El-Hasîb, El-Bâis ve El-Câmi İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 25.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=vTHkp377ofw.
. Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz.
Dünya gurbetinden ebedi yurda, ahiret hayatına geçişi ifade eder ölüm. İnsan için ne ifade ettiği ya da insanın ölümü nasıl karşılayacağı ise dünya yolculuğunun seyrine bağlıdır. Mevlana’nın deyişiyle, Yusuf’san, güzelsen aynanla güzeldir, çirkin sen, ölüm de çaresiz, çirkinliğini gösterir sana. Yani dünyadaki adımlarının hedefi,
Yaradanın rızası olan için ölüm güzeldir, en sevgiliye kavuşmadır, güzelliklere, mükafatlara erişmenin anahtarıdır. Hedefini şaşırmış adımlar için ise ölüm, yürkütücüdür, zor ve çetin bir hesabın hak edilen cezaların habercisidir. Biz de bugün, el hasib, el ba’is ve el cami esmasının tefekkürüyle ölüm, yenilendiriliş, ahiret, hesaba çekilme gibi pek çok hususa temas edeceğiz inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Canan Hanım. Nasılsınız? Elhamdülillah, ölüm güzel şey budur perde ardından haber, hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber? Aklımdan bu geçti, ölüm ve ötesiyle ilgili Allah Teala’nın isimlerini bugün tefekkür edeceğiz. İnşallah hocam. Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi bugün biraz ölüm ve ötesine yönelik esmağımızdan bahsedeceğiz inşallah. El cami, el ba’is, el hasib esmasının manalarıyla başlasak bu konuda neler söylemek istersiniz? Bu üç ismin arasında ölümden sonraki hayatı ilgilendirmeleri açısından çok ince bir bağ var. Aslında her birinin farklı anlamları da var ama bir arada düşünüldüğü zaman daha çok bize ahirette hatırlatan, Allah Teala’nın ahirette bize hesap sorması, bizi ahirette toplaması, bizi kıyamette yeniden diriltmesini hatırlatan isimler.
Bunlardan el cami ismi, derleyen, toplayan, bir araya getiren, birleştiren, buluşturan demek. Cami dediğimiz, bir arada toplanıp ibadet ettiğimiz mekanlar da yine bu isimden geliyor. Allah Teala’nın el cami ismi, insanları hem dünyadayken bir arada tutan, bir araya toplayan,
işte aile olarak, bir toplum olarak, bir kavim olarak, bir şehir olarak, bir ülke olarak bir arada yaşamalarını temin eden olması, hem de ahirette insanları ya cennette iyileri bir araya toplayarak ya da cehennemde kötüleri, inkârcıları bir araya toplayarak yine hep birlikte var olacakları şekilde yaşatması anlamına gelir.
Diğer taraftan el ba’is ismi, Allah Teala’nın yeniden dirilten anlamında, öldükten sonra insanı tekrar topraktan var eden, ilk yaratılıştaki gibi bir şekilde aslında yok olmuş, çürümüş, toprağa karışmış olan cesetlere yeniden ruh vererek ahiret hayatı için bir kere daha dirilten anlamına gelir.
En başta söylediğimiz el hasib ismi de hesaba çeken demektir. Hesabı tutan ve hesaba çeken anlamında Allah Teala’nın kıyamet koptuktan sonra sonsuz ahiret hayatının başlamasından itibaren insanları dünyadayken ne yaptıkları konusunda hesaba çekmesi ve hatta bu hesabın çok hızlı olması seri ol hesabı. Hesabı çok hızlı gören olması ve yeryüzünde ilk insandan son insana kadar sınadığı, denediği, var ettiği ve imtihana tabi tuttuğu her insanı ahirette burada yapıp ettikleri konusunda bir değerlendirmeye tabi tutması, bir mizanda amellerini tartması ve iyiliklere ağır gelenleri de ödüllendirmesi anlamına gelir. Dolayısıyla bunların hepsini bir arada düşündüğümüzde Allah Teala’nın sadece bu dünyayı değil öbür dünyayı da ilgilendiren sadece dünya hayatımızı ve bugünümüzü değil yarınımızı ve ahiretimizi de ilgilendiren isimleriyle karşı karşıya olduğumuzu farkındayız. Hocam hasbunallahu ve nimel vekil deriz böyle dua ederiz ve yine malumunuz olduğu üzere el hasib esmasının
manalarından biri de kuluna yeten, kafi gelen demektir. Sanki bu noktada karşımıza tevekkül kavramı çıkar. Tevekkül nedir, niçin önemlidir? Şimdi hasib ismi ilk başta sıraladığımız el hasib, el ba’is ve el camia isimleriyle bir arada düşünüldüğü zaman hesap gören demektir.
Ama hasib isminin iki farklı anlamı daha vardır. Birisi yeten, kafi olan, yeterli olan, başka hiçbir şeye ihtiyaç olmayacak bir şekilde tam anlamıyla yeten demektir. Hasbunallah, Allah bize yeter demektir ve nimel vekil, o ne güzel bir vekildir.
Niamel Mevla ve Niamel Nasir, o ne güzel Mevla’dır, o nasıl güzel bir yardımcıdır şeklinde insanların müminlerin diline kazılmış bir duada karşımıza çıkar. Burada aslında insanoğlunun her türlü ihtiyacını karşılamada Allah’ın ona yeteceği insanoğlunu her anlamda desteklemek,
her anlamda onu yaşatmak ve bu dünyadaki ihtiyaçlarını karşılamak konusunda Allah’ın kafi olacağı ile ilgili bir mesaj vardır. İnsanın ihtiyaçları pek çoktur. Bunların bir kısmı yeme, içme gibi, evlat gibi, aile gibi, şefkat merhamet görmek, sevilmek, bir güven bağı kurmak gibi maddi manevi pek çok ihtiyacı vardır. İnsanın bu temel ihtiyaçlarının entelektüel seviyede kendini geliştirmek, kemale ulaştırmaktan tutumda en alt seviyede hayatta kalabilmek için bir korunağa, bir sığınağa ihtiyacı olmasına varana kadar insanın bu bütün ihtiyaçların karşılanması konusunda Allah ona yeter.
Çünkü Peygamber Efendimizin de buyurduğu gibi, eğer Allah’a yeterince tevekkül ederseniz sabahleyin kursakları boş olarak yuvalarından çıkıp da akşam karın ağırı tok olarak dönen kuşlar gibi Allah sizi rızıklandırır der. Dolayısıyla Allah’ın Teala aslında bir hayatta kalma mücadelesi içerisinde korunma, desteklenme, her türlü tehlikeden muhafaza edilme, rahmet, merhamet, şefkat, güven görme gibi ihtiyaçlarımızın tamamında bizim için kafidir.
Burada yetinemeyen insanoğlunun, bir türlü gözü doymayan, bir türlü kendisine verilenle yetinemeyip daha fazlasını daha fazlasını isteyen insanoğlunun da alması gereken bir ders vardır.
Çünkü oradaki vurgu çok önemlidir. Sana Allah yeter. Daha çok malım olsun, daha çok yüksek makamlarım olsun, daha çok evladım olsun, oğullarım olsun, daha çok yatırımlarım olsun, geleceğe yönelik daha çok planlarım olsun.
Onlar beni korur, onlar beni ayakta tutar, onlar beni yaşatır zannetme. Onlar bana güç kuvvet verir, onlar bana değer kazandırır, onlar beni yüceltir zannetme. Sana diyecek olan, sana yetecek olan, sana güç kuvveti de verecek değer, ihsan, şeref ve ikramda bulunacak olan da Allah’tır. O sana kafidir.
Allah’a olan imanınla yetin, Allah’a olan sevginle, bağlılığınla, Allah’a duyduğun saygıyla yetin. İşte bu yetinme vurgusu, Allah Teala’nın El-Hasib ismiyle insana aşılanır. Allah yeter. Burada tabi Allah bana yeter. Nasıl olsa O her gerekeni yapacaktır, beni yarattığına göre herhalde yaşatacaktır da deyip tembellik etme hakkı yoktur insanın. Mutlaka üzerine düşen sorumluluğu yapmak, çalışmak, çabalamak, mutlaka iyi işlerde koşturmak, Allah’a olan imanın ve güveninin gereği olarak ibadetlerini aksatmamak, bilhassa namazla Allah Teala’yı günde beş vakit anmak ve günde beş vakit O’nun huzuruna durarak Allah Teala’nın o Hasib ismiyle hesap görücü olduğunu bir kere daha anımsamak bunlar çok önemlidir. Zaten tevekkülün bir parçası, en temel parçası insanın önce kendine düşen vazifeyi yapıp ondan sonra tevekkül etmesidir. Çok büyük bir pandemi geçirdik. Çok ciddi bir hastalık zamanıydı ve çok ciddi bir sınanmaydı. Biz bu imtihanda Allah bizi pandemiden korusun deyip de maske takmazsak, aşı olmazsak, mesafeye dikkat etmezsek, doktora gitmezsek,
efendim tedavi olmazsak nasıl Allah Teala’nın bizi sonsuza kadar korumasını bekleyebiliriz ki? Burada işte tevekkül dediğimiz şey, Peygamber Efendimizin o veciz ifadesinde olduğu gibi, deveni önce bağla sonra Allah’a tevekkül et, önce sen üzerine düşeni yap şeklindeki tavsiyesinde olduğu gibi insanın önce kendine gereken sorumluluğu almasın, sonra Allah Teala’dan El Hasib ismiyle O bana yeter diyebilmesidir. O bana yeter diyemeyen insan, devamlı bir şüphe içinde, devamlı bir korku içinde, gerginlik içinde, tedirginlik içinde yaşar. Acaba ne olacak? Acaba başıma kötü bir şey gelecek mi? Acaba yarına nasıl uyanacağım? Acaba acaba? Bu korku hali kalbin bir türlü itmi inan dediğimiz böyle sakinleşmiş, huzura kavuşmuş, güvende hissetme haline gelememesi,
Allah’ın sana yeteceğine dair inancının zayıflığındandır. Onun için Allah Teala’ya iman etmek, O’nun bizim için kafi olduğuna, O’nun hasib olduğuna da iman etmeyi gerektirir. Hocam, Kur’an-ı Kerim’de yeniden diriliş ve ahiret inancı üzerinde çok sık durulduğunu görürüz okuduğumuzda. Günümüzde de Deizm gibi akımların çok yaygınlaştığı malumunuzdur. İtikadi meseleleri sadece Allah inancına hasretmeye çalışan bu akımlara karşı bir bilinç oluşturma adına da düşünürsek, ahiret inancının yeniden dirilişinin Kur’an-ı Kerim’de bu kadar sıklıkla vurgulanmasının hikmeti nedir? Yaşarız ve ölürüz, ondan sonrası yok diyen herhangi bir şekilde sorumluluk da üstlenmez.
Ben bu dünyada yaşadığıma bakarım, ben bu dünyada tattığıma bakarım, ben bu dünyada keyfime rahatıma bakarım, ben bu dünyada zevkime bakarım diyen insan modeli, kendi geleceğini düşünmediği gibi insanlığın geleceğini de düşünmeyen insandır. Söz gelimi, çevreyi korumayan, herhangi bir şekilde çevre ahlakı hususunda hassasiyet göstermeyen,
yakan, yıkan, efendim sorumsuzca mangal yapıp ondan sonra da küllere döküp o keyfine bakıp çekip gidip arkasından ormanın tutuşmasına sebep olan bir insan modeli. Aslında sadece kendi geleceğini o yaptığının günahıyla yüzleşeceğini değil, bir insanlığın geleceğini tehdit ettiğini unutmuş insandır. Dolayısıyla aslında bize Kur’an-ı Kerim’de sıklıkla ahiret var. Tekrar dirileceksiniz, hesaba çekileceksiniz. Bas dediğimiz yeniden yaratılışı her biriniz tekrar yaşayacaksınız. Allah’ın karşısına çıkacaksınız şeklindeki mesajların çok sık verilmesi ki bu sıklık biliyorsunuz tevhitten sonra Allah’ın varlığı ve birliğiyle ilgili mesajlardan sonra en güçlü mesaj Kur’an-ı Kerim’de ikinci iman esası ahirete imandır.
Ölümden sonra dirilmek haktır. Ahiret kesinlikle vardır. İkinci bir hayat asla inkar edilemez. Bu iman şartlarından birisidir ve Kur’an da Allah’ın tevhidi varlığı, birliği, inancından sonra ikinci inanç esası ahirete imandır.
Bu insanın kendisine belli ilkeler, belli hedefler koymasına, geleceğe yönelik iyi işler yapmak için kararlılık göstermesine, boş vermemesine, ipin ucunu salmamasına, ısrarla dünya hayatında zorluklarla karşılaşsa bile onları aşmak ve geleceğe yönelik manevi yatırımlarda bulunmak için gayretli olmasına vesiledir.
Ama ahirete inanmayan, yaptıklarının sonunda bir gün karşısına çıkacağını, ne ekerse onu biçeceğini farkında olmayan bir insan yaşarım ölürüm, sonrası yok dediğinde onu tutan bir ilke yoktur. Onu götüren bir hedef yoktur. Onu motive eden bir ilahi vaat ve amaç da yoktur.
O zaman işte o insanın boşluğa düşmesi, hem kendisi için hem de toplum için zararlı şeyler yapması kaçınılmazdır. Hatta hayattan ümidini kesmesi, hatta pes etmesi, gelecekten bir umudu olmadığı ve ölüm sonrasına inanmadığı için ölmenin kurtulmak olduğunu zannederek hayatına kast etmesi biliyorsunuz, pek çok hatayı işleyebilmesi mümkündür.
Bu noktalara gelmemesi açısından insanın Allah Teala’nın El Ba’is ismiyle bizi yeniden yaratacağına, yeniden her birimizi bütün kemiklerimizle, hatta parmak uçlarımıza varana kadar öyle değil mi?
Allah Teala’nın bütün detaylarımızla yeniden kıyamet koptuktan ve her şey paramparça olduktan sonra bizi bir araya getireceğine, El Cami ismiyle mahşerde toplayacağına iman etmek gerekir. Bu El Ba’is isminin çok ilginç bir anlamı daha var. Bazı alimlerimiz diyor ki sadece öldükten sonra dirilmeyi değil, Allah Teala’nın insanı hep yeniden yeniden yaratmasını da bu isim bize ifade buyurur.
Nasıl bir şeydir? Bu işte insan bebektir, hatta anne karnındadır, küçücük bir embriyodur, işte ondan sonra anne karnında cennin olur, sonra doğar dünyaya gelir, bebek olur, çocuk olur, genç olur, yetişkin olur.
Gençliğimiz ve yetişkinliğimiz arasındaki o geçişlerde yeniden inşa ediliriz. Yeniden aslında duruşumuz değişir, bedenimiz değişir, ruh dünyamız, duygularımız değişir. Her seferinde Allah Teala aslında bizi yeniden yeniden sanki yaratır, yaşlı oluruz ve ölürüz ölümden sonra da işte bir kere daha tekrar yaratır.
Ondan sonra biliyorsunuz cennetlikler içinde, cehennemlikler içinde bir yeniden yaratılış yoktur. Sonsuza kadar o hal üzerine yaşama gibi bir durum söz konusudur. Burada işte Allah Teala’nın o El Ba’is ismini bir kere daha yaratışındaki mucizeyi görmek ve bunun üzerinden ahireti de düşünmek bizim vazifemizdir. Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi El Ba’is isminin temel anlamı ölülerin diriltilmesidir. Ama insan kimi zaman vesveseye düşebilir yeniden diriltilme hakkında. Bu konuda hangi örnekleri düşünmek, nasıl cevap vermek gerekir? Peygamber efendimizin içinde yaşadığı toplum ahiret inancına sahip olmayan bir toplumdu.
Ve onlar Peygamber efendimizin bir gün yeniden diriltileceğini ve insanın ölümden sonra da hesaba çekileceğine dair sözlerini çok büyük bir hayretle ve tepkiyle karşılamışlardı. Ne yani biz öldükten ve toprak olduktan sonra, çürüyüp de un ufak olduktan sonra yeniden mi dirileceğiz, yeniden mi toparlanacağız, hiç olacak şey mi diyerek onların itiraz ettiği Kur’an’da da belirtilmiştir. Bu sadece o dönemin insanına has bir şey değildir. Günümüzde de tekrar nasıl yok olan bir insanın bir kere daha var edileceği ile ilgili insanlar endişe taşıyabilir. Bu endişe, vesvese insana şeytan tarafından fısıldanan bir vesvesedir. Ve bu noktada Allah-u Teala’nın Kur’an-ı Kerim’de birtakım deliller göstermesi de aslında bu vesveseyi gidermeye yöneliktir.
Allah-u Teala yeryüzünün kış geldiği zaman tamamen nasıl ölü toprak haline geldiğini, nasıl kapkara toprağın bahar geldiğinde yemyeşil canlandığını,
nasıl kupkuru dalların artık birer böyle oduna dönmüş, hiçbir güzelliği ya da hiçbir estetiği kalmamış dalların bahar geldiğinde nasıl çiçeklerle donandığını ve yeniden hayatın filizlendiğini,
güneşin onlara nasıl bir enerjiyle, nasıl bir ışıkla, nasıl bir aydınlıkla bir canlılık verdiğini ve sanki ölmüş toprağın bir daha canlanmasında olduğu gibi insanın da Allah-u Teala’nın vereceği enerji ile o ruhun tekrar cesede girmesi bir kere daha canlanıp ayağa kalkacağını anlatır.
Benzer şekilde Allah-u Teala insanın az önce dediğimiz gibi anne karnındaki evrelerini de örnek verir. Kur’an-ı Kerim’de bunun anlatılması çok ilginç bir şey aslında. Görmüyor musunuz Allah-u Teala sizi son derece değersiz bir damla sudan yaratıp da nasıl her şey ile mükemmel,
gören, konuşan, yürüyen, akleden, düşünen, seven, birlikte yaşamaya hazır bir insan olarak dünyaya gönderdi. Bu husus aslında Allah-u Teala’nın hiç yokken var edebiliş, hiçbir şeye ihtiyacı olmadan sıfırdan bir varlık yaratış gücünü gösterir.
Hatta ilk defa yaratan yeniden yaratamaz mı diyerek Kur’an bir de sorar. Der ki yani bunu bu kainatı bütün incelikleriyle, bütün varlıklarıyla, detaylarıyla, suyun altındaki hayattan, gökyüzündeki hayata varana kadar, toprağın derinliklerindeki hayattan öyle değil mi? Günlük hayatta çevrenizdeki insanlara varana kadar bütün incelikleriyle yaratan Rabbiniz bir daha yaratmaya kadir değil mi?
Elbette o mutlaka bir daha bir daha tekrar tekrar aynısını daha mükemmelini her şekilde yapmaya kudreti yeter. Bu açıdan bakıldığı zaman Allah-u Teala’nın bu El-Bais isminin bizim hayatımızdaki duruşumuzdaki farkındalığımızdaki etkisi de çok daha yüksek olur. Ve bunu çocuklarımıza da göstermek, fark ettirmek gerekir. Bahar geldiğinde dallarda çiçekler açıp da çimenler fışkırdığında topraktan karıncaların o kadar uzun süre uyuduktan sonra uyanıp hareketlenmesinde bir mesaj olduğunu çocuklara anlatmak gerekir. Hatta Allah-u Teala Kuran-ı Kerim’de uykumuzu bile örnek verir. Yani uyuyorsunuz, her şeyi unutuyorsunuz, dünyadan tamamen bağınız kopuyor ama Allah sizi tekrar sabahleyin. Sanki ölmüş de dirilmiş cesine hayata iade ediyor. Gözlerinizi açtığınızda enerjiniz tekrar yerinde başlıyorsunuz koşmaya konuşmaya. Bu işte aslında Allah-u Teala’nın öldükten sonra da insanı tekrar aynı şekilde canlandırıp harekete geçireceğiyle ilgili bir delil olarak Kur’an’da sunuluyor. Bütün bunlar çok küçüklük yaşlarından itibaren de konuşularak Allah’ın kudretini, bütün güzellikleri, yeryüzünde var olan incelikleri,
zarafeti, nimetleri, rızıkları, Allah’ın ikram ettiğini çocuklara anlatmak ve bu ikramların bir benzerini de cennet için yarattığını, insanı da yeniden o cennet için yaratacağını insanlara anlatmak güzel olsa gerek. Hocam, El-Hasib esmasına geri dönsek. Günümüzde mükemmellik arayışı ya da takıntısının anne babalık olsun, iş hayatı olsun pek çok alandaki rollerimizde bize çok zarar verdiğini görürüz.
Peki El-Hasib esmasını ışığında düşünürsek bizim kendimize ve insanlara bakışımız nasıl olmalıdır? Şimdi burada Hasib isminin anlamlarını bir kere daha düşünelim. En başta dedik ki Allah’ın hesaba çeken anlamındadır El-Hasib ismi. Sonra dedik ki Allah’ın yeter, Hasbunallah ve nimel vekil yani kafi olan yeter anlamındadır Hasib ismi.
Bir de Allah’ın Hasib isminin üçüncü anlamı şeref ve onur veren, yücelik veren, hasep dediğimiz, değer atfeden ve toplum içerisinde öne çıkaran gibi bir anlamı vardır. Şimdi bu anlamı üzerinde düşündüğümüzde dediğimiz gibi insanın mükemmel olup olmadığı ya da değer kazanmak için neye ihtiyacı olduğu,
insanın soyuyla, sopuyla, hasebiyle, nesebiyle deriz ya malıyla, mülküyle, çocuklarıyla, eşiyle sahip olduğu maddi imkanlarla mı değer kazandığı, yoksa Allah-u Teala’nın şereflendirmesiyle, onurlandırması ile, öne çıkarması ile, yüceltmesi ile mi değer kazandığı konusu karşımıza çıkar.
Burada müşrikler, Arap toplumu soya sopa çok önem veren bir toplum. Bir şekilde kimlerin oğlu olduğun, kimlerin soyundan geldiğin, kimin karısı olduğun gibi bir şekilde ailevi bağlantılarla değer kazanmak Araplar arasında çok yaygın.
Ve o zaman Peygamber Efendimiz’e soruyorlar, diyorlar ki, senin Rabbinin nesebine, yani sanki Allah-u Teala’nın da bir soyu sopa olacak, onu bir değerlendirecekler, eğer yeterince saygınsa Allah’a saygı duymaya ve inanmaya başlayacaklar. Burada tabii çok acayip bir vurgu var ve Peygamber Efendimiz buna cevap vereceğinde İhlas Suresi iniyor. Allah-u Teala, Bismillahirrahmanirrahim, gul huallahu ahad, de ki o Allah tektir. Allahu samet, hiç kimse ihtiyacı yoktur. Ama herkesin ona ihtiyacı vardır. Lem yelid ve lem yulet, doğmamıştır doğrulmamıştır, öyle nesebi yoktur, birilerinin evladı olmadığı gibi birilerini de dünyaya getirmeyecektir. O bir zincirin parçası değildir, o bir tektir, o bir eşsiz varlıktır, o en yücedir. Lem yelid ve lem yulet, ve lem yekün lahü küpü ve nahad, hiç kimse ona eş ve denk olamaz. Bu ayetler insanların, müşriklerin daha doğrusu, Peygamber Efendimiz’in karşısına geçip de, senin Rabbinin hasebi nesebi nedir, değeri şerefi soyu sopu nedir, bize biraz ondan bahset de, onun hakkında bilgimiz olsun dedikleri zaman nazil olmuştur. Şimdi burada insanın aslında, Peygamber Efendimiz’in ifadesiyle, değerini sağlayan, değerini artıran, değerini yücelten şey, onun maddi varlığı değildir. Peygamberimiz buyurur ki, davranışları kendisini ileri götürmeyen adamı, soyu sopu ileri götüremez.
Yani sen davranışlarınla, yapıp ettiklerinle mesafe kat edersin. Hem Allah katında mesafe kat edersin, Allah’ın katında yücelirsin, makamın yükselir, olgunlaşırsın, değerli hale girirsin, hem de insanların gözünde değer ve şeref kazanırsın davranışlarınla. Ama davranışları kendisini geri bırakan adamın, soyu sopu nesebi onu ileri götüremez der Peygamber Efendimiz.
Dolayısıyla burada El-Hasib ismi, Allah Teala’nın şeref veren, onurlandıran, öne çıkaran ya da yücelten anlamındaki ismi, kendisine iman eden kullarına bir onur ve şeref bahşeden, kendisini her an sevip sayan,
kendisini daima hayatının merkezinde tutan, kendisinin rızası için yaşayan, sorumluluğunu bilen kullarını şereflendirdiğini. Onları sadece bu dünyada değil, ahirette de cennetle ödüllendirerek. Hep biliyorsunuz cennetin o çok yüce tahtlarından bahsedilir. Taht biliyorsunuz yukarıda olan, üstte olan ve böyle görkemli olan bir koltuktur. Niye özellikle o yücelikten bahsedilir? Çünkü o şerefli olma duygusu, üstün olma, yüce olma duygusu insanın fıtratında var. Bunu hep ister. Bunu nasıl kazanabilirsin? Bunun kazanmanın yolu El-Hasib ismiyle Allah Teala’nın seni şereflendirmesinden geçer. Bunu sağlayabilmek için onun dilediği şekilde yaşamak, onun sınırlarına uymak,
ona tevekkül etmek, onu sevmek, ona iman etmek, imanının gereği güzel ahlaklı olmak çok önemlidir. Diğer türlü dünya hayatında birtakım üst makamlara geldiği halde insanların gözünde hiç değer kazanamamış, insanların gözünde hiç saygınlığı olmayan nice insan geçmiştir bu tarihte. Öyle değil mi? Yani belli bir makama gelirsin ama adam olmak, adem olmak, insan olmanın onuruna yakışır bir
ahlakla ve imanla yaşamak o kadar önemlidir ki onu yaptığın zaman Allah Teala El-Hasib ismiyle seni şereflendirir. Hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum sağ olasınız. Değerli izleyenlerimiz bugün Rabbimizin El-Hasib isminin kullarına yeten, kafi gelen, onları hesaba çeken, her şeyin karşılığını veren anlamlarına geldiğini,
El-Bahis isminin ölüleri dirilten ve El-Cami isminin de ahirete bakan yönüyle kıyamet günü insanları hesaba çekmek ve aralarındaki anlaşmazlıkları gidermek için onları huzurunda toplayan anlamına geldiğini dinledik hocamızdan. Yeniden diriltilip hesaba çekilmek için toplanacağımız o günden ebedi yurdumuza uslattan önce kendini hesaba çeken ve o gün için hakkıyla hazırlık yapanlardan olmanı yazıyla
bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim.
Allah’ım, sen ki El-Hasib isminle kullarına yeten kafi gelensin, bizlere maddi ve manevi güç ve dirayet ihsan eyle, doğruyu seçecek bir irade lütfeyle, senin bizim her işimizi bildiğini ve senin kullarının her talep ve ihtiyacına geleniyle ve senin bizim her işimizi bildiğini ve senin kullarının her talep ve ihtiyacına kâfi gelen olduğu idrakini zinde tutmayı, her daim ümit var olmayı nasip eyle bizlere. Allah’ım, sen ki El-Bahis isminin gereğince canlıların fariyetlerini, geçirdikleri evreleri yarattığın ve yönettiğin gibi
ölüleri de hesaba çekilmek üzere tekrar yaratansın. Bizim de dünyada hasta bedenlerimize şifa, kalplerimizin hissetmeyen yönlerine hayat, akıllarımızın idrak edemeyen yönlerine de hidayet nasip eyle. Allah’ım, ahirette de rahmetinle, merhametinle muamele eyle bizlere.
Hesabını veremeyeceğimiz her türlü yanlış söz ve davranıştan muhafaza eyle bizleri. Sen ki El-Cami isminin gereğince kıyamet günü insanları hesaba çekmek ve aralarındaki anlaşmazlıkları gidermek için onları huzurunda toplayansın. Sen ki kainattaki birbirine benzeyen benzemeyen bütün unsurları tam bir ahenk ve nizamla bir araya getiren, bütün övgü ve erdemleri zatında toplayansın. Bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün güzel sıfatların ve övgülerin yegane sahibi sensin. Sana hakkıyla hamd etmeyi ve şükretmeyi nasip et bizlere.
Bizleri, meleklerin selamı ve esenlik sözleriyle karşıladığı cennet ehline,
razı olduğun salihlerin, muhsinlerin ve müttakilerin zümresine dahil eyle Allah’ım.
Altyazı M.K.