JOSE SOSA | “Ona Bir Şans Daha Verin”

JOSE SOSA | “Ona Bir Şans Daha Verin” videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=6xGULd1Nlz4. Futbol beraberinde getirdiği kazanç, unutulması hatıralar ve popülerliğin dışında bir takım olumsuzlukları da barındırır. Bazıları için belki de en zoru hiçbir yerde uzun süre kalamamaktır. Hiçbir yere evim diyememektir. Aile ve arkadaşlarımı çok özlüyorum. Ama bu da profesyonel futbolun…

JOSE SOSA | “Ona Bir Şans Daha Verin”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=6xGULd1Nlz4.

Futbol beraberinde getirdiği kazanç, unutulması hatıralar ve popülerliğin dışında bir takım olumsuzlukları da barındırır. Bazıları için belki de en zoru hiçbir yerde uzun süre kalamamaktır. Hiçbir yere evim diyememektir. Aile ve arkadaşlarımı çok özlüyorum. Ama bu da profesyonel futbolun bir parçası. Evimden 14 yaşında ayrıldım. Ama bu beni çabuk olgunlaştırdı. Bu sayede bugün ülkemden uzakta hayatımı sürdürebiliyor ve bu hasretle dayanabiliyorum. İşte futbolun bu tatsız yönüne en çok maruz kalanlardan biri Jose Sosa.
Evinden ayrıldığı günden beri deyim yerinde ise göçebe bir hayat yaşadı. Hiçbir yerde fazla uzun kalmadı. Bazen başarılı oldu bazen olamadı ama günün sonunda hep önüne baktı ve bir sonraki meydan okumaya hazırladı kendisini. Ona bahsedilen yetenekleri sergileyebilmek için hep doğru yerde olmaya çalıştı. Ortaya çıkan hikaye bir futbol göçebesinin hikayesi.
Jose Sosa ve onun Arjantin’den Trabzon’a uzanan, yollarda geçen ömrünün hikayesi. Jose Ernesto Sosa 19 Haziran 1985 Arjantin Karkalağına doğumlu. Futbola ülkesinin Estudiantes takımında başladı. Oynadığı mevki ve oyun stili itibariyle o yıllarda takım arkadaşı olan efsane futbolcu Juan Sebastián Vero’nun veliahtı olarak gösteriliyordu.
2002’de profesyonel sözleşme imzaladı ve 5 yıl boyunca takımının önemli bir parçası oldu. O dönemde Estudiantes’i çalıştıran Diego Simeone her fırsatta Sosa’nın ne kadar özel bir oyuncu olduğunu anlatıyor. Olağanüstü bir tekniği var, inanılmaz şutlar atabiliyor ve orta sahanın her yerinde oynayabilen çok yönlü bir oyuncu diyor Diego’nun için. Haliyle Sosa’nın Avrupa kulüpleri tarafından dikkat çekmesi de uzun sürmemişti. Temmuz 2007’de 9 milyon euroya Bayern München’e transfer alan Sosa burada 2.5 sezon oynadı. Fakat orta alanda öyle bir rekabet vardı ki Sosa burada fark yaratacak bir performans ortaya koyamadı. Zeroberto, Schwannishtager, Mark van Bommel, Hamid Altıntop gibi isimlere oranla çok daha az süre alabildi. Bayern hem transfer’e doymuyordu hem de altyapıdan gelen Toni Kroos ve Thomas Müller gibi isimler sebebiyle Sosa’nın önü iyice tıkanmış oldu. Güney Amerikalı birçok oyunculuğa gördüğümüz gibi Avrupa’da en üst seviyede oynanan oyuna uyum sağlayamamıştı ve 2009-2010 sezonunun ortasında eski takımı Estudiantes’e kiralık gönderildi. Burada forma giydiği kısa dönemde 17 maçta 3 gol ve 7 asist üreten Sosa sezon sonunda 3 milyon euro bedelde Napoli’ye transfer oldu ve İtalya günleri başladı. Fakat Avrupa’daki ikinci durağında da aradığını bulamamıştı. Napoli’de ilk 11’e bir türlü giremedi Sosa. Çoğunlukla sonradan oyuna girdiği 24 maçta kendisini gösteremedi. Sezon sonu geldiğinde bir kez daha bolunu toplamak zorunda kalmıştı. Temmuz 2011’de bu kez Ukrayna ekibi Metalis Karkebe satıldı. Burada geçirdiği 2.5 sezonda oldukça başarılı bir performans gösterdi Sosa. Nihayet düzenli forma şansı bulabileceği bir yere gelmişti ve takımı ile Ukrayna ligini domin eden Shakhtar’ın hemen ensesine yapıştı. UEFA Avrupa liginde bir kez çeyrek final oynadı. 86 maça çıktı 19 gol ve 32 asist yaptı. Yeteneğinden kimse şüphe etmiyordu fakat Bayern Münich ve Napoli’de geçirdiği iki başarısız macera sebebiyle sahneden biraz uzak kalmıştı. Sosanlı kariyerinin dönüm noktası Diego Simeone ile yollarının tekrar kesişmesi oldu. Simeone’nin Atletico’su şampiyonuna giriyordu ve devre arasında bir orta sahil alternatifine ihtiyaç duymuşlardı. Atletico bütçe açısından sorun olan bir kulüb değildi. Belki de çok daha astrononik bir rakama başka bir isme yönenebilirlerdi. Fakat Diego hiç düşünmeden Sosa’nın ismini verdi. Takım için doğru adamın olduğunu düşünüyordu ve bu tam anlamıyla bir teknik direktör transferi olacaktı. Ocak 2014’te Sosa yarım sezon için Atletico’ya kiralandı ve kariyerini bir basamak yukarı çıkarmak için önemli bir fırsat yakaladı. Onun kariyerini Atletico’dan öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayırmak mümkün. Sosa bu fırsatın kendisi için son şans olabileceğini farkındaydı. Yarım sezonda Atletico orta sahasında kendisine verilen özel rolü kusursuza yakın oynadı
ve sezon sonunda La Liga şampiyonluğu yaşadı. Aynı zamanda Şampiyonlar Ligi’nde final oynama şansı elde etti. Yeniden vitrine çıkma şansı bulduğu için Argentin milli takımı ile de 2014 Dünya Kupası elemelerinde 7 maçta forma şansı buldu ve piyasasını iyice yükseltti. Kariyerinin tam olarak bu noktasını bir karar vermek zorundaydı. Ya en büyük hedefler için çalışan bir takımı rotasyon oyuncusu olarak kalacaktı ya da düzenli olarak forma şansı bulabileceği bir yere gidip kendi efsanesini yaratacaktı. Simeone onu takımda tutmak istiyordu ve teklifini de yapmıştı.
Ancak o dönemde Sosa için en büyük arzuyu Beşiktaş gösterdi. Siyah beyazlıların listesinde üç isim vardı. Sosa ile aynı yaşta olan Brian Ruiz ve daha genç olmasına karşın maliyeti biraz daha fazla olan Júnez Bélanda. Fakat Sosa başından itibaren teknik direktör Slavembil için birinci tercihiydi ve alınması konusunda çok ısrarcı olmuştu. Júnez Bélanda’nın Montpellier’den sonra hiçbir yerde dikiş tutturamadığını, Brian Ruiz’in ise 2018’den beri Brezilya Ligi’nde zar zor forma şansı bulduğunu göz önüne bulundurursak, hatta sürecinin sonunda Beşiktaş’ın Sosadan 7.5 milyon euro para kazandığını düşünecek olursak, birinci turnayı gözünden vurmuştu. Tıpkı Simeone’nin daha önce onu Atletico’ya getirirken yaptığı gibi bu da tam bir teknik adam transferiydi ve Sosa yerinin ve ağırlığının rolünün önceden belirlendiği bir takıma direksiyona geçmek için giriyordu. Önce 50.14’de Karkiv’den bir yıllığına kiralandı, ertesi yıl 2 milyon euroya bonservis alındı. Sosa sadece Beşiktaş için doğru tercih değildi. Beşiktaş da onun için en doğru yerdi. Bill için Kara Kartalı sezon boyunca oynadığı güzel futbolla şampiyonluk için son ana kadar savaştı. Ligi 3. sırada bitirip UEFA Avrupa Ligi’nde Tottenham ve Liverpool gibi güçlü ekipleri devirerek son 16 turuna kadar ilerledi. Ertesi yıl Şenol Güneş’in takımı başına geçmesiyle Beşiktaş cefasını çektiği feda döneminin sefasını sürmeye başlamıştı artık. Sosa arkasında Atiba ve Olsan, bir tarafında Quaresma, diğer kanadında Gokhan Töre ve önünde Mario Gomez gibi dünya klasında bir golcüyle takımının merkez dişlisi haline gelmişti. Gerektiğinde Kanada gidip oradan da oyunu yönlendirebilen, yerleşik savunmaya hücum etme konusunda yetkin, kafası sürekli yukarıda oynayan, attığı dikine paslarla rakip defensı delikleşik eden, kullandığı her duran top ceza sahasında gol tehlikesi yaratan Ligi’mizin gördüğü en etkileyici on numara performanslarından birine imza attı. Onun kusursuz organizatörlüğü ve oyun zekası ve elbette Şenol Güneş’in hücumcu oyun felsefesi, arkasında oynayan Olsan Yıldız, klübede bekleyen Cenk Tos’un süper yedek,
önünde oynayan Gomez’i gol kralı, Beşiktaş’i ise şampiyon yaptı. Sosa sezon boyunca 41 maçta 9 gol ve 13 asistle oynayarak Beşiktaş’ın şampiyonluğunun mimarlarından birisi olmuştu. 2016 yazı Beşiktaş’lar için gergin bir bekleyişle başladı. Takımın en önemli iki oyuncusu konumunda bulunan Mario Gomez ve Sosa’nın durumu belirsizdi.
Gomez zaten önceki sezonu kiralık olarak Beşiktaş’ta geçirmişti ve gideceği tahmin ediliyordu. Fakat Sosa Beşiktaş’ın oyuncusuydu. Yine de sezon başında ayrılmak istediğini söyleyerek idmanlara katılmamış, kendince bu süreci hızlandırmak istemişti. Gitmek istemesinin birkaç sebebi vardı. Eşi ve yeni doğan ikiz çocuklarıyla birlikte o dönem sık sık terör saldırılarının gerçekleştiği ülkemizde yaşamak istemiyordu. Kariyerinde daha önce de büyük kulüplerde oynamıştı. Ama yarım sezonluk Atletico macerası hariç kendini ispat edememişti ve bu şans tekrar Gelif’se kullanmak istiyordu. Temmuz’un son gününde Milan’ın yaptığı 7.5 milyon yıllık teklif kabul edildi ve Sosa Beşiktaş’a veda etti. İtalya’da geçirdiği bir yılda yine aradığını bulamamıştı. Milan’da toplam 19 maça çıktı ve skor üretemedi. Takım sezonu 6. sırada tamamlamıştı ve kalabalık orta sahur atasyonunun içinde Sosa fark yaratacak bir performans ortaya koyamadı. Sanki kadere buydu. Ne zaman bir takımda başrol oyuncusu olsa performansıyla büyürüyor ve üst üze bir Avrupa klübünden bir teklif alıyordu. Ama gittiği yerde former rekabetinin içinde kaybolup gidiyor. Kariyeri yeniden bir adım geri atıyordu.
Bir adım ileri ve sonra bir adım geri fakat Karkiv ve Beşiktaş’ta gösterdiği iyi performanslara rağmen aklı hep bir sonraki durakta bir şans daha bulmaktaydı. 50’lük 2017’de de Trabzonspor’un astronomik ücret teklifini kabul etti ve bu kez de Karadeniz ekibinin takımda onun için ayırdığı yeri doldurmak üzere tekrar Türkiye’ye geldi. Aslında bu işin başında şöyle düşünmüştüm. Sosa buraya reddedilemeyecek derecede ki teklif için geldi. Yaşı zaten 32 olmuştu. Trabzonspor’a pek bir şey katacağını düşünmemiştim. Herkes öyle düşünmüştür. Üstelik Yusuf yazıcıyla aynı pozisyonda oynadığı için onun ünlü tıkaması da cebasıydı. Burada geçirdiği ilk sezonunda bunu doğrularcasına, etliye sütlüye karışmadı Sosa. 25 maçta forma giydi, skor üretemedi. Trabzonspor ligi 5. sırada bitirdi. Bu noktada Sosa’nın Trabzonspor’a atılmış büyük bir transfer kazığı olduğu konusunda hemen herkes hemfikirdi. Fakat sezon sonunda yaşanan yönetim ve teknik direktör değişikliğiyle sadece Sosa’nın değil bütün takımın havası değişecekti. Sanırım artık buranın son durak olduğunu anlamıştı Sosa.
Ne burada kazandığını başka bir yerde kazanabilirdi, ne de daha üst düzey bir klüp ona Trabzonspor’un yaptığı kadar ayrıca hıklı davranıp takımı onun etrafında kurabilirdi. Üstelik yönetim Onur Kıvran’ın ardından kendisini takımın ikinci kaptanı yapmıştı. Bir süre sonra Onur ve Burak kadro dışı kaldı ve Sosa birinci kaptanlığa kadar yükseldi. Ünal Karaman’ın onu sağda kolumlandırdığı yer 10 numaradan ziyade merkez orta sahiydi ve Sosa ilerleyen yaşına rağmen orta alandaki fiziksel savaşta geri adım atmıyordu.
Topu ayağına aldığı andan itibaren ise son yıllarda bu ligin gördüğü en özel maestro performansını imza atmaya başlamıştı. İmkansız mesafelerden attığı klas filikip golleri ve hücum oyuncularına yolladığı milimetrik derin paslarla takımın oyununa farklı bir boyut kazanmıştı. Sosa Prime döneminde bile çok süratli bir oyuncu değildi zaten. Ama ikinci bağrına yaşadığı Trabzonspor da oyunun hızını arttırmak için sürate de ihtiyaç durunuyordu. Öyle bir oyun zekasına sahipti ki kendisini fazla yormadan topu koşturarak da işine görüyordu. Sosa son iki sezonda oynadığı futbolla Trabzonspor’u mesletti. Hatta sadece Trabzonspor’u değil tüm futbol severleri. Onun yeri tarihteki tüm Trabzonspor yabancı oyuncular arasında çok başka. Şimdilik herhangi bir kupa kaldırmadığı için Trabzonspor tarihinde kapladığı yeri hesaplamak da çok kolay, çok mümkün değil. Ama onun rolü üstlendiği görev açısından bakarsak Sosa çok eşsiz bir kaptan. Sağ içindeki soğuk kalma oyunu bir yana bu genç takıma yaptığı liderlikle ve karizmasıyla, sahada olduğu süre boyunca hem takım arkadaşlarına hem de tribünlere güven veren bir adam. Yıllar sonra herkesi şampiyonluk için umutlandıran bir adam. Bizim Sosa’mız var, onların yok ve şampiyonluk için bir şansımız var dedirten bir adam.
SOSA Jose Sosa bu gidiş gelişler arasında bugün 34 yaşına geldi. Ben inanıyorum ki artık yeni bir maceral için ne enerjisi ne de heyecan var. Üstelik mesele heyecansa bugün olduğu yerde bundan daha fazlasına sahip olduğunu düşünüyorum. Daha önce oynadığı takımlarda iz bıraktığı da olduğu silinip gittiği de. Fakat hiçbir zaman bir takımın efsanesi olmaya bu kadar yaklaşmamıştı.
Sosa büyük bir futbolcu. Bunu sahada her zaman göstermedi veya gösteremedi ama kariyerinin sonuna geldiğinde artık bunu kanıtlaması gerektiğinin farkına vardı belki de. Tam 36 yıldır şampiyonluk kupasını bekleyen bir takımın ona sunduğu bu efsane olma fırsatını, bu yeni meydan okumayı kabul etti ve bu Sosa’ya iyi geldi. Hak ettiği saygıyı görebilmek için burada bırakacağı izleri bir şampiyonlukla taşlandırmak için bir şansı var.
Ve onunla birlikte Trabzonspor’un da epey şansı var.
Altyazı M.K.