Et-Tevvâb ve El-Afüvv İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 44.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=tG1DhWPAcGI.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz. Kul hataya düştüğünde, günah hissediğinde, Allah onun basiretine düşündürücü, ibret vereceği işaretler, ayetler ihsan eder. Bu noktada insan denilen âlemin farkları ortaya çıkar. Kimi gönüller küçük bir kıvılcımdan ateş alır, pişman olur, kimi gönüller de taş kesilmiştir. Onlar harlı ateşte dahi yanamaz, pişmanlığın kıyısına ulaşamaz.
Kimileri de ateşi görünce, günahın yükünü hissedince önce biraz yumuşar ama eski halini alması kısa sürer. Peki, et tevvab ve el afüv olan Rabbimiz, pişmanlığını arz eden kuluna nasıl mukabele eder, nasıl bir nedamet ve asli haline nasıl bir geri dönüş makbul bir tevbeye, affe mağfirette eriştirir bizi. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Teşekkür ediyorum Canan Hanım. Nasılsınız? Şükürler olsun. Elhamdülillah sizler de iyisiniz inşallah. Teşekkür ederim hocam. Rabbim iyilik versin. Sağ olun. Hocam bugün biraz tevbe odaklı gideceğiz inşallah. İlk olarak et tevvab ve el afüv isimlerinin manasıyla başlasak neler söylemek istersiniz? Cenab-ı Hakk’ın esma hüsnası içerisinde hepimizin en yakından bildiği isimlerden ikisidir. El afüv ve et tevvab isimleri. El afüv affedici demektir, bağışlayan demektir.
Hatta çokça bağışlayan demektir, bağışlamaktan usanmayan her seferinde bir daha bağışlayan demektir. Et tevvab ise tevbeleri kabul eden, kendisine yönelip de yaptığı hatadan dolayı pişmanlık duyanların tevbelerini kabul buyuran, tevbeleri çokça kabul eden anlamına gelir. Her ikisi de insanoğlunun hata yaptığı esnada o hatadan sonra bir pişmanlık duyup da Allah
Teala’dan af dilediği durumda Allah Teala’yı karşısında bulduğu isimlerdir. Allah Teala’nın kul ile en yakın ilişkisinde insanın hiç kimsenin bilmediği, görmediği kusurlarını bile bilen Rabbimizin pişmanlık duyup da her türlü hatadan geri adım atan insanı affedici isimleridir.
Ve aslında insana bir ümit bahşeden, insana geleceği hakkında bir umut veren, yeniden toparlanma, yeniden iyiye sarılma, iyiye doğru yönelme, kötülükten kurtulma, hatadan yakasını kurtarma, içindeki vicdan azabından ve az önce sizin dediğiniz gibi gönlünde
o yanan ateşten kurtulup da affedilmişliğin serinliğini yaşama hep bu Allah Teala’nın Tevvav ismi şerifi ve El Afuv ismi şerifi sayesinde olur. Çok değerli affetmek affedilmek Rabbimiz de bunu bizzat kendisi yüce ilahımız olarak bizlere bu iki ismiyle öğretir. Hocam malumunuz olduğu üzere Şemp suresinde Rabbimiz insanı kötü ve iyi olma özellikleriyle yarattığını ifade buyurmuşlar. Bu konuda neler söylemek istersiniz? İnsanoğlunun yaratılışında hem kötülüğü üretebilme hem de iyiliği üretebilme potansiyeli var. Çünkü insan iyi ve kötüyü nasıl üretir? Önce düşünerek üretir.
İnsanın bir aklı var ve o aklıyla iyilik de meydana getirebilir, iyi planlar yapabilir, iyi işler tasarlayabilir, iyi sözler üretebilir ya da kötülük üretebilir. Benzer şekilde insanın bir bedensel gücü var ve o gücü sayesinde insan aklıyla gücünü birleştirdiği zaman iyi işler için koşturabilir, hayır hasenat ve güzellik üretir bütün varlıklar
ve dünyamız için ya da o gücünü kullanarak şiddet üretir, zulüm üretir, gücü sayesinde kötülük artar dünyada. Dolayısıyla aslında insanın elindeki imkanlar, aklı, bedensel gücü, konumu insan olarak bütün varlıkların üstünde olan mevkisi ve makamı, yüreğinin gücü, cesareti, sevgisi, bütün bunlar aslında insanın eğer isterse iyiliği ama eğer isterse de kötülüğü yeryüzünde çoğaltmasını sağlayan vasıflardır. Allah Teala der ki size ben bu temel özellikleri verdim, bu kabiliyetleri verdim ve bunları iyilik yolunda kullanmanız, bana iman etmeniz, Allah’a inanmanız, mümin olmanız ve iman ettikten
sonra da benim rehberlerime uyarak, peygamberlere uyarak, kitaplara uyarak, Kur’an-ı Kerim’e uyarak bugün artık iyilik üretmenizdir sizden beklentim. Allah Teala bunu insana Kur’an-ı Kerim’de defalarca farklı şekillerde anlatır ve aslında elindeki her türlü fırsatı ne şekilde değerlendireceğini yani tercihinin ne yönde olacağını ancak insanın kendisinin karar verdiğine dikkat çeker. Dolayısıyla evet içimizde bir potansiyal vardır ama kötülüğün tohumu içimizde yoktur. İçimizde sadece bir güç vardır, bir düşünme kabiliyeti vardır, bir üretme ve yeni bir şey icat etme, planlama, programlama, yönetme, onu hayata dahil etme ve hem kendimizde hem toplumda hem çevremizde, dünya üzerinde etki meydana getirme kabiliyetleri vardır bizde. Bu kabiliyetleri eğer kötülük için kullanırsanız o zaman hata kaçınılmazdır ve Allah Teala’nın da tabi böyle bir durumda cezası kaçınılmazdır. Ama bu kabiliyetleri iyilik için kullanırsanız o zaman da ödül sizi beklemektedir. İşte burada Allah Teala bir hata yaptığınızda, bir günah işlediğinizde kötü bir adım, yanlış bir adım attığınızda artık bundan sonra dönüşü yok şeklinde insanları bir köşeye
sıkışmış ve çaresiz bırakmaz. Onlara sanki böyle derin bir kuyuda kendisini son derece yalnız ve çaresiz hissedene bir ip uzatsanız tut da seni yukarıya çekeyim diyerek o ip onu ne kadar heyecanlandırır ve ne kadar minnettar olursa o günahın, hatanın, kötülüğün kuyusundan çıkmak için bize tövbe ipini
verip, ve afüv ismiyle de affediciliğiyle de istiğfar ettiğimiz zaman bizi bağışlama lütfunu Allah Teala sunar. Bu gerçekten çok büyük bir ikramdır. Çünkü insanoğlu şaşar. Kimi zaman unutarak hata yapar, kimi zaman bilerek yapar, kimi zaman farkında olmaz, kimi zaman dalar, dalgınlıkla yapar,
kimi zaman zorla kötülük yaptırılır bir insana. Yani bir şekilde aslında hayat her an bizi yanlışa doğru, günaha doğru sürükleyebilecek risklerle doludur. Hem içimizde nefsimiz devamlı bize arzular, hevesler, arkası kesilmeyecek istekler fısıldayarak yanlış şeyler yapmayı teşvik edebilir. Hem şeytan dışarıda, hem insanlar, toplum, farklı farklı iletişim araçları bize Allah’ın hoşuna gitmeyen ama nefsimizin hoşuna giden hatalı şeyler yapmayı fısıldayabilir. İşte bütün bu davetlere ayak uydurmuş ve yanlışlıkla hata etmiş insan artık o pişmanlığın kuyusunda ölene kadar beklemek zorunda değildir. Allah Teala’nın ona bağışlayıcı,
ağlıyayıcı ve affedici, ona yeniden sıfırdan iyilikten başlama, kötülüğü arkasında bırakarak, kötülüğün bütün izlerini temizleyerek yeniden güzel ve doğru bir hayata doğru yürüme imkanı vermesi çok büyük bir lütuftur. Burada işte insanın bu lütfu fark etmesi, bu ihsanı fark etmesi ve içindeki bir takım
düştüğü hataların ya da kendisini yönlendiren olumsuz durumların hayatta bu bazen kibir olabilir, bazen yalan olabilir, bazen cimrilik olabilir, bazen öfke olabilir, sabretmemek olabilir, öfkeyle kalkıp zararla oturmuş olabilirsiniz. Bazen bu insana, hayvana, tabiata karşı merhametsizlik olabilir.
Bu bazen müşteriyi aldatmak olabilir. Yani yaptığınız her ne ise hata olarak, bunu fark ettiğiniz an, vicdanınızın huzursuz olması, yüreğinizin yanmaya başlaması, bunu bir daha yapmamaya karar vermek ve sonra da dönüp Allah’ı Teala’ya Ya Rabbi beni affet demek Allah’ın çok büyük bir lütfu ve ikramıdır bizlere.
İşte tam orada Tevbe kapısı karşımızda. Hocam tam Tevbe kapısından bahsetmişken, biraz önce de yeni bir başlangıç diye tarif ettiniz sanki, Tevbe’nin kul ve Allah ilişkisindeki önemi, fonksiyonu nedir? Allah Teala kullarını çok sever. Allah Teala kullarını bağışlamak için tabir caizse her fırsatı değerlendirir. Günehten pişmanlık Tevbe’dir buyurur Peygamber Efendimiz. Yani pişman olmak bile aslında Tevbe anlamına gelir. Mutlaka Tevbe için oturup da kıbleye dönüp de eline tesbih alıp da estağfirullah çekmek değildir Tevbe. Tevbe öncelikle Peygamber Efendimiz’in ifadesiyle, ne demo Tevbet’ün? Pişmanlık Tevbe’dir zaten. Yaptığına pişman olduğun an Allah’a yaklaşmaya başlamışsındır. Peki sadece pişmanlık yeter mi? Allah Teala seni affetmek için bekleyip duruyor. Çünkü Peygamber Efendimiz bunu o kadar güzel tanımlar ki, sizden birisi der, Tevbe ettiği zaman, bağışlanma dilediği zaman, yaptığından pişman olup da Allah’a döndüğü zaman, Allah Teala ne kadar memnun olur biliyor musunuz? Şu kadar.
Birisi çölde yola çıksa, bütün suyu ve yiyecekleri de binetinin üstünde olsa, sonra biraz dinleneyim diye binetinden inse, o uyurken bineti alsa başını gitse, adam bir uyansa ki ne bineti var çölün ortasında, ne suyu var, ne yiyeceği var, büyük bir çaresizlikle o bineti aramaya başlasa, devesini, atını aramaya başlasa
ve o çaresizlik içinde bulduğu an ne kadar mutlu oluyorsa o bineti, Allah Teala da bir kul pişman olup da, Ya Rabbi çok üzgünüm, özür diliyorum, ben çok pişmanım ve bunu bir daha yapmamaya kararlıyım, beni affet, estağfirullah helazıyım bu demektir, sen çok yücesin, sen bağışlayıcısın, sen bağışlamazsan ben kime gideyim?
deyip de boynunu büktüğünde aynı bu adamın devesini bulduğunda yaşadığı mutluluğu, Allah Teala’nın o mutluluğuna ve rızasına benzettir Peygamber Efendimiz. Bu çok kıymetli bir şey, Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtiyor, eğer siz günah işlemeseydiniz Allah Teala günah işleyip ama sonra tevbe edip, pişman olup kendini düzelten yeni insanlar, yeni kullar yaratırdı. Çünkü biz melek değiliz, hiç günahsız olmamız mümkün değil,
melektir hiç günahsız olan, insanoğlunun günahı, hatası, kusuru olacak. Ama olduğu an nasıl bir duruş sergilediği çok önemli, işte orada Allah’la arasındaki bağ çok kıymetli. Bir hata işlediği zaman bunu umursamayan insan, bir daha bir daha tekrarlayan ve Allah Teala’nın bundan hoşnut olmadığını önemsemeyen insan, Allah’la arası iyi olmayan insandır.
Ama Allah Teala’yı seven, ona gönülden bağlanmış, iman etmiş ve onun her an kendisinden razı olmasını umut eden insan, bir hata yaptığı zaman eyvah gözden düşeceğim, değer kaybedeceğim, onun rızasını, onun hoşnutluğunu, onun beğenisini, onun takdirini alamayacağım endişesiyle hemen özür diler, toparlamaya çalışır, hatasını affettirmeye çalışır. İşte o insan Allah’la arası iyi olan insandır.
Dolayısıyla tövbe kulun Allah’la ilişkisini güçlendiren bir durumdur, pekiştiren, aramızdaki bağı sağlamlaştıran bir durumdur. Ve bu sayede aslında kul Allah Teala’ya açıkça der ki ben sana güveniyorum. Ben kulum, acizim, zavallıyım, eksiğim, unutkanım, nefsim var, iştahlarım, heveslerim var,
kendimi kontrol etmekte zorlanabiliyorum, etrafımdaki pek çok çeldiriciyle bu imtihan dünyasında hata yaptım. Ama bunları sana açıkça itiraf ediyorum. Ben eğer sen affetmezsen kime gideyim? Beni affedecek olan, bağışlayacak olan, bana yeni bir imkan tanıyacak olan sensin, sana güveniyorum. Biliyorum ki sen beni seviyorsun çünkü ben seni seviyorum. Ve senin o sevgine güveniyorum. Senin merhametine güveniyorum, senin kudretine güveniyorum. Senden sana sığınıyorum. Sen bana vereceğin cezadan yine senin affediciliğine sığınıyorum. Bunu söylediği zaman işte kul Allah Teala’yla arasındaki muhabbet bağı da güven bağı da pekişmiş oluyor, iman bağı pekişmiş oluyor. Onun için tevbe onarıcı bir fırsat.
Hem insanın kendisini yeniden iyi işler yapmak için cesaretli ve hazır hissetmesini sağlayan, yaptığı hatadan dolayı pişmanlıkları sebebiyle geçmişe saplanıp kalmamasını, aksine tevbe ettikten sonra Allah Teala’dan bağışlanma diledikten ve Cenab-ı Hakk’ın onu bağışlayacağına emin olduktan sonra
bir daha o günaha dönmemek şartıyla artık onu arkasında bıraktığı için, o geleceğini kötü yönde etkilemeyen, temizlenmiş bir sayfa olarak hayatında kalacağı için insanı rahatlatan ve insanın o geleceğe bakışında kendisini daha özgüvenli, Rabbine güvenli, daha iyi şeyler yapmaya hazır hissetmesini sağlayan
çok kıymetli bir hediye. Dolayısıyla biz düşünün anne baba çocuk ilişkisinde bile seni asla affetmem dese annemiz, bu bizim için olabilecek en büyük vicdan azabıdır. Kabir azabı gibi. Annem beni affetmese ben ne yaparım? Onun için annemize kendimizi affettirmek için elimizden geleni yaparız ve bekleriz. Biliriz ki elinde sonunda annem ya, anne bu, anne dayanır mı nasıl olsa affedecek.
İşte bu güven, bu sevgi, bu pişmanlık, bu şefkat anneden gelen merhamet hepsi bir bütün olarak aslında hayatı güzelleştiren, kötülükleri izale eden, ortadan kaldıran, devam etmelerine engel olan ve iyiliklere sayfa açan bir durum. Bu Allah ile kul arasında da, ilişkide de böyle. Onun için tevbe bizim için çok kıymetli bir fırsat, bir yenilenme fırsatı, bir tazelenme fırsatı.
Ve bir muhasebe fırsatı. Ben bu hatayı yaptım, niye yaptım? Neye yenildim? Neye aldandım? Neye kandım? Kimin peşinden sürüklendim? Bunu bir daha düşmemek için ne yapmalıyım? Bütün bunları oturup muhasebesini yaparak tartmanın, ölçmenin, bu sayede de kemale ermenin, olgunlaşmanın fırsatı tevbe. Bir daha bir daha hata etsen de bir daha tevbeden asla vazgeçmeyeceksin. Bu hep tasavvufta da böyledir biliyorsunuz. Çünkü Peygamber Efendimiz’in çok açık hadis-i şerifleri var. Tevbe kapısı, güneş batıdan doğana kadar açık. Güneş batıdan doğması ne demektir? Kıyametin kopması. Güneş normalde doğudan doğar.
Batıdan doğduğunda artık kıyamet kopuyor demektir. Dünyanın sonu. Güneş batıdan doğana kadar tevbe kapısı açık. Son ana kadar insanoğlu tevbe edebilir. Büyük günahlar bile olsa tevbe edip pişman edip. O kadar ki şirk en büyük günahtır. Müşrikler tevbe ettiler, pişman oldular, müslüman oldular. Peygamber Efendimiz’in ashabı kiram oldular. Tevbe sayesinde, tevbe ve iman sayesinde. Ona benzer bir şekilde insanoğlunun, Peygamber Efendimiz’in saydığı o yedi büyük günahı düşünelim. Şirk ile başlayan, arkasından hırsızlık yapmak gibi, zina etmek gibi, faiz yemek gibi, yetim balına elini uzatmak ya da savaş meydanında mücadeleden kaçmak gibi büyük günahları bile Allah-u Teala tevbe ettiğimiz zaman bağışlıyor. Yeter ki biz, Allah-u Teala’nın bizden beklentisini farkında olalım ve günahın, hatanın bataklığında saplanıp kalmayalım. Orada artık ben buradan kurtulamam deyip de, dizine kadar gömülmüş, adım atamaz hale gelmiş bir psikoloji içinde debelenmek, bizim tevbeden ümidimizi kesmemiz anlamına geleceği için doğru değil. Oysa her gece diyor Peygamber Efendimiz, gecenin son üçte birinde Allah-u Teala yeryüzü semasına seslenir. Yok mu affedilmek isteyen bağışlayayım. Bu muhteşem bir şey yani, yok mu affedilmek isteyen, siz benden bağışlanmayı dileyin, ben de bağışlayayım diye bekleyen bir Rabbimiz varsa, daima ümit var olmak gerekiyor. Ama insanoğlu hata eder mi eder, en akıllı insan hatada ısrar etmeyendir. En akıllı mümin hatasını en kısa zamanda fark edip, hatadan dönen, buna işte biz tevbe diyoruz hatadan dönmek, ve istiğfar ederek bağışlanma dileyendir. Tevbe ve istiğfar bir arada olduğu zaman, müminin yolu aydınlanmış demektir.
Hocam sizin de işinizde yeni bir sayfa, tertemiz bir sayfa açmayı ifade ediyor tevbe. Bunun en güzel örneklerinden birinde, Ashab-ı Kiram’ın yaşadığı kritik, bizim açımızdan ibretlik bir sonucu olan bir hadise de müşahede ediyoruz malumunuz üzere. Tevbe süresi 117 ve 118. ayetlerinden üzülüne sebep olduğu rivayet ediliyor. Bu noktada şunları sormak isterim, bu hadise nedir? Yani bu ayetlerin inmesine sebep olan hadise, bu üç sahabemizin tevbe etmesine sebep olan hadise,
peygamberimizin bu hadisedeki tutumundan biz topluma yanlış örnek olacak hareketlere karşı affedici olma ya da olmama, nasıl bir tutum takınmamız gerektiği konusunda ne öğreniriz? Bu konularda neler söylemek istersiniz? Tebük Seferi, peygamber efendimizin en zorlu geçen seferlerinden birisi. Hava çok sıcak, yaz ayları ve mesafe çok uzak.
Dolayısıyla peygamber efendimiz ashabına bir bilgi veriyor bu sefere çıkacaklarına ve hazır olmalarına dair. Ve ashabı kiram hazırlanırken Kâb bin Malik, aslında genç bir sahabi ve gayretli samimi bir sahabi. Biraz tembellik ediyor, hazırlık yapmıyor, nasıl olsa hazırlanırım diye. Sonra sefere çıkıldığı gün diyor ki tamam arkadan hazırlanır, yine ben yetişirim ordu çıksın, ben hızla onlara yetişirim.
Sonra birkaç gün daha gecikiyor, bir bakıyor ki artık orduya yetişemez bir mesafe arada açılıyor ve Medine’de kalmış oluyor. O sırada Medine’de peygamber efendimizin arkasında sadece münafık olduğu herkesce bilinen tipler ve hastalar, yaşlılar, kadınlar, çocuklar kalmış oluyor. Ve bu Kâb bin Malik’in çok zoruna gidiyor.
Genç ve güçlü bir sahabi olduğu halde cihattan geri kalmak, peygamber efendimizin seferberlik ilan edip de herkesi sefere çıkarttığı ve bizzat komutanlık yaptığı bir yolculuktan, cihattan, seferden uzak kalmak, tembellik etmek hiçbir bahanesi yokken, peygambere itaatsizlik etmek tabii çok büyük bir suç ve bunun çok büyük vicdan azabıyla kıvranıyor.
Bunu Buhari’de ve Müslim’de çok güzel uzun uzun anlattığı bir hadis rivayeti var Kâb bin Malik’in kendi dilinden. Peygamber efendimiz döndüğünde ona birtakım bahaneler ileri sürmeye ve bu işten kurtulmayı önce bir düşünüyor. Sonra diyor ki hayır bu doğru değil, böyle yaparsam da ahirette Allah’ın vereceği cezadan ve azaptan kurtulamam.
Ben dürüst olayım, açıkça söyleyeyim ve sonuçlarına katlanayım diyor ve Kâb bin Malik ile birlikte iki sahabî daha var ama onlar daha yaşlı ve zaten mazur olabilecek insanlar. Bu üçü için Peygamber efendimiz dönüşte bilhassa Kâb bin Malik’i orada soruyor seferde peygamberimiz nerede diye gelemediğini söylüyorlar. Döndüğünde niçin gelmediklerini soruyor ve herkes mazeret bildirirken
Kâb bin Malik açıkça tembellik ettiğini ve geride kaldığına sonra da oraya yetişemediğini, bunun kendi kusuru olduğunu söyleyip hem peygamberimizden özür diliyor hem de Allah’ı Teâlâ’dan tevbe ve pişmanlıkla af diliyor. Yaklaşık 50 günlük bir süre var. O 50 gün boyunca Peygamber efendimiz hem dargın hem üzgün hem de Allah’ın bu konuda bir karar vermesini bekliyor. Çünkü açık bir itaatsizlik var Peygamber talimatına ve bir vurdumduymazlık var. Bu durum Müslümanlarda kötü örnek olmasın diye o pişmanlıkla Allah’ı Teâlâ’nın onu affetmesini Peygamberimiz bekliyor. İyi tamam seni affettim demiyor. Cenab-ı Hakk’ın bu konuda son sözü söylemesini, ayet ve vahiy ile bu konunun netleşmesini bekliyor.
50 gün sonunda onların affedildiğine, çok samimi tevbe ettikleri, çok içten pişman oldukları için Allah’ı Teâlâ tarafından affedildiklerine dair Tevbe suresinin dediğiniz gibi ayetleri iniyor.
Orada yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmişti, yürekleri sıkışmıştı, kendilerini tamamen hapsolmuş ve sıkışmış hissetmişlerdi, çok pişmanlardı diye onların o tevbekar hallerinde ne kadar sıkıntı çektiklerini ayet-i kerime anlatıyor. Ve karşılarında Allah’ı Teâlâ’nın affediciliğini bulduklarını da ayet-i kerime bir müjde olarak onlara gönderiyor. Tabi herkes Kâbil Malik’i tebrik ediyor, Allah senin hakkında bir ayet indirdi ve seni Allah affetti diye Peygamber Efendimiz de ona tebrikte bulunuyor. Burada tabi toplumun belli bir hata karşısında duyarsız kalmaması ve hata yapan kişiye derhal tevbe ederek hatasından dönmesini telkin edecek bir şekilde sağlıklı tepkiler vermesi çok önemli. Onu iyiliğe yönlendirmek adına Peygamber Efendimiz de Kâbil Malik ve diğer iki arkadaşıyla Ashab-ı Kiram’ın konuşmasını, iletişim kurmasını yasaklıyor bu süreçte. Sizin bahsettiğiniz üzere aslında günaha kötülüğe giden yolda toplumsal bir tepkinin doğru zamanlanmış, dozunda ayarlanmış ve karşısındaki insanı uyarıp uyandıran bir tepkinin ne kadar önemli olduğunu da bu hadisede görmüş oluyoruz. Hocam bugün işlediğimiz anlattığınız isimleri kısaca özetlemek adına Et-Tevvvap ve El-Afif isimlerinin ahlakımızdaki tecellisi ne olmalıdır?
Allah-u Teala ne kadar bağışlayıcı ise affedici ise bizim de kul olarak bağışlamayı, affedici olmayı hayatımızda bir şiar edinmemiz gerekir. Biz çok büyük hatalar yapıyoruz ve Allah-u Teala onları bile bağışlıyor. Allah-u Teala rızık vermeye, bizi korumaya, yedirmeye, içirmeye devam ediyor.
Bizi merhametiyle kucaklıyor. Dolayısıyla bizim de kesinlikle insan olarak etrafımızdakilerle ufak tefek meseleleri büyütmeden affedici, hoşgörülü, merhametli davranmamız son derece önemli. Hayatımızda bağışlamayı ve Allah’tan bağışlanma ümidini hiçbir zaman eksik etmeyelim. Hocam bu güzel bilgiler için teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum.
Değerli izleyenlerimiz bugün et-tevvab ve el-afuv isimlerinin tevbeleri çok kabul eden, günahları bağışlayan, affeden anlamlarına geldiğini dinledik hocamızdan.
Günah ve hatalarından dolayı pişmanlık duyan, tevbeleri makbul olan kimselerden olmak ve Allah’ın mağfiretiyle birlikte ihsan edeceği büyük ecirlere, üstün ve değerli rızıklara, cennet nimetlerine mazhar olmak niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın efendim.
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım! Sen ki, tevvab ve afuv isimlerinle, töbeleri çok kabul eden, günahları bağışlayan ve affedensin,
bilgisizliğimiz nedeniyle yaptıklarımızı, haddimizi aşarak işlediklerimizi, ölçüsüzlüklerimizi ve bizden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımızı, günahlarımızı bağışla, ciddi ve şaka yollu yaptığımız, yanlışlıkla ve dalgınlıkla işlediğimiz günahlarımızı affeyle. Bütün bu kusurların bizde bulunduğunu itiraf ederiz Allah’ım.
Şimdiye kadar yaptığımız ve bundan sonra yapacağımız, gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün günahlarımızı bağışla. Allah’ım! Öne geçiren de sensin, geride bırakan da sensin. Senin gücün her şeye yeter. Günahlarda, hatalarda, kötülüklerde öne geçmekten muhafaza buyur bizleri.
Kötü ahlaktan, nefsimizin heva ve heveslerine kapılmaktan da koru, hatalarını, yanlışlarını fark eden ve onlardan hayırlara, iyiliklere dönen has kullarından olmayı nasip eyle. Allah’ım! Günah ve hatalarımızdan dolayı, hakiki bir pişmanlık yaşamayı, tevbesi makbul kimselerden olmayı, mağfiretinle birlikte büyük hecirlere, üstün ve değerli rızıklara, cennet nimetlerine mazhar olmayı nasip eyle. Ta ki, sevdiklerimizle birlikte, sabretmenize karşılık elde ettiğiniz esenlik daim olsun, dünya yurdunun ardından ulaştığınız sonuç ne güzel oldu, sözleriyle adın cennetlerinde karşılanalım.
Altyazı M.K.