El-Zâhir ve El-Bâtın İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 42.Bölüm

El-Zâhir ve El-Bâtın İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 42.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=PM_fuCy3cbE. Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler. Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın işittiği, dokunduğumuz her varlık, kainattaki muhteşem düzen, her şeyin sonlu ve sınırlı oluşu, kimin varlığını, birliğini, mutlak kemalin yegâne sahibi oluşunu…

El-Zâhir ve El-Bâtın İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 42.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=PM_fuCy3cbE.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın işittiği, dokunduğumuz her varlık, kainattaki muhteşem düzen, her şeyin sonlu ve sınırlı oluşu, kimin varlığını, birliğini, mutlak kemalin yegâne sahibi oluşunu aşikar eder. Tüm varlığın ve eşyanın şehadeti bir kenara, olan biten her şeyin bir hikmet ve gayesinin olması, bizi hangi hakikate ulaştıran apaçık bir delildir.
İnsan, kainatın varlığına ve birliğine şehadet ettiği Cenab-ı Hakk’ın mahiyetini tam anlamıyla idrak edebilir mi? Bugün, Ezzahir ve Elbâd’ın isimlerini tefekkür ederek pek çok sorumuza cevap bulacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum. Nasılsınız? Şükürler olsun. Sizler de iyisiniz inşallah. Teşekkür ederiz hocam. Allah sağlık, afiyet versin. Amin. Hocam, Ezzahir ve Elbâd’ın isimlerinin manası nedir?
Bugün sohbetimize bu soruyla başlasak. Ezzahir ve Elbâd’ın isimleri, Allah-u Teala’nın anlam bakımından birbirini tamamlayan ve birbiriyle uyum içinde olan iki ismi, Esma Hüsna içerisinde, özellikle sufilerin üzerinde çok durduğu tasavvuf ehlinin özellikle izah etmek, anlamak ve anlamlandırmak için çok emek verdiği iki isim. Ezzahir aslında görünen, belirgin olan, aşikâr olan, apaçık olan demektir. Fakat Allah-u Teala’nın ismi olarak, Ezzahir ismi, delillere bakarak, yarattıklarına bakarak, nimetlerine bakarak, var olduğunu apaçık bir şekilde anladığımız yüce varlık demektir.
Kendisini her ne kadar göremiyorsak da, kendisine bakarak, bugünkü bu hayattaki gözlerimizle ve imkanlarımızla onu görmeye uygun yaratılmamışsak da, onun var ettiği düzeni, onun yarattığı kâinatı, varlık âlemini görüp, onun kudreti, onun cömertliği, onun hâkimiyeti hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz
ve bunları mutlaka bir yaratan var diyerek, aşikâr bir şekilde apaçık varlığını delillerle ikrar edeceğimiz yüce yaratıcı demek. Ezzahir bu apaçık görünürlüğe işaret. El-batın ise, tam tersine gizliliğe işaret. Batın gizli demek, kapalı olan, görünmeyen demek.
Allah-u Teâlâ’nın varlığını göremeyişimiz. Allah-u Teâlâ’nın varlığı konusunda bir tasavvurda ve bir hayalde bulunamayışımız anlamına geliyor. Diğer taraftan ezzahir ve el-batını beraber düşünerek anlamlandırdığımız zaman, Allah-u Teâlâ’nın gizli açık her şeyi bildiğini bize ifade eden iki isim mesela bunlar.
Allah-u Teâlâ’nın görünen ya da görünmeyen bütün mahlukatı yarattığını bize ifade eden iki isim. Allah-u Teâlâ’nın gizli açık her türlü nimeti bize bahşettiğini gösteren iki isim. Dolayısıyla kainattaki görünürlük, bilinirlik ve bilinmezlik gizlilik konusunda, bütün boyutlarıyla her anlamda ve her şekilde Allah-u Teâlâ’nın yaratan, yöneten, bilen, değerlendiren, hükmeden varlığını işaret eden iki isim olarak biz ezzahir ve el-batını kullanıyoruz. Hocam ezzahir isminin akli delillerle varlığı apaçık olan anlamına geldiğini söylediniz. Peki bu akli delilleri nasıl özetleriz?
Allah-u Teâlâ insanı bir akıl verdi. Aklımızın tabii ki bir sınırı var. Fakat insan aklı onu diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği düşünerek insanoğlu aklını kullanarak doğruyu bulmaya,
iyi üretmeye ve en önemlisi de kendisini yaratan yüce Rabbimizin böyle bir yüce yaratıcının olduğu konusunda ikna olarak kabul etmeye yatkın bir varlık. Dolayısıyla aklımız aslında bizi doğrudan Allah’a götürüyor. Peki nasıl etrafımızdaki örgü dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ve bu yaşamın düzeni ve bu düzen içerisinde var olan çok hassas ayarlar, çok hassas dengeler insana bunu mutlaka bir hesaplayanın olduğunu çok açık gösteriyor. Sözgelime vücudumuzda öyle bir hormonal denge var ki öfkelendiğimizde, üzüldüğümüzde, yaşlandığımızda,
efendim çok heyecanlandığımızda, spor yaptığımızda, anne olduğumuzda hormonlarımız düzenli bir ayarlama içerisinde devamlı değişiyor. Bazı hormonların miktarı düşüyor bazıları yükseliyor bazıları birbirine eşit hale geliyor bazıları bir anda sıfırla. Bu nasıl oluyor? Bizim vücudumuzun kan akışını düzenleme şansımız yok mesela.
Kalbimizin atış hızını ritmini düzenleme şansımız yok. Nasıl oluyor da o düzenli bir şekilde ritmini ayarlayan bir sistemle yaratıldı? Bu çok miligramlık hormon ayarlamalarını kim yapıyor? Dolayısıyla bir şekilde aslında sadece kendi varlığımızda bedenimize bakarak bile dengeyi bulabileceğimiz,
o hassas ayarlara hayran olabileceğimiz bir yaratılıştayız. Aklımız diyor ki mutlaka bunu bir yapan var. Bu öyle rastgele tesadüfen oluvermez. Hayatımızda bile biz herhangi bir şeyi rastgele tesadüfen yapıvermeyiz. Bir emek veririz bir düşünürüz bir planlarız bir malzeme toplarız. Peki bizi var eden kim? Bizi düşünen planlayan bir yüce kudret bizi yaratan kim?
Bu aklın Allah’ı bulmasına yönelik çok güçlü bir soru ve diyor ki mutlaka benim üstümde beni, annemi, babamı, arkadaşlarımı en güçlü, en zengin, en akıllı varlıkları aşan bir üst aşkın bir kudret olmalı.
İşte o deliller, o apaçık, zahir, görünen deliller zahir olan Allah’ın isimlerinden birisine bizi götürüyor bir Allah, bir yaratıcı var. Diğer taraftan aslında insanın hiçbir şeyin boşa yaratılmadığını, her şeyin bir anlamı olduğunu ve yaşadıklarının da bir anlamı olduğunu fark ettiği bir süreçtir hayat.
O sırada anlayamazsınız bu niye böyle oldu? Sonra dersiniz ki aslında öyle güzel ayarlamış ki Allah-u Teala bu iş olmayınca doğrudan şu devreye girdi ve buradan öyle büyük hayırlar çıktı ki biz olmayınca çok üzülmüştük ama aslında ne kadar birbiriyle uyumlu bir şekilde oradan bir hayır çıkacak.
Kim ayarlıyor? Bunu bir anlam ve bir gaye ile, bir maksatla var eden her hayvanı, her bitkiyi insanoğluna bambaşka faydalar sunacak şekilde ayrı ayrı niteliklerde her otun bile her bitkinin bile içerisindeki çok ince örüntülerle insanın farklı hastalıklarına şifa olacak biçimde bir gaye ile kim yaratıyor? Bu apaçık deliller insanoğlunu gayetsiz bir şey olmadığına göre bu gayeyi güden kim? Allah’a götürüyor. Dolayısıyla aklın dediğiniz gibi Allah’ın varlığını ve birliğini burası çok önemli ispatlayan hali ki Kur’an-ı Kerim’de de der eğer birden fazla tanrı olsaydı bunlar birbiriyle çekişirken birbiriyle tartışırken birbirileriyle uyumsuzluk yaşarken
kainat bir hale gelirdi. Birden çok tanrı olamaz. Birliğine götüren bir bakış da aklımızın zorunlu bakışı bizi tek yüce yaratıcıya götürüyor ve işte bu aslında Allah’ın varlığının apaçık ortada oluşuna biz Allah-u Teala’nın Ezzahir ismiyle ifade ediyoruz.
Hocam insanoğlu tarih boyunca Rabbimizin zatını sıfatlarını yani tabircayse mahiyetini merak etmiştir anlamaya çalışmıştır. Peki Zahir ve Batın isimlerinin geçtiği hadis suresi 3. ayeti de düşünürsek ilgili ayet ve hadislerden de hareketle bu sorulara nasıl bir cevap vermek gerekir?
Allah-u Teala bizi işitir bizi görür Allah-u Teala bizim her yaptığımızı gizli açık her işimizi bilendir. İnsanoğlu Allah-u Teala elbette merak etmiştir Peygamber efendimiz’e de sormuşlardır.
Sen Rabbin nasıl bir yaratıcı nasıl bir ilah nasıl bir tanrı bize bir tasvir et bize bir anlat. Çünkü insan neden put yapar? İnsanlar somut olsun göreyim dokunayım dolayısıyla bu benim tanrımdır diyerek daha kolay inanayım diye put üretirler.
Oysa görünmeyen kendisi bilinmeyen ama bilebilmemiz için kendisini deliller gösteren bir yaratıcıya iman etmek çok daha büyük bir başarıdır ve erdemdir. Dolayısıyla aslında Peygamber efendimiz’e de sormuşlardır. Sen Rabbin nasıl bir ilah diye insan hep bunu merak etmiştir ama insan aklı Allah-u Teala’nın nasıllığını çözebilecek kapasitede değildir.
Hani biz de bir mutfak robotu üretiriz işte bir mikser üretiriz ya da deriz ki bu rondonun gücü ancak şu kadar vat. Bundan fazlasını çekmez daha güçlü bir şekilde doğrasın ister de zorlarsan yanar motoru.
İnsan aklı da böyledir. Daha sınıf Allah’ın varlığı ile ilgili Allah-u Teala’nın zatı ile ilgili neye benzer bunları düşünmeye başlasan yanar aklın. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın eserlerine bakarak, yarattıklarına bakarak, nimetlerine bakarak gizli açık verdiği aslında delillere, sinyallere ispat edici apaçık ayetlere bakarak Allah’ın var olduğuna ve bir olduğuna inanır. Diğer taraftan Allah-u Teala’nın ez-zahir ve el-batın isimlerinin bu gizli ve aşikar dengesini kurmada hayatımızda çok büyük bir önemi vardır. İnsanoğlu sınırlı bir varlıktır. Aklına kadar sınırlıysa duyuları da o kadar sınırlıdır. Söz gelmiş şu duvarın arkasında ne var ben göremem ki. Birinin bana göstermesi lazım.
Oysa Allah-u Teala için gizli olan hiçbir şey yoktur. Allah-u Teala için saklanabilecek, gizlenebilecek, o fark etmeden yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Allah-u Teala Ayet-i Kürsi’de hep okuyoruz. La tehuzu hu sinetun ve la nehu. Ne uyuklar ne de ona bir uyku hali, ona bir gaflet hali gelir.
Allah-u Teala daima her an her şey farkındadır. Ama insan öyle mi? İnsan bazı şeyler kendisine gizli kaldığı için bir konuda çok eminim kendimden dediğinde bile arada bir şaşırabilir. Çünkü bir bakar ki hiç bilmediği, haberi olmayan, görmediği ya da kendisinden saklanan bir delil bir anda olayın gidişatını değiştirir. Ben bunu bilmiyordum. Ben bu detaydan habersizdim der.
Oysa Allah-u Teala’ya gizli kalan hiçbir detay yoktur. Dolayısıyla ez-zahir ismi Allah-u Teala’nın hiçbir şey ona gizli kalamaz anlamına da gelir. El-Batın ismi hiçbir şey Allah-u Teala’nın görmesi, duyması ve yönetmesi ile ilgili o kudretin dışına çıkamaz anlamına da gelir. Diğer taraftan yine ez-zahir ve el-Batın isimlerinde nimetleri bir vurgu vardır.
Allah-u Teala’nın bizim için yarattığı görünen nimetler vardır. İşte elma vardır, ekmek vardır, evlatlarımız vardır, eşlerimiz vardır, gördüğümüz giysilerimiz vardır. Somut ama bir de görütmeyen nimetler vardır. Yüreğimize verdiği bir ferahlık vardır. Allah içime bir rahatlık, gönlüm itme inan oldu, gönlüme sindi. Kimdir senin ruhuna, gönlüne o sırada bir ferahlık veren, bunu içine sindiren? Bir mutluluk var bu sabah içimde. O enerjiyi sana veren kimdir? Allah-u Teala’nın öyle nimetleri var ki görünmez, bir anda aklıma geldi, bir anda meseleyi çözdüm.
Aklının o sırada muhteşem bir işleyişle, o nöronların birbiriyle, muhteşem bağıyla, o akımla o meseleyi çözme kudretini, o aydınlanmayı, o ışığı kimdir veren? Böyle bir de görünmeyen nimetleri vardır Allah-u Teala’nın. Zahir ve Batın isimleri bunlara da işaret eder. Görünen, görünmeyen bütün nimetleri yaratan. Bir de Allah-u Teala’nın görünen varlıkları vardır.
İşte dağlar, ovalar, çocuklar, bitkiler, kelebekler. Bir de görünmeyen varlıkları vardır. İşte cinler, öyle değil mi mesela? Melekler, öyle değil mi? Peki onları yaratan kim? Görünen, görünmeyen her türlü varlığı yaratan da Allah-u Teala’dır.
Dolayısıyla bu el Zahir ve el Batın isimlerinin Cenab-ı Hakk’ın kuşatıcılığı ile bilgisinin kuşatıcılığı, yaratıcılığının kuşatıcılığı, Cenab-ı Hakk’ın ikram ve izzet sahibi cömert oluşunun kuşatıcılığı, rahmetinin kuşatıcılığı gibi,
hidayetinin kuşatıcılığı gibi gizli ve açık her şeyi kapsayan kuşatıcı isimlerle çok doğrudan alakası vardır. O zaman bizim zihnimizde Allah inancı ve yaratıcı fikri çok daha net ve çok daha derin bir şekilde yerleşir.
Hiçbir boşluk kalmadan, hiçbir eksik noksan kalmadan, hiçbir kapalı durum kalmadan, her şeyiyle, gizlisiyle, açığıyla, büyüğüyle, küçüğüyle, başıyla, sonuyla, her şeyiyle kainata hakim bir yaratıcı. Bu fikrin oluşmasında el Batın ve el Zahir isimleri son derece kıymetli.
Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi Esma şarihlerinden bir kısmı Zahir ve Batın isimlerine gizli ve açık nimetleri veren anlamını vermişler. Hatta şarihlerden biri şöyle bir açıklamada bulunmuş. Allah’ın nimetleriyle Zahir, rahmetiyle Batın, kullarını sıkıntıdan kurtarmasıyla Zahir, inayetiyle Batın olduğunu ifade etmektedir demiş. Peki Allah’ın rahmetini, inayetini hak etmek için ne yapmak gerekir?
Allah’ın bize çok yakın olduğunu biliyoruz. Şah damarınızdan daha yakın ifadesi Kur’an-ı Kerim’in, işte bu şah damarın ne kadar her an seninle ise, ondan kopman ayrılman mümkün değilse ve o şah damarın her atışında sana varlığını hatırlatıyorsa, Cenab-ı Hak da o kadar sana varlığıyla yakındır. Allah-u Teala mekandan münezzehtir, sağda solda, önda, arkada, yukarıda, aşağıda gibi mekansal açıklamalar yapmayız. Ama onun her an, her yerde var olan kudreti, şah damarımızdan bize çok daha yakın oluşu, bir kere bizim hiçbir şekilde aklımızdan çıkmamalıdır. Bu bize ne sağlar? Her yaptığımızı Allah-u Teala’nın varlığını düşünerek yapmamızı. Eğer onu razı edecek, onun hoşuna gidecek bir şeyse, yapmak için gayret etmemizi ama onu öfkelendirecek, onun yasakladığı bir şeyse yapmaktan çekinmemizi sağlar. Daima hayatımızı Allah-u Teala’nın rızasına ve hoşnutluğuna uygun bir şekilde planlamamızı sağlar. Ve bu aslında Allah’ın inayetini, yardımını da beraberinde getirir.
Bu şuna benzer aslında çok daha basit bir örnek üzerinden anlatırsak, bir arkadaşınızla bağınız ne kadar güçlüyse, ona ne kadar yakınsanız, iyi günde, kötü günde hemen onu ararsınız. Başınızda herhangi bir sıkıntı olsa hemen ona bir başvurursunuz, sorarsınız. Ya da bir acil destek gerektiğinde, ya da çok mutlu olduğunuzda bir şeyi kutlamak için hadi gel diye yine ona uzanırsınız.
Ama bir arkadaşınızla uzun zamandır görüşmediğinizde o uzun unutkanlıklar sizin ilk etapta aklınıza onu getirmez. Nece sonra onu hatırlarsınız? Allah-u Teala’yı devamlı yakınında tutmakta, devamlı beş vakit namaz kılmak, beş vakit namazdan sonra elini açıp ona yalvarmak, onunla konuşmak, onu zikretmek, devamlı onun varlığını hatırlayarak yaşamak da aslında hem iyi günde hem kötü günde ilk önce Allah’ı hatırlamayı, ondan yardım istemeyi zordaysak, dardaysak ve onun inayetinin de hemen bizimle olmasını sağlar. Ama sen onu unutursan Allah da seni unutulanlar arasına alır. Bu çok tehlikelidir. Çünkü haşa Allah unutur mu? Allah-u Teala hiçbir şeyi unutmaz. Bu insan için geçerli. Ama ihmal edilip bir kenarda kalmış zavallı insanların vasfı nedir? Allah’ı unutmalarıdır. Dolayısıyla eğer Allah’ın yardımının, Allah’ın desteğinin, Allah’ın rahmetinin ve bereketinin senin üzerinde devamlı olmasını istiyorsan, sen de onu devamlı anmalısın ve devamlı onunla yaşamalısın.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde genç bir sahabeyi öğüt verirken diyor ki, sen Allah’ı an ki o da seni ansın. Öyle değil mi? Yani sen Allah-u Teala’nın razı olacağı işlerle meşgul ol ki tek derdin o beni beğensin yeter. O hoşnut olsun yeter. O razı olsun. Ben daha başka hiçbir şey istemiyorum. Tek derdin bu olmalı.
İnsan nasıl sevdiğinin gözüne girmek ister, o beni beğensin diye güzel giyinir, o beni daha çok takdir etsin diye güzel konuşur, o mutlu olsun diye hediyeler alır. Allah’ı seven insan da devamlı o beni sevsin diye onun hoşuna gidecek işler yapar. O razı olsun yeter ki o hoşnut olsun diye onun rızasına, hoşnutluğuna erişmek adına emek verir. Ne yaparsam beni beğenir diye gayret eder. Dolayısıyla boş vermişsen ama Allah beni sevmiş sevmemiş beğenmiş beğenmiş umut da değil diyen zavallı bir insansan, Allah-u Teala da seni kul olarak ancak o kadar inayetiyle destekler, o kadar merhametiyle ya da rahmetiyle affıyla kucaklar. Burada kulun Allah’a yaklaşma çabası çok önemlidir.
Çünkü hani buyuruyor ya bir karış gel sen bana, Allah-u Teala bir kulu yaklaştığı zaman ben diyor ona diyor hemen bir kulaç yaklaşırım. Değil mi? Sen yürüyerek gel ben koşarak gelirim. Sen yeter ki adım at. Dolayısıyla burada bizim Allah-u Teala’nın gizli açık yaptığımız her şeyi bildiğini,
Allah-u Teala’nın gizli açık her nimeti bize verdiğini, Ezzahir ve Elbât’ın ismi şeriflerinin yüzü suyu hürmetine, Cenab-ı Hakk’ın bizi gizli açık bütün belalardan, kazalardan koruduğunu bilerek davranmamız, onun desteğini de her zaman yanımızda bulmamızı sağlayacaktır. Hocam bugünkü isimlerimiz Ezzahir ve Elbât’ın isimleri malumunuz üzere çok geniş bir mana derinliğine sahip.
Enam suresinde de iki ayette günahı nitelmek için kullanılmışlar. Buradan günah kavramına bir pencere açsak günah nedir, dünyevi ve uhrevi sonuçları nelerdir? Az önceki sorunuz üzerine bahsettiğimiz üzere aslında Ezzahir ve Elbât’ın isimlerini fark eden,
keşfeden ve bu isimlerin hayata yansımasına izin veren insan, Allah Teala’nın gizli açık her türlü nimetini, kudretini, ilmini ve onun yaratıcılığını, yöneticiliğini kabul eden insan tipidir. Ama bazen insanoğlu günü kayıt içerisinde Allah Teala’nın gizli açık her şeyi gördüğünü unutarak hata edebilir. Ya da kimi zaman Allah Teala’nın kendisini her yaptığını yazarak yarın hesaba çekecek bir şekilde sınadığını unutabilir. Bu unutan insan günah işler ve günahı işlediği zaman da aslında günahın hangi çeşit bir günah olduğu son derece önemlidir. Onun için Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de günahın gizlisinden ve açığından uzak durmamızı iki ayette özellikle ifade buyurur.
Neden gizli açık ikisini de ayrı ayrı zikreder? Çünkü bu insanın Allah’a inancıyla, Allah’a imanla çok doğrudan alakalı bir durumdur. İnsan açıktan günah işlemekten çekinebilir, toplum içerisinde diğer insanların kendisini günah işlerken gördüklerinde kınamalarından,
onlar katında, onlar yanında, onların gözünde küçük düşmekten, bir şekilde konumunu kaybetmekten, utanmaktan dolayı açıktan günah işlemeyebilir. Ama gizliden de günah işlememesi gerekir. Kimse görmediğinde bile Allah’ın kendisini gördüğünü bilen insan işte o ez-zahir ve el-batın isimlerinin anlamlarını keşfeden insandır. Ve ne yapar? Gizli açık her türlü günahtan uzak durma emrinin muhatabı olarak çok daha itinalı davranır. Bir şekilde gizlide de, kimsesini görmediğinde de, Cenab-ı Hak’la baş başa olduğunu bilmek, ondan utanmak, onun karşısında konumunu yitirmekten, onun karşısında mahcup olmaktan, değerini kaybetmekten korkmak en değerlisidir.
Bir şekilde toplum içinde insanlar arasında bir konumumuz var ve insanlar karşısında mahcup olmamak için gayret ediyoruz. Bu güzel ama esas önemli olan Allah karşısında mahcup olmamak için gayret etmektir. Ve burada işte günahın gizlisinden de açığından da sakınmak çok büyük öneme sahip.
Allah-u Teala günahları hem örtendir, settardır, settarul uyup, ayıpları kapatandır, hem de gaffardır, bağışlayandır. Kul yeter ki günahın kendisine yakışmadığını, Allah’ın rızasıyla bağdaşmadığını ve bir an evvel kurtulması gereken bir yük olduğunu fark etsin. Eğer bunu fark eden, bilen, kabul eden bir kulsa günahı hafife almıyor.
Aksine günahın ağırlığı altında eziliyorsa, o zaman işte Allah-u Teala’nın Zahir ve El-Batın ismi şerifleriyle kendisini her an bildiğini gizli açık gördüğünü ve yaptıklarını da değerlendireceğini bilerek tövbe eder. Günahından kurtulmak için gaffar ismine sığınır.
Ama burada o bilinç düzeyi tekrar söylemek gerekirse, Allah’a imanla çok doğrudan alakalı olduğu için, bizi kendisini asla aldatamayacağımız, kendisini asla yok sayamayacağımız, kudretinden asla uzak kalamayacağımız bir yüce yaratıcıya inanmaya götürür. Hocam bu Ufuk Açıcı Bilgiler için teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum. Hayırlara vesile olsun programımız.
Değerli izleyenlerimiz bugün, Ezzahir isminin varlığını ve birliğini belgeleyen birçok delilin bulunması açısından aşikar olan anlamına geldiğini gördük. Batı’nın isminin ise varlığını belgeleyen birçok delil bulunmakla birlikte, duyulardan gizli olup gözle algılanamayan, zihnin tasavvur sınırlarına girmeyen, bütün gizlilikleri bilen gibi anlamlara geldiğini tefekkür ettik.
İçimizdeki ve dışımızdaki cümle âlemin Allah’ın varlığına ve birliğine şahitliğini idrak edenlerden, kalbi hakiki iman ile izzet bulanlardan olma niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın efendim. Allah’ım! Ezzahir isminle varlığı delillerle apaçık olansın.
Varlığı seninkinden daha aşikar hiçbir şey yoktur. El-Batın isminle mahiyeti tam olarak idrak edilemeyensin. Duyular seni hakkıyla idrak etmekten, zihin seni hakkıyla tasavvur etmekten acizdir.
Seni gücümüz nispetinde bilip tanımak, iman etmek için kitabını ve kainattaki eserlerini, işaretlerini okumayı, tefekkür etmeyi, hakkıyla idrak etmeyi nasip eyle. Öyle ki kesretten vahdete, varlıktaki çokluktan senin bir ve tek oluşuna, tevhide ulaştığımız selim bir tefekkürün makamı olsun aklımız ve gönlümüz. Emirlerini uygulamak, bitmek tükenmek bilmeyen lütuflarına eriştiren yollara öğrenmek olsun muradınız.
Allah’ım, sıradan ve basit gibi görünen olayların ardındaki mucizevî düzeni, şaşmayan dengeyi fark ederek, varlığın, birliğin ve azametin karşısında hürmet ve şükranla sana boyun eğmeyi nasip eyle.
Allah’ım, açık ve gizli nimetlerini cömertçe ihsan edensin, kalplerimizi birbirine bağlayan sevgiden bize ikram ettiğin yeteneklerimize kadar gözle görünmeyen nimetlerini de idrak etmeyi, onların şükrünü eda etmeyi ve haklarını teslim etmeyi lütfeyle.
Allah’ım, zâhir ve batın isimlerinle gizli ve açık günahları bilensin, aşikâr olayları bildiğin gibi gizli olayları ve her olayın gizli yönlerini de en iyi bilensin. İlminin her şeyi kuşattığı, her an huzurunda olduğumuz bilinciyle kalbimizi, niyetlerimizi ve düşüncelerimizi temiz tutmayı, söz ve davranışlarımıza da bu hakikatle yön vermeyi nasip eyle.
Altyazı M.K.