Afet arıcılığı nasıl etkiledi, arı üreticileri ne yapacak? | Teke Tek Bilim – 3 Ekim 2021
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=LdnaCeuIVT0.
Tek bir tek… Tek bir tek… Tek bir tek bilimi hoş geldiniz. Bilimi de iki bölümde ele alacağız. İki ayrı konu muzuver. Öncelikle arı konusunu işliyoruz. Arı konusu ne diyeceksiniz? Biliyorsunuz, arı var yoksa, bedeniyet yok. İnsanların yok olması için.
Arıların yok olması yetiyor ve ne yazık ki iklim değişikliği arılarında geleceğini riske atan bir hale geldi. Uzun dönem riskler bir yana Türkiye’deki durum, özellikle bu yaz karşı karşıya kaldığımız orman yangınları sonrasında belli bir arı ve belli bir bal türü için ciddi bir risk içermeye başladı. Muğla civarındaki Kızılçam ormanlarının yanmasının ardından bu bölgede üretilen Kızılçam üzerinde yaşayan bir küfe bağlı olan bal üretimi ne yazık ki ciddi bir sıkıntıya girdi ve endemik diyebileceğimiz bu bal türü belki de bundan sonra hayatımızda olmayacak
gereken önlemler alınmaz ise eğer ve bu Türkiye’nin en fazla üretilen de balı bunu nasıl engelleriz? Özellikle bunu konuşacağız ve tabii arıcılık sektöründeki pek çok meseleyi de ele alacağız. Arıcıların gelirini nasıl hatırlatabilir, dünyada bu işler nasıl yapılıyor? Bunlara da konuşacağız. İki değerli konuğumuz var. Sayın Ziya Şahin Türkiye Arıcılar Birliği Başkanı, bizle beraber ve Aslı Elif’ten Uğur Samancı. Hem girişimci ama burada girişimci kimliğiyle değil, arı ürünleri girişimcisi burada bu konuda uluslararası deneyimi ve öğretim üyesi kimliğiyle aramızda ben zaten kendisini İTÜ’de tanımıştım. Bugüne davet ettik sağolsun bizi kırmadı geldi. Aslanım hoş geldiniz. Hoş bulduk. Sayın Başkan siz de hoş geldiniz. Hemen başlamak istiyorum. Sizle başlayalım.
Kusura bakma Aslanım gengli hanımlarla başlarız ama siz bize durumu daha iyi anlatacaksınız arıcılıkla ilgili. Bu yangınlar sonrası arı konusunda ciddi bir sıkıntı arıcılık konusunda ciddi bir sıkıntı olacağı başından belliydi. Ancak bu zannederim umnumuzdan daha vahim ve daha riskli bir durumu gösteriyor. Nedir şu andaki sıkıntı ve Türkiye’nin genel olarak bölgedeki arıcılığın durumu nedir?
Şimdi şöyle bakmak lazım. Özellikle Haziran ayına kadar biz endişelerimiz küresel iklim değişikliğiyle ilgili o sorunlarımız vardı. Bunu bakanlıkla devletle. Neydi o sorunlar? O küresel iklim değişikliğine kaynaklı olarak bal üretiminde çok ciddi bir azalış görüldü Anadolu’da. Yani bu bu bu şekilde sürerken tabi Temmuz ayında da yangınlar oluşmaya başladı. Hep Muğla’nın üzerinde duruluyor. Antalya’da daha fazla alan yandı. Diğer tarafta Mersin ve Osmaniyeti alanlarımız yandı. Şimdi bunları biz bu sorunları gündeme taşırken bir de Antalya, Manavgat ve Muğla yangınları iççe bulduk kendimizi.
Şimdi Muğla’da bizim özellikle çam balığı olunca tabi ülkenin can damarı çiçekle bal alamadığımız zaman biz direkt çam balığına sarılıyoruz. Yani bölgesel olmasına rağmen ülkedeki bütün arıcılar buraya yoğunlaşıyor. Herkes kovanına oraya taşıyor. Tabi tabi yani bir Muğla’da bile 3.5 milyon kovan ülkedeki 8 milyon 200 kovanın 3.5 milyonu bal üretimine katılan bir konjektürden bahsediyoruz.
Yani diğer bölgelerde çiçeklerden bal üretemediği zaman arıcı kovanları alır ve Muğla’ya giderdi. Muğla, Aydın, Çanakkale, İzmir bu coğrafiye dağılıyor Fatih Bey. Yani ama bunun ağırlığını Muğla çekiyor. Dolayısıyla bu yangınlarda 66 bin hektarlık bizim bir bastıralı orman var Muğla’da. Neli orma?
66 bin hektarlık bastıralı dediğimiz Kızınçam Ormanları. Yani balı yapan halk arasında bastıralı böceği, latincesi de marşellinica. Adıyla anılır böcek. Yani böcek kendi yaşamını sürdürebilmek için yaşamın bir yıllıktır. Yaşamını sürdürebilmek için ağaçta konukça olarak yaşar. Ağaçta yaşayan bir böcek bu. Böcek. Her yıl kendini yeniler. Bunu da Tırahiç’e söyleyeyim. Her yıl kendini yeniler. Bu böcek kendi yaşamı için ağacın öz suyunu emer. Özellikle Temmuz ayından Mart ayına kadar. Ağaca bir zarar vermez mi bu öz suyu? Ağaca hiçbir zararı yok. Bilimsel olarak da yok. Yani ağaçta artın kaybı yok. Dolayısıyla bu balı biz 35-40 bin ton… Peki arı da o böceği mi yer? Arı böceği yemez. Böcen bal ifrazını, bal şemlemini arı alır. Yani böceği çıkardığı bir su… Böcek ağaçtan bir şey emiyor, evden bir ifrazat yapıyor. Onu da arı alıp bala çeviriyor. Bal çeviriyor. Ağaçtan emdiği öz suyum %80’e karbonhidrat, %20’si protein’dir. Proteinini alır böcek, karbonhidratları ifraz eder.
Uygun hava şartlarında, yaşam gereği uygun hava şartlarında bu şemlemi arı alır ve bala dönüştürür. Bu balın öyküsü bu. Yani bu bal şeyden üretilmiyor. Çiçeklerden üretilmiyor. Bu bal çiçek balı değil. Tamamen… Bu bir böceğin çıkardığı bir ifrazatı arının alması ile oluyor. Alması ile oluyor. Ve buna çam balı deniyor. Çam balı diyoruz. Çünkü aslında bu bir çamın dışkısı gibi. Yani çamdan elde edilmiş bir ürün. Öz suyu diyelim buna. Yani ormanların öz suyudur. Bütün dünyada kabul görmesinin sebebi de budur yani. Bütün dünyada kabul görüyor ama %92’nin ülkemi üretiyor, %8’ini de Yunanistan üretiyor. Diğer yerlerdeki, Alplerdeki ballar sedir ballarıdır. Yani Avrupa’nın bu balı çok sevmesinin nedeni, kendi elindeki sedir ballarına benzetmesinden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla bizim bu yangınlarla 6000 hektarlık bir orman alanımız yandı. Moğol’a da. 6000 hektar orman alanda biz şunları tartışmamız gerekiyor. 2019 yılından bu yana biz ülkede çam balı üretimini nasıl arttırırız ve ülkemize nasıl döviz kazanırız. En çok ihraç ettiğimiz bal çam balı mı? Tamamen. Tamamen. Yani bunun çok düşük dilimlerden çiçek balığı ihraç ediyoruz. Etek olarak ama biz Avrupa’ya 100 bin ton çam balı götürelim. 100 bin tonlu kendi kriterine uyduğu sürece alabilecek kapasitesi var. Bu noktadan hareketle biz zaten Türkiye Hariciler Birliği olarak bizim 110 bin hektarlık bir orman alanımız var. Çam balı oranımız var Türkiye’de. Her çam ormanını da üretilmiyor mu? Kesinlikle böyle bir şey yok. Mesela Muğla’da aşağı yukarı 455 bin hektarlık bir kızın çam ormanı var. Bunun hepsi bal masralı değil. Bu böceğin olduğu bölgeler önemli. Evet. Bu böceğin olduğu bölgeler 80-90 bin hektardır. Balanlardan üretiyoruz biz balı. Bunun ne kadar yandı şu anda? Bunun 6 bin hektarı yandı. Ama biz şunu söyledik Fatih Bey devamlı.
Bu yıl Muğla’da bal üretilmez derken 6 bin hektarımız yandı ama o yangın, kittesel bir yangın diğer ilçelerde çok zarar gördü. Neyini zarar gördü? Sıcaklıktan zarar gördü. Dolayısıyla biz geleceğe yatırım yapmamız lazım. Yani orman yangını artık ısı daha iklimdeki değişiklik bu böceğin yaşam alanlarını sınırlandırdı.
Ve böceği artık o ağaçlarda yaşayamaz hale getirdi. Bu yüzden de bal üretimi sıkıntıya girdi. Sıkıntıya girdi. Ama gelecek yıllarda olur mu yine Muğla’da? Tabii olur ama burada şunu dikkat etmemiz gerekiyor. Dikkat edecek ne istiyoruz? 6 bin hektarlık çok ciddi balan. Marmaris’te 7-8 tane kök. Milas’ta 11-12 tane kök. Seydik Emmer’de 3 tane kök. Tamamen yandı. Yani dolayısıyla bizim… Kaç kovana tekabül ediyor bunlar? Şimdi Fatih Bey bizim çok sevineceğimiz bir nokta bu yangınlar olduğunda buradaki arıların 1 milyon 200 bin arısı var Muğla’nın. Kovanı? Kovanı. Arı kovanı var. Dışarıdan gelecek kovanlarla 3.5 milyon alıyordu. Mevsimin başında olması nedeniyle… Diğer kovanlar gelmemişti. Diğer kovanlar gelmemişti. Sadece yerel kovanlar girdi.
Evet. Gelen 2 milyon 2 bin 300 kovan. 3 bin 500 kovan. Bunlar ciddi bir rakam değil. Yani bu rakamlarda zaten sağ olsun bakanlık, il müdürlüğü, efendime söyleyeyim, valiliğimiz ulaştılar, karşıladılar. Şu anda arı kovanı olarak bizim ciddi zarar yok Muğla’da. Antalya’da da yok. Yani bakanlık bunları yaptı Orköy kanalıyla. Yani Antalya valiliği, il müdürlükleri hep beraber oldu. Burada kayıp yok. Bizim telaşımız şu Fatih Bey. Biz bunları 2019’dan bu yana arttıralım derken bu alanları, bu alanları 7-8 bin hektarlık bir alanda kaybettik. Bakanlıkta özellikle bizim talebimiz şu. Bir ağacın tekrar eski haline gelmesi 35-40 yıldır. Biz bunu istemiyoruz. 35-40 yıl vatandaşın bekleme gücü yok. Biz transplantasyon, bakın can alıcı nokta burası. Can alıcı noktamız burası. Transplantasyon dediğimiz. Başka yerden ağaçları söküp oraya mı getireceğiz? Hayır efendim. Ağaçları sökmüyoruz. Böcek mart sonunda yumurtaya girer. Yumurtalarını alıp başka bir bölgeye kızınçam olan, uygun iklimi olan yine aynı bölgelere taşıyarak bunu iki yıl içerisinde tekrar eski haline getirebiliriz. Ancak burada temel sorun şu. Bu böcek değilmiş ki zararlı böcek. Bunun dünyada zarar yaptığı bir ağacı kuruttuğu hiç belgeler edememiş. Belge yok. Yani çapabuklu koşliliğin ağacı kuruttuğu bir belgesi yok. Yani biz bu noktada Türkiye Arıcılar Birliği olarak, Türk insanı, Türk artisti olarak bu böceğin artık yasak kapsamından çıkmasını istiyoruz. Bir yanda da bu böcekle mücadele mi ediyor zararlı olduğu için?
Şimdi zararlı olduğu için hiçbir mücadele edilmiyor ama yasalarımızda marşellik’e zararlı böcek kapsamda bir yerden bir yere nakledilmesi yasaktır. Oysa şimdi arıları yaşatmak için bunu hak edelim. Bunu konuşmamız gerekiyor. Sayın bakanımızdan bu, yanlış sürecinde sayın bakanla istediğimiz her şeyi yerine getirdik sayın bakanım. Bakın milli parklar yasaktır.
Yıllardan bu yana milli parklar yasak. Milli parklara giremiyordun harici. Şu anda Aydın’da milli parklara harici giriyor. Ne güzel. Malur etiyorlar. Ne güzel. Bir zarar var mı kimseye yok. Bak bunlar yaptı sayın bakanımız. Ama sayın bakanımıza biz özellikle bu böceğin de artık yararlı böcek kapsamına alınmasını istiyoruz. Planlı bir şekilde özellikle çok planlı bir şekilde bakanlığımızın şu alanlarda bu böcek transplantasyon yapılabilir. Şu alanda da yapılamaz diye planlamalar oluşturmaz. Peki aslanım siz de konuştuğumuzda bu konuyla ilgili siz dediniz ki arıların bu kışı geçirmesi çok önemli ve arılar şu anda risk altında. Niye risk altında arılar? Sayın başkan böyle bir riskten bahsetmiyor ama siz bir uzman olarak diyorsunuz ki arıların kışı geçirmesi için beslenmeleri lazım ve nedir arıların şu anda risk altında olması sebebi? Şimdi şu anda o bölgede Muğla Marmaris bölgesinde ben de bizzat yerinde gidip gözlemledim. Başkanımızın da ifade ettiği gibi aslında Çanbalı’nın merkezi dediğimiz aslında o saydığı başkanın saydığı köyler Balköy’dür. Balköy diye geçer. İnşallah bir gün beraber de gidelim. Oradaki arıcılar geçimini sadece baldan sağlar. Başka ek iş yapmazlar. Bütün meslekleri budur ve tutku şeklinde o işi yaparlar. Ailecek genellikle. Ve oradaki evleri veya diğer bütün varlıkları yanan köyler neredeyse tamamen yanmış ve o civardaki. Ve bunlar tamamen arıcılık üstünde iş yapan köyler. Tabii tabii. Ve civardaki bütün o çam ormanları.
Şimdi burada kovanlarını o sırada kurtarmış bile olsalar, o sırada başka bölgede olmuş bile olsa o kovanlar tekrar geriye geldiğinde artık onları besleyecek nektar kaynakları yok şu anda. Yaklaşık 150 bir kovan. Yani arıların yiyeceği yok yani. Yiyeceği yok. Şimdi arılar normalde balı ne için yapıyor? Kışın yemek için. Kışın yemek için yapıyor. Şimdi arıcılıkta teknik arıcılıkta bir miktar bal arıya bırakılır, fazlası alınır ve bu da vatandaşı kadar soğudur. Arının kışı geçirmesini sağlar, biz de bal yemiş oluruz.
Evet ama arının kışı geçirebilmesi için bal biriktirmiş, polen biriktirmiş olması gerekiyor. Kovanda bir besin kaynağı olması gerekiyor. Şu anda orada 150 bin kovanın besin kaynakları yanmış durumda, yok olmuş durumda ve bir daha çıkabilir önümüzdeki yıl. Yani oralarda mesela tamam çam ormanları 30-40 yıl sonra çıkacak. Yani bal verecek hale gelecek çıkacak demeyelim. Bal verecek hali olgun yaşa gelmesi bir çam harcının 40 yıl deniyor. Aslında 80 yıl deniyor da hani 40 yılda yavaş yavaş böcek tutabilir ve bal vermeye başlayabilir deniyor. Ama mesela bölgede işte püran var. Bölgede başka nektar kaynakları var. Mesela yaban sarmaşı gibi, keçi boynuzu gibi. Bunlar da yanmış durumda. Seneye çıkacak bu bitkiler. Yani çam çıkmasa da diğer bitkilerden arı bal alabilecek. Ama bizim bu kış bu kovanlar 150 bin kovan ölmesin diye. Bu arada bu 150 bin kovanı da Muğla Arıcılar Birliği Başkanı’ndan aldığımız rakam. Onlara bir şekilde arı yemi vermek gerekiyor. Arı yemi nedir? Arı yemi dediğimiz aslında çok basit. Bildiğimiz sofra şekerine, arıcılar bal olmadığında doğada yani nektar yoksa kışa girerken arılar ölmesin diye bildiğimiz toz şekere birazcık protein, birazcık vitamin, mineral ekleyerek böyle arı keki haline getirirler. Bunu verirler. Bu da yaklaşık 10 kovana bir çuval şeker tekabül ediyor ki 10 kovanı kurtaralım. Bu arada 150 bin kovan ne demek? Bir kovanda yaklaşık 45 bin arı olduğunu düşünürsek 7 milyar arı demek. 7 milyar arı. Yani aslında çok ciddi bir rakam. 1 milyar lirası kadar. Tabii çok ciddi bir rakam aslında. Bu arılar ölürse nasıl bir risk var? Bir, oradaki tamamen geçimini arıcılıkla sağlayan arıcıların mesleği bırakma riski var.
Ve bunlar bu çam üretiminin kalbi dediğimiz yerdeki arıcılar bu çok ciddi bir risk. Çünkü arıcılarımız arıcılık yapmazsa, kovanlarımız yok olursa biz tarımı da kaybedeceğiz. Şu anda dünyada insanoğlunun tükettiği 100 önemli gıda, buğday başta olmak üzere sebzeler, meyveler, tahıllar, bakliyatlar, baharatlar bunlar hep arılar sayesinde üretiliyor.
Arıların tozlaşmaya yaptıkları katkı sayesinde üretiliyor. Bir arıyı, bir kovan arıyı bir tarlaya koyduğunuzda oradaki verim bariz bir şekilde artıyor. Yani 100 kovan koyun mesela veya 1 milyon kovan koyun oradaki verimi 10 katına, 20 katına kadar arttırabiliyorsunuz. Polenleri onlar taşıyarak o bitkilerin rüvesini sağlıyorlar. Evet yani… Peki şöyle bir şey duymuşum, özür dilerim lafınızı kestim ama Amerika’da arıcılar çiftçilerden para alıyormuş. Kovanlarını o tarlaya götürmek için. Doğru mudur?
Evet aynen doğrudur. Amerika’da arıcılar 2.5 milyon arı kovanı vardır Amerika’da. Bu arada Türkiye’de 8.2 milyon arı kovan var. Biz daha meydan daha çok arı kovanı var. Dünyanın ikinci büyük arıcılık ülkesiyiz. Birinci kim? Birinci maalesef Çin. Ama Çin biliyorsunuz kalitesiz yapıyor, kötü yapıyor, içine katkı yapıyor. Yani bizim gibi doğru yapmıyor bu işi. Bizim Türkiye’deki arıcılarımız çok daha profesyonel. Doğrudur bize göre. Bizdeki birçok üreticimiz çok… Çünkü bize hep böyle sahte balçıklı falan bulunduğu markette falan böyle…
Ama onların hepsi üreticiye mal edilmemeli. Çünkü benim şimdiye kadar tanıştığım üreticiler içinde gerçekten işini tutkuyla, aşkla yapan binlercesi var. Yani 75.000 profesyonel aracının olduğu bir ülkedeyiz. Birçoğu inanın tutkuyla, aşkla yapıyor. Yani birçoğu para için bile yapmıyor. Yani sırf arıyı kurtarayım, araya bakayım diye yapan bile var. Dolayısıyla hani burada bu yapıyor, şu yapıyor demek doğru değil ama ağırlıklı olarak da paketleme noktalarında o ballara birtakım katkı var. Onu da ifade edeyim. Yıllardır… Üretici yapmıyor bunu aslında. 25 yılı aşkındır işimdeki. Arıcının yaptığı durum da var. Şimdi hepsini de iyi diyemeyiz ama işini genellikle çok iyi yapıyorlar. Yani çoğunluk iyi yapıyor. Dünyanın her yerini gezdim. Şimdi bu Amerika’daki arıcılar mesela badem üretimi. Arı olmasa mümkün değil. Kayısı üretimi mümkün değil. Bazı bitkilerin mesela buğday mümkün değil arı olmasa.
Bu serelara da bombus diye bir arı getiriyorlar serelarda üretimi olsun. Bombus arısı da yine tozlaşma için özel bir arıdır. Ama apismelifera dediğimiz bal arısı da bakın bir kovan arı 6 ayda, ki 45 bin arı olduğunu düşünürsek bir kovanda ve bir kovan arının da minimum 100 yani bir arının bir uçuşta minimum 100 çiçeğe uçtuğunu düşünürsek. 2500’e kadar çıkabiliyor çiçek büyüklüğüne göre. Yani bir arı kovandan bir kere uçtu. Yaklaşık 100 çiçeği ziyaret edip geri geliyor.
Yani bu da en az 50 çiçeği tohumlaması demek. Günde 10 kere uçuyor ve bir kovan arı günde 10 kere uçtuğunda 100 çiçeğe gitme 1000 diyelim minimum bu. Ama 1500’e yani 15 bin’e kadar çıkabilir. 45 bin arının uçtuğunu düşünürsek bu da gerçekten çok ciddi bir rakam. 6 aylık bir sezonda bir kovan arı 1 milyar çiçeği ziyaret ediyor. Bu çok bir kovan arı bakın. Sadece bir kovan arı 6 ay bir yere koyalım. Orada 1 milyar çiçeği minimum ziyaret ediyor ve bu 10 katına kadar artabiliyor. Dolayısıyla bizim kovanları arıları kaybetmemiz, tarımı kaybetmemiz, gıda üretimini kaybetmemiz anlamına geliyor. Market raflarında gördüğünüz şu anda doğal gıdaların %80’i arılar sayesinde üretiliyor. Dolayısıyla bu tozlaşmayı, bu verimliliği kaybetmemiz kıtlık ve açlık anlamına geliyor insanlar için. Zaten Einstein’ın o meşhur sözü var. Dünyanın her yerinde söylenen arılar yok olursa insanlık 4 yıl içinde yok olur demiş. Belki 4 yıl çok kısa bir zaman gibi görünebilir ama inanın son arı öldüğünde bunun doğru olduğunu hep beraber anlayacağız. Nasıl ki şu anda eklim değişikliklerinden anlıyoruz. Dölemeye yapan sadece şeyler midir? Bal arılarında yoksa diğer arılarında? Evet, diğer böcekler ve rüzgarla da dollenme oluyor ama arı kadar yoğun dölleme yapan %80’i, bitkilerin %80’i arılar sayesinde dölleniyor. Şimdi Amerika’da da arıcılar gerçekten o 2,5 milyon kovandaki ürünü almakla hiç ilgilenmiyor. Yani bal, polen, propolis, arı süt üretelim böyle bir dertleri yok. Sadece kovanlarını kiralıyorlar. Kime kiralıyorlar? Tarla sahiplerine, bahçe sahiplerine kiralıyorlar. Oraya kovanlarını götürsün onlar koysun ki orada o… Ağaçlar döllensin diye. Ağaçlar, çiçekler döllensin ve oradan mahsul elde edilsin diye. Ve gayet zengin arıcılar. Çok havalı bir meslek arıcılık. Yani nasıl hani böyle işte doktor sorarlar çocuğa ne olacak işte doktor, mühendis olacağım falan der. Orada arıcı olmak da en az o kadar değerli ve önemli bir meslek. Ben anlatmıştım size bir arıcıyla tanıştım. Gerçekten dedim herhalde buraların sahibi geliyor. Yani atın üstünde böyle şakasıyla tık tık tık tık. Ben de de arıcısıyım. Buraların döllenmesi yani bu üretim benim sayımda gerçekleşiyor. Türkiye’de böyle bir şey yok gerçi. Olması için uğraşıyoruz. Olması lazım aslında değil mi başkanım? Peki şimdi bu şekeri nereden buluyor arıcılar ve şu anda şeker ihtiyacı mı var? Şu anda mecburen yani oradaki o 150 bin kovanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için mecburen bu kış orada oğun kovanı arıya bir çuval ki 50 kiloya denk geliyor. Bu hesaptan giderek 750 ton toz şekeri ihtiyaç var. O bölgede arı yemi üretmek için. Bu arı yemişte MULA Arıcılar Birliği’nin buna ihtiyacı var ki oradaki arıcılara dağıtsın. Arılar bahara kavuşsun bahar geldiğinde tekrar çiçekler çıksın nektar olsun o zamana kadar zaten yan bitecek ve tekrar arılar hayata tutunsun. Yani arıları hayatta tutun. Bu kışın geçimlerini sağlamak açısından bu gerekiyor. Aynen ve 45 bin profesyonel aracı var MULA’nın Marmaris bölgesinde ve civar köylerde. Bir şey söyleyeceksin galiba. Ben bir katkı olsun diye söyleyeceğim. Şimdi tabii Aslı Hanım teşekkür ederim bir MULA ölçeyi olarak konuştu da.
Şimdi Fatih Bey bir de bizim Türkiye ölçeyimiz var. Türkiye ölçeyine baktığımız zaman Alanya’da da yangın oldu. Mersin’de de yangın oldu. Oralardan arzılık yapılıyor mu? Aynı oldu şahane. Tabii şimdi bak esas orayı arz etmek istiyorum. Manavgat dediğimiz yerde ordu, Konya, Karaman bütün Orta Anadolu’nun aralısını kışlattığı yer.
Yani bunun için buraya geliyorlar. Burada herhangi bir bitki olduğu için değil Fatih Bey. Orada püren var, sarmaşıklar, kış bitkileri var. Orada hava var. Havası ılman. Arının kışı geçirmesi için uygun bir ortam. Evet evet. Şimdi ben özellikle varlıklara, ilmi ödüklere teşekkür ederken bizim dertlerimizle dertlendiler yani. Ama şimdi bizim en temel sorunumuz kışlatma Fatih Bey. Yani Manavgat’ta inanın 400-500 bin arı koanı kışlıyorduk. Peki şu anda kışlayamaz mı yangından? Şimdi böyle bir karar almışlar. Ben buradan aracılığınızla da bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bizim aracılarımız orada kışın bir şey yedikleri, arılar kışın bir şey buldukları için değil. O hava için geliyorlar. O ılman bir hava var. Kışlatma için geliyorlar. Yani onlara bir yasak. Şu anda oraya almıyorlar sanırım. Bütün her şeye rağmen. Anlıyorlar. Şimdi tabi görüşeceğiz önümüzdeki hafta. Bir haftada bir on günde yerel aracılar. Biz Türkiye’de şunu kabul etmiyoruz. Yerli aracı, yabancı aracı kabul etmiyoruz. Sürgen arası canım. Türkiye’nin arası. Ben buradan Mersin’e gidebiliyorsam Arı’da gidebilirim.
Onun için bakınız Moğol’a gibi bir yerde üç buçuk milyar ev sahipliği yapıyorlar. Ne güzel. Biz valimize bile teşekkür ediyoruz. Minnettin hukuklarımız var. Ama aynı şeyi Antalya’yı söylemek istiyoruz. Bütün bölgemin arıcıları, bu illerin arıcıları bekliyorlar şu anda. Bir hafta daha bekliyorlar. Sayın gelen budere, sayın bakanım bu konuyu da arz edeceğiz. Bizim temel konumuz şu. Şekerle besleme evet. Orada da alanlarımız yandı. Bizim besleme desteğinin ötesinde art vatandaşımızın ayakta kalmasını sağlayacak bir ikinci bir destek istiyoruz. Kuan’a, Kuan başına destek veriliyor. Teşekkür ederiz. Bunun 15 lira, bunun artılmasını talep ediyoruz. Ülkenin konjektöründe iyi görüyoruz.
Ama arıcımız olmazsa, arı olmazsa doğa da olmaz. Arı olmazsa Antalya’daki, Muğla’daki, Adana’daki, Mersin’deki tarım alanları da olmaz. Yani Amerika’dan bahsediliyor. Türkiye’de dünyanın yüzde yirmi ikisinin ırk çeşitliği, biyolojik çeşitliği. Ülkemizde var Fatih Bey. Çok zengin ülkeyiz. Bizim arılarımız bugüne kadar ayakta kaldıysa
sırf bizim geniş bir coğrafyada, geniş bir alanda bizim en azından dünyadaki yüzde yirmi ikisinin ırkıya kaçıp… Bu kovanlar nasıl taşıyor? Kameraya gidiyor, oradan oraya gidiyorlar mı? Tabii oradan oradan. Bir arılar, arılar benim, benim, bir meleketim bir aramıyor mu? Mesela Konya’dan kalktı, Antalya’ya gitti. On kilometre uzaklaştığı zaman, arı alanın uzağı unutur. Unutur. Ayrıca gerçekten zor zanaat, zor bir meslek yani dışarıdan kolay bir meslek gibi ekonomiyle dönüyor Fatih Bey. Bir arıcımızın her yıl yüz bin lira, yüz elli bin lira zira atmanızla kredi alarak ayakta kalıyor. Tarım krediden kredi… Niye kredi alarak arıyor? Arıyor ki kendi kendine gidip balık alıp gidiyor. Hayır efendim. Şimdi mesela bir Muğla’daki bir vatandaşı düşünün. Türkiye’nin en azından sekiz bin kilometre, on bin kilometre yol yapıyor. Sekiz on tane il değiştiriyor.
Ha bu arıları gezer mi? Tabii geziyor. Biz gezginci arıcık yapıyoruz. Yerel arıcık yapmıyoruz. Dünyanın… Ben de hepsini şey zannediyorum. Arı kovanı koydular orada duruyor. Hayır efendim. Yani Muğla’dan bahsederken, arı yoktum diyoruz. Arı Anadolu’daydın. Çiçekteydim. Bunun için söylüyoruz. Yani bizim en temel iki bin yirmi bir dek sıkıntımız şu Fatih Bey.
Bankalara çok borçluyuz. Biz bu sene bal alamadık. Arıcılarımızın büyük bir çoğunluğu bir Muğla değil, Ordulu’su da Mersinlisi de Hakkarlisi de büyük borçlarla bunu yaptık. İki bin yirmi bir yılındaki bal üretiminde ciddi düşüşler yaşadık. Yani ülke balsız mı? Hayır ülkenin balı kendi yiyeceği bal var. Ama ihrac yapamayız. İhracat unutalım.
Ama bizim bu arıcılara ihtiyacımız var. Bu arıcılarımızı ayakta tutmamız lazım. Öncelikle bu arıcılarımızın banka kredilerini fütursuzca bizim dondurmamız lazım. Banka kredilerini ödeyemez bu sene arıcı. Banka kredileri konusunda sıkıntılarımız var. Ödeyemezse ne olur? Ödeyemezse kırmızı işaret arıcını bırakır.
Takipata girer, banka, icraya gider. Bu icraya gittiği zaman da bu adam ortadan kalkar. Arıcılık biter yani. Arıcılık biter efendim. Dolayısıyla biz ısrarla Haziran ayından bu yana sorun sadece yangın değil adam kadar. Sorun sadece yangın değil. Sorunu yangın olarak ayıralım mı yalım? Dolayısıyla her yerde var bu sorun. Şeker besleme tabii ki ülkenin genel sorunu.
Bunun için bizim artık besleme deste, mazot deste, balıkçıları verdiğimiz, tarımcıları verdiğimiz mazot deste’ne Türkiye’nin her yerini karış karış dolaşan arıcılardan niye esirgeyelim ki? Bu arıcılar tarım olmaz. Tarımın en sigortası, en temel sigortası arı. Biz bunları konuşalım. Yani bunları çok geniş perspektü konuşmamız lazım.
Bu kadar arımız var. Yani arıya gerek yok, pollinasyona gerek yok diyemeyiz. Bugün bir gün bittiği zaman bizim tarımımız ne olacak? Bursa’daki o meyve bahçeleri ne olacak? Konya’daki meyve bahçeleri, Rısparta’daki meyve bahçeleri. Türkiye’nin her yerinde bal üretimi yapılıyor mu? Tabii yapılıyor. Türkiye’nin her yerinde… Mesela ben işte Kars balı, Pervare balı, Şemdinli balı, Van balı, Büyümen balı diye böyle bir sürü ballar vardır.
Hiç buraları siz saymıyorsunuz. Hep Orta Anadolu ve… Hayır, burayı da sayıyoruz. Burası da bizim Türkiye’de 80 ilde teşkilatımız var. Bizim 80 il birliğimiz var. Bu birliklerimiz, faal bir şekilde. 82 bin aile var arıcılık yapar. Peki bunların hepsi eşit derece risk altında mı bu araların? Tabii, eşit derece risk altında. Yani şu anda bir ilimizde olan bal bir diğer ilimizde olmadı Fatih Bey. Küresel iklim değişikliğini çok etraltıcı konuşmamız lazım. Yani kanımıza, canımıza tak etti denir ya, aynen öyle oldu arıcılıkta bu sene. Mesela bir örnek vereyim size. Kayseri’de Develi’de bal oldu. Kayseri’nin diğer ilçesinde… İlmi niye olmuyor mesela? İklim değişikliği. Yoklar yakın yerde iklim değişikliği mi var? Evet, evet. Gerçekten böyle. Aralarında 50 kilometreden iklim değişikliği mi oluyor?
Evet yani bir ilçeye bir ilde yağmur yağış düzgün oldu ama ertesi günü don oldu Fatih Bey. Yani yağış biz isteriz ama arkasında don olduğu zaman nesimsel o çiçeğe kurudur atar. Arı hayatta kalır mı çiçek kalmıyor? Tabii, arı hayatta kalıyor. Arı’ya bir şey yok. Ama çiçek yok. Arı ne yiyecek? Peki mesela bu arılar kışın Antalya’ya Vanavgat’a gitmezse ölürler mi? Tabii kışın ciddi bir şekilde bir düşüş olur. Çünkü kışın Doğu’da kalacak, Orta Anadolu’da kalacak arının birinci kat kuruş kalıptan hiç bal alınmaz Fatih Bey. Şu anda bu arıcılarımız birinci kattan da bal aldılar. Sırf biz Antalya’ya gideceğiz. Adana’ya gideceğiz diye bal aldılar.
Dolayısıyla şu anda gerçekten arı da riske altında, arıcılar da riske altında. Bunu söylemeye çalışıyoruz. Tarım da riske altında. Yani bunu etraflı konuşmamız gerekiyor. Yani etraflıca el almamız gerekiyor. Eee, halim Kudret Asaycı yangın diye bir sürü derdi var arıcılar. Ama tabii bu biz arıcılığın toplam dertleri düşünerek böyle bir program düşünmüyor. Başka bir şey çünkü ekonomi işine giriyor. Ben daha bilim temeli düşünmüş, yani arıları kurtarmak diye düşünüyorum. Siz arıcıları kurtarmaya dönüştü iş birden bire. Tabii birini kurtarmak için ömrünü kurtarmak lazım. Onlara da siz haklısınız. Peki, arıcının gelir kaynağı sadece arı mıdır? Yani arının arıdan başka bir gelir kaynağı yok mudur? Bu arıcılar sadece mı yapar? Bir defa genel öyle. Yani Türkiye’de arıcılarımızın önemli bir kısmı, %80’i diyebiliriz, neredeyse sadece arıcılık yapıyor. Çünkü az önce başkanımızın da ifade ettiği gibi gezginlerce arıcılık yapmazsa o işten gelir elde edemiyor. Yani siz bir bölgeye kovanınızı götürdünüz, orada bal aldınız. Ben normalde bahçecilik yapıyorum. O bahçede yüz tane de kovan kurdum. Öyle de var ama onun sayısı çok değil. Arıcı hakiki arıcı yani. Arıcı hakiki, arıcı sadece o mesleği yapıyor. Hatta ailecek yapıyorlar ve öyle basit bir şey değil. Bakın o kovanları kamyona yüklediğiniz, götürdüğünüz nerelerde arıcılık yapılıyor? Gidin dağların başında.
İnsanın gidemediği yerlerde o kovanlar bazen tek tek eline taşıyor. Bazen elle taşınıyor. Siz kendiniz yürüyerek zor çıkıyorsunuz, oralara kovanlar çıkıyor. Ve oralarda aylarca kalıyorlar. Çoluğuyla, çocuğuyla, çadırların içinde eşiyle ailecek kalıyorlar. Kovanı bırakıp gitmiyor. Kovanın başına gitmiyor. Tabii asla gitmez. Arıcı kovanın başından ayrılmaz. Hem orada bal üretmeye çalışıyor. Doğa verirse, yani çiçek olursa, nekler olursa bal üretmeye çalışıyor. Onu satacak ki aldığı kredileri ödesin.
Ve tekrar kışı, arısıyla birlikte kışı geçirmeyi başarsın. Kendi de yaşaması lazım. Çoluğu çocuğu okuyacak, kendi de beslenecek, yaşayacak. Kovanını da besleyecek. Bir dahaki yaza kavuşsun. Tekrar bal, arı, sütü, polampur, polis üretebilsin. Bunları üretecek ki gelir elde etsin. Bunları üretmek için de Türkiye’de bakın 7-8 noktaya, bazen daha fazla 10 noktaya geziyor. Ve Türkiye’nin bakın 30-40 bin ton çambal üretimi az değil. Zaten 100 bin ton üretimimiz var.
Bunun neredeyse %30-40 çambalığıydı. Bu sene hem yangından hem de iklim krizinden. Ben oradaki arıcılarla konuştum dediler ki, Aslan’ım mart ayından beri buraya yağmur düşmedi. Ve gittiğimde Ağustos’tu. Bakın, aylarca yağmur düşmemiş. Yağmur ara açısından ne önem taşıyor? Şimdi aşırı sıcak oldu. Nem oluşmadı. Nem oluşmayınca böcek gelişmedi. Böcek gelişmeyince bal vermedi. Yani bir tek orman yandığı için değil, bir de iklim değişikliği yüzünden bal alamadı arıcılarımız.
Bu bir tek Marmaris’in ula bölgesinde değil. Mesela bu yavaş yavaş kuzeye doğru kaymak mı gerekir acaba? Marmaris çambalı yerine acaba Asos çambalı mı olacak ileride veya Çanakkale çambalı mı? Belki olabilir yani bu iklim değişikliği nedeniyle ama sonuçta bunu öngörüp, böyle 10-20 yıllık, 20 yıllık, 50 yıllık, 100 yıllık plan yapıp, bugün belki burası yarın çöğ olacak, neresi yeşil alan olacak. Onları belirleyip bütün tarımı ve aracılığı da ona göre şekillendirmek
ve bunu bugünden yapmaya başlamak gerekiyor. Bakın Türkiye’nin diğer illerinde de başka sorunlar oldu yine iklim krizi ile ilgili. Biz şunu istemiyoruz arıcılıkta. Aşırı yağış tam nektar açtı çiçeklerden arı bal toplayacak. O andaki aşırı yağış da istemiyor çünkü nektar akıp toprağa gidiyor. Böylece bal olamıyor, arı onu toplayamıyor. Bu da bir risk bizim için. Hiç yağış olmaması da bir risk.
Yani öyle bir denge ki tam zamanında yağış olacak, tam çiçekler açmadan önce arkasından çiçek açacak, orada bol nektar olacak, arı onu toplayacak. O sırada yağmur yağmayacak mı? Evet, o sırada yağmur yağmayacak, arı onu toplayacak, sonra kovanlar dolunca petekler, arıcı onu bir kısmını satıp balın, kalan eylemler… Çok hassas bir denge aslında arıcılık. Çok hassas bir denge. Sonra da başka bir bölgeye geçecek, oradan tekrar nektar alacak. Ama yağışın aylarca olmaması ya da bir anda aşırı yağış olması,
mesela Karadeniz’de de aylarca yağış oldu, seller oldu. Yani bunlar şu anda biz aslında bu iklim değişiminin küresel etkilerini yaşıyoruz. Bunları yıllar önce hocalarımızın anlattığı konuları şu anda günümüzde yaşıyoruz. Ve yaşamaya devam edeceğiz. Acilen bir stratejik plana ihtiyaç var. Türkiye Yeneli’nde bu tarımı da kapsamalı, tabii ki arıcılığı da kapsamalı.
Peki şimdi arıcılığın gelir kaynaklarından kısıtlandan bahsetelim ama mesela sizin anadınız bir hikaye var, dinlemiştim onu, ilginç gelmiştim ona. Mesela propolis diye bir şey var. Bu arının, koğanların bir yan ürünü aslında. Ve bunu bütün dünya değerlendirirken, bütün dünyada değil mi? Bazı ülkelerde değerlendirirken Türk arıcısı bunu değerlendirmiyor. Siz çocuğunuzun başına gelen bir şeyden dolayı bunu değerlendirmeye çalışıyorsunuz ve birdenbire orada bir gelir kapısı olduğu görülüyor.
Mesela arı sütü, Türkiye’de arı sütü var mıdır? Ben görüyorum ya Çin’den gelir ya bir yerden gider. Arı sütü kullanılıyor mu Türkiye’ye? Şu anda üretiliyor. Şu anda ülkemizde bal da üretiliyor, propolis de üretiliyor, arı sütü de üretiliyor, polen de üretiliyor. Çünkü sadece onlar daha katma değerli mallarmış gibi. Onlar çok daha katma değerli. Bala göre değeri daha yüksek. Daha yüksek evet. Arı ekmeği, polen, arı zehri de hatta bu yıl üretiliyor ve artık sözleşmeli arıcılık modelleri gündemde. Bunların hepsi üretilmeli. Ne demek sözleşmeli arıcılık?
Sözleşmeli arıcılık şu demek, arıcıya firmalar yani ürünü paketleyen, işleyen firmalar alım garançası veriyor. Ben senin balını alacağım diyor. Ben senin ürettiğin ürünleri alacağım. Bu ne olursa bal, polen, propolis, arı sütü, arı zehri hepsini alacağım. Fiyatı baştan karşılıklı anlaşılıyor. Arıcının gelir elde edeceği bir şekilde fiyat belirlenmeli. Arıcının maliyetinin üstünde olmaması. Arıcı da hesabını arı sütü yapabiliyor. Evet yapabilmeli. Bu daha hiç ürün üretilmeden.
Yani daha sezonun girişinde yapılan bir anlaşma. Sonra arıcı ürünlerini düzgün, temiz bir çevrede, pestislik uygulanmayan arazilerde, temiz su kaynaklarının olduğu yerlerde üretiyor. Ürünleri doğrudan firmaya gönderiyor. Firmada doğrudan analizlerini yaptıktan sonra bunların ücretini ödüyor. Ve bu sırada da arıcıya eğitim, malzeme, lojistik yani nakliye desteği gibi destekler de veriyor. Bu sözleşmeli tarımın aslında arıcılıkla uygulanma modeli aslında ülkemizde uygulanıyor.
Yaklaşık son 8 yıldır uygulandığımız bir model ve aslında çok da başarılı bir model. Çünkü hem aracıları ortadan kaldıran, böylece arıcının doğrudan gelir edilmesini sağlayan bir model. Hem de arıcıya güven ve garanti veriyor. Yani ürününü üretirsem nereye satacağım, kime satacağım endişesi ortadan kalkıyor. Bakın propolis dedik. Mesela propolis çok değerli bir gıda. Ben de işte çok sık hastalanıyordu. Size de hikayesinden bahsetmiştim.
Oğlum sık sık ateşleniyordu. 11 aylıktan itibaren ben yıllarca sektörün içerisindeyim. Hep akademik, M sektörü olarak. Ama propolis üretimi ülkemizde yoktu ben bunları yaşadım da 2010 yılında. 5 yaşına kadar sık sık ateşlendi 11 aylıktan itibaren. Ve 5 yaşında bir otoyomun hastalık baş gösterdi. Ki üstelik annem babam doktor, annem de çocuk doktoru. Onun bu rahatsızlığına çare bulunamadı. Bu otoyomun hastalıkta bir çeşit iç kan ama.
Kan damar dışına sızıyor. Çok tehlikeli ve korkutucu bir tabloyla biz karşı karşıya kaldık. Ve sadece 5 yaşındayken. Ve o zaman gittiğimiz 18. profesörümüz teşhisi koyan bir Henochorn Lamvaskylit teşhisini koyan doktorumuz dedi ki, kızım sen madem arıcılık sektörünün içindesin, uzmanlığında arı ürünleri, bu arada eşim de ziraat yüksek bir arıcılık uzmanı. Niye dedi çocuğa propolis arı sütü vermiyorsunuz? Bu ürünlerin bağışıklığı desteklediği binlerce yıldır bilindiğin bir tersi. Biz propolis ile üret tanıştığımız. Evet literatürde ispatlanmış. Ben de hocam dedim hep Çin’den geliyordu o zaman. Türkiye’de üretim yoktu. Bal üretiyordu arıcı. Neden? Çünkü Çin’den çok ucuza geliyor. Firmalar onu tercih ediyor. Arıcı üretse daha ham maddesi, Çin’den gelen işlenmiş ürünün on katı zaten. Kimse arıcılıktan talep etmiyor. Üretmiyorlardı. Dedi ki madem dedi, hocam güvenemiyorum hepsi Çin’den. Çinlilerde dedim içine ağaçların yaprağını, sopunu, tomburcunu,
silikon, dioksit, maltodeksi, boyan maddeyi koyup propolis diye dünyaya satıyor. Propolis ile ilgisi olmuyor dedim. Madden güvenmiyorsunuz. Niye kendiniz üretmiyorsunuz diye sordu. İşte tabii o zaman kovanım yok benim. Bir arıcımızdan rica ettik sağ olsun üretti gönderdi. Böyle taş gibi sert. O güne kadar üretilmemiş o tüketici. Üretilmemiş. Böyle taş gibi sert bir madde bal mumuyla karışık halde ve öyle tüketilmesi mümkün değil. Literatüre baktık hep özütlenmesi gerekiyor.
Yani damla haline getirmesi gerekiyor. Ve şimdi bugün siz bunu yapınca, bugün Türkiye’de bu artık üretilebilir haline geldi. Evet, biz onu damla formuna getirdik. İşte oğlumuz gerçekten 6 ayda bağışıklık hücrelerinin sayısı 2 katına çıktı ve düzeldi. Doktorunda, gözetiminde. Geza, arı sütünü de aynı şekilde verdik. Ondan sonra da bu ürünlerin ülkemizde üretilmesi gerektiğine inanarak arıcılara bu konuda eğitimler vermeye başladık. Çünkü şu an geldiğimiz noktada Türkiye’de propolis, arı sütü, polen, arı ekmeği, arı zehri hepsi üretilebiliyor. Ve Türkiye’de şöyle bir potansiyel var. Bu 8.2 milyon arı kovanının yarısından propolis üretilse, dünyaya yetişecek kadar propolis üretilebiliyor. Peki bunun imkânı olan bir şey mi? Çok yüksek ihracat potansiyeli var. Tıpkı çambalı gibi ülkemizde üretilen Anadolu propolisinin, bu yerli arı ürünlerimizin kalitesi dünyada yok. İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yaptığımız bir araştırmada tüm dünyadan 157 propolis diye satılan ürünü inceledik. Bunların antioxidant fenolik, filoenit, polifenol yani etken maddelerine baktık. Ve ne kadar propolis içeriyor diye ürünler bakıldı. Anadolu propolisinin dünyanın diğer coğrafyalarında üretilen ve satışta olan propolislerden en az 3 kat,
ortalama da 10 kat daha fazla fenolik maddeler içerdiği ve fenolik çeşitliliğinin de daha zengin olduğu ispatlandı. Neden? Çünkü Anadolu topraklarında toplamda 12 bin bitki taksonunun 3 bin 500’ü endemik. Bütün Avrupa’daki endemik bitki türlerin üçte biri Anadolu topraklarında. Çünkü bu şu anda kalma öyle bir vantajımız var. Çok zengin bir toprak, çok zengin coğrafya ve bu endemik bitkilerden de çok değerli arı ürünleri çıkıyor. Bu propolis, bal, polen, arekme, hepsi. Yani hepsini incelediğimizde hepsinin besin değerleri, içerikleri çok zengin. Yeter ki doğru üretilsin. Buna çam balının üretildiği bölgelerde dahil mi? Çam balımız bakın çam balımız. Yani orada propolis üretilebiliyor mu? Tabii bütün ormanların olduğu her yerde propolis üretilebiliyor. Propolis arıların kovanı zerfekte kullandığı bir şey galiba değil mi? Reçinamsi bir madde. Mahfuz etmek için. Aslında arılar ağaçların reçinamsi kısımlarını topluyor, kovana getiriyor. Her petek gözünün içini propolis de kaplıyor, cilalıyor, boyuyor gibi düşünün. Orayı steril ediyor. Çok güçlü bir antibakteriyel, antiviral, antifungal aynı zamanda. Dolayısıyla bir de antioxidant. Dolayısıyla bu özellikleri nedeniyle kovan önce steril oluyor. Ondan sonra arkasından arı üstüne yavrusunu koyuyor, arı üstüne balını koyuyor, arı sütünü koyuyor. Ve böylece kovanda bunlar 35-45 derece sıcaklıkta yaz ayında kovanın içinde buzulmadan saklanıyor. Ve aynı zamanda arının yavrusu da sağlıklı bir şekilde gelişiyor. Zeyem Bey, Zeyem Bey peki bu yan üretimler konusunda da Türk aracısının bilinçlenmesi ya da Türk aracısının bunlara yönelmesi söz konusu mu? Yoksa zor bir iş mi, gereksiz bir iş mi? Hayır, gereksiz değil. Zor değil. Kolay bir iş. Yalnız şunu ben şöyle gireyim konuya.
Türkiye’de arıcılık örgütlenme Fatih Bey dünyadan bir asır sonra, tam bir asır sonra. Dünyadaki 1897, Türkiye’deki 2001-2002. O kadar genç. O kadar genç. Şimdi dolayısıyla bizim arıcımız bununla geç buluştu. Bunu iyi görmek lazım.
Bir ikincisi, biz bilimin olmadığı yerde, Argen’in olmadığı yerde tanıtım ve pazarlama olmaz diyoruz Fatih Bey. Bizim dünyaya bu konuda açılamayışımızın nedeni, tek nedeni daha şurada 3-5 yıl öncesine kadar ne pro polis konusunda yapılmış bir projemiz var, ne arı sütü konusunda. Arı ekmeğine şurada iki senedir buluştuk. Arı ekmeği tam nedir? Poler. Polenin depolanmış, PTEK’lerin depolanmış halidir. Öztürkçesi budur yani. Arı ekmeği olarak geçiyor. Onu da topluyoruz yani. Bu da çok iyi bir gelişim, bir gelişim. Şimdi ben esas şunun üzerine duracağım Fatih Bey. Evet biz bunlarla ilgili projeler yaptık. Arge projelerimiz var, ballarımız da. Bütün ballarla çalıştık. Sizin dünyaya açılamayız bilmeyiz için bir Argeniz olacak. Bunu tamamladık.
Ama aslında bizim apiterapi konusundaki en temel şeyimiz de, Aslı Hanım Sözleşmeli üretimden bahsetti. Türkiye Hariciler Birliği 2017 yılında bunu hazırladık. Firmalara sunduk. Ama bugüne kadar bir geri dönüş yok. Sadece bir iki kamu kurumu ile görüşmelerimiz var. İnşallah önümüzdeki yıl uygulayacağız.
İnşallah önümüzdeki yıl da BIO ile de uygulayacağız. BIO Türkiye Hariciler Birliği’nin sponsorluğunda, Türkiye Hariciler Birliği’nin sözleşmeli üretimi ile bu işi uygulayacağız. Bir, ikincisi Türkiye Hariciler Birliği’nin bir de kadınlarımızı biz bu sektöre çekmek istiyoruz Fatih Bey. Sadece erkekler değil. Kadınlarımız da bu sektörün paydaş olacak. Nerede paydaş olacak?
Arı sütünü üretilebilmesi için mutlak surete kadın halini diyemez. Nedeni şu. Arı sütü larva transferi dediğimiz 0,6 liralarda haşır neşir olur. Arı süt tam nedir? Arı sütü 6-12 günlük, fazlalıkta 18 günlük, genç işçi arıları,
beyinlerinde oluşturdukları ve ana arıyı, ana arı larvalarını beslemek, diğer işçi arı larvalarını beslemek üzere oluşturdukları bir beslemek. Yani yavru aramaması aslında. Evet, esas ana arı için beslenir. Biz burada arı sütü üretirken ana arı larvaları oluşturup, oradaki larvaların üzerine ifraz edilen arı sütlerini larvaya atarak topluyoruz.
Yani işlem bu. Şimdi bu işlem yapabilmez için zor bir iş galiba bu. Zor bir iş. Kolay bir iş değil. Ama bayanlarımız, kadınlarımız bu işin içerisine entegre etmeye çalışıyoruz. 2018. Bu tek tek yapılması gereken bir şey. Kesinlikle. Böyle 5 kilo sütü çıktı değil yani. Aracılığınızda şunu da iddia ediyorum. Biz genç işçi projesi uyguladık. 2018 yılında 1804 kişiye destek verildi. 30’ar bin lira. Odeste bin arıcıya versinler. Ben Türkiye’nin bütün arı sütü polen proponist ihtiyacını 3 senede karşılar bitiririm. Fatih Bey 3 senede diyorum açık ve net söylüyorum. Bizim temeldeki buradaki amacımız şudur Fatih Bey. 3 yıl süreyle her yıl ülkemizde 250 tane işletme oluşturalım.
Ser tip kalı ser tip kalandırılmış. İşletme oluşturalım. Biz 3 yıl içerisinde bütün Türkiye’nin arı sütü polen proponist arı zehri arı ekmeğe ihtiyacı. Peki bunun mesela arıcıya ekonomik katkısı ne olur ve çok büyük katkısı var. Ama arıcıyı bizim her şeyden önce bu arıcılarımıza 100’er bin liralık destek vererek malzeme desteğe malzeme desteğe. O arıcılarımıza o işletmeleri kurdurmamız lazım.
Çünkü işletme maliyetlerini karşılamamız lazım. Kaç arıcıdan bahsediyoruz böyle 100’er bin liralık destek verilecek? Biz bölgelerde 250 Türkiye’de her yıl 250 arıcıya böyle bir destek verelim. 250 yani milyon değil yani. Milyon değil Fatih Bey milyon değil. İnanın bin tane arıcı oluşturayım. Bin tane arıcıya ben ihra edecek arı sütü ürettiririz. Bu açık bir söylüyorum. Şu anda dünyanın her yerinde Çin arı sütü var ve ne kadar yani Türkiye’de ben arı sütü değil Çin’den ürettiğim. Bakın bizim İZO’da, İZO’da Aslı Hanımlar da katılıyor İZO’ya. İZO’ya biz Türkiye’yi biz götürürüz. Uluslararası Sandalp Teşkilatı’na. İZO’ya. Uluslararası Sandalp Teşkilatı’na biz ara yönülerimizi götürüyoruz şu anda. Arge olmasa neyi götüreceğiz? Argemiz var. Yaptığımız Türkiye Arıcılar Birliği olarak 5 tane balığımızı çalıştık. Yani 5 balımızı, manafal arabalarımızın dışında çam balımızı çalıştık. Şu anda lavanta balımızı, meşe balımızı çalışıyoruz. Arge mutlaka olması gerekiyor. Arge olacak ki bizim yurt dışına bir balı satabilmemiz için, diğer arıları satabilmemiz için sizin argeniz var mı, yayınız var mı diyorlar. İşte bu yayınları oluşturmamız lazım. Bugüne kadar dünyanın en büyük çam balığı üreticisi Türkiye, merkezi Türkiye daha çam balığı TSL standartı yok. Çam balığı TSL standartı yok. Bunu söylemeye çalışıyoruz. Peki bu standart TSL standart olması gerekiyor mu? Yoksa Avrupa’da bunu standart kurna almak gerekiyor mu? Hadi Bey önce kendi standardımızı koymamız lazım. Arkasından biz… En büyük üretici olarak bizim standart koymamız lazım. Propolis’in, Arı Sütünün, Polenin, Arı Ekmeğinin de standardı yok henüz. Bakın, bunlar, bu çalışmalar yapıldı. Bunlar bildirildi bakanlıklara. Ama arıcılar bugüne kadar terepkar olmamışlar herhalde galiba. Tabii ki söylemeye çalıştığımız şey… Biz herhalde 7 senedir bekliyoruz başkanım bu standartlar çıksın diye. 7 sene olmuştur. Peki bunu TSL’ye mi verecek, kim verecek? Bunu TS kanalıyla. TS, Uluslararası Standart, Transa da başkenti orası. Ama kodeksler bakanlıktan. Tabii kodeksler bakanlıktan. Kodekslerin bakanlıkın yani Tarım Bakanlığı’nın çıkarmasını. Çam balığı bile kodeksinin yerini değiştirdik. Yeni geliştirildi.
Çam balığını bile. Merkezimiz. Yani dolayısıyla biz şunu ben teşekkür ederim size. Bilim dendi. İnanın bilim dendiği zaman bütün ayaklarımız bağırtılıyor. Bilim olmazsa biz Türkiye aracılığından geliştiremeyiz. Bilim olmazsa ne çam balını satabilirsiniz? Bakın ikinci balımız ayçiçek balını konuşacağız. Ayçiçek balı da mı? Tabii ayçiçek balı.
İki ballarından apüterapite kullanabilecek tıp aktifitesini çalıştık. Yeven balımızı tıkkı aktifite çalıştık. Kestane. Kestane balımız mesela herkes kestane balı diyor. Çok acı ben yiyemiyorum. Hayır. Ama çok faydalı. Yenmesi gerekiyor. Tüketilmesi gerekiyor. Ama kestane balını daha düne kadar hiçbir arges yok ki. Türkiye Aracılar Birliği çalıştı. Bir yıl önce. Anzer balı meselesi nedir? Aklıma geldi.
Anzer balı daha henüz çalışılmamış bir bal. Yani burada Anzer balı ile ilgili fetva vermemizin yani benim özellikle bilgi vermem. Biraz zor. Doğru değil. Çünkü çalışılmış ballara çalıştığımız ballara ülkemizin Allah nasip ederse bütün balların çalışmayı istiyoruz. Fatih Bey. Yani sokaktaki insanımız beslenen çocuklarımız balımızı doğru bir şekilde tüketmelidir. Türkiye Aracılar Birliği’nin bütün birliklerimizin, il birliklerimizin asıl amacı da budur. Bu amaç doğrultusunda biz Arge üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Peki aslanım siz Arı meselesine üniversite anlamında bilimsel anda kafa yoran benim benim, ben muhakkak pardon ama tanıdığım en kafa yoran insansınız. Size göre Türkiye’de arıcılığın bilimsel olması için ne eksik şu anda? Ne yapmak gerekiyor? Ne yapılmıyor?
Şimdi bir defa biz dünyanın ikinci büyük aracılık ülkesi olduğumuz için. Üretimde de öyle miyiz? Tabii tabii üretimde de bakın ben size bir örnek vereceğim. Bir manuka örneği vereceğim. Yeni Zelanda’da manuka diye bir bitkiden çıkan bir bal çeşidi. Manuka balı. Manuka balı diye bu dünyanın neresine gitsek karşılaştığımız bir bal çeşidi. Bal antibakteriyel diye satılıyor. Aslında bütün ballar zaten antibakteriyeldir. Fatih Bey. Yani yaptığımız biz bilimsel çalışmalarda bütün balların antibakteri aktivite gösterdiğini görüyoruz. Eğer ham balsa. Yani 45 derecenin üzerindeki sıcaklıklara ısıtılmamış ve polenleri filtre edilmemiş. Isıtıldığında zaman balanın özelliği kaybedecek doğru mu? Tabii tabii kaybolacak. 45 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda bal enzimlerini yitirir ve aynı zamanda polenleri filtre edilirse de besin değerini kaybeder.
Bal kristalleşir doğal olarak. Ham bal yani proses edilmemiş bal kristalleşir donar bu normaldir. Tüketiciler bazen bunu bal şekerlendi şeker katıldı gibi algılıyor. Çok yanlış. Tam tersine raflarda çok uzun süre kristalleşmeden kalan ballar aşırı ısıtılmış olabilir. 280 millilitresi 359 lira. Aynen. Çok pahalıya satılıyor. Neden? Neden? Bakın balın hiçbir farkı yok antibakteriyel aktivite açısından. Bu bildiğimiz bal değil mi?
Tabii bildiğimiz bal değil. Özel bir bal değil yani. Değil bizim ülkemizde üretilenlerden bir artı özelliği yok. Biz manuka balına karşı… Ama üstüne serum ampul falan yazmışlar. Türkiye’deki çam balını, Türkiye’deki… Şu kadarı 350 lira. Kestane balını, çiçek ballarını hepsinin analizlerini yaptık. Ve aslında manuka balının en kalitelisi diye satılan, en pahalısı diye satılan balı kadar en az her yöremizin balı antibakteriyel aktivite gösteriyor. Ama fiyat olarak da o kadar pahalı satılmıyor. Bakın biz çok değerli bir şey üretip katma değersiz satıyoruz şu anda. Bizim ne yapmamız lazım? Bu adamlar ne yaptı? Ben 25 senedir sektörün içindeyim. Bunu gözlemledim. Nasıl markalar yüklenir, nasıl katma değer yarattıklarını gözlemledim. Şunu yaptılar. Devlet, ilgili bakanlıklar, Türkiye arıcılar birlikleri, birlikler, dernekler, akademi ve firmalar sektörü bir araya geldi.
Önce bir manuka balı standardı yaptılar. Bu Yenizlal’da mı? Evet. Diler ki bizim balımızın bilimsel çalışmalarını yaptık. Bizim balımızın antibakteriyeldir. Bunun içindeki şu maddeler antibakteri aktivite sağlar. Aslında Türkiye’ye bağladığı hiç de farkı olmayan bir bal bu. Aynen. Ve bunun standardını geliştirdiler. Ve bunu dünyaya kabul ettirdiler. Uluslararası camialarda sundular.
Uluslararası bilim adamlarıyla da aynı çalışmaları yapıp, ballarının bu özelliklerini dünyaya klinik çalışmalarla ve bilimsel verilerle ispatladılar. Ondan sonra da firmalara dediler ki siz eğer balınızda şu şu şu etken maddeler bulunuyorsa bunu manuka diye satabilirsiniz. Manuka diye satıyorsanız da bunun değeri şu kadar yüksektir. Ve böylece manuka balı diye bir bal satan bir sürü firma çıktı. Ve dünyanın her yerine dağıldı. Şimdi biz Türkiye’de ne yapmalıyız? Bir, bir defa propolisimizin, arı sütümüzün, Anadolu propolisinin, Anadolu arı sütünün, polenin, ar ekmeğinin, Anadolu balının, çam balı başlı olmak üzere bu bal çeşitlerimizin bir defa standardını yapmalıyız. Türkiye’nin herhangi bir şeyi markalaştıramama özelliği bal dağıtır sürüyor anı kılın. Tabii aynen. Bir kere bunların bir standardı. Benim ürettiğim arı ürünlerinin farkı ne? Bunun klinik çalışmaları var. Bakın yoktu eskiden ama şurada son 10 yılda yaptığımız bilimsel araştırmalarla bunları da uluslararası arenalarda yayınladık. Artık Anadolu propolisi diye bir propolisin özellikleri biliniyor. Çam balının özellikleri biliniyor. Kestane balımızın, diğer yöre ballarımızın. Bu benim yüksek sans tezim. İki tane birbirine çok yakın yöreyi çalıştım bal cinsi açısından. İkisi birbirinden farklı ve aralarında sadece 50 kilometre mesafe var.
O kadar mesafede fark ediyor. O kadar mesafede farklı. Bunlar ortaya kondu. Bu bilimsel veriler son yıllarda birikti. Elimizde toplandı ve uluslararası arenalar da sunduk. Bir şey merak ediyorum. Burada standart yapmak için her şeyimiz var. Kovanlar taşındığı halde bu fark nasıl oluyor mesela? Kovanın son durağı mı önemli? Şöyle, kovanı bir yere koyduğu an oradaki balı alıyor, orası oradan aldığı bal o yörenin balı oluyor. Ha sonra başka bir yere taşıyor, orada başka bir bal alıyor. Mesela Bitlis’e götürdü. Yani kovanın yarısı bir yerde yarısı öbür yerde olmuyor.
Değil. Kayseri’ye götürdü. Kayseri balı oluyor Bitlis’e götürdü. Bir kovan kaç ayda doluyor tahminim? O sezonda değişiyor. Bazı bölgeden 10 günde dolar, bazısından 20 günde dolar, bazısında 1 ayda dolar. Tamamen işte o mevsimsel duruma göre de etkileniyor. Tarımsal ortama göre. Aynen etkileniyor. Çiçek bolluğu, şu bu. Evet çiçeklerin büyüklüğü, zenginliği, yağışlar hepsinden etkileniyor. O yüzden mesela Nisan’da başlar Türkiye’de arı ürünleri üretimi.
Kasım sonuna kadar devam eder normalde ve son ürettiğimiz bal çambalılık. Bir kovandan bir kez bal alalım yani. Gezer gezer birkaç kez bal alınıyor. Defalarca alınıyor. Mesela bir arıcı gider, Narinciye’den başlar. Oradan bölge bölge gezerek kestane balı, ayçiçek balı, yayla balları, pamuk balları, çam balıyla bitirir. Yani bir arıcı farklı farklı türlerde ballar üretebiliyor bir sefer içerisinde. Üretebilir. Ve bu sırada propolisleri de üretebilir bu bölgelerden. Aynı zamanda sabit arıcılık yapıyorsa orada arı sütü de üretebilir.
Yine bu gezgin… Ha arı sütü sabitten mi oluyor sadece? Arı sütü de sabit arıcılık gerekiyor. Ve gezginci arıcılıkla polen, arı ekmeği ve arı zehri de üretebilir. Bakın arı zehrin… Arı zehri ne işe yarıyor? Arı zehri çok faydalı bir bileşen. Aslında apitoksin dediğimiz arılar soktuğunda enflamasyon yaratan, kızarıklık kaşıntıya sebep olan madde. Ama adı zehir kendisi fayda olan bir madde. Mesela cilt üzerinde çok olumlu etkileri var. Bir kere biri kapalı baban düştü ölüyordu mu ya? Binlerce ara soktu.
Tabii binlerce sokmaması lazım. Bir ara normalde 0.3 miligram zehir salgılar. Ve bunun içerisi de bu da normalde o bölgede mesela bir yere soktuğu zaman… Alerjiniz yok zehir. Evet, vücut savunma hücrelerini gönderir. O savunma hücreleri bölgeyi tamir eder. Bir nevi soktuğu yeri tamir eder ve bağışıklığı da güçlendirir. Arı sokması iyidir aslında. Şey, ne denir şey… Bazı hastalığı iyi gelin söyledi. Özellikle enflamasyon hastalıkları. Evet, romantizmal hastalıklar. MS, Alzheimer, Parkinson gibi nöro dejenatif hastalıklar. Bilimsel yayınlar var bunlarla ilgili. Ve mesela atopik dermatit. Sonra hanımlar Kore’de yapılan çalışmalar okudum. Kore çok meraklı ciltte. Bütün krem serum formüllerinde arı zehri var, propolis var, arı sütü var. Ve birçok çalışma yapılmış Kore’de. Mesela 20-70 yaş aralığındaki kadınlarda yapılan bir çalışmayı inceledim. Bayağı anti-aging etki yapıyor.
Karışıklıkların… Arı zehri. Arı sütü ne işe yarar insanlarda? Görüme eczanelerden. Arı sütü geldi der ve çok kıymetli bir şeydir, pahalı bir şeydir. O ne işe yarar? Arı sütü arıların yavrularını beslemek için vücudundan sallanır. Ne işe yararını öğrenme. Şimdi arı sütü bir defa düzenli kullanımda vücutta kolajen sentezini tetikliyor. Kolajen biliyorsunuz cildimiz, saçımız, tırnaklarımız, eklemlerimiz için son derece gerekli. Ve vücudun kendi sentez dediği kolajeni en iyi vücut kullanıyor. Hani dışarıdan almak aynı etkiyi yaratmıyor. Vücutta bunu yani genç vezinde kalmanın formülü. Bak, kaça olası için mesela kolajen için. Evet mesela o da işe yarar. Yani aynı zamanda bağışıklığı güçlendiriyor. Aynı zamanda da mesela çocuklar da düzenli kullanımında zeka gelişimini ve sağlıklı büyümeyi desteklediği de gösterilmiş. Ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisi var. Böyle tıbbi faydaları var yani sonuçta.
Ben çok yiymiş deyip yiyebilir miyim bir kaşık yoksa? Yani şimdi taze arı sütü zaten soğukta saklanması gereken. Beyaz bir sıvıdır, günde bir çay kaşığı yemeniz yeterli. Sabahları aç karnını dil altından. Baya pahalı bir şey ama o baya maliyetli olur. Yani ama doğru arı sütü öyle. Ve mesela infertilde kullanımı var. Hem sperm sayısını ve kalitesini hem yumurta sayısını ve kalitesini arttırıyor. Düzenli kullanımda etkildir. Arı ürünleri ilaç değil gün sonunda. Peki Türkiye’de ne kadar üretiliyor bundan? Ben hep iç yerli malını görmüyorum. Türkiye’de son yıllarda yapılan çalışmalarla tahminim 5 ton arı sütü üretiliyor şu anda. En az tahminim. Yine Propolis daha fazla 100 ton civarında. Polen yine 25-30 ton üretiliyor. Kilosu gerçek arı sütünün kilosunu mu soruyorsunuz? Gerçek arı sütünün kilosu 4-5 bin lira civarındadır. 1000 dolarlar, 1500 dolar da diye düşünüyorum.
Ama bunun üretimini arttırarak bizim biraz daha fiyatı aşağı çekmemiz gerekiyor. Kadınlarımızı arı süt üretici yapar ve arıcılık işletmeleri kurarsak, başkanımızın ifade ettiği o arıcılık işletmeleri çok önemli. Gerçekten hem daha düşük maliyetle hem de çok yüksek kaliteyle üretebiliriz. Bir kovandan ne bir arı sütü üretebilir mesela bir senede? Bir işletme sahibi, arı sütüne çalışan bir arkadaşımız. Yüz arıyla yaptığı zaman. Yüz kovanla.
İki aylık bir dilim içerisinde 30-40 kilo işletmesinden çok rahat. Yani sadece 100 bin liradan fazla parayı arı sütü elde edebilir. Tabii elde edebiliyoruz. Mesela benim tanıdığım, başkanım pardon Bursa’da bir arıcımız var. 40 kovandan 100 kilo arı süt elde ediyor. Ama çok profesyonel yapıyor. İki de çalışanı var kadın. Onlarla bir eşiyle birlikte yapıyor. Yani daha arttırmak mümkün başkanım. Tabii bunlar arttırılabilir. Ben burada şunu söylemek istiyorum. Yıllardır bir üretim tebliği yok. Bizim her şeyden önce bir üretim tebliğilerini arı zehrinde, arı sütünde, propolis’te nasıl üretileceğiz, nasıl saklayacağız, nasıl pazara arz edeceğiz bunları öncelikle hassasiyetle yapmamız lazım. Yani bakanlığın bu tebliğileri çıkarması gerekiyor. Evet. Yıllardır bekliyoruz. Önünde böyle de bir sıkıntı var. Yani biz arı zehri üretebilir miyiz? Arı zehri üretmememiz bile üret yani şu anda üretmememiz gerçekten izah edilebilir şey değil. Neden? Çünkü siz dünyanın yüzde yirmi kişinin arı ırklarını ülkenizde barındırıyorsanız bir de dünyadan farklı olarak 9 ay arıcılık yapabilecek bir iklimsel veri elinizde ise siz arı zehir üretmelisiniz.
Siz terapi gürünleri mutlak suretle üretmelisiniz. Bunun için de bizim bolca arge yapmamız gerekiyor. Arge ile öne çıkmamız gerekiyor. Bunların argesiyle beraber yabancı yayınlarda, literatürlerde yapılan argelerin yayınlanması gerekiyor. Bizim kestane balımız, ayçiçek balımız, geven balımız, diğer çam balının dışındaki balları da bol bol yayına sokmamız.
Ülke dünya pazarında. Bu arada propolis bayağı kullanan izleyiciler varmış. Onlardan çok şey geliyor, propolis kullanıyoruz, kendimiz öğretiyoruz diye. Peki reklam bitireceğiz tamam mı? Diğer bölüme geçeceğiz. En çok gelen soruyu sorayım. Bilimsel bir soru değil ama izleyimsel merak edilen bir konu. Türkiye’de balları karşı genel bir güvensilik var. Gerek marketlere satılanlar olsun, gerek diğer yerlerde olsun.
Sahte bal, işte şekerde üretilmiş bal, şu bal, bu bal diye. Bal alırken nasıl anlarız iyi bal mı, kötü bal mı, neye dikkat etmek lazım? Türkiye’de üretilen piyasada ballara güvenebilir miyiz yoksa başka bir yerden gidip kovandan biz atmamak lazım? Çünkü bal herkesin çok kıymet verdiği bir şey ama bir yandan da çok haber çıkıyor işte. Hatta bakanlıklar çıktı işte, sahte bal yakalandı, o yakalandı, bu yakalandı. Sahte bal nedir ve balda neye dikkat etmek gerekir?
Bir defa bir etiketi okuyun. Şimdi Türk Gıda Kodeksi bal tebliğine ham balın tanımı girdi. Ham bal balmak lazım. Bir defa ham bal olmasına dikkat edin. Yani pastörize edilmemiş, aşırı ısıtılmamış, 70-80 derecelere ısıtılmamış bal olmalı. Çünkü balın işlenmesine, pastörize edilmesine hiç gerek yok. Bal kristalleşir, kristalleşmiş olması… En o şekerlenmiş gibi görünüyor. Katılaşmış olması hiç sorun değil. Bu şekilde tüketebilirsiniz.
Koyu renkli ballar geç, açık renkli ballar erken kristalleşir. Bunlar normal. Niye o? Bu şey tamamen balın üretildiği bitkilerin ve kolam miktarı ile ilgili bir durum. Kestere balı hiç kristallemeyemesi… Evet, koyu renkler daha iyi kristalleşir. Bu normal. Bir defa buna dikkat edin. Sözleşmeli aracılık modelleriyle kovandan sofraya izinlenebilirliği sağlanmış ürünleri tercih edin. Bir üçüncüsü de çok önemli, mutlaka analizleri yapılmış olsun.
Her partisinin uygun laboratuarlarda bu işi yapabilecek yetkinliklerdeki laboratuarlarda analiz raporu isteyecek. Her aldığı parti için isteyecek. Burada da mutlaka hem balın enzimlerinin yüksek seviyede olduğu hem de bala ilişkin işte bu pestisit, zira ilaç kalıntısı gibi kalıntılarının olmadığının da ispatını istesinler. Ve etken maddelerin de içinde yüksek oranda fenoliklerin, floenetlerin, enzimlerin yüksek oranda olduğuna ispatını istesinler.
Ben bal alıyorum şeyden, bildiğim güvendiğim yerden getir diyorum ya da gidip alıyorum Anadolu’da bildiğim aracılardan. Ama mesela balı süzüyorum, marketten aldığım kadar berrak olmuyor. Niye o, fark niye o? Şimdi işte onu söylüyordum bazen raflardaki ballar aşırı filtre ediliyor. İçindeki polenler, gözde görülmeyen polenler bile tutuluyor ki kristalleşmesin diye.
Şimdi o kadar filtre etmek bala doğru değil. Polenlere vücudun ihtiyacı var, balda da olmasını bekliyoruz. Aynı zamanda aşırı ısıtılmış oluyorlar. Bunlar doğru değil. Bal ısıtılmayacak, pampsturası edilmiş bal iyi bir şey değil aslında. Kulanık görünebilir normal. Şeker dinlenmiş gibi görülen kristalleş olabilir normal. Açık renk ballar daha hızlı kristalleşir normal. Evet bu normal. Tadından, kokusundan, renginden bal mı değil mi vatandaş anlayamaz.
Çok zor bir şey. O yüzden mutlaka analiz sorgulansın. Nasıl üretilmiş, komandan sofraya izlenebilirlik sorgulansın. Üstünü okusunlar, han bal mı değil mi? Hani bunlar tüketicinin yapabilecekleri. Tabii ki sahtekârlığı engellemek mümkün değil. Bakın rahmetli Dünya Harcılar Birliği Başkanı bir öncekiyle ben bir konferansta bir araya gelmiştim. Dedim ki yani piyasadaki, dünya piyasalarındaki propolis diye satılan ürünlerin yüzde 90’ı sahte başkanım dedim.
Ne diyorsunuz bu duruma dedim. Bana dedi ki, Aslı Hanım dedi şu anda dünyanın her yerinde balın kodeksi, teblihi standardı var dedi ve çok çalışılan bir ürün dedi. Buna rağmen dünyanın her yerinde hayran balların yarısı sahte dedi. Dolayısıyla propolisin hiçbir teblihi standardı olmazsa bunun bu kadar sahte yapılmasının gayet normal olduğunu söyledi.
Ve bizim standartları çıkarıp bunları dünyaya kabul ettirip, bilimsel çalışmalarla arı ürünlerimizin, Anadolu arı ürünlerimizin farkını ortaya koymamız. Arıcılarımızı her yönüyle sadece bu yıl değil, her yıl her yönüyle desteklememiz gerekiyor. Ve tabii ki bu iklim değişikliklerini dikkate alarak da uzun vadeli bir stratejik… Peki hemen iki soru daha geldi. Profesör Ege’nin kısa kıraksını soruyor. Diyor ki bal kristalleşmez ise bu ısıtılmış ve özelliğini kaybetmiş olduğundan gelebilir mi? Şimdi tabi ne balı olduğu ile alakalı. Hocamız bana sosyal medyadan ulaşırsa, balın cinsini yazarsan ilgileniriz. Bir de son derece insani bir soru. Arıların yavruları için ürettiği arı üstünü aldığın zaman yavruları riske ediyor musunuz diye soruyor. Yok. Anı arıyı şey yapıyoruz. Fazlası ürettiriliyor. Ayrı bir üretim metodu uygulanıyor.
Yani biz sadece o arıların ürettiklerini değil, ana arı üreterek biz. Bunları suni ana arı üretir. Krediçi arı üretir. Fazlası ürettiriliyor. Fazlası ürettiriliyor anladım. Araları kandırıyorsunuz fazla üretir. Yani nasıl inek fazlası yavrunun sütünü içer fazlası inekten alınır ya aynı öyle düşünüyorum. Aynen öyle anladım. Peki çok teşekkür ediyorum. Ne kadar şeker lazım bu sene araları hayat atmak için? 750 ton. 750 ton sadece o muğla marmaristekiler için. Ama bakın başkanım dedi ki manavgatta da var başka bölgelerde de var dedi.
Yani bu konuda bir desteği ihtiyaç yoksa Türkiye’deki aralar Rize’ye girecek. Şeker konusundan ziyade devletin peklediğimiz bu alanların açılması. Evet bu alanların açılması. Efendime söyleyeyim. Arıcılarımızın kredi borçların ertelenmesi ve arıcılarımıza bir nakliye desteği verilmesi istiyoruz. Peki teşekkür ediyorum. Sağ olun var olun. Değerli izleyiciler arıları kurtarmaya ve tabii arıcıları kurtarmaya ve tabii ona bağlı olarak da doğayı kurtarmaya çalıştık ilk bölümde. Biraz sonra robot meselesini konuşacağız. İnsansı robotlar nasıl gelişiyor, nereye kadar gelişiyor, neler yapabilecekler, nereye gidecek mevzu. Profesör Doktor Hatice Köse, İstanbul Teknik Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Öğretim Üyesi ve Profesör Doktor Sırma Yavuz,
Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi birkaç dakika sonra burada olacaklar. Sağ olun.