Artvin (Şavşat) – Bir Kasaba Hikayesi 32.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=wb2ujNa4mdM.
Intro
Kendinden başka bir yere benzemeyen doğa harikası bir yere doğru gidiyoruz sizinle.
Tarihin eski dönemlerinden günümüze Yavuz Sultan Selim’den Kazım Karabekir Paşa’ya, mücadelenin bir parçası olarak sevdiğimiz Artvin İli’nin güzel ilçesi Şavşat’ımıza kavuşuyoruz. Bulutların üstünde bir masal ülkesinde yaşıyormuşçasına mutluyuz. Davul zurna zorlu yolların ve zor hayatların üstesinden gelmiş insanın mutluluğu için çalıyor. Şavşat’ta insan en çok mutluluk biriktiriyor diye düşünüyoruz. Tarihi yapıları, ahşap evleri, bulutlarla dans eden doğası, sanatla, yeşille, tarihle büyümüş güzel insanların hikayesine eğiliyoruz. Çay buraların olmazsa olmazı. Sohbetin güzelliği çayın demine bağlanmış diye geçiyor aklımızdan. Sonra sözü bal eyleyip başlıyor asıl olan.
İşin aslı insanın yaşadığı yere kattıkları. İnsanın hikayesiyle büyüyor nihayetinde şehirler. Sakin şehir, mutluluk saçıyor etrafına.
Nasiplenelim duası ile bırakıyoruz kendimizi Şavşat’ın bağrına.
Bunu ile elma toplayacağız.
Burada getireceğiz, orta orta keseceğiz, kazana koyacağız. Kazanda pişecek, onun suyunu alacağız. Onun suyunu teşhide kaynatacağız. Olacak pekmez diyelim.
Elma pekmez.
Elma pekmez. Elma pekmez. Elma pekmez. Elma pekmez.
Elma pekmez. Elma pekmez.
pek zordu. O arada sınavada girmiştim. Üniversite sınavına şey geldi. Poan kartım geldi. Eğitime girmek tutuyordu. Eğitim esine girdik. Balıkesir Savaştepe’de iki yıl okudum. Ondan sonra öğretmen oldum. Seksen bin dokuz yetmiş dokuz seksen yılları. Yetmiş dokuzda tayinim çıktı. Nereye? Tekrar Adıyaman Hasancık köyüne. Kartım yine Kurban Bayramıydı. Kurban bayramından önce göreve başladım. Göreve başladıktan sonra tekrar okullar açılmasında bir süre vardı. Geri geldim. O zaman ihtilal oldu. 12 Eylül ihtilalı oldu. Ondan sonra tekrar burada işlerimi yerleştirdik.
Bir yatak falan aldım. Yerime gittim. Orada göreve başladım. Birden birleştirilmiş sınıf verdiler. Birden iki üç yani üçü birleştirilmiş. Onları devam ettirdim. Çocuklar o zaman pek değil bilmiyorlardı. Köy biraz şeydi ama çocuklar seveceğim diye iyiydi. Yavaş yavaş yavaş yavaş
çocuklarla muhabbete başladık. İşte orada altı ay kaldık. Bu hanımlar nişanlandık. O zaman öğretmen fazlalığı var diye beni kaldırdı. En son geldiğimde başka Kani Kürk isminde bir köye verdiler. Orada da gittim. O insanlar sevdiler. Evlerinde beni barındırdılar. Sağ olsunlar. Allah razı olsun. Ondan sonra geldik. Eş durumundan Yusufeli’nin Serisi köyüne tayinim çıktı. Oradan da işte eş nedeniyle Şafşat Atatürk Okulu’na tayinim geldi. Ve eşimle orada bir zaman öğretmenlik yaptıktan sonra çocuklarımız oldu. Ve hayat derken devam etti. Nihayetinde bu dini derslerine girmek için ayrıca Yonvatip mezunlarına bir kanun tanıdılar. O sınavda girdik. O sınavı da kazandık. Tekrar bana iki üç okulda mevcut olan öğrenciler, dört beş yüzyıl sınıfların din ahlak derslerine giriyordum. Onlara dinini, ahlakını, Hazreti Peygamberimizin güzel ahlakından işte din, namaz, oruç, haczekat, kelime-i şehadet gibi bunlar üzerinde genellikle duruyordum. Dürüstlük, doğruluk, güzel ahlak. Yani sizin hayatınızın temennisi, sorumluğunuz, insanlara karşı sevecen olmanızı. Onları anlatırdım. Ve öğrencilerin nihayetinde onlar mezun ahlak gittiler. Okuduklarında, görüştüğümüz zaman memnuniyetlerini dile getirirler. Ve derdiler ki hocam senden Allah razı olsun ki bize bu dinimizin vecibelerini öğrettin. Çok sağ olun, çok teşekkür ederiz. Hatta öyle bir zamanlar oluyordu ki ağlamam geliyordu. Yani kendi kendime hüzünleniyordum ki. Çocuklara gerçekten bir şeyler verebilmişim. Şavşat adı Gürcüce,
Şavşeti’den gelmektedir. Ve Şavşat kasabası Şavşeti tarihi bölgesinin yerleşim yerlerinden biridir. 1547’de Osmanlı İmparatorluğu şehri fethetti. Küçük bir yerleşim yeri olan Şavşat, 2015 yılında Sittaslov kapsamına alınmıştır. Artvin ilçesine 71 kilometre uzaklıktadır.
Allah’ın verdiği elmalar her sene olmaz. Üç senede, beş senede, iki senede bir olur. Bazen baharları soğuk olur. Soğuk ettiği zaman üşür, çiçekte dökülür. Bu sene Allah verdi fakat bu sene de aksina gibi su yok. Hani diblerine su veremiyoruz. İşte elma, bak kurumuş dalları. Elmaları değerlendirmek için, yani dibine akıp çürümesin diye biz şöyle düşündük. Dedik ki bunları toplayalım, içini temizleyelim, kaynatalım. Yediğimizi yeriz, yemediğimizi diğer kardeşlerimin çocuklarına şunlara bunlara ikramda bulunuruz. Bu şekilde düşünüyoruz. Yapabildiğimiz kadar.
Kimse demez ki niye yaptın, yapmadın. İşte kaynatacak odunumuz filan kapımızda möcettir. Almıştık. İşte bunları da değerlendirmeye çalışıyoruz. Hani onu kaynatmak için odun ateşi ilansın. Evimiz üstü ben amcamla ortaktı. Altında böyle iki gözü ev, üç bagalı ahır vardı.
O yukarı mahallede Terzi oğlu mahallesinde kaldı. O amcama kaldı. Bizim babam da ben 17-18 yaşlarındayken bu evin üzerine söktük. Bu tarla bizimdi. Buraya getirdik. Bu evi yeniden inşa ettik. Ben Şafşat’taydım. Arada sırada gelip babamın hal hatırını soruyordum. İhtiyaçlarını alıyordum. Bu şekilde yardımcı oluyordum babama da. İşte babam 2011 yılında
vefat etti. Ondan sonra annem de 2015 yılında vefat etti. Böyle edince iki tane kardeşim vardı. Onlarda vefat etti. Buraya çok emeğim vardır. Çok ağaçlarında, sulamasında, su getirmede her şeyinde emeğim çoktur. Bu şekilde emeğimi bırakamıyorum. Yani vicdanı rahatsız oluyorum bırakırsam, görmesem. Ama buraya geldiğim için huzurlu oluyorum. Baba ben geldim diyorum.
Böyle şey olup manevi olarak buradayım diyorum. Korkma diyorum. Kendi kendime böyle şey yapıyorum. Esnafıyla öğrencisiyle, her mevsim büyüleyen manzarasıyla ve her yaştan insanın yüzündeki mutluluk ifadesiyle karşılıyor Şafşat bizi. Sisler içinde bekleyen Karagöl’de ladin, köknar ve çam ağaçlarının suyla birleşerek oluşturduğu resme dalıp gidiyoruz.
Sonrası hep iyilik, güzellik dolu cümlelerden ibaret.
Sabah kalkarım, inekleri sagarım. Ondan sonra yemek veririz, götürürüm o tarmaya.
Ondan sonra getiririm tekrar sagarım. Akşam olur ne bilemiş. Çıkan sultan, yağ, peynir. Yak peyniri yapıyorum. Satıyorum herif. Ne bileyim. Onun beşte ne oldu? Seviyorum. İneklerin, danaların, incirlerin, çiçeklerin. Öyle işte. Niye çilek? Biraz alacağım. Dur ondan çilek. Çocuk taktı ne bileyim işte. Çocuk takmıştı onu. Torunum. Torunum takmıştı. Kışın zor oluyor. Evet. Çok kar yağıyor. Kışın balığa yapıyoruz. Balığa dağıtıyoruz hepsini ayrı ayrı. Öyle işte. Onun beş tane var. Her gün ben kendim götürüp getiririm. Öyle. O suti şimdi götürüp süzacağım. Makinede yağ yapacağım, peynir yapacağım.
Sonra satacağım işte. Kışında satıyorum. Burada yoktur da. Çevre köylardan isteyenler var. Gondarıyorum. Kaynanam, kaynatam oğlum eşim. Kızları evlendirdim de iki tane kızım var. Kızları evlendirdim. Torunlarım var. Dört tane torunları kız torunları.
Evet. Hep beraber otlatıyoruz. Bazen beraber yeriz yemek. Ne bileyim.
Evet.
Bu kadar için bu kadar için. Bu kadar için. Bu kadar için. Bu kadar için. Aynalı aynalı. Aynalı. Aynalı.
Bize’nin Gündoğdu, Naye’nin Akbuna köyü ilkokulunda öğretmenine başladım. İki sene de orada çalıştım. Üçüncü sene Artınili’nin Boçhaya ilçesine bağlı Camili bölgesinin Uğur Veldentkis.
Uğur Veldentkis okulunda öğretmenlik yapmaya başladım. Orada bir sene kaldıktan sonra, bir sene kaldıktan sonra bu sene aynı bölgenin Akbuna, Efeler Aksu ilkokulunda öğretmenlik yapmaya başladım. Orada da beş sene kaldım. Altı sene bittikten sonra kendi köyüm olan Artınili’nin Şafak ilçesinin Cevizli köyüne başladım.
21 sene de orada çalıştıktan sonra, 22 Eylül 1999’da emekli oldum. Köy hayatına başladım. Birkaç tane hayvanım var. O hayvanlarla meşgul oluyorum. Başka bir iş de yapmıyorum. Köy hayatımdan memnunum. Köyde tekeri bir tarafa da gitmedim. Şu anda burada yaşıyorum. Ailem, çoluk çocuğum işte. Ailem burada. Kardeşim vardı, o vefat etti. Onun ailesinden de bir de ailem. Üç kişi burada duruyoruz. Köy işleriyle uğraşıyoruz. Bana bahçeye yardım ediyorum. Ondan sonra, affedersin, baltaya odun yarıyoruz. İşte odun getiriyoruz. Soba yakıyoruz öyle. Dışı da değerlendiriyoruz.
Bazen boş kaldığımız zaman, bazı kuram-ı kerim okuyorum, bazı kitap okuyorum. Öyle geçiyoruz. Bazı komşular gelirler. Biz komşulara gideriz. İşte sohbet ederiz. Öyle günlerimiz geçiyor. Yaz mevsiminde ihba geldiği zaman da hayvanlarla uğraşıyoruz. Onları otlatıyoruz.
Burada meralara otlatıyoruz. Mayıs ayında meralara çıkarıyoruz. Çaylar yasal oluyor. Merada oturuyoruz. Eylül ayına kadar yerlerine inmiyor. Ondan sonra mallar safe oluyor. Artık biz de evle, bahçeyle, şunla uğraşıyoruz. Başka bir işimiz yok. Köyümüzde Bedel Sulal isiminde bir imam hatip vardı. O imam hatip iki tane eser yazmıştı. Bu eserlerin birini şu anda okuyorum, öteki de evde, onu da okuyacağım. O İstanbul’dan İstanbul’da okumuş çok derin bir hatiptir. O bakımdan onların eserleri değerli.
Onları işte yavaş yavaş hayvanlara gidiyorum. Onlarla uğraşıyorum. Ayrıyeten boş kaldığımız zamanlarda televizyon seyrediyoruz. Radyo dinleriz. Gelenim sağlıyoruz. Gelenim sağlıyor. Onların satma işi yok da eve çay olarak ancak gereği diyoruz.
Yağ yapıyorlar, peynir yapıyorlar, tuzlu yaylan diyoruz, çökelek diyorlar ya, onu yapıyorlar. Başka bir şey yaptıkları yok. Bazen gelenler oluyor, ziyaretlerden oluyor. Hatta Samsun’dan gelen oldu, Bosa’dan gelen oldu. Ayrıyeten bizim bu bize de gelenler
şaka daratlıyorlar, benle hoş besediyorlar. Öğretmen olan da var, subay olan da var. Ondan sonra askeriye de çalışan da var,
sivilde çalışanlar var, mühendis doktor olanlar da var. Çok çok. İnsan gururlanıyor. Bunların böyle görünmesine. İnsan şeref düzgün.
N’apıyorsun? Hocam, ben N’apıyorum. Ne yapacaksın? N’apıyorum? N’apıyorsun? N’apıyorsun? N’apıyorsun? N’apıyorsun? N’apıyorsun? N’apıyorsun?
N’apıyorsun? N’apıyorsun? N’apıyorsun? N’apıyorsun?
Şafşat evi içinde ruh doygunluğunu karnımızın doymasıyla birleştireceğiniz yöresel lezzetler işte tam burada bizi beklemektedir. Yiğiniz içiniz ama israf etmeyiniz diyerek tadına doyulmaz lezzetlerle baş başa kalıyoruz. Tarihin ve doğanın armağanı manastırlar, evler, yaylalar, köy hayatının enfes resimlerini gördüğümüz ahşap evler vakitlere sığmıyor. Madenköyü ahşap evleriyle sembol denilecek bir yer. Anı yaşatan bu köyde hayatın olağan akışına büyülenmişçesine kapılıyorsunuz. Neşeyle oynayan çocukların sesleri huzur veriyor. Teyzelerin amcaların günlük yaşantısına baktıkça içiniz güzelleşiyor.
Bulut ve sis denizi içinde, artvin yaylalarında doğanın huzurunu iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Bir merhaba sunduğumuz cana şavşatta elveda sunmak istemiyoruz. Doğal güzellikleri, mutlu insanıyla sakin şehir umvanına sahip şavşatta medeniyetimizin hikayesiyle yeni yollara doğru devam ediyoruz.
Aklımızdan silinmeyecek manzarasından ve güzel insanımızdan yeniden görüşmek duası ile ayrılıyoruz.
Altyazı M.K. www.feyyaz.tv