El-Berr ve El-Müntekım İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 43.Bölüm

El-Berr ve El-Müntekım İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 43.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=n3F6JMrOvwE. Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler. Esma’dan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. İyiyle kötünün mücadelesine sahne olan şu dünyada, iyilik mi, kötülük mü aslidir? Kimi zaman zor olsa da iyiliğe, iyi olmayı tercih edenlere her zaman…

El-Berr ve El-Müntekım İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 43.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=n3F6JMrOvwE.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esma’dan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. İyiyle kötünün mücadelesine sahne olan şu dünyada, iyilik mi, kötülük mü aslidir? Kimi zaman zor olsa da iyiliğe, iyi olmayı tercih edenlere her zaman iyilikle, lütuf ve ihsanla muamele de bulunan kimdir? Ebedi yurdumuz olan ahirette salih bir kul, iyi bir insan olanların ecri ne olacaktır? Tüm bunlara karşılık, dünya dediğimiz şu seyr-ü seferde en güçlü ve en kudretli görünen suçluların, zalimlerin hakkından gelecek mutlak güç sahibi kimdir? İşlediği zulümler, hemhal olduğu isyan ve inkar gibi nedenlerden dolayı suçlu olanlardan intikam alırken dahi hikmetli olan, rahmetinin gerekleriyle hüküm veren kimdir? Bugün tüm bu soruların cevaplarını yeni bir Esma tefekkürümüzle cevaplayacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Canan Hanım teşekkür ediyorum. Nasılsınız hocam? Şükürler olsun Rabbimize Elhamdülillah. İyilik içindeyiz. Siz nasılsınız? Teşekkür ederim hocam. Allah’ım iyiliğinizi artırsın. Amin hocam. Hocam bugün inşallah Elber ve El Muntakim isimlerini dinleyeceğiz sizden. İlk olarak bu isimlerimizin manalarıyla başlasak neler söylemek istersiniz? Birbirleriyle bir parça sanki zıt anlamları çağrıştıran iki ismi Cenab-ı Hakk’ın. Birisi Elber ismi iyilik kökünden geliyor. Birisi ise El Muntakim ismi intikam kökünden geliyor. Dolayısıyla öncelikle Berri konuşmak gerekirse az önce sizin girişte de söylediğiniz gibi kainatın temelinde asl olan iyilik ise Cenab-ı Hakk’ın bu iyilikleri yaratan olduğunu bize ifade buyuran ismi Elber ismidir.
Allah-u Teala insanoğluna her türlü iyiliği ihsan edendir. Elber kainattaki bütün varlıklara sadece insana değil her türlü iyiliği lütuf ve ikramıyla sunan her türlü iyi olma halini insana ve diğer varlıklara bahşeden demektir. Aslında Elber merhametli olan ve bir taraftan da rahmetiyle sevgi sunan anlamlarına da gelir.
Dolayısıyla Allah-u Teala’nın Elvedud ismi, Elrahim ismi, Elber ismi birbiriyle çok yakın anlamlara sahiptirler. Kainatta Cenab-ı Hakk’ın yarattığı her varlığın mutlaka bir anlamı vardır ve bu anlam iyiliğe hizmet eder. Dolayısıyla aslında Allah’ın bu kainatta kurduğu düzenin temelinde bir iyilik vardır. Kötülük ise kalıcı değil geçicidir ve insan eliyle üretilir. Dolayısıyla Elber aslında iyiliği yaratan, iyiliğin kainatta hakim olmasını dileyen ve her türlü iyiliği insanlara bahşeden anlamında Allah-u Teala’nın adıdır. Diğer taraftan Elber aslında kimi zaman mümin ve iyi kullar için de kullanılan bir kelimedir. Ve hem Allah-u Teala için hem de ”İnnel ebrar alefî naim” ayetinde olduğu gibi ”İyiler naim cennetindedir” şeklindeki müjdelerde olduğu gibi Kur’an Kerim’de ”Ebrar” kelimesi. ”İyiler” ”İyi insanlar” anlamında geçer ve iyiliğin aslında Cenab-ı Hakk’ın arzu ettiği şekilde yaşayarak iyi işler yapan insanların da Elber adıyla adlandırılabildiğini görüyoruz. Diğer taraftan Elmuntakim intikam alan, öc alan, öfkeyle karşısındakinin cezasını veren anlamına gelir. Allah-u Teala’nın Elmuntakim ismi ise hak edenlere, hak ettikleri cezayı veren ve kötülükte ısrarcı olan, iyiliğe yanaşmayan ve kötülüğe hizmet etmekte ısrarcı olan,
bundan vazgeçmeyen, tevbe etmeyen, pişmanlık duymayan ve kötülüğün yeryüzünde yaygınlaşması için gayret gösteren, başta Allah’ı inkâr olmak üzere her türlü kötü hal ve davranışı hayatında sergileyen insanlardan Allah-u Teala’nın dünyaya ve kainat düzenine verdikleri zarardan dolayı intikam almasını bize gösteren ismi de Elmuntakim ismidir.
Burada tabi bir detay var, o detaya en başta mutlaka değinmeliyiz. Aslında Allah-u Teala haşa kendi zatı için intikam alan, öc alan, bir öfke biriktiren, sonra da karşısındakinin hakkından gelen bir yaratıcı olamaz. Burada Allah-u Teala’nın züntikam olması, intikam alıcı olması,
o kainattaki iyilik halini, iyi davranışı, iyi düşünceyi, iyi ameli, iyi fiili, iyi sözü, iyi planı, her türlü geleceğe yönelik iyi imkanı ortadan kaldıran ve hem insanların hem kainatın düzenine kötülükle zarar verenlerden intikam alma, yani aslında iyilerin intikamını kötülerden alma şeklinde bir anlama sahiptir.
Allah-u Teala’nın kendisinin bizzat kulundan intikam alması değil, kötülük yapanların, iyilik yapanların hakkını çiğnemeleri ve onlara zulmetmeleri sebebiyle oluşturdukları zararı o iyiler adına Allah-u Teala’nın ödetmesidir. Burada aslında bizlerin kimi zaman çaresiz kaldığı ya da zulme uğramış nice insanın, haksızlığa uğramış nice insanın hakkını alamadığı zaman aklına gelen Allah bir gün hakkımı alacak şeklindeki temenni ve umudun Allah-u Teala’nın intikam alıcı yani o hakkı bir gün alarak gereken cezayı verici olduğu şeklinde anlaşılması mümkündür. Hocam Elber isminin kullarına ihsan ve iyilikleri çok olan anlamına geldiğini ifade ettiniz.
Buradan iyilik kavramını bir pencere açsak, Bakara suresi 177. ayetin de ışığında iyi olmanın ölçüsü nedir, kime iyi deriz? İyiliğin ne olduğunu, kötülüğünde ne olduğunu insanoğlu aslında tarih boyunca hep merak etmiş ve kendine göre bir iyilik çizgisi oluşturmaya, belli davranışları, durumları, belli kişileri,
olayları kötü olarak değerlendirmeye, belli olanları da iyiliğe doğru yorumlamaya hep eğilimli olmuş. Ama iyiliğin ve kötülüğün aslında insana göre değişmesi ve görece olması çok sağlıklı bir durum olmadığından bence çok iyi olan bir şey, sizce kötü olmamalı, mutlaka bir ortak iyimiz ve mutlaka mücadele edeceğimiz bir ortak kötü olmalı
bu kainatta, bu dünya hayatında diyelim. Bununla alakalı olarak Allah Teala insanoğluna Hz. Adem’den itibaren peygamberler göndererek ve ilahi kitaplar göndererek en nihayetinde sevgili peygamberimizi ve Kur’an-ı Kerim’i göndererek gerçekten iyinin ne olduğunu ve kötülüğün de ne olduğunu izah edip açıklayarak insanları bu çelişkiden kurtarmış.
Bu noktada toplumda iyiliğin çoğalması ve yeryüzüne iyiliğin hakim olması için bir insanın üzerine düşen vazifeler nelerdir ve iyi dediği, Allah’ın da razı olduğu ve bizden beklediği nedir? Diğer taraftan toplumdaki kötülüğün engellenmesi, dünya düzeninin ifsad edilmemesi, huzursuzluğun, savaşın,
gerilimin, kaosun, fitnenin, fesadın her türlü kötülüğün karşısında durulması için kötü denilen şey nedir? Ve insanoğlundan Allah’ın kötülükle mücadele beklentisinde kötü nasıl tanımlanmalıdır, insan nelerden uzak durmalıdır? Bunu da Allah’ın Teala bize hem peygamberler hem de Kur’an-ı Kerim ve peygamberimiz diliyle kıyamete kadar geçerli olacak bir şekilde beyan buyurmuş.
Dolayısıyla aslında iyinin ve kötülüğün ne olduğu ile ilgili tarih boyunca pek çok felsefi tartışma, pek çok edebi, yazın, pek çok psikolojik açıklama, izahat filan yapılsa da biz vahyin insan aklını yönlendirecek şekilde,
insan aklındaki iyiye meyilli olma vasfını da destekleyecek şekilde vahyin yani Kur’an ve sünnetin iyi ve kötüyü belirlediğini söyleyebiliriz net biçimde. Burada Peygamber Efendimiz’in zamanına gelirsek, Efendimiz zamanında da insanların iyi ve kötü nedir diye merak edip gelip ona sorduklarını biliyoruz. Çünkü Peygamber Efendimiz insanlara ısrarla Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde de ifade buyrulduğu üzere iman etmeyi ve salih ameller işlemeyi tavsiye ediyordu. Emrediyordu hatta. Peki iman etmekten sonra yapılması gereken salih amel, iyi davranış neydi? Onu öğrenmek insanlar için son derece mühimdi ki ancak o şekilde hem dünyalarının hem de ahiretlerinin kurtulacağını farkındalardı.
Bunun için Peygamber Efendimiz’e gelip de soran sahabeler var, farklı sahabeler. Ya Rasulallah iyilik nedir, kötülük nedir? En büyük günah nedir? Ya Rasulallah en hayırlı amel nedir? Bu ayrımlar Peygamber Efendimiz’in insanlara iyi ve kötüyü öğreterek iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir toplum inşa etme gayretinde son derece önemli.
Bu konuda çok meşhur bir hadis-i şerif sizin de bildiğiniz üzere. Peygamber Efendimiz kendisine gelip soran Nevas bin Sem’an isimli sahabeyi diyor ki iyilik nedir, kötülük nedir diye sorduğunda iyilik güzel ahlaktır diyor.
Ve kötülük insanların yaparken seni görmelerini istemediğin, ruhunu huzursuz eden, kalbini tedirgin eden, içini rahatsız eden şeydir diyor.
Burada aslında bir güzel ahlak tanımı var ve güzel ahlakla dair yapılacak her türlü davranışın, her türlü duruşun, tavrın, tutumun, alışkanlığın iyilik olarak insanın hayatına yansıyacağını ve sevap yoluna insanı sevk edeceğini söyleyen çok kıymetli bir ifade, iyilik güzel ahlaktır.
Dolayısıyla bir insanın iyi olması için kesinlikle güzel ahlaklı olması gerekir. Çok namaz kılması, çok oruç tutması, çok zekat vermesi, her sene umreye gitmesi gibi kalıpların güzel ahlakla buluşmamaları ve kötü ahlak özelliklerine sahip İslam ahlakını önemsemeyen bir insanın üzerinde hiçbir anlamı olmadığını bir kere daha burada hatırlamak gerekir.
Burada iyilik güzel ahlaktır vurgusunu. Biz çok güçlü bir iyilik tanımı olarak anlatıyoruz. Hadis-i Şerif’in devamındaki kötülük ise ruhunu huzursuz eden, içini tedirgin eden şeydir dediğinde Peygamberimiz aslında içimizdeki vicdanı ve vicdanın sesine işaret buyuruyor.
Allah-u Teala her insanı iyiliğe meyilli yaratmıştır. İnsanın yaratılışında iyilik hakimdir. İnsan bomboş bir tahta gibi, üzerine henüz hiçbir yazı yazılmamış, benbeyaz bir kağıt gibi değildir. Aksine insan yaratıldığı anda iyi olanı, güzel olanı, doğru olanı seçmek, tercih etmek ve onu yaşamak için içinde bir hevesle, bir istekle ve aklı da bunu onaylayacak şekilde yaratılmıştır.
Hamurumuzda iyilik vardır. Bu çok önemli çünkü bu aslında o insan eliyle şekillenecek olan bütün kainat düzeninin, bütün hayatın günlük yaşamdan tutun da tabiatın dengelerine varana kadar her şeyin aslında iyilik temelli olması gerektiğini bize gösterir. O kadar ki Peygamber Efendimiz damadı Hz. Ali bir oğlu olduğunda ona harp ismini vermek istediğinde, savaş ismini vermek istediğinde Peygamberimiz izin vermemiştir.
İki tane torunu var. Peygamberimizin hasam birinin adını Hüseyin koymuştur. Onların iyilik ve güzellik anlamına gelen Hasan ve Hüseyin isimlerini almaları bile Peygamber Efendimiz’in insanın hayatında iyiliğin çok temelde ve çok vazgeçilmez olduğuyla ilgili bir işareti olarak okunabilir.
Dolayısıyla çocukları adlandırmaktan tutun, attığınız her adıma, insanlarla her türlü ilişkinize, Allah’la irtibatınıza, kainatla, varlıkla, eşyayla, bitkiyle, hayvanla iletişiminize varana kadar her şeyin temelinde iyilik vardır zaten.
Asl olan iyilikdir. Bunun üzerine bir de Peygamber Efendimiz buyuruyor ki kötülük içini huzursuz eden yani vicdanının yok bu iyi bir şey değil dediği, bunun içimde bir tedirginlik var dediğin şeydir.
Bir de insanların seni bunu yaparken görmesini istemediğin şeydir. Yani aslında insanlar kötünün ne olduğunu bilir. İnsanlar aslında tasvip etmez. Toplum aslında bir kötülük üretmeye başladığın zaman işte bu yalan olabilir, bu zina olabilir, bu dedikodu olabilir, bu hırsızlık olabilir bir şekilde bir kötülük ürettiğin zaman insanlar bunu gördüğünde rahatsız olur ve sen de insanların seni bunu yaparken görmesini istemediğin şeydir.
İnsanların seni bunu yaparken görmesini hiç mi hiç arzulamazsın. Çünkü sen de bunun kötü olduğunu bilirsin. Dolayısıyla aslında Allah-u Teala’nın El-Ber ismi şerifiyle bizlerin içine o ektiği iyilik tohumu çok baskındır ve çok küçük yaştan itibaren doğru beslenirse, sulanırsa, nazenin bir şekilde büyütülürse bir iyilik insanı ortaya çıkar o tohumdan. Ama eğer onu sulamaz beslemezseniz iyiliği, doğruluğu, güzel ahlakı, imanı, ibadeti öğretmezseniz o zaman kötülüklerin etrafını sardığı zavallı bir iyilik tohumu kurumaya mahkumdur. Kötü insan ortaya çıkar. Dolayısıyla burada bizim Allah-u Teala’nın bize verdiği bu temel fıtrattaki iyilik vasfını bunun El-Ber isminin bir yansıması olduğunu fark etmemiz gerekir.
Diğer taraftan sizin sorunuzda Bakara Suresi’nde Allah-u Teala’nın iyiliği nasıl tanımladığıyla alakalı olarak dikkatimizi çeken bir ayet-i kerimeye işaret vardı. Orada da Allah-u Teala yüzünüzü doğuya batıya sağa sola çevirip durmanız iyilik değildir. Eski cahiliye gelenekleriyle bir takım davranışlarda bulunmanız iyilik değildir.
Esas iyilik diye başlayan ve devamında iyiliğin hangi davranışlarda olduğunu anlatan uzun bir ayet-i kerimesi vardır. İlk başta iman vardır. Allah’a inanmak, peygamberi, meleklerine, kitaplarına, ahirete inanmak ayetin başında sayılır. Çünkü iman aslında insanı iyiliğe sevk eden en güçlü rehberdir. İnsanı iyiliğe taşıyan ve hayatında iyiliğin daha yoğun olması ve daha baskın olması için insanı teşvik eden en güçlü, en kuvvetli ve en etkileyici unsur imandır, inançtır. İnsan Allah’a inandığı için peygamberine iman ettiği ve bir gün ahirette yaptıklarının karşılığını göreceğine inandığı için iyi davranışlar konusunda kararlı olur, ısrarlı olur, azimli olur, gayretli olur. Dolayısıyla bizim iyiliğin imanla başladığını fark etmemiz gerekir.
Devamında ayet-i kerimenin güzel ahlaka dair bazı vasıflar sayılır. O vasıflar içerisinde birisi ahde vefa göstermektir, birisi sabırlı olmaktır. Peygamber efendimizin iyilik güzel ahlaktır hadis-i şerifinde buyurduğu üzere. İyiliğin imandan sonra salih amel boyutu, güzel davranışlar ve güzel ahlaklı duruşlar boyutu da ayet-i kerime de sayılır. Diğer taraftan namaz kılmanın, oruç tutmanın, ibadet etmeyin, Allah’ı zikretmenin, dua etmenin birer iyilik olduğu ile ilgili pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Bütün bunlara baktığımız zaman aslında insanın iyiliği elde etmesinin pek çok yolu olduğunu, insanın iyilik üretmek için önünde pek çok fırsat olduğunu ve Allah-u Teala’nın da bu konuda insana çok büyük bir alan açtığını görmemiz mümkündür.
Kötülüğü üretmek için, eğer insan uğraşıyorsa aslında kendi fıtratıyla, kendi varoluşsal gerçekliği ile mücadele ederek, savaşarak inadına kötü olmaya uğraşıyordur. Çünkü aslında onu asılan, onu çeken, onu teşvik ederek doğruya yönlendiren vicdanı ona hep aslında iyilik tavsiye etmektedir.
Allah-u Teala da insanın iyilik yapması için çok büyük bir alan açmaktadır ve burada çok etkileyici bir hadis-i şerif benim aklıma geliyor, onu da paylaşmak isterim. Peygamber Efendimiz buyurur ki, Cenab-ı Hak bir iyilik yapmaya niyet edip de o iyiliği yapamayan bir insan, iyi bir şey yapmak istediğiniz bir komşunuzu hasta ziyaretine gideyim ama bir türlü yapamadığınız yapmış gibi sevap verir diyor.
Bir iyiliği yapmaya niyet edip de yapamayana yapmış gibi bir sevap verir. Bir iyiliği yapmaya niyet edip de yapana 10 katından 700 katına kadar sevap verir diyor hadis-i şerifin devamında. Yani birebir değil iyiliğin karşılığı, bir iyilikte 10 katından 700 katına kadar fazla sevap verir Allah.
Sonra hadis-i şerif devam ediyor diyor ki, bir insan bir kötülük yapmaya niyet edip de onu yapmazsa bir yalan söylemeye niyet etti. Oğlunu dövmeye niyet etti akşam ben şunu bir canına okuyayım bir güzel döveyim sonra geldi sabretti hoş gördü affetti. O kötülüğü yapmadı, kötülük yapmaya niyet etti ama yapmadı. Allah ona günah yazmaz diyor. Yani iyiliği yapmaya niyet edene yapmasa bile sevap yazıyordu ama kötülüğü yapmaya niyet edene yapmadığı zaman günah yazmaz diyor. Ve bir insan bir kötülüğü yapmaya niyet edip de kötülüğü de yaparsa ona sadece bir günah yazardı.
İyilik de 10 katından 700 katına kadar onu çoğaltan Rabbimiz sevabıyla bereketiyle onu hayata hakim kılan Rabbimiz kötülükte sadece birebir cezayla onu aslında bir bakıma kilitliyor. Belli bir alanda hapsediyor ve hayata yayılmasına izin vermiyor.
Dolayısıyla aslında kötülüğü çoğaltmak özel bir gayret ister ve maalesef insanlar bugün kendi fıtratlarının ve Allah-u Teala’nın onlardan beklentisinin onları insan olarak yaratmış olma sırrının hilafına ısrarla inatla kötülük için yeryüzünde uğraşırlar. Bu durum tabii insanın kendi içindeki vicdanın sesini tamamen kapatmış olması, çevresindeki her türlü iyilik fırsatını görmezden gelmesi, inanmaması en başta imansız, inançsız Allah’a bağını kesmiş bir varlık olması ile mümkündür bu kadar kötülük üretmek.
Bunca savaş, bunca zulüm, bunca işkence, eziyet, bunca fitne, fesat, bunca bozgunculuk toplumun arasına her türlü ahlaksızlığı yaymak için gayret. Bunların bu kadar çok kötülüğün yeryüzüne yayılabilmesi için özel gayret etmesi gerekir insanların.
Kötülüğün peşinde koşturan, tabii ki onların da çok büyük bir destekçisi vardır şeytan. Yani o şeytanın gücünü arkasına almadan, şeytanın kendisiyle olan irtibatını ve desteğini arkasına almadan insanın bu kadar kötüleşmesi ve şeytanlaşması da mümkün değildir. Hocam bir de müntakim isminden bahsettik. Rabbimiz müntakim isminin gereğince kendisine yakın olanlar için zulme uğrayanlar için zalimlere cezalandırandır, hak edenlere.
Peki insanı zalim olma veya cezayı hak etme noktasına götüren fiiller nelerdir? En temelinde inançsızlıktır. Allah’la bağını kopartan ve kul olduğunu unutan insanın azgınlaşması mukaddedir.
Son derece hızlı bir şekilde yapı bozumuna uğraması, fıtratını kaybetmesi ve bir şekilde Allah’ın kendisine gösterdiği rehberlikten kendisine sunduğu vahyin aydınlığından mahrum kalarak kötülüğün peşinden koşması mukaddedir.
Dolayısıyla kötü insan modeli önce inanmayan, Allah’ın varlığını inkar eden, İslam’ı, dini, inancı, maneviyatı inkar eden ve dolayısıyla da kendisine rehberlik edecek yolunu aydınlatacak bir ışık kaynağından mahrum olan insan modelidir. Diğer taraftan ikincisi Allah’ın merhamet gibi, adalet gibi insanların yeryüzündeki hayatlarında mutlak surette sahip çıkmaları gereken temel ilkilerinden ve değerlerinden uzak duran insan kötülüğe meyilli ve kötülükle iç içe olan insandır.
Yani inanıyorum diyorsunuz tamam iman ettiniz, bu sizi iyiliğe teşvik etmeli. Yolunuzu aydınlatan bir kitaba, Kuran-ı Kerim’e inandınız.
Kuran-ı Kerim’in içinde ne dediğine bakmazsanız, inandığınız kitabın size iyilik adına neyi tavsiye ettiğine ve hangi kötülüklerden uzak durmanız gerektiğine size öğrettiğine bakmazsanız, o zaman kötü yolda, kötü izde, kötü planda ve gelecekte hareket etmeniz çok doğaldır. Çünkü siz rehberi okumuyorsunuz. Sizin bir haritanız yok, yol haritanız yok. Yanlış yola düşmeniz ve kötülüğe sapmanız son derece beklenebilir bir durumdur. Ve orada tabii ki siz eğer Hidayet’in aydınlığından, Kuran’ın ve Peygamber’in sünnetinin aydınlığından, rehberliğinden uzaksanız, Hazreti Peygamber’e kulak vermiyorsanız, onu dinlemiyorsanız, kimi dinliyorsunuz, neyi seyrediyorsunuz, hangi tavsiyeye uyuyorsunuz, kimin rehberliğinde, kimin koluna girerek hayatınızı devam ettiriyorsunuz, onu sormanız gerekir kendinize.
O zaman eğer sizi kötülüğe sürükleyen, kötü davranışları size öğütleyen, kötüyü güzelleştirerek sizi teşvik eden, kötülüğe el birliğiyle hizmet etmeyi, size tavsiye eden, seslere kulak vermeniz durumunda kötüleşmeniz de gayet normaldir. Bu durum işte inanç yoksunluğu ya da inancınız varsa bile, onu destekleyecek ibadet ve ahlak yoksunluğu, insanda kötülüğü besleyici bir güç olarak, hayatı kötüleştiren bir varlık olarak, yaşama gibi bir sonucu beraberinde getirir.
O çok kötü bir insan. Dediğiniz kişi nedir? İşte ya hırsızdır, ya mazlumun ahını alandır, ya garibanı, ihtiyaç sahibi olanı, dolu yetimi, mülteciyi iten kakandır, ya cimridir, ya kibirlidir, ya insanları ağzı bozuktur, devamlı lanet okuyan, beddua eden, laf taşıyan, insanlar arasında dedikodu taşıyandır, ya işte döven, söven, işkence eden birilerine. Dolayısıyla bunun hepsinin tabanında, aslında kötü ahlak ve onların da beraberinde getirdiği vicdanının sesine, kulaklarını tıkayarak kendini kötülüğün akışına bırakmak vardır.
İnsan devamlı o kötülüğe dur demekle ve kendisini kötülüğe teşvik eden, kötü bir şey yapma konusunda nefsi ona bir şey fızıldadığında, şeytan ona bir şey söylediğinde, hayır, diyebilen vicdanının ve aklının sesine kulak vermekle yükümlüdür. Eğer siz vahya kulağınızı kapatmışsanız, vicdanınızın sesini kısmışsanız,
aklınızı devreden çıkartmışsanız, esfeli safiliğin, kötülerin en kötüsü, aşağılıklarının en aşağısı olmanız beklenir bir durum. İşte öyle bir insanın yeryüzünde oluşturduğu zararın elbette bir bedeli olacak, elbette birileri ondan intikam alacak.
Bu kadar masumun, bu kadar kadının çocuğun evlerini terk ederek sefil bir şekilde ülkelerini, vatanlarını bırakıp da başka yerlere mülteci olarak göç etmesi, bu kadar insanın kan kusması, bu kadar gözyaşı dökülmesi, bu kadar açlıktan kıvranan çocukların ölmesi, bu kadar kötülüğü besleyen, organize eden
ya da bu insanlara iyiliğin ulaşmasına engel olan birileri var mı var? Ve bunlar insan. Bu kötülüğü yaygınlaştıran, yapan, yaratan Allah değil. Burada insanın kötülüğü var. Peki onlardan hiç mi bir intikam alanı olmayacak? Bu kadar ahın, bu kadar gözyaşının bedelini bunlara kim ödetecek?
İşte orada asla güç yetiremeyecekleri kadar güçlü olan Aziz’ün züntikam, Aziz en yüce ve en güçlü, en üstün kudrete sahip ve züntikam, intikam sahibi olan Allah’ı karşılığında bulacakları bizim Esma-i Hüsna’dan öğrendiğimiz bir gerçektir. Allah-u Teala züntikamdır, müntequmdir, intikam alacaktır. Ama kendi için değil, kendi haşa hırsıyla, kendi öfkesiyle ya da kendi haşa nefsani istekleriyle değil.
Aksine kendi hakkını koruyamayan ve güç karşısında ezilip de Rabbinden yardım uman nice mazlumun ahını almak için intikam alıcıdır.
Dolayısıyla burada insan nasıl kötü olur? Rabbini unutarak, Rabbinin karşısında durarak, Rabbine kafa tutarak. Peki bu durumda ne olur? Bu durumda Rabbinin el-müntaqim ismiyle kendisini karşı karşıya bulur. Kıymetli hocam bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum sağ olasınız.
Değerli izleyenlerimiz bugün el-Berr isminin iyilik eden, iyilik ve ihsanlara çok olan anlamına geldiğini tefekkür ettik. El-müntaqim isminin de zalimlere, suç ve günah işleyenlere, hallerini düzeltmeleri için mühlet veren,
hallerini düzeltmeyip müstehak olanlar ise cezaya çarptan anlamını geldiğini dinledik hocamızdan. Dünya seferini iyilikle ve iyilerle beraber olma tercihiyle imar etmek niyazıyla. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, esen kalın.
Allah’ım, lütfuna muhatap olacağımız hal üzere olmayı nasip eyle bizlere. Dünya intiharını, rahmetinin gereklerine erişeceğimiz, ihsan ve lütuflarına maşhar olacağımız istikamette geçirmeyi nasip eyle cümlemize.
Allah’ım, senin her vaadin haktır. İnanıp iyi işler yapanları, dünyada her çeşit korkudan emin kılacağına, onlara selamet lütfedeceğine inanırız.
Hakiki imanları ve salih amelleriyle dünyalarını mamur edenleri cennet nimetlerine eriştireceğine de gönülden iman ederiz. Şüphesiz ki sen vaadini yerine getirensin. Elmün takim isminin sahibi olan Allah’ım, sen ki zulmedenlere, isyan ve inkar edenlere hak ettikleri cezayı verensin. Mazlumların halini en iyi bilen, onların dualarını işitensin.
Zalimlere, suç ve günah işleyenlere, inkar edenlere kendilerini düzeltmeleri için mühlet verirsin. Hal ve gidişatını düzeltmediği için müstehak olanların cezalarını takdir ederken de hikmetle, adaletle hükmedensin.
Allah’ım, bizi senin rızandan uzaklaştıracak, ceza ve azabı hak etmeye sürükleyecek her sözden, davranıştan ve düşünceden muhafaza eyle.
Kalpleri halden hâle çeviren Allah’ım, kalplerimizi sana ve senin rızana muhabbete odaklanmayı, razı olacağın niyet, söz ve davranış üzere istikamet bulmayı lütfeyle.
Nefsimizi isyan ve inkardan uzak tut. Allah’ım, ceza ve azabı hak etmeye sebep olan zulümleri işlemekten de, zalimlerin zulmüne maruz kalmaktan da muhafaza eyle bizleri.
Altyazı M.K.