Sivas (Divriği) – Bir Kasaba Hikayesi 31.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-kgE-Q9pNiU.
Intro
Anadolu Medeniyetler Beşiği Kara toprak kendine şahit oluyor bir insanı izlediği zaman. Muhsin bakışlı insanlar doğuruyor Anadolu, ocaklarımıza. Arslan yürekli güzel bakışlı çocuklar büyüyor toprağımızda. Yiğitler diyarı sıvası anlatmak için kalemler eksik kalır diyenlere, üç harfli bir noktalı yolculuklarda tas tamam kavuşmalar olur diyerek anlatalım sıvasımızın divri ilçesini. Aşk ile bir kez daha adımlarımız sarısacak toprakların üstünde atıyor. Kalbimiz Hüsn’ün dolu. Kalbimiz insan güzelliğinden mülhem bir bahçe oluveriyor, kardeşlik sözlerimizde. İnsanoğlu dedikleri binlerce yıldır bekliyor bu durağa. Vaktin içinde milyonlarca alemden bir alem oluyor insanın hikayesi. İnan olsun yaradan hepimizi aynı malzemeden birbirinden farklı yaratmış. Kimi güler, kimi ağlar dedikleri dünya içinde bir motif olmuş insanın sureti.
Cemali mutlaktan bir damla insan.
Hücum ve Kıbrıs Hücum ve Kıbrıs Hücum ve Kıbrıs
Hücum ve Kıbrıs Hücum ve Kıbrıs 1933 doğumluyum.
Ayrıca 1932 doğumluyum. Babam bir şey yazmış, askere kart geçsin diye. O zaman çocuk oluyorsun. 92 yaşındayım şimdi. Ben kendi görüşüme göre avcıyım. Dağ havaya gezmeye boşluyum. Haftanın iki gününü mağaralarda gezerdim.
Sırtımda 10 kilo yük, dağlarda gezerdim. Mağaralarda yatardım. Birkaç arkadaş giderdik. Hayatımız öyle geçiyordu. 94’te her şeyi bıraktım. Boş avcılığı değil. Kötülüğün, işkiliğin, müzikaranın her şeyini her şeyle kaldırdım attım. 94’te hacca gittim. Allah’a şükür. Şimdi de namazımı kılayım, orucumu tutuyorum.
Allah’a şükür. Saymayim ben bitiremem ki. Gecem, gündüzüm yoktur. Batman, kömür Batman’dan yükleniyor. Cizre, Çinopi, kömür yükliyorum oralardan. Bu tarafa geçeyim Tuş Bilek. Tavuşanlı, kömür yükliyorum. Bu tarafa geçeyim Albuştan, Maraş. Ağaç, çam, odun yükliyorum. Bu tarafa geçeyim Tuhal. Çorum, Tugla, Kiremiç yükliyorum. Bu tarafa geçeyim Çimanto yükliyorum. Yapmadığım iş bana küstü. Benim 7 tane arabam vardı, 7 tane şoförüm vardı. Anladın mı canım? Zamanında 3-5 kuruş. Gerçi parayı oldu. Az parayla çalışıyorduk.
Bu hala geldim. Hanım, küt hanım, apartmanım yok mu? Çocuklarıma verdim. Çocuklarımı masab ettim, dükkan sahip ettim. Ev sahip ettim çocuklarımı. Ev verdim. Rahatım Allah’a şükür. Çocuklar hep yanımda. Torunlarım sayesini bilmeyeyim. Torunlarımın sayesini bilmeyeyim. 3 tane oğlum var. Yeğenlerim var, kardeşim çocuklar var. Hep beraberiz. 80 sene kardeşimle beraber bir evde kaldık. 80 sene ayrılma yok. Ailelerimiz beraber. 80 sene bir kardeşinle geçinir mi? Geçindik. Ailelerimiz beraber. 80 sene. İvrugi ne demek?
Burada 10 tane han vardı, hayvan hanı. 50 tane bakırcı vardı. 50 tane terzi vardı. 50 tane ayakkabıcı vardı. Köylüler hep buraya geliyordu. Hep burada. Efendim, araşı veriş çoğudu. Yer bululmazdı hanlardan, otellerde. Şimdi hep gittiler. Efendim, 8000 nüfusa düştü. İvrugi bitti. 40.000, 50.000 nüfusudu. Daha önce de başka memuriyen şehri var burada. Bak bunlar şey, altın eritme. Bizim buradan çıkma buradan. Efendim, darphane vardı darphane. Burada payitahtır burası. Divriyi Kalesi Mengücek oğulları zamanından bugüne tarihi bekliyor.
Burçları aslan yürekli askerlerin nöbetgahı, taşları Türk yurdunun bekçisidir yüzyıllardır. Çaltı kanyonu Divriyi’nin saklı güzelliklerinden olduğu için, as kişi tarafından bilinmektedir.
Çeşitli bitki ve hayvan türlerine de ev sahipliği yapmaktadır. İzlediğiniz için teşekkürler.
İzlediğiniz için teşekkürler.
95 tanesinde Ankara’ya gittim.
Efendim, 82 tanesinde bu mesleğe kaldıktan sonra bu mesleğe başladım. 82’den beri de bu mesleğe yapıyorum. Babam esneğin falan değil, kendim yaptım. Tabii eksise artısı olduğu mesleğim. Bazen, mesela bizim eskiden bizde para veya maaş yoktu.
Başka bir mesleğe de başladım. Müsterin ne verirse ondan geçiniyorduk. Yemeğimizi kendimiz alıyorduk. Her şeyimizi, ihtiyacımızı kendimiz karşılıyorduk. Mesleğe öyle başladım. 95’te Divriye’ye geldim. 95’den 2005’ye kadar bazı dükkanlarda çalıştım. İşçi olarak. 40 senelik meslek hayatım. Bazı oluyor. İşte Covid olayından sonra mesleğimizde müşterilerimizle düşüş oldu. Yarı yarıya düşüş oldu. Eylül’ün 20’si son günleriydi. Eylül’ün 20’si ile 30’u arası tarihte gittim. Tam olarak gününü hatırlamıyorum. Üç günü kaldıktan sonra yine bizim aile dostumuz olan bir ustanın yanında çalışmaya başladım. O çok fazla bana bir şey öğretmedi aslında. Adı Yamanlı bir ustam vardı. Onun sayesinde bu mesleğe daha adapte oldum. Mesleğin eksisin artısını o öğretti bana. Nasıl anlatayım ki? Bazı püf noktalarını kendisi oturup bana tıraş oldu.
Şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın diye o şekilde başladım bu meslek. Allah bereket versin. Üç beş kuruş da karşılığımızı çıkartıyoruz. Bizim meslekte usta bir şey göstermez. Aslında kendini öğrenirsin. Nasıl kendini öğrenirsin? Çevrenden, arkadaşlarımdan, şeyinden ben. Bak başından geçen bir şeyi anlatayım. Abim geliyor ustama tıraş alıyor.
İki seneli sen bu meslekte uğraşıyorsun, bir şey öğrenemedin derken dedim ki, sen benim abimsin değil mi? Peki sen gider başkasına tıraş olursan ben kendimi nasıl öğreneceğimi dedim. Ondan sonra haklısın Ahmet dedi. Ben tıraş ettim. Tıraş ettikten sonra herkes beğendi. Ondan sonra da başkalarına tıraş olmamaya başladı.
Kızılay’ın ülke alan pasajı var. Ülke alan pasajında bir kuafördeydim. O dönemde Sedef Erkek kuaförüydü. Pasajın bekçileri vardı. Pazar günleri temizleye giderdim. Bekçileri çağırırdım. Gelin sizi tıraş edeyim diye. Öyle öyle onları tıraş ettim. O dönemde şartlar onu götürüyordu. Yani o zaman, tabii ki o dönemdeki şartlarla bu dönemdeki şartlar farklı ama,
o dönemde insanların çok fazla para, nasıl anlatayım, paraya bakma konu yoktu. Çocuğunu meslek sahibi olsun diye gönderiyordu. Şimdi insanlar para tarafları, yani maaş alma tarafları. Onun için de sen kendin zaten ne kazanıyorsun ki ona ne verirsin.
Ondan dolayı da çok fazla öğretme tarafları değilim. Yani ben kendim öğretmiyorum. Tabii tabii yetiyordu maaşın. Yani o dönemlerde müşteri de güzeldi. Artı böyle geçim sıkıntısı da yoktu. Gelen müşteri, mesela öyle bir müşterilerim vardı ki, beni seven müşterilerim vardı. Özellikle saçını bana yıkatırdı çıraklığımda. Nefes daralan müşteriler vardı lavaboya eğildiği zaman.
Öyle müşterilerimde, o dönemde 84’te 85’te 5 lira bahşiş verdikleri oluyordu. Yani abime mutfak masrafımda bile yardımcı olduğum dönemler oluyordu. Ama şimdi o şeyim kayboldu. Tabii ki en azından aç değilim. Kimseye muhtaç değilim. Yani iyi kötü ekmek paramı kazanıyorum. Benim gibi bir sürü emekli insanlar ama işi olmayan,
boşta gezen için benim o avantajım var. Ben kendim mesleğim olduğu için yan gelir olarak yapıyordum. Ama öbür türlü yapamazdım. Niye yapabilirdim ki? Tabii ki seviyorum. Sevmezsem zaten yapmam. Günlük 8-10 müşteri oluyor aşağı yukarı. 5-6 müşteri, yani ekmek paramız çıkıyor. Gün günü değiştiriyor.
Tabii ki bugün mesela devri’nin çarşamba günü olduğu için pazar var. Pazar olduğundan dolayı da bugün biraz daha kalabalıktı. Siz de görmüşsünüz. Farkı yani kalabalı. Bugün biraz daha iyiydi. Ama diğer günlerde işte Allah bereket versin ya. Ama kışın işimiz duruyor. Bizim çevre köylerdeki yazlıkçı çoğu, çocuğunu okutanlar, torununu yanında bakanlar, öğrencilere. Ondan dolayı bu aydan sonra göç başlıyor devri’ye. Göç başladığında nüfus düşüyor. Nüfus düştüğü zaman bizim işimiz de düşüyor. Kışın da iyi kötü. Masrafımızı karşıladık mı bizden iyisi yoktur. Yani çimdeki gençlerde çeşit çeşit traşistliğe var. Bazı çocuklar bana gelmiyorlar. Niye gelmiyorlar? Yaşımdan dolayı. Bakıyorlar yaşlı ihtiyar gibi saçım beyaz. Bu bizim istediğimiz yapamaz diye gelmeyenler de var. Tabii gençlere. Benim bir müşteri potansiyelim var. Benim imsalim, benden büyüklerim. Biraz daha gençler. Yani öğrenci statüsü değil de şöyle söyleyeyim.
35-40 yaş üzeri benim daha oturmuş bir müşterim var. Şimdiki teknoloji daha iyi. Şimdi eskiden mesela bizim deyimimizde natural diye sıfır ense çıkartıyorduk. Makasla sen bir saat uğraşıyordun ki o makasın hem izini kaybedesin hem şeklini veresin. Şimdi makinayla çıkıyorsun iki dakikada o natural enseyi çıkartıyorsun. Değişen bir şey yok.
Teknoloji güzel bir şey.
Kanyonu oluşturan noktadan geçen Çaltıçay’ı kenarından Doğu Ekspresi göründür bir vakit. Uzun vagonlar selamlar tecer ve yama dağlarını. Bir kartal yuvası edasıyla Kestoğan kalesi gözetler asırlardır dostu ve düşmanı. Hüseyin Gazi kolundaki acıyı unutarak uzanır. Dikkatli bir kutu var.
Toprağına kurban olan insanların şehadetiyle ayaktadır Anadolu diyerek başlar artık cümleler. Hüseyin Gazi Türbesi hayranlık uyandırır. Tarihin aslanlarına bir kez daha. Divri ilçesindeki Igmbat isimli dağın tepesinde yer alan türbe etrafı taşlarla örülü bir yapıdır.
Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi’nin gerçek mezar yeri tam olarak bilinmemesine rağmen bu mezar yerinin ona ait olduğu düşünülmektedir. Ruhları şad olsun, ruhları şad olsun, ruhları şad olsun duası ile dövülür demir ocaklarında divri biçakları. İnsanımızın keşke bir kez daha yaşayacak.
İnsanımızın keskin bakışlarından ilham alarak demir işlenir, örs, çekic ve ateş ortaklığında.
Valla demek ki merakım vardı her şeye. Bu vakit silahın merakım vardı. Önce silahdan başladık. Ondan sonra Ubynlar’a başladık, Bakır’a başladık derken antikat nelerim vardı ben antikat. Antikatlarım vardı. Antikatlarım vardı. Antikatlarım vardı. Antikatlarım vardı. Antikatlarım vardı. Antikatlarım vardı.
Antikatın nelerim vardı ben antikat. Hep sattım, hep ikini sattım. Şimdi çoğu tophaneli şeyde, Topkapı Sarayı’nda çakmağ taşıyla atılan silahlar, toplu silahlar, toplu davancalar, kılıçlar, divrikte neler vardı neler. Bakır alıp satıyorum efendim antikat alıp satıyorum. Bir tanesi bende bir mangal var dedi, güzel bir mangal. Sarı dedi, ee getir bana alayım dedim.
Gibinin tepsisi var tepsisiyle beraber. Mangalı getirdi bana sattı. Aldım. İyi. Bir müşteri geldi. Sivas’tan. Bende ona sattım. O da İstanbul’a sattı. Altınmış. Altın. Altın mangal. Bilemedik ne bilelim. Bana bir mektup geldi, götürün söylüyorum bir şeyler dedi. Adam bana niye bunu bulmadın.
Sen bilemedin ben de bilemedim dedi. İyi peki geçti gitti dedim. Ne yapalım? Nesip Bey olmuş. Üç arkadaş dağa gittik, ava gittik. Dağ geçişi var bizim burada ya. Dağ geçişi avına gittik üç arkadaş. Bir yerde mola verdik. Yemeğimi yedik falan. Dedim ki oğlum sen şu tepeye git. Ben o bir tepeye gidelim ben de arkasından gelin. Şuraya dolanın dedim. Geç arıyor dağ geçişi. Vallahi bir şey yapmadım.
Geç arıyor dağ geçişi. Vallahi 87-86 86 hatırlayamıyorum. Kafayı da koyduk biz. Havuza kaldık havuza. Çocukları oraya yolladım. Ben de burada giderken. Anarşi devri. Bir mağaranın önüne gittim ki. Otlar yapmış hep. Çin’enmiş. Allah’ın eyvah dedim. Anarşitler burada Çin’in mağaralarından süper öldürecekler dedim. Anarşit devri. O zamana kadar mağardan bir hayvan çıktı ama. Bir mezkep kadar. Üzerim atladı. Lan tanıdım hemen. Eyvah ben öldürecek dedim. Şimdi yiyecek beni dedi. Nasıl edersin? Allah tarafından hemen kafam çarşı etti. Kaçma dedi bana. Bir ses. Yatma. Kaçma. Silahı ağzına sok. Tepik içek dedi. Hemen hazırla geçtim. O uşaraftan geliyor havada. Yirmi otuz metre var aramızda. Geldi bana kavucum. Ağzına tüfek soktum. Tepik içektim. O gelişi. Çocuklar geldiler. Ne ettin? Ne vurdun? Ne vurdun? Davgaçlı vurdum sana. Oğlum bu dedim. Yaklaşma.
Leopar. Leopar var ama çok büyük. Kuyruğu nereden nereye geliyor? Şu işte avcı arkadaşım. Şu da onun babası. O da benim. Benim torunlarım. Topkapı Sarayı buraya geldi. Kırk dörtte. Alman Harbi vardı ikinci dünya savaşında. Topkapı Sarayı buraya geldi. Beş sene burada sakladılar o eşyaları. Her şey buraya geldi. Canlarıma bekledi.
Kabaklara gider. Nöbet tutsun. Yok. Yasak. Yasak. Görebilir misin? Canlar var. Bekliyor. Topkapı Sarayı buraya geldi. Beş sene. Harp bitti. Topkapı Sarayı’na geri götürdüler. Divriyi Ulu Cami motifleri gibi aynı yerde, aynı zamanda başka başka hayat yaşıyor. Arzdan arşa hikaye atında.
Şah kapıdan, taç kapıdan, batı kapıdan ve cennet kapıdan geçip, Ulu Cami içinde abanoz ağacından yapılmış mimberine kadar geliyor insan. Ulu Camii ve Darüş Şifa Zengin Anadolu geleneğinin bir yansıması olarak emanet edilmiş Divriyi’nin güzel insanına. Hüma Hatun sokağı sakinleriyle bereketlendirir Divriyi. Sadece kadınların çalıştığı bu sokakta kültürel dokuyu yansıtan yapısıyla dikkatleri çekiyor. Yıldız Köşkü ilk balkon denemesi yapılan tarihi bir eser olarak güzelliğini koruyor. Sancak Dar Konağı yenilikçi mimari çizgileri anlatıyor insana. Sivil mimariinin güzel örnekleri olarak Divriye miras kalmış Aya Nağ Konağı ustalarının emaneti olarak bekliyor asıl sahiplerini. Yani ihya edecek insanımızı. Divriyi kalesiyle, türbesiyle, konakları ve camisiyle insanımıza vuslatı haykırıyor yıllardır. Vedaları değil, kardeş olmanın sevincini yaşatmak adına bekliyor yolcularını. Yolculuk hiç bitmez. Kanatları olmasa bile insanın uçuşu hatrında tutar yıllardır. Divriye Anadolu tarihinden süzülmüş bir damlaya meftun olarak devam ediyor.
Bereketli topraklarımıza kavuşmalarımız. Hikayesini anlayarak Anadolu’nun bir durağına daha diyoruz.
Elveda, elveda, elveda.
Altyazı M.K.