Atiba Hutchinson Hikayesi | “BEŞİKTAŞ’IN OLMAZSA OLMAZI”

Atiba Hutchinson Hikayesi | “BEŞİKTAŞ’IN OLMAZSA OLMAZI” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=crqwhyR4dss. Siyah. Piyah. Siyah. Piyah. Atiba. Atibas. Atibas. Atibas. Çatışmalar. Bayrağız. Çatışmalar. Bayrağız. Şampiyon. Pişikak. En büyük. Pişikak. 2013 senesinin yazayları. 30 yaşında bir adam. Kariyerinde oynadığı en iyi takım PSV Ayrı Tov’un olan bir Kanadalı İstanbul’a iniş yaptı. Olabilecek en…

Atiba Hutchinson Hikayesi | “BEŞİKTAŞ’IN OLMAZSA OLMAZI”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=crqwhyR4dss.

Siyah. Piyah. Siyah. Piyah. Atiba. Atibas. Atibas. Atibas. Çatışmalar. Bayrağız. Çatışmalar. Bayrağız. Şampiyon. Pişikak. En büyük. Pişikak. 2013 senesinin yazayları. 30 yaşında bir adam. Kariyerinde oynadığı en iyi takım PSV Ayrı Tov’un olan bir Kanadalı İstanbul’a iniş yaptı. Olabilecek en düşük beklentilerle. Çoğu 30 yaş üstü oyuncu gibi 2 ya da bilemedin 3 sene takılacaktı buralarda. Muhtemelen vasatı aşamayacak, gittiği gün onu kimse uğurlamayacak, zaten telaffuz edilmesi çok zor olan adını bugün kimse hatırlamayacaktı. Man, you look young man, you look young. You’re young, you’re fresh. It was only a start. Atiba Hutchinson 8 Şubat 1983, Ontario, Kanada doğumlu.
Trinidad Tobago asıllı. Profesional futbol kariyerini 2002 yılında ülkesinin Toronto Lynx takımına başladı. Ertesi yıl İsviçre’nin Öster kulübüne 6 ay sonra da 1.3 milyon euro bonservice bedeli karşılığında Danimarka ekibi Helsingborg’a transfer oldu. 2005-2006 sezonunun yarısındaysa bu kez köklü Danimarka kulübü FC Kovenham’la geçti. Bonservice’ine sadece 1.5 milyon euro ödendi. İşte burada hem istikrarlı hem de başarılı bir dönem geçirecekti.
Önce Royallik, ardından Danimarka ligi şampiyonlukları yaşayarak 2006’da kariyerinin ilk kupalarını kazandı. Çok enteresan bir kariyer çizgisi var Atiba’nın. Biz onu Beşiktaş’ta hep orta sahanın merkezinde izledik. Ama özellikle Danimarka yıllarında sahanın her yerinde oynamışlığı var. Daha genç yaşlarda atletizmiyle büyük farklar yaratabildiği için olsa gerek ki kanatta, forvet arkasında ya da ileri uçta oynadığı çok fazla maç var. O dönemki menajeri Solbakken Atiba’nın ofansif yeteneklerinin bir merkez orta sahanıncısına göre aşırı derecede iyi olduğunu söylüyor. Bu sebeple çoğu kez onu sağa ya da solaçık olarak kullanmış. 2007’de takımı ile birlikte Şampiyonlar Ligi’nde boy gösteren Atiba, hem bir miktar daha şöhret kazanmış hem de o yıl ikinci kez üst üste kazandıkları şampiyonlukta attığı 8 gol ile kariyer yılını yaşamıştı. Artık adı premierlik kulüpleri yanılıyordu. Copenhagen formasıyla 4.5 yılda 180 küsür resmi maça çıktı ve 4 kez şampiyonluk yaşadı. Son sezonda Danimarka’da yılın oyuncusu seçildi ve bunu başaran ilk Kanadalı oyuncu oldu. Artık başka bir seviyenin oyuncusu olduğu çok barizdi ve Atiba da kendini böyle bir seviyede test etmek istiyordu. Gideceği yerde burada gördüğü kadar değer görüp görmeyeceği ya da sahanın neresinde oynayacağı tam bir muamma idi. Ama onu az çok tanıdık artık. Biliyoruz Atiba gibi adamlar böyle meydan okumalardan korkmazlar. 2010 yazında artık Copenhagen ile sözleşmesi sona ermiş ve Hollanda devi Perseventov’undan teklif almıştı. Rahatını bozmaktan, konfor alanından uzaklaşmaktan çekinmedi Atiba.
Mücadeleyi kabul etti ve 3 yıllık Hollanda serüveni başladı. PSV orta sahasına derinlik kazandırmak için kadrosuna kattığı Atiba’yı bu bölgede pek fazla kullanmadı desek yanlış olmaz. Özellikle Mark van Bommel’in transferiyle birlikte Atiba’nın orta alanda forma şansı bulması pek mümkün gözükmüyordu. Fakat bugün çok iyi biliyoruz ki onun gibi oyuncuları sahanın neresinde oynattığınızın aslında çok fazla bir önemi yok.
Atiba öyle çok üst düzey yetenekli, driplinkçi ya da teknik kapasitesi yüksek bir oyuncu değil. Elbette birkaç driplink numarası var repertuvarında ancak çoğu çalışılarak, ezber edilerek kazanılmış hareketler. Tekniği vasat diyebileceğimiz bir seviyede. Kariyeri boyunca ona ödenen toplam bonseris bedelinin 3 milyon yürüyü geçmemiş olması, onun ender bulunan bir kumaş olmadığını yetenek olarak çok özel bir oyuncu olmadığını zaten anlatıyor bize. Fakat onu çalıştığı teknik adamların gözünden görmek lazım. Çünkü onlar için her zaman paha biçilmez bir oyuncu oldu.
Oyun zekası, her işin altından kalkan her yere yetişen tarzı, sıradan Çinkokarbon orta sağlığına göre iki kat daha uzun ömürlü olması, her durumda, her mevkide ve her rakibe karşı elinden gelenin en iyisini, hatta fazlasını yapıyor olması. İşte bütün bunlar ona bir servet ya da dünya çapında bir şöhret kazandırmadı belki. Ama oynadığı her takımın bankosu, taraftarın favori oyuncusu ve çalıştığı her teknik adamın feda esir olmasını sağladı.
Bir antrenörün en sık eleştiri aldığı dönemler çoğunlukla herhangi bir oyuncuyu kendi pozisyonun dışında oynattığı zamanlardır. Çünkü her mevkinin gerektirdiği bir takım başka başka özellikler vardır. Bazen tek bir oyuncuyu yerinden oynatıp başka bir yere koyarsanız bütün takımın ahengi bozulur, sistem işlemez hale gelir. Fakat söz konusu Atiba gibi bir adam olunca ne dizilişlerin ne de sağdaki pozisyonun pek bir önemi kalmıyor. Çünkü herkes teknik adamından takım arkadaşlarına, taraftarından medyasına kadar herkes biliyor ki
Atiba ona verilen görevin o mevkinin gerektirdiklerinin en iyisini yapar. Ne takımın ahengini bozar ne de olası bir puan kaybı onun performansı üzerinden değerlendirilir. İşte Atiba bu yüzden özel. İşte onu antrenörlerinin gözünde eşsiz yapan şey de bu. Çünkü herkes bilir ki Atibayı nerede oynatırlarsa oynatsınlar hata yapmış olmazlar. Onunla alakalı yapabilecekleri tek hata onu oynatmamak dışarıda bırakmak olur. PSV’de 3 yıl boyunca 3 farklı teknik adamla çalıştı Atiba.
Fred Rutten, Philipp Koku ve Dick Advokat her üçüncünde en fazla forma verdiği isim oldu. Dinamizmi ve sürekli ileri geri çalışmaktan yırılmayan oyun tarzı sebebiyle Hesse ve Carrier’inin neredeyse tamamında sabah oynadı. Bir kez Hollanda Kupası ve bir kez de Süper Kupa Şampiyonluğu yaşadı. O dönem Beşiktaş Skatun ekibinin de takip ettiği bir oyuncuydu Atiba. Siyah beyazlı kulübün feda sürecini başlattığı o gün ödek hiçbir büyük kulübümüzde eşini benzerini görmediğimiz bir dönemdi.
Beşiktaş sportif direktör olarak önder özeni, teknik direktör olarak da Slaven Village’i göreve getirmiştim. Maliyeti yüksek oyuncularla bir bir yollara ayrılmıştı. Beşiktaş transferde kılı kırk yararak hareket ediyordu. Ne faiş bonservis bedelleri ne de yüksek yıllık ücretler telaffuz bile edilmiyordu. İşte o dönemin tam olarak o dönemin en güzel sürprizi Atiba. Feda döneminde gelen oyunculardan bugüne dek takımda kalan tek adam. Transferinin de oldukça ilginç bir hikayesi var. Az önce de söylediğim gibi onu takip eden Beşiktaş scouting departmanı Saabek için Atiba’yı transfer etmek konusunda çok da hevesli değildi. Öte yandan bir önli bir olmaları gerekiyordu. Bleach’in transferinin şart koştuğu olmazsa olmaz dediği tek bölge buydu. Arıyor tarıyor ama bir türlü bütçesine göre birini bulamıyordu Beşiktaş. Durum Bleach’e iletildi. Sağ kenarındaki duruşuyla, yaptığı açıklamalarla ve oynattığı futbolla Beşiktaş’ların her zaman güzel hatırlayacağı bir adam Bleach.
Belki burada bir şey kazanamadı ama ilerleyen yıllarda kazanılacak şampiyonluklarda onun ve Samet Aygabay’ın attığı temellerinde payı olduğu hep söylenmiştir. İşte Bleach burada devreye girdi. Madem birini bulamadınız o zaman bana Atiba’yı alın diye talimat verdi. Hangi Atiba diye sordular? Şu Saabek olan mı? Saabek falan değil o adam dedi Bleach. 6, 8, 10 numara hepsini oynadı. Yine oynar. Bonservisi de elinde zaten. Ne yapın edin alın. İşte Beşiktaş ve Atiba arasındaki aşık böyle başladı. 30 yaşında ve kariyerinde oynadığı en iyi takım PSV olan bir Kanadalı İstanbul’a ayak bastı. 2013-2014 sezonunda Bleach yönetiminde Ligue 3. sırayı aldı Beşiktaş. Elbette bir şampiyon takım yaratamamıştı Bleach. Ama hücum oynayan, önde basan, pozitif ve taraftarına keyif veren bir takım oluşturmayı da başarmıştı. İki önlü BEL’olu sisteminde Veli Kavlak ve Atiba’ya emanet ettiği orta saha onu bir kez bile yarı yolda bırakmadı. Ertesi yıl Beşiktaş gerçekten şampiyonluk için son haftalara kadar savaş verdi. Üstelik bu EF’i Avrupa Liginde hadlı sayılır bir başarı elde edilmiş Liverpool gibi bir dev elinerek son 16 turu görülmüştü. Sosa, Den Baba ve Cenk Tosun gibi transferlerle yavaş yavaş tuğlaları üst üste koymaya başlamıştı Beşiktaş. Sezon sonunda Bleach’le yollar ayrılacaktı belki ama onun döneminde Beşiktaş’ın gördüğü tek şey ilerlemeydi. Sanki birisi gelip son rütuşları atacak, son tuğlayı koyacak ve bu takım artık şampiyonluk için hazır hale gelecekti. Şenol Güneş dönemi olabilecek en pozitif hava ile başladı. Den Baba yerine gelen Mario Gomez ve çok daha uslanmış, sütten ağız yanmış bir Ricardo Cuarezma ile seviye atladı Beşiktaş. Ligin ilk maçından sonuncusuna kadar şampiyon gibi oynadı. Atiba ise takımla birlikte seviye atlamış gibiydi. Zaten iki sezondur zirvede olduğu isabetli pas ve pas yüzdesi istatistiklerinde kendi rekorlarını alt üst ederek yine bir numara oldu. Futbolda bu tarz istatistiklerin yeri nedir diye sorarsanız benim fikrim şu. Sadece istatistiklere boğulmak anlamsız. Çünkü bu rakamların bazen sağda hiçbir karşılığı yoktur. Ama bazen, tıpkı Atiba örneğinde olduğu gibi, istatistikler bile onun yaptıklarının değerini anlatmaya yetmez. Atiba bu takım için tam olarak bir tut kaldı. Takım topa sahipken ve rakipyarı sağa yerleşmişken, her zaman en boştaki, en garantisi pas istasyonu olması, aldığı topu asla olumsuz kullanmaması, asla atamayacağını bildiği bir pası denemeye kalkışmaması ya da atamayacağını bildiği bir çalıma yeltenmemesi, işte bunlar Atibayı eşsiz kılıyordu. Şampiyon gibi o takıma bir Atiba lazımdı. Sürekli sahipsiz topları toplayan ve takımı tüm hatlarıyla rakip sahaya yerleşmişken orada kalmalarını mümkün kılan, her şeyi birbirine bağlayan, yeri geldiğinde yöneten, organize eden, top kaybedildiğinde ise pressin başlayacağı yere ve yoğunluğuna karar veren, alışık olduğumuzdan çok daha farklı bir alt numara performansı sergilemişti. İki stoperin arasında sağdan alıp sola veren ya da top rakipteyken kendi 18’inin önünü savunan bir oyuncu değildi. Çünkü şampiyon bir takım için bu tip bir alt numara çoğu zaman lüks olur, altıl kalır. Atiba bitmek bilmeyen enerjisi ve sürekli açık olan oyun algısı sayesinde topun aksiyonun olduğu her yerde vardı. Veli Kavla’nın kariyerine mal olan sakatlığı sonrasında artık yeni bir partneri de vardı. Hala merak ettirir, acaba Oğuzhan Öz Yakup o dönem gösterdiği performansı tamamen yanındaki Atiba ve önündeki sosya mı borçluydu? Orasını bilemiyorum ama bu üçlü son yıllarda izlediğimiz en kaliteli, en dinamik ve oyun zekası en yüksek orta sahil kurgusuydu. Yine bu sayede muhtemelen son 7-8 yılda hafızalarda en çok iz bırakan, seyir zevki anlamında en yüksek çıtaya ulaşan takımı oluşturmuşlardı. Beşiktaş 7 yıllık bir aranın ardından Şenolojan’ın bol hücum aksiyonlu, maceralı ve bol golli oyunuyla şampiyonluğa başladı. Ertesi yıl çıtayı daha da yükseltmenin vaktiydi artık. Anderson Talishka, Vincent Abubakar, Adriano, Janer Erkin, Gokhan Gönül, Ryan Babel ve Fabri ile yıldızlar geçidi yaptı Beşiktaş. Bu derecede yetenek seviyesi yukarıda, yaş ortalaması yüksek ve yıldızlar dolu bir kadroyu bu kadar dengeli oynatabilmek her yiğidin harcı değildir. Burada övgülerin büyük bir kısmını Şenol Güneş’e yollamakla birlikte o takımın liderliğini üstlenmekte hiç kolay iş değildi.
Sezonu %94.8 gibi muhtemelen bu ligin bir daha görmeyeceği bir pas isabet oranıyla tamamlayarak rolünü kusursuz oynadı Atiba. Onca yıldızın arasında topla en fazla buluşan ve onu en pozitif kullanan adam olmakla kalmamıştı. Tam 34 yaşında kariyerinin en iyi sezonunu geçirmişti. Yaşını aldıkça büyüyen, keskinleşen, kusursuzlaşan bir performansı vardı. Üst üste ikinci şampiyonluğunu kazanan Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde olimpik liyona penaltı atışları sonucunda eğlendi.
Muhtemelen 100 yılı aşan klip tarihindeki en büyüleci dönemini yaşadı. Şenol Güneş’in Beşiktaş’ı bununla da kalmayacaktı. 2017-2018 sezonunda Şampiyonlar Ligi grup aşamasında oynadığı 6 maçta tek mağlubiyet almadan muhteşem bir grafik çizdi. 14 puan toplayarak grubunu lider tamamladı ve Avrupa’nın en iyi 16 takımı arasına adını yazdırdı. Üst üste 3. şampiyonluk için son anlara kadar mücadele eden Beşiktaş, Ligi Şampiyon Galatasaray’ın sadece 4 puan arkasında 4. sırada bitirdi.
4 yıl süren Şenol Güneş döneminin ilk 3 yılını tek kelimede şöyle özetleyebiliriz sanırım. Mutluluk Vodafone Park 3 yıllık süreçte ne zaman oraya gitseler Beşiktaş taraflarını mutlu eden, onları evlerine gülümseterek yere yollayan bir yer olmuştu.
Fakat her güzel hikayenin bir sonu vardır. 2018-2019 sezonu, önceki yıllara oranla çok daha dengesiz bir transfer politikası güden Beşiktaş için sonun başlangıcı oldu. Taraftarın efsane mertebesine koyduğu Fikret Orman yönetimi artık tüm eleştiri oklarının üzerine çekiyordu. İster güç zehirlenmesi, ister başka bir şey diyelim ama Fikret Orman oluşturmak için yıllarını harcadığı mali yapıyı kendi hatalarıyla yerle bir etmiş, Beşiktaş oyuncuların maaşlarını ödeyemez hale gelmişti. Vodafone Park’ın pozitif havası gün geçtikçe yerini karamsarlığa bırakmaya başladı. Taraftar zaman içinde eğlenmek ya da mutlu olmak için değil, isyan etmek için maça giderken bulmuştu kendini. Yönetim ve Şenoloji arasındaki anlaşmazlıklar da doğal olarak sahi olumsuz yansıyordu. Sezon sonunda Beşiktaş bir kez daha zirvenin dört muan arkasında kaldı ve Şenol Güneş dönemi sona erdi. İşte bunca tarihi başarının, mutluluğun ve ardından gelen hayal kırıklığıyla dolu dönemin en yakın şahidi Atiba Hacinsı. Burada hem yükselişi hem lale devrini hem de çöküşü tecrübe etmiş biri. İşler iyi giderken taraftarıyla bütünleşen bir Beşiktaş takımının nelere kadir olduğunu görmüş biri. Aynı zamanda tablo tersine döndüğünde hayal kırıklığını da dibine kadar yaşamış biri. Fakat kadroda bulunan diğer 20 küsur oyuncu arasında onun yeri her zaman ayrı oldu. Bir takım kötü oynadığı zaman tribünler protesto eder. Bu her yerde böyle olmuştur ve çok da doğaldır.
Fakat tribünler bazı oyuncuları daha yoğun ıslıklayabileceği gibi bazılarını da kırmaktan, üzmekten özenle uzak dururlar. Elbette futbol bir takım oynudur. Fakat Atiba gibi adamlar tam olarak sığınılacak birer limandır. Kazanırken de kaybelerken de sevilir. Atiba tavrı, performansı, pas yüzdesi ya da yıllık kazancı her şeyi ama her şeyi belli bir standartta olan, vazgeçilemeyen alışkanlık gibi bir adam. Eskimeyen, yaşlanmayan.
Her şey yıkılsa bile onun ayakta kalacağına ve hatta onun üzerine yeni bir şeyler inşa edebileceğinize inandırmış bir adam. Sokakta karşınızda görseniz sarılmak isteyeceğiniz bir adam. Atiba Hutchinson artık bir Beşiktaş efsanesi. Onu Beşiktaşlılara sorduğunuz zaman onlar bile birkaç saniye düşünüyor cevap vermek için. Adının ne anlam ifade ettiğini açıklayabilmek için.
Çoğu benzetmeler yapıyor. Genellikle de belki hayatlarındaki en değerli şey değil ama en vazgeçemedikleri şeyi tarif ediyorlar. Hayatın bize öğrettiği belki de en acımasız gerçek her güzel şeyin mutlaka bir sonu var. Yaş onun için sadece bir sayı ve bir süre daha buralarda olacak. Ama 37 yaşındaki Atiba’nın Beşiktaş formasını çıkaracağı gün git gide yaklaşıyor. Onun burada olmasına öyle alıştık ki Atiba öyle bir alışkanlık ki o olmazsa olmazmış gibi geliyor. Kim derdi ki adı sanık duyulmamış, 30 yaşında İstanbul’a ayak basan, adını bile söyleyemediğimiz kel kafalı bir Kanadalı gönülleri bu derece fethedecek.
Sadece Beşiktaşlıları değil tüm futbol severlere bu ülkeden bir Atiba geçti dedirtecek.
Altyazı M.K.