El-Kâdir ve El-Muktedir İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları -Esma’dan İnsana 39.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=x6fihBBw7ZY.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. Tefekkür etmesini bilen için Kudret’in bir aynası ya da yansıması olan şu kâinat kimin eseridir? Kâinattaki asıl olan acziyet durumuna karşılık mutlak ve ekmel surette kadir olanın gücünü, Kudret’ini doğru anlamak için hangi örnekleri tefekkür etmek gerekir? Kudret’i bütün kayıtları aşanın, onların üstünde olanın iradesine teslim olmak, insanı nasıl bir bakış açısına, nasıl bir tercih noktasına eriştirir? Bugün Rabbimizin el Kadir ve el Muktedir isimlerinin tefekkürüyle Kudret’in kaynağını, eserlerini ve bize bakan yönüyle tecellilerini konuşacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Canan Hocam. Nasılsınız? Şükürler olsun siz de iyisiniz inşallah. Teşekkür ederim hocam. Allah’ım iyilik versin. Hocam ilk olarak bugünkü isimlerimizin manasıyla başlasak,
el Kadir ve el Muktedir isimlerinin manaları nelerdir? El Kadir gücü yeten demek aynı zamanda da bir ikinci manası, her şey bir ölçüye göre bir denge içerisinde ve bir plan dahilinde yaratıp var eden ve yöneten demek. El Muktedir ise gücü sınırsız olan demek. El Kadir ismi Allah-u Teala’nın el Kadir ismi ve el Muktedir ismi.
Bu üç isim Kur’an-ı Kerim’de ayet-i kerimelerde geçer her birisi. El Kadir gücü yetenken, Kadir mutlaka gücü yeten, gücü yetmemesi gibi bir şey söz konusu olmayan demektir. El Muktedir ise gücü sınırlandırılmayan, sonsuz bir güce sahip olan demektir. Her birinin anlamı biraz daha pekişecek şekilde aslında Allah-u Teala’nın kudretine işaret eden isimlerdir.
Diğer taraftan da kader kelimesi de kudret kökünden gelir biliyorsunuz. Kader de bir ölçü bir plan dahilinde yaşananlar demektir. Kaderimiz de böyleymiş deriz. Kadir ismi Allah-u Teala’nın kaderi yaratan anlamında aslında bir plana göre, belli bir işleyişe, bir sisteme göre ve bir ölçüye göre, ince bir ayara göre her şeyi yaratan.
Gelişi güzel değil, her şeyi son derece düzenli, planlı ve ölçülü yaratan anlamına da gelir. Hocam alimler, Kadir isminin irade sıfatıyla da ilişkili olduğunu söylemişler. Allah’ın irade sıfatı deyince peki ne anlamalıyız? Onun kadir oluşuyla iradesi arasındaki ilişkiyi nasıl anlamlandırmalıyız? Eğer kainatta herhangi bir şey var olmuşsa mutlaka onun var olmasını Allah-u Teala murad etmiştir.
Yani istemiştir, dilemiştir. İrade, Allah-u Teala’nın bir şeyi istemesi, bir şeyin olmasına karar vermesi, bir şeyin oluşuna ya da olmaması konusundaki son karara, Allah-u Teala’nın muradıyla, iradesiyle, hükmüyle o son noktayı koyması demektir. Aslında burada irade insanda da var olan bir şeydir. Yani Allah-u Teala’da bir külli irade vardır. Asla sınırlanamayan, o genel ve güçlü irade Allah-u Teala’ya aittir. İnsanda ise bir cüzi irade, daha küçük sınırlı, daha parça halinde var olan ama bir şeyleri istemek, dilemek, onun için kararlar vermek gibi insanın kendi çapında bir küçük iradesi vardır. Allah-u Teala’nın iradesiyle insanın iradesi arasındaki fark, Allah-u Teala bir şey istemişse kesinlikle yapar, kesinlikle o şey olur. Olmaması gibi bir imkan söz konusu değildir. Bütün mahlukat bir araya gelseler, Allah-u Teala’nın yapmak istediği bir şeye engel olamazlar. Ya da bütün mahlukat, insanlar, cinler, melekler, hayvanlar, hepsi toplaşsalar, Allah-u Teala’nın olmamasına karar verdiği bir şeyi olduramazlar.
Bir damla yağmur yağdıramazlar, bir küçük bebek yaratamazlar, bir ufacık karıncanın karnını doyuramazlar. Dolayısıyla bir şekilde eğer Allah-u Teala murad etmişse, iradesi varsa Cenab-ı Hakk’ın bir konuda o mutlaka olur. Oysa insan istediğinde bu bazen olabilir, bazen olamayabilir çünkü sonuçta Allah’ın istemesine bağlıdır. Sen bir şeyi çok istersin, sınavda başarılı olmayı çok istersin, gayret edersin, çalışırsın,
ya da yaptığın yemeğin lezzetli olmasını çok istersin, misafirlerini bu akşam çok güzel ağırlamak istersin. Her şeyi ayarlamışsındır ama nihayetinde her şeyin yolunda gitmesini sağlayan Allah’tır. O sınavda son başarıyı sana tevfik dediğimiz o nihayi başarıyı veren ancak Allah’tır. Dolayısıyla insanın iradesi bir yere kadardır, gayreti bir yere kadardır.
Ama Allah’ın gayretinde, iradesinde ve yaratmasında bir sınır yoktur, sonsuzdur, bir yere kadar değildir. Allah’ın kudreti, kadir oluşu, muktedir oluşu herhangi bir şarta da bağlı değildir. İşte şöyle şöyle olursa bu gerçekleşir, böyle böyle olursa Allah bunu yaratır, böyle bir şey yok. Allah’ı Teala sebepsiz de yaratabilir. Evet, kainatta bir düzen vardır. Sebepler ve sonuçlar birbirini takip eder. Sünnetullah dediğimiz işte rüzgar esince, bulutlar oluşunca, yağmurun yağması gibi, yağmur yağınca toprağın canlanıp da buğday başağının filiz vermesi gibi bir sünnet bir adet, işte koyunun süt vermesi, arının bal yapması gibi sünnetullah dediğimiz bir düzen vardır.
Ama bazen Allah’ı Teala o düzenin dışında da yaratabilir. O çünkü belli bir şarta bağlı olmadan her şekilde yaratmaya kadirdir. Muktedir oluşu böyle bir şeydir. Evet, bir insan dünyaya gelecekse bir annesi bir babası olur. Ama Allah Hz. İsa’yı yaratmıştır. Bir baba olmadan da yaratmaya kadir olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla bir şekilde insanın Allah’ı Teala’nın kadir ya da muktedir isimlerini tefekkür ederken bu noktada dikkatli olması gerekir. Gücü sınırsız olan, herhangi bir şarta bağlanmaksızın, istediğini istediği an, istediği şekilde yapabilen kudretine hiçbir şekilde sınır getirilemeyen Cenab-ı Hak’tır.
Hocam, Rabbimizin kadir ve muktedir isimlerini açıklarken gücünün sınırsız olduğunu her şeye kayıtsız şartsız gücü yettiğini ifade ettiniz. İnsanın serüvenine baktığımızda da gücünün sınırları olduğunu biliyoruz. Ama Rabbimizin biraz adaletinin, biraz ilminin, biraz hikmetinin gereği insana kısmi de olsa güç verdiğini görüyoruz. Peki gücümüzün yetmediği durumlarla karşılaştığımızda hangi erdeme kuşanmak gerekir? Az önce irademizin sınırlı olduğunu ve irade gücümüzün bulunduğunu seçme ve karar verme yetkilerimizin olduğunu ama elbette bunların bir sınırının olduğunu konuştuk. Benzer şekilde gücümüz de sınırlıdır. Bir insan hep isteyip, hep isteyip ama oturduğu yerden Allah bana göndersin diye beklemesi mümkün değildir. İstemesinin yanında bir de bir şeyler gayret edip, yapıp, oluşturup, üretip sonra sonucu Allah’tan beklemek zorundadır. Peki o üretimi nasıl yapacaktır? Gücüyle yapacaktır. Bu bazen zihin gücüdür. Ders çalışacaksın, aklın çalışacak ki sen ders çalışacaksın. Bu bazen parasal güçtür. İşte bir iyilik yapayım diyeceksin ki bir yetimhane açayım. E paran olacak ki o yetimhanenin binasını yapacaksın, o çocukların ihaşesini, ibadetini karşılayacaksın. Sadece dilemek yetmez bazen. Maddi güce ihtiyacın vardır bazen.
Fiziksel güce, işte bir namaz kılayım, Allah’a dua edeyim. E bir kalkıp abdest alacak, öyle değil mi? Yerinden hareket edecek gücün olması gerekir. O güç de senin Allah tarafından verilen sınırlı gücüne dahildir. Dolayısıyla hem yüreğinin gücü, sevginin gücü, imanının gücü. Hem gözünün görmesi, kulağının duyması, ağzının dilinin konuşması gibi bedensel fiziksel gücün.
Hem zihninin, aklının çalışması, üretmesi, planlar yapması gibi zeka kapasiten hafıza gücün. Bunların hepsi Allah’ın insana verdiği güç, kudret içerisinde değerlendirilebilir. Ama tabii ki sınırlıdır. Evet çok zeki, dünyanın en zeki insanı olabilirsin. Ama bazı şeylerin Allah’ın izin vermediği noktada sırrını çözemezsin.
Bir gayb âlemiyle ilgili, melekud âlemiyle ilgili açıklamada bulunamaz. Susar kalırsın. Çünkü Allah’ın ilmi sınırsızdır. Ama senin onu bilme gücün sınırlıdır. Benzer şekilde çok güçlü bir pehlivan olabilirsin. Son derece büyük bir kahraman olabilirsin. Ama o mutlaka bir yerde senin aşamayacağın, ancak etrafındakilerin yardımıyla ve hep birlikte Allah’ın yardımını istemenizle aşabileceğiniz sorunlar mutlaka olacaktır. Dolayısıyla gücün hep sınırlıdır. Ve bir yerde tıkandığın zaman işte o an kim sana yardım edecektir? Senin gücün yetmediği zaman sana şifayı kim verecektir? Kalkayım bir namaz kılayım dedin ama elin kolun kalkmıyor. Ya Rabbi sen şifa ver, güç ver, kuvvet ver. La havle ve la kuvvete illa billah. Allah vermedikçe güç kuvvet kudret söz konusu olamaz. Diyen sen değil misin? Evet. O zaman bir yerde tıkandığın zaman maddi anlamda, zihinsel anlamda, manevi anlamda, yüreğinin insanın yorulduğu, zayıfladığı, çaresiz kaldığı zaman ona yeniden toparlanma gücünü veren nedir? Yine Cenab-ı Hak’tır.
İşte bunların hepsi Allah’ın o kudretiyle el-Kadir, el-Kadir ya da el-Muqtadir isminin tecellisiyle söz konusu olabilir. Bir şeyi çözmek için uğraşırsınız, çalışırsınız, düşünürsünüz bir türlü bir yol aklınıza gelmezseniz bir anda a dersiniz. Şöyle yaparsam bu işi halledebilirim. O uyanışı, o farkındalığı aklınıza o çözümü getiren kimdir? Cenab-ı Hak’tır.
Bu da Allah’ın kudretinin bir eseridir. Yani yolda yürürken gördüğünüz ve hayran olduğunuz bir demet papatya, kenarda mis gibi kokan bir demet nane, pazara gittiğinizde gördüğünüz çeşit çeşit meyve sebze Allah’ın kudretinin eseridir. Kadir oluşunun her şeye gücü yetişinin eseridir. Kudreti Kemaline kurban olayım derdi rahmetli anneannem.
Çok güzel bir söz. Gördüğü çok güzel bir şey karşısında, mesela çok güzel bir çiçek karşısında, çok güzel bir bebek karşısında anneannem derdi ki kudreti kemaline kurban olayım. Yani senin bu kudretinin en üst düzeyde, kemal noktasında, muhteşem düzeyde karşıma çıkışı beni o kadar heyecanlandırıyor ki Allah’ım ben buna kurban olayım.
Bu güzelliğe, bu sanata, bu yaratışa, bu düzene, bu uyuma ben hayran olayım, kurban olayım. Dolayısıyla insanın aslında tıkandığı zaman da Allah-u Teala’dan gelecek güce, desteğe, yardıma ihtiyacı olduğunu bilmesi bir kere kulluk bilincinin önemli noktalarından birisidir. İnsan sadece bireyi düşünmeyelim. Bir ordu içinde olabilir İslam ordusu, Peygamber Efendimiz’in zamanında düşünün ki kendilerinden kaç kat daha fazla müşrik ordusuyla karşı karşıya geldiğinde kimdir onların zafere erişmesini, onların gayretini zaferle sonuçlandırıp da onların kazanmasını sağlayan? Cenab-ı Hak’tır.
Orada Allah’ın kudretidir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de der ki sen attığında, sen atmadın Allah attı. Yani sen o oku attığında, sen o kılıcı salladığında, sen Allah’ı inkar eden ve size yok etmek üzere, üzerinize yürüyen, yeryüzünden İslam’ı silme gayesiyle size savaş açanlara karşı kaldırıp da o kılıcı salladığında, o oku attığında o senin kudretin değil, attığında atan Allah’tır. Dolayısıyla aslında insanın az önce dediğiniz gibi kendi sınırlı kudretiyle, gücüyle iyi bir şeyler yapmak için, hayatını devam ettirip çoluk çocuğunu büyütmek için, işini gücünü yapmak için, düşünün bir bakır döven bakırcıyı, öyle değil mi? Bir dikiş diken terziyi, devamlı o çekici sallayan güç, devamlı o kasnağı sallayan kudret nereden gelir? O denge Allah’ın işte insana verdiğidir. Ama bir yerde artık eğer yapamaz hale gelmişsen, orada Rıza makamı işine girer, razı olursun. Allah’tan beklersin. Dersin ki, Ya Rabbi, sen sıhhatin, afiyetin, bereketin, başarının bana devamını nasip eyle. Güçün, kudretin, senin yolunda kullanacağın bir iktidarın, senin yolunda kullanacağın bir imkanın bana devamını nasip eyle. Bu her mümin kul için böyledir. Dolayısıyla burada bizim o kişisel gücümüzün, kudretimizin, iktidarımızın aslında kişisel bir şey değil, insanlığın faydasına olacak şekilde bizi geliştirdiğini ve o
gerçek iktidar sahibi olan Cenab-ı Hakk’ın kudretinden bize bir damla lütfu olduğunu bilerek hareket etmemiz gerekir. Hocam, insana Rabbimizin sınırlı bir güç ve kudret verdiğini biliyoruz. Belki de bu yüzden insan mükellef. Bakara suresi 286. ayette de insanın sadece gücünün, kuvvetinin yeteceği şeylerden sorumlu tutacağı ifade edinmiş. Peki bunun ölçüsü nedir? Yani bizim bir şeye gücümüzün yeteceği ya da yetmeyeceğine dair sınırları anlamamızın ölçüsü. Nefsimize ağır gelen, zor gelen şeylerde buna gücümüz yetmiyor diyebilme şansımız var mıdır? ”Lâ yükelifullâhu nefsem illâ vüs’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mek tesebet” Aslında bu çok net ve çok açık bir ilki. Allah Teala bir cana taşıyamayacağı yükü yüklemez diyor. Beş vakit namaz kıl. Kılamıyorum çok zoruma gidiyor. Taşıyabileceğin bir şey ki Allah senden bunu istedi. Hastaysan işte hamileysen, yolcuysan senin bu yükünü hafifleten zaten Allah’tır.
Der ki namazlarını cem ederek kılabilirsin, işte iki rekata indirebilirsin, uyuyakalmışsan kaza edebilirsin, hastaysan oturarak kılabilirsin, yatarak kılabilirsin. Kolaylaştırıyor Cenab-ı Hak. Hangi durumdaysan gücün neye yetiyorsa o kadarıyla mükellefsin.
Ama eğer sağlıklı bir bireysen beş vakit namaz beni çok zorluyor, nefsime zor geliyor diyerek vazgeçemezsin. Dolayısıyla aslında başımıza illa bir imtihan gelmesi gerekmiyor. Günlük hayat içerisinde de sorumluluklarımızın bize ağır geldiği zamanlarda Allah Teala’nın bir cana hiçbir zaman
onun taşıyamayacağı kadar yük yüklemeyeceğini yani Allah’ın zulmetmeyeceğini, eziyet etmeyeceğini, işkence etmeyeceğini bilerek hareket etmemiz gerekir. Eğer bu sorumluluğu vermişse sen de o ışığı görmüş demektir. Eğer bu mesuliyeti sana yüklemişse senin onu kaldıracak, taşıyacak kadar güçlü olduğunu biliyor demektir.
Sen henüz bu gücünü keşfedememiş olabilirsin. Sen bunu yapamam zannedebilirsin. Oysa kendine dönüp baktığında hem bedensel hem de zihinsel anlamda gücünü topladığında bunu yapabileceğini göreceksin. Burada aslında Allah Teala’nın insana insandan daha fazla güvenen, insana insandan daha çok değer veren ve ondan iyilik bekleyen, hayırlı salih amel bekleyen bir yüce yaratıcı olduğunu da fark etmemiz gerekir. Sen diyorsun ki bir avuç Müslüman ne işe yarar? O bir avuç Müslüman’a Allah Teala öyle güveniyor ki onlara öyle büyük mesuliyetler, sorumluluklar yüklüyor ki altında ezilip kalmıyorlar. Aksine şahlanıyorlar ve bir ümmeti kurtarıyorlar. Dolayısıyla aslında bu bir öğretmen olabilir. Yani benim nasıl buna gücüm yetsin, başa çıkamam dediği sınıfla bir bakıyorsunuz. Gücünü topladığında, bir plan program yaptığında, kendine güvendiğinde, Allah’tan yardım isteyip de yola çıktığında o sınıftan ne muhteşem sonuçlar alabiliyor. Asla adam olmaz, tövbe iflah olmaz dediğiniz çocukları, öğrencileri, gençleri bir bakıyorsunuz ki
muhteşem bir şekilde yetiştiriyor ve topluma kazandırıyor. Bunu nasıl yapıyor? İşte Allah Teala’nın bir varlığa, bir cana hiçbir şekilde taşıyamayacağı yükü yüklemediğini ancak kendi kudreti, gücü, iradesi ve imkanı kadar o insana sorumluluk verdiğini bilerek ve buna inanarak yapıyor.
Bunu bilmek aslında aynı zamanda insanların birbirlerinin kudretini, gücünü ve iktidarını ölçmesiyle de çok alakalı bir şeydir. Yani karşınızdakini Allah Teala size nasıl zulmetmiyorsa siz de o şekilde zulmetmeyeceksiniz. Hani bir çocuğa taşıyamayacağı kadar büyük bir poşeti vermeyiz. Al bunu götür taşı. Kocaman bir cam kâseyi vermeyiz çünkü taşıyamaz kırar. Göz göre göre yapamayacağını ondan beklemek ona zulümdür. Ona aslında eziyettir. Onun kendine olan güvenini kırıp yok edip perişan edip yerle yeksan edip ondan sonra bir ömür bu acıyla yaşamasıdır. Allah Teala bunu insana yapmaz. Allah Teala eğer bir insanı herhangi bir yerde konumlandırmışsa, ona bir makam, bir sorumluluk, bir vazife vermişse
ya da bir şeyle imtihan ediyorsa onun bunu kaldırabileceği kadar enerjisi, gücü, imkanı, iradesi, sabrı, cesareti, imanı, ümidi var demektir. Kendi o sırada bunu fark edemese bile insanlar birbirlerine bunu tavsiye ederek, hakkı ve sabrı tavsiye ederek birbirlerini teşvik ederek
o kudreti, o gücü ortaya çıkartıp, zorluklarla mücadelede de, günlük hayatta iyi ve güzeli üretmekte de birbirlerine yardımcı olup aslında Allah Teala’nın bu Kadir isminden destek alabilirler. Ama eğer insan ben acizim, hiçbir şeye gücüm yetmez deyip de tembelliğe işi vurursa o zaman elbette ki sorumluluğu yerine getiremeyecektir.
Elbette Allah’ın ona verdiği mesuliyeti de, görevi de yapamayacak. Onun karşısında ödülü de kazanamayacaktır. Dolayısıyla burada bizim Allah’ın bize verdiği değeri ve güveni fark edip bir o kadar da kendimize güvenmemiz, kendimize değer vermemiz ve gücümüzü keşfederek o gücümüzle iyilik üretmek üzere uğraşmamız gerekir.
Hocam bu güzel sohbetimizi toparlamak adına da, El Kadir ve El Muktedir isminden nasibimiz ne olmalıdır? Elbette güç hepimiz için çok değerli. Gücünü toplamak, gücünü kullanmak, güçlü olmak, güç devşirmek, bunlar hayatta hep karşımıza çıkan şeyler ama güç zehirlenmesine asla ve asla düşmemeliyiz.
Gücün sahibini kendimiz zannedersek, bu güç bize ait ve istediğimiz gibi kullanırız zannedersek, güç zehirlenmesine girmişiz demektir. Gücün sahibi Allah’tır. Kudretin sahibi Cenab-ı Hak’tır. Her daim istediğini istediği şekilde yaratan ve istemediğini de engelleyen Allah-u Teâlâ’dır.
Allah-u Teâlâ’nın kudreti karşısında aslında hepimizin son derece sınırlı gücümüzle, son derece sınırlı aklımızla, o aciz bedenimizle, O’na muhtaç birer varlık olduğumuzu, o kudret ve kuvvet vermedikçe hiçbir şekilde ayakta kalamayacağımızı ve bir yaprak bile kıpırdamayacağını bilmemiz gerekir.
Diğer taraftan insanoğlunun elindeki gücü iyilik için kullanması çok önemlidir. Allah-u Teâlâ evet her şey kadirdir, Allah-u Teâlâ muktedirdir. Allah’ı sınırlayan mı var? Yok. Ona rağmen Cenab-ı Hak sabırlıdır, saburdur. Ona hakaret ederler, ona isyan ederler, ona nankörlük ederler, onun varlığını inkar ederler ama Allah hâlâ onlara rızık vermeye devam eder, sabreder.
Allah onlara süre verir, mühlet verir, bir gün hidayete erecekleri, bir gün Cenab-ı Hakk’ın yoluna, İslam’ın yoluna, imanın yoluna gelecekleri ümidiyle peygamber onları davete devam eder.
Dolayısıyla Allah-u Teâlâ gibi kudreti ve gücü sonsuz olan o yüce Rabbimiz nasıl sabırlıysa, affedici ise, hoşgörülüyse, insanlara karşı rıfk sahibi, refik ise bizim de benzer şekilde güce sahip olduğumuz noktalarda
affedici olmayı, hoşgörülü olmayı, o gücü iyilik için kullanmayı, sabırlı olmayı, aceleci olmamayı bilmemiz gerekir. Allah-u Teâlâ’nın öfke ve gazap anında peygamber efendimize eziyet edenler hatırlıyorsunuz, taifte taşlandığında peygamberimiz ona inanmayıp, bir de onu taşa tuttuklarında, hani dilersen bu iki dağı birleştirsin Allah bu kavmi helak etsin. Hayır onlar bilmiyorlar diyor peygamberimiz. Bilmiyorlar, öğrendikleri zaman iyi birer Müslüman olacaklar. Dolayısıyla Allah-u Teâlâ gazaplandığında bile acele etmeyerek mühlet verir, cezalandırmaz, süre tanır. O zaman bizim güç sahibi olduğumuzda anne baba güçlüdür çocuğuna karşı, çok öfkelenmiş olabilir, sabredip cezada acele etmeyip onun yanlışını düzeltmesi için süre vermelidir. Öğretmen, müdür, imam her türlü idareci öyle değil mi? Güç sahibidir ya da zengin, elinde para vardır, kudreti vardır, iktidar sahibidir.
O zengin o parayla iyilik için uğraşmak ve herhangi bir şekilde gücünü kötüden, şerden, ziyandan, fitne fesattan yana kullanmamak zorundadır. O zaman Allah-u Teâlâ’nın Kadir ve Muktedir isimlerinden biz ne almalıyız? Cenab-ı Hakk’ın bu sonsuz kudretiyle ne kadar merhametli olduğunu,
bu sonsuz kudretiyle ne kadar adil, adaletli olduğunu hatırlayarak biz de gücümüzün olduğu alanlarda ve güç kullanma şansına sahip olduğumuz durumlarda adaletli, merhametli, insaflı, sabırlı olmayı bilmeliyiz. Hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum.
Değerli izleyenlerimiz bugün el-Kadir ve el-Muktedir isimlerinin her şeye gücü yeten, kayıtsız ve şartsız, sonsuz ve sınırsız kudretin sahibi olan anlamına geldiğini tefekkür ettik.
Dünyavî bütün teşebbüs ve ihtiyaçları, ilgi ve alakaları, beklenti ve ümitleri O’nun kudretine teslim olanların kazandığı adil ve hikmetli bir nazarla değerlendirme niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın efendim.
Allah’ım sen ki el-Kadir ve el-Muktedir isimlerinin gereğince her şeye gücü yeten, kayıtsız ve şartsız, sonsuz ve sınırsız kudretin sahibi olansın. Allah’ım senden, senin ilim ve kudretinden hayır bekleriz. Senin büyük ve engin lütuflarından niyaz ederiz.
Sen Kadir’sin, her şeye gücün yeter. Bize ihsan ettiğin sınırlı ve kayıtlı olan güç ve kuvvetlerimizi hayırlarda kullanmayı, adaletli olmayı nasip eyle. Tüm imkan ve gücümüzün senin emanetin olduğu bilincini her daim taşımayı lütfeyle.
Allah’ım her ihtiyaç ve sıkıntımızı giderecek kudrete sahip olasın. Acizliklerimizi sana arz eder, kimi zaman çözmeye güç yetiremediğimiz müşkülleri hayra çıkarmanı niyaz ederiz. Allah’ım cümle varlığı ilkten yarattığın gibi ahirette de yeniden diriltmeye, yaratmaya kadir olduğuna, bu vaadinin hak olduğuna iman ederiz.
O gün simalarında secde izi bulunan, azaları salih amellerine şahitlik eden, cennet kapılarında selam hitabıyla karşılanan bahtiyarlar zümresinden olmayı nasip eyle. Allah’ım sonsuz kudretinle ihsan ettiklerin imtihan olduğu gibi, vermediklerin de hikmetinin geriyi olan bir imtihandır. Hikmetin ve ilmin gereği verdiğin hükümlere mutlak irade ve kudretine teslim olmayı nasip eyle.
Allah’ım, dünyevi bütün ilgi ve alakaları, beklenti ve ümitleri, senin kudretine teslim olanların kazandığı, adil ve hikmetli bir nazarla değerlendirmeyi lütfeyle bizlere.
Altyazı M.K.