardır.
Bütün bunları düşündüğümüzde Allah-u Teala’nın vermekten hiç çekinmediğini, Allah-u Teala’nın asla kısmadığını ve insanlara aslında farklı farklı nimetler bahşettiğini söyleyebiliriz. Aklımıza şöyle bir şey gelebilir, Allah-u Teala Kerim’se niye bazı insanlar fakir, muhtaç, ihtiyaç sahibi hani veriyordu.
Allah-u Teala kimine akıl daha fazla verir, kimine evlat daha fazla verir, kimine yetenek daha fazla verir, kimine para daha fazla verir, kimine makam verir. Bir şekilde bu dünyada verir, ahirette verir ama kulları arasında verme konusunda Cenab-ı Hak daima cömerttir. Bu cömertlik Allah-u Teala’nın aynı zamanda bizden bu cömertliğine karşı bir vefa beklemesini de beraberinde getirir.
Allah-u Teala nankörleri sevmez. Allah-u Teala bu kadar nimet verdiği, bu kadar cömert davrandığı Kerim olduğu halde kendisine kafa tutan, kendisine saygısızlık eden, verdiği nimetleri fark etmeyen aksine nankörlük ederek ne verdi ki deyip şikayetçi olan insandan hoşlanmaz.
Allah-u Teala daima bardağın dolu tarafını gören, kendisine verilen rızıkları olabilir, kendisine bahşedilen nimetleri olabilir. Gören insanı ve gördükten sonra da şükreden Rabbine bu cömertliğinden dolayı minnettar olan insanı sever. Ve Allah-u Teala şükreden kuluna artırır. Cömertliği ile kulunun ona bu cömertlik karşısında sunduğu teşekkürün çok birbiriyle alakası vardır. Kul teşekkür ettikçe, minnettar oldukça, Rabbinin iyiliğini fark edip de andıkça bu iyilik ve ikramlarda artar. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın cömertliği, kerim oluşu insanın hayatını çok çepe çevre kuşatan bir özelliğidir. Ve bunu her an her şekilde görebilirsiniz. Bugün benim sizinle oturup böyle keyifli güzel huzurlu bir sohbet edebilmem. Sizi görebilmem, sesinizi duyabilmem, bu ekrandan izleyicilere ulaşabilmem. Hep Allah’ın lütfudur. Dolayısıyla insanın güne başladığı andan, hatta dünyaya geldiği andan, günü bitirdiği ya da dünyanın son ömrünün son gününü yaşadığı zamana varana kadar her anında Allah’ın Kerim isminin bir yansıması vardır. Hocam Rabbimiz çok cömert olduğu gibi cömertleri de sever malumumuz olduğu üzere.
Peki Rabbimizin ve Resulullah’ın bu konudaki bizlere dönük teşvikleri ve cömertliğin mükafatı nedir? Cömertliğin az önce dediğim gibi vefa bilinciyle ve şükürle, hamd, şükür ve teşekkür davranışıyla çok yakından alakası var.
Daha önce Allah’ın şekûr olduğunu konuşmuştuk, Allah’ın şükredenleri mükafatlandırdığını ve şükrü sevdiğini konuşmuştuk. Burada insanoğlunun sahip olduğu nimetin şükrünü eda edebilmesi aslında o nimeti cömertçe diğer insanlarla paylaşması anlamına da gelir.
Allah-u Teala akıl vermişse insan o akılla iyilik üreterek, o akılla çözümler bularak, o akıl sayesinde hayatı adaletli, huzurlu, güvenli bir şekilde yürütecek planlar yaparak aslında aklının şükrünü eda eder. Bu da insanın cömertliğidir.
Allah-u Teala bize cömert bir şekilde servet bahşetmişse, mal vermişse insanoğlu aynı şekilde cömert davranarak o malı ihtiyaç sahiplerle paylaşıp iyilik ve hayır işinde kullanarak günlük hayatta helal yolunda harcayarak aslında kendi cömertliğiyle Cenab-ı Hakk’ın cömertliğinin bir yansımasını yeryüzünde gösterir.
Dolayısıyla insanın Allah-u Teala’nın Kerim olduğunu bilmesi ve Allah’ın kendisine ikramlarını aynı şekilde diğer insanlarla, diğer canlılarla, kainatla, toplumla paylaşması ve cömert olması çok önemlidir. Burada imani bir durum vardır. Allah’a iman eden insan cömert olur. Peygamber efendimizin bir hadis-i şerifinde buyruluyor ki cimrilikle iman bir kulun kalbinde bir araya gelmez.
Yani bir insan cimri ise pinti ise esirgi olsa elindeki imkanları sevgisini, tecrübesini, bilgisini, aklını, malını, vaktini, iyilik yolunda insanlarla iyi işler yapmak için günlük hayatta kullanmıyor, yanında tutuyor, esirgiyor, pintilik yapıyorsa o insanın imanıyla ilgili bir sorun vardır diyor Peygamber efendimiz. Ve yine bir hadis-i şerif diyor ki cimriler cennete giremez.
Yani bu çok net ve çok acı bir uyarı. Dolayısıyla aslında imanla cennet gibi ebedi bir ödülle cömertlik arasında çok büyük bir bağ var. Ve Peygamber efendimizin cömertlilerin en cömerti olan, Allah-u Teala’nın Zülcelali vel İkram olan, celal ve kerem sahibi Rabbimizin son peygamberi olarak çok büyük bir cömertlik örneği olduğunu biliyoruz. Hazreti Ayşe diyor Allah Resul kendisinden bir şey istendiğini asla reddetmezdi. Hatta Ya Resulallah üzerindeki ne kadar güzelmiş, sana ne kadar yakışmış, bunu bana versene diyene eve girer onu çıkarır, hediye eder, dürer verirdi. Yani o hiçbir zaman mümin kulların gönüllerinden akan, dillerinden dökülen istekleri geri çevirmek istemez.
Elinden geldiğince karşılamak, insanlara cömert ve gönlü zengin davranmak isterdi. Burada cömertliğin gönül bağıyla da çok alakası var. Bir insan pinti olduğu zaman, cimri olduğu zaman, esirgediği zaman insanlara karşı gönlünü de kilitliyor demektir. Sevgi bağlarını özellikle kapatıyor, engelliyor, eziyor, yok ediyor demektir. Oysa ne kadar cömert ve verici olursanız, ne kadar insanlara elinizdeki imkanları paylaşacak şekilde yakın davranırsanız o kadar gönül bağlarınız da güçlenir. Müminler arasındaki bağların güçlenmesi, İslam toplumunun birbirine güvenmesi, birbirine dayanması, birbiri sayesinde ayakta kalabilmesi cömertlikle çok alakalıdır.
Bizim kurban gibi bir ibadetimiz var sözgelimi, bizim sadaka gibi, infak gibi, zekat gibi farz bir ibadetimiz var. Tamamen cömertlik üzerine kurulu ibadetlerdir bunlar. Ve verdiği zaman, paylaştığı zaman, yürekten verdiği, hatta Allah’ın rızasından başka hiçbir şey istemeden,
sırf Allah razı olsun diye verdiği zaman karşısındaki insanla, müminlerle, çevresindeki toplumla bağlarını güçlendiren, dolayısıyla ümmeti güçlendiren bir durum söz konusudur. Onun için bazı ibadetlerimiz vermek üzerine kuruludur. Ve Peygamber Efendimiz’in de cömertlik hakkında pek çok tavsiyesi ve cimrilik konusunda çok ciddi uyarısı vardır.
Hatta bir hadis-i şerifi bu konuda söyleyebilirim şimdi aklıma geldi. Aleyhisselatü vesselam Efendimiz buyurur ki, her gün, gün başladığında iki melek yeryüzüne iner. Biri der ki, ”Ya Rabbi, senin yolunda hayır için harcayanlara, cömert davrananlara Sen de öylece cömert davran.” Öbürü de der ki, ”Ya Rabbi, Senin yolunda harcamak istemeyen, iyilik yolunda pintilik yapan, cimrilik yapıp da malını kıskananların Sen de malını kes.”
Dolayısıyla meleklerin duasında bile cimri insan için bir uyarı, cömert insan için de bir ödül vardır. Hocam inşallah Rabbim o meleklerin duasına erişenlerden olmamızı nasip etsin. Amin, amin. Hocam Kerim ismini açıklarken dediniz ki, cömertliğinin Rabbimizin bir yansıması da kullarının hatalarını, günahlarını, kusurlarını örtmesidir. O zaman buradan hareketle mümin yanı başındakinin bir kusurunu, bir hatasını görürse nasıl davranmalıdır? Kerim isminde dedik ya bir asalet vardır, bir yücelik, bir şeref vardır, bir onur vardır. Onurlu şerefli insan küçük hesapların peşine düşmez. Ufak tefek konuları mesele edinerek etrafındakilere eziyet etmez.
Affedici ve hoşgörülü olmak aslında insanın olgunluğuyla ve işte o Kerim sıfatıyla alakalı bir şeydir. Bazı alimlerimiz Kerim isminin insanlar için de kullanılmasını yani cömert olmanın, şerefli asil olmanın, olgun olmanın, yüce olmanın insanlar için de kullanılmasını uygun bulurlar. Bazı alimlerimiz de der ki, Abdülkerim diyelim, Kerim’in kulu diyelim insana.
Kerim’in kulu olan insan affedici olur çünkü Cenab-ı Hak da o engin merhametiyle, o cömert haliyle kulları için daima affedicidir. İsteyeni Allah-u Teala karşılıksız bırakmaz dedik. Eğer insan affedilmek istemişse Allah-u Teala onu da karşılıksız bırakmaz.
Hani o gecenin son üçte birinde yeryüzü semasına Cenab-ı Hak bir şekilde nazar buyurur, bir şekilde yeryüzü semasına seslenir, nida olur ve buyruluyor ki, yok mu benden isteyen vereyim, yok mu benden yardım dileyen ona yardım edeyim, yok mu benden bağışlanma isteyen onu affedeyim.
Dolayısıyla cömertliğin için de gelip kendisinden özür dileyen, pişman olan, bir daha aynı şekilde hatalı davranmamaya kararlı olduğunu ifade edene karşı da bir cömertlik ve bir affedicilik vardır. Bu insanın ahlakında da Cenab-ı Hakk’ın bu isminin yansıması olarak mutlaka var olması gereken bir özelliktir. Asla affetmem diyerek keskin çizgilerle ufak tefek meselelerden dolayı yıllara uzanan küslükler oluşturmak, yıllar boyunca akraba ilişkilerini kesmek, aile içerisindeki bağları koparmak, sevdiklerinden uzak kalmak, kendini bir kenara kapatmak doğru değildir. Ne kadar olgunlaşırsa insan o kadar gözünde hatalar küçülür. Geçmiş yıllarımıza bakarız ne kadar gereksiz şeyleri dert etmişim, ne kadar ufak tefek meseleleri büyütmüşüm, günlerce üzülmüşüm, ağlamışım, günlerce öfkelenmişim, darılmışım deriz.
Neden? Çünkü yıllar ilerledikçe olgunlaşırız ve olgunlaştıkça da aslında hayatta çok daha ciddi konuların, çok daha büyük dertlerin, çok daha önemli meselelerin olduğunu fark ederiz. Bu işte, bu yücelikle şeref ve olgunlukla affedicilik arasına çok güzel bir bağ vardır ve insan daha affedici oldukça, hatta kendini affettikçe mutlu olur.
Çünkü sadece bir başkasını affetmek değildir. Biliyorsunuz kendini affetmek diye de bir hakikat, bir mesele, bir konu vardır. İnsan birtakım hatalarını kendi yaptığı hataları, kusurları geçmişte işlediği günahları Cenab-ı Hakk’ın karşısında tövbe ederek onun affetmesi için yalvarır. Gider kullarla helalleşir, onların affetmesi için rica eder, bile kendini affetmesi gerekir.
Ben bunu nasıl yaptım diyerek yıllar sonra pişmanlık duyduğunuzda artık ben o ben değilim deyip kendini affedip bir daha yapmamaya kararlı olmak da bu Kerim olmakla çok alakalı bir konudur. Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi El Kerim olan Rabbimizin bu esması bizi biraz ümitvar olmaya sevk eder. Buna mukabil El Celal ismi de ondan biraz korkmaya, hürmet duymaya, saygı duymaya bizi sürükler, yönlendirir daha doğrusu. Peki müminin Rabb’i ile olan ilişkisini de o zaman bu iki esma minvalinde düşünürsek nasıl bir tavır, nasıl bir minval üzere yol almalıdır mümin? Zülcelali vel ikram. Allah-u Teala hem Celal-i sahibi hem de ikram sahibi. Celal isminde bir büyüklük var, bir heybet var, bir azamet var, erişilmesi imkansız bir yücelik var. Aklında, hafızanda, hayalinde kuramayacağın kadar büyük bir üstünlük var. Bu tabii ki insana acizliğini gösteren, insana sınırlı olduğunu, zayıf olduğunu, muhtaç olduğunu gösteren bir isim. Bir titretiyor insanı, bir ürkütüyor. Böyle büyük, böyle yüce, böyle eşsiz, böyle azamet sahibi, Celal sahibi bir Rabb’in karşısında. Ben ne aciz bir kulum ki elimden ne gelir diye boynunu bükmeyi gerektiriyor. Dolayısıyla aslında Allah-u Teala’nın celil olduğunu bilmek bir kere insanın kesinlikle mütevazi olması gerektiğini de bize söylüyor. Çünkü kibre kapılan insan, ben yaptım, ben ettim, ben başardım, ben de üstünüm, ben çok yüceyim, ben ne kadar da şerefliyim deyip de iddiaya girişen ve kibri sebebiyle şeytanın oyununa gelen insan aslında Allah-u Teala’nın celil ismini hissedememiş, idrak edememiş, fark edememiş insan oluyor.
Oysa Allah-u Teala karşısında kendi aciziyetini, küçüklüğünü, o zavallılığını, o muhtaçlığını fark eden insan celil ismini iliklerine kadar hisseden insan oluyor. Peki biz Allah-u Teala kerimdir dedik, cömerttir, affeder dedik. Ben yapayım da nasılsa Allah affeder deme şansımız var mı? Yok.
İşte orada Allah’ın celal sıfatını, celil ismini hatırlayacağız. Karşında yerleri ve gökleri yaratan, yeryüzündeki bütün mahlukatın, toprağın altında yaşayanların, denizin derinliklerinde yüzenlerin, gökyüzünde uçanların, bildiğin bilmediğin ne kadar varlık varsa hepsinin sahibi olan yegane yaratıcı var, yüce Rabbimiz var. Buna bir gevşeklikle, bir rahatlıkla, bir laubalilikle nasılsa yapayım kerimdir affeder de bir umarsızlıkla kulluk yürütecek olursan buna öfkelenir. Çünkü senden hassasiyet bekliyor, senden sorumluluk bekliyor, senden verdiği aklın gereği olarak doğru davranışlar için gayret göstermeni bekliyor. Kimi zaman ayağın sürçebilir, kimi zaman yanılabilirsin, hataya düşebilirsin, nefsine uyabilirsin, şeytanın fısıltıları galip gelebilir ama hemen toparlanıp o yüceliği hatırlayıp, o yücelik önünde boyun eğip kul olduğunu, abd olduğunu, köle olduğunu fark edip özür dilemen gerekiyor. İşte o zaman yine o kerim haliyle seni affediyor, yine o cömertliğiyle sana ikramda bulunmaya, yine seni doyurmaya, yine seni giydirmeye, sana evlatlar vermeye ve senin hayatını sürdürmeye Cenab-ı Hak devam ediyor. Ama önemli olan Allah-u Teala karşısındaki o duruşunu ve hürmetini bozmamak. Bunun altında çok derinde takva dediğimiz bilinç var.
Çünkü takva nedir? Biz en basit anlatımıyla diyoruz ki Allah’ın karşısında sorumluluğunu bilen bir kul olmaktır. Allah-u Teala’nın seni niçin yarattığını ve senden ne beklediğini bilen, Allah-u Teala’nın her an seni gördüğünü, duyduğunu bilen, ona göre davranan kul olmaktır.
Kimse görmese bile o görüyor, o çok yüce, celil olan odur diyen kul takva sahibidir. Falanca çok büyük, ben ondan yardım isteyeyim. Filanca çok meşhur, ben ona yalvarayım. Feşmekânca çok zengin, ben onun elinden tutayım. Filancanın makamı çok yerinde, ben onun eteğine tutunayım.
Halbuki o falan, feşmekân filan dediğin insanların hepsi o aciz kullar zümresi. Cenab-ı Hak izin vermese senin için zerre kadar iyilik yapamazlar. Celal sahibi olan, yani yüceler yücesi diyebileceğimiz, o en üstün olan kudret Allah-u Teala. Dolayısıyla istediğinde ondan iste. Yardım dilediğinde ondan yardım dile. Ya Rabbi halimi görüyorsun sen affet diye ona yalvar. Allah-u Teala’nın celal ismini ve cemal sıfatını, celil oluşunu ve kerim oluşunu beraber düşündüğümüzde, kul da bir ümit var ama bir yandan da bir saygı, bir hürmet, bir korku, bir haşyet var.
O kahredici gücün, ezici gücün, o ol dediği zaman her şeyin anında olduğu inanılmaz kudretin karşısındaysan kendine çekidizen vereceksin. Ama olur hataların, işte o zaman da onun kerim ismine sığınacaksın. Yine gidecek başka neresi var, yalvaracak başka kim var, elimden tutacak başka kim olabilir deyip Rabbine doğru yönünü döneceksin.
Allah-u Teala’nın kuldan istediği bu. Hocam malumunuz olduğu üzere zulcelal vel ikram esması Rahman suresinde geçmektedir. Surenin de temel vurgularından birisi kulların Rabbine nankörlük etmemesidir. Peki ne demektir bu? Kulunun nankörlük etmesinden ne kast edilmiştir? Evet zulcelal vel ikram ifadesi Rahman suresinde iki defa geçiyor. Allah-u Teala’nın celal ve ikram sahibi olduğu çok yüce ve çok cömert olduğu. Şimdi Rahman suresi çok ilginç bir sure. Bakıyoruz ki defalarca…
…ve o halde Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz? Peki o halde Rabbinizin nimetlerini nasıl yalanlıyorsunuz? Peki o halde Rabbinizin ne çeşit nimetlerini görmezden geliyorsunuz? Diyen ve bunu defalarca söyleyen bir sure.
Allah-u Teala’nın bir kere o yüceliğiyle, celil oluşuyla insanın bütün ihtiyaçlarını karşılamaya muktedir olduğunu, insanı her anlamda ve her şekilde kuşattığını……insanı asla başıboş bırakmadığını ve o yüceliğin karşısında da insandan iman ve itaat beklediğini bir kere bu sure çok güzel anlatıyor.
Diğer taraftan zulcelal ve ikram. Allah-u Teala’nın o ikram sahibi, o bonkör veren, o cömert halinin insanlara çeşit çeşit nimetler olarak hayatlarına yansıdığı halde hala Allah’ı tanımayan, Allah’ı sevmeyen…
…Allah’ı bir imani konu olarak tevhid dediğimiz Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etme konusunda, Allah’ı Rab olarak tanımayan insana da o kadar nimet veren……hala nasıl yalanlıyorsun diyerek defalarca soruyor. Dolayısıyla orada az önce de söylemiştik Allah-u Teala’nın nankörlükten hiç hoşlanmadığına dair bir vurgu var. Israrlı ve devamlı bir vurgu Rahman suresinde.
Allah-u Teala veriyor evet ama verdiğinin de bilinmesini istiyor. Yaptığı ikramın da görülmesini istiyor. Kulundan bir teşekkür bekliyor. Nankörce hala Allah-u Teala’nın ikramları karşısında burun kıvıran, hala bunları azımsayan, hala haline şükretmeyen ve verdiklerini değil…
…elde edemediklerini gördüğü için Allah-u Teala’ya isyankâr olan kul, Allah-u Teala’nın elbette öfkesini çekiyor. Onun için surede Rahman suresinde Allah-u Teala’nın bize sunduğu incilerden, mercanlardan, denizlerden, deryalardan, nehirlerden başlar.
Cennet nimetlerine gelir, yiyecek, içecek, bahçeler bağlar, yağmurlar, ağaçlar, gökyüzü……bir bakarsanız etrafınızdaki bütün bu zenginliği anlatır ve her seferinde der ki o zaman siz Rabbiniz’in nimetlerini hangisini yalanlıyor, nasıl yalanlıyorsunuz? Burada az önce dediğim gibi şükür, nankörlük, ikram, nimet gibi kavramları bir arada düşünmek gerektiğini bize hatırlatan bir sure var. Hocam bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum. Canan Hocam Allah-u Teala’nın Kur’an-ı Kerim’i de Kerim ismiyle andığını en son sözlerime eklemek istiyorum. Kerim olan Allah’ın Kerim kitabı, Kur’an-ı Kerim hepimizin önünde ve Rabbimizin ne kadar yüce olduğunu ve ne kadar ikram sahibi olduğunu anlatan cömert bir kitabımız var. Allah-u Teala bizi o kitaptan ayırmasın. Amin hocam. Tekrar teşekkür ederiz.
Değerli izleyenlerimiz, bugün hocamızın anlattıkların ışığında El Celil isminin mutlak azamet sahibi ve kadru kıymeti, mertebesi en yüce olan zat anlamına geldiğini gördük. El Kerim isminin de cömert olan, övgeye layık basıfları şahsında toplayan, cezayı gerektiren davranışları affedip suçluyu bağışlayan anlamlarına geldiğini tefekkür ettik. Ve Zülcelal vel İkram isminin de izzet ve itibar, lütuf ve ikram sahibi manasına geldiğini gördük.
Bu esmanın tecellisiyle ahlaklanma, böylece Rabbimizin azameti karşısında hürmet ve sakınma halini kuşanma, cömert ve hoşgörülü olma niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim. Allah’ım, sen ki El Celil isminle mutlak azametin, büyüklük ve ululuğun yegane sahibisin.
Senin büyüklük, kudret ve ululuğun zamanla ölçülmez, mekanlara sığmaz. Seni hakkıyla övmeyi, sana hakkıyla hamd etmeyi ve şükretmeyi, seni en güzel isimlerinle zikretmeyi nasip eyle bizlere. Celil isminin manasıyla ahlaklanmayı, böylece emirlerini yerine getirip, rızana muhalif şeylerden sakınmayı ihsan eyle bizlere.
Allah’ım, sen ki El Kerim ismin gereğince cömert olansın. Övgüye layık tüm vasıfların yegane sahibisin. Cezayı gerektiren davranışları affedip bağışlayansın. Cömertliğinle ihsan ve ikram edeceğin her hayra muhtacız Allah’ım. Bilerek ve bilmeyerek işlediğimiz tüm günahlarımızı affeyle, kusurlarımızı bağışla. Birbirimize merhamet ve hoşgörüyle yaklaşmamızı nasip eyle. Zülcelal ve l-ikram esmasını sık sık zikrederek, senin yegane izzet ve itibar sahibi, sonsuz ve sınırsız lütuf ve ikram sahibi olduğunu, hakkıyla idrak etmeyi lütfeyle bizlere.
Her hayrın ve kemalin, her ümidin ve eminin gerçekleşmesinin sadece senin iradene bağlı olduğu bilinciyle,
sadece sana güvenip, yalnız sana sığınan bahtiyarlar zümresine erişmemizi nasip eyle Allah’ım.
Altyazı M.K.