El-Mübdi ve El-Muîd İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 34.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=mUzFeePPQJU.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. İnsan yeryüzünde gezip dolaştığında ve bu uyumlu kainat kitabını okuyup tefekkür ettiğinde hangi soruların cevaplarına şahit olur? Tıp, genetik ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, benzeri ya da kök hücre gibi bir ham maddesi olmadan bir şeyi icat etmek mümkün müdür? Her mevsim dönümünde kuruyup donup, adeta ölüp sonra yeniden dirilen tohum ve taneleri
ve hangi dış müdahale zamanı gelmeden canlandırabilir? Bugün El Mübdi ve El Mu’id isimlerinin anlam dünyası tüm bu sorularımıza cevap verecek inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk teşekkür ediyorum Canan Hanım. Nasılsınız hocam? Şükürler olsun elhamdülillah siz de iyisiniz. Hamdolsun hocam. Allah’ım iyilik versin. Hocam ilk olarak bugünkü isimlerimize manasıyla başlasak. El Mübdi ve El Mu’id isimlerinin anlamları nelerdir? El Mübdi ilk defa olan, ilk başta olan, başta gelen demek ve aslında Allah-u Teala’nın ismi olarak düşündüğümüzde ilk başta yaratan, ilk önce yaratan, bir örneği olmadan, bir modeli olmadan, sıfırdan yaratan bir ham maddeyi sizin az önce dediğiniz gibi işleme ihtiyacı olmaksızın o ham maddeyi yaratan anlamına gelir. Diğer taraftan El Mu’id, El Mübdi ismiyle çok birbirine uyumlu iki isim bunlar. Bu yaratmayı tekrar eden demektir. Yani bir defa tek bir kereliğine yaratıp da bırakan değil, onun benzerlerini de yaratmaya kadir olan, tekrar tekrar yaratan, aynı zamanda da insanları bu dünyada yarattığı gibi ahirette de sonsuz hayat için yaratan demektir. Hocam, Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin bir ve tek yaratıcı olduğunu ifade etmek üzere özellikle insan ve kâinat üzerinden sanki örnekler verilmiştir. Bunlara dair neler söylemek istersiniz? Kur’an-ı Kerim’de kâinatı anlatan ayetlere biz kevni ayetler, kâinata dair ayetler diyoruz ve bu ayetlerin miktarı gerçekten çok fazla. Çünkü insan aslında çevresi içerisinde bir çevreyle beraber yaratılmış bir varlık. Tek başına yaratılmış değil, içine doğduğu çevre bu gerek tabiat olabilir, gerek insanlardan oluşan topluluklar olabilir, gerekse de hayvanlar, bitkiler gibi insan dışı varlıklar olabilir, nesneler, eşyalar olabilir. Bir çevre var ve o çevre aslında bir düzen, bir ahin içerisinde ilk insandan beri var. Allah-u Teala insanı bir çevrenin içinde yaratarak, o çevrenin insanla ilişkisini de bir takım kurallara, bir takım sınırlara, bir takım ahlaki ve hukuki kanunlara göre yaratarak aslında insanı tek başına ve çaresiz bırakmamış. O çevresi sayesinde insan bir şeyler üretebilen, çevresiyle ayakta kalan yaşamını devam
ettirebilen bir varlık. Dolayısıyla aslında Allah-u Teala insanı o ilk yarattığı andan itibaren kainatın içinde var ederek ona inanılmaz derecede büyük bir lütuf da bulunmuş, bir ikram da bulunmuş. Karnını doyurması için, susuzluğunu gidermesi için, yalnızlığını gidermesi, sevgi, muhabbet,
şefkat gibi duyguları tatması için, barınması korunması için, nesiller yetiştirmesi, eğitim, öğretim yapması, bildiğini öğretmesi, tecrübesini aktarması için hep çevresinde farklı varlıklar yaratmış. Bu bütün içerisinde insanın aslında bunlara bakarak Allah’ın varlığını ve birliğini
fark etmesi için de yüreğine, fıtrat dediğimiz özüne bir pusula yerleştirmiş. O pusula hep doğruyu gösteriyor. O pusula hep tevhid dediğimiz Allah’ın varlığı ve birliğine dair inancı gösteriyor. Yeryüzünde ve gökyüzünde var olanlar, insanın çevresinde her gün yaşanan o düzen, diğer varlıkların bir arada yaşama becerisi aslında onları bir yaratan olduğunu bir
arada yaşatan olduğunu, dağılmadan, parçalanmadan, her biri uzayın derinliklerine fırlamadan, her birinin bu yerküre üzerinde bir arada ve birbirine ihtiyaç duyacak şekilde yaratılmış olmasını mutlaka bir kurgulayanı, bunu bir planlayanı, bunu bir yöneteni olduğunu düşünmek, insanı aslında kainattan Allah tasavvuruna yönlendiriyor.
Onun için Kur’an-ı Kerim’de kevni ayetler dediğimiz bu kainatı anlatan, çevremizi tabiatı anlatan ayetler, insana daha çok Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlamak için kullanılmış. Gökyüzünde sıra sıra uçan kuşlara bakmıyor musunuz? Onları kim tutuyor havada? Hatta Araplar, Peygamber Efendimiz’in ilk Kur’an’ın indiği içinde yaşadığı toplum olduğu için onların hayatından örneklerle diyor ki şu deveye bakmıyor musunuz? Şu deveyi kim yarattı? Onu bir aheng içinde çölde yaşamaya uygun bir nitelikte, sizin ihtiyaçlarınızı karşılayacak vasıfta kim yarattı? Yoktan kendiliğinden onu vermedi. Bunu bir üreten, bu coğrafyaya yerleştiren, sizin hizmetinize sunan var.
Geceyi gündüze bakmıyor musunuz, yıldızlara aya bakmıyor musunuz? Siz şu yerden fışkıran suya, tatlı suya bakmıyor musunuz? O tatlı suyu size veren olmasa susuzluğunuzu nasıl giderecektiniz? Bunu size kim verdi? Gökten inen yağmura, o yağmurla toprağı delip de fışkıran hububata, buğdaya, arpaya bakmıyor musunuz?
O üzüm bağlarına, bahçelere, hurmalıklara bakmıyor musunuz? Bu kadar nimeti size kim verdi? Dolayısıyla bunların hiçbirinin tesadüfen olmadığı, bunların hiçbirinin rastgele yok olmayacağı, hepsinin varoluşunun da varlığının sona erişininde ancak yüksek,
önce bir karar merciyi, bir kudret tarafından yönetilmek de mümkün olacağı insana söyleniyor. Hatta diyor ki bir düşünün Allah’la birlikte başka bir ilah olsaydı işler böyle yolunda gider miydi bu kainatta? Biri deseydi ki ben geceyi yaratacağım ve biri deseydi hayır şimdi gündüz olacak. Birbiriyle haşa uğraşan bu Yunan mitolojisindeki tanrılar gibi hiç durmadan birbiriyle
çekişen, birbirinin ayağını kaydırmaya çalışan çoklu tanrı inancı olsa şu kainattaki düzen var olabilir mi? Dolayısıyla bütün varlıkların çoğalması, insanın o varlıklar sayesinde hayatını devam ettirebilmesi, aklını kullanarak üretimde bulunması insanın aslında Allah Teala’nın varlığının bir delili ayet olarak Kur’an’da sunuluyor.
Burada işte Allah Teala’nın el-Mübdi ve el-Mu’id isimlerinin kainatın düzeniyle çok yakından alakalı olduğunu görüyoruz çünkü el-Mübdi ilk defa yaratan demek. Hiç daha önce bir benzeri yokken bir anda onu yaratan, bir modele bakma ihtiyacı hissetmeksizin, bir başkasından akıl almaya ihtiyaç hissetmeksizin kendisi bizatihi karar veren ve ilk defa yaratan demek.
Bir elma ağacı ilk defa ne zaman var oldu? Elma elmadan, elma elmadan, çekirdek fidandan, ağaçtan çekirdek gidiyor da bunun ilk bir başı var. Onu ilk başta kim yarattı? O işte başlangıca giden varoluş Allah Teala’nın el-Mübdi isminde gizli. El-Mu’id ise elmayı bir defa yarattı, o elma meyve verdi, yedik bitti, çürürü yok oldu
değil, oradan tekrar o çekirdeğin toprakla buluşmasıyla bir kere daha fidan, bir kere daha ağaç, bir kere daha elma, o döngüyü bir daha bir daha yaratarak devam ettiren, buna gücü yeten, bundan hiçbir şekilde bıkmayan, aciz kalmayan, bu konuda zayıf ve yetersiz duruma düşmeyen sonsuz kudret kim? İşte o Mu’id yani tekrar tekrar yaratan da Allah Teala neneyi yarattı, neneden anneyi yarattı, anneden bebeği yarattı, bebekten işte dördüncü kuşak, beşinci kuşak, bunları bir daha bir daha birbirine zincir olarak tekrarlı yaratmalarla yeryüzüne gönderen kudret kim? Dolayısıyla bizim kainattaki her varlığa bakışımızda, bir çiçeğe baktığımızda da
bu böyle, bir küçük bebeğe baktığımızda da bu böyle, yani sadece bir semt pazarına gitmek yeterli aslında Allah Teala’nın varlığını bir kere daha tefekkür etmek için, bu kadar çeşitli meyveyi, elma var kaç çeşidi önümüzde öyle değil mi? Erik var kaç çeşidi önümüzde? Kabak var kaç çeşidi, kaç farklı şekilde bir daha bir daha yaratılmış ve insana ikram edilmiş. Bu kadar büyük nimet, zenginliğinin arkasındaki kudret kim? Burada tabii ki insan aklının yetmeyeceği kadar zengin bir üretim ve yaratma var. İnsanın tasarlayamayacağı, hayal bile edemeyeceği kadar farklı varlık çeşidi var, milyonlarca çeşit varlık. Bunlar toprağı, denizi ya da gökyüzünü kullanarak uyum içinde yaşamakla meşgul bu dünya üzerinde. Bunları bir bütün olarak şu sonsuz karanlık uzay boşluğunda tutan ve yaşatan kim? İlk yaratan, ne zaman bu işin sona ereceğine karar veren, dünyanın ne zaman sonu gelecek, onu sadece ve sadece o bilen bir güç, bir kudret, bir yaratıcı. İşte bu aslında Allah’ın bu tevhid dediğimiz varlığına ve birliğine mutlaka bir ilah olmalı ve o tek olmalı, o eşsiz olmalı, onun benzeri olmamalı deyip de onu tefekkür edip ona iman etmemize bizi götürecek gerçekliğe işaret ediyor. Hocam Rabbimizin el-Mübdi ismi eşsiz, modelsiz, örneksiz ilk yaratan olması, el-Mu’id ismi tekrar tekrar yaratan olması, bu durum sanki bize nimetlerin tekrar tekrar yaratılması ve bizim de buna şükretmemiz gerektiği sonucuna götürüyor. O zaman şükrün kul açısından önemi, değeri nedir? Tabii her şey çok sıradanmış, her şey çok normalmiş, zaten böyle olmalıymış gibi yaşıyoruz. Oysa Allah-u Teala geceyi diyor ilah-ı nihayet uzatsak, size kim sabahı gündüzü getirecek,
aydınlığı güneşi size kim getirecek? Suyu diyor toprağın derinliklerine çeksek, size diyor içeceğiniz bir damla suyu kim gönderecek? Yani elbette bu aslında bir mucize ve biz aslında bunu her gün tekrar tekrar yaşadığımız için gayet doğal bir süreçmiş, bu böyle olmalıymışçasına kanı kısıyoruz. Oysa her birine bir daha şükretmek zorundayız.
Her içtiğimiz su için, o lezzetli süt için, o arının ürettiği bal için Allah-u Teala’ya şükretmekle mes’ulüz. Gözümüzü açtığımız zaman gözümüzü açabildiğimiz için, nefes aldığımız zaman o nefesi verebildiğimiz, tekrar aldığımızda da yeniden hayata döndüğümüz için kalbimizin her atışında bir kere daha, bir kere daha yaratıldığımız için Allah’a
daha şükretmek zorundayız. Biz bunları eğer sıradan şeylermiş gibi düşünürsek, bunların nimet olduğunu unutursak, Allah-u Teala bizi nankörlükle ve verdiği nimetin şükrünü eda etmemekle uyardığı için çok pişman oluruz. Çünkü insanoğlu, Kur’an-ı Kerim’de de anlatılıyor ya, eline bir nimet geçtiği zaman, bolluk içinde yaşadığı zaman,
bunları ben elde ettim, ben yaptım, ben başardım. Elbette ki benim buna hakkım var demeye başlar. Şımarır, bencilleşir, nankörleşir. Oysa nimeti kaybettiği zaman, hastalandığı zaman, bir nefes darlığı çektiğimiz zaman işte şu Covid sürecinde korona geçiren hastalar ne kadar ciddi nefes darlığı, entübe olduğu insanlar, akciğerleri, o nefesi rahat alıp veremez
birine geldiği zaman bir nefesin ne kadar değerli olduğunu işte o zaman fark ediyor. O zaman her gün nefes alıp verdikçe şükretmek gerekmez mi? Bunun aslında bir lütuf olduğunu fark etmek gerekmez mi? Burada nimetin yeniden yaratılışı, Allah-u Teala’nın bize eş verişi, evlat verişi, bir aile lütfetmesi, Allah-u Teala’nın bizim bu topraklarda huzur içinde, güven içinde
topluca yaşamamıza fırsat vermesi ne kadar büyük nimetler. Bunların her biri aslında tekrar tekrar farkına vararak Allah’a şükretmemiz, teşekkür etmemiz, minnettar olmamız gereken nimetler. Dolayısıyla dediğiniz gibi nimeti bir daha yaratan anlamında el-Mu’id ismi Allah-u Teala’nın tekrar tekrar sana nimet veren, nimet vermekten usanmayan öyle değil mi? Hani Allah’ın çok zengin
olduğu ile, gani olduğu ile ilgili el-Gani ismini konuşurken de bahsetmiştik. Peygamber Efendimiz’in pek çok hadis-i şerifi var. Allah-u Teala’nın çok cömert olduğuna, kerim olduğu ile ilgili Peygamber Efendimiz’in vurguları var. Bunlar her biri ne diyor? Allah-u Teala vermekten usanmaz. Allah-u Teala ikram etmekten, ihsan etmekten, lütufta bulunmaktan usanmaz. Allah-u Teala Rezzak
ismiyle bir daha bir daha rızık yaratmaktan. Aynı tarlada her sene sana buğday yaratan kim? O buğday tekrar ekmek oluyor, karnını doyuruyorsun. O güçle kuvvetle karnın doyduktan sonra iş yapıyorsun, yaşıyorsun, ayakta duruyorsun. Sonra o toprak hasad edip buğday aldıktan sonra bir kere daha sana üzerinden bir kış geçtikten sonra bakıyorsun bir buğday tarlası olarak dönmüş.
Her seferinde tekrar buğdayı yaratan kim? O zaman her seferinde bunun idrakinde olup şükrünü de her seferinde bir kere daha dile getirmek gerekiyor. Hocam peki el-Mübdi ve el-Mu’id isimlerinin bizim ahlakımızdaki tecellisi ne olmalıdır? Öncelikle şükür olmalıdır. Bizi ilk başta yaratanın,
yoktan var edenin hiçbir şekilde bir benzerimiz olmadığı halde ilk başta insanı yaratanın ve yaşatanın o olduğuna iman etmemiz gerekiyor. Sonra el-Mübdi isminin tamamlayıcısı el-Mu’id isminde az önce dediğimiz gibi ahirette yeniden yaratılış da var. Dolayısıyla bir ölüm var. Her nefis ölümü yaratacaktır diyor Kur’an-ı Kerim’de. Öldükten sonra, solduktan sonra, kaybolduktan sonra acaba bizi tekrar yaratacak olan kim? Elbette Cenab-ı Hak. Orada ahiretteki yeniden yaratış Allah-u Teala’nın ölümden sonra sonsuz bir hayat için insanların tamamını yeriden yaratması ve hesaba çekmesi,
sonra da onları cennetle ödüllendirmesi ya da cehennemle cezalandırması bizim hiçbir zaman aklımızdan çıkmaması gereken bir gerçek olarak duracak. Bugün beni yaratıp var edip bu dünyaya gönderen Rabbim yarını öldükten sonra beni yeniden yaratmaya kadirdir. Çünkü o el-Mu’iddir, yeniden yaratandır. Beni tekrar yarattığında ise hesaba çekecek. Bir sonsuz hayat var, ahiret hayatı,
ve ben ona göre yatırım yaparak yaşamak zorundayım. Orada ne istiyorum? Orada cenneti, ödülü, mükafatı, huzuru, başarıyı, ağız tadını, güler yüzü, hoş sohbeti, ikramı, Cenab-ı Hakk’ın sınırsız lütfunu istiyorsam ahirette burada ona göre yaşamalıyım. Beni niye yarattı bunun için?
Ama orada Allah muhafaza bir ceza durumu da söz konusuysa ve ben cehennemden korkuyorsam, oradaki eziyetten, oradaki cezadan, oradaki ikaptan korkuyorsam o zaman ben burada da kendimi ona göre ayarlayıp bütün davranışlarımı, kararlarımı, yaşantımı, insanlarla ilişkimi, Allah’la ilişkimi, kainatla ilişkimi ahireti düşünerek planlamalıyım. Burada el-Mu’iddir ismini bilmiyor olmam benim. Yeniden yaratılacağımı biliyor olmam ahiret inancına da beni götürdüğü için çok kıymetli. Ben bir şey icat edebilirim. İnsanım işte bu modelde bir kaza ilk defa ben örebilirim. Böyle bir pastayı ilk defa ben üretmiş olabilirim. Ama hiçbir zaman yoktan yaratamam. Sıfırdan var edemem. Yine o pastayı yapmak için benim mutlaka o una, o buğdaya, o şekere, o pancera Allah’ın yarattığı ham maddeye ve onları bir araya getirecek yine Allah’ın lütfettiği akla ihtiyacım var. Yeteneğe, el becerisine, zevke ihtiyacım var. O zaman ben bir şeyler icat edip bir şeyler üretebilirim ama hiçbir zaman yaratıcı olamam. Yaratıcı olmak sadece Cenab-ı Hakka mahsus bir sıfattır. Yaratıcılık ancak ve ancak Allah için geçerli bir sıfattır. İnsanoğlu üretebilir, insanoğlu icat edebilir, insanoğlu keşfedebilir, düşünebilir, hayal edilebilir, kurgulayabilir ama insanoğlu yaratıcı olamaz. Yaratıcılık yoktan var etme Allah’ın vasfı ve sıfatıdır. Bu noktada düşündüğümüzde el-Müvdi ismi Allah’ın o ilk yaratışı ve yaratıcılığı bizim aklımızdan
hiç çıkmamalı. Diğer taraftan o el-Mu’ayyid ismiyle birlikte de insanın burada ürettiklerinin, az önce dediğimiz gibi yapıp ettiklerinin ahirette bir karşılığı olduğu da bizim aklımızda daima var olmalı. Evet burada bir şeyler icat edebilirim. İcat ettiğim şey eğer iyilik için bir icatsa, bununla insanların hayatını kolaylaştırmışsam, insanlar bu sayede daha çok güzellik, daha çok hayır,
daha çok fayda üretebilmişse o üretim aslında ahirette benim için yeniden yaratıldıktan sonra bir kazancı ve kâra dönüşecektir. Ama burada ürettiğim şey insanlığa zararlı bir şeyse, fesat içinse, kötülük içinse insanları zarara uğratacak, dünyanın düzenini bozacak, barışı ortadan kaldıracak, savaşı besleyecek, şiddeti üretecek, nice korkunç alet, edevat üretildi değil mi? Bütün bu üretimler üzerinden. Eğer art niyetliysem işte o zaman o ürettiğim malzemenin de öbür dünyada yeniden yaratıldığımda benim için zarara dönüşeceğini farkına varmam gerekiyor.
Burada ilk yaratılış, tekrar tekrar nimetlerin yaratılışı ve ahiretteki yeniden yaratılış, el mübdi ve el muayit isimlerinde bir araya gelerek karşımıza çıkıyor. Hocam bugünkü isimlerimizden bahsederken tevhid ilkesinde de urgu yaptınız sanki. Kur’an-ı Kerim’de de bunun örneğini Hz. İbrahim’in tefekküründe görüyoruz herhalde. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Hz. İbrahim’le ilgili Kur’an-ı Kerim’de bu yeniden yaratılış kısasına da aslında vurgu yapan iki farklı olay var. Birisinde Hz. İbrahim daha henüz gençlik çağındayken bu kainat düzenini mutlaka bir yaratanın olması gerektiğini düşünüyor,
tefekkür ediyor ve bildiğiniz gibi aya bakıyor, güneşe bakıyor, yıldızlara bakıyor acaba Tanrı bu mu acaba Tanrı bu mu? Sonra onların işte gündüz olduğunda gecenin ve yıldızların ayın yok olması, gece olduğunda da güneşin yok olması. Hz. İbrahim’de ben yok olanları kaybolup gidenleri sevmem cevabıyla çok ciddi bir aslında uyanışa sebep oluyor.
Diyor ki eğer bir yaratıcı varsa ki ben var olduğuna inanıyorum, kavminin bu inandığı, taptığı putlara ben tapmıyorum. Beni yaratan yüce aşkın bir kudret olduğuna, bir zat-ı ilahi olduğuna inanıyorum diyor. Peki bu kimdir onu görebilir miyim? Bu yok olan, kaybolup giden, çaresiz, zavallı bir varlık olamaz. Güneş bir şekilde battığı zaman kaybolup gitti, silindi, hükme ortadan kalktı. Oysa Tanrı’nın Allah’ın hükme ortadan kalkmamalı. O zaman bu benim ilahım olamaz. Bu yeniden yaratışlar, geceyi gündüzü Allah’ın peş peşe getirmesi, yıldızları, gökyüzünü, hatta bugün uzay bilimciler yıldızların bile yeniden yaratıldığını söylüyor. Bu ispatlanmış bir şey, yeni bir yıldız doğdu deniyor. Daha önce var olmayan bir gezegen, bir yıldız keşfettik, bir galaksi keşfettik diyor. Kainatta yeniden yaratış devam ediyor, gök cisimleri üzerinden bile. Dolayısıyla Hz. İbrahim bu yeniden yaratışları gördüğünde aslında Allah’ın kudretini düşünerek tevhide varıyor. Diyor ki bütün bunları bir planlayan olmalı. Güneş, ay ve yıldızlar yok olup gittiğine göre Tanrı değiller.
Peki onları belli bir düzende yeniden benim karşıma çıkaran kim? Bu Hz. İbrahim’in Kuran-ı Kerim’de anlatılan tefekkürü ve tevhidi aklıyla bulma olayı, insanları aslında kainatın Allah’ı hatırlatan, Allah’a imana davet eden yönünü gösteriyor. Yine Hz. İbrahim’in bir başka kıssası Kuran-ı Kerim’de diyor ya,
Ya Rabbi nasıl yarattığını bana öldükten sonra tekrar nasıl dirilteceğini göstererek benim buna ikna olmamı sağlar mısın? Allah-u Teala diyor ki inanmıyor musun? İnanıyorum ama kalbim iyice bir itme inana yani kesin inancaya erişsin. Kalbime bir içime sinsin, kalbime bir otursun bu fikir. Kesinlikle emin olayım. O zaman Allah-u Teala diyor işte kuş al, öyle değil mi 4 tane o kuşları. Bambaşka köşelere dağıt, önce kes, karıştır etlerini parçala, bambaşka 4 köşeye sonra onları çağır. O parçalanmış ve her bir parçası başka köşeye gitmiş kuş bir anda toplanarak Hz. İbrahim çağırdığında yine önüne geliyor. Yani paramparça olmuş, birbirine karışmış ve artık onları kesenin bile ayırdırması imkansız olan o kuşların bir anda Allah-u Teala’nın yeniden yaratıcı gücüyle, mu’id ismiyle Hz. İbrahim seslendiği an bir bütün bir tam ve mükemmel varlık olarak ona dönüşleri Hz. İbrahim’in kalbindeki o imanı pekiştirerek inancını güçlendiriyor. Bu örnekler aslında bütün insanların acaba yeniden yaratılış nasıl olacak? Sorusuna da cevap Allah-u Teala tarafından Kur’an’da verilmiş. Çünkü müşrikler biliyorsunuz ahirete inanmıyordu. Peygamber efendimizin içinde yaşadığı Arap toplumunda ahiret inancı yoktu. Ölürüz ve yok oluruz diyorlardı. O Araplar diyorlardı ki Peygamberimizin karşısına geçip biz mi yeniden yaratılacağız? Hem biz hem de dedelerimiz öyle mi? Toprak olup da un ufak olduktan sonra, paramparça olup da tozumuz bile kalmadıktan sonra mı bizi tekrar yaratacak Allah?
Hiç olacak şey mi diyorlardı? Halbuki Kur’an-ı Kerim’in cevabı Allah-u Teala’nın onlara yeniden yaratmaya kadir olduğu ile ilgili cevabı defalarca geçiyor. İnnehu ve hü ve yübdiyü ve yü’id. Şüphesiz ki odur ilk yaratan ve yeniden yaratacak olan. Bu cevap Hz. İbrahim’den de bu kıssayla bize gelen bir cevap.
Bu şu demektir insanların zihinlerinde böyle bir soru olabilir ama Peygamberler bu soruyu cevaplayarak Allah-u Teala’nın kudretine emin olmamız gerektiğini, Allah-u Teala’nın kudretinden hiçbir zaman şüphe etmememiz gerektiğini bize öğreten insanlardır. Evet sen varsın. Seni ilk kim yarattı? O seni nasıl yarattıysa yeniden yaratmaya da kadirdir.
Hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum sağolasınız. Değerli izleyenlerimiz bugün el-Mübdi isminin modeli ve örneği olmaksızın ibtidaen yaratan ve el-Mu’id isminin de yaratmayı tekrarlayan, tekrar yaratan anlamda geldiğini tefekkür ettik.
Bizleri ol emriyle yaratan, yokluktan varlığa çıkaran ve bize yönelik ihsanlarını her an tekrar tekrar yaratan Rabbimize çokça şükredenlerden olma niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim.
Allah’ım sen ki el-Mübdi ismin gereğince tüm varlığı eşi, modeli, örneği olmaksızın ibtidaen yaratansın. El-Mu’id ismin gereğince de yaratmayı tekrarlayan, tekrar yaratansın. Biz yoktan var ettiğine, yarattığına iman ederiz.
Bizi yeniden yaratacağına, dirilteceğine, çürümüş kemiklere dahi can vermeye, onları toplayıp birleştirmeye, parmaklara varıncaya kadar yeniden yaratmaya kadir olduğuna da iman ederiz. Bizim hayatımız, ölümümüz, ibadetlerimiz, her şeyimiz senindir, senin içindir. Ömür sermayemizi iman ederek, yararlı işler yaparak, birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye ederek geçirmeyi lütfeyle.
Gençliğimizi, sağlığımızı, maddi ve manevi varlığımızı, zamanımızı ve hayatımızı, hüsrana sürükleyen faydasız ve kötü işlerle geçirmekten muhafaza eyle. Allah’ım, ahlakımızı, Mübdi ve Mu’id isimlerinin tecellileriyle imar etmeyi, yaşantımıza bu minvalde yön vermeyi lütfeyle.
Kainat kitabını hakkıyla tefekkür etmeyi nasip eyle. Ölü topraktan çıkan yemyeşil bitkilerin, kışın ölüp, baharda yeniden canlanan tomurcukların, birer eserin, ayetin olduğunu idrak etmeyi lütfeyle bizlere.
Hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacak ödül ve ceza gününe, kalplerimizde hakiki bir iman, yüzlerimizde secde izleriyle vasıl olmayı lütfeyle.
Her başlangıç ve oluşun, senin ol emrinle gerçekleştiği hakikatini idrak eden, sadece sana teslim olup, yalnız senden yardım dileyen, hayırlı önemli bir işi bitirince, hemen diğerine koyulan istikrar sahiplerinden olmayı ihsane ile cümlemize.
Altyazı M.K.