El-Vâcid İsminin Manası ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 37.Bölüm

El-Vâcid İsminin Manası ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 37.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Pl76tdl2gE8. Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz. Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. İnsanın dünyadaki en değerli arayışı kim veya ne uğruna’dır? Her arayış ve çabanın, her sıkıntı ve ihtiyacın döndüğü merciyi kimdir? Kimizaman özgürlüğünün sınırsız olduğu,…

El-Vâcid İsminin Manası ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 37.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Pl76tdl2gE8.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. İnsanın dünyadaki en değerli arayışı kim veya ne uğruna’dır? Her arayış ve çabanın, her sıkıntı ve ihtiyacın döndüğü merciyi kimdir? Kimizaman özgürlüğünün sınırsız olduğu, sahip olduğu vehmine kapılan insana acizlik ve noksanlıkları, sınırlılık ve ihtiyaçları hangi mesajları verir? Bugün El Vaci tisminin tefekkürüyle fikir ve düşünce dünyamızda yeni pencereler açarak hakiki bir imanı uzanan yolda kıymetli bir adım atacağız inşallah. Değerli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Teşekkür ediyorum Canan Hocam. Nasılsınız? Elhamdülillah arayış yolculuğumuz devam ediyor. Sizler iyisiniz inşallah. Hamdolsun hocam. Allah iyilik sağlık versin. Sağ olun hocam. Hocam bugün El Vaci tismini inşallah konuşacağız, tefekkür edeceğiz. İlk olarak El Vaci tisminin anlamı nedir?
Aslında vecede bulmak demek, Arapça’da bilmek de bulmak da buldurmak da Vaci tisminin anlamları içerisinde var. El Vaci dediğimizde, Allah-u Teala’nın bir ismi şerifi olarak bahsettiğimizde ise Allah-u Teala’nın öncelikle hiçbir şeyi aramaya ihtiyacı olmaksızın her şeyi yerli yerinde tam zamanında bulması, buldurması ve her şeyi bilmesi anlamı var.
Onun dışında El Vaci tisminde Allah-u Teala’nın arayanların ve hakikat yolunda gidenlerin hidayeti bulmasından başlamak üzere hem kendi varlığını, vacibül vücut oluşunu, mutlak surette var olan, yokluğu asla düşünülemeyen bir yaratıcı oluşunu hem de bu kendi varlığını insanlara, kendisini arayanlara buldurmasını.
Dolayısıyla aslında hidayet yolculuğunu hissettiren bir anlam da var. Biz alimlerimizin daha çok El Vaci tismini Allah’ın ilmiyle, bilgisiyle ve hidayet vermesiyle açıkladıklarını görüyoruz. Allah-u Teala bilir ve vasıtaya bir araca ihtiyaç duymaksızın belli bir süreç geçmeden anında o an her şeyi tam da gerçekliğiyle bilir. Bunun için de bizim bilmemizde olduğu gibi görmeye, duymaya, okumaya, sormaya ihtiyacı yoktur, vasıtasız olarak bilir. Allah-u Teala bulunur, vardır. Kainatın bütünlüğü Allah-u Teala’nın varlığını ispata yeter ve Allah-u Teala buldurur. Eğer insanoğlu hidayet için, iman için, iyilik için Allah’ın kendisine gönderdiğini öğrenmek için yola çıkmışsa, Allah-u Teala ona bu yolculuğunda hakikati buldurur. Hocam El Vaci tisminin anlamını bize açıklarken Rabbimizin ilmiyle ilgili bir vurgu yaptınız. Peki Rabbimizin ilmini gücümüz nispetinde anlamak için Kur’an-ı Kerim’de bize
Rabbimiz kendi ilmini nasıl tarif etmiş, nasıl açıklamıştır? Bu ilmi yani bilgiyi Allah-u Teala’nın sahip olduğu sınırsız ve sonsuz bilgiyi aslında bizim hayal etmemiz mümkün değil. Çünkü biz sınırlı varlıklarız ve bilebilmek için de, öğrenebilmek için de mutlaka bir dış yardıma ihtiyaç duymaktayız. Söz gelimi çocuğumuzu okula gönderiyoruz ki bir yardımcı, bir öğretmen ona bilmesi gereken, hayatta ayakta durmak için bilmesi gerekenleri öğretsin. Bizim bir şekilde bir yardıma ihtiyacımız vardır. Öğrenmek için işte bazen gazeteyi açar okuruz, bazen kitap okuruz, bazen televizyon seyrederiz ama bir vasıta sayesinde öğrenmemiz vardır. Diğer taraftan biz öğrenmek için ya işitiriz, ya görürüz, ya sorarız, peşine düşeriz, araştırırız ve bir zamana ihtiyacımız vardır öğrenmek için. Hiç kimse ilkokul birinci sınıfta bir anda üniversite öğrencisi kadar bilemez. Bir süreç içerisinde öğrenir insanoğlu. Dolayısıyla bizim bilgimiz hep sınırlıdır ve dış desteklere ihtiyaç duyar. En önemlisi de biz bilebilmek için yani öğrenmek için, ilmimizi, bilgimizi artırmak için Allah’ın yardımına muhtacızdır.
Çünkü Allah’ın teala o aklı verecek size, o ilgiyi verecek size, o bilgi kaynağını gönderecek mesela Kur’an-ı Kerim gönderecek kutsal kitap gönderecek, peygamber gönderecek ve bildirecek. Dolayısıyla biz aslında en nihayetinde bilebilmek için, öğrenebilmek için Allah’a muhtacızdır. O ise Allah’ın teala El-Vacid ismiyle bugün konuştuğumuz üzere bilmek için, ilmiyle
bir bir vasıtaya ve aracıya ihtiyaç duymaz. Diğer taraftan Allah’ın teala bilgisinin boyutları, Allah neyi bilir? Allah her şeyi bilir. Allah ne zaman bilir? Allah her zaman bilir. Allah ne kadarını bilir? Allah bütünüyle bilir. Dolayısıyla bizim aslında Allah’ın bilgisini bir şekilde sınırlamamız mümkün değildir ki bu sonsuzluk da bizim aklımıza sığmaz.
Dolayısıyla biz Allah’ın teala her şeyin malum olduğunu, her şeyin Allah’ın teala bilgisi dahilinde olduğunu bilerek davranmak zorundayızdır. Burada niçin bunu anlatıyoruz? İnsanoğlu kendisi ne kadar aciz ve bilgisi ne kadar sınırlıysa da, hatta bazen bildiğini zannettiği halde yanlış biliyorsa da, duyduğunu zannettiği halde yanlış işitmiş, başını
işitmemiş, sonunu duymuş ve kendince bildim zannetmişse de Allah’a teala için bu söz konusu değildir. Allah’a teala için hiçbir zaman yanlış bilmek, hatalı bilmek, eksik bilmek, ileride bilmek gibi durumlar söz konusu olamaz. O zaman bizim muhatabımız olan, bizi yaratan Yüce Rabbimiz her şeyi bildiğine göre,
biz bu bilginin dahilinde yaşadığımıza göre kendimize de ona göre çekidüzen vermemiz gerekir. Bu husus aslında insanın bilginin kuşatıcılığı içerisinde kendisini hem güvende hissetmesini sağlar. Çünkü en sıkıştığımız anda bile Allah biliyor deriz. Dolayısıyla Allah’a teala’nın bilmesi bize iyi gelir, bize bir güven verir. Çünkü işin hakikatini O biliyordur ve mutlaka o hakikate göre değerlendirecek ve ilerleyen
bir yerde sevabını, günahını, mükafatını, cezasını ona göre verecektir. Diğer taraftan da bizim Allah’a teala’nın bilgisi her şeyi biliyor olması yoluyla duyduğumuz bu güven hayatımıza yansıyacak ve biz de O’nun bize gönderdiği bilginin doğruluğuna inanacağızdır. Yani bana göndermiş her şeyi bilen Rabbim bu Kur’an’ı demek ki bu Kur’an’daki her şey hakikat. Bu bizim için son derece mühimdir. Kur’an-ı Kerim de işte o Kur’an Allah’a teala’nın bilgisinden pek çok ayette bahseder. Allah’a teala’nın gaybı bildiğini, bizim için gayb olan yani şu anda hemen yanımızda ve gözümüzün önünde olmayan cenneti, cehennemi, melekut alemini, zamanın akışını bir takım aslında gayba ait insan aklının da ötesinde ve metafizik aleme ait olanları da bildiğini Kur’an-ı Kerim’de vurgular pek çok ayet. Aynı zamanda da her türlü detayı bildiği ile ilgili ayetler çoktur. İşte yeryüzüne toprağa gireni de bilir, çıkanı da bilir. Gökyüzünden ineni de bilir, gökyüzüne yükseleni de bilir diye ait kelime var. Dolayısıyla senin görüp göreceğin, tahmin edip edeceğin ne varsa Allah bunların hepsinden haberdardır, hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Bu el-Vacid isminin temel anlamı olarak karşımızda duruyor. Hocam Rabbimizin ilminin sınırsız, sonsuz olduğunu ve hiçbir vasıtaya ihtiyacı olmadığını ifade ettiniz. Buna mukabil insanın ilminin ise vasıtalara ihtiyaç duyduğundan bahsettik.
İnsan hakikaten bir şey bilmek için arar, çabalar, uğraşır, didinir. Peki dünya yolculuğunun en kıymetli arayışı nedir? Aslında bu arama ve bulma kelimeleri Allah-u Teala’nın el-Vacid isminin anlamında çok öne çıkan kelimeler. Çünkü vecede dediğimiz gibi aslında bulmak demek, kökü de bulmayla ilgili bu ismin.
İnsan hayat yolculuğunda aslında tam anlamıyla bir arayış için, bir anlam arayışı için, bir hakikat arayışı için vardır. Bu yola başladığı andan itibaren insan hep iyiyi arar, başarıyı arar, mutluluğu arar, sevgiyi arar. Dolayısıyla kendisine iyi gelecek, kendisini hayatta güçlendirecek, kendisini mutlu edecek
ve geleceğe taşıyacak olan her türlü nimetin arayışı içindedir. İşte tam da burada Allah-u Teala’nın el-Vacid ismi kulunu bulur. Çünkü Allah-u Teala’nın o arayan ve arayış içinde hayatını devam ettiren insan için aradığını buldurandır. Allah-u Teala’nın bu buldurma vasfı, Vacid isminde gizli olan aslında bize şunu ihsas ettirir.
Allah buldurmadıkça bulamazsın. Sen başarıyı mı arıyorsun, çalışırsın, çabalarsın, gayret edersin o başarıyı en nihayetine sana Allah buldurur. Sen mutluluğu mu arıyorsun, sen sevgiyi mi arıyorsun, işte sen evlat mı arıyorsun. En nihayetinde o arayışı bulmayla neticelendirecek olan Cenab-ı Hak’tır. Hem maddi arayışlar için fiziksel anlamda bu böyledir hem de manevi arayışlar.
İnsanoğlu devamlı bir arayış içindedir. Ben niçin varım, niçin yaratıldım? Bunun cevabını arar ki bu cevap sonrasında ona göre davranışlarını gerçekleştirsin, kararlarını alsın hayatına devam etsin. İyilik için, iyi işler için Allah’ı tanımak, sevmek, iman etmek sonrasında da onun razı olduğu bir hayatı sürmek için,
kul olmak için var olduğu cevabını aldığı zaman ve bu cevaba ikna olduğu zaman iyi bir insan olmak için var gücüyle gayret eder ve yaşar. İşte o cevap aslında hidayet dediğimiz, iman dediğimiz o cevap Cenab-ı Hak’tan gelir. O cevabı Allah’ı Teala buldurur. Biz Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayeti kerimede Allah’ı Teala’nın hidayeti veren olduğuyla ilgili.
Hatta ne kadar sen Peygamber Efendimiz’e Allah’ı Teala buyuruyor, ne kadar sen gayret edersen et, ne kadar paralarsan parala kendini. İnsanlar kendi çabaları olmadıkça ve Allah’ı Teala da o çabaya cevap vermedikçe imanı ve hidayeti bulamazlar diyor. Peygamberimiz kendi amcası için bile en yakını olduğu halde bunu temin edemiyor ve onun acısıyla da biliyorsunuz kıvranıyor.
Dolayısıyla o buldurma işte bir arayışın sonucudur. Bulanlar arayanlardır. Bir şekilde insan arıyorsa hayatın anlamını, okuyorsa araştırıyorsa gününü gün etmek, yeter ki yaşayayım, vur patlasın, çal oynasın, dünya değil mi, üç günlük deyip de umarsız değilse aksine burada varlığımın bir anlamı olmasa, burada niye oturuyorum,
bugün niye bunları anlatıyorum. Eğer bu benim için zihnimde doğru bir zemine oturmazsam kendimi yeterli ve iyi hissedemem. Dolayısıyla bunu sağlamak hayat boyunca aslında o Allah’ı Teala’nın sorularımıza verdiği cevaplar ve arayışımıza nihayetinde buldurduğu cevaplarla söz konusudur.
Evet insanın en büyük arayışı nedir aslında? En büyük arayışı anlam arayışıdır ve o anlam arayışı, maneviyat arayışı insanın zihnini ve gönlünü, kendisini yaratan aşkın sınırsız, sonsuz bir güce bağlayıp da büyük bir muhabbetle ve büyük bir sevgiyle, hürmetle, saygıyla, takva ile Allah’ı Teala ile bağ kurma arayışı en kıymetli arayışıdır.
Diğer her şey aslında karnını doyurmakta, işte iş bulmakta, meslek edinmekte, okuyacağı en iyi okulu bulmakta, giyim kuşam için çarşıdan bir şeyler arayıp bulmakta. Bunların hepsi böyle yan vesileler, vasıtalardır. Niçin bütün bunları yaparsın? Sağlıklı, güçlü, mutlu var olmak için.
Peki o var olmanın hedefi nedir? Kul olmaktır. Yine gelir karnını doyurduğun ekmek bile senin o enerjiyle Allah için üreteceğin iyiliğe dayanır. Kul olma bilincine dayanır. İşte vacit ismiyle Allah-u Teala o bilinci bize bulduran, o hissi, o ruhu, o heyecanı ve o imanı bize buldurandır. Rabbim mahrum olanlardan eylemesin. Aradığı halde dembeste olanlardan, yanlış yerde arayanlardan hem güveni hem huzuru hem imanı hem mutluluğu yanlış yerlerde bulmaya çalışanlardan eylemesin bizi.
Çünkü doğru bir yerde, doğru kaynakta, doğruyu araştırarak bulmak her kula nasip olmaz. Rabbim bizi o bahtiyarlardan eylesin. Amin. Hocam malumunuz olduğu üzere Kur’an-ı Kerim’de vacit ismi fiil kalıplarıyla geçiyor. Bunlardan üçü de Duhâ Suresinde geçiyor. Peygamberimizin hayatı bağlamında. Sure’nin içeriği ve bu sure’deki bu içeriği bize bakan yönüyle hangi mesajları içerdiği konusunda neler söylemek istersiniz? Duhâ Suresinde Allah-u Teâlâ’nın hem kendi lütuf ve ikramlarını Peygamber efendimize hatırlatması var hem de bu lütuf ve ikramların karşılığı olarak ondan ne beklediğini söylemesi var. Burada aslında vacit isminin, el vacit ismi şerifinin bizim hayatımıza nasıl yansıması gerektiği ile ilgili de cevabı bulabiliyoruz.
Biz Duhâ Suresi çok sık okuduğumuz bir sure olduğu için pek çoğumuzun ezberinde.
İlk başta ”Ve ıbduha vel el-i ida secema ve dâyka rabbuke ve me gela ve vel el-âhiratü khayru leke minel ula ve le sefe yuatıka rabbuke feterada.” ”Elem yecitke yetimen fe ava.” Orada ”Elem yecitke” derken bu bulma fiili geçiyor ilk ayette. Allah-u Teâlâ seni yetim olarak bulup da barındırmadı mı?
”Elem yecitke yetimen fe ava ve vecedekâ dâllen fe heda yolunu şaşırmış kaybolmuş olarak bulup da seni sana hidayeti göstermedi mi? Ve vecedekâ dâllen fe heda ve vecedekâ âilen fe ağna seni fakir bir halde bulup da zengin etmedi mi? Ve vecedekâ âilen fe ağna.” Allah-u Teâlâ’nın ikramları bitti. Yetim olarak buldu, barındırdı.
Allah-u Teâlâ yolunu şaşırmış bir şekilde, şaşkın arayış içinde buldu, hidayet nasip etti, doğru yolu gösterdi. Fakir bir halde, muhtaç bir halde buldu, ona zenginlik vahşetti. Ondan sonra ”fe emmel yetime fe la teqar.” O zaman sen de yetimi azarlama. Nasıl sen yetimken Allah-u Teâlâ seni kollamış, seni korumuş, babasız dünyaya gelmiş, annesini çok küçük yaşta kaybetmiş bir insan olarak senin güven içinde, huzur içinde büyümeni sağlamışsa sen de yetimi hiçbir zaman azarlama, yalnız bırakma, mahrum etme.
”fe emmel yetime fe la teqar.” ”ve emmel sâ’ile fe la tenhar.” Arayış içinde olanı, isteğini azarlayıp da kendinden uzaklaştırma. İnsanlar gelip senden bir şeyler isteyecekler. İstedikleri yardım talebi olabilir, maddi anlamda olabilir, manevi anlamda, bana bir şey öğret, şu soruma cevap ver, bana bir fikir ver, elimden tut, destek ol, zor zamandayım, manevi desteğe ihtiyacım var, diyor olabilirler.
Herkes ”sâ’il” kelimesinin içine girer. Eğer senden biri bir şey istiyorsa sen de onu azarlama, kovma, kendinden uzaklaştırma. Sonrasında da en sonunda ”ve emmel bi nimet-i rabbike fe haddi.” Allah’ın, Rabbinin sana verdiği nimetleri hatırla. Onları anlat, onlardan bahset, nankörlük yapma.
Nimeti farkında olup, sen de o nimetin gereği gibi davran. Burada Allah-u Teala’nın o el-Vacid isminin hem maddi boyutu var, hem manevi boyutu var. Az önce dediğimiz gibi Peygamber Efendimiz’in yetim büyümesi ve onun manevi anlamda da maddi anlamda da korunup kollanması, Allah-u Teala’nın bunu bahşetmesi var. Peygamber Efendimiz’in cahiliye döneminin o bütün kötülükleri, o bütün zalimlikleri, karanlıkları içerisinde bir çıkış arayışı var, biliyorsunuz. Ve o arayış esnasında Peygamber Efendimiz’in yolunu bulamaz haldeyken Allah’ın ona peygamberlik gibi bir nimeti bahşetmesi ve hidayeti göstermesi var. Bu, bugün de her birimiz için geçerli ve her birimiz için de hidayete rehber olmak, yolunu şaşırmış, bize danışan, soran, yardım bekleyen insanlar için elinden tutma mecburiyetimiz. Tıpkı Peygamber Efendimiz’in o dönemdeki emekleri gibi bu da bizim bir mecburiyetimiz. Sonrasında da seni fakir olarak buldu da zenginleştirmedi mi diyor. Aslında o fakir olmak, Peygamber Efendimiz büyük bir aileye mensup, Kureyş’in en meşhur ailelerinden, en güçlü ailelerinden birinin evladı. Yok yoksul, muhtaç durumda bir insan değil ama oradaki fakirlik ve sonra zenginleşme manevi anlamlarda içeriyor.
Hani Hz. Hatice ile evlendikten sonra ticaret yoluyla Efendimiz’in daha zengin bir hayatı oluyor, o başka. Ama onun dışında kimsesiz yalnızken zenginleşip bir ailesi olması, çoğalması, evlatlara kavuşması, kimsesiz tek başına düşünürken acaba bu cahiliye bataklığında ne yapabilirim diye inzivaya çekilirken, öyle değil mi, Nur dağında, Peygamber Efendimiz’e Hiram’a arasında Cebrail aleyhisselamın gelmesiyle o yapayalnız halden kurtulup kendisine inanan mümin kardeşleriyle zenginleşmesi, bunların hepsi beraber düşünüldüğünde aslında bu büyük nimetlerin Allah-u Teala’nın El-Vacid ismiyle, o işte seni böyle buldu, seni şöyle buldu derken ki El-Vacid isminin yansımalarıyla bize ışık tuttuğunu söyleyebiliriz. Biz de bugün aynı şekilde hem arayışa devam etmeliyiz, hem okumaya, hem öğrenmeye, doğru bilgilerle,
bu sadece dini bilgi anlamında değil, tıbbi bilginin de doğrusunu öğrenmek zorundasınız, kulaktan dolma, yalan yanlış bilgilerle değil, dini bilginin de doğrusunu öğrenmek zorundasınız, hurafelerle, bidatlarla değil, gerçek, hakiki Kur’an’dan ve Sünnet’den beslenen bilgiyle buluşmak zorundasınız.
İnsanların oradan buradan dedikodu ile kulağınıza fısıldadıklarının hakikatini araştırmak zorundasınız, zandan, iftiradan, töhmetten, insanları bir şekilde dedikodu yoluyla karalamaktan uzak durmak için hakikati, doğruyu öğrenmek zorundasınız. Bu arayış hep devam etmeli insanda. O zaman işte aradığında Allah-u Teala senin karşına doğruyu çıkarıyor. Allah-u Teala sen aradığın zaman seni ruhunu doyuracak, zihnini besleyecek gerçek bilgiyle karşılaştırıyor. Orada da bulduktan sonra ben buldum, çok da mutlu oldum, ben erdim, ben oldum deyip de bir kenara çekilmek değil, o bulduğunu öğrendiğini diğer insanlara öğreterek, onların arayış yolculuklarına destek olmak da bir vazife olarak karşımızda duruyor. Bildiğin her türlü faydalı bilgiyi, bildiğin her türlü hayatı kolaylaştıran, insanı Allah’a yaklaştıran, aile huzurunu artıran, kendini kemal yolculuğunda geliştiren, ne varsa bildiğin, öğrendiğin, tecrübe ettiğin, onları diğer insanların arayışlarına cevap olacak şekilde sunmak da bu El-Vacid ismini fark etmiş insanların harcı. Bu da çok kıymetli ve diğer taraftan tabi nimete dair arayışımız bizim devam ediyor. İşte hepimiz ekmek peşindeyiz, rızkımızın peşindeyiz. E rızkının peşine koşan bir kardeşine yardımcı olmak da senin vazifen. Allah-u Teala seni nasıl doyurduysa senin de nafakanı paylaşman, ailenin rızkı için gayret etmen senin vazifen. Hani Allah sana nasıl iyilik ve ihsanda bulunduysa sen de insanlara öyle iyilik ve ihsanda bulun diye doğrudan emir var. O zaman burada işte, sahil olan, isteyen, muhtaç durumdaki, destek bekleyen herkesin yardımcısı olmak ve o arayışı kolaylaştırmak, zorlaştırmamak da Müslümanın görevi. Allah’ın El-Vacid ismini hakkıyla tefekkür etmiş ve bu ismin yansımalarını hayatında tecrübe etmiş olan insan hiçbir zaman bir başkasının arayışını zorlaştırmaz. Yolunu kapatmaz, önünü tıkamaz, hiçbir zaman arayışta olan birisinin üstüne basmaz. Aksine onun yolunu açar, kapıyı açar ki hidayetin ışığı girsin. O insanın yolunu açar ki bu hakikat yolculuğunda hızlansın.
Sadece onun değil bütün toplumun faydalanması adına bu son derece önemlidir. Onun için Peygamber Efendimiz’e Dua Suresinde Allah-u Teala’nın emir buyurdukları bugün müminler olarak hepimizi de son derece ilgilendirmektedir. Hocam insan kimi zaman sınırlarını unutuyor, kendisini haddinden fazla özgür ve her şeye sahip olduğu zannıyla baş başa buluyor.
Bu durumda El-Vacid ismi insanı Allah ve kul ilişkisine, insanın konumuna dair neler söyler? El-Vacid ismi Allah-u Teala’nın bilgisiyle alakalıdır dedik. Bu Esma-ı Hüsna’dan bu mübarek isim. Allah-u Teala’nın vasıtasız, eksiksiz, sınırsız bir bilgiyle her şeyi bildiğini öncelikle bize öğreten bir isimdir. Dolayısıyla insan kendi bilgisinin her zaman sınırlı olduğunu bir kere kabul etmelidir. Her zaman yanılma payı olduğunu, her zaman daha iyisini ve daha güzelini öğrenmesi gerektiğini, öğrenmenin sonu olmadığını ve öğrenilecek bilginin de Allah’a yaklaştıracak, hem ahlakını güzelleştirecek, hem ibadetlerini zenginleştirecek, hem diğer insanlarla ilişkilerini olgunlaştıracak, güzelleştirecek bir şekilde Allah’a yaklaştıracak bilgi olması gerektiğini unutmaması lazım. Gerekli gereksiz, mala yani benim ne işime yarayacak sanki dediğim şeyleri öğrenmek için uğraşmamak lazım. Bu çok önemli.
Diğer taraftan vacit isminde Allah’ın o bulması, her an istediğini istediği biçimde buluyor olması bizim kaçacak bir yerimiz olmadığını gösterir. Yani insanın saklanma, kaçma, gizleme şansı yoktur Allah karşısında. Allah’ın her yaptığını bilir. Niye yaptığını, ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne planladığını ve yaptıklarının sonuçlarının ne olacağını bilir.
O zaman bizim haşa Allah’ı aldatma gibi Allah’ı Teala bilmiyormuş, görmüyormuş, duymuyormuş gibi umarsızca yaşama imkanımız kesinlikle yoktur. Allah’ın her an bildiğini ve bizim ondan kaçma, saklanma bir şekilde Allah’a Teala’ya rağmen yaşama imkanımızın asla olmadığını bilerek yaşamak çok önemlidir.
Bu insanın Allah karşısında kul olarak acizliğini hissetmesiyle çok alakalıdır. Haşa hiç kimse kendisini gün gelip sahip olduklarıyla, bulduklarıyla övünerek Tanrı zannetmemeli, Tanrılaşmamalıdır insanoğlu.
Bu kısım çok önemli çünkü hiç farkında olmadan öyle bir kibirle, öyle bir enaniyetle insanlar kendilerini kainatın sahibi zannetmeye başlıyor ki dediğiniz gibi sahiplik iddiası emanetçi olduğumuzu bize unutturuyor.
Ne yapıyor? İşte şunun da sahibi benim, şu firmaların da sahibi benim, bu fabrikaların da sahibi benim, bu evlerin de sahibi benim, bu çocukların da sahibi benim, bu okulların da sahibi benim, bu makamın da sahibi benim. Sahibi sahibi bir sürü süre kendi kainatın sahibi zannediyor.
Halbuki sen insansın, sen sınırlısın, yaptıklarının hesabını vereceksin, sen emanetçisin ve bunları nimet olarak sen aradıkça o arayışa cevap verip de sana bulduran Allah’tır. Senin o işin varsa nasıl oldu? Gayret ettin, ettin, çalıştın, çabaladın, o işi, o imkanı, o fabrikayı, o tezgahı sana bulduran Allah’tır.
Dolayısıyla bulduranı unutmadan, Allah’ın hayatımızda şükür ve hamd makamında sonsuz derecede minnettar olarak, kul olarak Allah’ın karşısında bulunduğumuzu unutmadan yaşamak çok önemlidir.
Ve diğer taraftan yine onu mutlaka ekleyelim, evet bize buldurduğu gibi kardeşlerimize, çevremize, insanlığa da hayrı, güzelliği, nimeti paylaşarak çoğaltmak ve onların da bulmasını sağlamak için emek vermek zorundayızdır. Kıymetli hocam, bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
Değerli izleyenlerimiz, bugün El-Vacit isminin her şeyi bilen, hiçbir şeye muhtaç olmayan, emrini ve istediğini daima gerçekleştiren anlamına geldiğini tefekkür ettik.
Her an onun huzurunda ve onun gözetiminde olduğu bilinciyle yaşayan, gerçekleşen ve gerçekleşmeyen her şeyde hayır olduğunu bilen bahtiyarlardan olmanı yazıyla bir sonraki bölüpte görüşmek üzere esen kalın efendim. Allah’ım, Sen ki El-Vacit isminle her şeyi bilensin, hiçbir şeye muhtaç olmayansın, istediğini daima gerçekleştirensin. Ne yerde ne de gökte, zerre kadar hatta ondan daha küçük bir şey dahi senin ilmin dışında kalamaz. Senin gizli ve aşikâr, büyük ve küçük her şeyi bildiğin hakikatine göre yaşamayı, hal ve hareketlerimize her an huzurda, gözetim altında olduğumuz bilinciyle yön vermeyi nasip eyle bizlere. Allah’ım, kalbimizi birleştir, salih ameller için bir araya gelmeyi, birbirimize hayırlarda destek olarak rızâna mazhar olmayı nasip eyle. Bizi maddi ve manevi karanlıklardan ferahlığa ve selamete çıkar.
Allah’ım, her türlü hayrı, iyilik ve ihsanı, razı olacağın erdemleri, hidayet ve takvayı, iffet ve gönül zenginliğini senden niyaz ederiz. Her hâlimiz ve isteğimiz, her işimiz ve hedefimiz için sadece Sana sığınır, yalnızca senden yardım isteriz.
Dalalete düşmekten veya başkalarını dalalete düşürmekten, hataya düşmekten veya başkalarını hataya düşürmekten, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya cahillikle karşılaşmaktan da Sana sığınırız.
Allah’ım, kalpleri birbirine kenetlenmiş, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemeye ilke edinmiş müminler topluluğunu, birbirinden uzaklaştıracak her türlü zandan, kinden, hasetten ve riya’dan Sana sığınırız.
Müminlere sıkıntı ve eziyet verecek her türlü tuzaktan ve hileden de Sana sığınırız. Senin tuzak kuranların en hayırlısı olduğunu ikrar ederek, her çeşit kötülükten ve münafıklık alametinden de bizleri muhafaza etmeni niyaz ederiz.
Allah’ım, kalpleri birbirine kenetlenmiş, kendisi için istediğini müminler topluluğuna dair ve her türlü zandan ve riya’dan sana sığınırız.