Laboratuvar çalışmalarının önemi ne? Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=HVDRC1ZBd7Q.
Çok önemli bir şey var, belki onun altını çizmek lazım. Burada, mesela böyle bir geleneğimiz yok. Buraya başlangıç aşamasında, öğretim evleri geldiğinde, bu başlangıç fonu denen, yani bir blok maddi kaynağı ihtiyaç oluyor ki, onlar programlarını iki sene, üç sene, dört sene sürdürebilirsinler. Södebilsinler ve fonu isteyebilecek hale gelsinler. Temellerini atak etsinler programlarının.
Bir bu sıkıntı var, bu geleneğin bize yerleşmesi gerekiyor. Eğer özellikle biz bu beyin göçü ve iki taraflı beyin faaliyetini desteklemek istiyorsak, ikincisi de, mesela Nilay gibi genç bir araştırmacı başladığı zaman, ilk laboratörünü kurmaya hem idare işlerden hem de ders verme işlerinden bir süre muaf oluyor.
Mesela üç sene, dört sene bazen ve de maaşıyla ilgili kısımlardan da daha uzun bir süre sorumlu olmuyor. Dolayısıyla her başlayan insanı başlayabilmesi için, temeli atabilmesi için, kurabilmesi için, bir zaman tanımak ve bir imka tanımak gerekiyor. Bu çok önemli bir nokta. Türkiye Üniversitesi de bu yok mu? Bu bazı üniversitelerde var fakat çok küçük başlangıç fonları verilebiliyor. Yani uzun süreli bir programı başlatıp ayağa kaldırmakta o yüzden çok zorlanıyorlar. Yani bizim mesela burada başlayan genç arkadaşlarımızın programlarını hayata geçirmeleri daha uzun bir süre gerektiriyor. İki, üç, dört, beş sene uzayabiliyor. Tabii başka sebepleri de var. Yani sistemin yavaşladı ama bu onlardan biri. Mesela reaktif tedarikleriyle vesaireyle ilgili bazı sürat sıkıntıları da meydana gelebiliyor. Yani genç kariyerlerin yaşayabilmesi için bir masak gerekiyor. Onun için genç araştırmacılar daha çok yabancı üniversiteyi tercih eder, istemesileri bile. Ya orada tabii ki yani çünkü insanların özellikle yani bunu iki tarih diliminde incelemek lazım. Bir şu ana kadar olan yani COVID öncesi, bir de COVID sonrası diye belki. Yani şu anda daha da çok bir şekilde genç araştırmacılar vakitlerini bilime ayırmak istiyor.
Yani idari işlere değil, para bulma işlerine değil. Çünkü bu en yaratıcı dönem yani. Başlıyorsunuz. Bütün işte… 27 yaşta bir şey var. Neuronlar çalışıyorlar. Yani bu dönemde gereksiz işlerle enerji harcayıp maddi sıkıntılarla stres altına girmek istemiyorlar. Dolayısıyla genç jenerasyon da bir akademiden uzaklaşma eğilimi var şu anda.
Dolayısıyla hem batıdaki gelişmiş akademik kurumlarda hem de bu ortamdan istifade etmek isteyen, gelişmekte olan ortamlarda, bunu göz önüne almak lazım. Yani siz eski sistemi uygulayarak Türkiye’ye genç yaratıcı parmak insanı çekemezsiniz. Evet, değişiyor. Yani çekecekseniz onların zaten sıkılmış olduğu, bunalmış olduğu problemleri… Sistemi burada tekrar kurmaya kalkmış.
…kuramazsın. Çünkü zaten burada daha olumsuzu kurulacak. Ama onu değiştirmek çok mümkün. Yani çok hazır bir kitle var. İkincisi de zaten Batı’da, özellikle de Amerika’da şimdi çok alternatif yapılar ortaya çıkmaya başlıyor. Eskiden de çıkmış ama şimdi daha yoğun çıkıyor. Hatta bizim ikinci ödülümüzü alan, yani Ebru Erbay, burada başlamış. Wilkent’te.
Mesela onun kurucu olarak katıldığı Altos Labs diye bir şey çıktı piyasaya. Hiç yani bambaşka bir yapı. Şirket olarak kuruluyor ama akademi gibi çalışıyor. Dolayısıyla bu problemi hallediyor yani. Mesela Nilay başladığı zaman işte bütün zamanın yarısını, işte NIH’e grant yaz, NCI’ye grant yaz, Oradan Fonüs’te, Buradan Fonüs’te, o protokol yaz, bin sayfa hayvan protokol yaz. İşte o beş tane e-mail alıyorum diyor, hayvanın biri işte şöyle oldu, böyle oldu.
Yani bunlar tabii o enerjiyi başka bir tarafa aktarıyor. Bundan korumak için aynı zamanda da insanların yaşaması lazım. Yani şimdi daha ileri yaşlarda aileleri olan insanlar başlıyorlar kariyerlerine. Dolayısıyla bunların finansal olarak da yaşayabilecekleri bir düzeyde. Birkaç sene önce böyle bir Nobel’liye adamcağız getirmiştiniz. Biz yemekte tanıştık, teknede tanıştık, sohbet falan falan ettik.
Sonra adamcağızın karısıyla biz ahbap olduk. Bütün yemek koyacaklar, sevin konuştuk. Kadın dedi ki Allah kahretsin buna be dedi. 10 oktaya gelmiş kadın. Niye dedi? Parayok, pul yok, vakit yok dedi. Ben dedi yalnız yaşıyorum dedi, çocukları ben büyütüm dedi. Hani bunun karşısında bir refah, konfor falan geliyor dedi, bunu da görmedik dedi. Ben dedi bunun peşinde dedi, binimudur, oraya biz geziyoruz. Yani bunu artık şey istemiyor.
Yeni nezile istemiyor. Ve de bunu bizim işte bir kısmı filantropiyle. Örneğin yani bunu da hepsini söylüyorum ama mesela biz Sabri Ülken Merkezi’nin tam zamanında kurmuşuz yani. Bir yöntem o, akademin içerisinde yeni fonlama sistemleri. Bir yöntem işte yeni araştırma enstitüllerinin, şirketlerin fonlama sistemlerini mesela Howard Hughes tıp enstitüsü gibi
bir kısmı akademin içinde, bir kısmı akademin dışında yani bilim insanlarının insan gibi yaşayıp rahat edebileceği ortam gerekiyor.
Zengin olmayacağı ama rahat edeceği.