Beslenmenin açlık dışındaki sebepleri neler? Doç. Dr. Nilay Yapıcı yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ZEk9Yrds6EY.
Peki, bunu çalışmak nereden aklınıza geldi? Niye böyle bir konuya yöneldiniz? Birinci bir tercih miydi yoksa doktor arasındaki çalışmalardan, ya burası iyi mi diye kaldınız? Nasıl buraya, bu tarafını düşündüğünüz sinir sistemin? Mesela üçüncü görsele gidebiliriz. Çünkü gerçekten beni etkileyen datalardan veya bilgilerden bir tanesi… Sılaitük, evet geldik. Aşırı kiloluk veya obes kilisi sayısı son 30 yılda 857 milyondan 2.1 milyar. Yani dünya nüfusunu hemen hemen dörtte bir. Evet ve bu 2030 yılında bunun neredeyse 1 milyar kişiye doğru çıkacağını düşünüyor. Yani bu eksponensel olarak artan bir şey ve bu sadece tabii ki aşırı kiloluk değil. Bunun vücuda çok daha farklı zararları da olabiliyor. Bunu tabii ki Gökhan hocam daha iyi anlatabilir size çünkü klinikte olduğu için. Nedir Gökhan’ın bu yemeğin şeyi? Yani şişmanlıkla beraber gelen bir hastalık silsilesi var. Daha önce konuştuk. Fakat yani buradaki ilginç olan şey, şişmanlığın hiç aman vermeden artıyor olması.
İkincisi de, mesela bazı şişmanlığı çözmek sadece tabii çok önemli. Fakat onu çözsek bile aynı problemler kümesi yaşlanarak da ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu ilişkinin temel bilimde, mekanizmaların anlaşılması çok önemli. Kronik hastalıkları çözebilmek için, yaşlanmakla ilgili gelen problemleri çözebilmek için… Şimdi şişmanlıkla gelen problemler aslında birbirine yakın. Birini çözdüğün zaman geri anlamaya başlıyorsun.
Ve o yani eğer ömrün sonuna kadar sağlıklı yaşamaksa… En büyük şu andaki sağlık sistemini bilimcilerin sağlamaya çalıştığı şey bu. Bunun içerisinde tabii kanser de var, nöro dejenerasyon da var, akcer hastalıkları da var, karacer hastalıkları da var. Dolayısıyla en hayati konulardan bir tanesi bu benim kanaatimce. Peki bu obezite aşırı kilo veya yeme bozukluğu nerelerde daha yaygınlaşıyor?
Hangi bölgelerde yaygınlaşıyor? Gelişmişlikle bir alakası var mı yoksa hiç bir alakası yok mu? Bence gelişmişlikle alakası var. Dördüncü görsel’e geçebiliriz şu an. Orada bir harita göreceğiz. Dört arkadaşlar. Evet. Lacibertler şey mi daha obezitliğinin arttığı yer mi? Evet. Yüzde 30’un üstünde olanlar. Gördüğünüz gibi ülkemiz de ne yazık ki o kategoriye girmiş durumda. Bence yani obezitenin ve bu kilo almanın en büyük katkılarından bir tanesi insan olarak biz eskiden bu kadar fazla yemek çevresinde bulunmuyorduk. Çünkü sokağa çıkalım her yer yemek dolu. Aynen öyle. Eskiden atalarımız diyelim gidip avlanmaları gerekiyorlardı. Agriculture veya tarım çok yüksek değildi daha zordu. Ve gerçekten insanlar… Reklamlar yoktu. Biz tek etek yapıyoruz. Reklam arasında bilmem ne börekliyim, yeşil çekiyor. Ben programı açıyorum. Börekçi arıyorum gecenin saatinde.
İşte bu tip ve çok fazla şu an çevremizde yiyecek var. Ve bizim vücudumuz açlığa karşı mekanizmalarımız var. Demek açlığı hissedip yemek yemek için. Ama topluk mekanizmaları vücudumuzda ve beynimizde çok gelişmiş değil. Çünkü eskiden böyle bir problemimiz yoktu. Ama şimdi var. Öyle olacak da… Ona karşı insanoğlu geritik olarak bir şey geliştirmiş yani.
Yani daha az geliştirmiş. Yemeği durdurup daha az geliştirmiş. Öyle olunca tabi bu sefer ne oluyor? Çevrenizde de devamlı dediğiniz gibi medya, tic olarak, yaya, görseller olarak devamlı bir şey var. Sosyal, yemek yemek bir de çok sosyal bir şey. Sosyal bir şey. Arkadaşlar oturuyor. Kultüral bir şey. Mesela yapılan deneyler var insanlarda. Çorba veriyorlar bir insana. Ve çorbanın altında tüp var. İçerisinde çorba veriyor. Devamlı sü… Ve normalde diyelim ki siz bir çorba vereyim size. Bir kağıtla. Bitmeyen çorba yani. Aynen öyle. Ve insanlar onu bitireceğim diye devamlı yiyorlar. Öyle bir terikatın kazanı var işte. Bu kazanmış hiç bitmez falan diyor. Alttan boru bağlamışlar. Hava kazana çorba geliyor. Ama bak Allah’ın işine gitmiyor diye. Bir bitmiyor çorba. Bitmiyor ve böyle olunca mesela… Ve sonradan yiyor mu insanlar? Evet. Yani hani mesela ona soruyorsunuz işte.
Diyelim ki yarım litre, 250 ml çorba yedi. Doydum mu diyorsunuz? Doyduk diyor. Ondan sonra bir litreye kadar neredeyse o çorbayı yemiş insanlar. Ve yani hani o doyma şeyi tetiklenmiyor. Bir şekilde görsel olarak veya psikolojik olarak yemeye devam ediyor. Yani aslında hepimiz Japon balıkları gibiyiz. Belki. Bilmiyorum. Onlara da verirseniz yem yerler çatlayınca. İnsan da biraz ona yakın galiba. Yani yemek yeme gerçekten çok kompleks. İnsanlar da çok kompleks. Dediğim gibi çok sosyal… İnşallah annem programını seyrediyor bile. Yani hedonik olarak da yiyoruz. Mesela çikolata ben çok severim. Allah’tan sevmem. Mesela aç olmasak bile yiyebiliyoruz. Yani bu tip şeyler o yüzden dediğim gibi çok da çevremizde o besin olduğu zaman da o beste gibi hastalıkların olasılığı daha çok artabiliyor. Yani çok… Çok karışık bir şey var. Şehirleşme var. Mesela Türkiye’nin büyük bir nüfusu çok orantısız bir şekilde şehirlere gelmiş vaziyette. Tabii şehirlere gelmek demek fiziksel aktivitenin azalması demek. Gıda zincirinin değişmesi demek. Yani hızlı dönüşen dünyada bizim hazır olduğumuz biyolojik yapı bir zafiyet gösteriyor. Yani maruz kaldığımız ortamla baş etmekte. Müeyyenem anlatırca ben böyle kendimden şey yapıyorum. Şimdi annem burası çocukken der ki oğlum sen geri zekâsın derdi. Niye anne derdin? Doğudunu anlamıyorsun derdi. Mersa’m böyle haklıymış kadın. Ama konunun geri zekâ. İnsan böyle bir şey demek yani doğduğunu anlamıyor. Mesela şimdi de bazen yemek yememi unutuyorum. Diyor musun? İki gündür yemek yememişim diyorum bazen mesela. Evet. O niye olur mesela? Onda bir şey var mıdır? Ya şöyle bir şey var. Dediğim gibi bu yemek yeme hissi beyinde çok fazla. Beynin neredeyse yani çok rakam vermek istemiyorum. Ama diyelim %20’si %30’u… Yemekle ilgili. Yemek yemeyle alakalı fonksiyonları var. Mesela siz üzülürsünüz yemek yemezsiniz. Ya da başka biri olur stres olur, stresten yer. O yüzden beynin işte bu ödül merkezleri veya işte duygusal merkezlerinin hepsinin beynin yeme merkezi dediğimiz hipotalamus gibi bir alanla… Yeme merkezi hipotalamus da mı?
Orada aslında 7 numaraya geçebiliriz istiyorsanız. 7 arkadaşlar. Yeme merkezi nerede? Yani ilkel beyinde biraz. Evet tabii daha çok bu hipotalamus denen beyindeki merkezde… Öfke, sinir, yemek yeme, saldırma hepsi orada. Daha çok böyle basic duygusal olanların orada olduğunu düşünüyoruz ve yemek yeme açısından da yapılan…
Eskiden yapılan, 1950-60’larda yapılan çalışmalar… Eğer hipotalamus da belli sinir ucularını öldürürseniz hayvanlar ya hiç yemiyor ve ölüyor ya da çok yiyor ve obes oluyor. Aynı şekilde oluyor. O yüzden ve bu alanın bütün beyinden sinyal aldığını biliyoruz şu an.
O yüzden dediğim gibi yemek yemek çok kompleks bir davranış ve farklı şekillerde etkilenebiliyor. Dediğiniz gibi mesela çok yiyor olsanız unutabiliyorsunuz mesela. Peki mesela şimdi bildiğimiz kadarıyla benim bildiğim kadarıyla bildiğimiz kadarıyla… Çünkü çok şey biliyorsunuz benim kısıtlı bilgilerim. Vücut çeşitli yerlerde yemekle ilgili sinyaller yolluyor. Hücreler yolluyor, mide yolluyor, bunlar bir yerde toplanıyor ve insana diyor ki yemek ye. Bu nasıl bir mekanizma, bunu çözebildiniz mi? Bunun mideyle, o sizin bahsettiğiniz sineklerde bunun sinirlerle bir bağlantısı var mı? Yoksa bildiğimiz normal sistem içerisinde mi gidiyor yoksa başka bir doğrudan iletişim sistemini mi var? Genelde tabii bir kısım bu sinir ucularını biliyoruz.
Veya sinir ağlarının bir kısmını şu an biliyoruz. Dediğimiz gibi hipotalamusta mesela bu mideden salgılanan ghrelin denilen bir hormon var. Yağ hücrelerinden salgılanan leptin denilen bir hormon var. Pankreasla inisiyon. Bunların reseptörleri hipotalamusta ve beynin farklı yerlerinde bulunuyorlar. Tabii bunların entegrasyonu ile yemek yeme veya yememe gibi karar mekanizmaları verilebiliyor. Bunun hepsinin anı çözmüş değiliz. Çünkü insan beyni veya fare beyninin bile dediğim gibi bir konektümünü şu an bilmiyoruz. Sineklerde birazcık daha ilerdeyiz çünkü daha çok elimizde bilgi var. Bir de sinir ücreleri de daha az. O yüzden sinek beyninde muhtemelen dediğim gibi ilerleyen 10 yıl içinde muhtemelen bütün sinir anı çözme şansımız var. Ama farelerde ve insanlarda dediğim gibi böyle çok yavaş yavaş ilerliyoruz.
Ama elimizde daha çok bulgu var. Bu genleri de tabii daha çok anlamaya çalışıyoruz. Şu an mesela bir tane gen leptin, geni ve leptin reseptörü en çok bu konuda çalışılmış gen. Yağ hücrelerinden salgılanan bir gen ve doygunluk hissini tetikliyor. Sekiz numaraya gidebiliriz. Sekiz arkadaşlar.
Mesela burada iki tane fare. Bunlar kardeş fareler. Ve soldaki fare, benim solumdaki fare leptin mutasyonu. Leptin, geninin, geni olmayan bir fare. O, geni yok etmişler mi, doğal mı yok? Bunu ilk olarak doğal olarak olmamış yani oradan bulmuş, sonradan da yok etmişler genetik olarak denemek için. Leptin olmayınca ne oluyor?
Leptin olmayınca bu fare devamlı yemek yiyor. Ve devamlı yemek yiyor. O yüzden kilo alıyor. Ayrıca yağ hücreleri de çok aktif durumda. Devamlı yağ hücre üretiyor ve bu şekilde devam ediyor. Ve bu canlıya mesela bu fareye leptin enjekte ederseniz o zaman aynı şey kardeşine dönebiliyor. Yani bu gerçekten leptinin bozukluğu. İnsanlar da teslim ediliyor mu bu? İnsanlar da, çocuklar da obesite olduğu zaman leptin mutasyonu oranı yüksek olabiliyor. Sanırım %30 civarında. Ve o çocuklara leptin enjekte ettiğiniz zaman o zaman onların obesitesini alabiliyoruz. Ama ne yazık ki yetişkinlerde böyle bir şey yok. Yetişkinlerde leptin oranı yüksek ama gene de obesite olabiliyor. Bunu da leptin rezistansı diyebiliyorlar.
Hocam da bu konuda yağ hücreleriyle çalıştığı için. Yani bu mutasyonun aynısı insanda da var. Bir isterse bir ara vereyim mutasyona geçmenizi.
Rektem için baya geciktik. Rektem sonra mutasyon.