Bu Sene Ne Yılı? | Zafer Algöz Anlatıyor
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2Ry16u_McOg.
Eee herkese merhabalar. Yavrum anlaşıldı muhteşem bir hayal. Nasılsın genç? İyi misin? Sen söyle bakalım dedi. Kenar mahallenin cemizliğini. Sevgili Kafa TV izleyicileri herkese tekrar merhaba. Efendim biliyorsunuz ilk yaptığımız blogta
üstadımız Pirimiz sevgili Nur Subaş ile ilgili anılarımızı paylaşmıştık. Sizlerden çok büyük bir ilgi gördü sağ olun eksik olmayın. Pirimiz Nur Bey’i bir kez daha rahmet ve sevgiyle anarak kendisine ilgili bazı anekdotları da bilmeyen kardeşlerimize anlatmak isterim. Nur Bey elbette tiyatro oyuncusuydu ama dublajı her zaman bir zenaat olarak düşünürdü. Ve derdi ki
Yavrum dublaj bir sanat değil bir zenaattir. Bu yüzden de dublaj yapılan şirketlere gittiğinde şimdi o devirde mesela Nur Bey yarın gelin 3 tane dublajınız var. İşte Nur Bey’i perşembe günü gelin 5 tane dublajınız var. Ne olduğunu bilmiyorsun gidip orada görüyorsun Allah ne verdiyse tutup ağız oturtturmaya çalışıyorsun. O yüzden Nur Bey’i dublaja neden zenaat derdi?
Çünkü derdi ki bazı arkadaşlar yavrum orada adam tomkruzu konuşuyor kendini de tomkruzu zannediyor. Halbuki değil bizim yaptığımız iş adamın oynamış olduğu bir şeye ağız oturtmak bizimki amelilik derdi. Ama esas tabii ki paranın kralını onlar götürüyor diye hep bahsederdi. Çünkü hayatı boyunca hiç parası olmadı Nur Bey’in her zaman parasızlıktan şikayet eden biriydi.
Hatta dublaj koridorlarına geldiği zaman duyarmış ki yavrum bugün tabildota ne var? Yani ne konuşacağız? Hocam gugu kuşu var tabildota güzel ben kimi konuşacağım? Hocam siz Jack Nicholson’u konuşacaksınız. O da güzel.
O yavşak 50 milyon dolar almış kafası kadar sıçmış ben şimdi onu 250 liraya kurtaracağım ha. Oğlan helal olsun deyip Jack Nicholson’u da kıyabında güzel harcamıştı. Şimdi Nur Bey Kurtuluş Cumhuriyeti’nin valisiydi bizim de pirimizdi şıkımızdı hepimizden müthiş sevgi saygı gören.
Daha doğrusu devlet tiyatrolarının tiyatro camiasının ve dublaj sektörünün Nasreddin Hoca’cısıydı Nur Bey. Çağdaş bir diyojen. Şimdi mesela Nur Bey’e sen telefon ettin diyelim Gökhancığım. Nur Bey nasılsın diyelim ben? Eh gayet iyiyim efendim teşekkür ederim. Ben telefon ederim. Nur Bey nasılsın? Eh yine bu berderhanede yanmayan kaloriferler elektrik paramız ödenmedi yavrum.
3 aydır dublajdan paramızı alamıyoruz. Siyami Bey’i açlıktan geberiyor. Aşk hayatımız fena. Arabanın taşıt pulları ödenmedi. Kaskosunun yapılması lazım diye bir sürü mazeretin sıralar. Sonra nasılsın genç? İyi misin? diye sohbete devam ederdik. Nur Bey’in enteresan halleri vardı. Mesela her sene yılbaşında büyük ikramiye çıkarsa ne yaparsın diye.
Ve insanlar üzerinde böyle bir röportaj serisi yapardı. Atatürk Kültür Merkezi’nin 5. katında borsanın kafeteryası vardı. Orada otururduk bütün tiyatlıcılar, operacılar falan filan hepimiz karışık. Nur Bey gelirdi zaten kafeteryanın başından içeriye girerdi. Kabanı kafasında monşer veresiyle. Herkese merhabalar, merhabalar deyip böyle bir geldiğini müjdeleyerek içeriye dalardı. Ondan sonra da röportajlar başlardı. Yavrum yılbaşında büyük ikramiye çıkarsa ne yapacaksın falan diye. Bazıları da onu sinirlendirmek için hep gazetelerde yazar ya yılbaşında büyük ikramiye ile ne alınır? İşte Cadde Bostan’da 12 daire 75 tane şahin. Hemen biri hocam ben 75 tane şahin alırım. Allah seni kahretsin. Hocam ben 12 tane daire yazıklar olsun. Hep hakaret. Bana da sordu dedi ki yavrum sana yılbaşında büyük ikramiye çıkarsa ne atarsın? Dedim hocam bana yılbaşında büyük ikramiye çıkarsa bir sabah kapınızın önüne bir limuzin gönderirim. Adam kapıyı çalar ding dong ding dong açarsın. Kravatlı mura vatlı falan efendim Zafer Bey sizi bekliyor diye.
Sen daha ne olduğunu anlamadan limuzine bir binersin. Limuzinde iki genç kız sarı şampanyalar çiçek üstünde çikolatalar falan ikramlar mikramlar. Havaalanına girirsin. Havaalanında ben seni özel uçakla karşılarım. Özel uçağımızla atlarız İstanbul’dan. Barcelona’ya gideriz. Barcelona’da bir öğlen yemeği yeriz. Öğlen yemeği bittikten sonra senin cebine sağlam bir leban indiririm ki.
Barcelona kumaranelerinde gazinolarında bir şansını dene. Gece orada bitti mi ertesi gün acelemiz yok. Uçağımız hazır. Tık Paris. Yine Paris’te bir öğlen yemeği akşam. Yavrum anlaşıldı muhteşem bir hayal. Beni de buna adet ettiğin için çok teşekkür ediyorum. Anlaşıldı genç. Sen yaşamayı biliyorsun falan diye beni takdir etmişti. Bizim de balet dansı Erdal Uğurlu var.
Sen söyle bakalım dedi. Kenar mahallenin cemizliğini. Sana büyük ikramiye çıkarsa ne yaparsın? Erdal da dedi ki hocam valla ben ne yaparım biliyor musun? Şu Hilton’un kral dairesi var ya. Hilton’un kral dairesini kapatırım. Bir ay hiç kimseyle görüşmeden kral dairesinde aslanlar gibi yaşarım.
Hangi kral dairesi? Hocam Hilton. Olan yavşak hangi Hilton? Hocam İstanbul. Allah seni kahretsin. Seni yüreği süflü poşt. Olan dünyada binlerce Hilton var. Herif parayı bulmuş hala İstanbul’daki Hilton’da kalmayı düşünüyor.
İşte para böyle yavşaklara çıkar yavrum. Sana bana çıkmaz. Onun için bilet almayın. Bu yavşakların hayallerine ortak olmayın. Bazı senelerde o yılın ne yılı olduğunu verirler Dünur Bey. İşte 7 yıla yaklaşıyoruz.
Hocam bu sene ne yılı olsun? Bu sene ayrılıklar yılı olsun yavrum. Nişanlı olanlar nişanı bozsun evli olanlar ayrılsın. Ayrılıklar yılı ilan ediyorum. Bir sonraki yıl aşk yılı ilan ediyorum yavrum. Bir sonraki yıl para yılı ilan ediyorum yavrum.
O sene de dedi ki yavrum bu yılı da seksi yılı ilan ediyorum dedi. Bizi alkışladık falan. Dünur Bey’in en sevmediği şey kenardan muhabbete dahil olan salça olan adamlar olur ya. Dünur Bey bizim için çağdaş, hürriyocan, nasrettin hocamız, pirimiz, büyüğümüz, abimiz oradan operacı koristlerden bir yavşak da seksiyoluysa ben yaşadım o zaman hocam dedi.
Döndü böyle nereden biliyorsun yavrum ben yaşadım belki de yeni yılda sana kayacaklar yerine kaldık. Yıkar geçirdi Dünur Bey çok acayip adamdı. Şimdi bu Kurtuluş’taki evinde yaşardı bir siyami bey.
Yani kendi cebinde 3 kuruş 5 kuruş parası olsa bile siyami beyin aç kalmasına asla razı olmazdı ve siyami bey eski kaşardan başka da bir bok yemezdi. Öyle de şanslı bir hayvan. Ve Dünur Bey hep fırça atardı ulan ben kendime burada yiyecek ekmek bulamıyorum. Bu yavşak eski kaşardan başka bir bok yemiyor. Kaşarı dilimleyip getirirdi yine siyami böyle bakıp nazlanınca da ne yani. Bir de elimle yecerememi mi bekliyorsun hayvan ol hayvan deyip fırça atardı. Bir gün evine gittim Dünur Bey’in oturduk falan. Evde muhabbet ya Artur kendi yaptığım baklamı ikram edeceğim sana. Zeytinyağlıları süper yapardı. Kendi yaptığım prasan var, varvonya var işte salatası bilmem nesi falan meşhur altınbaş rakısı. Tık tık tık rakılar makılar içildi mi içildi falan bitti rakı. Sigara da bitti abi ne yapacağız falan.
Aşağıda bakkal var yavrum şimdi bakkalı arıyorum dedi. Pencereyi açtı. İsmail! İsmail! Bak buraya diyorum yavrum İsmail! Bağırtırma beni bu yaşında pencerelerden. Şimdi ses zaten kalın. Bir de İsmail deyince bütün Kurtuluş Mahallesi duyuyor hepsini.
İsmail’den ses seda yok. İsmail bak buraya hayvan herif! deyince İsmail çıktı. Buyur Nur Bey! Bak hayvan herif deyince nasıl kendini biliyorsun? Eten beni bağırtırıyorsun ulan bu saatte pencerelerden. Hocam bu süre bakma sesi geliyor tamam mı? Yavrum sepete bir büyük altınbaş koy. İki paket Barclay sigara, bir kase yoğurt, iki yüz elli gram eski kaşar,
bir tane ekmek ve 800 lirada para koy dedi. Ben de böyle bekliyorum ulan ne oluyor diyorum ya. Hakikaten sepete bir çekti bütün sipariş geldi 800 lirada duruyor. Lastikle bağlamış herif. Abi bu ne dedim akşama poker var bir arkadaşım evinde. Bakkaldan borç alıyorum yavrum dedi.
Çünkü bakkaldan borç oluyor ama ay başında bakkala gidiyor. Benim sana ne borcum var? Abi işte 1500 liralık alışveriş yapmışsın, 1000 lirada bana elden almışsın. Olduğu gibi maaş sarfını ona teslim ediyor. Yavrum ödeştik mi? Ödeştik hocam şimdi bir 1000 lira borç ver bakayım diyor. Ve hayatını böyle çeviriyor. Tabii kredi kartı yok o devirde anladın mı? Her şey böyle lakit çalışıllığı için.
Nur Bey’in bir de böyle zaman zaman fevri böyle atakları vardır. Şimdi mesela o devirde bir hanımefendiyle aşk yaşıyorlar. Aralarında bir tartışma oluyor. Hanımefendi de buna kızıyor. Ayvalığa gidiyor annesiyle beraber. Bunlar gece evde telefonla Nur Bey moteli arıyor. Hemen hanımefendi istiyorum rica ediyorum falan. Hanımefendi de geliyor. Telefonda bunlar tartışıyorlar. Yahu yapma etmeyme etme falan.
Ben seni seviyorum yavrucuğum. Üzme beni falan diyor. Kadın da diyor ki beni çok seviyorsan o zaman benim yanıma gelirsin diyor. Ne zaman yavrum? Yarın sabah diyor. Çat kapatıyor. Ulan İstanbul gecenin bir vakti. Nasıl gidecek Ayvalığa? Ayvalığa, Karnistan’ın yanına araba yok. Olsa zaten kim kullanacak onu? Hemen taksi durağına telefon açıyor. Yavrum bana Ayvalığa gidecek yeni bir araba ve terbiyeli bir şoför lazım. Yolda gevezelik yapmayacak. Adam gibi araba kullanacak. Ayvalığa beni götürüp akşama da getirecek. Kaç para olur yavrum? Hocam diyorlar sana 2000 lira olur ama sen yabancı değilsin baba ben sana 1500’e olur. Yavrum yalnız bende para yok. Gelen şoför bir de senet getirsin diyor. 15 günlük seneti imzalayacağım. Maaşı aldıktan sonra borcumu öder seneti de geri alırım diyor. Hakikaten araba geliyor. Şoför de hazır. Senet de hazır. Senet imzalanıyor. Geçerken taksi durağına bırakıyorlar. Nurbey profesyonlar şoförün yanına oturmaz. Hep arkaya oturur. Şoförle muhatap olamam yavrum. Önde oturduğum mu muhabbete başlardı. Hemen arkaya oturuyor bu yine.
Bunlar başlıyorlar ayoluk tarafına doğru gitmeye gece vakti İstanbul’da. Şoför tabi muhabbet açmaya çalışıyor. Abi ne olacak bu memleketin hali ya? Nurbey sevmediği için sen önüne bak yavrum. Bakıyor ki şoför oradan yemiyor 15 dakika. Abi ne olacak bu fenerin hali? Hani siyaset olmadı futbol da olmadı. Nurbey’e yavrum önüne bak. Yolda bir yerde mola veriyorlar. Depoya işte fullönüyor fullönüyor falan filan benzini benzini.
Şoförü diyor ki yavrum şuradan bana da bir çorba, az köfte bilmem ne al. Yol masraflarında sen yap dönüş de ben sana vereceğim çocuğum diyor. Kepte beş kuruş para yok çünkü. Şoför de gidiyor tepsileri alıyor tık Nurbey’in önüne istediğini koyuyor. Kendi de Nurbey’in karşısına oturuyor. Sana karşımda oturmana kim söyledi yavrum? Kimden izin aldın? Sen şoförsün ben müşteriyim. Geç yan masaya. Geç. Adam çaresiz yan masaya kayıyor. Ayvalık’a geliyorlar. Ayvalık’ta bu hanımefendiyle buluşuyor. Hanımefendi annesi. Annesi de orada Şezlong’un dibinde. Hocam peki siz hanımefendiyle aşkı yeniden devam ettirebilmek için bunları görüşürken şoför ne yapıyordu dedim. Eee şoför de gömleğini çıkarmış atletiyle gölgelikte böyle oturuyordu yavrum dedi.
Şoför de orada oturuyor. Dönüyorlar İstanbul’a geliyorlar. İstanbul’da dediği gibi yine senetmenet falan borcunu ödüyor. Rahmetli Orhan tetik can avlatmıştı. Bunlar Elazığ’a turniye gidiyorlar abi. Elazığ turnesinde yine oyun oynanıyor. Bizde hep genelde oyunlardan sonra böyle bir oturulur. Otelin lobisinde ya da bir yerde içilir miçilir haa iyi bir stres atılır falan rahatlarsın. Sonra herkes odalarına çekilir. Nur Bey yine Elazığ’da odaya çekiliyor. Yine sevgili de tartışılmış. Otel odasından telefonlarla falan filan birbirlerine böyle bir bağırma çağırma falan oluyor. Nur Bey korkut siniri bozuluyor. Tak diye telefonu kapatıyor. Canı sıkkın vaziyette falan. Resepsiyonu arıyor diyor ki. Bak buraya yavrum. Buyur efendim diyor. Resepsiyon. Yavrum Elazığ’da camcı var mı? Adam diyor ki var abi diyor. Ne yapacaksın diyor camcıyı diyor. Yavrum sana ne ne yapacaksın? Bana hemen bir camcı bul. Abi gece bu vakti biz nasıl camcı bulalım? Ulan burası Elazığ küçük yer. Bana hemen bir camcı bul. Taksi parasını da ben veriyorum. Derhal buraya gelsin diyor. Adamlar ulan deli mi divane mi ne? Arıyorlar tarıyorlar hakikaten bir tane camcı buluyorlar. Camcı gecenin ona 11’i geliyor öyleyse. Otele bunun odasına çıkıyor. Resepsiyon da nolar hocam camcı geldi diye. Yavrum sen camcı mısın?
Evet hocam. Nerede yavrum senin metre? Herif getirmemiş metreyi. Buna oradan bir fırça. Ulan doktorsun stateskopun yok yavşak. Camcı adam nasıl metresi elinde olmaz falan. Adam ağır bir fırça. Neyse resepsiyondan mezura getiriyorlar istiyorlar geliyor. Şu diyor benim büyük camı bir ölç bakayım ne kadar bunun nevaıdı diyor. Adam da sandalyeyi mandalyeyi koyuyor. Bakıyor 1 metre 70 santim yazıyor. 1.70 elini ölçüyor 2.35. İşte 1.70’e 2.35 kalınlığı ne kadar yavrum camın? Hocam 3.5 binim güzel. Bu camın tamamı sökülme takılma kaç para yavrum? Hocam işte cam 350 lira. Üzerinde biz işçili kalsak 500 lira falan tamam yavrum. Bu camı ne kadar zamanda takarsın? Yarım saatte takarım abi diyor. Şişeyi alıyor böyle pü koyuyor camın.
Parayı buyurun. Ben aşağıda resepsyondayım. Camı taktıktan sonra bana haber ver diyor. Şimdi yenge de tartışmış. Yüksek tansiyondan beyin damarları çatlamaya başlamış. Beyin kanaması geçirmeyeyim diye hıncını bir şeyden alması lazım. Camı kıracak rahatlasın. Fakat camcıyı çağırmasında şöyle bir kurnazlık var.
Otelde giriş yaptıktan sonra oyunculardan biri demiş ki ya ben odamı beğenmiyorum çok köşede bilmem ne de falan. Benim odamı değiştirebilir misiniz demiş. Recepyonda kerif demiş ki hanımefendi oda tamamen bütün otel dolu. Kimsenin odasını falan değiştiremeyiz zaten yer yok. Dediği için kendini garantiye alıyor. Şimdi camı kırsa resepsyona telefon etse dese ki aga ben camı kırdım bana başka bir oda verin. Aga otelde boş oda yok zaten.
Madem camı kırdın Elazığ soğuğunda bir uyu da o kel kafana bir soğuk işlesin. Ya da gel resepsiyona iki kırılan bir battaniye verelim orada yat diyecekler. Onun için kendini garantiye alıyor önceden. Ve camı hakikaten de taktırıyor.
Acayip bir herif.