El-Muhyî ve El-Mümît İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 35.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=aZKHgJS1fOs.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Hayat, yokluktan varlığa çıkarılma ile ölüm, varlıktan başka bir varoluş biçimine geçme mümin için ne ifade eder? İnsan bedeni, onu hayatta tutan kalp ile maddi anlamda can bulur, hayata tutunur. Peki, ilahi emanetin nazargâha olan kalbin manevi anlamda hayat bulması neye bağlıdır?
Bugün, el-Muhyi ve el-Mimid isimlerini tefekkür ederken hayat, ölüm ve bu iki durağın arasındaki duruşa dair pek çok konuyu ele alacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Canan hocam. Nasılsınız? Hamdolsun bize bu hayatı bahşeden Rabbimize sonsuz hamdü sena içindeyiz. Siz de iyisiniz inşallah. Hamdolsun hocam teşekkürler. Rabbim iyilik versin. Hocam bugünkü isimlerimizin manası ile başlasak el-Muhyi ve el-Mimid isimlerin anlamları nedir? Hayat ve ölüm hepimiz için son derece kıymetli iki kavram çünkü varoluşumuzla alakalı. Allah-u Teala’nın da el-Muhyi ve el-Mimid isimleri hayata ve ölüme dair iki isim. El-Muhyi yaşatan demek, var eden demek, hayat veren, canlandıran demek. Bir diğer anlamı da yeniden dirilten demek. El-Mimid ise öldüren, sona erdiren ve yok eden demek.
Allah-u Teala’nın bütün varlıklarla birlikte insana hayat vermesini, onu yaşatmasını, onu canlı tutmasını, sonra da takdir ettiği zamanda onun ölümle buluşturmasını ve öte âleme yollamasını bize anlatan iki isim bunlar. İşte o yolculuk, hayat yolculuğu bir taraftan Allah-u Teala’nın el-Muhyi ismi ile, hayat veren ismi ile başlıyor ve diğer tarafta da Allah-u Teala’nın el-Mimid yani hayatı sona erdiren ismi ile de sona eriyor. Hocam bu iki ismi el-Muhyi ve el-Mimid isimlerini Kuran-ı Kerim’de okuduğumuzda, geçtiği ayetlere baktığımızda insanın en temel sorularından biri sanki karşımıza çıkıyor. Nereden geldik, nereye gidiyoruz, bu hayatın amacı ne? Müminin bu sorulara cevabı ne olmalı?
Peygamber efendimizin de aslında tam da ölüm esnasında okuduğu ve Kuran-ı Kerim’de var olan bir ayeti Kerim’i buyuruyor ki, İnna lillah ve inna ilehirracun. Biz Allah’a aitiz, biz ondan geldik ve ona döneceğiz. Dolayısıyla aslında insanın dünya hayatındaki yolculuğu Allah-u Teala’nın onu bir ruhlar
aleminden yarattığı andan itibaren, ezelden başlayıp da yaratıldığı andan itibaren dünyaya gönderdiği noktayla, sonrasında da onu tekrar ruhlar alemine geri çektiği nokta arasında devam eden bir yolculuk. Bu yolculuğun süresini Allah’tan başka hiç kimse bilmiyor. Hayat dediğimiz imtihanımız nerede ne şekilde başlayacak, kimin sülalesinden, hangi ırktan,
hangi cinsiyette, hangi zamanda, hangi şehirde, kasabada, köyde başlayacak, buna biz karar veremiyoruz ve hayatımız ne zaman sona erecek? Allah-u Teala’nın el-Mü’minit isminin tecellisiyle ne zaman vefat edeceğiz? Son nefesimizi nerede, ne şekilde vereceğiz onu da bilmiyoruz. Dolayısıyla aslında iki bilinmezlik, iki kendi karar veremediğimiz konu arasında kendi karar verdiklerimizden oluşan bir hayat var. Allah-u Teala bize de karar yetkisi vererek kendi iradesiyle kazamız ve kaderimiz Allah-u Teala’nın elinde biliyorsunuz. O kaza ve kaderi Cenab-ı Hak kendisi kontrol ederek ama aynı zamanda bize de karar verme, plan yapma, doğruyu seçme imkanı sunarak cüz’i irademizle bir yaşam bahsediyor ve bu yaşam boyunca da Allah-u Teala’ya layık bir kul olmak. O’nun bizi niçin yarattığını unutmadan yaşamak zorundayız. Niçin var olduk? Aslında çok derin ve çok tatlı bir anlam var. Onu tanıyalım diye var olduk. Onu bilelim diye, onu sevelim diye var olduk. Allah-u Teala ezelde vardı ve ebette de var olacak. Allah-u Teala asla ölmeyen, daima canlı diri olan, hay ve kayyum olandır.
Allah-u Teala tek başına, ezelde de vardı, sonsuzda da var olacağına göre bizleri niçin yarattı? Bizim onu tanımamız, onu sevmemiz, ona bağlanmamız, bu yüce yaratıcının kulları olarak iyi işler yapmamız, onu hoşnut etmemiz ve sonra da mükafatı kazanmamız için bizi var etti. Bu aslında bir oyun değil. Bu son derece ciddi, son derece büyük bir mesuliyet.
Ve bu mesuliyet aslında bizim hepimizin insan olarak omuzlarında. Hangi çağda yaşarsak yaşayalım, hangi insanların hangi ailenin içinde doğarsak doğalım, hiç fark etmez Müslüman olsun, Hristiyan, Yahudi olsun, Mecusi olsun hangi toplumun içine doğmuşsa, hiç fark etmeksizin bir çocuk doğduğu andan itibaren aslında o insan
olmanın şerefiyle Rabbini bilecek, aklıyla Rabbini tanıyacak, Rabbini sevecek ve ona gönülden bağlanarak, onu razı etmek için elindeki bütün imkanları kullanacak şerefli bir varlık olarak doğar. Bu her çocuk için geçerli. Ve sonrasında hayat onun bir parça kendi kararlarıyla, bir parça Allah-u Teala’nın
yön çizmesiyle, kaderiyle devam ederken hep etrafında bir yandan var olanları görür, yeni yaratılanları, Allah-u Teala’nın el-Muhyi, can veren, yaratan, yaşatan adıyla yeniden yeniden her gün yarattıklarını görür. Bir taraftan da el-Mumid ismiyle Allah-u Teala’nın her gün sona erenleri, vefat edenleri,
nihayet bulanları, solanları, kurayanları, dolayısıyla aslında varoluşun her çeşidiyle bir hayat boyunca karşılaşır. İnsanın, bitkinin, hayvanın, tabiatın yeniden canlanması, yeniden kuruması, yeniden yeşermesi aslında her seferinde ona, kendisini yaratan Rabbini hatırlatır. Allah-u Teala, tıpkı bu ağacı kış geldiği zaman tamamen kurutup da neredeyse ölmüş bir odun yığınına çevirdiği halde, bahar geldiğinde ondan yemyeşil bir hayat fışkırttığı, ondan çiçekler, meyveler ve o canlılık, o enerji fışkırttığı gibi, sen de Allah-u Teala tarafından yoktan var edildin ve tekrar gün gelip yokluğa döneceksin.
Oysa bu ölüm, nihayi bir yokluk değil, yeniden diriltileceksin. Bu döngü senin için de geçerli mesajını alır. Onun için evet hayatı ve ölümü düşünmek, Allah-u Teala’nın el-Muhyi ve el-Mümit isimlerini tefekkür etmek, bize niçin yaratıldığımız ve burada neden var olduğumuz sorusunun da cevabını getirir.
O cevap çok kıymetlidir çünkü insanın anlam arayışı dediğimiz, varlığının bir anlamı olması gerektiği, varoluşunun bir manası olması gerektiği ve bu manayı, bu anlamı bulduğu zaman hayata sımsıkı tutunacak. Bu hayatta iyi işler yapabilmek için enerji, güç ve inanç toplayabilecek olan insanın anlam arayışında bunu keşfetmesi çok önemlidir.
Rabbimizi tanıyalım, Rabbimizi bilelim, Allah-u Teala’nın bizi insan olarak yaratmasının onurunu taşıyalım, onu sevelim ve onun tarafından da sevelelim diye bu dünyaya geldik. Hocam, ihya kavramı ayetlerde can vermek, diriltmek, hatta yağmurla toprağı yeniden canlandırmak gibi anlamlara gelmiştir, bu malum. Ama bunun yanı sıra bir de manevi bir anlamı var ihya kavramının.
Bu konuda neler söylemek istersiniz? İhya kavramıyla muhyi ismi aynı kökten geliyorlar, hayat kökünden geliyorlar. İhya, diriltmek demek aslında. Allah-u Teala’nın diriden ölüyü, ölüden diriyi çıkarttığı ile ilgili ayet-i kerimeler var Kur’an-ı Kerim’de. Estaizu billah, وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ
Allah-u Teala’ya sesleniyor ve diyor ki sen diriden ölüye ölüden diriyi çıkartırsın. Bu ne demektir diye alimlerimiz düşünmüşler. Bunun bir fiziki boyutu var. Tamamen kurumuş olduğunu düşündüğümüz bir çekirdek toprağı diktiğiniz zaman yeşeriyor ve ondan yepyeni meyve ağaçları çıkıyor. Tamamen artık bundan hiç umudum kalmadı, soldu gitti dediğiniz saksıdaki bir çiçek
hiç ummadığınız anda bir gün bir bakıyorsunuz yepyeni bir filiz vererek tekrar yaşama devam ettiğini size gösteriyor. Hatta artık bu hasta tamamen palyetif bakıma girdi, yoğun bakımda toparlanması imkansız denilen hastalar bakıyorsunuz toparlanıyor, iyileşiyor ve tamamen sağlığına kavuşarak hayatına devam edebiliyor. Bunu bir mucize olarak adlandırıyor doktorlar.
Diyorlar ki sizin hayatta olmanız mucize. Biz size 3 ay ömür biçmiştik. Oysa ömrü biçen Allah. Karar veren, öldüren de diriltende, ölmek üzere olandan diriyi çıkartan da Allah Teala. Dolayısıyla bu işin bir fiziksel boyutu var. Hatta öyle bir şey ki anneden evladın dünyaya gelmesi, yavrunun dünyaya gelmesi bile insanlar tarafından Kur’an-ı Kerim’de bize anlatıldığı üzere bu yeniden dirilişin bir ispatı olarak gözlemleniyor. Bu her gün her saniye tekrarlanıyor. Dolayısıyla fiziksel olarak Allah’ın Teala’nın ihya dediğimiz o yeniden yaratması, can vermesi bizim daima gözümüzün önünde var olan bir şey. Can her canlının vücudundaki aslında yaşam enerjisidir.
Tıpkı bir makinenin içindeki pil gibi, elektrik gibi nasıl oyuncağın içinden pili çıkarttığınız zaman hareketsiz kalır. Oysa pil taktığınız zaman oyuncak tekrar hareketlenir, şarkılar söyler, yürümeye başlar. Bu hareket aslında insanın ruhuna benzer bir şekilde onun içindeki pilden aldığı enerjinin sonucudur. İnsan ruhu da insanın canı da onun her türlü hareketi yapabilmesi için konuşması,
gülmesi, söyleşmesi, yürümesi, uyuması, uyanması yani hayatiyetine devam etmesi için muhtaç olduğu şeydir. Ama sadece insanın değil, kainatta canı olan bütün varlıkların, bakarsınız böyle gözle göremeyeceğiniz kadar küçücük bir örümcek bile pıtır pıtır yürüyor. Yani o senin ayaklarına gücü kudreti kim verdi? Sana bu canı hareket enerjisini kim verdi? Elbette Cenab-ı Hak. Ya da denizdeki o dev balinalar o kadar büyük bir varlık ona o suyun içerisinde atlama gücünü ve ona o yüzme neyi ne zaman yiyeceği, evladını nasıl besleyeceğiyle ilgili ruhu, duyguyu, canı kim verdi? Allah-u Teala. Dolayısıyla her türlü varlığın küçücükten dev boyutlara varana kadar canı Allah-u Teala’nın elindedir.
Canım senin kudret elindedir diye Peygamber Efendimiz Allah-u Teala’ya seslenir. Der ki Ya Rabbi canımı veren de sensin, beni yarın canımı alarak öldürecek olan da sensin. Benim hayatıma karar verdiysen beni lütfumla muhafaza buyur. Ama benim ölmeme karar verdiysen o zaman beni affınla, mağfiretinle karşılan. Bu bir peygamber duasıdır.
Sonuçta hayatın devamına da can vererek karar veren Allah’tır. Ölümün anına ve ondan sonrası için öbür yaşama geçiş noktasına karar veren de Allah’tır. Bu noktada fiziksel bir ihya dediğimiz o diriltme, can verme durumu hep karşımızda. Ama bir de manevi bir ihya’dan bahsedilir.
Hani bu meyitten yani ölüden diri, diriden de ölüyü çıkartmakla ilgili ayet-i kerimeleri tefsir ederken, alimlerimiz derler ki aslında Allah’ı tanımayan bir kalp ölüdür. Ne kadar atsa da, ne kadar o insana hareket kabiliyeti verse de o manevi olarak canlanabilmesi, mutlu olması, huzurlu olması, kendisini kemale erdiren, olgunlaştıran doğru davranışlar yapabilmesi, ancak imanla, hidayet nuruyla, o hidayetin Allah’ın lütfettiği iman ve hidayetin ışığıyla, canlılığıyla mümkündür. Dolayısıyla bugün canlı gibi gördüğümüz, yürüyor yaşıyor zannettiğimiz aslında bir ölüden farksız insanlar vardır.
Onlar mutsuzdur, onlar huzursuzdur, zihinleri karmakarışıktır. Neden bu dünyada olduğunu, niçin yaratıldığını farkında değildir. Rabbini kabul etmiyor, tanımıyor, sevmiyordur ve bu sevgisizlikten dolayı kalbi kararmış, çürümüştür. Böyle bir insana aslında biz canlı diyoruz ama Kur’an-ı Kerim onların o kalpleri sebebiyle ölü olduklarını söyler.
Dolayısıyla Allah’ın canlandırmasının, ihyasının bir anlamı da, manevi anlamı da insana iman vahşetmesi, hidayet vermesidir. Hatta bunun çok ilginç bir benzetmeyle toplumsal boyutu da olduğunu söyler alimlerimiz.
Söyler ki toplumlar bazen ölür, yaşıyor gibi olsalar da Allah’ı unutur, dini unutur, Allah-u Teala’nın sınırlarına uymayı, helali, haramı unutur. Cehalete düşer, zulme düşer, şiddet içerisinde, mutsuzluk içerisinde kan ağlayan bir toplum yapısı. Tıpkı Peygamber Efendimiz’in içinden çıktığı o cahili araplarının yaşantısı gibi aslında o toplumun ölmesi anlamına gelir. Ve o ölüden diriyi çıkartan, peygamberi çıkartan Allah, o peygamberin eliyle insanlara hidayet nasip ederek o ölüyü diriltme kudretine,
manevi olarak tekrar o toplumu ayağa kaldırma, tekrar huzurla, barışla, inançla buluşturma kudretine sahiptir. Dolayısıyla cahilden alimden cahilin çıkması, ölüden diri ve diriden ölünün çıkmasına benzetilmiştir. Böylesine bir cahiliye toplumundan peygamberin çıkması, Allah-u Teala’nın ihyasına yani orayı yeniden canlandırmasına benzetilmiştir.
Ve bizim bu ihyaya Allah-u Teala’nın bize hem bedenimize can bahşetmesine hem de gönlümüze, kalbimize, zihnimize hidayet bahşetmesine daima ihtiyacımız vardır. Hocam, ihyadan bahsettik. Biraz da ölüme geçsek. Ayetlerde ve hadislerde anlatıldığı kadarıyla ahiret hayatının merhaleleri, safhaları nelerdir? Ve ölüm mümin için ne ifade eder hoca?
Ölüm bir kapıdır, ölüm bir köprüdür, ölüm bir geçiş noktasıdır. Aslında Allah-u Teala’nın bizi ruhlar aleminde yaratıp da ben sizin Rabbiniz değil miyim dediği o elest bezminden, bu güne yolun devamındaki bir duraktır ölüm. Bir süreliğine insanoğlu orada bekleyecektir. Kabirlerdeki bekleyiş süresi herkes için farklıdır.
Kimisi asırlarca bekler, kimisi kıyamete çok yakın bir hayat yaşamışsa kıyamet koptuğu an çok daha kısa bir süre kabirde kalır. Ama önemli olan o bekleyiş noktasından sonra sonsuz hayata geçiştir. İki sonsuzluk arasındaki sınırlı hayattır dünya hayatı ve ölüm aslında bizim için bir kapıdır. Dolayısıyla ölüm güzel bir şeydir. Eğer Peygamber Efendimiz’in ifade buyurduğu üzere Allah-u Teala’yı tanımışsanız, sevmişseniz, Müslüman olmuşsanız, Müslümanca yaşamak için gayret sarf etmişseniz, ben din olarak İslam’dan, Rab olarak Allah’tan, Peygamber olarak Muhammed’den razıyım demişseniz, o rıza makamında Allah-u Teala’ya kavuşmayı da büyük bir memnuniyetle karşılarsınız. Peygamber Efendimiz buyurur ki kim Allah’a kavuşmaktan hoşlanırsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanır. Ama kim de Allah’a kavuşmak istemezse, yani ölümü istemezse, çünkü yapıp ettiklerinden dolayı Allah’ın karşısına çıkmaya yüzü yoksa, o zaman Allah da ona kavuşmayı istemez.
Dolayısıyla bir şekilde ölüm aslında bizi Rabbimize kavuşturan ve bu sınırlı hayattan bizi kurtarıp tekrar sonsuzluğa kavuşmamızı sağlayan bir kapıdır. Bu anlamda bizim için ölümü düşünmek, ölümü hatırlamak, ölüm sonrası için hazırlık yapmak adına çok önemlidir. Peygamber Efendimiz’e soruyorlar, en akıllı mümin kimdir?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki ölümü çok hatırlayan ve ölümden sonrası için de en güzel şekilde hazırlanandır. Dolayısıyla ölümü anımsamak aslında biraz ağzımızın tadını kaçıran bir şey biliyorsunuz. Peygamber Efendimiz ağızlarınızın tadını kaçıran, lezzetleri yok eden ölümü sık hatırlayın diyor. Aman aman ölümden bahsetme şimdi, ağzımızın tadı bozulmasın deriz.
Neden? Çünkü onu hatırlamak bir anda bu dünyadaki her şeyin arkamızda kalacağı ve burada yapıp ettiklerimizin tek tek hesabını vereceğimiz ciddi bir durağa doğru bizi götürür. Onu çoğu zaman hatırlamak istemez insan. Dünya ya da sıkı sıkı bağlanmak ister, dünyayı ahirete tercih etmek ister insan. Nefsine çünkü bu daha çok hoş gelir. Oysa Peygamberimiz diyor ki nefsinizi biraz zorlayın. Ağzınızın tadı kaçsa da bu hoşunuza gitmese de ölümü hatırlayın. Birbirinize hatırlatın. Kabir ziyareti yapın diyor. Neden? Çünkü o size ölümü hatırlatır. Ben okuturduğum yerden evden okusam da okuduğum zaten dedemin ruhuna gider. Elbette gider, onda şüphemiz yok. Ama kabir ziyareti zaten deden için değil senin için istenen bir şey. Sen gidip bir gün orada o toprakla buluşanın sen olacağını fark et diye kabir ziyaretinde bulunuyorsun. Dedeni mutlu etmek için değil zaten. Dolayısıyla ölüm aslında bize hayatımızın anlamını bir kere daha hatırlatan bir şeydir. Buradasın, yaşıyorsun, nefes alıp veriyorsun. Gücün, kudretin, imkanın var. Bütün bunlara sahipken bunları en güzel şekilde değerlendirmek zorundasın.
Yarın Allah’ın karşısına çıktığın zaman yapıp ettiklerini ona anlatırken mutlu, huzurlu, kendini iyi hisseden bir mümin mi olmak istersin? Yoksa utanan, mahcup, rezil olmuş, perişan, Allah’ın karşısına çıkmak istemeyen bir günahkar olmak mı istersin? Elbette bunu olmak istemezsin. O zaman ne kadar çok iyilik biriktirsen kardır.
Sağ tarafındaki defter ne kadar dolsa kabarsa, sağ tarafındaki melek ne çok yazsa kardır. Ölümü hatırlamak bunları hatırlatır insana. Ve Allah’ın ölümü ve sonrasını Kuran-ı Kerim’de bize anlatmasının da altındaki mesaj budur. Allah’ın niye cennetten bahseder, cehennemden bahseder? Allah-u Teala niye insanlara öte dünyadan, kıyametin dehşetinden ve ahiret ahvalinden bahseder Kuran-ı Kerim’de? Seni gelecekte ne bekliyor? Haberin olsun. Ona göre burada kendine çekidüzen ver. Çünkü nasıl yaşayacağına sen karar veriyorsun. Bu açıdan Allah-u Teala’nın el-Muhyi ve el-Mumid isimlerini de tefekkür etmek, ölümü de ölüm sonrasında tefekkür etmek açısından önemlidir. Hocam peki bugünkü esma’ımızın el-Muhyi ve el-Mumid isimlerinin müminin ahlakındaki tecellisi ne olmalıdır? Mümin öncelikle hayatının sınırlı olduğunu bir daha bir daha kendine hatırlatmalıdır. Hani bu dünyaya kazık çakmaya gelmedik derdi rahmetli dedem, burada kalıcı değilsin. Senden önce kimler geldi geçti, senden sonra daha kimler gelecek. Dolayısıyla sen bu hayatta geçici olduğunu, emanetçi olduğunu, misafir olduğunu bilerek yaşamak zorundasın. Bu nokta çok önemli. Bir diğer husus, canımızı Allah-u Teala’nın kudreti, Allah-u Teala’nın lütfu, Allah-u Teala’nın inayeti ile bu bedende tutabildiğimizi, bizi yaşatanın, bize bu imkanı verenin Allah-u Teala olduğunu ve bir gün ölümün mutlaka gelip çatacağını bilerek yaşamak önemli. Kur’an-ı Kerim’de ölümle ilgili pek çok ayeti kelime var. Muhkem kalelere sığınsanız bile ölüm gelip sizi bulacaktır diyor. Ölümü sizin aranızda takdir eden biziz diyor Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala. Dolayısıyla bu takdiri bozmamız mümkün değil. Her nefis ölümü tadacaktır.
Peki ölüm bizi bekliyorsa, biz o ana kavuşmadan önce ne yapmalı, nasıl bir hazırlıkla ölüme ulaşmalıyız? Biz herhangi bir yere yola çıkarken pek çok hazırlık yaparız öyle değil mi? Eşyalarımızı hazırlarız, orasıyla alakalı önden bilgi toplarız. Oraya göre bir plan yaparız. Peki Allah-u Teala bize ahiret hayatıyla ilgili pek çok bilgi veriyor Kur’an-ı Kerim’de, orasıyla ilgili bilgimiz var. Biz ne hazırlık yaptık? İşte buna bakarak her an ölümün bize yakın olduğunu, bir nefes alacaksın, veremeyeceksin ya da bir nefes vereceksin, bir yenisini alamayacaksın olduğunu farkında olmamız gerekiyor yaşarken. Diğer taraftan etrafımızdaki bütün hayatın yeniden yaratılışı, yeniden direlişi, kainattaki ölenler ve doğanlar, yok olanlar ve dünyaya gelenler arasındaki muhteşem denge bizi Cenab-ı Hakk’ı bir kere daha derinden tefekkür edip, gönülden severek ona bağlanma konusunda yani tevhidi bize anımsatması konusunda çok önemli.
Bunu yavrularımıza, evlatlarımıza öğretmeyi ben çok mühim bir nokta olarak görüyorum. Allah-u Teala’nın el-Muhyi ve el-Mumid yaşatan, dirilten, can veren ve öldüren isimlerinin kainattaki yansımaları, çocukları aslında anlatıldığı zaman Allah’ı tanımaları ve Allah’ı kabul etmeleri bir yaratıcı olarak, Allah’a iman eden bir insan olmaları konusunda çok büyük deliller taşıyor.
Onun için de Kur’an-ı Kerim’de kuru toprağın yağmurla can bulması yeniden yaratılışa benzetiliyor. Bunu yapan Allah-u Teala’nın, bu yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın bunları tekrar yaratmaya, yine can vermeye ve bunları yok etmeye de gücü olacağı anlatılıyor. Bu yaşam üzerinden örneklerin Allah’ın varlığını ve birliğini anlamada buna iman etmede, çocuklar için çok kıymetli deliller olarak sunulabileceğini de özellikle belirtmek isterim. Canımız onun elinde, Rabbimiz her birimizi son nefesine kadar doğru işler yapmaya, güzel işler yapmaya muvaffak eylesin,
rızasına uygun bir hayat sürmeye ve onun razı olacağı işler yaparken hayatını sona erdirmeye bizleri inşallah muvaffak eylesin. Çünkü Peygamber Efendimiz’in de buyurduğu gibi nasıl yaşıyorsak öyle öleceğiz ve nasıl öldüksek öyle de diriltileceğiz. Kıymetli hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum. Değerli izleyenlerimiz bugün El-Muhyi isminin varlıklara can veren, hayatı yaratan anlamına
ve El-Mimid isminin de varlıkların canını alan, öldüren, hayata son veren anlamına geldiğini tefekkür ettik. Hayatımız ve ölümümüzün âlemlerin Rabbi için olduğu bilinciyle yaşama, ölümü yüce bir dosta kavuşma hasretiyle bekleme niyazıyla.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın efendim.
Hayatın nimetini gaflete dalarak ve nereden gelip nereye gittiğini unutarak geçiren betbahtlardan olmaktan muhafaza eyle bizleri.
İman ederek, izzet ihsanına mazhar olan varlığımızı isyan, günah ve inkârla zillete müstehak olmaktan muhafaza buyur. Allah’ım, dünyanın sıkıntı ve zorlukları nedeniyle üzüntü ve kederle dolan, bu yüzden de adeta sararıps olan gönüllerimizin de sana teslim olmanın esenlik ve ferahlığıyla, neşe ve sevinciyle hayata kavuşmasını nasip eyle. İptiden hayat verdiğin, yarattığın bizleri İslam üzere yaşat. Hayatımıza son vereceğin zaman da ruhumuzu iman üzere al Allah’ım.
Ölülerin yeniden diriltileceği günde de bizi iyiler arasına dahil eyle.
Altyazı M.K.