El-Kavî ve El-Metîn İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 33.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7y2fX6lWRec.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. Müminin doğru bir Allah tasavvuru kazanması, gücü nisbetinde Rabbini tanıyıp bilmesi için pek çok ayette Allah’ın isimleri, manalarına ışık tutacak bir bağlamda zikredilmiştir. Kur’an’ın insanın idrakine yansıttığı bu isim ve manalardan bir kısmı da Rabbimizin mutlak kudretini ifade etmektedir.
Biz de bugün Rabbimizin kudretini anlama yolunda bir adım daha atmak için El Kavi ve El Metin isimlerini dinleyeceğiz kümette hocamızdan. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Can Hanım teşekkür ediyorum. Nasılsınız hocam? Şükürler olsun Elhamdülillah. İzleyicilerimizin de huzurda, berekette, afiyette daim olmasını istiyorum. Siz nasılsınız? Hamdolsun hocam çok teşekkür ederim. Rabbim iyilik versin. Amin.
Hocam bugünkü isimlerimiz El Kavi ve El Metin isimleri bu isimlerin manalarıyla ilgili ne söylemek istersiniz? Cenab-ı Hakk’ın daha önce biz El Kadir ismini konuşmuştuk. Allah’ın kudretine işaret eden, kuvvetine yenilmezliğine işaret eden isimleri vardır. El Kavi ve El Metin isimleri de Allah’ın bu tarz isimlerindendir.
Esma Hüsna içerisinde El Kavi kudretli olan, güçlü olan, asla yenilmeyen, gücünün bir sınırı olmayan anlamına gelir. El Metin ise dayanıklı olan, yorulmayan, usanmayan, kainatı yaratmak ve yönetmek, kendisine hiç zor gelmeyen, yine sonsuz güç sahibi anlamında Allah’ın bir ismidir. Hocam peki Kavi isminin Kuran-ı Kerim’de geçtiği ayetler, bu ayetlerde ele alınan konular hakkında ne söylemek istersiniz? Kuran-ı Kerim’de Allah’ın kudretinden çok sıklıkla bahsedilir. Çünkü Allah’ın her şeye kadir olması, her şeye gücünün yetmesi, Allah’ı taala’yı hiç kimsenin hiçbir şekilde haşa yenememesi, Allah’ın en nihayi, en sonsuz, en muhteşem kudrete sahip olması, insanoğlunun etkileyici bir gerçektir. İnsanoğluna kendi haddini bildiren, kendi zafiyetlerini gösteren, kul olarak Rabbine daha da güçlü bir imanla bağlanmasını sağlayan önemli bir husustur. Dolayısıyla el-Kavi ve el-Metin isimleri de Kuran-ı Kerim’de Allah’ın kudretinden bahsederken geçer. Bunların bir aslında anlam olarak düşünüldüğünde, Allah’ın kainattaki bütün varlıkları etkileme gücüdür. Hem insanı, hem hayvanı, hem bitkiyi, hem gezegenleri, toprağı, mevsimlerin oluşumunu, kainattaki düzeni, yaratan, yöneten ve etkileyen Allah’ı taala’dır. Allah’ı taala kudretiyle, kuvvetiyle, ol dediği anda yaratma gücüyle, aslında hiç kimsenin engel olamayacağı bir şekilde kainatı etkileme yetkisine ve gücüne sahiptir.
Diğer taraftan da Allah’ı taala el-Kavi ve el-Metin olmakla hiçbir şekilde etkilenmeyendir. Yani hiçbir varlık da Allah’ı etkileyemez. Evet, yeryüzündeki, gökyüzündeki, kainat, evren bütünündeki bütün varlıklar, Allah’ı taalanın tek bir işaretiyle, tek bir kararıyla, iradesiyle her şekilde etkilenebilecekken, bugün sağlıklı olan yarın bir anda hasta olabilecekken, bugün dimdik ayakta olan yarın bir anda çökebilecekken, Allah’ı taalanın kudretiyle bir anda bir volkan patlamaya başlamak ya da bir anda karınca yuvası bahar geldiğinde cıvıl cıvıl işlemeye başlamak durumunda kalmışken, Allah’ın istediği istediği an oluyorken, kainattaki bütün varlıklar bir araya gelseler onların Allah’ı etkileme imkanı yoktur.
Bu da El-Kavi isminin bir gereğidir. Allah’ı Teala sonsuz güçlüdür ve münezzehtir. Yani etkilenmekten, herhangi bir şekilde tesir altında kalmaktan ve bir varlığın onun üzerinde haşa bir güç gösterisinde bulunmasından münezzehtir, uzaktır. Bu anlamda, aslında El-Kavi ve El-Metin isimlerinde bir dayanıklılık anlamı da vardır
ve bu dayanıklılık anlamı insanın dayanıklılığına benzeyen bir şey değildir. Yani insan bir şekilde ne kadar güçlü olsa da gücünün bir sınırı vardır. Ne kadar sağlıklı, dayanıklı olsa da, ne kadar kendisini iyi hissetse de bunun bir sınırı vardır. Oysa Allah’ı Teala için sınırsız bir dayanıklılık. Burada tabii şöyle bir husus da söz konusunda Allah’ı Teala devamlı yaratmaktadır.
Yaratmaya devam etmektedir. İşte dediğimiz gibi her bahar çiçekler yeniden açmaktadır. Her saniye yeni bir çocuk dünyaya gelmektedir. Ağaçlar yeniden yeşermekte ve meyve vermektedir. Bu çoğalma, yaratılış olayı ya da her sabah gün yeniden doğmakta, gündüzü yaratmaktadır Allah’ı Teala. Akşamleyin de geceyi yaratmaktadır.
Bu yaratış devam eden bir yaratılma durumu, o her an o iş başındadır ve yönetmektedir. Ayeti Kerim’sinde olduğu üzere. Allah’ı Teala’yı yormaz. Allah’ı Teala’yı usandırmaz. Allah’ı Teala’yı gün gelip de artık bunu yapamayacak şekilde zafiyete düşürmez. Çünkü Allah’ı Teala kavidir. Allah’ı Teala sonsuz kudret sahibidir.
Hiçbir şekilde zayıflıkla, acizlikle yaratmakta ve yönetmekte gafletle vasıflandırılamayacak bir Rabbimiz vardır. El-Kavi ve El-Metin isimlerinin Kur’an-ı Kerim’e geçtiği yerlerde de Allah’ı Teala’nın bu sonsuz kudretine işaret edilir. Hocam Rabbimiz sonsuz ve sınırsız kudret sahibi olmasına rağmen toplum için bazı kurallar ortaya koymuştur. Sünnetullah. Sünnetullah kavramı nedir?
Rabbimiz böyle bir kudrete sahip olmasına rağmen bu kavramla onun kudretini nasıl anlamalıyız? Evet Allah’ı Teala’nın sünnetullah dediğimiz değişmez adetleri vardır. Kainatın varoluşundan bugüne süre gelen ve birbirini takip eden, işte geceyle gündüzünün birbirine takip etmesi gibi söz gelimi,
yağmurun yeryüzüne inmesi, oradan tekrar gökyüzüne yükselmesi, suyun buharlaşarak tekrar yağmur olarak inmesi döngüsünde olduğu gibi ya da insanın doğduğu zaman büyümesi, genç olması, yaşlanması ve ölmesi gibi bir şekilde değişmeyen, daimi bir düzen içerisinde devam eden ve etkisiyle tepkisi birbiriyle orantılı gerçeklikler vardır dünya hayatında. Bunlara sünnetullah denir. Dolayısıyla Allah’ı Teala aslında her an istediği her şeyi istediği şekilde değiştirebileceği halde kainatın gidişine müdahale etmediği ve biraz da bu gidişatta insana sorumluluk vererek, insana bir yük, bir mesuliyet yükleyerek insanın doğru gidişata destek olması için beklediği zamanlar vardır. Söz gelimi, evet deprem sünnetullah dediğimiz Allah’ı Teala’nın kainata koyduğu sistemlerden birisidir. Fay hatları, toprak tabakaları, aralarındaki geçirgenlikler ve bu boşluklardan kaynaklanan yer altı kırıkları, onlardan deprem oluşumu. Bu kainatta var ola gelen yer kürenin gerçekliğiyle, fiziksel yapısıyla çok doğrudan olan orantılı bir şeydir. Ama Allah’ı Teala deprem böyledir, bunun üzerine insanlar depremden zarar görmeyecek bir hayat inşa etmek için ne yapmalıdır bunu belirlesinler, tedbir alsınlar, ona göre yaşasınlar dediği insanlara bir akıl ve bir sorumluluk vermiştir. Dolayısıyla aslında bir anda ol deyip kesip atmayan, bir anda ol deyip de düzeni bozmayan, aksine dengeyi devam ettiren bir şekilde yönetir Allah’ı Teala kainatı. Evet kudreti sonsuzdur ama kainattaki her oluşta, her yenilenmede, her dönüşümde bir denge vardır, bir aheng vardır. Birbirini besleyen, birbiri üzerine hayatiyetini devam ettiren bir kıvam vardır.
O dengenin, ahengin, o kıvamın, o akışın yolunda gitmesi için onunla uyum içinde yaşamak da insanın görevidir. Dolayısıyla ormanın toprağı bir faydası vardır, ağacın insana bir faydası vardır, yeşilin şehre bir faydası vardır. Bunlarla uyumlu bir hayat üretmek insanın görevidir.
Ağacı sorumsuzca kestiği zaman, ormanı insafsızca yok ettiği zaman gayet materialist bir bakışla kendisine birtakım menfaatler üretmek için, ormanı yakıp yıktığı zaman insan erozyon da onu bekler, kuraklık da onu bekler, küresel ısınmanın etkisiyle yeşilden ve yağmurdan uzak bir çölleşme de onu bekler.
Dolayısıyla ağacın olmadığı yerde çölün oluşması sünnetullahdır, bu gidişat böyle. Ama buna sebep olan insanın yanlış tavırlarıdır. İşte orada çok ince bir denge vardır. Allah Teala evet kainatı yönetir ama insana da aklıyla yöneteceği, karar verip idare edeceği ve kendi gücünü doğru olarak kullanacağı bir alan açar.
Her insanın belli bir miktar gücü vardır, hem bedensel gücü vardır, hem zihinsel gücü vardır, hem de bir yüreğinin gücü vardır, inancı vardır, sevgisi vardır. O güçle yüreğiyle, zihniyle ve bedensel kuvvetiyle, kudretiyle yapacağı işler vardır ve üreteceği bir gelecek vardır.
Dolayısıyla Allah Teala’nın o sünnetullah dediğimiz değişmez yasaları, Allah Teala’nın her an müdahale edebileceği halde insana da bir yaşam alanı açtığı ve sonuçlarına da katlanacağı şekilde akıllıca davranmasını beklediği alanla iç içe düşünülmelidir.
Biz ne yapalım? Kader böyleymiş, ne yapalım? Sünnetullah böyleymiş, ne yapalım? Deprem dediğin kaçınılmaz deyip boynumuzu bükmekle değil, aslında ben üzerime düşen kısmını doğru bir şekilde yerine getirdim mi? Ben binayı gerçekten depreme dayanıklı yaptım mı? Asla üzerine ev inşa edilemeyecek bir araziyle göz göre göre insanları iskan ettim mi diye kendimize sormamız gereken bir alan vardır. Ama onun dışında insanın kudretinin ulaşamayacağı, gücünün yetmeyeceği bir döngü var mıdır, bir akış var mıdır? Evet işte o kısımda sünnetullah’tır. Hocam malumunuz üzere ilahi güzelliğin idrakı bizde zorunlu olarak Allah sevgisini uyandırdığı gibi ilahi azametin idrakide tazim duygusunu uyandırır. Rabbimize tazimimiz, saygımız, hürmetimiz nasıl olmalıdır? Bunu nasıl ifade etmeliyiz? Tabi El Kavi ve El Metin isimleri az önce dediğim gibi gücün karşısında yenilmezliğin, sonsuz iktidarın, sonsuz otoritenin karşısında bizim kendimizi şöyle bir durup hesaba çekip kendimize bir çekidüzen verip kul olduğumuzu ve aslında o sınırlı gücümüzle ne kadar aciz olduğumuzu hatırlamamızı sağlayan isimlerdir. Allah-u Teala niçin kudretine özellikle Kuran-ı Kerim’de yer veriyor, niçin kavi ve metin olduğunu, yenilmez olduğunu, her türlü varlığı her an etkileyen bir kudreti olduğunu bize hatırlatıyor. Çünkü insanoğlu güce çok çabuk aldanır. Güç zehirlenmesi dediğimiz kendisini güçlü hissetmeye başladığında kainatın kralı gibi davranmaya çok çabuk meyleder.
Dolayısıyla bu hataya düşmemek adına bu kainatın, evrenin, yaratılmışların hepsinin tek bir Rabbi olduğunu, onun Cenab-ı Hak olduğunu unutmamak adına Allah-u Teala’nın kudretini farkında olmalıdır. Diğer taraftan aslında az önce söylediğimiz gibi insan kendi sorumluluklarını yerine getirirken bir güce ihtiyaç duyar. Sözgelimi, şu elimi Allah izin vermeden ve bana kudret vermeden kaldırıp indiremem. Şu bardağı tutup da şu bir yudum, suyu o kudreti bulmasam yutamam. Dolayısıyla yapacağımız her davranışta, zihinsel kudretimiz, gücümüz, bedensel kudretimiz ve dayanıklılığımız, sağlığımız bizim için şarttır.
Olmadan olmaz. İnsan nasıl rızık peşinde koşacak, sabahleyin uyanıp bütün gün çalışacak, o kadar esnaf, o kadar çiftçi, o kadar sanatkar, zanaatkar, o kadar sanayici, elinde çekişle, elinde her türlü bilgisayarla, klavyeyle iş üreten insan, bunların hepsi aslında kainatta inanılmaz bir güç akışı olduğunu gösterir.
Bu bazen bedensel güçtür, bazen zihinsel güçtür. Devamlı düşünen, üreten, yeni şeyler imal eden ve geleceği kurgulayan bir insanlık, alimi, insanlık toplumu yaşıyor şu anda yeryüzü ahacisi olarak.
Bu gücün işte insan farkında olup bununla iyiliği üretmekle sorumludur. Orada Allah Teala’nın El Kavi ve El Metin isimlerinin yeni bir anlamı ortaya çıkar.
Kendi güçlü olduğu gibi gücü veren, bir varlığı kuvvetli hale getiren sözgelimi, hastayı iyileştirip onu tekrar güçlü, kuvvetli, dinç hale getiren kimdir? Allah’tır.
Bir bebeğe belli bir süre sonra yürümesi için izin verip de artık dizlerine derman verip, güç kuvvet verip adım atmasına vesile olan, izin veren ona bunu irade buyuran kimdir? Cenab-ı Hak’tır. Bir bebeğin dizine kuvvet gelmediği sürece hiçbir zaman yürüyemeyecektir. O zaman Allah Teala Kavi ismiyle hem kendi güçlüdür hem de güç verendir.
Kuvvet ve kudret verendir. İnsanoğlu bunu hiçbir şekilde unutmadan yaşamak durumundadır. Ve bunların her birini beraber düşündüğümüz zaman, bu sünnetullah dediğimiz çizgiden bu tarafa doğru geldiğimizde, kainattaki günlük hayatın akışında her birimiz işimizi gücümüzü yaparken,
onlar için Allah Teala’nın bize verdiği kudreti, gücü kullanırken, o gücü iyilik yolunda harcamakla mükellefizdir. İnsanoğlunun Allah Teala’nın otoritesini, kudretini hatırlaması, aslında kendi gücünün de farkına varması ve bu gücü nereye kullandığını bir kere daha sorgulaması anlamında önemlidir. Allah Teala sonsuz güç sahibidir. Peki ben bu gücü nereden alıyorum? Ondan. O vermese ben bu işi yapabilir miyim? Böyle bir güce sahip olabilir miyim? Mali güc olabilir bu, öyle değil mi? Bedensel dediğim gibi fiziksel güç olabilir. Bir erkek taşı sıksa suyunu çıkartır, bir pehlivan. Bu gücü nereden alır? Elbette Cenab-ı Hak’tan. Peki bu gücünü şiddet için mi kullanıyor? Gidiyor evdekileri korkutup, eziyet edip, dövüp, ondan sonra şiddetini günah yolunda, kötülük yolunda mı kullanıyor? Yoksa onunla güçsüze yardım ederek her türlü helal rızık peşinde koşup, iş yaparak ailesinin nafakasını temin ederek iyi tarafta mı kullanıyor?
Burada insan işte Kur’an-ı Kerim’deki o Allah Teala’nın kudretinden bahseden ayetlere her rast geldiğinde, Allah’ın el-Kavi ve el-Metin olduğunu her hatırladığında düşünmek durumunda.
Bana hangi güçleri verdi? Bu güçleri nerede kullanıyorum? Onun rızası, onun hoşnutluğu için mi gücümü kullanıyorum? Yoksa onun hoşlanmayacağı yerlerde mi gücümü sarf ediyorum? Bunların her birini tekrar değerlendirmek adına Allah Teala’nın o kudretini insanın anımsaması ve onun üzerinden de şöyle bir dediğim gibi toparlanması gerekir. Hocam el-Kavi ve el-Metin isimlerinin tecellilerini Peygamberimizin ve Ashabın hayatında görmemek mümkün değil. Evet. Pek çok kritik noktada Rabbimizin kudretiyle onları sıkıntının içerisinden çıkardığını görüyoruz. Bu konuda ne söylemek istersiniz? Tam da bu kuvveti ve kudreti verendir Allah dedik ya onunla alakalı bir durum. Bazen çok zayıf, çok aciz, çok yetersiz zannedilen bir ordu Müslüman.
Bir avuç Müslüman diye anlatırız biz onu. Ne kadar büyük küfür ordularını yenmiştir. Zafer Allah’tandır. O Müslümanların peki yaptığı şey nedir? Onlarinki gayrettir. Onlarinki imandır. Onlarinki kendi üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için cihattır. Ama sonrasında o ceht dediğimiz gayretin arkasında o imanla ve o samimiyetle Allah-u Teala onlara çok büyük bir güç ve kudret bahşettiğini ve o kudret ve kuvvetle işte kendilerinden kat kat büyük orduları yendiğini biz biliyoruz.
Bunun Peygamber Efendimiz’in hayatında da örnekleri var. Bunun bizim tarihimizde de çok büyük örnekleri var. Yani sadece bir Çanakkale Harbi bile ne kadar büyük bir aslında güç gösterisidir.
Küfürde birleşen güçlere karşı fakat o güç gösterisinin arkasında ne muhteşem bir iman vardır. O imanla Allah-u Teala’nın Müslüman Türk evladına verdiği inanılmaz bir destek vardır. Bunun Peygamber Efendimiz’in hayatındaki tabloları ve sahneleriyle ilgili de Kur’an Kerim’de pek çok ayet-i kerime var. Bu Uhud Savaşı esnasındaki olaylar var.
Savaşı ile ilgili Ahzap Suresindeki ayet-i kerimeler var. Hicretle ilgili ayet-i kerimeler var. Sadece Rabbim Allah deyip de Allah’a iman ettikleri için zorla yurtlarından sürgün edilen insanların yani o muhacirlerin Medine’ye hicret eden Mekkeli Müslümanların Allah tarafından nasıl desteklendiğini anlatılan ayetler.
Bu Allah-u Teala’nın bu kavimetin diye az önce anlattığımız o güce kudrete dair isimleriyle bitiyor. Neden? Çünkü Allah-u Teala diyor ki kim Allah’ın dinine yardımcı olursa Allah da ona yardımcı olur. Sonuçta biz ancak Allah’ın yardımıyla büyük işleri başarabiliriz. Büyük zorlukların üstesinden gelmemiz ancak Allah’ın bize vereceği ferasetle, basiretle ve kuvvet ve kudretle mümkündür. Biz eğer bu destek olmasa, ilahi yardım olmasa başaramayız ki biz gayret edeceğiz ama nihayetindeki başarı Cenab-ı Hak’tan gelecek. İşte orada Allah-u Teala’nın o sonsuz kuvvetinden Müslümanlara verdiği bir kuvvet ve kudret var.
Hani Seyyid 10 başının o top mermisini bir insanın asla tek başına kaldırması mümkün olmadığı halde, öyle değil mi Çanakkale Savaşı’nda kaldırması ve onu yüklemesi ondan sonra da dev bir gemiyi batırmasıyla ilgili olayı hepimiz hayretli.
Bu nasıl olabilir? İşte bu aslında mucizedir. Nasıl bir mucize? İmanın getirdiği ve insanın hayatında çok küçük örnekleriyle de çok sık karşılaştığımız Allah’ın desteğini bize ispatlayan bir mucize.
Bu kuvvetin ve kudretin Cenab-ı Hak tarafından insana her yeni gün yeniden bahşedildiğini gösterir. Çünkü dediğim gibi her gün gözünüze açtığınızda, kalktığınızda, hareket etmeye başladığınızda aslında elinize, kolunuza, gözünüze, kulağınıza, dizinize, ayağınıza kuvvet kudret veren odur.
Onun için biz ne deriz? La havle ve la kuvvete illa billah. Yani havl ve kuvvet, la havle ve la kuvvete illa billah. Ancak Allah’ın sayesinde. Allah’sız güç ve kuvvet mümkün değildir deriz. Onun için herhangi bir şekilde Allah’tan destek istediğimizde la havle ve la kuvvete illa billah. Yani Ya Rabbi sen bana bunu aşacak güç ver.
Bunun üstesinden gelecek, doğru karar verecek bir zihin gücü ver. Ya Rabbi sen bana bu zorluğa sabredecek, bu meşakkate, bu imtihana sabredecek bir yürek gücü ver. Öyle değil mi? La havle ve la kuvvete illa billah. Ya sabır deriz. Neden? Çünkü biz o güç ve kuvvet sayesinde Allah’ın o kavi ve metin olan, Rabbimizin verdiği güç ve kuvvet sayesinde ancak musibetler karşısında,
dişimize sıkıp sabredebiliriz. Benzer şekilde ben evladımın nafakasını temin etmek için yola çıkmış bir babaysam, anneysem, benim bütün gün koşturmam, bütün gün konuşmam, bütün gün yazmam, çizmem, bütün gün inşaatta tuğla dizmem, öyle değil mi? Bütün gün tarlada patates sökmem, bunların hepsi ancak Allah’ın bana vereceği güçle, la havle ve la kuvvete illa billah dediğimiz o inançla olur. Dolayısıyla bizim ihtiyaç duyduğumuz her türlü gücü, kuvveti, kudreti, yeteneği bize bahşedenin Allah olduğunu unutmamamız lazım.
Onun peygamberimizin hayatındaki örnekleri bizi ümitlendiriyor. Az önce dediğimiz gibi ayet-i kerimelerde Allah-u Teala’nın o muhacirlere, o hicret eden müminlere ne büyük zaferler lütfettiği ilerleyen yıllarda hepimizin malumu. Biz de kendi hayatımızda aynı şekilde kuvveti ve kudreti ondan bekleyip onun yolunda kullanmakla mesulüz.
Peki hocam, El-Kavi ve El-Metin isimlerinin bizim ahlakımızdaki tecellisi ne olmalıdır? Aslında az önce bir parça bahsettim bundan ama çok özet bir şekilde söylemek gerekirse bizim gücümüzü çok abartmamamız gerekiyor.
Her şekilde gücümüzün bir sınırı olduğunu, takatimizin bir sınırı olduğunu, metanetimizin, Metin kelimesi metanet kökünden geliyor, dayanıklılığımızın bir sınırı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu aslında hem kendimizi gücümüzü aşacak bir şekilde helak edercesine, paralayarak zarar vermememizi kendimize hem de çevremizdekilere karşı tavırlarımızda daha mütevazi, daha sade ve daha dengeli olmamızı sağlayan bir bakış. İnsan eğer güçlendikçe, o güçten sarhoş olursa, güçlendikçe kendini kaybederse o gücü Allah’ın hiç hoşlanmayacağı ve çevresindeki insanları da son derece incitecek bir şekilde kullanmaya başlayabilir. Bu çok büyük bir tehlikedir. Bu insanın başını döndüren, az önce dediğim gibi güç zehirlenmesi dediğimiz, onun zehirlenerek aslında sağlıklı düşünmesini engelleyen çok acı bir durumdur. Bazen parasal gücüyle insan ne oldum delisi olur ve sağlıksız adımlar atmaya başlar.
Bazen bedensel gücüyle, hatta güce tapan, özellikle tırnak içinde söylüyorum, bir modern dünyanın insanı olarak ne kadar güçlüysen o kadar değerlisin, ne kadar güçlüysen o kadar üstünsün, ne kadar güçlüysen söz sende diyen, haklıdan yana değil de güçlüden yana gelişen bir modern dünyanın insanı olarak bazen güçten zehirlenme yaşayabilir.
O zehirlenmeye düşmeden ben insan olarak Allah-u Teala’nın bana verdiği gücü ve imkanı farkında olacağım. Bunu nereye kullandığımı devamlı sorgulayacağım. Bunu iyi işlerde kullanmak hem kendi faydamı hem yakın çevremin, ailemin, konu komşumun, milletimin faydasına hem de bütün insanlığın faydasına bu gücümü kullanmak zorunda olduğumu hatırlayacağım.
Hem de Allah-u Teala’ya devamlı bana iyi işler yapabilmem için güç bahşetmesi yönünde dua edeceğim. Peygamber efendimizin dualarında acizlikten, tembellikten, zayıflıktan Allah’a sığındığını biliyoruz. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor, güçlü mümin ve zayıf müminden hayırlıdır. Allah’a da daha sevimidir, daha yakındır. Sonra diyor ki hadis-i şerifin devamında, gerçi her ikisinde de hayır vardır ama sen bir işe niyetlendiğin zaman Allah’ın rızasını kazanacak dünya ve ahiretin için faydalı bir işe niyetlendiğin zaman azimli ol, o işin peşine düş ve Allah’tan yardım iste, acizlik gösterme diyor. Bu Peygamberimizin sözü. Dolayısıyla ben mümin olarak elimdeki bütün imkanları kullanıp mız mız, aciz, zavallı, sorumsuz bir varlık değil, sorumluluğunu farkında değerini bilen ve aynı zamanda da gücünü iyiye harcamak için fırsat kollayan bir mümin olarak hayatımı sürdürmek zorundayım. Kıymetli hocam bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum.
Değerli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin El Kavi isminin her şeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi olan anlamına geldiğini tefekkür ettik. El-Metin isminin de kudreti sonsuz olan zatına yorgunluk ve zorluk arız olmayan anlamına geldiğini tefekkür ettik.
Sonsuz ve sınırsız kudret sahibi olan Rabbimize karşı hem sevgi hem haşiyet duymak, O’na olan tazimimizi hakkıyla yerine getirmek niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim.
Allah’ım, bütün acizlik ve çaresizliğimizi itiraf eder, her iş ve ihtiyacımızda, her sıkıntı ve meşakkatimizde sadece Sana sığınırız.
Sonsuz ve sınırsız kudret sahibi olduğun idrakiyle, sadece Senden yardım bekleriz. Bizlere ihsan ettiğin imkan ve gücü de hikmetle ve adaletle kullanmayı, her türlü imkanın geçici olduğu ve emanet olduğu bilinciyle davranmayı nasip eyle bizlere.
Zulmedenlerden, cehaletle ve riayla hareket edenlerden, haset edenlerden muhafaza eyle bizleri. Allah’ım, kavi ve metin isimlerinin gerekleriyle ahlaklanmayı nasip eyle bizlere. Sarsılmaz güçlü bir iman lütfeyle, ibadetlerimizde ve tüm kulluk görevlerimizde güçlü kuvvetli olmayı ihsan eyle.
Senin rızana eriştirecek işlerde karşılaşacağımız sıkıntı ve zorluklara dayanma gücü ve metanet nasip eyle.
Dünyanın imtihanlarına, insanların meşakkatlerine, Müslüman olmanın izzet ve onuruyla, hikmetli ve adaletli bir duruşla mücadele etmeyi lütfeyle Allah’ım.
Altyazı M.K.