Fiyatlar nasıl aşağı düşecek, önlemler yeterli olacak mı? | Teke Tek Bilim
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=4MhvfFk4j3M.
Tek bir tek! BİLİM! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! İyi akşamlar izleyen Tek E Tek Bilim’den. Herkese merhaba. Aslında bu akşam tam bilim değil, böyle bilimle karışık bir bilgi falan böyle bir, ne diyeyim, ortaya karışık bir program yapacağız.
Konumuz enerji olacak. Belki tamatınlarda görmüşsünüzdür. Bugünlerde herkes enerjiyi konuşuyor. Niye enerjiyi konuşuyor? Çünkü zaten dünyanın en temel meselen bir tanesi enerji. Bütün ülkelerin bütün medeniyetleri enerji ihtiyacı var. Ve ülke büyüdükçe, ülke geliştikçe, ülke ekonomisi güçlendikçe, üretim arttıkça enerji ihtiyacı enerji açtığı da artıyor. Ve galiba dünya 1970’lerdeki büyük petrol krizinden sonra ikinci en büyük enerji krizlerinden birini, belki birincisini yaşıyor. Bunun farklı nedenleri var. Önce Covid, büyük salgın, üretimli düşüşler, buna karşı da enerji arzında mecburi bir yavaşlama. Ardından üretimin tekrar hızlanması, tekrar hatta arayı kapatmak istercesine bir patlama yapması ve bu arada enerji arzından ortaya çıkan sorunlar. Ardından en büyük problem Rusya, Ukrayna,
gerilimi, Rusya’ya yapılan, ne diyeyim, ambargo uygulamaları ve Avrupa’nın büyük oranda, özellikle Almanya’nın büyük oranda Rus doğal gazına %50’ye varan da bağımlılığı, bir anda Avrupa’da ciddi bir enerji krizine yol açtı. Keza Çin’in artan talebi, Hindistan’ın artan talebi, gelişen dünyanın, gelişmekten olan dünyanın artan talebi, birdenbire bu enerji meselesinde farklı bir noktaya gidilmesi hep oldu. Bunun yanı sıra ekonomilerdeki yavaşlamanın ve para arzının artmasının ardından ortaya çıkan enflasyon, enerji fiyatlarına da ciddi bir şekilde yansıyınca olan az gelişmiş ve bizim gibi gelişmekte olduğu iddiasındaki ülkeleri ciddi bir sıkıntıya soktu. Bu akşam bunu konuşacağız. Özellikle bu. Düşünün özet olması ne olacaktı? Konuklarımı hemen tanıdığım, Profesör Doktor İbrahim Gürhan var. İstanbul Sabahattin Zahim Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Falkülü’deyse, Dekanı, burada değil, Skype ile bizle beraber olacak İbrahim Bey. Profesör Doktoru Uğur Emek var, Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi, o da bizim Ankara Sucuğumuzu İstanbul’da değil. İstanbul’da ise sektörü çok iyi bilen iki isim var. Mehmet Öğütçü, The London Energy Club Başkanı,
böyle bir klüp varmış, haberim yoktu. Mehmet Doğan, enerji uzmanı, hoş geldiniz. Bu futbol klübi değil herhalde değil mi? Londra’dayız, İngiliz halkı, Chelsea, Melsi falan. Futbol da var, tenis de var. Ne kadar enerjik iş varsa hepsi içinde. Hemen başlayalım isterseniz hocam. Mehmet Hoca, siz de başlayalım isterseniz. Mümkün mü? Tabii, buyurun. Çünkü Skype ile başlarsak biraz şey olabilir, tansiyon düşebilir, burada başlayalım. Enerji krizi. Bu enerji krizinin sebebi nedir? Neden için enerji fiyatlarında böyle bir artış meydana geldi? Niye dünya ekonomileri, özellikle bizim ekonomimiz, bu enerji meselesinde bu derne köşeye sıkıştı? Valla aslında siz çok güzel açıkladınız baştan, özet kısmında. O zaman gidiyoruz. Ben biraz detaylandırabilirim sadece sizin dediklerinizi. Bu krizi ikiye bölmek lazım. Savaş öncesi yaşananlar ve savaş sonrası yaşananlar diye. Savaş sonrası yaşananlarında kısa bir kronolojisini vermekte fayda olabilir.
Savaş öncesinde aynen sizin dediğiniz gibi pandemi sırasında talep çok düştü. Düşen talebin yanında bu kadar düşük bir talep beklenmiyordu. Ars çok fazla oldu, fiyat yerlerde süründü. Bunun Amerika’daki üreticilerinden tutun, Rusya’daki üreticilere kadar çok büyük etkileri oldu. Dolayısıyla inanılmaz düşük fiyat seviyelerini gördük. Yani neyi gördük? Avrupa’da 61 dolarları gördük. Dolar 1000 metreküp rakamlarını gördük. Bu doğal gazla. Tarihin herhalde en düşük zirveleriydi. Petrolde de negatif fiyatlar bile görüldü. Bir ara petrolü bedava veriyordu, gemileri yükleyiyordu depolamak için. Doğru. Çünkü bizim petrol ile birlikte gazın üretildiği sahalarda, gaz satıldığı için petrol üretilmek zorunda kaldı. Elde kalan petrol de maalesef depolar bulunca negatif fiyatlara kadar gitti. Sonrasında talepte bir artış başladı. Çin’de ve Avrupa’da bir artış başladı. Türkiye’de de ciddi anlamda talepte bir artış oldu. Bu artış olurken, hani derler ya sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer. Ondan dolayı bir sonraki seneye tam da hazır olmayan üreticiler, yani geçen sene çok zorluk çeken üreticiler, o arzı karşılamak için yani o talebi karşılayacak arzı yaratmadılar, yaratamadılar. Yaratmadılar mı, yaratamadılar mı? Yani tam anlamıyla aslında sıkıntılar da vardı. Mesela Norveç’te Covid pandemi zamanında olan bakım işleri pandemi sonrasına kaldı. Üretimde yavaşlamalar oldu. Rusya tarafı şey davrandı, yani benim kontratsal hükümlülüklerim var, o kadar ben mal veririm dedi haklı olarak. Amerikan üreticileri zaten sıkıntı içindeydi, ona göre bir planlama yaptılar. Dolayısıyla bir şekilde arz talep dengesi bozuldu. Bozulan denge nedeniyle de aslında tüccarlar da bu dengenin bozulmasına yardımcı oldular diyebiliriz. Neden? Fiyatlar aniden artış gösterince, yani 150 dolar 200 dolar’a çıktığı zaman bile hani düşük seviyeler denebilir ama 60’dan 200’e çıkması birden bire depolardaki gazın da satışına neden olmaya başladı. Çünkü çok büyük bir kârdan bahsediyoruz. Şimdi için çok ucuz tabii o fiyatlar ama bu dengesizlik depoların da boşalmasına neden oldu. Dolayısıyla bu kriz büyüyecek devam etti, fiyatlar da arttı. Tabii bu arada bu fiyat artışında Kuzey Yakım 2’nin açılması beklenen, Kuzey Yakım 2 boru hattı projesinin açılmaması… Bu Amerika’dan dolayı mı açılamadı? Yani öyle diyebiliriz. Yani Almanya’nın kararı, daha doğrusu mevzuatsal açıdan Rus’tan önüne birtakım 3. parti tarafları erişimi konusunda kurallar getirdiler. Ruslar bunu bir kısım yapabiliyorlardı, yapamıyorlarlardı ama işte politik nedenlerden dolayı diyebiliriz. Bu boru hattı açılmadı. Açılmadıktan sonra da arkasından fiyatlar çok yükseldi.
Sonrasında da maalesef savaş olayı gündeme girdi. Savaş başladıktan sonra da durum çok çok daha kötüye gitti. Neden? Kronolojik olarak bakarsak aslında Soğuk Savaş zamanı dahil enerji hiçbir zaman siyasi ve politik konuların denklemin içine giren bir meta olmadı. İlk defa bu krizle beraber… Niye mesela 73’te Büyük Petro krizinde olmadı mı?
O diyebilirsiniz ama doğal gazı anlamında bakıyorum. Doğal gazı anlamında Ruslar hep geçmişe baktığı… Bir arz güvenliği temin ettiler. Ama büyük ihtimalle o gelgeldi diye düşünüyor herkes şimdi. Ama o kadar yıl gelgel yapar mısınız? O da apayrı bir konu. Bu kadar yıl mı beklediniz bu gelgeli yapmak için? Ben şöyle gördüm bu olayı. Bu kriz olur olmaz Kuzey Akım 2 projesini Almanya’ya iptal etti. Şimdi bu beklenmedik Avrupa’dan gelen bir hamleydi. Bu hamleye karşılıklı hamleler devam etti. Ve çok ağır hamleler devam etti. Mesela Gazprom Almanya’daki hisselerini ve Asetlerini Gazprom Germanya’nın hisselerini tuttu bir tane DJ’ye sattı.
Mesela 1 euro bedelle bir tane gece kulübünün DJ’nin. Yani bu alay etmek gibi bir şey. Onun üzerine Alman EPDK’sı Gazprom Almanya’nın hisselerine el koydu.
Rusya’dan Ukrayna’ya geçen bir nokta savaş nedeniyle kaybedildi vesaire. Türbün krizi filan derken 1 Ocak 2021’de yaklaşık 385 milyon günlük gaz Rusya’dan giriş vardı. Kuzey Batı Avrupa’ya diyebiliriz. Şu andaki miktar 60’larda.
5.000’e düştü. Evet yani 385’den 60’lara geldi. Ve bu çok ciddi bir kayıp. Şöyle anlatmak lazım bu miktarı neye tekabül ettiğini. 330 milyonluk bir kayıp var.
Türkiye’ye en soğuk kışını yaşasın. Bütün Türkiye’nin tüketimi 320’lerde falan olur. Günlük mü? Günlük. Yani Türkiye’nin bütün gaz tüketimi kadar, Türkiye büyük bir ülke, çok da ciddi bir gaz tüketiçisi, tüketimi kadar bir tüketimi şu anda Kuzey Batı Avrupa kaybetti.
Depoları fena doldurmadılar. Çünkü bu krizle beraber savaş sonrası aslında Rusya gaz tedavisine devam etti. Yavaş yavaş gaz kesintisine girdi. Yani bu 385 birden 60’a düşmedi. Kademeli olarak geldi. O sırada depoları biraz doldurdular. Onu sıvı doğal gazla yer değiştirmeye çalıştılar. Çin’in düşen talebi vesaireyle bir parça toparladılar. Ama bu toparlama bu kış için maalesef yeterli değil. Onu da bugünkü fiyatlarla görüyoruz. Bizim bugün borsada gördüğümüz fiyat yarının fiyatı ve bir ay sonrafkinin fiyatı yaklaşık 2400 dolar. Yani fiyat yükseldi 200’den malları sattılar dediğimiz noktada şimdi 2010 katına çıkıyor.
10 katına çıkıyor. 12 katına çıkıyor. Yarınki fiyat yani 2300’lerde, bir ay sonraki fiyat 2400’ler gösteriyor, gösterge der. Yani 61 dolarlardan en düşük olduğu seviyeden 2400 dolarlara geldi. Bu çok yıkıcı bir fiyat. Yani bu fiyatın etkisi bizim gibi ülkeler için çok zorluklar yaratacak bir seviyede olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla.
Teşekkür ederim. Tabii şimdi burada konuşmamız gereken şeyden bir tanesi bu 61 dolar ve 2400 dolar gibi uç rakamlar aslında sözleşmeler alıcıları ne kadar ilgilendiriyor? Yani şimdi sizin Rusya’da uzun dönemli bir sözleşme… Mesela biz 61’den de alamadık bunu ama 2400’den de almıyoruz.
2400’den aldığımız anlar olacak mı? Belki olacak diyeyim ama şu anda. Belki değil yüzde yüz olacak çünkü Türkiye uzun vadeli sözleşmelerle özellikle kışın konutların devreye girmesiyle yaratılan talebi karşılayamıyor.
Düşünelim bizim 300 gibi bir talebimiz olsun 300 milyon günlük gibi uzun vadeli kontratlar ve uzun vadeli elenci kontratlarıyla biz ancak 225’ler seviyesindeyiz. Yüz aşamız var. Evet. Yani o yüzü 2400’den almak zorunda kalacağız maalesef. Peki diğerini kaç ladır biliyor muyuz?
İlginç birini bunlar gizli bilgiler yani devletin bilgiler ama bir duyumlar var tabi yeni yaptığımız sözleşme ve özel sektörün yaptığı sözleşmelerde Rus gazının bir miktarını yüzde 70 oranında olduğu söyleniyor. Bu 2400’lü fiyata bağladığımız konuşuluyor ama bunun doğruluğunu maalesef teyit etme şansımız yok. Peki en düşü olduğu zamanlar benim hatırladığım son 260’lardan aldığımız dönemler vardı.
Evet tabi tabi yani o 300’ler yani şöyle düşünebilirsiniz Fatih Bey petrol endeksli kontratların bir tane magic formülü vardır onu söyleyelim yani bu Batı Avrupa fiyatlarında da bu böyledir Balkanlarda da eskiden böyleydi. Petrol fiyatlarının 6 ay veya 9 aylık avarajını alırsınız brand petroleum onu 4 ile çarparsınız tamam bu 4 size bir fikir verir yani belki 80 dolar ise ortalaması 320 dolar belki 330 olur 340 olur.
İşte çünkü türevlere bağlıdır. Şu anda brand petroleum ne kadar varili? Varili şu anda yüzler civarında diyelim. Yani aslında 400 olması gerekiyor. Evet 400 dolar ama tabi 9 aylık avaraja bakarsanız belki 90 dolarlardır 360 330 360 arasında bir yerden şu anda alıyor. Olması gerekirken 2400 de. Evet 2400’lerde. Wow. Peki Türkiye o arada niye uzun vadeli anlaşmalar yapmadı bunun üzerinden yapamadı mı? Ya orada şöyle bir şey var benim gördüğüm kadarıyla şimdi geçmişe bakarsak 2014 yılından bu zamanda Avrupa’da spot piyasalar kurulduğundan bu zaman bu yani 2400’lük piyasalar kurulduğundan bu zamanda spot piyasalar avarajda yani ortalamada brand petroleum bağlı sözleşmelere göre yaklaşık 40 dolar daha ucuz seyretti. Avarajdan bahsediyorum yani bu 60 100 olabilir ama tersine eksi 20 de olabilir ama genelde 40 dolar civarında petroleum bağlı kontratlardan yüksek seyretmiş düşük seyretti. Böyle olunca hal böyle olunca Türkiye’de büyük ihtimalle bunun böyle devam edeceğini düşünerekten bir ihtimaldir bu.
Uzun vadeli sözleşme yapmaktan imtina etti veya kaçındı ve biz maalesef Ruslar çok bastırmasına rağmen ki o zamanları ben hatırlıyorum Ruslar petrol endeksi sözleşmeler yapmak istediklerini defalarca dile getirdiler ama biz spotbazın daha ucuz olacağını düşünerekten öyle bir hamle yaptık. Yani bir öngörü hatası. Ee öngörü hatası diyebiliriz ama öngörü zaten zor bir şey yani kolay bir şey değil. Ama biz sıkışınca da maalesef tabi bu sefer 2400lü kontratlara bağlı sözleşmeler. Peki bu fiyat Rusya’da da büyük doğal gazetesi Katar’da da ve bizim dostumuz Üstelik’te İran’da da hep aynı mıdır? Aynı seviyede bilerek.
Ya üç aşağı beş yukarı aynı olmazsa da fiyat müzakeresine gidersiniz. İşte fiyat müzakere ise hakkınız vardır sözleşmelerde fiyatı tekrar müzakere edersiniz tekrar o seviyelere kazanırsanız getirmek zorunda getirirler. Peki biz doğal gazda ne kadar Rusya’ya bağlıyoruz ne kadar İran’dan alıyoruz. Bunun paçalı nedir yani biz %70 Rusya %20 Katar ve Cezayir %10 İran nedir oran?
Ya tabi şimdi ne kadar tükettiğimizde erintili ama buna yıllık eğer bu sorunuza yıllık bakacak olursak yani bu cevaplayacak olursak yani %50’den biraz fazla diyebiliriz çünkü 16 milyar bir kontratımız. Rusya’ya %50’den fazla. Evet %50’den fazla yani pardon %50’den fazla. Ben hep 30’larda diyebiliyordum abi.
60 düketiyoruz 16 artı 16 32 yani işte %50’den fazla. Yani bizde Almanya kadar bağımlıyız Rusluğa Gaz o zaman Almanya da %50’lerde çünkü. Evet %50’ler civarı da bağımlıyız. Fenaymış. Evet. Çok fenaymış. İbrahim Bey dönmek istedim İbrahim Gürhan’a. İbrahim Hocam iyi akşamlar hoş geldiniz. İyi akşamlar iyi yayınlar. Sağ olun teşekkür ederiz. Ne diyorsunuz bu Türkiye’nin doğal gaz faturası yani şöyle deniliyor Türkiye’de ekonomi sıkıntıda çünkü bizim şeyimiz çok arttı.
Enerji maliye etlimiz çok arttı. Ne ölçüde etkili ve acaba enerji politikamızı belirlerken yanlışlık yaptığımız bir yer var mı ki ekonomik olarak? Öngörüde hata yaptığımız bir yer bu denli fazla etkileniyoruz. Özellikle savaş sonrası gelişmelerden enerji fiyatlarında.
Evet enerjinin özellikle dış ticaret üzerinde ciddi bir baskısı olduğu muhakkak ki biz de sıklıkla enerji ve altın harç dış ticaret dengesini sağladığımızı sıklıkla ifade ediyoruz.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin cahili açık sorumlu özellikle son yıllarda ortaya çıkaran temel paradigma temel neden gerekçe enerji fiyatlarındaki olağanüstü artış. Dolayısıyla Türkiye tabi daha önceki dönemlerde de enerjiye dışa bağımlılığımız bedeninde Türkiye çeşitli krizler yaşadı. Kendine uygun özel yöntemlerle bunları aşmaya çalıştı. Bunların ürettiği başka problemlerle de yüz yüze geldi. Ama açıkçası ben Türkiye’nin özellikle 2010 sonrasında yaptığı yatırımlarla enerji kaynaklarının hem tür açısından hem de ülke açısından çeşitlendirmeye çalışıldığını ve bunun da çok doğru bir strateji olduğunu ifade etmek isterim. Ben de aslında sizin söylediğiniz şekilde hatırlıyorum doğal gazda mesela Rus uçağı düşürüldüğünde o dönemde %50 civarında bir bağımlılığımız vardı. Belki şu anda elektrik üretimiyle alakalı bu oranı özellikle söylüyorum şu anda bu oranlar %30’lara kadar indirilmiş olasıydı. Evet %32 diye bir hatırlıyorum ama yanlış hatırlıyordur benim.
Yani orada Rusya’nın payı düşürülerek hem Katar’dan hem diğer ülkelerden LPG ile, Schellenegger ile ikame edilmeye çalışıldı. Aynı zamanda Azerbaycan’da devreye sokularak farklı ülkelerden gaz tedariki sağlanmaya çalışıldı.
Dolayısıyla Türkiye burada hem ülke çeşitliliğini arttırarak bir ülkeye tamamen bağımlı olmayı minimuma indirmeye çalıştı. Ama nihayetinde bunu tamamen ortadan kaldırmak çok da kolay bir şey değil. Şu anda Avrupa Birliği’nin başta Almanya olmak üzere en temel derdi de tamamen bu problemi çözememiş olması. Türkiye belki bu anlamda daha şarjlı çünkü etrafındaki birçok ülkede kaynak olarak doğalgazi ve petrol kaynakları var. Ve belki daha sonra tartışırız Rusya’nın model dışına çıkarılması durumunda Avrupa’yı enerji hatlarıyla kaynaklarıyla bağdaştırabilecek tek coğrafi mekanizma da Türkiye üzerinden kurulmak zorunda.
Dolayısıyla belki Türkiye şu anda bir eşikte tam bu sorunu hem kendisi açısından çözme hem de Avrupa Birliği’nin bulacağı çözümleri aracılık etme noktasında önemli bir fonksiyonla icra edebilir.
Dolayısıyla eğer bu mekanizmayı doğru kurgular ve Avrupa Birliği’nin enerji krizini çözmeler Türkiye’de sürece müdahale olabilirse ki son dönemde yapılan görüşmelerde bunun ciddi ciddi pazarlık konusaydı dediğini biliyoruz.
Kendi enerji sorununu da aslında çözebilecektir. Tabii kendi açısından yapmaya çalıştığı ikinci bir müdahale de bu sürece içerideki mümkün olan kaynakları en üst seviyeye çıkarabilmek.
Yerli ve yenilebilir enerji kaynaklarını en üst seviyeye çıkarabilmek. Ki özellikle 2005’ten sonra 2010’dan sonra da ağırlıklı olmak üzere yenilebilir enerji kaynaklarının oranlarının hızda arttırıldığını arttırılmaya da devam ettiğini görüyoruz. Hidroelektrik başta olmak üzere rüzgar ve diğerleri. Hidroelektrik ve şey…
Rüzgar sadece doğal gazla bağlı değil işte kömür, petrol ve diğer bütün kendi imkanlarında kullanarak içeride de bunun oranını arttırma ve çeşitlendirmeye çalışıyor. Tabii nihayetinde Türkiye’de büyüyen gelişen bir ülke 10 yıl önceye göre 20 yıl önceye göre çok daha fazla elektrik tüketiyoruz. Evet verimli kullanma zorunluğumuz var ama nihayetinde ülke büyüdükçe geliştikçe daha fazla enerjiye ihtiyacımız var.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin hem kaynak ülkeleri çeşitlendirmesi hem de türünü çeşitlendirebiliyor olması ve buna yönelik bir strateji benimsemesi bu bahsettiğimiz kısıtları aşmak için en önemli hamleler. Ama bunların hiçbiri 3 yılda, 5 yılda hatta 10 yılda tamamen bu problemi ortadan kaldıracak çözümler değil.
Türkiye bir de iki müdahale ile bu söylediğimi mekanizmalarının biraz daha etkisini arttırmaya çalıştı. Biri nükleer santral ki tamamen kapasitesi kullanmaya başlandığında yüzde 10’a yakın elektrik tüketiminin karşılanacağı yönünde bir öngörü sözü. 2400 MW.
Diğer taraftan da aynı zamanda kendi doğal gaz, özellikle şu anda Karadeniz’de kullanımına 6 ay sonra geçireceğine dair sayın bakanının ifadeleri var.
Bunu hem miktarını arttırabilir hem de doğal denizde de ortak üretim mekanizmalarını devreye sokabilirse Türkiye belki kendi kara topraklarında enerjisi çok kısıtlı. Ama nihayetinde bütün etrafındaki bu enerji kaynaklarının bir geçiş noktası, bir güzergahı ve hub’ı olma potansiyeline sahip. Ama bunu iyi yönetebilecek ve bu süreci iyi bir stratejik hamleye dönüştürebilecek bir yönetime de ihtiyaç var.
Özellikle bundan sonraki dönemde, savaş sonrası dönemde, Ukrayna ve Rusya savaşından sonraki dönemde enerji bütün dünya ekonomisinin en kritik alanlarından, faktörlerinden birisi olacak çiftle beraber.
Bu sürece Amerika’nın Ukrayna-Rusya savaşını bahane ederek hem Avrupa Birliği’ni kendi tarafına çekmesi ve kendine bağımlı hale getirmesi ve bu süreçten de ekonomik olarak da çok ciddi anlamda kazançlı çıkması söz konusu.
Dolayısıyla Rusya üzerine uyguladığı bu ambargoların da bir sonraki dönemde belki başka gerekçelerle Çin üzerine uygulanması da muhtemeldir.
Ki biz Ukrayna-Rusya savaşı sonrası bu ambargo başladığında bunun bir deneme olduğunu önceden hazırlıklarının da yapıldığını ifade etmiştim ben hakikaten Sivit yasaklarına kadar ki çok da beklenen bir yasak değil idi.
Tamamen Rusya ekonomisini global ekonomiden dışarıda tutacak bir hamle ile bunu bir denemesini yaptı. Gerçi kısa dönemde Rusya ekonomisi bundan çok da zarar görmedi. Ama orta ve uzun vadede etkilerini ayrıca çalışmak ve… Şu anda da ihtiyar var hocam. Şu anda da ihtiyar var. Ama tabi Çin’e böyle bir şey yapması zor. Çin’e bir ambargo uygulamaya kalkarsa, Çin’e yaptığı bir uygulamaya kalkarsa Amerika tarafları boş kalır.
Amerikan tüketicisi için yani. Çünkü bütün üretimi orada yaptırıyorlar. Yani oraya da işte herhalde bu çip üzerinden bir müdahale etmeye çalışıyor. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte enerji hakikaten daha önceki dönemlerde de önemliydi ama kritik önemini biraz daha arttıracak gibi gözüküyor.
Türkiye’nin bu süreçte dinamik bir ne diyelim pazarlık stratejisi uygulaması ve birçok ülkeyle de konuşabiliyor ve bu konularda pazarlık yapabiliyor olması da önemli bir avantajı olduğunu düşünüyorum. Sağ olun hocam. Mehmet Öğütçü, hoş geldiniz efendim. Nasılsınız, iyi misiniz?
Siz bir de piyasanın içindesiniz. Yani sadece uzman olarak değil bir yandan da yönetici olarak bir sektörün içinde yoğun bir varlığınız oldu ve hala var. Arz güvenliğinden ve daha doğrusu Türkiye İstihbar Bakı’nda Arz’dan ve Türkiye’nin içerisindeki arz ortamların fazlalığından bahsediyoruz.
Yani Rusya var, Irak var, Katar var, İran var, Azerbaycan var, o var bu var. Hakikaten Türkiye böyle bir rahatlığa sahip mi yoksa Türkiye’nin jevo politiği bu kaynakları kullanmasının önünde zaman zaman siyasi engelleri çıkartıyor mu? Türkiye’nin arzız güvenliği Avrupa’ya daha fazla. Türkiye’nin ikmal güvenliği enerjide Avrupa’ya kıyası daha iyi durumda. Daha iyi durumda.
Şunu söylemek istiyorum, müsaade ederseniz öncelikle. Şu dört tane husus çok önemli. Enerji, gıda, su ve iklim değişikliği. Dünyamızın şu anda karşı karşıya olduğu sorunun en önemlisi bunlar. Enerji tabi bugün tartıştığımız konu ama diğerleriyle de yakından bağlantılı.
Enerji derken de hepimiz doğalgaz konuşuyoruz. Doğalgazın Türkiye’nin hatta Avrupa Birliği’nin enerji karışımındaki yeri dörtte bir civarındadır. Onun ötesinde petrol var, kömür var, nükleer var, yenilebilir var. Dolayısıyla enerji çok geniş bir tablon içerisinde ele alınmalı. Türkiye açısından dediğiniz Türkiye daha önce imzalamış olduğu uzun vadeli sözleşmelerimiz eleştirmiştik Türkiye’nin.
Niye bağlıyorsunuz 20 yıllık 25 yıllık kontratlarla? Çok önceden. Bak parti yokken. Mesela Necmettin Erbakan’ın İran’la imzaladığı anlaşmayı hiç hoş bir şekilde anmıyoruz. Çünkü şu anda krizden bağımsız olarak baktığınız zaman elimizdeki kontratları bir kısmı sona vermek üzere yenilecekler.
En pahalı gazı İran’dan alıyoruz. İkinci sırada Rusya geliyor, üçüncü sırada Azerbaycan geliyor. Şayet alabilirsek Irak’ın Kürt bölgesindeki gaz en ucuz gaz Doğu Hakk’ın denizinde göreceğiz. Olur mu? Şu anda mümkün onu yapmak ama size daha önce de söylediğim gibi Rosnef Ruslar Kuzey Irak’a da girdiler. Oradaki boru hattı alt yapısını aldılar, petrol sahası aldılar, gazada yaklaşıyorlar. Yani Rusya hem yukarıdaki hem aşağıdan satacak. Öbür taraftan İran birbiriyle koordine edecekler. Bu stratejik açısından biraz Türkiye’yi kıskaca alacak bir çabadır. Bunu Ankara’nın görmesi ona göre bazı stratejiler geliştirmesi de gerekiyor. Karadeniz’deki gaz konusu iyiyse biraz muamma. Onu soracağım ayrıca. Ona geliriz sonra isterseniz. Dolayısıyla Avrupa’ya kıyasla biz daha iyi durumdayız. Çünkü imzalamış olduğumuz sözleşmeler var. Bir de etrafımız gaz zengini ülkelerle çevrili, coğrafyalarla çevrili. Ama dediğiniz gibi son sözünüz Türkiye’nin dış politikası, güvenlik stratejileri bazen enerjide elimizi kolumuzu bağlı. Şundan dolayı enerji çok uzun vadeli yatırım gerektirir. Yani ben enerjiye para koyuyorsam eğer 15-20 yıl sonrasını görmem lazım. Türkiye’ye ne yazık ki çok fazla güvenilmiyor. Yani enerji de yatırım konusunda da 3 tane G var. Altının çizilmesi lazım. Hep onu söylerim ben. Güven, güven, güven. Güvenmezseniz o ülkenin stratejilerine, uzun vadeli politikalarına o milyarlarca dolara akıtmazsınız. Aynı şekilde biz hub olmak istiyorduk biliyorsunuz. Bölgesel hub. Doğalgaz’da hem Hazar’dan gelsin hem Rusya’dan gelsin hem İran’dan hem Drakili’den. Ve onu biz Avrupa’ya dağıtalım. O rüyanın da sonuna geliyoruz aslında. Çok iyi bir fırsat varken onun da sonuna geliyoruz. Birincisi Türkiye bağlantılı. Güven duyulmadığı için. İkincisi de ben bir ay kadar önce Almanya’daydım. Almanya Dışişleri Bakanı’nda da konuştum. Yeşiller Partisi’nden. Almanya’ya dedim ki, yani sohbetlerimizde ortaya çıktı. Yani Rus gazının yerini belki Doğu Akdeniz alır. Belki Kürt gazını Irak’taki hızlandırabiliriz. İran’da bu nükleer anlaşmayı imzalarsak eğer, çünkü İran dünyadaki en fazla gazı rezerve sahip olan nükleerden biri. O gelebilir. Belki Orta Asya’dan aşınılıp gelebilir. Eğer onlara güven verilirse. Onlar da köküne gitmiyor mu şu anda Orta Asya doğal gazı? Yani Orta Asya doğal gazının gelmesi çok zor. Buna ne İran ne Rusya izin verecektir. Ama Avrupa’da öyle bir arzu yok. Çünkü şu an yani bu Covid yaşamadan önce, Rusya’yla yaptırım krizini yaşamadan önce Avrupa Birliği fosil yakıtlardan hızla çıkıp gelenebilere girmeye çalışıyor. Yeşil enerji dönüşümünü gerçekleştirme çabasında. Bu bitmedi henüz. Yeşil mutabakatlar iklim değişikliği devam ediyor.
Şu anda önümüzdeki 2-3 yıllık bir sıkıntılı dönem var. Bu kış çok kötü geçecek. Ve Avrupa Birliği hazır değil buna. Yok İspanya’da kravatları takmayalım, sıcak duş almayalım, %15 tasarruf yapalım. Bunların pek fazla katkısı olmayacak. Avrupa Birliği içerisinde de öyle monolitik bir yapı yok. Yani Almanya doğal gazda %55’ti, %30’a çekti şimdi neredeyse bağımlılığını. Bulgaristan %100’dü, Estonya %100. Fransa’nın tuzu kuru %75 nükleer. O yüzden de Fransa çok düşük. İspanya çok düşük, 0.7 Rusya bağımlılığı. İngiltere’ye %4 bile değil. Dolayısıyla çatlaklar çıkacak. Yani kimse Almanya’nın ekonomik motorunun döndürülmesi için bu fedakarlıkları niye katlanalım diyecek. Belki yaptırımlarda smart dediğimiz akıllı yaptırımlar, Sochi’de ilginç bir şey vardı pek tartışılmadı o.
Rus Başbakan Yardımcısı Novak, Putin Erdoğan görüşmesinden sonra dedi ki, işte malum bir kısmını Ruble hatta Türk lira sorarak belki ödenebilir, Türkiye’yi gatsızlamak mı? Onu Avrupa’ya da söylüyor Rusya’da. Onu dedi ki belki Türk akımdan gelecek gazı Avrupa’ya gönderebiliriz Türkiye üzerinden. Şimdi eğer yaptırım varsa… Amerika’da hemen arkadaşa açlama yaptı biliyorsunuz, bunu takip edeceğiz diye. Takip edecektir, bunda hiç şüpheye yer yok. Henüz Kuzey Akım 2 öldürülmedi.
Yani 11 milyar dolarlık euro’luk bir projeydi o. O sadece Vanas’ı kapattı. Hazır o. Yarın bir gün sorunlar açılırsa ki yakın gelecekte ben bunu mümkün olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Zelenski tekrar Kırım’a ele geçirebiliriz, bağımsızlığımızı sağlarız orada, özgürleştiririz o toprağı da demeye başladı. Ve Batı’nın menfaati, Batı deyince de özellikle İngiltere ve Amerika olarak düşünüyorum. Savaşın devamı derinleştirilmesi yönünde.
Burada Çin daha önce konuşuldu, kritik öneme sahip bir ülke. Şimdi biz hep Avrupa konuşuyoruz. Dünya enerjisinde, dünya ekonomisinde Avrupa bir… Eyvallah Kıta, Amerika öyle ama asıl güç, bunu yıllardır söylüyoruz, Batı’dan doğuya doğru kayıyor. Bunun liderliğinde Çin ve Hindistan. Çin ekonomisi, Avrupa ekonomisi yakalamış oluyor. En fazla petrol ithal eden ülke bir numara bugün Çin. En fazla doğal gaz, en boradlı hem elenci olarak Çin, elenciyi de Japonya’nın liderliğini aldı ithalatta. Kömür de aynı şekilde ve bu yenilebilir enerjinin en önemli maddeleri olan nadir toprak dediğimiz değerli mineraller, nikeldi, litiumdu, kobaltı, orada da Çin önde gidiyor. Yenilebilir enerjide dünya birincisi Avrupa Birliği ile Çin’in bütün yatırımlarını toplayın, Çin’i etmiyor. Elektrikli araçlar, piller. Dolayısıyla yani Çin’i, hele Hindistan’ı, Kasım 2023’te nüfus olarak Çin’i de geçecek. Hindistan’da ekleyin bu işi. Hele hele Çin büyük alanı dediğimiz, Tayvan’ı, Hong Kong’u, Macau’yu, Singapur’u, Malezya’yı, orada da Çinliler iş dünyasının ileridir. Vietnam’ı. Vietnam’ı onları da bir ekleyin. Şu anda dünyanın bir numaralı ekonomik gücü Çin. Bunun ulamacımı yok. Dolayısıyla enerjide de bir dev.
Ve Çin hem Rusya’dan, şu anda Rusya’dan en fazla petrol ithal eden ülke dünyada kim? Çin. 2 milyon varil. Rusya’nın toplam ithalatı üretiliyor. 10 milyon, 5 milyon. Bunun 2 milyonu Çin alıyor. 1.2 milyonu deniz yolundan 800 bin varilinde Karayol’dan Boratil alıyor. Ve daha da artacak. Elenciyi de alacak. Hindistan da alıyor.
Batı’nın o kadar çığırtganlığına engellemesine karşı Hindistan da Rusya ile ilişkileri çok iyi ve son 1 yılda 0.2’den %0.10’a çıktı. 50 kat arttı. Dolayısıyla dünya petrol, doğalgaz, kömür ticaretinde sapmalar olacak. Yollar değişecek. Batı almıyorsa onu alacak olan çok dinamik ülkeler var. Ve bumerang etkisiyle, sen Rusya’ya o kadar yaptırımı yaptın şu anda vurulan kim? Avrupa Birliği. Fiyatları konuştuk.
Medyilev 2000 doları bulacak. 2000 euro’yu bulacak demişti her bin metre külüm için. Çoktan geçti. 2000 doları hazır olun dedi geçti. Geçti konu. Petrolde şu anda 100 dolarlardayız. Böyle devam edebilir. Yeni bir kriz patlak vermezse. Dolayısıyla bakarsanız eğer dünya geneline hem enerjinin akışı değişti, enerji çeşitleri yakıtlar değişiyor. Zaten petrol ve doğalgazdan kömürden çıkıp yeşile kayma çabaları vardı bu kolay olmayacak.
Herkes onu kolay zannediyor. Tukak’a ilan ettik bir de fosil yakıtları. Ama bugün dünya enerjisinin %83’ü fosil yakıtları. Bunu bugünden yarına nasıl değiştirirsiniz? Yenilebilirim. Bu hata yapıldığı için ki yatırım gitmedi. Sadece geçen yıl 2.9 trilyon dolar yeşil enerji altyapısına harcandı. Petrol ve doğalgazda kömüre giden develi kulak. Ne olacak 2-3 yıl sonra?
Yatırım yapılmadığı için orada da arızda daralmalar yaşayacağız. Onun için dünya enerjiyi yönetmekte hükümran bir güç de yok tabi. Ciddi güçlük çıkıyor. Fiyatlar artıyor, stakflasyon yaşıyoruz. Yani enflasyon yükseliyor, durgunluk içerisinde. Büyüme yok. Enflasyon diyorsunuz mesela Almanya’da enerji fiyatlarının artışı çekirdek enflasyonun 4,5 katı arttı. Ve daha da devam edecek bu.
Görünür gelecekte bunun durulacağına dair bir işaret yok. Türkiye böyle bir ortamda şayet enerjiyi çok ciddi bir stratejik yaklaşımda el alırsa Avrupa Birliği ile otursun, ABD ile, Ortadoğu ile, Orta Asya ile, Doğu Akdeniz ile, İran ile, Çin ile, Rusya ile belki çok farklı bir sinerji yaratabilir.
Çünkü biz Batı’nın uygulamakta olduğu yatırımları uymuyoruz. Çünkü biz bu bölgenin habu olmak istiyoruz. Ama habu olabilmek için de lafla olmaz bu. Peki nasıl uymayacağız? Uymadığımız zaman yaptıkları yeri gerçekten mi Türkiye’ye? Şu anda öyle bir şey yok. Şu anda yok ama izliyorlar. İzliyorlar. Eğer çok vahim bir şekilde Rusya’ya alan açarsak, ticarette de, enerjide de, dövizde, alışverişte de o zaman Türkiye’nin üstüne geleceklerdir. Temel bir tarih yapmak zorunda kalacağız. Evet, böyle bir hazırlık olduğunu duyuyoruz şu açıdan. Avrupa Birliği Türkiye üzerinden Rusya’ya mal yollamaya başladığı iddialar da oluşuyor Avrupa’da. %50 artı ticaretimiz. Aynen öyle. Son 6 ayda. İtahatimiz de arttı Avrupa’dan, ihracatımız da arttı Rusya’ya. Bunları izleme yanlış vaziyetteler. Bankalik sistemimize yönelik hamleler yapma ihtimalleri olabilir. Aynı olduğu gibi kolay yönetecek bir süreçtir ama bu kış zor olacak diyorsunuz.
Zor olacak bir de şu tercihe zorlanacağız. Dünya, ziyopoetyne bakarsanız… Doğu mu batı mı? Brits, Çinli, NATO mu? Rusya, İran, Brits ya da Şangay İşbirliği Teşkilatı yoksa NATO, ABD, AB ilişkilerimin. Orada şu andaki denge Avrupa’nın Türkiye’yi istediği yönünde, ABD’nin istediği yönünde iktidardan hoşnut olmadıkları için tatsızlıklar çıkıyor. Bu konusuna katılmıyorum. Ben iktidardan hoşnutluktan düşünüyorum. Çünkü şu anda Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada güçlü bir iktidara ihtiyacı var Batı’nın. Yapalamayan, boşluk doğurmayan Rusya’sı, İran’ı, Doğu Akdeniz’i, Suriye’si, Fıdrak’ı onda haklısınız. Ama Türkiye’ye güven vermiyor. Bir de mevcut iktidara baktığınız zaman, Nihai noktada Batı bloğuyla anlaşıyor. Kriz çıkıyor mesela, Küt kürecik radara kurulu veriyor. Yok bok falan filan. NATO’ya veto deniyor, Küt veto kaldırılıyor. O yüzden memnunlar bence. O anlamda memnunlar. Ama o temel tercih zorlayacak bizi. Tabii o ayrı. O çok zorlayacak. Çünkü şimdiye kadar Rusya, Çin’le ortaklılığı biraz oynaktı. Batı öylesine zorladı ki, Rusya’yı adeta Çin’in kucağına yetekledi.
Çin’le Rusya birlikte çalışırsa ve Doğu Asya’yla başka müttefiklerde kazanırlarsa, ekonomik güç de oraya kaydığı için, Türkiye’yi tam ortada yer alan bir ülkeye kuşak yol projesinin de büyük bir zorlama gelecek. Hem Çin’in liderliğini yaptığı Kutup tarafından hem ABD’nin liderliğini yaptığı Batı tarafından. Bu temel tercih neresi olacak? Bu tercih bize enerji mi yapacak diyorsunuz? Enerji, bunda önemli bir rolü var. Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından bir tanesi nedir şimdi?
Para girmiyor ülkeye. Doğrudan yabancı sermaye girmiyor. Portfolio yatırımları bile kaçıyor. Yani vurkaç yatırımlar bile kalmıyor. Türkiye’de para yok. Nereden geleceğini herkes onun için çaba gösteriyor. Yani Batı dese ki bugün sen merak etme, bir 40-50 milyar dolar kıracağız size, Türkiye siyasi yönünde değiştirebilir. 40-50 milyar Türkiye’yi ne kilebilir? Seçime kadar götürür. Evet, seçime kadar götürür. Rusya’da para yok. Şimdi 5 milyar dolar göndereceğiz dediler. Akkuyi için biliyorsunuz. O bile heyecan yarattı. Çin para vermiyor.
Veririm ama diyor, bana böyle elle tutulur, varlık verin diyor karşılığında. Suudi Arabistan verecek diyorlar, iktidar değişmesin diye bir verebilir diyorlar, bir İslami dayanışma falan. Bunlar hep spekülatif. Her şeyi söylüyorlar. Kimse kimseye… Bedava para vermez. Bedava para vermez. Şunu biliyoruz, o kucaklaştığımız katil Selman şeye verdi para. 10 milyar verdi galiba daha da verecekmiş. Kusura veriyor, Sisi’ye veriyor. Sisi’ye veriyor. 10 milyarlık bir anlaşma yaptı. Gerisi gelecek dedi, 30-40’a doğru gidecek dedi.
Suudiler, bildiğim a göre şimdi Türkiye’de varlık arıyorlar. Kimse hükümete para vermek istiyorlar. Para sokarız ama varlık alırız. Varlık alabilir. Katarların yaptığı gibi. Varlık alabilir. Çinler de aynı politikayı izliyorlar. Bir kısa rekteması vereceğim. Sonra Uğur Emek Hoca’ya döneceğiz. Uğur Emek Hoca bize belki daha global bir bakışta Türkiye’nin genel enerji politikası üzerine bir şeyler söyleyebilir. Çünkü çeşitlilik meselesi ciddi bir sıkıntı Türkiye açısından. Keza kaynakları çeşitlendiriyoruz ama ülkeleri çeşitlendirmiyor. Nükter diyoruz. Doğal gazı onunla ikame edeceğiz. Doğal gazdan eğitimimizi eğitip, nükter enerjiden eğitim edeceğiz. Ama nükter enerjinin de o meşhur çubukları Rusya’dan gelecek. Bütün bunları konuşacağız.
Bir kısa rektem sonra Uğur Emek Hoca bize anlatacak. Bakalım ne anlatacak. Uğur Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. İyi yayınlar Fatih. Sağ olun. Teşekkür ediyorum. Hemen sorumu sorayım size.
Enerji piyasalarındaki kriz ortada pandemi üzeri gelen savaş. Önce arıza yavaşlattı. Sonra hızla artan arıza karşılamakta, pardon, talebi karşılamakta zorlanan bir arıza karşı karşıya kaldık. Yüksek enflasyon fiyatları zaten yukarı çekerken bir de üstüne enerji fiyatlarındaki artış gelince ciddi bir enerji krizi oluştu.
Bunlar tabii en çok etkilenenler az gelişmiş ülkeler ve Türkiye gibi az gelişmişlik üzerine bir de parası hızla değer kaybeden ülkeler oldu. Enerji fiyatları dünyada %10, %20, %30, %40 artarken Türkiye’de çifthaneli rakamlarla hatta üçhaneli rakamlarla neresi artmaya başladı. Siz enerji krizini ve bunun Türkiye’deki etkilerini nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye bu şiştin içinden nasıl çıkacak? Batih Bey, başlamadan önce Mehmet Bey ile yaptığınız son bölümdeki bir şey, kısa finansman konusunu konuştunuz. Türkiye’ye gelecek para. Bizim bir eski hatta sözümüz şey der bilirsiniz. Bedava peynir fare kapanında olur. O kadar bedava para beklenmesin. Biz yine Mehmet Bey’in söylediği gibi Uluslararası yatırımcıyı bir biçimde memnuniyet sızalaya getirdik, kaçırdık. Şimdi ben eski plancıyım akademiye gelmeden önce. Biz devlet planlama teşhidine çalıştık. Bizde çok sevdiğimiz bir laf vardır. Plancı motlosu, geleceğin en büyük özelliği gelmesidir.
Bu güne gelirken biz çok stratejik davranmadık. Stratejik bir enerji politikası yapmadık diye düşünüyorum. Hatırlayın hafızamızı biraz güçlendirelim. Mevcut iktidar 2002 yılında iş başına geldiğinde 62 ay elektriğe zam yapmadı.
Bunu Botaş’ından T’yi yaşına veya üretim aşağıya finansi ettirdi. O kitleri inanılmaz derecede zarar ettirdik. Onları borçlandırdık. Onların yatırım yapma alanlarını daralttık. Bu yapılan ilk hatalardan bir tanesiydi. Birine Mehmet Bey şey söyledi. Biz termik santralleri, fosili biraz günah kesisi yaptık dedi. Onu günah kesisi yaptık. En sonunda da perçinledik. Türkiye yakınlarında bir Paris İklim Anlaşması’nı imzaladı. Paris İklim Anlaşması’nın çerçevesinde 2053’e kadar sıfır karbon sözü verdi.
O sıfır karbon sözü çerçevesinde kömürden çıkmamız gerekiyor. 2 milyar dolarlık oraya bir yatırım gerekiyor. Kömürden çıkacağımız zaman oradaki elektriğe bir yerden bulmamız gerekiyor. Bir yerden karşılamamız gerekiyor. Gene stratejik davranmadığımızı düşündüğüm şeylerden bir tanesi de bu. Gene üçüncü olarak çeşitlendireceğiz. Burada başka bir seçenek yok. Elektrik kaynaklarını, enerji kaynaklarını ve ülkelerini çeşitlendireceğiz. Burada bir şüphemiz yok. Olağan şüpheli de yenilebilir elektrik. Rüzgar, güneş ve su baraj elektrikleri. Türkiye’nin şu anda elektrik üretimi, termikten üretimi %60 ile %70 arasında değişiyor. Bazen %64 oluyor bazı aylarda. Bazı aylarda %67 oluyor.
Güneşin payı %5, rüzgarın payı %10. Bu ülke güneşli bir ülke güneşin payını hızla artırması gerekiyor. Artırması beklenir. Nitekim hükumette birkaç yıl önce bir düzenleme yaptı. Bu çerçeve dedik sanayiciye gidin kendinize güneş enerji santrali kurun.
İhtiyacınızı oradan karşılayın. Fazlasını da gelin yekte mi de satın denildi. Sanayici de buna büyük bir iştahla hem kendi elektriğini bedavaya getirmek haddine hem de artan elektriğine şey olmayacak. Elinde bir sorun olmayacak. Finansı var sorunu yaşamayacak. Satacak sisteme. Sistemde güneş enerji kullanmış olacağız.
4 Ağustos’a alınıyorsan EPDK bir yönetmelik yayınladı. Dedi ki siz kurmuş olduğunuz santralleri kurun güneş enerji santralleri. Elektriğinizi tüketin artan olursa sisteme bedava vereceksiniz dedi. Eskiden satıyorlardı. İnsanlar hükümetin bu sözüne güvendi. Bu düzenlemeye güvendi.
O güvene istinaden yatırım yaptı. Kendi güneş enerji santralini kurdu. Mehmet Bey yine konuşmasının başında 3 tane G’nin önemini altına çizmişti. Güven güven güven. Şimdi bu politikalar çerçevesinde güven inşa edemeyiz. O yüzden diyorum stratejik bir enerji politikası düşünmüyoruz. Yapmamışız. Böyle etlilik adımlarla sorun çözmeye çalışıyoruz veya sorun yaratıyoruz. Hangisini tercih ederseniz.
Ülkelerin çişlendirilmesi niye önemli? Bir ülkeyle başımıza bir sorun geldi. Öbür ülkeyle tedarik yapabilirim. Az önce Mehmet Doğan Bey’den öğrendim. Biz Rusya’da doğal gazda %50’den fazla bağımlıymışız. İtalat yapıyoruz.
Brean Gürhan hocanın da söylediği gibi düklerden %10 elektrik sağlayacağız ama bunlar Rusya’dan sağlayacağız. Orada da bir bağımlılık söz konusu. Akkuyu Nükleer Türk Şirketi değildir. Bunu 2 haftadır kadar gazetede ki köşemde yazıyorum. Sizler de yazıyorsunuz.
Bu Rusya’ya tam bağımlı olan bir projedir Akkuyu Nükleer Santrali. Tam ameliler Rus şirketidir. Teknolojisi Ruslara aittir. Finansmanı Ruslara aittir. Biz oraya 15 yıl boyunca 35.2 milyar dolar ödeme yapacağız ve 60 yıl boyunca da Ruslar ekonomik ömrü boyunca da o santrali işletecekler. Yani Ruslara bağımlılığımız %60 olacak. Enerji hakikaten çok önemli. Biz enerjiden dolayı carakçı büyüyor. Zaten kurular kendi yarattığımız bir iktisat politikası çerçevesinde belki sonra konuşacağız. Kurular zaten yükseldi gitti. Aldı başını gitti. Bizim enerji talebimiz nedeniyle de döviz ihtiyacımız artacak. Döviz ihtiyacımız arttığı için dışarıdan döviz talebi edeceğiz. Dövizin fiyatını ve maliyetini arttıracağız.
Bize finansman sağlamak hoşullarını arttıracağız. Ve daha önemli Sifatik Bey, iktisatta her tercih bir vazgeçiştir. Fırsat maliyetli bir kavram vardır. Biz %90 oranında yatırım ve ithal malı ithal ediyoruz.
Yatırım ve ara malı ithal ediyoruz. Şimdi enerjiye kaynak aktaracaksanız yatırım ve ara mal ihtiyacınızı, talebinizi baskılacaksınız. Baskıladığınız zaman sanayiyi baskılamış olacaksınız.
Ve böyle bir denge bozukluğu ortaya çıkıyor. Bu nedenle bu enerji politikaların stratejik olarak zamanlı hatta şimdiden de planlanması gerekiyor. Ve bu bizim bahsettiğiniz gibi kendi paramızla ticaret yapabilen ülke değiliz.
Biz başkasının parasıyla ticaret yapıyoruz. Başkasının parasıyla ticaret yapabilmemiz için de ihraiyat fazlası veriyor olabilmemiz lazım. Bir şeyleri daha çok satıyor olabilmemiz lazım. Orada da iyi değiliz. Cahare açımız giderek artıyor. İşte bu kurkurbala mevduata geçtiğimizde aylık 3 milyar dolar olan cahare açık şu anda 9-10 milyarlara geldi aylık. Orada da bir dengesizlik yaratıyoruz.
Tüm bunların sonunda biz bir enerji krizinden finansman krizine doğru evrilmeye başladık. Finansman krizi çözebilmek adına iktisat politikalarında radikal bir şeyler yapılıyor olabilmek lazım. Gerçekten bizim dövize ihtiyaç olmaksızın enerji üresebilmemiz için yenilenebilir enerjiye behemahal önem veriyor olmanız lazım. O yenilenebilir enerjiyi artırabilmemiz lazım ki nasıl yapacaksak artık bu da enerji politikası tasarımcılardır önceliklendirmesi gereken bir şey. En son talilde biz Avrupa gibi Amerika gibi Japonya gibi kendi paramızla ticaret yapamıyoruz. Onlar Merkez Bankaları parayı basıyorlar, ticaretini yapıyorlar. Biz o lükse sahip değiliz. O nedenle en büyük ithalatımızı en büyük payı alan, aslan payını alan enerji ile ilgili önlemler almamız gerekiyor. Evet daha önce söyledim güneş enerji santralinin teşvik edilmesini sağlayacak o sanayiciye gidin enerji santralinizi kurun denilen politika doğruydu.
Sonra dün değil bayram değil bir gece kaldık döndük kaldırdık. O sanayici tekrar yatırım yapar mı? O size güvendi o sanayici veya yeni sanayiciler böyle bir yatırım kurgulayabilirler mi? Ben kendi güneş enerjimi üreteyim üretemediğim güneş enerjisini satarım politikasından doğru bir politikadan bir anda bambaşka bir sorun yaratılacak.
Bu yenilenebilir enerjide desteklenmemiş olacak. Bu nedenle bu finansman krizine yolaşmadan enerji krizinin yerinde çözülmesi gerekiyor. Bizim finansman krizimizi zaten çözmemiz için yapmamız gereken bir takım şeyler var. Bu kurun seviyelerini aşağı çekebilmesi için bir takım iktisat politikalarının geliştiriliyor olması lazım. Kurun çıpa ve sahipsiz bırakılmıyor olması lazım. Aksi takdirde bu kış sadece enerjideki kışı yaşamayacağız. Finansmandaki kışı da yaşayacağız. Artan enerji faturaları, artan elektrik faturaları, artan doğal gaz faturaları özellikle de sabit ücretli, dar gelirliği giderek zor da bırakacak. Bunun behemal bir stratejik olarak tedbirini alınması gerekiyor Fatih Bey.
Vuracağım. Teşekkür ediyoruz. Hemen bir başka noktaya geçin ama şimdi Türkiye’de sürekli bir tırnak içinde müjdeler veriliyor. Özellikle son 5-6 yılda yani Türkiye’de ekonomide işlerin iyi gitmediği son 5-6 yılda epey bir müjde aldık. Önce bir Akdeniz’de doğal gaz bulduğumuz söylendi. Türkiye’de zaten ben kendimi bildiğim gibi bir gaz ve petrol bulur. Sonra bir türlü çıkmaz o. Ama bu kez Karadeniz’den ciddi bir haber gelmişti. Karadeniz’de giderek her sondajda miktarının arttığı söylenen bir doğal gaz rezervine sahip olduk değil mi Mehmet Hoca? Evet. Ve bu doğal gazı çıkartma konusunda önemli adımlar atıldığını zannediyorum. Çünkü niye pek çok bunu taşımaya yönelik komponent midellerini, onların alet elevat geldi. Yumrukten çekilirken görüntülü yayınlandı ajanslar tarafından ve Karadeniz’de bunlar monte ediliyor. Orada bir duman yapılıyor bildiğim kadarıyla. Bununla ilgili yapılması gerekiyor en azından. Ve o Akdeniz’de çıkartmayı düşündüğümüz Kıbrıs adası etraftaki gazlar var. Türkiye bu gazları ne zaman çıkarabilir? Bunlar Türkiye’nin derdine derman olur mu? Şimdi Karadeniz’de başlayalım. Ciddi olanla başlayalım. Evet ciddi olanla başlayalım. Çünkü diğer tarafta henüz ortada bir bulgu yok. Arayışlar devam ediyor. Karadeniz’de ilk keşif yapıldığı zaman ben olaya biraz şüpheli yaklaştım.
Sebebini şöyle anlatayım. Tek bir kuyu delerek rezerv miktarını açıklamak doğru değildir. Ya da bunu yapabilen kimse yok mu? Evet, pek söylenmez. Bir kaynağa rastlandığı söylenir ama bunun şu kadar tahmini olarak belki rakamdan bile çok bahsedilmez aslında. Bir şey var denir, orada durulur. Biz birden bire onu bulunca hemen yatırımlar konuşulmaya başladı.
Bunun önce bir fizibilitesinin yapılması lazım. Ne akış testleri yapılacak, kaç tane kulu açılması, ne kadar temiz değil ve ne kadar mal olur bu. Doğal gaz fiyatlarının uzun vadeli perspektifine bakmak lazım. Neyse şansımıza fiyatlar iyi Allah’ın. Fiyatlar şahane gitti. O yüzden bu dediklerim benim havada kaldı. Şimdi akış testleri yapılıyor ve gördüğüm kadarıyla yayınlananlara baktığımız açıklandığı kadarıyla yaklaşık her bir kuyu 1 milyon civarında bir gaz veriyor. 1 milyon günlükten bahsediyorum. Demin bahsettik Türkiye’nin 300 milyon, 500 milyon olduğunu bir kuyu 1 milyon veriyor.
Biraz da üstü olabilir 1.2 falan hesapladıkları, duyurdukları Türkiye Petrollerinin yaklaşık 34 tane kuyu açılacak. Birden biraz daha fazla 40 milyon civarında belki 40 kuyu açacaklar. Yani günlük ihtiyacımızın 10’da biri kadar. Kışın olan ihtiyacımızın 10’da birinden biraz fazlası belki %15’i gibisinden bir şey. Yazın olan ihtiyacımızın da %40’ı, 30’u, 40’ı gibi bir rakama tekabüde edecek. Platoda. Yani bu hemen 2023’te gelmeyecek. Bu kuyuları yavaş yavaş açacaklar. Anladığım kadarıyla yapılan plana baktığımız zaman 10 milyar civarında bir para harcanacak. Belki biraz daha fazla. 10 milyar dolar çıkarmak için. Evet dolar civarında evet. Ve bunu kademeli olarak yapacaklar. Peki toplam rezerv ne kadar belli mi? 540 olduğu açıkları. Bu çıkartılabilir bir rezerv mi? Yani hani çıkartılabilecek olan rezerv mi bu kadar yoksa daha mı az var? Onu bilme şansımız maalesef yok. Ama şöyle bir durum var. Kuyu maliyeti derin deniz olduğu için, kuyu maliyetinin de açmadan ne kadar mal olacağını hesaplamanız o kadar kolay değil. Yani biz Karadeniz’de 250 milyon dolar harcanıp açılamayan kuyuları da gördük. Evet yabancı petört gibi yaptıramalar da. 80 milyon dolara da başarılı olanlar oldu bir tanesinde. Ama işte çok fazla harcayıp başarılı olamayan kuyular da oldu. Ama bu fiyatlarla yani şu gün mevcut olan fiyatlarla bu şey oldukça fizibul gözüküyor. Peki bunu çıkarmak için kırk kuyu için biz kuyu başına 80 milyon dolar falan mı harcayacağız? Harcarız herhalde. Belki daha fazlasını da harcayabiliriz ama harcayalım. Yani yaklaşık 3,5-4 milyar dolar bir para harcıyoruz. Evet ama o tabi ondan bitmeyecek. Denizaltı boru hattı olacak, filyoto arıtma tesisleri olacak, o tesisin bağlantıları olacak. Fakat bugünkü fiyatlarla bu oldukça karlı bir proje. Ben çok kısa bir yerde bir saplama yapabilir miyim? Bir yanlış düzeltmek adına. Şimdi biz burada yenilenebilir enerjiyi konuşuyoruz. Çok önemli bir olay. Fakat bir şeyi hep atlıyoruz ve unutuyoruz. Şimdi yenilenebilir enerjide bütün Türkiye’nin enerji sorununu güneşle veya rüzgarla çözemezsiniz. Neden çözemezsiniz? Çünkü arzı sürekli değil. Değil. Yani karşınızda sözleşme yapabileceğiniz birisi yok. Yani doğa var. Yani doğa sizi rüzgarı verirse oluyor.
Olmadığı zaman onun yerine bir şey koymuyor. Çünkü bu anlık bir olay. Yani bunun şu an için mevcut teknolojilerle depolaması yok. Devlette sonsuz yenilenebilir enerji yapılmasına izin vermiyor. Çünkü verdiği zaman şebekeyi yönetme şansı yok. Kalmıyor. E kalmıyor. Gece ne yapacaksınız? Rüzgârda ne yapacaksınız? Evet. Aynen öyle. O yüzden depolama teknolojileri gelişene kadar ki yavaş yavaş gelişiyor,
fosil yakıtlardan özellikle kontrol edilebilir olanlar. Yani elektriğin mesela gece oldu, güneş enerjisi gitti, kontrol edilebilir bir şey koymanız lazım. Kontrol edilebilir iki tane yakıt türü var. Bir doğal gaz çünkü kömür baz yüktür. İkincisi de büyük rezervarlı hidroelektrik santraları. Bu ikisinden biriyle ancak bunu dengeleyebilirsiniz. Dolayısıyla yenilenebilir enerji yatırımlarında yeterli depolama teknolojisini sahip olana kadar
bir parça dikkatli olmaları lazım. O yüzden de sonsuz kapasite biletim operatörü açmıyor. Ben de onları bu konuda suçlayamam. Çünkü o şebekeyi… Dünyada da böyle değil zaten. Evet, dünyada da böyle. Mesela Almanya, Rüzgar abim o muazzam yatırım yapıyor ama Eş Değeri kadar enerji güvenliği sağlayacak başka kaynaklarda elinde bulunduruyor. O gittiği zaman o yapmalı. Sadece onun rüzgar durunca o da kuracak. Oradaki rüzgar bizimkilerin çok daha yüksek Kuzey Deniz rüzgarları.
Genel olarak şöyle der zaten bir de bir de resaf. Doğal gastroantri yıllık yaklaşık 8000 saat civarında öğretim yapar. 7800-8000 civardır. Onun dışında kalan bakım süresi, onanım süresi, tamirat süresi. Bu kömürde biraz daha düşüktür. Nükleerde bir tık daha yüksektir ama güneş ve özellikleri güneş ve rüzgar da 3500-3600.
Yani aslında yarı verimliğe sahip olduğu sebep mümkün. O yüzden pahalı bir enerjikçidir aslında. Evet, yani depolamayı koyarsanız yanına aslında pahalı bir enerji oluyor. Çünkü siz ondan aynı şeyi beklerseniz, yani bir doğal gaz veya bir kömür santralının yaptığı şeyi beklerseniz, bekleyecekseniz onun yanına bir depolama yatırmıyor. Yerine altına milyarlarca akü koyacaksınız ve onları dolduracaksınız. Gece değinde onlardan beklediğiniz.
Bu oldukça maliyet var. Bunu bir tek şu anda dünyada yapabilen Çin var. O da ve belli alanlarda kısmen yapmaya çalışıyor. Zengin işi bunlar aslında. Yani yenilebilir enerji, zengin ülke işi. Yanlış mı? Ama geçmek zorundayız. Başka yöntemler de var. Ucuzlayacak bunlar. Gidere buzluyor. Düştü. Maliyetleri çok girebü. Düşüyor. İşte güneşinden fazla üretip, o ürettiğinizde hidrojen üretmeniz veya metanol üretmeniz veya… Onu enerjiye çevirmeniz. Onu enerjiye çevirmeniz falan da mümkün. Bu bir depolama yöntemi olarak kullanılabilir ama daha şu anda onlar yok ortada. Yani onun da farkında olmaması lazım. Fosil yakıtlar da bildiğimiz gibi depo edilmiş güneş enerjisi. Evet, aynen öyle. Aslında şöyle bir şey var. Ben Uluslararası Enerji Acası’na çalıştığım dönemde biz ülkeleri enerji sepetine göre değerlendiriyor. Yani sepetin içinde bütün yumurtaları bir sepete koyarsanız, biliyorsunuz yatırımlarda da size çok ciddi sorunlar yaratabilir. Onun için işte %20 gaz, %20 petrol, %20 yenilebilir, %20 kömür falan diye gidiyoruz. Ama Fransa %70 nükleer. Bu oran ülkede ülkeye değişiyor. Polonya’ya bakarsanız muazzam kömür kaynakları var. Çin’e bakarsanız, yenilebilir de dünya lideri ama bugün %78’lik santrali kömür ile çalışıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin de sizin de bahsetmiş olduğunuz o nükleer de aslında bir şekilde bu enerji sepetine katması bence isabetli bir karar. Doğru bir şey. Burada Beşiktaşlı değiliz. Yani siyah beyaz nükleer karşıtı mısın değil misinden ziyade bu nükleeri en iyi şekilde nasıl getirebiliriz? Batı vermedi bize bu teknolojiyi. 60’lardan bu yana konuşuluyor bu. İsveç’te konuşuldu, Amerika’yla, Kanada’yla konuşuldu, Fransa’yla, Japonya’yla, hepsiyle konuşuldu. Olmadı. Sonuçta tıpkı Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi Ruslar. Alüminyum testi de Ruslarla kurmuştuk. Şişe, Yavuz onları koydular, Demirçin’i de onları koydular. İyi bir anlaşma mıydı? İlk yapıldığı sırada hatırlıyorum, Taner Yıldız’la da bunu konuşurduk, iyi bir anlaşma gözüküyordu. Türkiye’nin menfaatlerini de dengeleyen ama şu anda geldiğimiz noktada yüzde yüz. Biraz önce de söyleyemediği gibi. İyice iyi bir anlaşma değilmiş. Yani zaman içerisinde bir de Türk müteahhitler burada biraz Ali Cengiz oyunlarına da başvurdu var galiba. O müteahhitleri onlara kim yönetir derseniz ben bir gönderdim. Hükümetin görevi bu, stratejik yönetimi. Bir de tabi en büyük kaygı sizin de benim de hepimizin de bu Santralılar güvenli mi olacak? Çünkü Rus teknolojisine çok güvenilmiyor. Bunların atık yönetimi nasıl yapılacak? Rusya’ya götürecek onları. İlk anlaşma mıydı? Rusya atıkları alacak ve hatta atıkların yüzde 80’ini geri dönüşüp tekrar yıkıtadır edecekler. Yani inşaatinden, teknolojisine, finansmanına, yönetimine her şeyi Ruslara bırakırsanız o zaman içerideki bizler biraz kaygı duyururuz bundan. Yani bunu alın Fransızları da Kanadalılar da Amerikalılar da karıştırın. Özellikle güvenlik teknolojisi konusunda biraz daha dengelen. Üst sinopaya yapılacak olan Santral için Japonlarla konuşuldu, olmadı. Vazgeçtiler. İki katı fiyat istediler. Yani 40 milyar dolar istediler. Fiyattan dolayı patladılar. Bir de güvenmediler. Aslında sadece fiyat değil. Şu da var. Yani ben dışlarındayken bunu çok hissederdik. Türklerin ayranı kabarırsa elbette ki nükleer enerjiden nükleer silahlara geçemezsin hemen ama o know-how’u alıyorsunuz bir şekilde geliştiriyorsunuz. İnsanlarınız nükleer konularda çalışıyor. Tıpkı Hindistan’ın, Pakistan’ın, İsrail’in, İran’ın bugün yapmaya çalıştığı gibi Türkler de nükleer… Nükleer silah sahibi olur mu? Olur mu diye bir kaygı da vardı. Bir hususu daha altını çizmek istiyorum. Belki bu Karadeniz’le ilgili söyleyebilirim. Şimdi 60 milyar metreküp doğal gaz ihtiyacı olan bir ülke geçen yıl… Yıllık. Yıllıydı. Yıllık pardon. Ve her yıl 100 milyar dolar bu yıl son itibariyle öyle olacak galiba. Enerji ithal eden bir ülke için… 60 lirası çıktı. Yüzde yani 1 milyon metreküplük gaz bile üretseniz bu harika bir şeydir. Maliyetine bağlı. Burada yalnız bir abartı. İlk başta herkes bunu sezindirdi. Uluslararası camiada da.
Ben Britış gazıda 28 ülkede gaz aradım. Her ülke abartır rezervlerini yabancı sermaye çekmek için. Mısır’da yapıyor onu, Azeriler’de yaptılar. İsrail’de yaptılar. İsrail’de yaptılar, Mozambik’te yaptılar. Amerika’da yapmıştır belki bu kaya gazı için. Ama eninde sonunda… Gerçek ortaya çıkar. Cepte paranız yoksa ve dış kaynaklara mahkumsanız ki Türkiye öyle bir ülke o hale geldik……size soracaklar. Bunu bağımsız bir şekilde teyit edecek, verilerinizi denetleyecek bir şey getirin bize diye.
Getirdi mi Türkiye? Türkiye… Ben şimdiye kadar getirdiğini görmedim ama buraya gelmeden önce bir hükümetten yetkiliyle konuştum. Bana verdiği şu, yavaş yavaş sağlam temeller üzerine basmaya başladım. Dedim ki tam basın, ileride şeffaf olun bu konuda yani. 540 milyar metreküp, 350’den çıktığınız buraya geldi. Belki gerçek rakamlar 180’dir ya da 780’dir. 540 milyar metreküp Türkiye’nin 7 yıllık ihtiyacı mı oluyor? Ama bu sadece rezerv. Daha bunu ne kadarını üretebileceksiniz. Tamamını çıkarsak yıllık ihtiyacımız. Evet. Dolayısıyla bilim maliyet önemli. Yani şu andaki tabi fiyatların uçtuğu ortamda güzel olabilir. Ama eskiden baktığınız çünkü bir çok yabani şirket geldi. 60’a düşse fiyat gitti. Tabii. Bir çok şirket geldi. Brezilyalılar bile geldiler. Petrobras geldi, Exxon Mobil geldi, BP geldi, Şel geldi. 3 milyar dolar gömdüler Doğu Karadeniz’de çıkmadı. Vardı gaz ama ekonomik değildi. Çıkarmayı değmezdi. Bu ekonomik ne kadar sürdürülebilir olacak? Yani 5 yıl çıkartıp sonra bütün o tesisleri çöpem atacağız. Yani bunlar ortaya konmadan bu Türk Klios’taki tesisler bitmek üzere. Çok üzereymiş. Alttaki boratları, deniz altı altına yapılmak üzere. Büyük uluslararası şirketlerle anlaşmalar yapıldı. Teknik anlaşmalar. Bunlar büyük paralar ödeniyor. Bankalardan krediler çekiliyor. Yani bu konularda birazcık daha şeffaf var. Şeffaf olmak. Hesap verilebileye ihtiyaç var. Yoksa hükümetin yaptığı şey çok iyidir. Millisi yalisi olmaz yalnız. Enerjinin onda altını çizeyim. Enerji de benim için üç şey önemlidir. Bir, sürdürülebilir mi? Kesintisiz getiriyor musunuz enerjiyi? İki, iklim değişikliği, çevre koşullarına uyuyor musunuz? Üçüncüsü de, en önemlisi, hane halkı, sanayi ve elektrik üreticileriniz için hesaplı, sürdürülebilir bir fiyat da yapabiliyor musunuz? Mehmet Bey, Türkiye pek çok şey yaptığı gibi bu işte troller varsa soytarlığa çevirdiler anında.
Bir tanesi çıkıyor televizyonlarda ya da yayınlarda diyor ki, yakın doğal gazları, açın sobaları, basın brolerlere, bedava gaz geliyor diyor şimdi. Şimdi arkadaşlarım bana şey soruyor, acaba ihraçla edebilir miyiz gazı? Ya diyorum yani yüzde beş ihtiyacımızın karşılası bu. Ya kel merhem bulmuş, o da kelinin yarısı da belki yetmez, ihraç edebiliriz diyor. Ne abartalım ne küçümsiyelim. Hükümet güzel bir iş yapıyor bence. Yapılan iş çok doğru. Eğer hakikaten fizib olsa yapılan iş son derece doğru. Ama bu sadece gösteriş olsun diye seçimlere kadar yapılacak. Birisi ya da iki bin dolarlık gazı, bir metreküvili yirmi bin dolar amal edip çıkaracaksak ve sonra da kapatacaksak bir süre sonra anlamsız bir iş tabii. Göreceğiz bütün bunların hepsini. Kaynak mı tokağa atıyoruz yoksa hakikaten iyi bir iş mi yapıyoruz. Ama fikir olarak açıklananlara bakarak doğru bir şey yapabildiğini söylemek mümkün. Bir de son bir nokta daha söyleyebilir miyim? Şimdi çok enerji konuşuyoruz. Diyor mu? O televizyon programlarında yazılıyor, çiziliyor, hükümet konuşuyor diyor. Enerji de dışa bağımlı ülkeyiz. Yüzde doksan sekiz gazda, yüzde doksan üç petrolde, küymüde yüzde elli. Yok belki hidroelektrik santralarımız var. Yeninebilir de de dışa bağımlıyız. Bütün aksan dışarıdan geliyor. Finans falan dışarıdan geliyor. Gerçi Türkiye’de bir şey kuruldu. Bayağı iyiyiz okuldu. Bayağı on beş bin kişi. Rüzgarda özellik. Rüzgarda değiliz ama bir de şey kuruldu. Güneş içinde bir tesis kuruldu.
Küyeleri burada üretmeye başladık. Hükümete yakın müteahhitlerin bir kulu galiba. Bu kurlanların şeyi yani yenilebilir enerjideki aksam olarak değeri esas katma değeri yüksek olanlar kadar değil. Şimdi Türkiye’ye yüz milyar dolar ödüyoruz enerji ihtiyatıyla. Bu parayı bir şekilde Türkiye’yi enerji teknolojileri üreten, özellikle güneşte, rüzgarda, jöyotermalde çok iyiyiz. Dünyada yüzde on payımız var. İlk yana içine giriyoruz.
Dolayısıyla bu alanda yapacak çok iş var. Yalnız benim dikkatim için, ben uluslararası alanda çalışıyorum. Bir tane Türk şirketi yok enerji alanında. Dünyada esamisi okunan. Bakınız Total, Fransa’da enerjim var. Fransa’nın iki tarafı bir de Elf var. Elf var. Bunlar ne yapıyorlar? Dünyanın her yerinde yatırımları var. Iana’ya bakın. İtalyanlar var mı orada? Ufak tefek şeyleri var. Dünyanın her yerinde yatırım yapıyor.
Petronas, Malezya. Her yerdeler. Hatta Mercedes otobülen üstünde reformule 1’de. Bizim bütün enerji şirketlerini her sektördeki, her alandaki alın, çarpın, toplayın. Piyasa değeri bir Petronas yetmiyor. Petrobras var Brezilya’da. Her yerde. Hollanda’da petrol mü var? Var mı? Shell. Onun için Türkiye’nin yapması gereken bir sürü şeyin yanı sıra bir de böyle uluslararası enerji şampiyonu. Mesel düzeyde rekabet edebilecek. Cezayir’e, Libya’ya, Kazakistan’a, Venezuela’ya siyasi ilişkilerinde iyi olduğu yerlere. Rusya’ya gönderebileceğiniz şirketlerin olmasına yok bunlar Türkiye’de. Müaddef Bey biz Türkiye’de enerji petrol çıkartabilmiş ve bunun gibi bir aşa vermiş. Yenge ile iş adamını batırdık ya. Burası öyle bir ülkesi. Ne diyorsunuz yani? Evet. Fatih Bey ben bir şeyin altını çizebilir miyim? Buyurun, buyurun Umur Hocam. Kusura olmasın son sözü seyredeceğim. Yok çok kısa. Mehmet Beyler benim yenilenebilir enerji saptamamın üzerine konuştukları için belki bir kısa bir cevap hakkı. Tabii ki ben tüm kaynaklarının yenilenebilir olmayacağını biliyorum. Yani ben sadece yenilenebilirim payını artırılması gerektiğini söyledim. Almanya’da yılın ilk üç ayında yenilenebilir enerji kaynaklarının tüketim içerisindeki payı yüzde 49. Bizde yüzde 35. Ben bunu söylemeye çalıştım. İkincisi ve daha önemlisi bir şeyin altını çizdim. Burası bu ülke daha yakınlarda 2021 yılında sonbaharında Paris İklim Değişikli Anlaşması’nı imzaladı. 2053 yılına kadar da sıfır karbon tahatinde bulundu. Sıfır karbon tahatinde bulunduysanız da önümüzdeki 30 ilçerisinde kömürün yeri olmayacak. Bunun düşünülmesi gerektiğini söyledim.
Yoksa bizim gibi az gelişmiş ülkeler koçluk kaynaklara bağımlı ama yoksulluk kaler olmamalı yani. Tamamen katılıyorum Uğur Hocam. Ben siz de bire bir an düşündüğünüz zaman oraya imzayı koyduğunuz zaman itibaren kendi elinizle bağlamış oluyorsunuz. Yapacak bir şey yok. Amerika bile çıktı o anlaşmadan. Biz hala içindeyiz. Sonra geri geldi.
Geri gelirimsi yaptı. Daha geleceğe bildiğin yani tam ne olacağı bildiğin orası biraz muallak da. İbrahim Hocam, bu Türkiye’nin bulduğunu iddia ettiği kaynaklar. Karadeniz, sizin de az önce bahsettiğiniz Doğu Akdeniz. Bu kaynakların Türk ekonomisi katkısı ne olacaktır? Yani kısa vadede, orta vadede, uzun vadede 7 yıllık bir tüketime karşılayacak ve
üretime geçeceği zaman da toplum üretimi o dönemce üretimin Türkiye’nin tüketiminin yüzde 10-15’ini iyi şartlarda karşı edecek bir üretim. Türk ekonomisine ne kadar fayda sağlar? Burada yaratılan beklentinin fazla büyük olması biraz özellikli iktidarın aleyhine bir durumu oluşturmuyor mu? Karadeniz’e doğal gaz buldu, çıkardık, geldi, varoları açtık dediğiniz anda insanlar ay başında gelen eğitim faturasının ve doğal gaz faturasının hala yüksek olduğunu gördüğü zaman kızmayacak mı? Tabii enerjiyle ilgili stratejiler, diğer konuşmacıların da bahsettiği gibi yıldan yıla hatta belki 10 yıldan 10 yıla değişmeyecek, uzun vadeli politikaları içermeli. Türkiye’nin enerjiye bağımlılığı ve bu alanla ilgili sorunları sadece 20 yıllık AK Parti iktidarı ile de sınırlı değil. 80’en öncesi petrol kuyruklarını, elektrik kesintilerini biliyoruz. Aslında Türkiye’nin uzun yıllardan beri bu alana yapamadığı yatırımların ve belki de doğru biçimde belirleyemediği stratejilerin sonuçlarını biz burada tartışıyoruz. 80’ler öncesinde belki nükleer santraller yapılabilmiş olsaydı ya da başka kaynaklar devreye sokulabilmiş olsaydı şu anda daha az problemli bir durumda olabilirdik.
Ama Türkiye diğer konuşmacıların da uyguladığı üzere kaynakları ve ülkeleri çeşitlendirerek doğru bir patikada ilerliyor. Ve bu aşamada da aslında maliyetinin ne olup olmadığı, belki rezervinin ne olup olmadığı, çok ekonomik olup olmadığı şu anda bizim birinci derecede sorunumuz değil. Pandemiyle de gördük ki bazı durumlarda parasıyla da alamıyorsunuz ve nihayetinde ekonominizi durma noktasına getirebiliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin aslında yürüttüğü dış politikanın da en önemli ayağını enerjiyle ilgili olduğunu biliyoruz. Türkiye yönelik müdahalelerin de bununla ilgili olduğunu biliyoruz.
Çünkü Türkiye hakikaten bu enerji konusunda kendi kendine yetebilir, yönetebilir bir noktaya gelmesi bölgede çok ciddi bir ekonomik ve siyasi güç olduğunu da perçinleyecek. Ve belki de onlar açısından Türkiye kontrol edilemez bir ülke pozisyonuna gelebilecek. Dolayısıyla bu noktada teknoloji transferi de dahil olmak üzere birçok konuda Türkiye’nin önüne engeller çıkarıyorlar ve Türkiye’nin bu anlamda gelişmesini engelleyebilecek müdahalelerde de bulunuyorlar.
Hatırlarsanız TÜBİTAK projelerinde belki ondan fazla mühendisimiz projede yer alan akademisyenler şüpheli şekilde vefat ettiler. Kazaya kurban gidenler var. Başka alanlarda değil de bu alanda hem milli güvenlikle alakalı, savunma sanayiyle alakalı hem de enerjiyle alakalı konular
Türkiye’nin son dönemde yürütüyo bağımsız dış politikanın en önemli unsurlarını itibar ediyor. Dolayısıyla kritik bir noktadayız. Tabii ki Türkiye kendi teknolojisini üretebildiği aynı zamanda da bunu tüketicisine ve vatandaşına yansıtabildiği bir mekanizma oluşturabilsin. Ama bu birikimi kısa sürede hemen çözmek çok da mümkün değil.
Nükleer santrallerle ilgili hikayeyi hepimiz biliyoruz. Bu noktada bunlar aslında Türkiye’nin elini güçlendiren hamleler. Ama bundan sonraki süreçte eğer hakikaten ikinci Dünya Savaşı ile 2000 pandemi arasındaki süreçte belki 74 krizini dışarıda tutarsak
bundan sonraki süreçte çok daha dinamik, çok daha çetremilli mücadelenin, ekonomik mücadelenin, enerji konusundaki mücadelenin giderek arttığı bir dünyaya eğlülüyoruz. Bu noktada Türkiye’nin her türlü maliyete rağmen enerji çeşitlerini sağlayabilmesi ve bunu kendisi kontrol edebilmesi.
Devamında da eğer bunu yapabilirse Avrupa’nın enerji güvenliğini sağlayabilecek bir ülke pozisyonuna evrilebilirse bence önümüzdeki bir dönem çok daha iyi bir noktaya evrilebileceğimizi ifade edebilirim. Peki hocam, şeyim ben geldim, bu çıkan doğa gaz Türkiye’deki Türk ekonomisi ne denli olumda etkiler?
Yani oransa olarak çıkacak mikro baktığımız zaman Türkiye’nin derdine ne denli merhem olur? Çünkü vatandaşa şöyle bir beklenti var, çeşitli mucizeleri bekliyor vatandaş. Yaratılan troll beklentesini ötürü birazcık da kusura bakmasınız tabirim için. O da şu, tok çıkacak, otobül cüzleyecek, doğa gaz çıkacak Karadeniz’de ve Türkiye’nin enerji sorunu ve dış açığı kapanacak. Birden bire çok zengin olacağız. Evlerde de neresi bedava doğa gaz kullanacağız.
Bu beklenti ne öncede karşında bir beklenti? Tabii ki böyle bir şey söz konusu olamaz. Enerji fiyatını şu anda da belirleyen şey tamamen siyasi iktidar. Nihayetinde maliyetine satmıyor, bir kısmını sübvans ediyor. Özellikle pandemi döneminde çok ciddi sübvansiyonlar söz konusuydu. Akaryakıt da bunu bir miktar daha arttırdı ama doğal gaz ve hanele verilen elektrikte ciddi bir sübvansiyon var.
Dolayısıyla bu tamamen sorunu çözecek bir aşama değil. Ama bu bir başlangıç. Eğer %10’unun güvenliğini bile doğal gaz üretiminde kendi tekerine kontrolüne alabilirse Türkiye bence önemli bir hamledir. Bundan sonraki, bir de önemli olan belki daha da önemli olan da şudur. Türkiye bunu yapabilen, yani doğal gaz çıkarabilen ve bunu satabilen bir pozisyona kendisini getirebilirse bundan sonraki hamlelerde de daha pazarlık gücünü arttıracak bir noktaya taşıyacaktır. Bence bu daha da önemli. İlk olması açısından da bence önemli.
Ben teknik olarak alana vakıf değilim, enerji üretimiyle alakalı ama bir iktisatçı olarak bunu yapabilen bir ülke olması kesinlikle pazarlık gücünü arttıracaktır. Bunu ifade edebilirim. Teşekkür ederim Uğur hocam, çok mersi.
Uğur Bey, Uğur hocam, siz ne diyorsunuz? Bu Türk ekonomisini ne denli etkileyebilir çıkarılacağı söylenen ve çıkarılması için teknik altyapına hazırlandığı Karadeniz doğal gazı,
bununla beraber Türkiye kendi içinde ne gibi bir avantaj sağlayabilir? Bu avantaj Türkiye’yi mevcut enerji maliyetinde nereye taşır ve rahatlar mıyız, kurtulur muyuz? Fatih Bey, konuşmasında Mehmet Doğan Bey söyledi. Yani Türkiye’nin günlük ihtiyacı 300 milyon. Buradan bir kuyuda çıkacak 1 milyon metre kütüphan olacak. Açılacakmış 40 milyon. Çıkarılacak her şey, yurt dışında yapılacak her türlü üretim tabii ki Türkiye ekonomisi de katkısı alacaktır. Biz dövizle enerji satın alıyoruz. O dövizden yakamızı ne kadar kurtarabilirsek, hem petrol çıkarabilirsek hem doğal gaz çıkarabilirsek,
o kadar Türkiye ekonomisi de olumlu katkısı alacaktır. Yani bunu çıkaranlara teşekkür ederiz yani böyle bir şey olduğu zaman. Ama tabii oradaki miktarı arttırabilmek lazım. Sizin söylediğiniz gibi herkes bedava elektrik kullanacak falan gibi bir politika yerine daha stratejik bir politika yapılıyor olmasında fayda var. Ben yine bu yenilenebilir enerjilerle ilgili bir iki şey daha söylemek isterim. Biz yenilenebilir enerjinin maliyetine bakarken, diğer maliyetlerine bakmıyoruz. Fosilin çevreye verdiği tahribata bakmıyoruz. Özellikle kömürün. Şehrin de sağlığa verdiği maliyetlere de dikkate almıyoruz. Eğer toplam bir şey içerisinde bakacaksak ki bunları da götürüyorlar zaten. Amasya’da olmuştu bir dönem galiba kömür Centrali.
Yeşil’in en zengin olduğu yerlere gidip kuruyorlar. Gerekli filtreleri üzerlerine koymuyorlar kömür santrallerinin. Orada özen göstermiyorlar. Bu konularda özen gösterilmesi gerekiyor. Yenilenebilir enerjinin de en son tahallilet belki yatırımda dışarıya bağımlıyız ama üretim aşamasındayken,
satın almada, müşteri olduğumuz aşamada, ülke olarak müşteri olduğumuz aşamada döviz ihtiyacımız olmayacak. Bir de şunluklarla ilgili, santrarla ilgili son bir şey söyleyeyim. Türkiye, Akkuy’da sadece ve sadece müşteridir. Başka hiçbir şey değildir. Anlaşmanın doğası gereği Türk şirketleri sadece taşaran olabilirler orada. Taşaran olabildikleri teknolojiye vakıf olmaları mümkün değildir. Rusların gösterilebildiklerini ne kadarını bilecekler? Onlar da üçüncü kişilere söylemeleri yasak Rusların rızası olmadan. Öyle bir sözleşmedir. Yani ince tasarlanmamış, ince düşünülmemiş, kabaca kaleme alınmış bir sözleşme. Genellikle de Rus tarafının haklarını koruyan bir sözleşmedir.
Oradaki bağımlılığımız, diğer uzun süre doğal gaz sözleşmelerindeki bağımlılığımızdan çok daha fazladır. Hangi bir teknoloji kullanacaklarını bilmiyoruz. Ben de iktisatçı olarak şu lafı hiç sevmem Fatih Bey. Teknoloji transferi, en yeni teknolojiyi getireceksiniz. Siz teknolojiyi zaten bilmediğinizi kabul ediyorsunuz. Bir şirkete diyorsunuz ki en yeni teknolojisini getirin.
Nereden biliyorsunuz o şirketin en yeni teknolojisinin olduğunu? Belki en yeni teknolojisinin 6 sürüm öncesini getiriyor. 8 sürüm öncesini getiriyor belki de. O nedenle bir şeyi hallederken sadece ve sadece hedefimize odaklanmamız lazım. Bir taşla 5 kuş vuralım bu offset uygulamaları falan. Bir taşla 5 kuş vuralım. Hem yerli sanayiyi geliştirelim hem az para ödeyelim hem ileri teknolojiye sahip olalım. Bunların yerine kendi mühendisinizi, kendi üretiminizi, kendi ülke et haklarınızı geliştirmenin yollarını arıyor olmamız lazım. Demin Mehmet Öğütçü Bey söyledi. Kendi ulusal şampiyonlarımız elektrik konusunda yetiştirmemiz gerekiyor, geliştirmemiz lazım.
Bunun için de kendimizin iyi mühendisleri yetiştiriyor olabilmemiz lazım. Bu işin arge kısmına da ayrıca bir öner veriliyor olması lazım ki yeni üretim, yeni santraliler yapabiliriz. Biz yerli otomobil yapacağız Vati Bey. Pilini dışarıdan getiriyoruz ya. Pil fabrikası da kuruluyor Bilos’un Bursa’da. Eğer bir şeye gideceksek? Nasıl?
Bursa’da fabrikanın hemen yanında bir de pil fabrikası kuruyorlar. Evet, pil fabrikasının da ham maddelerinin büyük bölümü gelecek ama pil montajı Türkiye’de yapılacak. Montaj yapılacak gene Vati Bey. Sorun orada otomobilin kendisi montaj, pilin kendisi montaj. Bizim bunu kendimizin yapıyor olabilmemiz lazım. Kendi mühendislerimizi yetiştiriyor olabilmemiz lazım. Bunun için de eğitimi, argeye özel bir önem veriyor olmamız lazım.
Türkiye arge yatırımlarını ürüne dönüştürmek de dünyadaki en başarısız ülke biliyorsunuz. Türkiye’nin argeye harcadığı para hiç az değil. Orans olarak baktığımız zaman da gelişmiş ülkelerin pek çoğundan daha yüksek oranda arge yatırımı yapıyor Türkiye. Ancak argeyi sanayide üretime dönüştürme kapasitesi açısından baktığınız zaman dünya sonuncusu. Binalar yaratıyoruz arge merkezinde. Arge lafı çok bizde ama arge yok. Bilge Bey ile yaptığınız programda konuştunuz teşvikler Türkiye’de takip edilmez. Evet teşvikler edilecek. Özellikle akademisyenler, Tübitak’tan arge geliştireceğim diye hibe alırlar. Argeyi geliştirirler bırakırlar tekrar başvururlar. Hibe alacağım arge geliştireceğim. Argenin ticareleşme konusunda ne devlet tarafından doğru düzgün bir takip var.
Geliştirenlerin öyle bir niyeti var. Öyle bir niyeti yok zaten AG teşvikler. Aynen öyle. Peki hemen biraz daha enerji tarafına dönmek istiyorum Mehmet Bey. Enerjide her şey belirleyen aslında talep. Yani talep arttıkça fiyatlar da yükseliyor. Şu andaki yükselişin aslında doğrudan talep artışıyla değil biraz da arzın azalmasıyla bir ilişkisi var. Arz yapılamıyor ki bundan kaynaklanan bir şey var. Ama olumlu haber de var bir yandan. Bu ne kadar hızlı yansır piyasalara diye merak ediyorum. Çin. Olumlu haber şu. Çin ekonomisi henüz daha gaza basamadı. Çin ekonomisi gaza basamadığı için de enerji ihtiyacı alışılmış düzeyin altında kalıyor. Bir, bu iyi bir haber mi?
Çünkü işte Çin’in petrol talepi azaldıkça 100 doların altına indi. Hatta 87 doları gördüğü bazı petrol türleri. Brent petrol galiba 97 dolar. Yanlış mı biliyorum? Evet 100 dolar. Fiyatlar düşüyor petrolde. Günlük %5’lik bir kayıp var petrol fiyatında. Bu iyi haber mi?
Yoksa Çin hala gaza basmadı halde bu fiyattaysa eğer bu buradan Çin gaza basınca nereye doğru uçabilir? Şimdi Çin’in konusu biraz enteresan. Çin’de çünkü bu yaz döneminde sıfır Covid veya pandemi politikaları gereğince talepte bir düşme gözlemlendi. Fakat bu gözlemlerinin altında para kazanma isteği de vardı.
Yani Çin’in uzun vadeli elenci alımları vardı. Fiyatlar bu kadar yükselince uzun vadeli elenci, yani sıvı doğal gaz alımları vardı. Bu sıvı doğal gaz alımlarını petrol endeksli alıyorlardı. Şimdi bir taraftan petrol endeksli 300-400 dolarlara almış olduğunuz bir gaz alıyorsunuz. Ama diğer taraflarda bu gazın fiyatı 1500-2000 dolarlarda. Dolayısıyla bu kendine gelen sıvı doğal gazın büyük bir kısmını Avrupa’ya yönlendirdi. Kendine bir talep daralması oldu. Oradan da para kazandı. Şimdi doğal gaz tarafındaki talep… Çin aldığı doğal gazı sattı. Yani dolayısıyla oradan bir para kazandı ve bunu da para kazanmak için yaptı. Fakat iş kışa geldiği zaman iki şeyi gözlemlememiz lazım. Uzakdoğu talebi ne olacak, Avrupa talebi ne olacak?
Öncelikle şunun altını çok net olarak çizmemiz lazım. Dünyada 2026-2027 yılına kadar Rusya gazını yani ikame ettirecek Avrupa tarafından bahsediyorum. Bir kaynak yok. Yok. Bunun bir kere altını çok net olarak çizelim. Ortada dönen günlük 1.5 ila 1.6 milyar bir elenci var günlük. Bu kapışılıyor. Bunlar nereden çıkıyor? Amerika’dan geliyor, Katar’dan geliyor, Mısır’dan geliyor.
Trinidad, Tobago’dan geliyor vesaire vesaire. Bu ülke Rusya’dan geliyor, Avustralya’dan geliyor, gene Sahalin adasından geliyor. Şimdi burada Rusya’nın elinde de yine kartlar var. Uzakdoğu’ya Sahalin meseladan Japonya’nın oradaki adadan elenci veriyor. Onun mesela kapanması bir anda olacak bir şey olur. Üretimi durdurabilirler. Durdursa ne olacak bir sefer Uzakdoğu Avrupa’ya giden mallara talepte bulunmaya başlıyor. Yani ortadaki bir mal belli bu mal kapışılacak.
Kapışıldıkça da fiyat yukarı doğru gidiyor. Yani bu fiyatın 2400 liraya doğalgazı olmaz. Çok aşırı pahalı bir fiyat bu. Peki bu kalıcı olur mu yoksa iner mi bir yer? Mümkün değil böyle kalması. Bu çok yıkıcı çünkü bunu ekonomik olarak sürdürmeniz mümkün değil. Hiçbir ülkenin sürdürmesi. Şimdi Türkiye’de biz konutlara ne kadardan doğalgaz satıyoruz? 1000 metreküp olarak 180 dolar satıyoruz.
Diyelim ki Türkiye’nin ağırlıklı alım fiyatı, kimisi 2400 dolar, kimisi 3000 dolar, kimisi 70-30 vs. Diyelim ki Türkiye’nin ağırlıklı alım fiyatı 700-800 dolar olsun. Atıyorum şu anda ama bu aralarda olması lazım. 700-800 dolara aldığınız bir malı 180 dolara satıyoruz. Nereye kadar satır mısınız? Buna dayanamazsınız. Yani bunu bir kış geçirdik. Tahmini olarak 10-12 milyar dolar para harcadık.
Yaktık bu parayı. Yani bu bir yatırım değil. Gitti bu para. Bu devam edecek. Önümüzde bir kış daha var. Ne olacak o zaman? Yani bu ya doğalgaz fiyatını sanayi ve elektrik santrallarına zam yaparak çözmeye çalışacaksınız. O zaman elektrik fiyatı artacak. Elektrik fiyatı artacak. Ne kadar oraya şey yapabileceksiniz? Bir de ortada şu anda aslında kimsenin fark etmediği veya çok az konuşulan çok önemli bir sorun var şu anda Türkiye’de. Ama kimse konuşmuyor bunu. Türkiye’de 11 yıldır ilk defa piyasalar, elektrik piyasalarında teminatsız, temmuz ayından bir yana teminatsız işlem yapılmaya başladı. Yani düşünebiliyor musunuz?
Elektriği satan adam parasını alamıyor, elektriği oradan alan tedarikçi de parasını vermiyor. Ve 52 gün süre tanındı paralarını versinler diye. Yani dağıtım şirketi ödemiyor ki de para vermiyor. Ödemiyor. Yani şimdi bu Takas Bank’ta böyle bir sıkıntı var. Ama bazıları zaten ortak değil mi? Bazılarının iki şapkası var. Üretici hem şey ama bazılarının tek şapkası var. Tek şapkası olanlar 52 gün parayı ödemeyecek. Bundan sonra ödeyecekler mi? Yani bir günlük para teminatını veremeyen… Bu da üreticinin finansman bayatını arttırıyor. Süper. Şimdi orada da başka sıkıntı var. Şimdi üreticiler ayın 18’inde Botaş’a para ödemek zorundalar. Doğalgaz parasını ödeyecekler. Uzlaşma yani ne kadar para ödeyeceğinin uzlaşması 21’inde bitecek. 15’inde uzlaşma olacak. 6 gün sonra parayı ödeyecekler 21’inde.
Botaş’ın yurtdışı ödemeleri ayın 20’sinde, ayın 22’sinde de güya bunlar paraları öderlerse bu para üreticilere ödeyecekler. Hep arada bir günlük farklar var. Farklar var. Ama yani bu ödenmezse ne olacağı senaryosunun üzerine biraz Türkiye’nin düşünmesi lazım. Bu da kamulaştırmaya gider. Yani bu görevli tedarik şirketleri ne kadarını ödeyecekler? Yüzde 30’unu mu ödeyecekler? Yüzde 100’ünü mü ödeyecekler? Yüzde 100’ünü ne kadar ödeyebilecekler? Kaç ay daha ödeyebilecekler?
Bunlar bence Türkiye’nin enerji piyasalarında biz bu kadar yıkıcı fiyatlardan sonra kırılma noktalarına geldiğimizin çok büyük işaretleri bunlar maalesef. Ve bu iyiye gitmez. Bu bir anlamda da yapılan özel meşhubelerin aslında doğru olmadığını mı gösteriyor? Ona doğru değildir diyemeyiz. Regülasyona doğru değil. Ortada ciddi bir sorun var.
Ortada bu yapılan sübbansiyonlar yani elektrik sistemine yapılan sübbansiyonlar. Urbey çok güzel bir şey söyledi. Dedi ki bu yapılan yıkıcı sübbansiyonların bir yerde patlayacağını tahmin etmek lazım. Kaç ay? 48 ay, 64 ay zam yapılmadığıları duyduk bunların. Ama bundan sonra işte gelinen nokta maalesef bu buradan nasıl çıkacağız beni aşıl endişelendiren konu.
Önce bir elektrik piyasalarından çıkabilmemiz lazım. Bu çok büyük bir paradan bahsediyoruz. Yani 52 günlük elektrik parasını düşünün çok ciddi bir rakam. Milyar dolarla. Milyar dolarla. Bu parayı bunlar ödeyebilecekler mi? Bu birinci soru. Ne kadar daha düzenli ödeyebilecekler? Çünkü şu anda dünyada olmayan bir şey yapıyoruz. Biz veresiye piyasalara geçtik. Bu akıl alacak bir şey değil. Yani dünyada hiç kimse teminat olmadan değil mi? Para vermez birine ya da bir meta vermez.
Biz de şu anda bu işliyor. Bundan nasıl sıyıracağız? 22 Ağustos’ta göreceğiz. Sıyırıp sıyırabileceğimizi göreceğiz. Ne kadar süreceğini de göreceğiz. Çünkü Eylül’de de böyle, Ekim’de de böyle. Vallahi hükümet bunu hazineye de ötene mi gidecekti herhalde? Nasıl olacağını? Bir şekilde yüzülmeye çalışacak bunu. Botaş’ın Rusya’ya ödemeleri olacak. Botaş’ın yabancı Azerilere, 2400’lük kargo için para toplaması gerekecek. Kış ötesinde yani ben çok sıkıntılı görüyorum. Çok kolay bir şey değil.
Bir reklam arası değil mi? Bir reklam arası devam edeceğiz. Evet Teketek Bilim son bölüme girdi. Çok kısa vaktimiz kaldı. Çok kısa ucayacağım. Bir değerlendirme yapacağım. Bir… İki bin üç saat değil dakika. Ah üç saat. Pazarla öyle yapmıştım.
Şimdi şöyle bir şey var. Dünyada dengeler değişiyor. Aslında bu yaşadığımız enerji krizi, gıda krizi, su krizi, bunlar kendilerinden ortaya çıkmıyor. İkim değişikliği. Bunlar bir şekilde kurgulandı. Ben komploca falan değilim ama bunun kurgusunda yapılıyor. Dünyada ekonomik güç, siyasi güç, askeri güç doğuya doğru kaydıkça… Bu arada rahat olun vaktimiz varmış. Var mıymış? Bize bir ekstasyon verdiler bize. Rahat olun. O zaman biraz su içeyim ondan sonra devam edelim. Yavaş yavaş.
Bu dünyadaki güç kaymasının batı bırakmak istemiyor. Hala tutuyor güçlü bir şekilde. Enerji ekonomi onun ayaklarından bir tanesi. Güç kaymasının da yansıması bu. Çin’i konuştuk biraz önce. Çin dünyadaki en akıllı, en stratejik ülkelerden bir tanesi. Ve Çin büyük ekonomik alan olarak da düşünürseniz daha önce söylediğim gibi… Dünyanın şu anda ekonomik süper gücü. Enerji konusunda izleyin.
Ben orada büyük alçıktır çalıştım. Yıllarca OECD’nin Çin programlarını yönettim. İş yaptım. Bu kadar akıllıca yürüten, stratejik şekilde yürüten, dünya ile ilişkilerini… Ülke içerisindeki yatırımlarını, projelerini, girişimlerini başka bir ülke yok. Onun için hiç kuşum sevmeyelim. Yok efendim şimdi emlak krizi var. Talep düşmeye başladı falan. Bunlar tabii ki var geçici. Ama bakarsanız temellerde Çin bulabildiği kadar enerji depoluyor. Kendisi üretmeye çalışıyor. Petrol de bakın size iki rakam vereceğim. İnanamayacaksınız. Çin dünyadan 9.8 milyon varil petrol ithal ediyor. Bir numara. Bu neredeyse Suidara Bistan’ın tek başına üretimi. Kendi içinde de 4.5 milyon varil kadar üretiyor. Doğalgaz da çok az. %2’lerdeydi ben orada görev yaparken. Şu anda doğalgazın payı %7-8’lere doğru çıktı Çin’de. Teknolojide yapay zekayı en iyi kullanan ülke. Hiç lami cibi yok bunun. Dolayısıyla bir yerde Çin’in ayağını kaydırmak için de batıda çıldışılıyor bu gücü dizginlemek için. Malakka dilemma dedikleri, Malakka ikilemi denen bir şey var. Malakka boğazı Asya Pasifikite’ye, Japonya’ya, Çin’e, Kore’ye, Tayvan’a, Hong Kong’a giden deniz ticaretinin %90’ı geçiyor. Ve Amerikan 7. filosu tarafından korunuyor. Onun içindir ki Çin karadan bu kuşak yol projesini geliştirdi. Pakistan ekonomik koridorunu geliştirdi. Ama şu anda o proje bayağı bir yavaşladı. Şimdi yavaşladı dünyadaki şeylerle ilgili ama Çin’i şöyle düşünün. Çinler gibi düşünün. 2049 yüzyılıncu yıl dönemi, Çin’in kuruluş yıl dönemi. Bizim 2023 seneye geliyor, nereye geldiğimiz ortada hedefler konusunda. Çin uzun vadeli hedeflerle yürüyor.
2049’a kadar barışçıl yükselişle bir numaralı siyasi, ekonomik ve askeri güç olmak istiyor. Ve bunu da gerçekleştirecek. İstiyor mu askeri güç olmak? Çünkü biliyorsunuz daha önce Çin’e, özellikle Amerika kardeşim biraz da sorumluluğu kaldı dünya düzeninde dendiği zaman. Biz işimize bakıyoruz cevabını almıştı. Oradan vazgeçtiler mi? Şunu gördüler ki askeri güç olmadan, mesela Amerika neden dünyada büyük askeri güç? 29 tane uçak gemisi var dünyanın her yerinde. Her yere müdahale edebiliyor.
Şimdi iki tane var, üçüncüyi inşa ediyorlar. Bir tanesini buradan almışlardı. Bir tanesini buradan Boğaz’dan geçirmişlerdi. Disneyland havası. Dolayısıyla Çin Rusya’ya bağımlı, uçak sistemleri özellikle. Ama kendi gücünü de geliştirmeye başladı, nükleer bir güç zaten. Bunu eğer gerçekleştirirse o zaman Çin pazularını şişirmeye başlayacak. Dolayısıyla Çin’in enerjideki pozisyonunu onun ekonomik, askeri, siyasi hedefleriyle de bağlantılı görmek lazım. Nükleere gelince, iki kelimede orada etmek istiyorum tartıştık miyar için hakkıyı falan ama dünyada tren şu anda dünyadaki toplam enerjinin yüzde onu nükleer. Bazı ülkeler çıkmaya çalışıyordu Almanya’ya falan gibi. Şimdi tekrar döndürdüler. Amerika’da, İsviçre’de bile, son derece önemli. Hatta İskandinav ülkelerinde bile. Ama teknoloji küçük ve orta ölçekli reaktörlere doğru gidiyor. 300-500 megavatlık. Mariyetleri de 300-500 milyon dolarlık. Bizimki gibi 20-25 milyar dolarlık DWS’a beyaz fil dediğimiz yok. 4×1-200’lük bir şey yok. Ve gerek de yok buna. Çünkü gidişat orada.
Dolayısıyla benim arzum hep şudur. Türkiye tamam söz verdi. Ruslarla yapıyoruz Mersin Akkuyu. İlk reaktör ama ondan sonraki de biraz değiştirmek lazım. Dünya daha da küçüğünü yani eve koyabilir miyiz diye araştırıyor şu anda. Bu hani dalga kıranlar var biliyorsun. Aktik Denizinde falan nükleer her şeyle çalışıyor. Onları alıp getiriyorsun. Limana koyuyorsun. Trabzon’a, Antalya’ya, neyse Ali Ağa’ya. Oradan da elektrik üretebiliyorsun. Bu çok önemli. Bence nükleerde buna önem vermek lazım.
Bir de konuştuğumuz gibi yani Karadeniz’deki gaz, nükleer santral, milli otomobil. Bunların hepsi biraz Cumhurbaşkanlığı seçimine ayarlı bir takvimle ilerliyor. Her şeyki 23. Bu siyasidir. Buna bence eleştirecek bir şey yok. Siyasi iktidar bunu yapacaktır tabi. Ama milli servet heba edilmesin bu yolda. Gerçekten iş çıksın. Teknoloji anlamında, katma değer anlamında,
ihracatın artılması, cari açığının kapatılması. Bu konular son derece önemli. Bir de Türkiye’nin parası yok. Bunu biliyoruz. Merkez Bankası’nda bile yok. Kısıtlı kaynak. Çok az. Özel sektörü yok. Hep banka krediyi değiştiriyor. Devletin kasası tam takılıyor. Hocam ben şunu anlamıyorum. Özel sektörün parası yok diyoruz. Yatırımlar için yok. Yatırımlar için yok. Bravo. Tamam. Şimdi bakıyorum ben mesela geçenlerde bir marineye gittim. Allah yarabbim. Yat dolu gırtlağı kadar.
Hepsi iş adamlarının. Bunlar aldıkları kredilerin bir kısmı bu tür şahsi harcamalara. Özellikle bu yeni dönem yeni zengin iş adamları muazzam bir şekilde işleri değil parayı oradaydı. Oraya yatırmışlar. Çirketlere batabilir önemli değil ama kendileri batmıyorlar. Şimdi biraz önce konuştuğumuz gibi Türkiye gibi ülkelerin kaliteli yabancı sermaye çekmeye ihtiyacı var. Doğrudan yabancı sermaye. O gelmiyor. Güzel güven. Gelmiyor.
Birini getiremezseniz Türkiye’nin gerçek anlamda sürdürülebilir kalkılması mümkün değil. Çünkü yerli sermaye yetersiz. Devletin kaynakları yetersiz. Diğerini getirebilmek için de yani çapulcu olmayan sermaye, hızlı girip hızlı çıkan. Hakiki sermaye. Hakiki sermaye getirmek, kaliteli sermaye getirmek esas hedeflerden bir tanesi olmak zorunda. Ve enerjiyle son sözüm onu söyleyeyim. Tek başına görmeyelim.
Bir, biz dış dünyaya göbeğimizden bağlıyız. Sermaye akımlarında, enerjide, finansta, dış politikada, güvenlikte, her alanda. Bulduğumuz coğraf itibariyle ticarette, turizmde. Dolayısıyla bu dış dinamikleri iyi izleyip enerji stratejisiyle ona uyumlu hale getirmek zorundayız. Bu çok önemli. Dış politika, güvenlik ve enerji arasındaki bağlantı.
Daha önce başlangıçta söylediğim su, gıda, enerji, ictim değişikliği, denklemini iyi kurmak. Gündelik politikalarla sıkıştığımız zaman değil, şimdi ne yapacağız, gaz azalmaya başladı, fiyatlar yükseldi değil. Bunları öngörüp ayağı yere basan ekonomik politikanın, çevre politikasının, rekabet politikasının, vergi politikasının, yatırım politikasının bir parçası, bütünleyici bir parçası olarak görmek lazım enerjiyi. Hatta bir enerji bakanına şunu söylemiştim ben, enerji bakanlığına gerek yok. Ne yapıyorsunuz siz yani bu çok böyle boyutlu bir şey, çok bozulunca dedim, aslında belki başbakan yardımcılığı olmalı bütün bu farklı unsurları, boyutları birleştirmesi lazım. Hem küresel gelişmeleri anlayacak, hem ülke gerçeklerini anlayacak, hem sanayiyi anlayacak, hem dediğimiz gibi bu rekabet politikasının ticareti, hukuki, yatırım hepsini birden görebilecek bir anlayışa ihtiyaç var.
Öyle olursa ve güven uyandırırsa Türkiye’ye sermayede akar, Türkiye komşu ülkelerde muazzam yatırımlarda yapar güvenilir bir ülke olarak, hem batıyla hem doğuyla hem kuzeyle hem güneyle de etkileşim içinde olan, hiçbirisine ait olmasa bile her birinden parçalar taşıyan bir ülke olur. Çünkü unutmayalım, Çin’den Almanya’ya, Rusya’dan, Suudi Arabistan’a, coğrafyanın en büyük gücü Türkiye’dir.
Ne kadar iktidarı eleştirirsek eleştirelim ama bütün objektif şekler bunu gösteriyor. Ama dünyanın da yüzde biriyiz, abartmayalım. Ekonomik bir ülkemiz dünyanın yüzde biriyiz. İçine bak 0,98’e gerilemişiz. Tamam ortalama yüzde bir. Nüfusun yüzde biriyiz dünyanın. Dünya ticaretinin yatırımının. Ekonomisi de yüzde biriyiz. Onun için yüzde bir ülke belki yüzde üç gibi çalışabilir. Akıllı bir liderlikle, müteşebbis insanlarla, stratejik bir yaklaşımla. Aksi takdirde yüzde 0,27 düşebiliriz.
Bunu bozmak lazım. Akıllı bir liderlik, akıllı bir yönetim. Şu anda yüzde 0,75. 75 mi geldik? Ben son baktığımda yüzde 98’di. G20 içinde bile G23’e düştük. G20’e düştük. Yani AK Parti ikdare geldiğinde 20’dik, şimdi 23’e düştük. Türkiye genel olarak 20 dışına pek çıkmazdı. 2001 krizinde bir hafif ucuna gelmişti. Bu kez tamamen dışındayız G20’nin. Peki başka bir boyutuna geçelim şimdi. Bu enerji kriz ile paylaşacak. İbrahim Hoca’nın biraz daha alanında olan bir şey bu. Hoca, Türkiye ihracatla büyüyen ve ihracatla cari, ihracatını artırarak, özellikle enerjiden vermiş olduğu kaybı bir miktar terafi etmeye çalışan bir ülke. Ama ne yazık ki enerji bunun dışında ve turizm gelirleri olmasa enerjiden kaynaklan açık, neredeyse Gayrı Sahibi Milli Aslan’ın yüzde 10’una denk gelecek düzeyde olacak. Allah’tan 30 milyar dolar civarı bir turizm geliri elde edebiliyoruz da Sri Lanka gibi olmuyoruz. Ve Türkiye ihracatta bir dönem çok hızlı bilgileleme gerçekleştirdi. 30 milyarlarda olan, 2000’lerin başında ihracatımız 38 milyar dolar olan bugün işte 150-160 milyar dolar mertebesinde konuşuyoruz. Ancak burada bir risk var. Bu riskte bizim en önemli ticari partimiz olan Avrupa Birliği’nin şu anda ciddi bir ekonomik sıkıntı içinde olması.
Biz de sıkıntı içindeyiz. Onlar sıkıntı içerisinde. Bizde enflasyon yüzde 100 civarı. Onlarda Almanya’da yüzde 8. Fransa’da yüzde 7 olacak galiba bu ay biraz yükselmiş. 6’lar, 5’ler civarında. Avrupa ortalaması 7 civarı diyoruz enflasyona. Buna bağlı olarak da Avrupa Birliği’nin bir büyüme sıkıntısı var ve çok ciddi bir resesyon tehlikesini karşı karşılar.
Bu Türkiye’nin bu ülkelere olan ihracatını da hızlı biçimde negatif etkileme potansiyeni barındırıyor. Ve ilk verilere baktığımız zaman da Türkiye’nin ihracatında, özellikle Avrupa Bölgesi’nin ihracatında bir yavaşlama, bir duraklama, büyüminin önce durması, sonra gerilemesi gibi bir şey var.
Bu Avrupa Birliği’deki enerji krizinden de kaynaklanan pandemi sonrası dönemindeki yeniden başlayan, pandemiden sonra bir canlı tekrar başlayan duraklama, Türk ekonomisini nasıl etkiler? Enerji krizinin bir yetkisi olarak Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar Türkiye’ye ne derecede yansıyacak, nasıl etkilecek bizi?
Evet, sizin de bahsettiğiniz gibi Avrupa Birliği Türkiye’nin en önemli ticari partneri. Dış ticaretinde sadece şimdi diye, bundan önceki bütün dönemlerde, en önemli partner olmuş, Almanya’da başı çekmiş. Cumhuriyet’in ilk yıllarında biraz İtalya’nın önde gelen bir şeyi var, payı var.
Almanya’yla veya Avrupa Birliği’yle ticaretimiz oldukça üst seviyede. Tabii Türkiye’nin ihracatı son dönemde artmakla beraber hem ürün çeşitliliğini hem de ülke çeşitliliğini de orada arttırdığımızı görüyoruz. Yani 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız hem ülke hem de ürün sayısı oldukça fazla. Dolayısıyla bu tip riskler için önemli bir avantaj.
Kaldı ki Türkiye’de hem sanayi sektör hem ihracat yapan firmalarımız oldukça dinamik. Ülke politikası da bunu tam da arkasında duruyor.
Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Türkiye’nin dış politikasıyla ihracatı arttırma hedefleri birbiriyle uyumlu şekilde çalışıyor. Türk Hava Yolları’nın son yıllarda gösterdiği performans birçok ülkeye,
uçuşu Türkiye’nin başta Afrika olmak üzere birçok ülkeye açtığı elçilikler aslında bunun bir göstergesi. Kendiliğinden bu işler olmuyor. Tabii sorunuza gelince Avrupa Birliği’ndeki ekonomi bir daralma haliyle özellikle kısa halde de Türkiye’nin ihracatı üzerinde olumsuz bir potansiyel oluşturacak. Kimse yatsıyamaz. Ama beraberinde bir takım avantajlar da getirme ihtimali var. Özellikle Rusya’nın enerjiyi doğalgazı kesmesiyle bir kriz ortaya çıkacaksa Avrupa’da üretilmeyen, üretilemeyen ürünlerin bir kısmını Türkiye’de üretilme potansiyeli de olabilir. Ama bu hemen üç günde beş günde olacak bir şey değil. Dolayısıyla Türkiye bunu fırsata da çevirebilir ama nihayet itibariyle ortaya çıkan maliyetle elde edilecek yeni avantajlar birbirine ne kadar dengeler onu şimdiden kestirmek mümkün değil.
Ama bu senaryoyu da dikkate alarak özellikle ihracat konusunda bir önceden çalışmakta buna yönelik tedbirler almaktada fayda var.
Cahiliye açı konusuna gelince ben son ay verilerine baktım. Malumunuz üç buçuk milyar dolar civarında bir cahiliye açımız oluştu en son ayda ama bunun üzerinde de net hata 90 verdik. Dolayısıyla aslında Türkiye fiilen, ki bu toplamda son 12 ayda yanlış hatırlamıyorsam 17 milyar dolar çıktı. O önemli bir rakam. Net hata ve noksan aslında bir denkleştirme kalemidir. Çünkü yukarıdaki kalemlerde olmayan kaydı kayıtta girmeyen harcamayı ifade eder. Dolayısıyla kayıt dışı ekonominin birçok kötü tarafı var ama maalesef kötü tarafları olmasına rağmen bu son dönemde de bizim aslında imdaanımıza da yetişti.
Tabii bu şu anlama da gelmiyor. Bu net hata noksan illegal para anlamına gelmiyor. Daha önceden girmiş paraları olabilir. Şimdi bozdurulmuş olabilir, harcanmış olabilir. Bir kısmı kayıt dışı bavul ticareti. Onlardan olur. Türkiye göçmen hareketliliği olan bir ülke. Dolayısıyla oradan gelen giden paralar var ama hakikaten yüksek bir rakam.
Hocam 2008’den bu yana bu net hata noksan da sanırsınız ki bir tane tatlı cadı var bir yerde ve burnunu ayırıp Türkiye’ye döviz sokuyor. Yani ne kadar ihtiyacımız var ise net hata noksan hep o kadar oluyor. Yani o sene 18 açık varsa 18 geliyor, 15 varsa 15 geliyor, 13 varsa 13 geliyor. Orada çok acayip bir net hata noksan var. O da ben hiç hatasız işleyen bir net hata noksan kalem var. O Merkez Bank hesapları şaşırıyorum ben bazen.
Aslında şöyle normalde bu bizim stok değişmeleri gibi bizim ligeleri hesaplarını 1 Ocak ve 31 Aralık arasında alıyoruz. Bir yıl stok artarsa ertesi yıl bu ters eti yapar, et hata noksanın da sıfırda dalgalanması gerekir. Ama sizin de ifade ettiğiniz gibi hakikaten muazzam bir artış var. Tabii bunun nedenlerini ayrıca araştırmak ve tartışmak gerekir.
Hocam araştırmayı direktörlük ve dekanlık sıkıntıya girmesin. Bunu çözmek için daha doğrusu dış ticaret açığını şu anda kapatmak için bizim Türk Hisavade’de işimize yarıyor ama uzun vadede bunu yapısal sorunları ortaya çıkaracak nedenlere inerek kaldırmak lazım. Ama bunun da Türkiye’nin 150 yıllık bir mücadelesi olduğunu lütfen unutmayalım.
Türkiye Kırım Savaşı’nın aldığı borçla 20-25 yıl sonra düğün umumi idareci kuruldu ve bazı dış ticaretin tamamen kontrollü olduğu yılları dışarıda tutarsak hep cariye açık verdik. Maalesef bu bir sonuç alsın. Atatürk dönemi hariç şu hocam.
O dönemde de ithalat kontrolü altında tutulduğu için, yasaklandığı için nihayetinde fazla veriyor. Mesela 200 Niyan Savaşı’nda da Türkiye dış ticarete fazla verdik ama içeride ekmeği karneyle dağıtarak ağır bir maliyet ödedi. Dolayısıyla serbest bırakıldığındaki rakamlara bakarak belki değerlendirme yapmak lazım.
Türkiye ekonomisinin, özellikle şu anda uygulanan politika setinin en önemli avantajlarından biri bu ihracatının geliştirebilme potansiyeli. Şu anda da bunu kullanmış gözüküyor ki son ayın verisine baktığımda bizim ihracat birim değerimizde de %12’lik bir artış var. Ama maalesef ithalat birim değerimiz enerji fiyatlarındaki olağanüstü artışına değdiğine bunun üzerinde kalmış. Biz mesela ithalatta miktar olarak daha fazla ithalat yaptığımız için değil, fiyatlar yükseldiği için daha fazla ödemek zorundaki oluyoruz. Bu tabi şu anlamı görüyor. Eğer fiyatlar biraz daha dengelenir, daha makul hale gelebilirse, kısa vadede enerji üzerinde öyle olmadığını konuşuyoruz.
Eğer bu fiyatlar belli bir noktaya gelirse Türkiye bu cari açık sorununu gidermeyi noktasında bir aşamaya kendisine evirebilir.
Son olarak da şunu da söylemek istiyorum. Türkiye’de uygulanan politikaların genel olarak Batı, Avrupa ve Amerika tarafından sürekli olarak takip edilmesinin, kontrol edilmesinin hala da devam ettiğini ve Türkiye’nin bununla mücadele ettiğini unutmayalım.
Yani biz uygulanan politikalardaki eksiklikler ya da bazı olması gereken noktaları ifade ederken, bunlar bir tercih olmaktan ziyade bir zorunlu durum olarak karşımıza çıkıyor.
Hani Türkiye son teknolojinin kullanıldığı çok uygun bir nükleer santral kurmak istedi de içeriden buna itiraz eden kimse olmadı. Bu teknolojiyi hem savunma sanayiyle ilgili hem de enerjiyle ilgili haliyle Türkiye’ye vermek istemiyorlar.
Bu da gayet onlar açısından anlaşılabilir bir durum. Şu andaki ekonomi yönetimi de iktidar da bununla mücadele ediyor ve nihayetinde bu maliyetlere katlanmış oluyor.
Dolayısıyla şu soruyu sorarak bütün bu konuları tartışmak gerekir. Biz nasıl 1950’lerde bize biçilen rolü yani Batı’nın, Avrupa’nın manavı ve kasabı olma rolüyle mi bağımsız bir ülke olacağız?
Kendi bağımsız politikamızı belirleyeceğiz yoksa bunlara rağmen kendi tercihlerimizle bir politika seti belirleyip buna rağmen mi devam edeceğiz?
Bunun kararını vermemiz lazım. Eğer bazı akademisyenler bazı siyasetçiler diyorsa ki evet biz Batı’nın bize işliyor rolü veri kabul ediyoruz ve biz de bunu Türkiye’de en iyi uygularız. Bu onların tercihidir. Ama biz hayır Türkiye’ye hem dış politikada hem bölge ülkeleri açısından bağımsız bir politika uygulayacaktır, uygulamalıdır.
O zaman bunun gereğini de enerjide ve diğer bütün alanlarda yapmakta mükellefiz. Bu da kolay bir yol değil. Onu da ifade etmek isterim. Teşekkür ederim hocam. Yerli ve milli konuştunuz. Orhan hocam siz ne diyorsunuz? Bu durumla ilgili olarak özellikle enerjide dış bağımlık meselesi. Ben tabii İbrahim Hoca’ma çok katılamıyorum. Türkiye Batı’nın dayatmasına karşı çıkışını 1923’te en ne çekidi ilayetti zaten. Yani yerli sanayisini geliştirme efendim. Şimdi Batı’ya karşı çıkıyoruz falan derim üzerinde. Bütün yerli ve milli işletiketlerimizi Batı’lara ve başka ülkelere satmış vaziyetteyiz. O yüzden bilmiyorum. Bana kavram karmarası gibi geliyor ama belki de ben cahil bir çocuk olduğum için olabilir. Siz de diyorsunuz şimdi mesela bu şeyden başlayalım. Nükleer’de ki sıkıntı nereden kaynaklanıyor şimdi? Sizin bununla ilgili yazılarınızı da okudum ben Karar Gazetesi’nde. Nedir oradaki sıkıntı?
Sonuçta burada biz yapsaydık ne olurdu? Biz yapmayınca ne oldu? Bu bizim enerji konusunda yanlış bir adımımız mı oldu? Nükleer çünkü bana sorarsınız Türkiye’ye gerekli.
İşte Fransa bugün krize en az etkilenen ülke temel sebebi nükleer enerjiden ötürü artan enerji fiyatlarından daha düşük oranda etkilendiği için Avrupa içerisinde en düşük enflasyonuna sahip ülke pozisyonunda. Siz bu konuda nedir fikriniz? Batip Bey ben şimdi romantik bir biçimde nükleer santrali karşıyım pozisyonda değilim. Evet Türkiye’nin elektriğe ihtiyacı var enerjiye ihtiyacı var. Güvenlik açısından söyleyeceksek Türkiye’nin komşularında nükleer santrali var.
Ermenistan da var, Bulgaristan da var. Belki de var açık bir teknoloji. Evet biz zaten olası bir tesis altındayız ülke olarak. Yani ülkenin nükleer enerji tesisinden kurtulmasını, olası bir felaketten kurtulmasını savunacaksak o kontrol edemediğimiz yerlerde de var. Ben işin o kısımda değilim. Ben işin matematikindeyim. Ben işin finansmanındayım. Ben de yerli ve millilik durumundayım. Şimdi iki haftalık karar gazetesinde yazı yazdım peş peşe. Şöyle bir serencamına baktım önce. Daha sonra da bu teknoloji boyutuna baktım.
Anlaşma üzerinden gittim. Öncelikle bir ihaleye çıkılmıştı. İhaleye tek firma teklif vermişti. Onun %33’i de Türk firmasıydı. Par teknikti. Daha sonra danışta ihale yönetmeliğini iptal etti.
İptal ettikten sonra ani bir kararla yani 6 ay gibi kısa bir sürede birden milletler arası anlaşma yapılmasına karar verildi. 6 aydır o milletler arası anlaşmanın yazılma tarihi. Ondan sonra şöyle bir düzen kuruldu.
İki taraf var. Enerjitabili kaynaklar bakanlığı var. Rus atom var. Seyircilerimize söyleyelim. Rus atom Rusya’nın devlet atom enerji kuruluşu. Bu iki taraf karşılıklı.
Rus atom satıcı enerjitabili kaynaklar bakanlığı alıcı. Rus atom bir proje şirketi kuruluyor. Proje şirketi. Bu proje şirketi Akkuyu Nükleer Enerji. Projenin sahibi. Ayrıca bir şirket daha kurdular.
Genel tedarikçi dediler. O da Rus firması atom stroy eksport. Bu da genel tedarikçi. Sözleşmede şöyle bir hüküm var. Türk şirketleri tedarik zincirinde, dikkatini çekerim. Tedarik zincirinde laboratuvar da değil. Tedarik zincirinde büyük ölçüde istihdam edilecektir. Büyük ölçünün oranını da bilmiyoruz. Orada da bir sayı yok.
Yani %52 mi, %58 mi, %59 mu, %60 mi, %70 mi? Bunu bilmiyoruz. Daha sonra şöyle bir şey yapıldı. Genel tedarikçi atom stroy eksport. Tuttukken de bir altyaşarun tuttu. Bu altyaşarunlardan bir tanesi şeydi. Türk şirketi A.S. İştaş’tı. Ona da 150 ortak verdiler. Titan 2. 150-150. Bunlar ortaklık yaptılar. Şimdi bu sözleşmeye göre mülkiyet hakları tamamıyla Rosatom’a aittir. Yani projenin teknik özellikleri, teknolojik yoğunluğu, teknolojik boyutu, teknolojik koşulları. Rosatom bunun lisansını Nükler, akgüyü Nükler AŞ’e verdi. Lisansını verdi. Ve dedi ki bunu diğer tarafla paylaşma. Paylaşacaksan, paylaşacaksan da çok sınırlı sayıda, çok olağanüstü durumlarda paylaş. Bu şeyle altyaşarun firmayla. Onun dışında da, yani ben şöyle yorumluyorum ve santral teknolojisinde çok iyi bilmem. Ama anlaşmayı yorumluyorum.
Oranium zenginleştirmesi şu bölgede yapılacak. Bunu söyleyebilirsin. Oranium’un zenginleştirdiği binanın kalitesinin farklı olması gerektiği bu nedenle söyleyebilirsin. Ama Oranium’un nasıl zenginleştireceğini söylemeyeceksin. Anlaşma bunu söylüyor. Bunu da söylediğiniz zaman da alt tedarikçi 3. kişilere ifşa edeceği zaman da Rosatom’dan izin alacak. Söyleyebilir miyim 3. kişilere ben bunu diyeyim.
Bu nedenle diyorum Türkiye sadece müşteri pozisyonundadır. Teknoloji boyutuyla alakası yoktur. Bu süreç işlerken bizim ICİştaş’la Titan 2 Sözleşmeyi imzalamış. Temmuz 2019’da 70 gün sonra Ruslar Rus şirketlerden oluşan TSM’yi kurdular. Bu en son alınan şey. Yani 70 gün içerisinde mevcut Limak’la Titan’ın iş ortaklığının yedeğini oyuna sokmuşlar. Aradan zaman geçti. Dördüncü reaktörün temeli atıldı. 5 gün sonra öğrendik ki biz Ak Gönüklüler Limak ve Titan’ın sözleşmesini fethetti. Hemen akabinde sözleşmeyi TSM’ye yaptılar. TSM ya da TMS şu anda birden hatırlayamadım.
Bizim şirket dedi ki biz zaten içeri almıyorlar dedi. Hatta sizin yazınızda da konuşmuşlar üst düzey yetkili. Sizden öğrendim. Bizi içeri almıyorlar dedi. Konunun teknolojik olarak gelişimden haberimiz yoktu diye. Zaten olmayacaktı. Sözleşme bunu öyle söylüyor zaten. Bunun diyor tüm bilgiler Ak Gönüklüler enerjileridir. Proje şirketi farklı bir kavram.
Genel tedarikçiliği yükleneceği farklı bir kavram. Alt yükleneceği farklı bir kavram. Bu durum bir sürpriz değil. Hayır hayır değil değil. Ben bizim şirketin niye şaşırdığına şaşırdım. Sözleşme o kadar açık ki. Tüm mülkiyet hakları teknoloji ilişkin Ak Gönüklüler AŞ’de. Nitekim hem Rosatom hem de Ak Gönüklüler AŞ açıklama yap dediler ki evet biz hala Türk şirketlerle çalışıyoruz. Ne demek? Tedarik zincirinin büyük önemli bir kısımda Türk şirketlere istihdam edilecektir. Bir de diyoruz sorun yok. Orada sorunumuz yok. Sağda yüzlerce binlerce Türk işçi çalışıyor. Yüzlerce alhtaşalan firmalar var.
Anlaşmanın muradı yerine getirilmiş oldu böylece. Bizim firmanın sözleşmeden kaynaklanan hangi hakkı istinaden Uluslararası Sözleşmeden söylüyorum anlaşmadan hangi halkta istinaden böyle bir hak ileri sürüyor. Tabii ki şeylerini bilemem. Kendi alt sözleşmelerinin nasıl yapıldığını bilmiyoruz. Yani o yüklenicilik sözleşmesinin nasıl yapıldığını bilmiyoruz. Oradan kaynaklanan ne hakları vardı.
Ama milletler arası anlaşmadan kaynaklanan bir hakkının olmadığını biliyoruz. Çok açık yazılmış. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı da Rusya dönüşünde evet dedi. Türk şirketler orada çalışıyor dedi. Bir sorun yok dedi. Zaten sorun yok. Sorun şu. Mülkiyet haklarına teknoloji erişim Türk şirketlerinin hiçbir zaman verilmemişti.
2010’da da verilmemişti. O zaman dönemin bakanına atfen şöyle bir şey söyleniyor. Bu maddeyi de sokabildi. Ona bile zorlanmışlar. Tedarik zincirinde Türk şirketleri istihdam edilecektir ifadesinin konulmasına bile zorlanmışlar. Onun dışında bizim şirketlerin teknoloji ile bir alakası yok. İlk turdaki konuşmamla söyledim.
Bizim şirket enerjisi takımı kaynaklar bakanlığı tamamıyla müşteridir. 15 yıl boyunca şirketin tamamını ödeyecek Fatih Bey. Tüm yatırımı, işletmeyi, vergileri falan ödeyecek. Bir şey olmuş bu arada. Akgü’yü nükleer aşağının genel müdürü yardımcısı 2014 yılında Anadolu Hacası’na bir açıklama yapıyor.
Ben 20 milyar dolar yatırımı yapıyorum. Ben bunun 7 milyar dolarını sadece vergi olarak vereceğim. Bu olmaz diyor. Biz 2012 yılında stratejik yatırımcı mevzuat yayınladık. Stratejik yatırım kabul ettikleri bize olaganüstü teşvikler veriyoruz. 7 milyar doları kapsayacak şekilde teşvik verecekmişiz.
Türk tarafı olmaz demiş. Birkaç koşul var teşvik verebilmemiz için. Bir, ileri teknoloji yatırımı yapacaksın Türkiye’de. Ve cari açı kapatacaksınız. Şimdi Akgü’yünükler elektrik cari açı kapatmıyor. Bunun adını koyalım. Biz döviz üzerinden 35.2 milyar dolar ödeme yapacağız. Ruslara TL ödeyecekler. Ruslar bunu dolara çevirip dışarı çıkaracaklar. Bu Türkiye’de bırakmayacaklar galiba. İki, teknoloji bizim değil zaten. Türkiye’ye ait bir teknoloji değil. Bizim bakanlık, herhalde sanayi bakanlığa da muhatap Hazine Maliye Bakanlığı. Yok demişler kabul etmiyoruz. Daha sonra bir öğrendik ki, evet o statı verilmiş Akgünükler Ağaşa’ya. Sayın Cumhurbaşkanı Rusya’daki bir ziyaretinde açıkladılar Putin’le beraber. Ve şu anda biz 35.2 milyar dolar ödeme yaptık. Bunun içerisinde vergiler paraları da var. Geri döndük. 7 milyar dolarlık bir teşvik verdik. Yapılan ödemeyi 42 milyara çıkarmış olduk. Akgü’yünün serancı bu budur yani. Yani Akgü’yün devreye girmesi Türkiye’nin enerji maliyetinden doğan dış tecaviyat açığını kapatmayacak diyorsunuz. Hayır hayır. O yaraya mehrem olmayacak. Yani zaten şeyde tartışmalıydı. Akgü’yün nükleer erencilerin 12.1 centlik ücretleri de tartışmalıydı.
Son enerji fiyatlarından sonra bir daha kontrol etmek lazım. Ama o dönemden beri biz bu fiyat çok yüksek demiştik yani. Hatta bir 15 centik bir üst limit daha vardır. Yani belirli koşullarda tekrar 15 centik kadar artırılabilir diye bir hüküm vardır. Bunların alt sözleşmelerde neye bağlandığını bilmiyoruz tabii. Bunlar… Evet onlar bilmiyor.
Milletler arası… Hatta tam adını söyleyin. Milletler arası anlaşma üzerinden biz bunu okuyabiliyoruz. Cihari açıya da bir çare bulunacaktır. Yani Mersin’de, Akgü’yü de Ruslara ait şu anda bir nükleer santralimiz vardır. Hatta ben şöyle söylüyorum. Akgü’yün nükleer enerji Türkiye’nin ilk nükleer santrali değildir. Rusya’nın 7300 tane var ya alınıyorsam 7301. nükleer enerji santralidir. Bunu da böyle bilelim yani sadece coğrafya bizim, teknoloji bizim değil. Hiçbir şey bizim değil. Hatta şöyle bir metafor kullanıyorum ben. Bizim taraf şey demiş ben niye teknolojiden haberdar olamıyorum demiş. Şimdi Fatih Bey pazara gidip de domates aldığınızda, pazarı evinizin mutfağına gelip de bakıyor mu? Bunu salata mı kullanacaksınız, bunu yemekte mi kullanacaksınız?
Çünkü sizden satın alıyor. Nasıl kullanacaksa kullanacak. O nedenle teknolojiye hakim olmadığımız, evet Türk mühendis yetiştirdiler. Rusya’da 300 civarında Türk mühendis yetiştirildi. Onlar yetiştirdiler. Ne tür bilgi verdiklerini onlar biliyorlar. Bizim Türk mühendislerimizde nükleer enerji teknoloji ile ilgili bilgini ne kadarını aktardılar. Ne kadar önemli bilgiydi, ne kadar önemsiz bilgiydi onu da biz bilmiyoruz. Onu da Ruslar biliyorlar.
Tamamıyla Rus tarafının hakların kurgulandığı mekanizmden bahsediyoruz. Uğur hocam toparlarsanız sevinicem. Son şeyi söyleyeceğim Fatih Bey. Proje şirketinde yüzde 49 hisseyi Ruslar isterse satabilir. Bununla ilgili görüşmeler oldu biliyorsunuz herhalde haberiniz vardır bununla ilgili görüşmeler oldu. Bu yüzde 49’a 3. havalimanın ortakları talibi oldular ancak daha sonra bu satış gerçekleşmedi. Antlaşmada şöyle bir hüküm var Fatih Bey. Diyoruz ki yüzde 100 Rus iştirakı olacak bir şirket kuracaksınız. Yüzde 100’ü zaten sizin olacak. Bu anlaşmada kabul ediliyor. Şöyle yaparlar genellikle proje finansımında.
Şirketler inşaat bitip de işletmeye geçtikleri zaman inşaat riski ortadan kalkmıştır. Düzellikli bir gelir nakit akımı olacaktır. Risis projenin değeri artar. Genellikle de bizde de oluyor bu köprülerde yollarda. Hisse satarlar şehir hastanelerini işletmeye geçtikten sonra ya da yeniden finansman yaparlar. Ruslara da bunu yapacaksan yüzde 49’unu yap yüzde 51’ü yine sen de kalsın diye bir sınırlama getirilmiş. Belki de Ruslar tamamını Fransızlara satıp gidecek. Türk tarafı istemiyor, engel oluyor buna. Yüzde 51 ise sizde kalsın diyor. Yüzde 49’unu satabilirsiniz diyor. Ruslar isterse satacak ama Türkiye’nin onayladığı şirketlere satacaklar. Bahsettiğiniz şirketlerde sözleşmeyi imzaladılar. Bir yıl sonra bu işin olmadığını söylediler. Rivayet muhtelif. Niye olmadığı konusunda rivayet muhtelif. Ben o şekilde bilmeyeyim isterseniz. Bir dakika ben burada bir şey söyleyebilir miyim? Rektem arasına gitmek zorundayım. Oğur hocam bitti herhalde değil mi? Tamam çok kısaysa söyleyin. Çok kısaysa söyleyeyim. Şimdi Mersin Akkuy ile ilgili bu iş siyasi projidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin arasına yürütülür. Talimatlar verirler aşağıda gerçekleştirilir bu. Ruslar bizden memnun değil biz onlardan memnun değiliz. Ruslar yüzde 49’unu satmak istiyorlar. Bugün uluslararası piyasada roz atom dolaşıyor. Katar ile konuşuyor, Malezya ile konuşuyor, Suudi Arabistan ile konuşuyor. Bir de bunlar projeleri sadece Türkiye’de yapmıyorlar biliyorsun kendi ülkesinin dışında. Mısır’da, Finlandiya’da, Macaristan’da, Suudi Arabistan’da her yerde yapıyorlar. Türkiye projesi, bir prestij projesi. Ama Ruslar da memnun değil. Burada Türkiye’de Mersin Akkuy’u özel bölgesini kuracaklar. Ama hem ticarelik açısından biz fiyatı yüksek buluyoruz 12.32’yi. Ama Ruslar hala buradan para kazanamayacaklarını düşünüyorlar.
Ve Türkiye’de işlerin de istedikleri hızda ve kalitede gitmediklerini düşünüyorlar. 3 kere Beton çatladı biliyorsunuz Atatürk’te 3 kere çatladı. Madalyon’un 2 tarafı var bunu görmek lazım. Evet çünkü işin baştan gece farklıydı. Sonucu gidişatı farklı oldu. Uğur Hocam kaldı mı lafınız? Bununla ilgili mi? Yok. Tamam. Yok Fatih Bey.
Bir de marası vereceğim. Kusura bakmasınız. Devam edeceğiz sonra. Evet Hocam. Bakan Nebahat’i. Maliye Bakan Nebahat dedi ki Yahu petrol akaryakıt fiyatları düştüğü zaman niye kimse buna sevinmedi? 30’u 30’u zaman çok yaşadınız dedi. Sonra 20 kere düştü galiba şimdi motorun.
Bu düşüşler ne anlama geliyor? Bu düşüşler sürecek mi? Devlet vergiden vazgeçiyor dünya piyasarımı düşüyor. Niye düşüyor? Ne oluyor? Ve bunun genel olarak yansıması ne olur? Aslında bizdeki fiyat mekanizması yani pompa fiyatı mekanizması bir formüle bağlı. Otomatik fiyatlandırma formülü ile bağlı. Aslında formüle galiba çok sadık kalmıyoruz.
Yani sadık kalınıyor. Bence kalınıyor. Bir iki yerde oynamalar oluyor. Sürekli sadık kalınmıyor diyemeyiz. Kalınmadığı anlar oluyor ama kalınmaya çalışılıyor öyle söyleyelim. İtalya’daki liman fiyatlarına bağlı bir fiyatlandırma mekanizmamız var. Petrol fiyatı ile direk ilintili değil maalesef. Petrolün türevi ile ilintili. Yani benzin, mazot fiyatlarıyla ilintili. Dolayısıyla bazen petrol fiyatları düşük olabiliyor. Ama rafinerideki maliyetler düşmediği için insanlar neden pompa fiyatlarının düşmediğini sorguluyorlar. Tabii ki bakmamız gereken yer aslında petrol fiyatı değil daha çok son ürün, rafineri fiyatı olması lazım. Burada da yine dünya krizinin tetiklediği başka bir olay var. Rafinerilerinin tasarımı ile ilgili bir sorun var. Rafineri tasarımları normal şartlar altında ağır ve hafif petrolü karıştırarak yapılan yapılar. Yani tamamen ağır petrole ve tamamen hafif petrole göre tasarlanmıyor. Bunlar mix blend ediliyor. Fakat bu kriz ile beraber ağır petrolde sıkıntılar ortaya çıktı. Rusya en büyük reddisi Rusya petrollerinde limanlarda ambargolar konuldu. Kazakistan’dan petrolün çıkışı Rus limanları baskı altında olduğu için oradan mal çıkamadığı için vs. Ukrayn’dekiler baskı altında olduğu için savaş dolayısıyla onlar pazara yeteri kadar getirilemedi. Dolayısıyla rafinerilerde verimsiz bir üretim söz konusu oldu. Bu verimsiz üretim yani normal kapasitesini yüzde yüzü gibi bir maliyeti yüzde yüzü kullanarak daha ucuz hal edebilecekken yüzde 75’lerde 70’lerde çalışarak son ürün maliyetleri arttı. Dolayısıyla bunun bir etkisi oldu. Fakat ne zaman ağır petrol bulunuyor getiriliyor maliyetler aşağı çıkıyor o zaman fiyatlar aşağı düşüyor. Burada bence bu sistem Türkiye’de iyi kötü petrolde fiyatlandırma mekanizması iyi kötü en iyi işleyen mekanizmalardan bir tanesi. En azından gerçek fiyatı uygulamaya çalışıyoruz.
Peki Mehmet Bey bir şey soracağım şimdi bu siz mekanizma değişme ediyorsun ama 2008 yılı ortalama petrol fiyatı, akaryakıt fiyatı mazottan gidelim 3 lira 60 lira kuruş 2008 yılında. Dolar 1 lira 15 kuruş. Türkiye’de akaryakıt fiyatı 2.0 yazdım şimdi şuraya hesapladım. 2.7 dolar 1 litre akaryakıt o gün Türkiye’de 2008 yılında 2.7 dolar. Bugün baktığımız zaman bir küsur. Bir mi desek 1.2. Ama o gün 147 dolardı petrol fiyatı 2008’de petrol fiyatı 147 dolardı şu anda 100 dolarlardaydı.
Tabii o 147’nin aslında ürün fiyatına bakmak lazım. Yani son ürün fiyatı neydi bugün ne başımalardı. Şöyle söyleyeyim o gün dünyanın en pahalı akaryakıt Türkiye’deydi. Bugün Avrupa’nın en 100 akaryakıt Türkiye’de. Doğru. Mekanizma aynısı nasıl oluyor bu iş? Yani mekanizma şöyle o gün ama petrol fiyatı 147 dolardı. Yani bugün fiyatından bir buçuk kat daha fazlaydı.
Ama mekanizma petrol fiyatı üzerinden gitmek doğru değil. Yani ürün bazında, türev bazında, petrolün türevi bazında gitmek lazım. Yani o limanlardaki benzin mazot fiyatlarına bakarak gitmek lazım. O bilgiler maalesef yayınlanmıyor. Yayınlansa ona göre daha Koreli ilişki, diliti şeyleri görebiliriz.
Ben orada hani keşke petroldeki bu işleyen mekanizma, keşke diğer yakıt türlerinde de elektrikte ve doğal gazda da olsa bu sübvansiyonlar yapılmasa. Çünkü bu sübvansiyonları eninde sonunda biz ödeyeceğiz. Ödedik. Hatırlayayım 1970’lerde Türkiye’de akaryakıt ağır sübvansiyonluydu.
Yani Türkiye o zaman gerekli acevit hükümetinde, gerekse demir hükümetinde 1975-1978-1979-1980’e kadar düzenli olarak sübvansiyon etti. Yanlış hatırlayamazsam o sırada akaryakıt verildi. 1976’da 2 lira 75 kuruştu. O kurucuklar falan var mı? O bütün dünyada petrol krizi olduğu için kurucuklar vardı. Ve Türkiye’de de döviz krizi vardı üstüne. 2 lira 75 kuruştu. Maliyeti 5 lira civardaydı.
Yüzde yüze yakın bir sübvansiyon vardı. Her zaman sübvansiyon var Türkiye’de. Ama buradaki doğal gazdaki sübvansiyona bakar mısınız? Bu korkuş tabii. Bu kaldırılabilecek bir şey. Ve elektrikte de aynı şekilde. Bakın biraz önce Akkuy’un fiyatından bahsettik. 125 dolar megavat-saat dolara. 13.1 galiba. Tamam yani 130 deyin. Bugün fiyat 200 dolar. 12.1 galiba. Bakın bugün elektriğin fiyatı spot piyasada. Türkiye’de 200 dolar.
200 dolar megavat-ı. Yani 130 diyoruz Akkuy’a. Bugün fiyat 200 dolar. Sevilesinde, spot piyasada. Biz hangimiz 200 dolar elektrik kullanıyoruz? Hiçbirimiz. Bir de elektrikte sübvansiyon var. Bu birikmiş dağ nasıl çözülür bilmiyorum. Çünkü bunun önü yok. Daha önce biliyorsunuz 24 saat kararilerle çözüldü. Boğaz zam zamlar oldu. Benzin siyatı 2 lira 75 kuruştan 7 liraya çıktı. Bir anda her şey patladı.
Ya bu, bunun gidişi. 2008 krizi gibi değil bu. Çünkü 2008 krizinde orada da dediğiniz gibi çok yüksek petrol kullanılır. Evlerimizde o zaman hatırlarsanız 500 dolara doğal gaz kullanıyorduk. Doğal gaz fiyatı 2008-2009 kışında herkes baksın 500 dolardı. Hanelerin 500 dolardı. Bakın biz o zaman hane olarak 500 doları ödeyebiliyorduk. Yani biz insanlar 1000 metre kökbine 500 dolar para verebiliyorduk. Bugün 180 dolara veremiyoruz. Yani bir de alım gücümüzün düşmesi var. Ya bugün 180 dolara herkes çığlık atıyor. Doğal gazı daha fazla zam gelmesin. E zam gelmeyecek de nasıl ödeyecek? Ve ne kadar sürdürebileceksiniz? Bakın söylüyorum. 2026’ya kadar… Her yerde var. Kurkurum ve Mevduat diyorsunuz. Dövizet sübvansiyon var. Her yerin sübvansiyon var. Aynen de var. Ama bu 2026’ya kadar sürecek bu. Ya bundan kaçışımız yok. Arz yok çünkü dünyada.
Yani yeni sıvılaştırma tesis girmeyecek. Bölgemizdeki ülkelerde gaz falan yok. Kimse kusura bakmasın. Yani bugünden yarına çıkacak gaz yok. Evet belki Irak’ta var, İran’ın güneyinde, Güneypars sahasında var ama… E Katar bir kısmı sahasını İran’a bıraktı. Katar’ın mesela kuzey saha genişleme projesi yapıyor Katar. 2026-2027’de bitecek. Yani yok ki. Bir gaz yok ortada. Dolayısıyla bugünden yarına bitecek bir kriz değil bu.
Bunu nasıl çözeceğimizi çok oturup hep herkesin düşünmesi lazım. Ama kolay çözülecek bir şey değil bu. Gördüğünüz gibi seçime kadar bu süvvansiyonlar sürecek. Seçinden sonra ya Herro ya Merro. Altından kalkılabilecek bir fiyatı da olmayacak o. Yani. Maalesef. Bugün mesela bahsettiğimiz elektrik piyasasındaki sorun da çok yakında patlak verecek.
Zaten beni konuştuğum bütün üretişler de onu diyorlar ki bu süvvansiyonla ne kadar edebiliriz bilmiyorum. 18’inde hiçbiri para ödemeyecek. Bu bilmiyorum. Çok zor. Evet şimdi akaryakıt fiyatlarına baktığımız zaman ne görüyoruz? Üzerinde ağır bir bütün dünya için söylüyorum. Ağır bir devlet vergisi var. Pompa fiyatı, grafinyaj ve dağıtım. Bunların hepsini koyduğun zaman bir de devletin vergisini koyduğun zaman müthiş şişiyor bu.
Türkiye’de bunu azaltmaya çalıştılar. Çok tepki geldiği için. İngiltere’de bu şimdi yeni başbakan Adaliz, Truss o da benzeri bir şey öneriyor. Yani devletin vergisi var. Artı petrol ve doğal gaz şirketleri şu anda Avrupa’da en çok konuşulan konu o. Muazzam kârlar yaptılar. İzleyin. Finanç Times’i BP oradan açıklıyor. Ekstremobil şerit buradan. Muazzam kârlar. Bir yılda 4 trilyon dolarlık bir gelir aletmiş petrol ve doğal gaz şirketleri. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile isyan etti. Dedi ki, ya bunlardan vergi alın. Muazzam bir kazanç bu. Yani bunu bir şekilde yansıtmak lazım. Sürpansiyon konusunda ise aynen yansıtmak gerekiyor fiyatı. Türkiye gibi ülkelerde %93 petrolümüzü ithal ediyoruz dışarıda. Peki ne yapacağız zaten ekonomik koşullar…
Sosyal olarak, ekonomik olarak zayıf olanlara özel finansal katkı sağlayın. Ama ekonominin tümünde süpansiyon uygulamayın. Her zaman bu önerilmiştir. Burada bir de şuna dikkat çekmek istiyorum. Şimdi bazen siyasiler söylüyor bunu. Efendim diyorlar bizde petrol tamam pahalı ama bütün Avrupa’da pahalı. Hatta biz Avrupa’dan bile daha ucuza veriyoruz. Ama alım güçü?
Ha iş orada. Şu anda hesap yaptım. Asgari ücret 287 euro ediyor bugün itibariyle. Yani Avrupa’ya bakın ortalama asgari ücret 1500 euro civarında. Orada 27.376 lira ediyor. 5 katı neredeyse. Dolayısıyla armutla ermeyi toplayamazsınız. Oradaki insanların alım gücü ile buradaki insanların alım gücü 1 değil. Bu nasıl çözümlenebilir? Öyle sihirli bir formül yok.
Çünkü kendi ürettiğiniz bir şey değil. Bu çok daha böyle orta uzun vadilik proje, proje- proje şek spirala yatırımlarla, iyi ilişkilerle, komşu ülkelerle kendi yatırımlarınızla Kazakistan’a, Mısır’a, neyle yapacaksanız yapılabilir. Aksi takdirde bu ne yazık ki sürdürülebilir değil. Yalnız ben Çeşme’den geldim buraya programımız için yollar tıklım tıklım. Herkes hala arabalarla tıklım tıklım gidiyor. Bunca şikayete, bunca maliyet artışına rağmen hala insanlar arabalarından inmiyorlar. Bir tepki de olmuyor. Geçenlerde BBC bu programda konuşuyordum. Orada bana şey sordular. Almanya’da enflasyon yükseldi. Fiyatlar arttı, enerji fiyatları. Sosyal huzursuzluk olur mu? Olmaz dedi. Yani %8,5 enflasyonu olan bir ülkede ne olacak? Bize bakın dedim. %30’lara geliyor gerçek rakam bazı alanlarda, bazı hesaplara göre. Yaprak kımıldamıyor. Dolayısıyla özellikle petrol ithal eden ülkeler ağır bir şekilde, Çin dahil buna, bunun bedeli, sosyal bedeli ağır olacak. Ortadoğu’da bakın, Afrika’da bakın, Güneydoğu Avrupa’da, Asya’da, Latin Amerika’da bakın. Bu fiyatlar ödenemeyecek. Nereye gidecek? Kimse bilmiyor doğrusu isterseniz. Kimseden de inanılır bir çözüm ödülüsü gelmiyor. Peki hemen İbrahim Hoca’ma soruyorum o zaman. İbrahim Hoca’m, şimdi bu sübvansiyonların gerçekten çok fazla olduğunu hükümet kendisi söylüyor. Diyor ki, biz çok devlet desteği var diyor. Doğru, var. Devlet desteği olmasa zaten şu anda fiyatlar çok daha yukarı çıkacak. Peki bu devlet desteği ne kadar sürebilir? Yani Türkiye’nin her yıl milyonlarca ton akaryakıtın, yaklaşık bedelinin, pardon akaryakıtını diyorum,
doğal gazın ve elektriğin bedelini karşılaması nereye kadar süredir? 2023 Haziran’a kadar mı o gün kıyamet günü mü olacak Türkiye Hentisi’nden? Yok tabii ki olmayacak. Bu enerji maliyetleri diğer konuşmacılar da sıklıkla vurguladı. Sadece Türkiye özelinde değil, bütün dünya ekonomisini ciddi anlamda zorlayan bir süreç. Türkiye’de bunun aslında bir parçası. Dolayısıyla bu süreç bizi ne kadar zorluyor ise diğer ülkeler de aynı şekilde zorluyor. Bunu düzenlemeye, yeniden regüle etmeye belki yönelik hamleler de olabilir. Ama ahsale dengesizliğini kısa vadede tabii ki çözmek çok mümkün de gözükmüyor. Türkiye konusuna dönersek, biraz önce siz de ifade ettiniz.
Türkiye 74 krizinden sonra 24 Ocak kararlarına kadar ciddi anlamda petrol fiyatlarını içeride süpansiyelerek o dönemin neredeyse dış borç artışı kadar bir maliyete katlandı. O dönemde yapılan süpansiyon Türkiye’nin dış borç artışı kadar gelecek nesillere aktarıldı bu. Bu doğru bir yöntem değil.
Tabii o dönemin hükümetleri de enflasyonu düşük tutmak, tarım girdilerini çiftçileri desteklemek için bunu yaptı ama ki o dönemde tarım çok daha hakim sektörü. İstihdam açısından hem üretim açısından şimdi oransal olarak herkeste çok daha düşük. Dolayısıyla bu sürdürülemez.
Ama nihayetinde devlet düzenleyici bir aygıt olarak her türlü kanuni düzenlemeyi de koyabilir, vergi de koyabilir. Bazı kişilere bunu destek olarak da yansıtabilir ki şu anda mesela elektrikten sonra doğal gazda da gelir düşük olan hane altlarına ücretsiz kullanamak gibi veriliyor.
Ama nihayetinde ekonominin tümünü bu seviyede uzun süre süpansi etmesi beklenmiyor. Bu çok doğru değil sürdürülebilir de değil zaten. Ama bunun sonucunda da nihayetinde maliyetlere yansıyacağı için enerji girdiği yüksek olan ürünlerin fiyatları diğerlerine göre biraz daha artacak. Dolayısıyla bu bizi tüketiciden hane halkına, firmaya ve bütün vatandaşlara kadar hem enerji verimliliğini arttırıcı hem de daha tasarruflu kullanacak şekilde yeni alışkanlıklara itmesi lazım. Tabii bunlar birdenbire değişmesi mümkün olan şeyler değil. O zamanlar değişiyor dönüşüyor. Örneğin otoyollarda yanlış hatırlamıyorsam Amerika’da bazı sol şeride mesela tek şoförlü araçlar giremiyor. Orayı birden fazla yolcusu olan araçlara vermişler ki daha az. Şimdi onu başka ülkede de yapmaya başladılar. Olsun diye bizde de benzeri şeyler olabilir. Köprü geçişlerinde örneğin.
Tek kişiyle geçtiğiniz rakamı iki kişiyle üç kişiyle geçtiğinizde daha düşük bir rakama dönüştürülebilir. Bu tip düzenlemelerle belli bir orana kadar tasarrufları çekmek mümkün ama nihayetinde ben de daha önceki konuşmacılara katılıyorum. Bu süpansiyonu uzun yıllar sürdüğüne hakikaten mümkün değil.
Umarım fiyatlar her ne kadar konuşmacılarımız biraz ünkütümsel beklentilere sahip olsa da bir yerde dengelenir. Yoksa hakikaten enerjiyi bundan sonraki süreçte çok daha fazla konuşuyor olacağız. Uğur hocam süpansiyon aslında bir sosyal devlet yaklaşımındır baktığınızdan.
Sosyal devlet vatandaşlarının mal ve hizmetlere erişimini sağlamak için zaman zaman böyle süpansiyonlar uygular. Bizde uygulanan süpansiyonlar size göre ne kadar sosyal devlet tanımının içerisine giriyor. Sadece hane halklarının ve fakir fukaranın değil aynı zamanda üretim yapanların süpansiyedirmesi ama bunun da üretim maliyetlerini düşülterek yine sonuçta hane haklara yarayacağını veya ihracat edesicilerine söylenmesi nedenli doğru bir ekonomik karardır. Mesela bir sektör var. Demir içerik sektörü. Biliyorsunuz Türkiye burada yurtdışından getirdiği hurda demiri burada işleyerek mamul haline getirip tekrar satıyor. Ancak bu işleme işini ne yazık ki endiksyon yöntemiyle yapıyorlar. Yani elektrikle eritiyorlar demiri ve süpansa edilmiş elektrikle demir erittiğiniz zaman
aslında bu işten bir kar falan etmiyorsunuz. Ülke aslında bu işten zarar ediyor ama sanayici bu işten ker ettiğini zannediyor. Ülkede ihracat yaptığını zannediyor. Normalde 10 liraya mal ediyorsunuz ama süpansiyon ötürü 3’e mal ettiğini zannederek dışarıya 4’e satıyorsunuz ve 6 lira zarar ediyorsunuz. Böyle örnekler var mı ya da bu örnek benim verdiğim herif doğru bir örneğim. Bilemiyorum tabi bu benimki sadece piyasaya bakarak edindiğim bir izlenim.
Ne diyeceksiniz süpansiyonlarla ilgili enerji süpansiyonlarla ilgili sürdürebilir mi, sürdürülmeli mi? Şimdi bu Mehmet Bey ve sizin tekil gözleminizden hareketle siz Yat Limanlarına örnek verdiniz. Çok insan var. Mehmet Bey de yollardaki araçlara çok örnek verdi. Çok insan var yollarda diye. Evet. Milletin de gelir yerinde galiba gibi bir sonuç çıkıyor bu açıklamalardan. Şimdi tüykün bir oranı vardır.
90’a 10 oranı. Nüfusun %90’ının geliri, en zengin %10’un gelirinin %12’si. Yani %90’ın geliri, %10’un gelirinin %12’si. Evet. O %10, 84 milyon nüfus üzerinden 8.400.000 kişi çok varlıklı bu ülkede. Hakikaten çok varlık.
O nedenle o arkadaşların yollarda arabalarla, büyük büyük arabalarla hem de öyle küçük arabalarla… Yatlarla, en pahalı rokantalarda……yaşarabilir bir durum. Tabii tabii bunlar gayet anlaşılabilir bir şey Fatih Bey. Burada bir sıkıntımız yok. İşin garip tarafı bu sübvanşonlardan bunlar da istifade ediyorlar. Bunlar da aynı şekilde ucuz elektrik alıyorlar bizim aldığımız gibi konutlarda. Yoksullar da aynı elektrik. Düşünsenize 16 odalı bir tane villada oturan arkadaşla, bir odalık evde ya da iki oda bir salon gecekonunda oturan arkadaş……aynı sübvanşona muhatap oluyor. Bu adaletli de değil, sürdürülebilir de değil. Hem sübvanşonun kendisi tartışmalı bir konu hem de herkese eşit derecede sübvanşon uygulanması……ayrıca bir tartışmalı konu. Peki biz niye böyle yapıyoruz? Niye elektriği, doğal gaz?
Mehmet Bey anlattı az önce Mehmet Beyler. 7800 dolarlık doğal gazı 180 dolara satıyorlar. Fatih Bey biz 2015 yılında konuşuyor olsaydık böyle bir şey. 2022 Türkiye’sinde devlet elektriği doğal gazı yoğun biçimde sübvanse edecek diye konuşacak mıydık? Hayır. Öyle bir politikamız var mıydı 2015 yılında? Yoktu. Programın başında söylemek istediğim buydu.
Elektrik politikalarla hareket ediyoruz. Bir politika, iktisat politikası geliştirdi hükümet. Faiz nedendir, enflasyon sonuçtur diye bir politika çerçevesinde. Kuru baskılandı. Daha doğrusu tacı atıldı. Merkez Bankası’nın politika faizi tacı atıldı. Kurlar gitti. Şu anda kurların bir çipası yok. Çipasız bir kur hareketi var.
Bizim kendi ellerimize, kendi politikalarımızda yükselttiğimiz kurlar neticesinde bu fiyatlar hakikaten pahamın edilemez hale geldi. 2010’dan önceki dönemde biz doğal gazın fiyatının yüksek olduğundan, elektrik fiyatının yüksek olduğundan bahsediyor muyduk? Hayır. İktisat genel dengeye inanır. Piyasaların teker teker dengeye gelmesiyle toplama ekonominin dengeye gelmesine inanırız. Para piyasası bir piyasadır. Dövizin olduğu piyasada bir piyasadır. Faiz bir piyasadır. Faiz bir fiyattır. Kur bir fiyattır. O piyasadaki dengeyi bozarsanız diğer piyasalara haliyle sirayet eder. Ve bunu güççeden süvans etmeye kalkarsınız. Hükümetin şöyle bir yaklaşımı var son dönemlerde. Böyle bir sorun ortaya çıktığında hemen onu bastıralım. Nasıl bastırırız? Bir baskı politikası ki bu 1970’lerde uygulanan finansal baskı yaklaşımıdır. Financial Replication. Biz de uyguladık o Financial Replication’a. Her şeyi baskılıyorsunuz. İbrahim hocam söyledi işte 1930’larda, 40’larda o cari fazla verilirken İtalya baskılanıyordu demişti. Evet 70’lerde 80’lere kadar uygulandı. Biz şu anda genel politikaların benzerini uygulamaya çalışıyoruz. Fakat ancak bilmediğimiz bir şey var.
Biz 89 yılında sermaye hareketini serbest bıraktık. Sermaye hareketleri serbest bırakıldığında imkansız düştüğe bir yaklaşım vardır. İbrahim hocam gayet iyi bilir. Sermaye hareketlerini serbest sıkışsa hem kuru hem faaliz kontrol edemezsiniz. Biz hem kuru kontrol etmeye çalışıyoruz. İktisat teorisinin genel aklının dışında hem de faaliz kontrol etmeye çalışıyoruz. Günün sonunda ikisini de kontrol edemiyoruz.
İşte burada enerji piyasalarında, gıda piyasalarında, başka piyasalarında sonra konuşacağız belki de bu enflasyon, büyüme konuları. Oradaki dengeleri bozuyoruz. Oradaki dengeleri bozduğumuz zaman da hemen sübhansiyon verelim diyoruz. Kur kurbanlığı mevduatta faizi baskıladığımız için vatandaş dolara gitmesin diye, TL’ye gelince siz kur farkını vereceğiz diyoruz.
Yani bu bir piyasayı bozduğunuzda diğer piyasalarında bozulması, bozulan piyasadaki negatif dissaldıkların diğer piyasalarda olumsuzluklar yaratması kaçınılmazdır. Eğer kura bir çapa taksaydık ya da çapa taksaydık bir yere bağlasaydık kuru, kuru buralara gelmeseydi petrol de buralara gelmeyecekti.
Dünyadaki enerji fiyatları artıyor kabul, tüm ülkeler yükselen enerji fiyatlarına muhatap ona da kabul ama biz TL cinsinden bir de kendi politikalarımıza bir daha artırıyoruz. 7 liradan işte 7 liradayken kuru indireceğiz diye Merkez Bankası döviz kuru satmaya başladı.
18 liraya geldik 18 liradayken kur koru borunu mevduat yaptık 11.40’a kadar çektik gayet güzel. Geri 18’e geldiği %57 oranını artırmış olduk. Burada sadece sübvanasyon değil, iktisat politikasının, geleneksel iktisat politikasının önermelerine geri dönüyor olmamız lazım. Para piyasalarında dengeyi sağlıyor olmamız lazım. Para piyasalarında dengeyi sağlarsak diğer piyasalarda da dengeyi sağlayabiliriz enerjik piyasalarında olduğu gibi, gıda piyasasında olduğu gibi.
Dengeyi sağlayamadığımız müddetçe diğer piyasalarda zorluklara muhatap olacağız. Gıda infilasyonu arttı fiyatları indirin. Tarım Kredi Kooperatifleri’nin marketlerine fiyatları indirin diyoruz. İndirilmemiş. Hatırlarsanız 2018’de tanzim satış mağazaları kurmuştuk. Yani orada sübvanasiyet desteklemeye çalışıyoruz vatandaşı. O destekler yerine bıraksak da piyasadaki fiyatlar gürültüsü sinyal verse şu anda fiyatlar gürültülü sinyal veriyor. Noisy signal derler buna. İstiklizin deyimiyle. Fiyatların net sinyal vermesini sağlayabilirsek ona göre de politika geliştirebiliriz. Hürcan sağ olun. Mehmet Bey, Türkiye’nin para politikaları, kur bizim enerji sorunumuzu nasıl etkiliyor? Biz dolarla alıyoruz. Normalde 1 artacağı 3 mi artıyor? Tabii oradaki kurdaki artış TL bazında yani yerli para birimimiz bazında bizi negatif etkiliyor. Çünkü burada kazancımız TL bazında bu tabii alım gücümüzün düşmesine neden oluyor kurdaki artış. Özellikle enerji maliyetlerinde. Burada ihracatçılar açısından çok bir şey değişmiyor ama siz çok güzel bir saptama yaptınız. Aslında bir nevi kaynak şeyi yapıyoruz. Transferi. Transferi yapıyoruz. Yani buradaki sanayiyi desteklediğiniz zaman bir sanayici rekabete alışamıyor Avrupa’yla.
Çünkü burada çok ucuz enerji veriyorsunuz ona. Rakibine nazaran çok ucuz enerji veriyorsunuz. O ürettiği enerjiyle ihracat yapıyor. Ve biz ihracatımız arttı diye seviniyoruz ama diğer taraftan inanılmaz derecede zarar ediyoruz. Çünkü süpansiyeli enerji veriyoruz. Geçen senelerde gördünüz mü Yunanistan’a mesela elektrik ihrac ettik. Şimdi Yunanistan’a elektrik satıyoruz. Çok büyük miktarlarda değil ama burada miktarın önemi yok.
Evet mantığın önemi var. Başka ülkelerin sınır ticaretine bakıyorsunuz. Aracı şirketler ihalelerde 1 euro yarım euro ihale parası veriyorlar. Bizdeki ihale parası 98 euroydu. Yani adam Türkiye’den o elektriği alıyor. Üstüne 98 euro para koyuyor ve Yunanistan’a satıyor. Ve oradan da kar ediyor.
Yani bırakın 1 euroları yarım euroları 98-100 eurolar paralar ödendi Türkiye’de Türkiye’deki elektrik Yunanistan’a satılsın diye. Şimdi bunu yaptı. Tabii şimdi doğal gazda düşünün. Tutun ki biz Avrupa’yla entegre olacağız. Hub olacağız diyoruz. Şimdi sizin buradaki fiyatlar 180 dolar olduğu bir durumda veya işte sanayide diyelim ki 700 dolar olduğu bir durumda. Ben buradan gazı alırım gider Avrupa’ya satarım. Niye Türkiye’de tutayım? Dolayısıyla entegre olacak mıyız olmayacak mıyız? Burada ben şey konusunda çok net konuşmak lazım. Bu sübhasyonu herkese uygulamamamız lazım. Bunu uygulamak çok büyük hata. Bakın Almanya ne yapıyor? Almanya destek veriyor. Diyor ki ben işte ödeyemeyenlere vesairelere veya herkese şu kadar lira doğal gaz ve elektrik yardımı yapıyorum diyor. Bizim de benzerini yapmamız lazım. Çünkü herkese bunu yaptığınız zaman bu işin miktarı oldukça…
İçine çıkılamaz hale geliyor. Bu sefer fakir zengin desteklere geliyor. Evet ve bu artık kısa süreli bir kriz olmadığını kabul etmemiz lazım. Bakın 2008-2009 krizi evet oldu ama çok çabuk atlatıldı. Yani 6 ay 7 ay bir yıl sürdü hemen 2008-2009 global rezesyon filan bitti. Fakat buradaki durum öyle bir şey değil. Bir kere önce bunu kabul etmemiz lazım. Ve bütün dünyada var bu mısır bile yapıyor bunu. Mısır mesela ne yapıyor? Mısır diyor ki halkın elektriğini keseceğim.
Bakın o da enteresan. Ben diyor sıvılaştıracağım doğal gazı daha fazla satıp para kazanacağım diyor. Yani daha fazla para kazanmak için halkın elektriğini kesiyor. Bu işin çözümü şuna gidecek. Çok net yani başka bir yere gitme şansı yok. Bu iş talepte yıkıma gidecek. Yani talep edemez hale gideceksiniz. Yıkacak ve ondan sonra da fiyatlar düşecek. Düşmek zorunda kalacak. Yani ne bileyim seramikçi üretemeyecek, cam üretemeyecek vesaire.
Ve bundan sonra da talep düşecek ve fiyatlar da otomatik olarak aşayacak. Başka bir çözümü gözükmüyor şu anda bunun. Yani bir parça daha yaşam kalitemizden ödün vereceğiz. Sadece biz değil bütün dünya bu ödünü verecek. Çünkü kurun evet bize çok büyük zararı oldu. Hocamın dediği gibi 7’den 18’lere çıkması 2.5 kat. Ve bir ayda. Evet ama diğer taraftan bakın enerji fiyatı 61 dolardan 2400’e çıktı.
Evet kurun etkisi var 2.5 kat diyebilirsiniz. Hızlandırıyor bu etkiyi. Ama enerji fiyatı artışı… Bu bize de bir çarpma etkisi yapıyor. Evet ama enerji fiyatı da arttı. Yani çok arttı, aşırı derecede arttı. Bunun altından kalkamayacağımızı ve bunun talepi yıkıcı etkisi olacağını anlamamız lazım. Çünkü başka çözüm gözükmüyor. Peki Türkiye ekonomik koşulların nedeniyle piyasalardan enerji satan almas hale girebilir mi? Ve öyle olacak mümkün değil mi? Şu anda Botaş aldığı kargoları Doço Bank’tan sağlamış olduğu kredilerle yapıyor. 982 milyonlar Doço Bank’tan bir kredi aldı ve hala arıyor. İlk yeni kargolar için de arıyor. Yani ve parayı vermezseniz kimse size ne petrol denir ne gaz verir. Hayır bir de almak ister misiniz gerçekten? Bir de şöyle düşünün yani ne üreteceksiniz aldığınız 2400 dolarlık doğal gazla? Diyelim ki fayans ürettiniz, o fayansı kim alacak? Bir de böyle bir sıkıntı var. Yani gerçekten tutun ki alabilecek güçtesiniz. O para ona verilir miyi de sorgulamaz mısınız? Tabii nasıl bir değer yaratacaksınız? Evet, ondan nasıl bir değer yaratıp bir şey üreteceksiniz? Zaten katma değeri düşük ürünler üreten bir ülkenin bu yüksek enerji fiyatlarıyla rekabetçiliği tam evrinden kalkacak diyorsun. Evet, eğer uygulanırsa.
Bir de şu önemli bence Türkiye’ye bakarsanız enerji yoğun sanayilere girmişiz hep. Demir çelikti, alüminyumdu, şişe can şişti. Ama neden hep enerjiyi sübansı ettiğiniz için? Bakın yabancı arıyor beni diyor ki ben Türkiye’de şu şucu yatırımda bulunmak istiyorum. Niye diyorum abi enerji çok ucuz diyor. Yani bir kere temeli buradan geliyor. Siz yıllardır enerjiyi sübansı ettiğiniz için yabancı buraya geliyor o diyor o zaman cennet. Yani yabancı yatırımcı niye geliyor? Enerji fiyatımız ucuz olduğu için geliyor.
O da gelmiyor. E o da gelmiyor yani. Dolayısıyla aslında bu işin uzun vadeli hemen çözülecek bir şey bu değil. Ağır sanayilerden daha akıllı, katma değeri yüksek sanayilere geçmek gerekiyor artık. Yani nasıl Avrupa zamanında çimentosunu, demir çeliğini, alüminyumunu gönderdi. Bizden de başka az gelişmiş ülkelere doğru kaymaya başladı. Bunu bizim yapmamız gerekiyor.
Mer ya da geç aksi takdirde bu enerjisi olmayan bir ülkenin enerji yoğun sektörlerde çalışması akıl kârı değil. Peki Mehmet Bey, bir şey söyleyeceğim. Ben ekonomist değilim, iş adamı değilim ama meraklı bir insan olarak dünya piyasalarına falan izliyorum. Ve çeşitli konularda. Bu işlerin bu hale gelmesinde biraz da bu fonların, fonların leverage olarak kullanacağı şeyi artık ne kullanacak ne şaşırmış olması etkisi yok mu? Yani MTA fiyatına bakıyorsunuz.
Ani bir yükseliş. Ulan ne oldu? Böyle bir talep yöktüğümüzde bakıyorsunuz ki talep yükselebilir. Burada bir para bulabilirim şey ile, fonlar gidip yüksek miktarda ürün alıyorlar. MTA alıyorlar. Aynı şey petrol de geçerli. Aynı şey doğa gazı geçerli. Bunlar uzun vadeli yüksek sözleşmeler yaparak olmayan bir talep yaratıp arz kısıtlı olduğu için de fiyatı da yukarı çıkartar. Esas belki hükümetlerin bunlarla, yani uluslararası olarak bunların bu cekmese gerekmiyor mu? Yani bu işi başımıza açan ne bileyim işte Amsterdam Pesasındaki alışveriş yapan ve aslında petrol ile pek bir iş olmuyor, sadece para işi yapan veya Wall Street’teki birtakım veletler değil mi? Evet, büyük ölçüde öyle. Doğru bir noktaya temas ettiniz. Ama bunları kontrol etmek son derece zor. Yani küresel bazda bir anlayış oluşmazsa düşkünlüklerle. Küresel, küresel. Bu çok zor. Çünkü bu fonların sahipleri, bu sermayelerin sahipleri, bu bankaların sahipleri. Aynı zamanda hükümetlerin sahipleri.
Hükümetleri de kontrol edebildikleri için büyük ölçüde. Çünkü biz mesela sektörün içinde olanlar, biz diyoruz ki ürettiğimiz petrol, yani kazandığımız ile bunu taşıyan, tacirliğini yapan, Bizden kat kat daha fazla kazanıyor. Esas üretici kazanmıyor burada. Hatta Sudaryabistan’da petrol bakanı bir gün bize dedi ki, ya ben bedavaya bu petrolü vermeye hazırım. Tek Avrupa ülkeleri buna koydukları vergileri bizimle paylaştılar. Bunlar fahiş, Irak’ta bazen öyle yerler var ki ya da Sudaryabistan’da, valileni 4-5 dolar, 4-5 dolar alıyorsunuz. Aynen. Biasında 100’e satılıyor. Bu para nereye gidiyor? Biraz önce söyledim ya, petrol ve doğal gaz şirketleri 4 trilyon dolar kazanmışlar bir yıl içerisinde. Bunun vergisini vermiyorlar, bunu paylaşmıyorlar. Ama kriz olduğu zaman da tabi onlar da zor duruma götürüyor. Yani bu para yatırıma çevrilmeli ki arzarsın. Talepteki artışı karşılayabilirsin.
Ama benim gördüğüm kadarıyla, petrol, doğal gaz, kömür, finans kuruluşları Tukak’a ilan edildiği için para yatırmıyorlar. Yatırmıyorlar. Yatmadığı için de önümüzdeki 3-4 yıl zarfında arızda çok ciddi darboğazlarla karşılaşacağız. Bugünden daha kötü olacak o anlamda. Bir anda da böyle yeşil enerjiye geçemeyeceğimiz için bu devam edecek. Yani burada Türkiye’nin tek başına yapacağı çok şeyi yok. Belki tartışırız Türkiye’ye ne yapmalıyı da anlatabiliriz kendi bakış açımıza göre.
Ama bunlardan önce küresel düzende bir taşların yerine oturması gerekiyor. Ama öyle bir küresel liderlik yok. Ortak anlayış yok. Dünyada lider kalmaz zaten. Ortak akıl maalesef yok. G7’de yok bu. G20’de yok. Şimdi Türkiye ne yapabilir diye böyle eleştiriyoruz konuşuyoruz ama biraz da buna eğilmek lazım. Şimdi yerli iktidara geldiniz Fatih Altaylı. Ne yapacaksınız? Bekliyoruz. Evet, siz enerji bakanı yaptık. Stratejiniz ne olacak? Oturduğunuz yerde yumuşak koltuğu da eleştirmek kolay.
Vallahi çok güzel şeyler izliyoruz. İnşallah. Şimdi bir, bir mevcut manzaranın fotoğrafını çekmek lazım. Aynı şirketlerde de öyle olmuyor mu? Geldiğiniz şirkette siyihi olarak neyi devraldığınızı bir görmeniz lazım. Bunun fotoğrafını iyi çekmek lazım. Objektif bir şekilde. İki, sektörün oyuncularıyla, uluslararası kuruluşlarla, uzmanlarla, düşünce kuruluşlarıyla oturup, bu ülke, dünyaya eklemlenmiş bir ülke. Tek başınıza karar alamıyorsunuz. Dış dünyasızlığı etkiliyor büyük ölçüde. Finansıyla, teknolojisiyle, dış politika baskılarıyla. Ve bunun haritasını çıkartmanız lazım. Yol haritasını birlikte. Yani icraç gelecek olanın önce devraldığı neyse, enkaz mıdır, tahribat mıdır, harika bir enerji ekonomisidir, ondan sonra neler yapılacağını ortaya koyması lazım. Biraz önce söyledim. Siyasi bir tercim. Ağır sanayi istemiyorum ben bu ülkede. Kirli, ağır sanayi. Den artık daha akıllı,
bilişime dayalı bir sektöre geçmeliyiz. Çünkü onun katma değeri de çok yüksek. Tarımda, turizmde, savunma sanayiinde ne yapmak istediğinize bağlı olarak. İnsan sermayesi zenginliğine büyük yatırım gerekiyor. Yani bugün botaş, TPA, devlet kuruluşları, dış işleri, savunma oturup muhataplarıyla müzakere ettikleri zaman ben görüyorum onu, gerçekten çok zayıfız. Milyarların döndüğü işleri normal maaş alan memurları bırakamazsınız.
Çok ciddi bir iştir. İyi müzakerecinizin, iyi mühendisinizin, iyi finansyunuzun, iyi hukukçunuzun olması. O memurlar vardı kalmadı. Var onlar yine kullanılabilir, yeniden kanalize edilebilirler. Hepsi küslü mü, köşeye çekildi. Küslü mü kovuldu zaten. Yerine getirdiler kendi adamları her tarafta. Diğer önemli bir husus, çağımız teknoloji çağı. Her avanda. Yapay zekadan konuşuyoruz. Türkiye belki öyle 15-20 yıllar beklemeden teknolojide bir sıçrama geliştirebilir. Enerji basında bakarsanız Türkiye’nin bugün ne rüzgarda, ne güneşte, ne geotermalde, ne biyomasda doğru dürüst bir teknolojisi yok dünyaya sunabileceği. Yaptık diyoruz o fabrikaları falan ama çoğu yine yabancı. Sermaye yabancı aksan. Katma değeri oldukça düşük. Bu alanda teknolojik sıçramayı nasıl gerçekleştiririz? Diğer husus para. Para para. Napolyonun dediği gibi. Her şey onda dönüyor. Yabancı sermaye nasıl çekeceksiniz? Nasıl yeni finansman modelleri geliştireceksiniz? Bugün Türk yatırımcıları
yatırımlarını Türk bankalarından aldığı parayla çevirmeye çalışıyor. Biraz iyi bir yer değil giriyor işin içerisinde. Asya Kalkınma Bankası ve benzeri bankalar ama hala ciddi bir açık var. Türkiye’nin her yıl minimum 14-15 milyar dolar yatırması lazım enerji sektörüne. Yok bu para. Dışarıdan risk dolayısıyla çok ağır bedellerle geliyor. O sonra maliyetten her şey yansıyor. Sizin yediğiniz
yiyeceğe de yansıyor, bindiğiniz arabaya da yansıyor, otobüsüne de yansıyor, sanayinizde de yansıyor. Rekabet gücünüz… Peki ben enerji bakar oldum ne yapacağım anlatmıyor siz hele bana. Anlatıyorum işte bunları ama ayaklar bunlar. Yani dış politikayla bahsetmiş olduğumuz güvenliktir, rekabetli, vergiydi bunların hepsini uyumlu hale getirmek lazım. Her şeyden önce Türkiye uluslararası bir oyuncu olarak şirketleriyle devletiyle dimdik ayakta olması lazım. Bunu geliştirmesi lazım stratejisi. Yani diyorsunuz ki bir madem enerjinin
bulamıyorsun ve pahalı enerji yoğun sektörlerden çıkıp bilgi yoğun sektörüne geçmek lazım bir. Ve gidin bu sektörleri enerjisi zengin olan ülkelere kaydırın. Yine sizin olsun. Ha gidin bunları başka yerde yatırımcıya zorlayın bunları yapsın. İki bu gibi şirketleriniz, yani sizin enerji satın alan ve bu gibi işleri yapan şirketlerinizdeki beyinleri koruyun. Buraya illa benden olsun, imam hatipli olsun falan filan diye adam toplamayın.
Buradaki değerli adamları küstürdünüz onları bir şekilde geri çağırın geri kazanın ve bunlar bu pazarlıkları yapmayı bilen adamlar piyasalarda saygın alanlar bunlar yenen devreye girsinler belki Türkiye’ye üç kuruş beş kuruş daha avantaj sallarlar. Başka? Doğrudur. Teknolojide sıçrama. Dediniz ya Arge konusunda dünya kadar para yatırıyoruz çoğu bunu binalara gidiyor Arge merkezlerine gidiyor. Şarşalı binalar yapılıyor ama bunu filiyatta işe nasıl çevrilebilir? Genç nüfus diyoruz. Bakın bugün dünyada
teknolojik startuplarda bir numara ABD iki numara İsrail. Küçücük bir ülke dünyanın en büyük teknoloji atılılığını gerçekleştiren ülke. En fazla lisans çıkarıyor. Oturun İsrail’e çalışın Amerika ile çalışın Bulgaristan da çalışın. Bu olanlarda… Ben söyleyeyim mi Fatih Bey? Buyurun. Buyurun hocam. Mehmet Bey’in o söylediği çeşitli alanlardaki farklı alanlardaki eğitimdeki sağlıktaki çevredeki enerjideki teknolojideki planlamayı yapabilmek için de devlet planlama teşkilatı gibi bir kuruma ihtiyacımız var. Dördüncü olarak da bir planlama teşkilatı kurun. Bunların hepsini eşya alınır. Sektörleri birlikte düşünerek politika seti geliştirsin. Sözü almışken biraz devam edebilir miyim yoksa? Edin hocam. Sayın bakanımızın taktisi alıyor. Bizim okuldan
Gülay Küçükkocaoğlu hocamız başkentten yeni bir kitap yayınladı. Çin ile Türkiye’yi karşılaştırıyor. Mehmet Bey için örneğini veriyor ya. 29 tane endeks açısından Türkiye ile Çin’i karşılaştırıyorlar. Bir endeks de sadece Türkiye başarılı. Gayri-safir sabit yatırım endeksinde yani inşaat endeksinde Türkiye başarılı. Eğitimdeki gelişmede, psikoskorlarında, mülkiyet haklarının geliştirilmesinde, hukukun üstünde endeksinde,
ekonomik özgürlükler endeksinde Türkiye geriye gidiyor. Böyle bir stratejik bir planlama yapılmadığı için şu anda Türkiye’nin ihracatının içerisinde yüksek teknoloji ürünlerin payı %3,5. Yıllardır bu 3,5’u kıramadık. Hocam hayır. Yanılıyorsunuz. Çok yanılıyorsunuz. 3,5’tu şu anda 2,5’un altına doğru gidiyor. Özür dilerim.
Bir de şu ihracat işini de konuşayım. Bu teknoloji işi çok önemli. Bizim ihracatımızın kilosu 1,25, 1 dolar 25 cent, 30 cent arasında değişiyor. Bir akıllı telefonun fiyatını biliyoruz. 1500 dolar civarında bir akıllı telefon. Bazı akıllı telefonlar 1700 dolar civarında. Bir tır, 25 ton ihracat yapıyorsunuz Fatih Bey. 15 ile 17 arasında akıllı telefon alabiliyorsunuz. Bir akıllı telefon 200 gramsa, bir tır 25 ton mal satıyorsunuz, 3 kilo telefon alıyorsunuz. Bunun hakikaten kırılması lazım. O nedenle Türkiye’nin eğitime özel bir önem vermesi lazım. Ekonomik özgürlüklere özel bir önem vermesi lazım. Teknolojiye özel bir önem vermesi lazım. Bizim Bayrak Taşıyıcı şirketimizin piyasa değeri 2,5 milyar dolar civarında Fatih Bey. Bayrak Taşıyıcı. Türk Hava Yolları’ndan bahsediyorum. Koca bir şirketten bahsediyorum.
Atırlarsanız 2020 yılının Haziran ayında biz bir unicorn çıkardık. Piss Games diye bir oyun şirketi. O şirketi 10 yıl içerisinde kurdular, büyüttüler. Onun hisselerini 1,8 milyar dolar üzerinde sattılar. Bir tane oyun şirketi, teknoloji şirketi. Bizim bunlara yatırım yapabilmemiz için bu işlere geliştirecek bir ekosistem kuruyu olmamız lazım. Bu ekosistem içerisinde eğitim var, adalet var. Bu ekosistem içerisinde bilimsel çalışmaları, teşvik var, akademini var. Biz 220 tane üniversite kurduk ülkeye. 220 tane üniversite kurduk. Ve mesleki eğitimin önemini kaybettik. Mesleki eğitimin nasıl insan gücü ihtiyacı olduğumuzu sonradan anladık. Şu anda biz üniversite mezunu başlığı altında işsiz ve vasıfsız çocukları yetiştirmiş olduk. 220 üniversite planlaması yapılırken.
Orada bir eğitim planlamamız yok. Her milli eğitim bakanı eğitim reformu yapıyor. Her milli eğitim bakanı eğitim reformu yapıyor ve aynı hükümetin bakanları bunlar. Bu bir planlama yapılır. O planlama yapıldıktan sonra icrasının takibi yapılır. Biz bunların takiplerini de bilmiyoruz. Takiplerini bilmediğimiz için de ne yaptığımızı, başarılı mı, başarısız mı olduğunu bilmiyoruz. Birkaç yıl önce yüksek teknoloji şirketlerine teşrifler verdik.
Proje bazı destek verdik. Ne yaptı o şirketlerimiz? Verdiğimiz teşriflerin karşılığında ne aldık bu vakte kadar? Onları da bilmiyoruz. Bizim çok kapsamlı bir sanayileşme politikası yapıyor olmamız lazım. O sanayileşme politikası çerçevesinde, evet katılıyorum Mehmet Bey’e, enerji girdiği yüksek ürünleri enerji üreten dışarıya doğardı. Atın netekiz zaman içerisinde Avrupa bu işi önce bize devretti.
Onlar teknoloji ürünlerine İngiltere, İtalya tasarıma çok önem verdi. Tasarımla dedi, ben geliştireceğim dedi. Elbiselerin kumaşlarının yapılmasını, yani boyanın zehirlediği kumaşların yapılmasını bize verdi. O tasarımların hepsini kesti. Tasarladıklarını kumaşlarını bile kendisi kesti. Dahilleşteme rejimi diye bir rejim kurduk biz, DİR. Onların kestiği kumaşları,
kadınlara dikiş makinelerini diktirdik, geri gönderdik. Bizim 40-50 dolara gönderdiğimiz takım elbiseler, İtalyanlar tarafından 4000-5000-8000 eurolara satılıyor. Biz o tarafa hiç talip olmadık. Bu tasarım aşamasına, inovasyon aşamasında, teknolojik yenilik aşamalarına, önem verecek politikaları geliştirdiğimiz zaman, ve bunu da uyguladığımız zaman…
Hocam, ona lifestyle eksport ikniyor. Sizin lifestyle’ınız kabul görmediyse, tasarımınız da kabul görmüyor. Eğer şeyle anılıyorsanız, o negatif unsurlarla çok fazla anılıyorsanız, o zaman bu tür tasarım ihraç etmeniz çok kolay olmuyor. Yani sizin şarabınızı da almıyorlar. Zaten istemiyorsun atmak o ayrı da. Kıyafetinizi de almıyorlar. Çünkü negatif çağrışım yaptığı zaman, sizin markadaşmanız mümkün olmuyor hocam. Bir Türk… tasarımcı çıkmaz. Bir Türk tasarımcı gider, dünyanın büyük markalarına tasarım yapar. Herkes alkışlayabilir ama bir Türk markası yapmaz. Çünkü Türk markasının… pozitif çağrışımı yapması lazım. Yaptığı zamanlarda bunlar olabilecek noktaya gelmişti. Ama Türkiye 2010’larda itibaren bu trenden ne yazık ki indi, artık olmuyor. Yani şimdi insanlar… Bırakın, bırakın Türk markası almayı, içinde Made in Turkey yazanı almama noktasına geliyorlar. Siz de benim kadar biliyorsunuz… Buna katılıyorum. O total bir imajla ilgili mesela… İtalyan şarabını alıyor, İtalyan peynirini alıyor, İtalyan bodasını alıyor veya Fransız veya İngiliz. Çünkü ülke imajıyla ilgili bir şey bu. Önce… o ülkedeki insanların yaşam tarzını, o ülkenin… şeyini belirsiyor, sonra alıyor. Bunlar tatlı yaşıyorlar. Türkiye’ye bak, karanlık bir şey görüyor. Ne görecek?
Göçmenler görüyor, o görüyor, bu görüyor, kavga eden millet görüyor. Tabii ki bir kıymet vermiyor yani. Aman aman diyor, Türk malımı olmasın. Hele Türk dizaynı hiç aklından geçmez. Yani Hüseyin Çağlayan İngiliz baloca olarak başarılıyor, Türk baloca olarak başarılamıyor. Buna katılıyorum Fatih Bey, haklısınız. Ben sadece Mehmet Bey ne yapmalı dediği zaman… Böyle stratejik… Hiçbir şey için geç kalmamış değildir. Bir an önce böyle bir stratejik planlama çerçevesinde… Zaten eğitim, son sözüm oydu, eğitime önem verelim. Bugün ilkokula başlattığımız bir çocuk… Eğer böyle bir eğitim sisteminde büyüyecekse… En erken, en erken… 12 yılda, hatta ne 12? 16 yılda iş hayatına dahil edeceğiz. 16 yıl beklemeyi öğreneceğiz. O çocukların sorgulamasını öğreneceğiz. Eğitim sistemimizde matematiği…
PISA’nın bir skoru var. Bunu söyleyip kapatayım isterseniz Fatih Bey. Dünyada Allah vergisi… PISA’daki sorulardan bir tanesi ileri düzeyde… Zekâ sorun çözmek, ileri düzeyde problem çözmek. Bu Allah vergisi olarak dünyada… Nerede doğarsanız doğun. %5, 100 çocuğun 5’i… Sorun çözebiliyor. İleri derecede sorun çözebiliyor. Danimarkada olsa bu çocuk çözebiliyor, Pakistan’da da olsa çözebiliyor, Türkiye’de de olsa çözebiliyor. Eğitim sistemine alıyoruz biz bu çocukları.
Ortakul mezun olduklarında bunları bir daha test ediyoruz. Bu İsrail’de %13. OIC’de ortalaması %8. %23 ya da %33. Kore’de. Biz ne kadar biliyor musunuz Fatih Bey? %2. 5 çocuk Allah vergisi Zeki’yi… 8 yıllık eğitim sistemine sokuyoruz. 3’ünü kaybediyoruz. Buradan yüksek teknoloji yaratacak bir çocuk beklemeyeceğiz artık. O eğitim sistemini öyle bir hale getireceğiz ki, o Allah vergisi 5 çocuk…
ileri derecede sorun çözen 5 çocuğu 15 liraya, 35 liraya atarsak biz o teknolojide ilerlemedeki sorunumuzu çözeceğiz. Onun da hepsi şeye bağlı. Bir bütün bu. Eğitim politikası, sağlık politikası, adalet politikası… Biz adalet politikası dediğimiz zaman… Aklımıza beton geldiği zaman adalet sarayları yapıyoruz. Hukukun üstünde geldiğimiz zaman başkan çözeceğiz. Adalet sarayının yapılmasını dediğin şu, adaletin kralı bizde sarayda otursun diye yapıyoruz. O zaman mülkiyet haklarını koruyamadığınız zaman, o adaletin de bir hak… hukukun üstünü sağlayamadığınız zaman da o adaletin bir haldamı kalmıyor. O zamanda yabancı yatırıbcı gelmiyor. Başka bir… Hatta bırakın yabancı yatırıbcının gelmesini. Sizin yetişmiş insan gücünüzü de… Dışarıya kapatmayın. Doktorunuz kaçıyor gidiyor. Mühendisleriniz, gözde mühendisleriniz kaçıyor gidiyor. Bu ekosistim… Savunma sanayiinde gidenlerin bile haddi hesabı yok. Çok övündüğümüz savunma sanayiinde bile gidenlerin haddi hesabı yok. Sadece Hollanda’ya 6 bin kişi gitmiş savunma sanayiinde. Sadece savunma sanayiinde. Peki İbrahim Can, sizin söyleyeceğiniz şey kaldı mı bütün bunlardan sonra? Açıkçası özellikle son konuşulanların önemli bir kısmına ben katılmıyorum.
Bu kadar milletin münevverleri okumuşları kendisini bu kadar da hakir görmemeli. Biz birçok şeyi yapmaya çalıştığımız için, burada önerilen politikaları uyguladığımız için zaten……birçok zorlukla karşılaştığımızı düşünüyorum. 200 tane üniversite açmayı hiçbir ülkede bir akademisyen bence eleştirmemeli.
Kaldı ki, ben de size bir indexten bahsedip, UNDP’nin her yıl yayınladığı……Rumuy-Dalbuk İnteksi diye bir index var. Burada eğitim, sağlık ve kişi başına gelirle ölçüldü. Türkiye’nin şu anda aldığı endeks değeri en düşük 96 iken şu anda 51. sırada. Eğitim ortalamasında muazzam bir artış var. Ortalama, yaşam ümidinde muazzam bir artış var. Kişi başına gelir 24 bin dolar satın alma gücü paritesine göre bu endekste. Dolayısıyla ki gelir davranına da bahsedildi. Ben 2000 öncesi doktora yaptım. Biz doktora dersinde şunu tartışıyorduk.
Türkiye’nin en düşük %20’lik gelirden pay alan kısmı %4’lerde, en zengin de %60’ların üzerinde……niye Türkiye’de sosyal patlama olmuyor diye. Şu anda geldiğimiz nokta, en düşük gelirin aldığı pay %20’lik dilimin %6’ların üzerinde……hatta geçtiğimiz yıl da bir 0.1 arttı. En yüksek gelirin aldığı pay da %40’lara düştü. Hala aradaki fark açık.
Ama mutlak olarak yakınsadığını ifade edebiliriz. Kaldı ki ortalama gelebildiğimizde de ciddi bir artış var. Dolayısıyla, benim de uzmanlık alanım bilgi ekonomisidir. 20 yıldır üniversitelerde bilgi ekonomisi dersi veriyorum. Bu sene 16. sınıfını yaptığımız Bilgi Ekonom ve Yönetim Kongresi’ni gerçekleştiriyorum.
Ve bu isimle de bir dergi yayınıyorum. Bütün gayretimiz aslında burada ifade edilen Türkiye’nin daha yüksek katme değerli ürünleri üretmesi……daha müreffeh hale gelmesi, kaynaklarını etkin ve verimli kullanması. Ama bu sadece bir kararla, bir……Burur hocamın da planlama konusuna da değinerek ifade edeyim.
Bir kağıt üzerinde bir planlama yapılmasıyla olmuyor. Eğer öyle olmuş olsaydı bizim DBD’yi kurulmuş gayemiz de……planların da birinci lamaçı, sanayide dışa bağımlılığı azaltmaktır. O dönemde evet ilk 5 yılda yüksek bir büyüme performansı gösterdik. Ama montaj sanayine geçtiğimiz için 1980’lere geldiğimizde daha dışa bağımlı hale geldik. Hem enerjiyle hem sanayide.
Dolayısıyla hepsi bu yazıldığı gibi olmuyor. Bunun takipatının yapılması lazım ve bu topikin yapılması lazım. Yoksa siz teşvik veriyorsunuz, sanayici alıyor bunu, amacını aykuru kullanıyor. İşte pandemi döneminde online eğitim veriyorsunuz, öğrenci kamerasını kapatıp dersi dinlemiyor. Bu bütün bu herkesin taşın altına elini sokması ile olur.
Evet yanlışımız, eksiğimiz varsa bunu özellikle kendi aramızda, biz akademik tartışmalarda sıklıkla yapıyoruz. Ama biraz da moral motivasyonunu yüksek tutup, özelleştirimizi de yaparak bir akademisyon olarak……iyi taraflarını da ortaya koyarak değerlendirme yapmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Peki teşekkür ediyorum hocam, sağ olunuz. Kaldı mı Şevit Bey? Yok. Bitiriyor musunuz yoksa? Daha yeni başlamıştık. Ohoo! Siz çabuk bitirin. İşimiz var. İki şey söyleyebilir miyim? Enerjiden başlayalım, enerjisi tükenmedi. Benim uykum geldi. İki şey söylemek istiyorum. Bir tanesi, aslında hepimiz aynı şeyi söylüyoruz, 3 aşağı 5 yukarı. Ortak hedefe yönelme konusunda farklı yaklaşımlar olabilir. Olanı tabii ki kötülememek lazım.
Herkes hükumette, insanlarda, kurumlarda çaba gösteriyorlar ama çok çok daha iyisini yapılacağını da görüyoruz. Dünyadaki örneklere bakarsak. Bütün çabamız da o. Enerji bence siyaset üstü, partiler üstü olmalı. Kesinlikle. Çünkü hayatımızın her noktasına dokunuyor. Dokunmadığı bir alan yok. Böyle bir alanı hükümetin tek başına sahiplenmesi, bir bakanlığın, bir bakanın sahiplenmesi mümkün değil. Dolayısıyla mümkün olduğu kadar enerjiyle bağlantılı olan şirketleri de, kuruluşları da, uluslararası örgütleri de, insanları da işin içine katmamız lazım. Özellikle de iş dünyasını. Hani elimizi taşın altına koyalım diyoruzca, bu insanlar çoktan koymuşlar ve elleri parçalanma noktasına gelmiş. Elini taşın altına koydukları için. Bu hususu uygulamak istiyorum birincisi. İkincisi de dış politika güvenlik bağlantısını vurgulamıştım. Eski diplomat olarak şunun altını çizmek istiyorum. Böylesine zikzaklar çizen bir ülke, İsrail konusu. Yani TÜKAK’a ilan ettik. Şimdi İsrail ile ilişkileri hızlandırmak için çaba sarf ediyoruz. İsrail geri çekildi. Temkinle hareket ediyoruz. Mısır aynı şekilde. Suud-Arabistan’a neler söyledik bile Şikarepe milliklerine. Şu anda geldiğimiz nokta. Dolayısıyla Türkiye gibi büyük bir ülkenin, gerçekten… Bu kadar yalvalaması lazım. Biz önemli bir ülkeyiz. Güven oyandırmamız lazım. Tutarlı bir çizgi izlememiz lazım. Çünkü bunların dediğiniz gibi hem markadaşmada hem tasarımda hem istikrarlı tutarlı ilişkiler kurmakta, güven oyalanmakta, yabancı sermaye çekmekte çok çok önemli rolü var. Yani bunu göz ardı ediyoruz. Biraz iç siyaseti oynuyoruz çoğu zaman. Kısa vadeli unutturup tekrar devam ediyoruz. Bence burada çok önemli bir husus var.
Diğer bir husus, son husus, ülkenin aykırı beyinlere ihtiyacı var. Çünkü aykırı beyinler, mucittir, icat ederler, yaratırlar, geliştirirler. 100 bin tanesinden 10 tanesi bile olsa sizi alıp sürükleyip götürebilirler. Ülkelerin aykırı beyinlere ihtiyacı vardır ama liderlerin aykırı beyinlere ihtiyacı yoktur. Çünkü? Onların biat eden beyinlere ihtiyacı vardır. Evet sorun burada galiba. Ama ben bunun kitabını yazdım.
Kitapların aykırı beyinler acayip ilişkiler demiş. Şimdi bir tanesi, Yeni Dünya’nın Gizli Şüpheleri. Bunu size yakıştıramadım bu başta. Anlatırım. Biraz somutlukta. Ramazan Kurdoğlu falan aklıma geldi bunu okuyunca. Okuyunca farklı bir şey çıkacak. Cansu Canan vardı bir zamanlar bizde o işlere çok ilginiydi. Ondan anlatabilirdiniz bunu. Bunu okuyacağım bir başkadır diplomatların dünyası. Kitapların ilginç. Tamam mıdır? Her şeyde gördüğünüz gibi durum parlak değil. Program konuştuk falan filan. Evet umut verelim. Hepimiz aynı gemideyiz falan filan. Zarf surttu ama… Geminin durumu parlak değil. Özellikle enerji konusu… Türkiye’nin… Ne diyeyim? Bilim dışı, ekonomi teoremleri üzerinden… Kendine ekonomik gelecek belirleme çabası… Ne yazık ki bizim zaten dünyada mevcut olan pandemi sonrası… Ve Rusya-Ukrayna Savaşı dönemi gerilimlerini… Sıkıntılarını arttırıyor. Normal, dünya bunu bir hissederken biz onu hissediyoruz. Kendi yanlış ekonomik teoremlerimiz sayesinde… Ve sonra da bunu işte… Maamsız, şuüz, buüz filan demek… Kılıfların arkasına saklamak için pek öyle görünmüyor. Eskiden eme çok laf ediliyor ama şunu söyleyeyim… Türkiye’nin dış borcu… 2000’lerin başında 130 milyar dolar civarında. Bugün 450 milyar dolar civarında.
O, Hiçbir Şey Olmadı denilen dönemin, yani eski dönemin… Türkiye’ye kazandırdığı tüm kurumlar… Milyar, milyar, milyar dolarlara satıldı ve o paralar bu dönemde harcandı. Bazı şeyleri yapmakla çok övünüyoruz, doğru. Bazı şeyleri iyi yaptıklar yaptı. Vecud iktidar, otoyollar yaptı, şunlar yaptı, bunlar yaptı, duple yollar yaptı. Ancak yapmak kadar bak bakalım. Mesela şimdi kendinizden düşünün… Diyelim ki ne bileyim, hadi pahalı bir şey olsun, tekne aldınız. Bütün paranızı tekneye atırdınız. Peki o tekneye yıllık bakımı nasıl yapacaksınız? O nasıl yürüteceksiniz? O nasıl ayakta tutacaksınız? Yol yaptınız, yollara bakabileceğiniz, o bakmanın maliyeti olacak her sene. Onları karşı evliliği. Siz yaptın, yaptın olmuyor. Bakmak da lazım. Onları kuşaklar buyu devam ettirmek lazım gibi. Pek çok kamu kurumu satıldı bunları. Biliyorsunuz bu bazı konularda sübvasyon maliyetlerini de arttırdı. Enerjide bunu zaman zaman görüyoruz. O yüzden hani 70’i karadarken biraz dikkatli olmak lazım. Türkiye öyleydi böyleydi. Evet, doğru 20 yaşında çocukları belki kandırabilirsiniz Türkiye öyleydi böyleydi diye ama… 25 yaşında çocukları kandıramazsınız. Hele benim gibi 60 yaşında ki kartları hiç kandıramazsınız. O yüzden herkes…
…bilecek. Dediğim gibi Türkiye günler beklemiyor. Enerji krizi anı kadar kısa vadeli ve geçici bir şey değil. Dünya belirli bir süre, en az 3-5 yıl bununla uğraşacak. Ve Türkiye bu enerji sübvasyonlarının bedelini büyük ihtimalle seçime kadar bunları sürdürecektir. Ama seçimden sonra kim kazanırsa kazansın. İster mevcut iktidar, ister iktidar değişikliyorsun. Bütün bu son yıllardaki sübvasyonların bedelini Türkiye ağır ağır ağır değil mi? Hızlı hızlı ama ağır bir şekilde ödeyecek gibi duruyor. Ama bari ki bir tane işte öyle veya böyle idare edeceğiz. Ne badireler atlatık bu badire biraz daha ağır olabilir. Ama bunu da atlatırız.
NSK artmak yok. Herkese iyi geceler.