El-Hafîz ve Er-Rakîb İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 24.Bölüm

El-Hafîz ve Er-Rakîb İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 24.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UYyJxsdLIJA. … Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz. Rabbimiz, Hûd Sûresinde El-Hafiz ismini ve Maide Sûresinde de El-Rakîb ismini Zatına nispetli isim olarak zikretmiştir. Peki bu iki ismin manaları nedir? İnsana bakan yönüyle ne ifade ederler?…

El-Hafîz ve Er-Rakîb İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 24.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UYyJxsdLIJA.

… Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz.
Rabbimiz, Hûd Sûresinde El-Hafiz ismini ve Maide Sûresinde de El-Rakîb ismini Zatına nispetli isim olarak zikretmiştir. Peki bu iki ismin manaları nedir? İnsana bakan yönüyle ne ifade ederler? İnsana hangi hakikatleri hatırlatırlar? Dünya hayatında doğru niyeti ve adımı tercih edenlerle, yanlış niyet ve adımlara yönelenler için hangi hakikatleri işaret ederler? Bugün El-Hafiz ve El-Rakîb esmasının tefekkürüyle
tüm bu sorulara cevap bulacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Canan hocam. Nasılsınız? Şükürler olsun. Rabbimizin bizi murakabesi altındayız. Rabbimizin bizi hıfsına dayanıyoruz. Hocam sohbetimize esmamızın manasıyla başlasak, bugünkü isimlerimizin El-Hafiz ve El-Rakîb esmamızın manaları nedir? El-Hafiz koruyan demektir aslında en temel anlamıyla.
Koruması Allah-u Teala’nın her anlamda koruyuculuğu El-Hafiz isminde kendisini gösterir. El-Rakîb de görüp gözeten, takip eden demektir. Hafiz ismiyle Allah-u Teala’nın birkaç farklı anlama Kur’an-ı Kerim’de işaret ettiğini biliyoruz. Birincisinde Allah-u Teala’nın kainatı korumasından bahsedilir. Allah-u Teala kainattaki düzeni korur. Gezegenlerin birbirine çarpmaması sözgelimi.
Geceli gündüzün yer değiştirmemesi, yağmurun ya da rüzgarın tam vaktinde doğru bir şekilde yağması ya da esmesi. İnsanların, hayvanların, bitkilerin belli bir düzeni koruyacak şekilde dünya hayatını devam ettirmesi Allah-u Teala’nın El-Hafiz ismiyle olur. Allah-u Teala bu isminin yansımasıyla insanları ve bütün kainattaki dengeyi muhafaza eder, korur.
Diğer taraftan Allah-u Teala insanları her türlü maddi ve manevi kötülüklerden korur. Allah bizim bedenimizi kaza beladan korur. Aklımızı kaybetmemizi ya da hasta olmamızı ancak O engelleyebilir. Kalbimizin selim bir kalp olmasını, temiz bir yürekle O’na yönelmemiz ancak O’nun koruması sayesinde olur. Her türlü maddi ya da manevi hastalıktan, kötülükten, şerden, insanı koruyan, toplumları koruyan Cenab-ı Hak’tır. Dolayısıyla El-Hafiz ismi Allah-u Teala’nın bizi bir koruma şemsiyesi altında tutmasına işaret eder. Malımızı, mülkümüzü O korur. Binaların üzerine El-Hafiz ismi yazılır. Evlere El-Hafiz ismi asılır. Aman Allah muhafaza deriz. Allah-u Teala’nın işte o koruyucu ismi El-Hafiz ismidir. Bir de Allah-u Teala’nın özellikle vahyeni koruması.
Yani Kur’an-ı Kerim’i koruması. İnsanlara gönderdiği emirleri ve yasakları kıyamete kadar değişmeyecek bir şekilde. İslam’ın ilkelerini, Kur’an’ın ayetlerini asla bozulmayacak bir şekilde. Dünyanın son gününe kadar koruması da El-Hafiz isminin anlamı içindedir. Rak’ib ismine geldiğimizde Allah-u Teala’nın
Devamlı bizi görüp gözetmesi, devamlı takip etmesi ve murakabe dediğimiz o her şeyimizden haberdar olacak şekilde. Her anımıza, her yaptığımıza vakıf olacak şekilde bizi gözlemlemesi isminde bulunur. Bu isim aslında insanı bir parça da uyaran bir isimdir. İnsanı bir parça da ikaz eden, seni bir gören var. Seni devamlı gözetleyen, her türlü yanlışından haberdar olan ve bunlardan vazgeçmeni bekleyen var. Seni her an varlığıyla kuşatan ve o gözetlemesi sayesinde de yaptığın güzellikleri farkına varıp yarın onları ödüllendirecek olan var. Gibi bir mesajla aslında insanoğlunu biraz da uyaran bir isimdir. Zaten Kuran-ı Kerim’de de Allah-u Teala’nın da hatta hafaza meleklerinin de yanı başımızda, omuzlarımızda yaptıklarımızı yazan meleklerin de devamlı rak’ib oldukları yani görüp gözetledikleri ve olanı biteni kayda geçirdikleri belirtilir. Hocam, El-Hafiz isminin Kuran-ı Kerim’de geçtiği üç ayete baktığımızda Mekke döneminde indiklerini ve sanki sıkıntılı dönemlerde Peygamberimize bir mesaj vermek üzere de indiklerini görürüz. O zaman karşımıza sanki şu soru çıkar. Biz hangi durumlarda bu ismi, şerifi, dualarımıza eklemeliyiz? Peygamberimizin ve ashabının hayatında bu ismin tecelli ettiği durumlar var mıdır? Bunlarla ilgili ne söylemek istersiniz? Bizim aslında insan olarak kendimizi güvende hissetmek en temel ihtiyaçlarımızdan birisi. Korkularımız var. Bize zarar vereceğinden korktuğumuz, sevdiklerimize zarar vereceğinden korktuğumuz, gücümüz yetemeyeceği için engelleyemeyeceğimizi düşündüğümüz her türlü kötülükten, kazadan, beladan bizi muhafaza buyurması için Allah-u Teala’ya yalvarırken El-Hafiz ismini sensin Hafiz olan Yarabbi diyerek telaffuz ederiz.
Burada Peygamber Efendimizin o Mekke döneminde müşriklerin eziyetleri, kendilerinden çok daha güçlü olan müşriklerin Müslümanlara ne kadar sıkıntı verdiği ve Peygamber Efendimizin Müslümanların buna nasıl sabrettiğini hatırlayabiliriz. İşte o süreçlerde bizi kim koruyacak, ne kadar çaresiziz, ne kadar zayıfız, karşımızda bunca büyük bir güç, bunca zalim, ezici bir güç varken bizi kim muhafaza edecek,
bizim kim elimizden tutacak diyerek bir anlamda acizlenen, bir anlamda korkularını dile getiren müminler için Allah-u Teala’nın cevabı var Kur’an-ı Kerim’de. Hafiz olan koruyan odur. Siz Allah’ın sizi her şekilde koruyacağına ve hiçbir gücün Allah’ın gücünden daha üstün olamayacağına yeter ki iman edin. Dolayısıyla insanoğlu kendisini çaresiz hissettiğinde, yalnız hissettiğinde korkularıyla başa çıkmak için büyük bir kudrete ihtiyaç duyduğunda Allah-u Teala’nın hafiz olduğunu hatırlamalı ve onunla yalvarmalıdır. Biz çocuklarımızı bile Allah’ın muhafazasına bırakırız. Okula gönderirken evlatlarımızı hadi yavrum Allah sizi muhafaza buyursun diyerek göndeririz. Çünkü bizim olmadığımız yerde mutlaka O vardır. Bizim elimizin ulaşamayacağı yerde çocuklarımızı ancak O koruyabilir.
Her türlü fitneden, fesattan, sapkın ideolojiden, çarpık fikirden korumak da olabilir. Bu bir trafik kazasından herhangi bir şekilde başına gelebilecek bir hastalıktan korumak da olabilir. İnsanların başına bu gelmez mi gelir. O zaman Allah korumuyor mu? Allah-u Teala bazen imtihan olsun diye hepimizin bildiği gibi hastalık da verir, kaza da verir, iflas da verir, ölüm de verir.
Bütün bunların bir sınanma çeşidi olduğunu biliyoruz. Ama biz yine de eğer Allah-u Teala korumasa çok daha fazlasıyla muhatap olacağımızı ve buna güç yetiremeyeceğimizi, burada isyanın, burada pes etmenin, burada vazgeçmenin eşiğine gelebileceğimizi fark edip Allah-u Teala’ya bizi koruması için yalvarırız. Hocam, El-Hafiz ismini okuduğumuzda Rabbimizin sanki dostlarına, kendisine yakın olanlara ayrı bir muhafaza lütfunu verdiğini görürüz. Peki Kuran-ı Kerim mimaninde de düşünürsek, Rabbimizin kulundan beklentisi nedir? Kul ne yaparsa El-Hafiz ismiyle Rabbimizin muhafazasına erişir. Kul ile Allah arasında hiç kesintiye uğramayan bir bağ vardır.
Bir ilişki, bir iletişim vardır ve Allah-u Teala’nın kulundan birtakım beklentileri vardır. Bu beklentileri yerine getiren, Allah-u Teala’nın rızasını kazanmak için, onun sınırlarına uyan ve hayatında da Allah-u Teala’nın arzu ettiği şekilde yaşamaya gayret eden kul, Allah’ın sevgili kuludur. Ve Allah-u Teala elbette böyle kullarının üzerine tabir caizse daha fazla titrer, onları daha çok korur, kollar onların dualarını daha çabuk kabul eder ve onlara daha fazla destekciler, yardımcılar gönderir. Peki Allah’ın sevdiği kulu olabilmek için, Allah-u Teala’nın bizi hıfzu emanına alması, koruma ve güvencesi altına alması için biz ne yapmalıyız?
Biz öncelikle bizim kendi korumamız gereken alanlara bakmalıyız. Mutlaka Allah-u Teala en geniş anlamda, en kapsamlı biçimde bizi koruyacak olandır. Bu ilk insandan son insana kadar böyle olacaktır.
Hepimiz biliyoruz ilk insanların, tarihi öncesi dönemlerin o korunma ihtiyacının, barınma ihtiyacının, o taşlara oyulmuş mağaraların, onların içinde kendisini muhafaza etmeye çalışan insanlığın bugün hangi noktada olduğunu. Bugün de bir korunma ihtiyacı üst düzey insanlarda kilitler, şifreler, kameralarla bir emniyet ihtiyacı sürüp gidiyor.
Peki bu kadar gayrete rağmen Allah korumazsa insanoğlu ne yapabilir? Acizdir. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın gerçekten hıfzu altına, O’nun bize sunduğu zırhın içine girip de korunabilmek, Allah-u Teala’nın bizden beklediği korumamız gereken bazı değerlere sahip çıkmakla mümkündür.
Bu konuda Peygamber Efendimiz’in amcasının oğlu Abdullah İbn Abbas radiyallahu anh ile bir sohbeti var. Abdullah İbn Abbas genç bir sahabi, Peygamber Efendimiz’den yaşı çok küçük, tabircay ise Peygamberimiz’in yanında büyümüş bir sahabi. Peygamber Efendimiz ona bir gün diyor ki evladım sana bazı sözler öğreteceğim.
Allah’ı koru ki O da seni korusun. Ya fezillah, ya fezke. Allah’ı koru ki O da seni korusun. Allah’ı koru ki ihtiyacın olduğu an onu yanında bulasın. Bir şey isteyeceğinde Allah’tan iste. Yardım dileyeceğinde Allah’tan yardım dile.
Şunu hiçbir zaman unutma ki yeryüzündeki bütün varlıklar, bütün canlılar sana bir iyilik yapmak için bir araya gelseler, Allah izin vermedikçe o iyiliği yapamazlar. Yine yeryüzündeki bütün varlıklar, bütün canlılar sana bir kötülük yapmak için iş birliği yapsalar, Allah izin vermedikçe sana kötülükleri dokunamaz.
Bu aslında bir gence Allah’ın ilişkisini zihnine iyice yerleştirmesi ve hayata bakışını buna göre şekillendirmesi için verilen çok net, çok keskin, çok açık ifadelerle mottolardır.
Burada Allah’ı koru ki O da seni korusun ifadesinde işte bu Hafız’a fiilinden gelen Yahvazillah, Yahvazke şeklinde Peygamberimizin buyurduğunu görüyoruz. Ne demek Allah’ı koru ki? Haşa Allah’ın korunmaya mı ihtiyacı var? Hayır. Allah’ın hakkını koru.
Allah Teala birtakım sınırlara riayet etmeni istiyor. Haram olan şeye elini uzatma diyor ki içkiden uzak dur, zinadan uzak dur, fuhuştan uzak dur, faizden uzak dur, kamu malına el uzatma, yetimin hakkına dokunma, kadına şiddet uygulama Allah Teala haramları sıralamış.
Bu haramlardan kendini koru ki Allah da seni korusun. Diğer tarafta Allah Teala’nın birtakım koyduğu temel değerler, ahlaki ilkeler var. Dürüst ol, efendim cömert ol, mütevazi ol, insanlarla ilişkilerinde sade ve samimi ol.
Bütün bu ahlaki değerleri koru ki Allah Teala da senin onurunu, senin şerefini, senin saygınlığını korusun. Sen her türlü kötülüğü, her türlü hatayı, her türlü umarsızlığı, gayri ahlaki davranışı yapıp ondan sonra halk gözünde ben de saygın bir insan olmak istiyorum desen Allah sana o saygınlığı verir mi? Allah Teala senin şerefini korur mu? Hayır çünkü sen kendi şerefini korumamışsın. Sen insan olarak yaratılmanın gereği, insan olmanın onuruna uygun ahlaki davranışlar sergile. Erdemli ol, imanlı ol, ibadetlerini koru, namazını koru değil mi? Kuran-ı Kerim’de diyor namazınızı muhafaza edin, namazı koruyun. Kuran-ı Kerim’de diyor yeminlerinizi koruyun. Bir söz verdiyseniz sözünüzün arkasında durun, yemininizi koruyun. Akrabanızı, komşunuzu koruyun, gözetin. Bütün bunlar aslında Allah Teala’nın senden beklediği o koruma alanlarında üzerine düşen sorumluluğu yapmanla alakalı ibadetlerini koruyup düzenli devam ettiğinde,
ahlakını koruyup kötü ahlaktan uzak kalmaya çalıştığında, insan ilişkilerinde güzel davranışları koruyup hatalı davranışlardan uzak kalmak için uğraştığında Allah Teala da seni korur. Neden korur? Kazadan korur, beladan korur, kem gözden, kem sözden, hasetten, fesattan korur. Allah Teala seni manevi anlamda da bir koruma zırhı içine alarak, insanlar için de onurunu, şerefini, kerametini, saygınlığını korur.
Bütün bunlar aslında insanın kendi gayretiyle Allah Teala’nın o koruyuculuğunu kendi üzerine çekmesi gibidir. Ama sen Allah Teala’nın koyduğu sınırlara dikkat etmeksizin, bu konuda herhangi bir koruyuculuğa ihtiyaç duymaksızın, sınırları aşarsan, lanet ayın yaşarsan, o zaman Allah Teala da senin üzerindeki korumasını ona göre değerlendiriyor.
Bu hususta Allah’ı koru ki ihtiyacın olduğunda onu yanında bulasın, sözü Peygamberimizin son derece etkileyici. Hocam Hicr Suresinde şöyle bir ayet geçiyor. Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.
Siz zaten El Hafiz isminin açıklamasında da Rabbimizin koruduğu alanlardan, hususlardan birinin de Kur’an-ı Kerim olduğunu da ifade etmiştiniz. Kur’an-ı Kerim’in korunmasından maksat nedir? Kur’an-ı Kerim’in korunmasından maksat kıyamete kadar, dünyanın son gününe kadar iyinin, doğrunun, güzelin, sevabın net olarak belli olacağı, kötünün, hatanın, günahın, yanlışın da net olarak Kur’an tarafından ortaya konduğudur.
Bunlarda değişiklik olmaz. Bugün haram olan içki yarın helal olamaz. Geçtiğimiz çağda haram olan faiz, bu çağda caiz olamaz. Bir şekilde Allah-u Teala’nın koyduğu kuralların, Allah-u Teala’nın Kur’an-ı Kerim ile belirlediği sınırların, helalin ve haramın kıyamete kadar değişmeden korunabileceğinin vadi, sözü, garantisi Allah’a aittir.
Bu neden önemli? İnsanoğlunun hayata bağlayan birtakım sabit değerler olmalıdır. Bir şöyle bir böyle olmamalıdır. Bundan asla taviz vermeyeceğimiz, taviz verilmeyeceğini annemizden öğrendiğimiz ve evladımıza öğreteceğimiz birtakım sabit ilkeler ve prensipler olmalıdır. Bu prensipler aslında insanın toplumsal hayatını da ayakta tutan ve düzenleyen ilkelerdir. Eğer siz bir insanın iffetine dil uzatmayı, bir insanın namusuna dil uzatmayı, dün olduğu gibi bugün ve yarın da Allah’ın kesinlikle yasakladığı, Allah’ın asla izin vermediği şeylerden biri olarak kabul ederseniz, toplumda namus güvenliği yaygınlaşır.
Ama bugün öyle, yarın böyle dediğiniz zaman, geçmişte öyleydi ama artık böyle deyip de birtakım temel ilkelerden taviz vermeye başladığınız zaman insanın toplumsal hayatında da kaymalar, dalgalanmalar, kaoslar olur. Sana göre öyle ama bana göre böyle.
Anneme göre öyleydi ama bugün bizce böyle gibi değişkenler üzerinden yeniden yeniden hayat kurgulamak insanoğlunu hataya sevk eder. Elbette bazı şeyler değişebilir.
İşte günlük alışkanlıklar, çeşitli zevkler, hobiler, ağız tatları değişir insanın giyimi kuşamı, dekorasyonu değişir. Ama asla değişmeyecek sabit ilkeler vardır. Yalan her zaman haramdır. Dul ve yetimleri korumak her zaman insanın öncelikli vazifesidir. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak her zaman farz olarak kalacaktır. İşte Allah’ın ben Kur’anı koruyacağım, bunu biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz buyurması bu temel prensiplerin insanlar tarafından değiştirilemeyeceğini ve kıyamete kadar artık böyle gideceğini bize ispatlayan bir ayettir.
Peki böyle bir garantiye Allah Teala ne için veriyor? Çünkü önceki kitaplarda, Tevrat’ta ve İncil’de Allah Teala tarafından Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya gönderilen ayetlerde insan eliyle değiştirme oldu.
Allah Teala ayetlere müdahale etmeyin, Allah’ın kelamına elinizi uzatmayın. Buradaki emirleri ve yasakları kendi keyfinize göre yorumlamayın diye emrettiği halde hem Hz. Musa’nın kavmi İsrailoğulları, aynı şekilde Hz. İsa’nın da kavmi olan İsrailoğulları, onların din adamları kendi keyiflerine göre yorumladılar, bazı ayetleri çıkarttılar, yeni ayetler eklediler, Allah’ın kitabını bozdular.
Biz buna tahrif diyoruz. Bu tahriften Kuran-ı Kerim’in korunacağını ve bu korumanın müminler eliyle değil, onlardan çok daha öte, çok daha üstün bir güç olarak Allah’ın takdiriyle, Allah’ın kudretiyle olacağını Kuran-ı Kerim bize emir buyuruyor. Biz müminler olarak da korumaya çalışıyoruz, mesela hafızlık yapıyoruz. Hafız kelimesi de Hafiz ismi gibi Allah’ın koruyan anlamına gelir. Hafızlarımız neyi koruyor? Zihinlerinde Kuran ayetlerini koruyor, hıfz ediyor, hıfz etmekle aynı kökten geliyor.
Biz Kuran’ı korumak için gayret gösteriyoruz. Yeni nesilleri öğretiyoruz, ezberliyoruz, namazlarımızı okuyoruz, anlamak için tefsirlere başvuruyoruz. Ama bütün bunların ötesinde insan gayretinin üstünde ilahi bir güçle Kuran’ın korunması bu sabitelerin, değişmez değerlerin insanlığı son güne kadar ayakta tutacağının bir ispatı anlamına geliyor. Hocam Kuran-ı Kerim’de takva kavramının sıklıkla zikredildiğini Rabbimiz tarafından vurgulandığını biliyoruz. Peygamber efendimizin de dualarında talep ettiğini biliyoruz Rabbimizden takvayı. Peki rakip esmasının manasıyla takva arasında nasıl bir ilişki vardır?
Bugün konuştuğumuz ikinci isim de rakip ismi Allah-u Teala’nın. Onu da devamlı gören, gözeten, takip eden olduğunu söylemiştik. Takva Kuran-ı Kerim’in en temel kavramlarından birisidir.
Ve biz takva sahibi olmayı aslında her an görüp gözetildiğini farkında olmak, her an Allah-u Teala karşısında kendine çekidüzen vermek, her an sorumluluğunu fark ederek yaşamak şeklinde izah ediyoruz. Burada ihlas kavramıyla da çok yakın bir ilişki var çünkü ihlas ve samimiyet de hepinizin bildiği gibi sadece Allah için. O görüyor, o duyuyor, o biliyor ve o karşılığını verecek diyerek yaşamak.
İhsan kavramı da, sen görmüyorsan bile Allah’ın seni gördüğünü bilerek yaşamak. Bu ihlas, ihsan, takva kavramları birbiriyle çok iç içe. İşte burada aslında insanın kendisini bir takip eden olduğunu bilmesi, takva sahibi olmasına giden yolu kolaylaştırıyor.
İnsan, ben özgürüm, ben dilediğim gibi yaşarım, kimse hesap vermek zorunda değilim şeklinde şu modern zamanların gençlere öğütlediği gibi kır zincirlerini bildiğin gibi yaşa. Kim sana hesap sorabilir ki, kalbinin götürdüğü yere git tarzında sorumsuzca, sınırsızca herhangi bir şekilde bir üst varlığa, bir aşkın varlığa, ilaha hesap verme bilinci olmaksızın yaşamaya davet edildiğinde yolunu şaşırıyor.
Çünkü nefis diye bir şey taşıyoruz. O nefsimizi devamlı coşturan, nefsimizi devamlı ağızdıran bir de şeytan var. Devamlı bizi Allah’ın hiç hoşuna gitmeyecek ama bizim çok hoşumuza gidecek, nefsimize iyi gelecek, yanlış işlere yapmak için yönlendiren bir şeytan ve nefis bu ilişki içerisinde.
Eğer biz bir şekilde yapıp ettiklerimi gören var fikrine sahip değilsek ve bu görenin Allah olduğunu farkında değilsek kaybederiz.
Burada şöyle bir şey var, biz insanlarda iç disiplin gelişsin istiyoruz. İç disiplin demek aslında kendi kendini kontrol etmek, otokontrol dediğimiz kendini disipline ederek hiç kimsenin görmediği bir yerde bile hırsızlık yapmamak, hiç kimsenin görmediği bir yerde bile adam öldürmemek, hiç kimsenin görmediği yerde bile şiddet uygulamamak.
Yani kendini kontrol ederek diğer insanların polisin, jandarmanın, öğretmenin, müdürün, amirin, valinin olmadığı yerde de doğru davranabilmek. Bu iç disiplini çok önemsiyoruz.
Bu iç disiplinin takva ile çok yakından alakası var. Çünkü insanlar görmese de Allah görüyor, insanlar bilmese de Allah mutlaka biliyor ve Allah Teala gördüğünü, bildiğini en ufak bir davranışı bile doğru ya da yanlış mutlaka karşılığını verecek şekilde ahirette değerlendireceğini bize Kur’an-ı Kerim’de defalarca söylüyor.
Zerre miktar kayba uğramayacaksın. Ne yaptıysan karşılığı orada. Bu bilinç insanın kendini kontrol etmesini sağlıyor. Dış disiplinine dışarıdan kontrol edilmekten ziyade kendisini kontrol etmesini, yaranını, geleceğini düşünerek Allah’ın karşısında duracağı, Allah’ın karşısında hesap vereceği, onunla dünyayı değerlendireceği, dünyada yapıp ettikleri hakkında konuşacağı anı hesaba katarak kendisine sahip çıkacak.
Kendisine sahip çıkmasını sağlıyor. İşte biz buna takva diyoruz. Bu bilince sahip olan insanın dışarıdan birileri tarafından devamlı gözetlenmesi ya da denetlenmesi gerekmiyor. Çünkü o zaten polisin olmadığı yerde de hız sınırına dikkat ediyor.
Bir şekilde kurala uyuyor. Harama da aynı şekilde uyuyor. Haram çizgisinde de duruyor. Kimse görmese de yapayım demiyor. Diyor ki Allah görüyor. Bu bilinç Allah’ın E’r-Rakib ismiyle bize her an görüp gözettiği, ona uygun davranma bilinçi tasavvfta murakabe olarak da, tasavvuf ahlakında bize murakabe olarak da öğretiliyor. Bu ne demek? Kendi kendini denetle demek. Kendi kendini gözetle demek. Kendi iç denetimini güçlendir demek. Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek demek. Öyle değil mi?
Bu devamlı insanın bir nefsini kontrol altında tutarak hesaba çekmesi ve bir muhasebe hali içinde olması, murakabeyi de beraberinde getiriyor. O zaman insan olgunlaşıyor. O zaman elinden ve dilinden zarar gelmeyen bir mümin haline geliyor. O zaman ilkeleri koruyan, o zaman hafiz ismiyle korunmayı da hak eden bir mümin oluyor. Hocam bu ufuk açıcı bilgiler için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum sağ olun. Değerli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin kainattaki her şeyi gözettiğini, tabiatı dengede tuttuğunu ifade eden El-Hafiz ve koruyup gözeten kullarının ve tüm kainatın hallerini bilen anlamındaki E’r-Rakib esmasını tefekkür ettik.
Rabbimizin bizi her an görüp gözettiği bilinciyle, murakabe halinde yaşayan, O’nun emir ve yasaklarını gözeten kullarından olma niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim. Allah’ım, maddi ve manevi varlığımızı, hayatımızı, ailemizi, mümin kardeşlerimizi, devletimizi ve vatanımızı her türlü tehditten, kötülükten, sıkıntı ve darlıktan muhafaza eyle. Kalbimizi vesvese ve şüphelerden, dilimizi isyan ve sürçmelerden, aklımızı ve kalbimizi dalalete düşürecek her türlü inanış, düşünce ve fikirden muhafaza eyle. Her anımızda ve her halimizde dengeli ve ölçülü olmayı lütf eyle. Her iş ve kararımızda haddi aşmaktan ve haddi aşarak zulme ortak olmaktan muhafaza buyur bizleri.
Senin bizi her an görüp gözettiğin bilinciyle murakabe halinde yaşayanlardan olmayı nasip eyle bizlere. Emir ve yasaklarını gözeten, emirlerine uyma, yasaklarına kaçınma hususunda, her an görülüp gözetildiğimiz hassasiyetiyle hareket edenlerden olmayı lütf eyle.
Altyazı M.K.