El-Mukaddim ve El-Muahhir İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 40.Bölüm

El-Mukaddim ve El-Muahhir İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 40.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=G91eJXonBEo. Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler. Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Bazı şeylerin takdim edilip bazılarının tehir edilmesinin ardındaki hikmetler, sebepler ne olabilir? Müminin gönül tahtı, zihninin odak noktası, kim ve hangi konular için önceliklidir? Mümin için…

El-Mukaddim ve El-Muahhir İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 40.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=G91eJXonBEo.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Bazı şeylerin takdim edilip bazılarının tehir edilmesinin ardındaki hikmetler, sebepler ne olabilir? Müminin gönül tahtı, zihninin odak noktası, kim ve hangi konular için önceliklidir? Mümin için hakiki anlamda öne geçme ve geride kalmanın ölçütleri nelerdir? Dünyavi alanda önde olmanın da, geride kalmanın da bir imkana, bir nimete dönüşmesi nasıl bir idrakin sonucudur?
Tüm bu soruların içeriğini El-Muqaddim ve El-Mu’ahhir isimlerinin tefekkürüyle ele alacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk teşekkür ediyorum. Nasılsınız? Şükürler olsun elhamdülillah. Sizler de iyi misiniz Canan Hanım? Teşekkür ederiz hocam. Allah iyilik sağlık versin hem size hem de ekranları başında bizi izleyen bütün izleyicilerimize. Amin. Hocam El-Mu’qaddim ve El-Mu’ahhir isimlerinin manasıyla başlasak sohbetimize bu konuda neler söylemek istersiniz? Esma Hüsna’nın birbirini tamamlayan isimleri var. Çift olarak kullanılan ve anlamları da beraber kullanıldığı zaman daha kamil bir şekilde anlaşılan isimleri var. Bunlardan ikisi El-Mu’qaddim ve El-Mu’ahhir isimleri Cenab-ı Hakk’ın. El-Mu’qaddim öne geçiren demek, önde tutan demek. El-Mu’ahhir ise geride bırakan, arkada tutan demek. Allah-u Teala’nın bazı şeyleri önce yaptığını, öncelediğini, öne geçirdiğini, bazı şeyleri ya da bazı kimseleri veya bazı olayları geride bıraktığını, arkaya attığını ve onların ilerlemesine izin vermediğini anlatan iki isim bunlar. Hocam peki takdim ve tehir, fayda ve zarar, yüceltme ve alçaltma gibi anlamları ihtiva eden isimleri düşünürsek Rabbimizin bu isimler hangi sıfatlarıyla alakalıdır?
Allah-u Teala’nın birbirinin anlamını tamamlayan isimleri var dedik. Bunların içerisinde mesela Eddar ve Ennafiyye isimleri var. Zararı ve faydayı yaratan şeklinde birbirinin tam zıttı iki kavramın da Allah-u Teala tarafından yaratıldığına işaret ediyor.
Ya da Allah-u Teala’nın el-Mu’iz, izzet veren, yücelten ve el-Muzil, zillet veren, alçaltan şeklinde her iki durumu da Allah-u Teala’nın yarattığına delalet eden isimleri var. El-Mukaddim ve el-Muhahhir isimlerinde de öne geçiren, önceleyen ya da arkada bırakan, geri bırakan şeklinde yine birbirini tamamlayan bir anlam var.
Aslında Allah-u Teala’nın kainattaki her oluşu, olumlu ya da olumsuz her türlü gidişatı yaratan, onlara kendi iradesiyle karar veren ve onlar üzerinde söz sahibi olan, bunun hikmeti gereği Hakim ismi şerifiyle bunları var eden yaratıcı olduğunu biz bu birbiriyle zıt gibi görünen isimlerden anlıyoruz.
Çünkü hayatta hep ilerleme yoktur, bazen geriye düşme vardır, geride kalma vardır. Hayatta hep fayda yoktur, hayatta hep iyilik, güzellik yoktur, bazen zarar da vardır. Bu insanın başına imtihan manasında da gelebilir. İnsanın kendi yapıp ettiklerinin sonucu olarak maruz kaldığı birtakım zararlar da olabilir.
Ya da insanın kendi gayretleriyle yücelmesi olabilir, Cenab-ı Hakk’ın takdir buyurması ve insanın gayretiyle. Ya da insanın kendi yapıp ettiği yanlışların yüzünden esfel-i safiliğine aşağılığın en aşağısına düşmesi olabilir.
Ama hayat da bunların hepsi bir arada bulunduğuna göre ve bu hayatı da bütünüyle kuşatan, var eden, yaratan, yöneten Cenab-ı Hak olduğuna göre bu vasıfların hepsinin Allah’ın izni ve gücüyle, kudretiyle olduğuna işaret eden böyle birbiriyle zıt görünen isimleri var Allah’ın. Eğer biz Cenab-ı Hakk’ı sadece nafi’-i ismiyle, hep fayda veren ismiyle ya da hep mukaddim öne geçiren, ilerleten ismiyle anlatmaya çalışırsak yanılırız. Çünkü hayatta iniş çıkışlar var, hayatta iyi günler, kötü günler var, hayatta insanların zoruna giden şeyler var, kolayına giden şeyler var.
Dolayısıyla bu ikilemler, ikilikler, farklılıklar birbirini tamamladığında hayat bütünü oluştuğuna göre Allah’ın bu farklılıkların hepsini yaratan yüce kudret olması gerekiyor. Burada tabii ki şöyle bir şey yok.
Allah’ın göz göre göre zarar verir, Allah’ın bile isteye insanların zararına olacak şeyleri, insanların bu dünyasını karartacak şeyleri yaratır. Böyle bir şey yok elbette.
Burada dediğimiz gibi Cenab-ı Hakk’ın insana taşıyamayacağı yükü yüklemeyeceğini açıkça ifade buyuran ayetlerinden de anladığımız üzere gücünü yettiğince onu imtihana tabi tuttuğunu, bu imtihanın içinde güzelliklerin de olduğunu ama zorlukların da olduğunu, başarıların da olduğunu ama başarısızlıkların da olduğunu ve bunların her birini Allah’ın yarattığını takdir ettiğini,
kader dediğimiz o muhteşem ölçüyü, planı, o döngüyü Cenab-ı Hakk’ın yarattığını anlamamızı sağlayan isimler bunlar. Hocam peki Müslüman için hakiki anlamda önde olma ya da geride olmanın ölçütleri, kıstasları nelerdir? Öncelikle Allah Teala’nın katında neyin önde olduğunu, neyin geride olduğunu bilmek gerekir.
Bir Müslümanın kendi zihin dünyasını inşa edebilmesi için yani doğru davranışı seçebilmesi için, doğru kararları, doğru fikirleri, doğru idealleri edinebilmesi için Allah Teala katında neyin öncelikli olduğunu, neyin ise geride kaldığını bilmesi gerekir. Bunu bize öğreten de Kur’an-ı Kerim’dir ve Peygamber efendimiz’dir doğal olarak.
Orada Allah Teala’nın mukaddim ismiyle öne çıkarttığı, değer verdiği, öncelediği şeyler hep sıralıdır, bellidir. Nedir? Allah Teala ilahi kitapların gönderdiği yüce kitapların Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere ne kadar öncelikli, ne kadar değerli ve benzersiz güzellikte ve özellikte olduğunu anlatır. O zaman bir Müslüman zihninde, dünyasında, yaşantısında Kur’an-ı Kerim’i öncede, öncelikli tutmak zorundadır. Arkaya atmamalıdır, ona sırtını dönmemelidir, Kur’an-ı Kerim’den uzaklaşmamalıdır. Benzer şekilde yine Allah Teala’nın bize bildirdiğine göre Peygamberler çok öncelikli insanlardır.
Evliyaullah, Allah’ın sevgili kulları ya da salih kulları, muhsin kulları, iyiliği seven iyilikten yana olan kulları hep öncelikli Allah’a yakın insanlardır. Dolayısıyla bizim kendi hayat felsefemizi inşa ederken nasıl yaşayacağımıza, kimlerle oturup kalkacağımıza, neler yapacağımıza dair kararlarımızı belirlerken,
Kur’an-ı Kerim’in önceliklerini öne çekmemiz ama Kur’an-ı Kerim’de aman uzak durun deyip de arkamızı atmamızı, sırtımızı dönmemizi istediği şeylere karşı da uzak durup dikkatli olmamız gerekir. Sözgelimin haramlar bize daima geride uzakta olmak zorundadır.
Eğer haramı önceliyorsanız hayatınızda, haramla eğlenceyi sözgelimi, haramla kazanmayı önceliyorsanız faiz kazancıyla kendinizi öne çıkartmaya ve zengin etmeye çalışıyorsanız orada bir sorun vardır. Siz bir Müslüman olarak aslında haramı faiz gelirini geride tutmanız gerektiğini, hayatınızın dışına atmanız gerektiğini fark edememişsiniz demektir.
Benzer şekilde eğer siz açıktan günah işlemeye önem vermeyen, fasık, bidatlarla meşgul olan, hurafelerin peşine düşen, Kur’an’dan, peygamberden nasibi olmayan insanları dost edinip onları hayatınızda öncelikli bir yere oturtuyorsanız,
kalbinizin baş köşesine onlar kurulmuşsa orada bir problem var demektir. Çünkü kafirlerle, facirlerle, yalancılarla, inkârcılarla, Allah’ın diniyle alay eden, cahillerle arkadaş olmamak Kur’an’ın emridir. Dolayısıyla onları uzakta tutmak, geriye atmak, mümini öncelemek, salih insanlarla, iyi insanlarla birlikte olmak için gayret etmek gerekir.
Bu önceliklerimizi belirlemek konusu, Allah’ın neyi el-Muqaddim ismiyle öne çıkarttığını ve neyi de geride bıraktığını bilmemizle çok alakalıdır. Diğer taraftan insanoğlunun dünya-ahiret dengesinde neyi önceleyeceği de çok önemlidir.
Çünkü hayat içerisinde birtakım meşgalelerimiz var, çok doğal olarak hepimizin vazifeleri var, sorumlulukları var, hakları var ve hangisini önceleyeceğiz, hangisinin peşine düşeceğiz, hangisini daha çok dile getireceğiz, hangisini daha çok üstleneceğiz, hangisini biraz daha geriye iteceğiz, biz kendimiz karar veriyoruz.
Peki bu durumda dünya ve ahiret arasındaki o dengeyi ayarı, o terazinin iki kefesini düşündüğümüzde hep dünyayı öncelersek ne olur? Dünya tarafı ağır bastığı zaman denge bozulur. Dolayısıyla biz hep dünyalık işler peşinde koşuyorsak, mesela kazanç peşinde koşan bir esnaf, bir dükkanı var,
gelene gidene, müşterisine doğal olarak hizmet ediyor ama o kadar çok işiyle uğraşıyor ki namazları kaçırıyor. Dolayısıyla ahiretle ilgili kısmı, Allah-u Teala’nın verdiği sorumlulukla kul olma bilinciyle ilgili, ibadetle ilgili kısmı atladığı için, geriye bıraktığı için, dünya kazancını öncelediği için yanlış yapmış oluyor. Peki bunun yanlış olduğunu ne zaman görecek?
İşte İnfitar suresinin 5. ayeti kerimesinde bununla ilgili çok güzel bir ifade var. Cenab-ı Hak buyuruyor ki kıyamet koptuktan sonra, işte o gün herkes neyi öne çıkarttığını, neyi de geride bıraktığını apaçık görecek. Burası gerçekten çok etkileyici.
Sen neleri hayatında önemli bulmuşsun, nelere daha çok vakit ayırmışsın, ne için daha çok gayret sarf etmiş ya da para dökmüş, alın teri dökmüş, gözyaşı dökmüş ve uğraşmışsın, neler senin için öncelikli olmuş ama neleri unutmuşsun, neleri geriye bırakmışsın, arkanda kalmış, umursamamışsın, ertelemişsin,
bunu diyor kıyamet koptuktan sonra hesap günü herkes, her kul görecek diyor Kur’an-ı Kerim’de. O zaman bizim daha o gün önümüze çıkmadan önce bu günden bizim için ertelemememiz gereken, öne almamız, hep önceliğimiz bu olmalı diyeceğimiz neler var? Bunu hayatımızda daima dikkatle incelemeliyiz. Biz pek çok kere mesela çalışan kadınlar olarak, anneler olarak hep bunu söyleriz.
Ailemiz önceliğimizdir. Biz kendi kariyerimiz için evlatlarımızı geriye bırakmayız, arkamıza atmayız. O çok önemli değil, ağlasa da, karnı aç olsa da, ödevini yapmasa da, ben geleyim de şu makaleyi bitireyim. Asla diyemezsiniz. Evladınız her zaman önceliğinizdir, sorumluluğunuzdur ve onun iyi bir insan olarak yetişmesi. Ya da eşiniz her zaman ailenizin bütünleyici parçası olarak sizin sorumluluğunuzdur.
Dolayısıyla onunla geçirilecek vakit, ona verilecek emek her zaman öncelikli olarak olmazsa olmaz vakit ayırmanız gereken durumdur. Ondan sonra kendinize ayrıca belli idealleriniz için, gayeleriniz, hedefleriniz için vakit ayırmak istediğinizde o zaman sanatla meşgul olabilirsiniz, edebiyatla meşgul olabilirsiniz, yazarlık yapabilirsiniz ya da bir ressam olur, tablolar üretirsiniz.
Bir evro sanatçısı olursunuz ama oraya gelmeden önce mutlaka ana sorumluluğunuz kul olarak Allah’a karşı nedir, namazını kıldın mı? Ondan sonra teknenin başına geç evronu at. Öyle değil mi? Namazını kıldın mı? Ondan sonra oturma kaleni yaz. Bunlar hep bizim önceliğimizi doğru belirlememizle alakalı. Eğer bu öncelikler şaşarsa, insan hangisini öne alacağını ya da hangisini biraz erteleyebileceğini şaşırırsa o zaman hayatın dengesi bozulur. İşte o zaman yanlış yere yatırım yaptığınız için bir takım kazançlarda görünseniz bile, kariyerinizde çok güzel yükseltseniz bile söz gelimi, aile fertlerinizi ihmal ettiğiniz için büyük bir pişmanlık sizi beklemektedir. Bu pişmanlık bu dünyada da olabilir, ahirette de olabilir. Eğer siz ticaretle meşgulken, ticarete kendinizi son derece kaptırmış gece gündüz yolculuklarla büyük bir iş adama olarak koşturmaktayken, orucu bırakmışsınız, namazı bırakmışsınız, cumaya gitmemişsiniz, o ay hiç Kur’an okumamışsınız, bu ertelemenin verdiği acıyı bir gün mutlaka yaşayacaksınız demektir.
Bu dünyada kazanıyor gibi olabilirsiniz. Büyük paralar bu gayretleriniz karşısında Allah Teala mutlaka o sebep sonuç ilişkisiyle emeğinizin karşılığını verir. Gayretleriniz karşısında zengin olabilirsiniz. Ama ahirete yönelik yatırımlarınız fakir kaldığı için, zayıf kaldığı için bunun pişmanlığını mutlak surette ya bu dünyada ya da ahirette yaşarsınız.
Onun için insanın neyi önceleyeceğini ve Cenab-ı Hakk’ın neyi öncelememizi istediğini bilmesi ve Allah Teala’nın neleri geri bıraktığı konusunda da dikkat kesilip kendisinin bilhassa dediğim gibi hırslarının, arzularının, heveslerinin peşinde koşmaktansa imanının, aklının peşinde koşarak bu tercihi doğru yapması önemlidir.
Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi öne geçirdiğimiz ve tehir ettiğimiz konular var. Bunun için çok çaba gösterdiğimiz, gayret gösterdiğimiz ama biz ne kadar çaba gösterirsek gösterelim. Bazen bu çabuk olur, bazen geç olur, bazen de hiç olmaz. Sanki bu durumda bizi bir kader kavramına bir pencere açmamız gerektiğine götürüyor.
Peki hocam kader kavramına bir pencere açsak kadere iman eden müminin zihin kodları nasıl olmalıdır? Doğru ve yanlış kader inançları nelerdir? Bu konuda ne söylemek istersiniz? Esma Hüsnâ ile ilgili bu sohbetlerimiz esnasında kader konusuna çok sık geldik. Pek çok kere bunu tekrarlamak zorunda kaldık. Çünkü kader aslında Allah-u Teala’nın belirlediği o bütüncül planı, ayarlamayı ifade eden bir kelime ama o sırada mutlaka insanın da kendi iradesiyle ve kendisine tanınan alanda yapıp ettiklerinin kaderinde etkisi var. Dolayısıyla aslında kader konusunda Allah-kul ilişkisinin, Allah-kul işbirliğinin çok ciddi bir yansıması var. Biz kaderi sadece kulun kendi yapıp ettiklerinin sonuçları, işte hayatın senin tercihlerindir deyip bırakamayız.
Kader o kadar değildir. Çünkü ne kadar yapsan, etsen, uğraşsan tercihte bulunsan da son sözü Cenab-ı Hak söyler. Son kararı Cenab-ı Hak verir. Son dileme O’na aittir.
Son yaratma O’nun takdirindedir. Bu kesinlikle unutulmaması gereken bir husustur. Bunu unuttuğunuz zaman insanı tanrılaştırmış olursunuz. Kendi aklının, kendi zekasının, kabiliyetlerinin, yeteneklerinin, bedensel ve zihinsel gücünün tam olarak mükemmel bir şekilde kullanma suretiyle onu çok iyi bir noktaya taşıyacağını ve bu konuda şaşmaz bir başarı elde edeceğini zanneden insan yaratmış.
Yanılır. Çünkü kendini tanrı zannediyor demektir. Halbuki sen kulsun. Kul daima yapar eder, gayret eder, uğraşır üzerine düşeni yerine getirir ama son sözün, son kararın Allah’a ait olduğunu aklından çıkarmaz. Dolayısıyla her yapıp ettiklerinin yanı başında dua eder. Daima Allah’la olan gönül bağını canlı tutar. Allah’ım ben bunu yapıyorum, ben buna gayret ediyorum ama sen bunu hayırla neticelendir.
Sen bunu başarıya ulaştır. Sen bunun olmasına karar vermedikçe ben bunu kesinlikle yapamam. Ben bunu farkındayım. Kul olarak sınırlarımı biliyorum der. Bu inanç ve bu tevekkülle Allah’ı Teala’ya dua eden bir kul olmadıkça sizin neyi öncelediğiniz, neyi arkaya bıraktığınız hiç önemli değildir.
Bu hususta o kadar ilginç örnekler hayatımızda karşımıza çıkar ki söz gelimi hacca gidiyor hacılarımız. Kurağa da çıkıyor. Kurağa’ya başvurdum, çıktım. Paramı yatırdım, yatırdım. Pasaportum geldi. Havalimanına gittim, gittim. Havalimanından geri dönen yolcularımız var. Hacca gidemiyor. Ama her şeyi yapmıştı. Her şey yolunda gibiydi. Allah’ı Teala’dan davet çıkmamış diyoruz biz. Yani o son sözü Allah’ın söylediğine dair inancımız çok güçlü olmalı.
Diğer taraftan sadece her şeyi kader dediğimizde bütünüyle zaten olup bitecek her şeyi Allah’ın yazdığını, çizdiğini ondan sonra da insanı hiçbir şekilde burada tercih kullanma ihtiyar ya da irade hakkı tanımadığını düşünürsek orada da yanılırız.
O zaman biz bir kuklaya döneriz. Oysa Allah’ı Teala niye cenneti ve cehennemi var etmiştir? Demek ki bizim bir tercih hakkımız vardır. Kendi zihnimizle, zekamızla, kendi irademizle, isteğimizle, aklımızla bir tercihte bulup şunu yapacağım, şunu söyleyeceğim, şuraya gideceğim, şununla oturup kalkacağım, şuradan para kazanacağım diyorsak eğer o iyiyse sonu cennetle ödüllendirecektir. Ama kötü tercihte bile bile ısrarcıysak o zaman da onun cezasına hazır olmamız gerekir. O halde kader dediğimiz olay insanın Allah’ın önce ona gösterdiği iyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin üzerinden güzeli, iyi, doğruyu tercih etme mesuliyeti ve bu mesuliyetten sorumluluktan sonra da o iyiyi yaptıktan sonra Allah’ın Teala’dan hayırlı sonuç bekliyor. Yani bu yalanın sonu cennetlemesi. Siz önünüze bir olay çıktı, yalan söyleseniz başınızı kurtarabileceksiniz ama Allah’ın Teala size yolu gösterdi. Dedi ki yalan söyleyen ziyandadır. Peygamberi Allah’ın Resulü ısrarla yalanın sonunun cehennem olduğunu ama sıtk dediğimiz sadık olma, doğru sözlü olma, özü sözü bir olma davranışının da sonunun cennet olduğunu bize mürdeledi.
Şimdi bu durumda, bu yol ayrımında sen yalan söylesem başımı kurtarırım ama benim derdim başımı burada kurtarmak değil, ahirette kurtarmak ve ben onun için burada doğru sözlü olacağım dediğin zaman, bunun üzerinde ısrarla durup doğruluğu öncelediğin zaman, yalanı geri bıraktığın zaman Allah’ın Teala’dan bununla ilgili hayırlı bir netice beklemek de senin vazifendir.
İşte orada Allah’ı Teala ödüllendirir. Er ya da geç. Bu dünyada ya da ahirette insanın doğru tercihlerini, kaderini de ona göre şekillendirerek ödüllendirir. Ama sen eğer yalan söylersen sonra da ne yapalım kaderim buymuş, yalan söylemek benim kaderimde varmış dersen herkes sana güler. Çünkü hiç kimse yanlış tercihlerinin ve bile isteği yaptığı kötülüklerin faturasını Cenab-ı Hakka kesemez.
Bu noktada bizim mukaddim ve muahhir isimleri üzerinde de şöyle düşünmemiz gerekir. Allah’ı Teala bazen uğraşırız, gayret ederiz ama onu hemen yapıvermez, onu öne çekivermez, o başarıyı getirivermez mesela. Biraz tehir eder yani muahhir ismiyle geride bırakır. Uğraşırsın, uğraşırsın bir türlü alamazsın.
Gayret edersin, koşarsın, koşarsın bir türlü sonuç çizgisine, finish’e varamazsın. O zaman Allah’ın bir bildiği vardır. Allah’ı Teala senin görmediğini görüyor, senin bilmediğini biliyor. Geleceğini ve geçmişini bir arada görerek değerlendirebiliyorsan bu değerlendirmeye bizim kul olarak teslim olmamız gerekiyor. İşte orası Müslüman olma, teslim olma, kendisini Cenab-ı Hakk’ın kudretine, iradesine ve hikmetine teslim etme rıza makamıdır ve çok değerlidir. O zaman Allah’ın bazı şeyleri öncelemesini el-Muqaddim ismiyle, mesela evlendiğimizde bize hemen bir bebek vermesini isteyebiliriz. Hemen olsun, öncelensin bir an önce kavuşalım, bana yakın olsun ama o muahhir ismiyle geciktirebilir. O zaman biz deriz ki vardır bir bildiği. Bu noktada teslimiyet çok önemli, duaya devam etmek çok önemli, Allah’a güvenmek çok önemli, benim iyiliğimi istediğine emin olmam çok önemli. Kulun Allah-u Teala ile olan sevgi bağı ve güven bağı burada devreye giriyor.
Allah-u Teala’nın tehir ettiği, ertelediği, geciktirdiği şeylerin bazen bizim için çok daha hayırlı olduğunu görme şansımız olacak. Hocam bu güzel sohbetimizi toparlamak adına, bu isimlerimizin el-Muqaddim ve el-Mu’ahhir isimlerinin ahlakımıza, hayatımıza tecellisi ne olmalıdır? Cenab-ı Hakk’ın sebep ve sonuçları yarattığını biz biliyoruz, buna iman ediyoruz. Allah-u Teala bazı sebepleri önce yaratır, o sebeplerden dolayı da bazı sonuçları onun arkasından yaratır. Sebeb ve sonuç ilişkisinde aslında kulun iyiliği üretecek, iyilik sonucu doğuracak davranışlar yapması çok önemlidir. Sen sebebini işle, o sebepten dolayı Allah-u Teala hayır yaratsın, güzellik yaratsın, fayda yaratsın, insanın kendine ve çevresindekilere, toplumuna, insanlığa faydası olacak sonuçlar yaratsın. Bu aslında çok önemli bir bilinç noktasıdır.
Evet, sebepleri de sonuçları da Cenab-ı Hak yaratır ama bizim kul olarak bilmemiz gereken o sebepler içerisinde bizim üzerimize düşen kısımda bir sebep oluştururken herhangi bir sınıfta öğretmen öğrenciler arasında söz gelimi öyle bir tepki verir, öyle bir davranış sergiler, öyle ağır konuşur ki herkesin mutsuz olmasının ve o dersin başarısız geçmesinin sebebini bizzat o öğretmen kendisi oluşturmuş, üretmiş olur. Bu davranışlarda sonuçta mutluluğu, sonuçta huzuru, sonuçta birliği, beraberliği, kardeşliği, mümin kardeşliğini doğuracak hayırlı sebepler işlemek kulun vazifesidir. Bir kere bunu asla unutmamak lazım.
Diğer taraftan Allah-u Teala’nın Kuran-ı Kerim’de İslam dininin kaynaklarında yani Kuran-ı Kerim’de ve sünnette, hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz’in yaşam biçimine bakarak neleri öncelememizi istediğini, nelere daha çok eğilmemiz, ağırlık vermemiz, acele etmemiz istediğini
unutmamamız lazım. Aman ne olacak sonra yaparım deyip de ertelenemeyecek şeyler vardır. Bizim hayatta neyi erteleyebileceğimiz bu kalsa da olur. Bu yaşamsal bir şey değil. Bu bir vakit olduğunda yapılabilir. Bu bir hobi. Bu sadece keyif için. Bu bir heves. Ama asla vazgeçemeyeceğim, hemen derhal yerine getirmem gerek.
Ezan okundun, namazını kılmak zorundasın. Öyle değil mi? Cenaze. Bir insan vefat ettiğinde derhal üzerine düşen görevi yaparsın, defnedersin, geciktirmezsin. Bunlar aslında bizim günlük hayat içerisinde Allah-u Teala’nın bize verdiği sorumlulukların hangisini derhal öne çekeceğiz ve neyi önemsiyoruz bunları Cenab-ı Hakk’ın bize öğrettiği sırayla yaşamamız çok önemlidir.
Niye değilse eğer sıramız şaşarsa, önce yapmamız gerekenler arkaya kalırsa pişman oluruz. Dolayısıyla bizim Allah-u Teala’nın el-Muqaddim ve el-Mu’akhir isimlerinin tecelli ettiği bir kul olabilmemiz için neyi önceleyeceğiz? Neyi ise geriye bırakabiliriz. Bunun bilincinde olmamız son derece önemli. Hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.
Değerli izleyenlerimiz bugün Rabbimizin el-Muqaddim isminin dilediği şeyi öne alan, önde bulunduran anlamına geldiğini tefekkür ettik. El-Mu’akhir isminin de geriye bırakan, erteliyen anlamına geldiğini gördük. Tercih ve gayretlerimizin konumları belirlemede etkili olduğunu idrak etme, öne geçmeyi hakkını teslim ederek,
geride kalmayı kendini yeniden imar etme süreci bilerek fırsata dönüştürmeni yazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın. Allah’ım, el-Muqaddim isminle öne alan, önde bulunduransın, el-Mu’akhir isminle de geriye bırakan, erteliyensin.
Senin her hükmünün, her takdirinin hak olduğuna, ilmin ve hikmetinin geriye olduğuna hakiki olarak teslim olmuş, mutmain kullarından eyle bizleri. Allah’ım, dünya ve ahirette en yüce mertebenin senin muhabbet ve rızana erişmek, sana yakın olmak olduğunu idrak etmeyi nasip eyle. Düşüncelerimiz, isteklerimiz, ideallerimiz ve yaşantımızda öncelikli ve değerli olan şeylerin öne geçmek, önde olmak istediğimiz hususların rızana uygun olmasını nasip eyle. Rızana ulaştıracak mekanlarda ve sohbetlerde bulunmayı, bize seni hatırlatacak müminlerle hemhal olmayı lütf eyle.
Böylece sana yakın olmada her daim önde olan vahdiyar kullarından eyle bizleri. Allah’ım, hayırlı işlerde, iyilik ve hasenatta, rızana eriştirecek hal, makam ve imkânlarda öne geçenlerden olmayı lütf eyle.
Dünyavi açıdan öne geçirdiğin hususların hakkını vermeyi, imkân ve lütufları doğru işlerde kullanmayı, Ümmeti Muhammed’e faydalı olacak işlerde hemhal olmayı nasip eyle. İlim ve hikmetinin gerince geride bıraktığın, tehir ettiğin hususları da kendimizi yeniden imar etme süreci olarak idrak etmeyi, bu zamanları fırsata dönüştürmeyi lütf eyle.
İsyan ve inkârda, haksızlık ve zulümde, kibir ve riyada öne geçerek azabı hak edenlerden olmaktan, rahmetinde ve muhabbetinde geride kalmaktan muhafaza eyle bizleri.
Altyazı M.K.