Eş-Şekûr ve El-Hamîd İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 23.Bölüm

Eş-Şekûr ve El-Hamîd İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 23.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-pVAJGuOduU. G fifa Hayırlı günler değerli izleyenlerimiz. Esma’dan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Canlı cansız, şuurlu şuursuz, tüm kainatın, iyilik ve güzelliğinin kaynağı sahibi kim? Tüm övgüler kime mahsus? Denizler mürekkep olsa ve ağaçlar kalem. Gökyüzüde…

Eş-Şekûr ve El-Hamîd İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 23.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-pVAJGuOduU.

G fifa
Hayırlı günler değerli izleyenlerimiz. Esma’dan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Canlı cansız, şuurlu şuursuz, tüm kainatın, iyilik ve güzelliğinin kaynağı sahibi kim? Tüm övgüler kime mahsus? Denizler mürekkep olsa ve ağaçlar kalem. Gökyüzüde kelimelerimizi, övgü ve seneğimizi, hamd ve şükrümüzü kaydedeceğimiz sayfalar olsa.
Kelimelerimiz yeter mi? Yüce Yaradan’ı layıkıyla övmeye. Kalemimiz güç getirir mi? Yaradan’ın nimetlerine şükretmeye. Mürekkebimiz yeter mi ihsanlarını saymaya? Biz de bugün Eşşekûr ve Elhamid esmasının tefekkürüyle Rabbimizin ne kadar az şükrediyorsunuz uyarısına kulak verip Adetale Beyk buyur Allah’ım diyeceğiz inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk teşekkür ediyorum. Nasılsınız? Elhamdülillah Allahuteala’ya son söz hamdü senalar olsun. Çok şükür iyiyim siz de iyisiniz. Hamd olsun hocam teşekkür ederiz. Rabbim şükrünüzü artırsın. Amin hocam. Hocam sohbetimize bugünkü esmamızın manasıyla başlasak. Eşşekûr, Elhamid esmasının manası nedir? Hamd ve şükür bizim hayatımızın vazgeçilmez iki parçası. Allahuteala’nın bize verdiği her nimetin karşılığında
onu hamd etmek, ona şükretmek bizim boynumuzun borcu. Elhamid Allahuteala’nın övülmeye çok layık olan her türlü eksiklikten, noksanlıktan uzak olan dolayısıyla bütün övgüleri hak eden anlamına gelen ismi. Eşşekûr da Allahuteala’nın şükredilmeye, minnettar olmaya en layık olan yüce yaratıcı anlamına gelen ismi. Aslında Elhamid ve Eşşekûr isimlerinin
birbirlerini tamamlayan bir boyutu var. Ve insanoğlun içinde bulunduğu şartlarda Allahuteala’nın kendisine verdiği her türlü nimeti düşündüğünde yatıp kalkıp şükretse azdır. İşte bu şükür sınırsız sonsuz bir şekilde ancak Allah’a yönelmelidir. Çünkü o eşşekûrdur, şükürleri kabul edendir. Diğer taraftan eşşekûr isminin bir başka anlamı da
insanların yaptığı küçük bir iyiliğe çok büyük mükafatlar veren, onların yaptığı iyiliği teşekkürle karşılayan anlamına gelir. Allahuteala biz kul olarak hata ettiğimiz zaman çabuk affeder. Yeter ki tevbe edelim. Ve biz kul olarak ufak bir iyilik yaptığımızda bile o iyiliğimizin karşılığında bize çok büyük nimetler bahşeder. Yeter ki biz iyilik için adım atalım.
Allahuteala bizden çok mükemmel, muhteşem işler beklemez. Ve Kur’an-ı Kerim’de küçücük bir iyiliği bile asla karşılıksız bırakmayacağını müjdelerken, bunun karşılığını cennet kadar büyük bir nimetle bize verirken aslında şekûr olduğunu gösterir. Yani yeter ki senin bir iyi niyetin ve bir gayretin olsun. Yeter ki ufak da olsa bir hayırlı amelin olsun.
Şekûr olan Allah, onu kat kat ecirle, mükafatla karşılayarak onun cennette sana nimet olarak dönmesini sağlar. Diğer taraftan bir başka anlamda da El Hamid ismi, Allahuteala’nın övgülere çok layık olması gibi Hamdi yani sonsuz minnettarlığı hak eden, iyi halimizde de kötü halimizde de içinde bulunduğumuz her durumda kendisine şükretmeyi hak eden olduğunu bize anlatır. Hocam Rabbimizin El Hamid ismini aslında pek çok duamızda ve suremizde de zikrediyoruz. Fatiha da zikrediyoruz, süpân-ı kede, tahiyyatta, semîallâhu ilî men hamideh derken zikrediyoruz. Peki Hamd nedir? Şükürle, medihle nasıl bir ilişkisi vardır? Elhamdülillah ifadesi Kur’an-ı Kerim’de 20’den fazla yerde geçiyor.
Hamdin Allah’a mahsus olması Elhamdülillah Hamd Allah’a aittir ifadesi. Aslında insanların günlük hayatta birbirlerini övgüyle, birbirine teşekkürle karşılamalarının en uç boyutunun ve nihayet teşekkürün Hamd’in ancak Allah’a olacağıyla ilgili bir uyarı. Yani sonuçta o nimeti sana veren, o başarıyı sana veren,
o imkanı, o parayı, o güzelliği, o diplomayı elde edecek aklı sana veren Allah olduğuna göre Elhamdülillah Hamd Allah’a mahsustur. En son kerte de şükredeceğin ve hamd edeceğin son mercî orasıdır. Bunu fark etmek anlamında Kur’an-ı Kerim’deki bu tekrarlar önemli.
Diğer taraftan sizin de dediğiniz gibi, sem’i allahu limen hamideh diyoruz namazlarımızda. Allah kendisine hamd edeni işitir diyoruz. Diğer taraftan salli barik dualarında, inneke hamidun mecit, sen hamidsin mecidsin diyoruz Rabbimize. Yani sen hamde en çok layık olan, mecit en yüce, en cömert, en kerim olansın diyoruz.
Bütün bu tekrarlar gün boyunca bize bir şey hatırlatıyor ki, gün içerisinde iyi ya da zor durumu yaşamış olabiliriz, mutluluğu ya da acı tecrübe etmiş olabiliriz ama her şekilde hamd ederiz. Elhamdülillahi ala küllihal, her hal üzere, her durumda Allah’a hamd olsun ifadesi, Peygamber efendimizin de dilinden dökülen bir ifade. Dolayısıyla hamd bir üst kavram. Dolun Allah’ın başına gelen her türlü güzellikte de, her türlü musibette de minnettarlıkla anması ve saygılı olması. Her şekilde kahrında hoş, lütfunda hoş diyerek Allah’a hamd etmesi. Bardağın dolu tarafını görerek birtakım kayıplarım olabilir ama elimde hâlâ şu nimetler var, bu imkanlar var diyerek hamde devam etmesi.
Bu bir üst kavram. Şükür ise nimet esnasında, mutluluk esnasında bunun Allah’tan geldiğini bilerek hemen Allah’a teala teşekkür etmek anlamına geliyor. Şükrün insanlara teşekkürle de ilgili bir boyutu var. Zaten Peygamber efendimiz insanlara teşekkür etmeyen Allah’a da hamd etmez. Şükran da bulunmaz buyuruyor. Dolayısıyla şükrün tam zıttı nankörlük.
Nasıl insanların yaptığı bir iyilik karşısında nankörlük etmek sizin o iyiliği fark edip o iyilikten dolayı teşekkür borcumuz varsa, aynı şekilde Allah’ın teala bize karşı bir ikramını fark edip o ikramı bize lütfettiği için, ihsan ettiği için Allah’a bir şükür borcumuz olduğunu bilmek gerekiyor. Nimet daha çok insanın gözünü aydınlatan, ona mutluluk veren, yüzüne bir gülümseme, hayatına bir huzur getiren güzellik. Bu güzellik esnasında da ben bunu kendim elde ettim, kendim çalıştım, kendim başardım, kendim kazandım. Deyip de kibre kapılmak değil, aksine hayır. Ben gayret etmiş olabilirim ama gayretlerimin sonucunu ancak Allah’ın yardımı ve desteğiyle başarıyı ulaştırdım.
O zaman şükür Allah’a, hamd Allah’a aittir diyebilmek çok önemli. Hocam peki, şükrün bir de insanın psikolojik sağlığına da iyi gelen bir yönü var. Yani hele de bu geçtiğimiz hız çağını, bu kadar büyük değişimleri düşünürsek, şükrün bizim ruhumuza, bakışımıza, hayatımıza, etkileri nelerdir? Şükür aslında nimeti fark etmektir dedik.
Dolayısıyla insanın elindeki güzellikleri, elindeki imkanları ve nimetleri fark ederek insanın olumluya odaklanmasıdır şükür. Olumsuza odaklanan, devamlı eksikleri gören, devamlı noksanları gören, sahip olamadıklarına yanan bir insan hep mutsuzdur. Niye onun şusu var, benim yok. Niye o bunu başardı, ben başaramadım.
Allah ona neden şunu verdi bana vermedi şeklinde mütemadiyen kendisini etrafındakilerle kıyaslayan ve elindeki nimeti görmek yerine bir başkasının elindeki nimete gözünü dikerek mutsuz olan insan, şükürsüz insan, nankör insan asla bu dünyada huzurla yaşayamaz. Dolayısıyla şükrün insan psikolojisine son derece iyi gelen tarafı olumluya odaklanmak, önce dediğim gibi bardağın dolu tarafını görebilmek başarısıdır. Çocuklara bile biz çok küçük yaştan itibaren teşekkür etmeyi öğretiriz değil mi? Bir iyilik yapan olduğunda, bir ikramda bulunan olduğunda tecrüne teşekkür ettin mi deriz? Teşekkür edebilmek insanı olgunlaştırır. Özür dileyebilmek ve teşekkür edebilmek insanın olgunlaşmasını sağlayan iki önemli basamaktır.
İnsan hata yaptığında özür dileyebilmeli, bir iyilikle ve güzellikle karşılaştığında da teşekkür edebilmelidir. Bu insanın olgunlaşmasını karşısındakine saygı ve hürmetle, muhabbet ve sevgiyle davranmasını sağlayacaktır. Ayrıca Peygamber efendimizin pek çok hadis-i şerifinde az önce dediğim gibi insanlara teşekkürle,
nimete karşı teşekkürü, şükranı bir arada anan rivayetler vardır. Peygamber efendimiz insanın elindekileri, nimetleri görmesini ve bir başkasıyla kıyaslamadan onlara şükretmesini en akıllıca yol olarak bize, en güzel yol olarak bize tarif eder ve der ki sizden aşağıda olanların haline bakın.
Bu sizin teşekkür etmeniz ve Allah-u Teala’ya da şükretmeniz için en akıllıca, en uygun olan yoldur. İnsan kendisinden daha fazla nimete sahip olanlara yani yukarıda olanlara baktığı zaman mutsuzluk üretmesi çok kolaydır. Ama kendisinden daha nimet bakımından eksik olanlara, imtihanın daha ağır olanlara baktığı zaman da şükretmesi şarttır.
Bütün bunları bir arada düşündüğümüz zaman Allah-u Teala aslında El-Hamid ismiyle bize her anımızda hamd etmeyi öğretir ve namazın Fatihayla başlaması, Peygamber efendimizin hadisi şerifinde buyurulduğu üzere Fatihasız namaz olmaz diyor Peygamberimiz. Her rekatta Fatihah okunmasının şart olması,
Fatihanın da hamd ile başlaması Elhamdülillahi Rabbil Alemin bize her namazda her rekatın başında bir kere daha Allah’a hamd etmeyi hatırlatır. İşte bu hamd bilinci insan psikolojisi açısından dediğim gibi elinde olan imkanları yeniden fark etmesi ve o imkanları gördüğü için yeniden mutlu olması açısından insanın son derece mühimdir. Hocam sohbetimizin başında eşşekü resmasını manasına açıklarken dediniz ki az iyiliğe çok mükafat verendir Rabbimiz. Belki de bize göre olan ölçütler Rabbimiz için belki de tabiri caizse kıymete haiz değil. Sanki bu iyiliğin büyüklüğü veya küçüklüğünün insana göre olduğunun en güzel örneklerinden biri de Tebük Seferi. Bu sefer, bu seferdeki ashabın iyilik yarışı, hayır yarışı hakkında neler söylemek istersiniz? Tebük Seferi aslında zorluk yolculuğu, zorluk seferi olarak da adlandırılıyor. Hava çok sıcak, gidilecek olan mesafe çok uzak. Ashab-ı kiram tam hurmaları toplayacakları, hasatta bulunacakları, işlerinin güçlerinin olduğu bir dönemde Peygamberimiz tarafından sefere çağrıldıklarında tabi sabır ve gayretle, iman ve azimle bu davete icabet ediyorlar. Ancak o sırada mesafenin fazla olmasından dolayı da daha fazla erzak lazım, daha fazla savaşa çıkarken donanım lazım. Bütün bunlar için de Peygamber Efendimiz onlardan yardım bekliyor. Orada bir yarış var. Ashab-ı kiram iyilikte yarıştıkları için hem kendilerini hem de askere çıkan diğer ordunun neferlerini giydirmek, onlara yolluk azık temin etmek ya da binek temin etmek konusunda birbirleriyle yarışıyorlar. Bu yarış da hem Peygamberimiz tarafından övülüyor hem de Kur’an-ı Kerim’de övülüyor. Bu övgü aslında insanın elinde emeğinde ne varsa, imkanı fırsatı neye yetiyorsa, canla başla Allah’ın dini uğrunda varlığını ortaya koymasıyla alakalı bir övgü. Bu Allah Teala’nın kendisini öven, kendi davetine icabet eden müminlere yine övgü ile cevap vermesi anlamına da geliyor. El-Hamid ismi çok övülmeye layık, sonsuz övgüleri hak eden anlamına gelir dedik. Peygamber Efendimiz’in adı da Muhammed. O da övülmeye layık olan, yerlerde ve göklerde adı övülen demek. Öyle değil mi?
Peygamberimizin bir diğer adı Mahmud. O da övgüyü en güzel şekilde hak eden demek. Dolayısıyla Hamd, Hamid, Mahmud, Muhammed hep birbiriyle alakalı ve dini literatürde hem Kur’an-ı Kerim’de hem Peygamberimizin dilinde, Peygamberimizin adı başta olmak üzere, o Hamd hâlinin büyük bir yeri var, önemi var. Hamd’in insanın hayatında bir duruşu temsil ettiğini söyleyebiliriz. Yani sadece dilimizdeki Elhamdülillah kelimesi, dilimizden dökülen Elhamdülillah cümlesi değildir Hamd. Hamd aynı zamanda insanın her haliyle Allah’ın verdiklerine karşı minnettar, şükran durumunda halinden razı, iyi haldede kötü haldede Rabbiyle bağını koruyan ve bu bağa değer veren, ondan gelene razı olan duruşunun adıdır. Dolayısıyla aslında burada bir ahlak var. Hamd ahlakı diyoruz biz buna. Her ne şekilde olursa olsun, asla Rabbine şükretmekten, Rabbine karşı hürmetkâr davranmaktan vazgeçmeyen kulun duruşu. Ufak sıkıntılarda bile hemen mızlamaya başlayan, hemen isyan eden, hemen eksikleri gördüğü için mutsuz olan kul duruşu Hamd ahlakına uygun değil.
Dolayısıyla bizim hayatı okurken her türlü işte, işlemde, her türlü sıkıntıda, hastalıkta, sağlıkta, muhabbette, azapta, savaşta her ne hal olursa olsun bir şekilde hâlâ hayatta olduğumuz için, hâlâ aklımız başında ve hâlâ Rabbimize kul olmakla mükellef olduğumuz için Hamd halinde bulunmamız gerekiyor. Bu çok üst bir bilinç. Bunun günlük hayata daha çok yansıyan hâli şükür dediğimiz, o da tabi ki Tebük Seferinde ve sonrasında müminleri büyük bir nimetle Allah-u Teala ödüllendirdiğinde hep birlikte ona şükürlerini, teşekkürlerini arz etmelerinde karşımıza çıkıyor. Ben yaptım, ben sefere çıktım, ben başardım da elbette bunu kazandım diyemez hiçbir zaman bir Müslüman.
Sefer mümindendir, zafer Allah’tandır. Dolayısıyla o zaferi ihsan ettiğinde de şükretmek müminin vazifesi haline geliyor. O ne kadar da az şükredersiniz diye Allah-u Teala’nın Kur’an-ı Kerim’de böyle sitemkar ayetler indirmesi ya da kullarımdan şükredenler ne kadar azdır buyurması çok dikkat çekici.
Çünkü kul insan karakteri, insanın yapısı, hamuru eline imkanlar geçtikçe, zenginleştikçe, fırsatları arttıkça daha azgınlaşmaya daha kibirli, daha bencil ve daha zorba hâle gelmeye müsait.
Eline geçen her imkân da o imkânı verenin Allah olduğunu anımsayarak şükreden ve kendisine bunu hatırlatan insan azgınlaşmıyor, mütevazî oluyor, kibirli olmuyor. Elime çok büyük fırsatlar geçti, zengin oldum. Bu malın sahibi Allah, çok şükür dediği an kibirden kurtuluyor. Onun için şükrün aslında insanın günlük hayatında ahlakını güzelleştiren boyutuyla düşündüğümüzde de, Peygamber Efendimiz’in hayatından örneklerle düşündüğümüzde de çok büyük tesiri var. Şükür insana hem Allah-u Teala’yı hatırlatıyor hem de o nimetin kendi cinsiyle şükre devam etme mecburiyetini anımsatıyor.
Biz burada şunu da mutlaka söylemeliyiz, hani şükür nimetin kendi cinsiyle diye bir ifade var. Bu ne demek? İşte çok paran olursa ona şükretmen, çok şükür Allah’ım deyip oturmakla olmaz. O çok paradan insanlara ihtiyaç sahiplerine vereceksin, paylaşacaksın, zekatını, sadakanı, infakını yerine getireceksin ki gerçekten şükretmiş olasın. Ya da işte Allah sana sağlık verdi, çok şükür Allah’ım çok sağlıklıyım deyip oturuyorsan olmaz. O sağlığınla hayır yolunda koşturacaksın, iyilik yapacaksın, bedenen gayret edeceksin. İnsanlar ihtiyaç sahipleri için kolikoli yardım taşıyorlar, kurbanlar kesiyorlar, oradan oraya sırf Allah rızası için öyle değil mi? İyilik hareketlerinin içinde, vakıf hareketlerinin içinde, bu ne? Neden? İşte bedenin sağlığının aslında zekatını veriyorlar. Ya da Allah’ım çok şükür ben çok akıllıyım deyip oturmakla olur mu? Akıl bir nimetse onun şükrü onun cinsiyle eda edilir. Yani aklını hayra kullanacaksın. Acaba ne gibi iyi işler yapabilirim? Kimlerle bir araya gelip ne gibi iyilikler üretebilirim diye aklını kullanacaksın. Eğer aklını fitneye fesada kullanıyorsan, toplumun huzuruna kaçırmak için, yalana dolanak kullanıyorsan Allah’ım çok şükür çok akıllıyım demenin hiçbir esprisi yok. Onun için şükür aynı zamanda insana hem nimeti ve nimetin sahibini hatırlatarak onun mütevazi olmasını, cömert olmasını, minnettar olmasını sağlar.
Hem de o şükrün cinsiyle toplumu fayda sağlaması gerektiğini hatırlatır. Bu açıdan baktığımızda elimizdeki bütün nimetlerimi, elimize geçen bütün imkanları topluma acaba nasıl paylaşır? Diğer insanlarla nasıl o nimeti çoğaltarak, cömert bir şekilde hayırlı iyiliği çoğaltarak paylaşırım diye düşünmek de şükrün bir parçası.
Hocam Rabbimizin hem zatı hem ihsanları bağlamında düşünürsek, kul ile Rabbinin ilişkisinde şükrün önemi, fonksiyonu nedir? Kulun şükretmesi, hamd etmesi toplumla ilişkisine yansır dedik. Bir de Allah-u Teala ile ilişkimizle ilgili boyutunu konuşalım. Çok teşekkür ediyorum. Allah-u Teala’nın Kur’an-ı Kerim’de özellikle dikkatimizi çeken bir ayeti kerimesi var.
Buyuruyor ki, Este izü billah, Le in şekertüm, le ezi dennekum. Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Ama nankörlük ederseniz diye devam ediyor ayet. İşte o zaman benim azabım çok çetindir. Burada Allah-u Teala’nın şükredenlere nimeti artıracağını vaat etmesi çok büyük bir müjde ve bu şükrü karşılıksız bırakmayacağı anlamına geliyor. Ama şükretmeyip de nankörlük ederseniz, minnettar olacağınıza sırtınızı dönerseniz, bu kadar nimeti size bahşeden Allah’ı tanımazsanız ve bu nimetlerin değerini bilmezseniz, o nankörlükten dolayı, inne azâbî leşedik. Benim azabım çok şiddetlidir buyuruyor.
Dolayısıyla aslında nankörlüğün ve şükürsüzlüğün de Allah’ı ne kadar öfkelendirdiğini ve ciddi bir azabı beraberinde getirdiğini burada görebiliyoruz. Allah-u Teala kulunun kendisine hamd ve şükürde bulunmasından dolayı son derece hoşnut oluyor. Peygamber Efendimiz bunu hadis-i şeriflerinde de açıkça beyan buyuruyor. Kendisine hamd edilmesinden daha hoşnut olduğu bir hal yoktur Allah’ın diye.
Eğer bir nimet verilmişse, o nimetin karşısında kulun Rabbini hatırlaması, bu nimetten dolayı secdeye varması, elini açıp da şükretmesi, gözyaşı dökmesi Allah-u Teala’nın çok hoşuna gidiyor. Çünkü her şekilde kul Allah’a muhtaç. Her şekilde Allah’ın yardımı, desteği, rızkı, imkanı olmadan kul yaşayamaz.
Fakat bunu görmezlikten gelerek, Allah’ı tanımayarak yoluna devam etmeye çalışan kul, Allah-u Teala’yı incitiyor. Allah’ın gücüne gidiyor. Dolayısıyla nasıl insan ilişkilerinde biz bir hediye aldığımızda teşekkür etmek zorundaysak, karşımızdakine bize sunduğu bir fırsattan dolayı teşekkür etmediğimizde bir teşekkürü bile çok gördü deniyorsa, Allah ve kul ilişkisinde bunun kat kat daha fazlası, çok daha ileri boyutuyla Allah-u Teala, şükranda, hamdde bulunmazsak, o zaman inciniyor. Bu açıdan bakıldığında aslında hamd ve şükür kulun Allah-u Teala’yla bağını güçlendiriyor. Allah’ı aklından çıkarmamayı, her an onu anmayı, her an onu zikretmeyi, biliyorsunuz Kur’an-ı Kerim bize defalarca tavsiye ediyor, şükür bunu da sağlıyor. Elimizdeki fırsatın, nimetin, aynaya baktığımızda yüzümüzün güzelliğini gördüğümüzde bile, konuştuğumuzda sesimizin netliğini duyduğumuzda bile, güzel bir örgü örüp, güzel bir nakış işleyip, ortaya çıkan güzelliğin elimizin becerisi, bu elin de Allah’ın nimeti olduğunu hissettiğimizde bile şükretmek bizim Allah’la bağımızı güçlendiriyor ve her an Allah-u Teala’yı hatırlamamızı, onu hayatımızın merkezinde tutmamızı sağlıyor. Bu Allah ve kul arasındaki bağın güçlü olması, insanın zor zamanlarında da ona çok yardım ediyor. Ne kadar bağımız güçlüyse, o kadar zorluklar karşısında dayanıklı, dirençli, Allah’a duyduğumuz imandan aldığımız güçle sabırlı oluyoruz. Ama bağımız ne kadar zayıfsa, herhangi bir sıkıntıyla, hastalıkla karşılaştığımızda, bir iflasla, bir problemle baş başa kaldığımızda, daha sabırsız, daha mutsuz, daha çabuk pes eden ve çözüm arayışında gayreti ve emeği az olan insanlar haline geliyoruz.
Dolayısıyla nimete şükrederek bağımızı güçlendirmek bizim zorluk zamanlarında da daha dirençli ve Allah’ın desteğini daha fazla alan kullar olmamızı sağlıyor. Bu Le’in şekertüm le ezî denneküm. Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım buyurması Cenab-ı Hakk’ın bizim için bu anlamda çok önemli. Diğer taraftan insan bir yandan geçmişini hep aklında tutmalı.
Bir zamanlar hiç sahip olamadığımız imkanlara, bir zamanlar hiç hayalini bile kuramadığımız fırsatlara, eğer bugün sahipsek bu bir şükrü gerektiriyor. Elbette ülkemizin çok darda olduğu zamanlar, Kurtuluş Savaşı sonrası dedelerimizin, biliyorsunuz ne kadar kıtlıkla, zorlukla yaşadığı, ayakta kalmaya çalıştığı süreçler var. O zamanlardan sonra bugüne geldiğimizde, bizim gençliğimizle bile şuandaki halimizi 25 yıl öncesiyle bugünü karşılaştırdığımızda elimizde pek çok nimet Allah-u Teala’nın ikramıyla varsa, evlatlarımız bolluk içerisindeyse, daha önce hayalini bile kuramadığımız güzellikleri yaşıyorsak, bu Allah-u Teala’ya şükretmemizi, bu nimeti bize verdiği için elhamdülillah diyebilmemizi gerektiriyor. Eğer şükredersek nimetini artıracak, ama nankörlük edersek, bu nimeti kıymetini bilmeyerek bir kenara itersek, daha fazla daha fazla isteyerek, bu nimeti yeterince değerli görmezsek, o zaman Allah-u Teala’nın azabı çok çetindir uyarısıyla da karşı karşıya kalıyoruz. Hocam eşşekur ve elhamid esmasının anlamlarını, mana derinliklerini konuştuk. Peki bunun bizim ahlakımıza tecellisi ne olmalıdır? Ahlakımıza tecellisi konusunda herhalde çok rahat örnekler verebileceğimiz ve çok rahat uygulamaya dökebileceğimiz iki isimden bahsediyoruz. Çünkü hayatımızda hep karşılıkları var. Annemiz güzel bir yemek yaptığında teşekkür ederim ellerine sağlık demek bile, aslında o eşşekur ismini şükretmeyi, teşekkür etmeyi öğrenebilen bir insan olduğumuzu gösteriyor. Dolayısıyla biz Allah-u Teala’nın eşşekur ve elhamid isimlerini düşündüğümüzde günlük hayatta ne kadar Allah’a şükrediyorsak, ne kadar hamdediyorsak önce o halimizi bir kontrol etmemiz lazım. Elimizdeki nimetin kıymetini biliyor muyuz? Cenab-ı Hak’la bağımızı bu anlamda güçlendirebiliyor muyuz? Diğer taraftan insanlara teşekkür etmeyi, nimeti takdir etmeyi ve kendisine verilen hediyeyi misliyle karşılayabilmeyi,
eğer misliyle karşılamak imkanımız yoksa o insan için dua edebilmeyi de bir peygamber ahlakı olarak bizim kuşanmamız gerekiyor. Teşekkür adabını çok küçüklükten itibaren evlatlarımıza öğretmemiz, kendimiz de bilhassa yakın çevremize teşekkürü bir borç bilmemiz gerekiyor. Biz çoğu zaman yakın çevremizdekileri, eşimizi, öğretmenimizi, çocuğumuzu zaten üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirdikleri düşüncesiyle teşekkür’e bir minnettarlığa ve bir hoşgöreğe layık görmüyoruz. Zaten onun vazifesi zaten yapacak, bir de bunun için teşekkür mü edeceğim diyoruz.
Halbuki işte onun için teşekkür ettiğimizde, onu takdir ettiğimizde, onu övdüğümüzde, iltifatta bulunduğumuzda yaptığı güzelliklerin artacağını farkına varmamız gerekiyor. Biz biraz övgü konusunda da, takdir ve iltifat konusunda da cimri davranıyoruz. Günlük hayatta hataları çok çabuk buluyoruz, eksikleri, kusurları çok çabuk yakalıyoruz ve çok çabuk cezalandırıyoruz.
Ama güzel davranışları ödüllendirmede, onlara teşekkür etmekte cimri davranıyoruz. Çocuklarımızın bilhassa aile içerisinde mutlaka eşlerimizin yaptıkları güzelliklere odaklanmak, övgüye değer davranışları aramak, bulmak ve onları takdir etmek, taltif etmek bu hamd ve şükrün bir parçası olsa gerek.
Çünkü Allah Teala size bir aile vermiş, bu hamd etmeye değmez mi? Allah Teala size evlatlar vermiş, eş vermiş, bu defalarca şükretmeye değmez mi? Peygamber efendimizin geceyi namazla geçirdiğini, kalkıp saatlerce namaz kıldığını, gözyaşlarının sakallarını, elbisesini, secde ettiği yeri ıslattığını, ondan sonra o kadar ağlayacak, o kadar namaz kılıp da o kadar gözyaşı dökecek ne var ya Resulallah? Senin gelmiş geçmiş bütün günahların bağışlanmadı mı? Nedir bu hal diye sorduklarında? Şükreden bir kul da olmayayım mı? dediğini hatırlayalım. İlla insan günaha için ağlamaz, şükrederken de ağlar. Allah’ın bize verdiği bu güzellikleri farkına varmak, hayatta imkanlara odaklanmak,
elimizdeki nimetleri hissederek onlar üzerinden minnettar bir duruşla yaşamak çok kıymetli. Ve bu aynı zamanda dediğim gibi yakınlarımızın, sevdiklerimizin, iş arkadaşlarımızın, akrabalarımızın, komşularımızın eksiklerine değil, olumlu ve güzel taraflarına odaklanıp, teşekkürü bir borç bilmeyi de, bir övgüyü, bir taltifi, bir ikramı borç bilmeyi de
beraberinde getirdiği için günlük hayatımızı da güzelleştirecek. Hocam bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ederim. Değerli izleyenlerimiz, bugün az da olsa kulunun salih amellerine fazlasıyla karşılık veren manasındaki eşşekür ve zatıyla övgüye layık olan sayısız lütuf ve nimetlerine şükredilen anlamındaki El Hamid esmasını tefekkür ettik.
Zatıyla, sıfatlarıyla, ihsanlarıyla yegane övgüye layık olanın, yüce yaratan olduğu bilincini diri tutma. Nimetlerinin kadrini kıymetini en güzel şekilde ifade etme temennisiyle bir sonraki programda görüşmek üzere. Esen kalın efendim. Ey kulları için en güzel nimetleri ve ihsanları cömertçe ikram eden Allah’ım! Sen ki eşşekür isminin gereğince, kullarının salih amellerine az da olsa fazlasıyla karşılık verersin. Sen ki El Hamid isminin gereğince, zatıyla övgüye layık olan sayısız lütuf ve nimetlerine şükredilensin. Mutlak kemalin, izzetin, yüceliğin, güzelliğin yegane sahibi ve kaynağısın.
Zatın ve sıfatlarınla, ihsanların ve lütuflarınla yegane övgüye layık olansın. Bu hakikati hakkıyla idrak etmeyi ve kulluğumuza ve insan ilişkilerimize bu idrak ve bilinçle istikamet kazandırmayı nasip eyle. Sana hakkıyla şükreden ve hamd eden Bahtiyarlar zümresine dahil olmayı nasip eyle bizlere. Nimet ve ihsanlarına nankörlük etmekten muhafaza ettiğin gibi, cömertçe sunduğun imkanlarını göremeyen, fark edemeyen karamsar ve olumsuz bakıştan muhafaza eyle bizleri. Nankör ve bencil gönülleri karartan kanaatsizlikten, doyumsuzluktan da muhafaza eyle bakışımızı gönlümüzü.
Allah’ım, nimet, ihsan ve ikramlara, imkanlara odaklı bir basiret, böylece de minnettarlıkla huzura kavuşmuş bir gönül, rıza makamında istikamet bulmuş bir irade ve duruş nasip eyle bizlere.
Altyazı M.K.