Oğuz Kağan Destanı ve Devlet | Kökler

Oğuz Kağan Destanı ve Devlet | Kökler videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2EKD696c3HY. Oğuz Kağan destanını anlamak, aslında Türkleri ve onların dünyasını anlamaktır. Destanın temelde iki varyanta sahip oluşu da bunu tasdik eder niteliktedir. Bugün tek yazma nüshası Paris Milli Kütüphanesinde bulunan ve Uygur harfleriyle yazılmış olan destanda, Türklerin İslam öncesi yaşantılarından izlere…

Oğuz Kağan Destanı ve Devlet | Kökler

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2EKD696c3HY.

Oğuz Kağan destanını anlamak, aslında Türkleri ve onların dünyasını anlamaktır. Destanın temelde iki varyanta sahip oluşu da bunu tasdik eder niteliktedir. Bugün tek yazma nüshası Paris Milli Kütüphanesinde bulunan ve Uygur harfleriyle yazılmış olan destanda, Türklerin İslam öncesi yaşantılarından izlere rastlanır. 1300’lü yıllarda İlhanlı veziri Reşid-i Din tarafından Farsça olarak kaleme alınan destanın ise, İslamlaşma sürecinin tesiri altında olduğu görülür. Uygur Harfini Usta’nın başında bir boğar resmi vardır, şift tırnaklı hayvan resmi vardır ve ayakları suyun içerisindedir. Su dalgacıkları da mavi renk mürekkeple yapılmış.
Arin önce yerin yaratılışı, sonra ilk insanın yaratılışı şahsında, Oğuz’un şahsında ilk insanın yaratılışı, daha sonra eşlerinin yaratılması, gönderilmesi ve çocuklarının ortaya çıkması. Reşid-i Din Oğuzname’sinin bize aktardığı Farsça Oğuzname aslında soyu Nuhun oğlu Yafez’den getiren ve Selçuklu hükümdarlarına kadar vardıran bir anlatı, bir destan. Sadece Oğuz anlatılmıyor burada, tamamen anlatılıyor. Ve şeyden farklı olarak, Uygurca Oğuz Kağan Destan’dan farklı olarak, aslında Türklere yabancı olan, Türk tarihinde ve kültüründe görmediğimiz din yayma ve din savaşlarını da işleyen bir metin. Destanın Uygur nüssasında, göçebe Türklerin dünya egemenliği fikrinin formülleştirilmesi,
en dikkat çekici husus olarak göze çarpıyor. Farsça nüssadaysa, İslam’ın hizmetinde olan ve yerleşik hayata geçmiş bir kahramanın hikayesi anlatılıyor. Tanrı buyruk kılınca, Ay Kağan bir oğlan doğurdu.
Bileği kurt bileğine, omzu samur omzuna, ayakları öküz ayağına, göğsü ayı göğsüne benzerdi oğlanın. Kırk günde büyüdü oğlan, civan bir yiğit oldu. Yurdunda büyük bir orman vardı.
Bu ormanda büyük bir gergedan yaşar, sürülere zarar verir, insanları canından bezdirirdi. Sonunda Oğuz, yanına kargı, kılıç ve okunu alarak, gergedanı avlamak üzere ormana vardı. Önce bir giyik yakalayıp ağaca bağladı.
Gergedan o giyiği yedi. Ardından ağaca bir ayı bağladı, gergedan onu da aldı. Bunun üzerine Oğuz Kağan, ağaca kendini bağladı. Gergedan üzerine varınca, Oğuz gergedanın başını aldı ve yurdunu bu illetten kurtardı. Bu, cihan göğsü.
Oğuz Kağan doğar da olmaz, bir kere süt içiyor, bir daha içmiyor. Aslında neredeyse, Kağanlığı daha bebekliğinden belli yani. Gücünü ifade etmek için birtakım tanımlamalarda bulunuyor. İşte beli kurt beliydi gibi diyor. Birtakım hayvanlara benzeterek onu ifade ediyor.
Bu, tamamen gücün ifadesidir. Yani olağanüstlüğü, hatta onun yarı tanrısallığını ifade etmek için kullanılan ifadelerdir bunlar. İşte baştan ayağı tüylerle kaplıydı. Saçları ve kaşları kapkara ediliyor mesela. Kararenk aynı zamanda gücü de ifade eder. Perliğin saçları da aynı şekilde karaydı, gücü ifade ettiği için.
Dolayısıyla, Oğuz Kağan’ın bu olağanüstü tasviri, onun aynı zamanda dünya hükümdarı olduğunu ifade etmek için kullanılmış bir anlatım yolu diyelim. Canavarı öldürdüğünde artık o bir delik anlatır. Yani toplumu için önemli bir kahramandır. Biz kahramanları toplumu için kendini feda eden,
tipler olarak değerlendiririz. Oğuz gergadanı öldürür, vahşi doğaylı olan mücadelesini başarır. Uygarlaşma sürecidir aslında. Uygar Artı Oğuz Kağan destanında, biz aslında insanın uygarlaştırma macerasını da bir noktada görmekteyiz. Sonra devlet aşamasına gelişini görmekteyiz. Devlet kurma aşamasına gelir.
Oğuz’un canavarı alt etmesi, olgunlaşma sürecinin ilk adımıydı. Başlığa baş eğdirip, dizliye diz çöktürmesi ise ikinci adım olacaktı. Bir gün Oğuz Kağan, beylere ve halkına ferman verdi. Başınıza Kağan oldum. Bundan böyle elinizden yay ve kalkan düşmesin.
Alpler savaşta bozkurt gibi ulusun, gök çadır güneş bayrak olsun. Buyurdu. Oğuz’un bu fermanı yeni bir dönemin habercisiydi. Reşitiyetin oğuznamesine baktığımızda, İslami versiyona baktığımızda……cihan hakimiyeti peşinde koşan, yani o dönemin küreselleşme ideolojisi peşinde koşan bir Oğuz Han’la karşı karşıyaydı.
Bunu aynı zamanda biz nerede de görürüz, Uygur Harf’ın Üssarı’na da görürüz. Daha deniz, daha müren. Dağlara, ırmaklara, ırmaklara, denizlere aşmak. Cihan hakimiyeti. O İslami dönemde neye dönüşecektir? Aleme nizam verme, nizamı alem. Allah’ın adını yeryüzüne egemen kılmak. Allah’ın kanunlarını yeryüzüne egemen kılmak.
Oğuz Kağan’ın kahramanlığı, olağanüstü niteliklere sahip kadınlarla evlenmesi ve sonunda hükümdarlığını ilan ederek yeryüzüne nizam getirmek istemesi bir tesadüf değil. O taşıdığı bütün bu özelliklerle Türklerdeki Kağan arketipinin nüvesini oluşturuyor.
Peki ama yenilmez karakteri, çelik bileği ve bilge nitelikleriyle tanınan bu kahramanlara niçin Kağan deniliyordu? Kağan, Kağan’ın değişik haliyle Hakan, bunun bir adım ötesi olarak gördüğümüz Han kelimeleri Türkçe’nin en önemli Türk kültürünün hükümdarlık ünvanlarıdır. Türk Kağan’ın bağımsızlığını ilan ettiğinde, Kıhan yani Kağan ünvanını alır ve bu şekilde Türkler arasında bu yaygınlaşır. Bu kadar zengin ve geniş bir tarihe sahip olan milletin iki farklı büyük ünvanı, hükümdarlık ünvanı olması da gayet normaldir. Ahmet Caferoğlu yanılmıyorsam Kağan’ın etimolojisini yapmayı denediği bir yazısında bu sözcük içerisinde av köküne rastladığını fakat bunu açıklayamadığını söylüyor. Yükselmek demektir. Bugün belki kökenini bilmeden işte rengi ağarmakta ya da saçı ağarmakta kullanıyoruz, dile getiriyoruz.
Ağaç yine bu kökten gelir göğe ağdığı için, yükseldiği için. Bu kökü, bu fiili Tanrı Türk milletinin adı sana yok olmasın diye, babam Kağan’ı ve annem hatunu tepelerinden tutup yukarı götürdüğü ifadesiyle beraber düşündüğümüzde çok daha anlamlı olmaktadır. Kağan’ın hakikaten tepesinden tutulup Tanrı tarafından göğe götürüldüğüne ve orada ona bir takım yönetme yetki ve yeteneklerinin verildiğine inanan bir devlet düşüncesi söz konusu burada. Kağan da bunu yansıtıyor.
Kadim Türkler de Kağan’a Tanrı tarafından yetki verilmesi, aslında Kağan’ın sahip olması gereken özellikleriyle ilişkili.
Kağan’ın, törenin uygulanabilmesi için bilge ve adil, yeni yurtlar fethedebilmesi için alp, halkını doyurabilmesi içinse cömert olması gerekiyordu.