Hesap Kürdan Değil Roma Mızrağı | Zafer Algöz Anlatıyor #BestOf

Hesap Kürdan Değil Roma Mızrağı | Zafer Algöz Anlatıyor #BestOf videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=IXaFqCrkDAM. tıkı tık tıkı tıkı tık tıkı tık His Kimse yok. Bir Cuma akşamı bomboş dükkan. Ya cenaze var ya da haciz gelmiş dedim. Kimse yok mu falan hop. Vestiyerden bu zaftlar tema’ya benzeyen bir garson katlı geldi….

Hesap Kürdan Değil Roma Mızrağı | Zafer Algöz Anlatıyor #BestOf

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=IXaFqCrkDAM.

tıkı tık tıkı tıkı tık tıkı tık His Kimse yok. Bir Cuma akşamı bomboş dükkan. Ya cenaze var ya da haciz gelmiş dedim. Kimse yok mu falan hop. Vestiyerden bu zaftlar tema’ya benzeyen bir garson katlı geldi. Bebe diyor böyle yanlamış osuru osuru uyuyordu diyor. Bizi duyunca diyor gözünün çapağını silip toparlandı. Hoş geldiniz beyim falan. Yavrum patron nerede? Abim siz buyurun ben şimdi çağırırım.
Deniz geldi. Abi nereye oturmak istersiniz? Lan bütün dükkan boş zaten. Ne demek ne diyor oturmak ister? İşte güzel bir masaya oturduk yavrum diyor. Bizi gelince patrona da haber verdiler. Canım abim. Abim abim. Eller öpülüyor hoş geldiniz şeref verdiniz falan filan. Menü verdiler diyor. Menüye bakıyorum hiçbir şey anlamıyorum. Her şey Fransızca diyor. Çocuklardan mal gibi birbirimize bakıyoruz diyor. Fonda da diyor Enrico Ilias, Enrico çalıyor falan.
Bakıyoruz bakıyoruz Allah Allah. Çocuk demiş ki bana bırakın abi. Tamam bir sene bıraktık yavrum. Çocuk gitti servisler geldi. Tebek tebek tebek tebek tebek. Bıçak bıçak bıçak bıçak bıçak bıçak bıçak. Kılıç kalkan gibi. Çatal çatal çatal çatal çatal çatal. Bardak bardak bardak bardak bardak bardak. Bekliyoruz. Şerefimiz açıldı diyor. Geçin oğlum. Koskoca bir tepsi geliyor diyor bu kadar.
Tak ortaya bir koyuyor güvercin boku kadar bir şey var böyle. Kaz ciğeri bilmem ne. İsmi kendinden büyük diyor. Yemeğin ismi hacminden büyük. Çocuklar mal mal yüzüme bakıyorlar abi çatal bıçak hangisini kullanacağız dedim yavrum. En dışarıdan içeriye doğru gideceğiz. Bitirdikçe koyun bitirdikçe koyun götürürler. Geldi gitti. Devamlı soruyor. Abim nasıl? Müthiş. Abim nasıl?
Şahane yavrum. O gitti bu geldi tatlımız tuzlu mu konyaklar falan filan. Biz de muhabbeti koyulaştırdık. O arada diyor döndüm artık hesap isteyeceğiz çünkü kumara gideceğim diyor. İşim var yavrum. Diyeyim bir döndüm çocuk kasada yok. Muzaffer abiyle göz göze geldik. Muzaffer temaylarıyor. Delikanlılıkta eli kaldırdığı zaman tamamlayacaksın. Ya bunu böyle yapacaksın ya da bunu götüne sokacaksın. Hiç yapmayacaksın.
Tek yaptım. Muzaffer abi bir topuk selamı koydu. Gitti içeriden meydanlar us gibi bir şey getirdi bu kadar diyor. Bir açtım. Annem. Ben de burada boş bulundum. Özgür abi kazık mı dedim. Kazık bunun yanında kürdan kalırız efendim. Bildiğin Roma mızrağı. Hatshirt the blackboard ettin siz sadece. Deniz kenarında uzun atladılar bize yavrum dedi.
Kâresiz şimdi orada hemen elimi attım. Kumar için ayırdığım kedi kafası gibi balya var lastikli. Buradan çat çat çat çat. Muzaffer abi de ince bir sakallı zaten bize güzel geçirmişler. Muzaffer abinin sakallı iman etmemek lazım. Buyur babacığım bir topuk selamı. Bize keseyi yaptılar ya çocuk ondan sonra çıktı ortaya. Canım abim bir kahvede falan. Yavrum işimiz gücümüz var. Abi nasıl memnun kaldın mı? Beğendiniz mi?
Her şey muhteşem. Yalnız çıkmadan önce bütün personeli rica edeyim bir topla demiş. Vestiyer, komi, bulaşıkçı hepsini manga gibi dizdim diyor. Yavrum hakkınızı helal edin. Öpayış öpayış. Mekan sahibi dedi ki abi Allah gecinden versin daha çok görüşeceğiz niye öyle diyorsun.
Dedim yavrum Öztürk abinizi ziyadesiyle bu dünyada siktiniz. Bir de ancak ahirette görüşürüz. Allah’ını seversen öp. En sonunda Kemal abi dedi ki lanet olsun tamam hepinize köfte ısmarlıyorum dedi. Ama dedi bir şartım var dedi. Orhan dedi evet Kemal’im dedi. Hesap dedi bin lira ve üstü gelirse ben veriyorum. Bin lira ve altı geliyorsa da sen veriyorsun Orhan dedi dedi.
Orhan Çaman da tamam evladım dedi. Hep beraber köfteciye gideceğiz biz normalde 8-10 kişi gidecektik. Hesabı katlayabilmek için Orhan Dede devamlı gelmek istemeyenleri de çağırıyor. Gelin evladım gelin yavrum gelin oğlum falan. Köfteciye bir gittik otuz kişiyiz abi kalabalık böyle. Getir oğlum götür oğlum. Abi bana bir porsiyon diyorsun hemen Orhan Dede böyle yapıyor. Bir buçuk. Biri diyor ben tatlı yemem Orhan dedi iki tane. Hesabı katlamaya çalışıyor. Yedik içtik falan filan. Kemal abi dedi ki gülüm hesap dedi. Adam hesabı getirdi rahmetli Kemal abi böyle hesabı açtı. Buyur dedeciğim keseneye bereket dedi. Nasıl ya falan yaptı Orhan dedi. Bir açtı 999 lira.
Nasıl ya diyor evladım bunu bir götür bir bak bir daha hesaplayın dedi. Dünyanın şeyi niye yedik ya olacak iş değil diyor. Adam gitti yine uğraştılar. Efendim 999 lira dedi tam. Ulan diyor size yazıklar olsun diyor. Lan bir tane ayran fazla isseniz hesap Kemal’e girecekti şimdi ben vereceğim parayı dedi. Kemal abi vereceğim parayı falan dedi. Dede isteksiz de olsa 1000 lirayı aslanlar gibi ateşledi baba. Çıktık geldik gülmekten yerlere yatıyoruz. Orhan dedi herkes anlatıyor ulan 1 lira yüzünden hesap bana girdi. Dedim Kemal abi vallahi şanslı adamsın ha. 1 lira yüzünden hesap dedim Orhan dediye kaldı. Ne öğrendi diye kaldı lan dedi. Ben önceden garson ayarladım gülüm hesap kaç lira gelirse gelsin. 999 lira yazacaksın kalanını da ben zaten öderim. Evladım dedi eğer bir insana bedve edeceksen inşallah çoluğun çocuğun kumar bez olur dersin.
Çünkü kumar bez sadece kendini bitirmez. Sülaleyi bitirir. Asit döker kurutur. İş o hallere gelir. Babaannen uykudayken gider altın dişini sökersin karın ağzından kumar oynamak için. Büyük rezillik aman kumardan uzak durun yavrum derdi. Bir de müthiş bir kumar manyaklığı var. Hayatını rulette kırmızı siyaha çözmek üzerine kurmuş. Diyor ki rulette 1 ile 36 arasında şansın çok az ama kırmızı siyatta %50. Ben kırmızı siyatta ruletin sırrını bulacağım ama rahat koparabilmem için büyük bir nakintoşa ihtiyaç var. Keşonlu table olacak ki evladım sağlam oynayayım böyle diyor. Gıdım gıdım üçlük beşlik de kumar olmaz diyor Ertuğrul abi.
O devirde bile oz kıt imkanlarda bile fırsat buldukça Avrupa’ya gidiyor. Kumar oynuyor kah kazanıyor kah kaybediyor tekrar Ankara’ya dönüyor. Hatta bir defasında Ankara’da Fransız bir rejisörle çalışırken oyunun genel provaları başladığında adamla gidiyor. Rejisörle biri bir konuşuyor dili de bildiği için adam birdenbire ağlamaya başlıyor rejisör. Ertuğrul abi alasmadık diyor gidiyor. Ne oldu falan diyorlar rejisöre.
Diyor ki Ertuğrul’un çok önemli bir mazereti var. Dört beş gün onu siz okuyarak teksten idare edin sonra gelip provamıza katılacak diyor. İş sonradan ortaya çıkıyor ki Ertuğrul abi o dönemde Fransa’da 12. gece oynanıyor Shakespeare’in. Aynı oyun Ankara Devlet Tiyatrosu’nda da oynuyor tesadüfen. Buna haber geliyor Fransa’da oynayacak olan oyuncu promiere bir iki gün kadar beyin kanabası geçirmiş. Oynayacak adam arıyorlar.
Bu da diyor ki ben gelirim Fransa’da oynarım temsil başına da şu kadar para alırım. Tamam diyorlar. Yöretmen de geliyor annem Paris’de komada. Acilen gitmem lazım diyor. Bu da diyor ki tabii haklısın diyor. Gidiyor dört gün beş gün orada oyun oynuyor. Oyundan parayı tokatlıyor bir güzel alıyor. Sonra kumarhaneye kumarhanede de onu bir güzel katlıyor. Çantaya koyuyor parayı.
Zımt beş altı gün sonra Ankara’da provaya geliyor. Raik Anlaçık da hocam. Allah uzun ömür versin. Ona da selam olsun buradan. O da asistanı Fransız yönetmenin provaya geliyor bu parçası ile falan. Raik Hoca’ya çantayı veriyor diyor ki evladım bu sana emanet. Sakın diyor kaybetme diyor. Çantayı kucağında tutuyor. Gidiyor yönetmenle bir şey konuşuyor. Adam beni ne oldu diyor. Annem öldü diyor. Hayatımda ilk defa Ankara Devlet Konservatuvarına gittim. Koridorda böyle. Haykıran adamlar görünce ilk zamanlar koyu ve gidiyordu. Bunlar ne yapıyorlar niye bağırıyorlar diyordum. Sonra adamla arkadaş olunca baktım ki ya bu opera sanatı falan. Hakikaten dünyanın en zor işiymiş meğer. 1954 senesinde daha sizler diyor ananızın karnında yoktunuz diyor. Bir buz tuttu diyor memleket. İstanbul boğazı komple buz tuttu çocuklar diyor. Deniz ulaşımı durdu kara ulaşımı durdu. Bursa’dan bir tane tekstilci abimiz var dedi ki. Sultanamamda bir tane Musevi bir tüccar abimiz var. Ona ipek kumaş gitmesi lazım saf ipek. Bu ipekleri ona götüreceksin. Sonra da parayı nakintosh alarak alıp geleceksin yapar mısın? Dedim yaparım ama sağlam avantamını alırım tamam. E abi nasıl gittin biz de sanki ilk defa duyuyormuşuz gibi hep arada gaz yiyoruz. E abi e abi. Şimdi bu mitomanların şöyle bir özelliği var. Hikayelerinde inanılmaz bir devamlılık var abi. Mesela sene 1954 ise 3 gün sonra 55 demiyor. 6 kişiysek 6 kişiydik diyor. Yalovada durdum diyorsa yalovada durdum diyor. Asla o yalandan senaryoya hep sadık kalıyorlar. Büyük bir ihtimalle de evden çıkarken ulan ben bugün ne palavratıyım diye provasını yapıyorlar. Yalovaya kadar geldim Bursa’dan. Karda batı açık. Yalovada deniz buz tutmuş. Hayvanı yavaş yavaş denizin üstüne indirdim mi? Dıkı dık dık dık dık dık dık dık dık. Buz tutmuş denizde böyle gidiyorum abi. Adaları sağıma aldım.
Bak o kadar doğru ki yani coğrafyayı gözünüzün önüne getirin. Adaları sağıma aldım diyor. Adaları sağıma aldım abi. Zeytinburnu göründü uzaktan diyor. Dimdik yürüdüm kız kulesi sağımda kaldı diyor. Oradan bir tornistan Haliç istikametine doğru geldim diyor. Sirkeci de diyor. Trak diye karaya çıktım diyor. Ya diye diyor kumaşları teslim ettim. Paranıma aldım. Yalvardılar. Bak kar tipi fırtına. Gel akşam burada kal. Seni misafir ederim yok dedim abi.
Benim bekleyenim var. Aynı yoldan geri döndüm. Dıkı dık dıkı dık geliyorum geliyorum. Bu sefer adaları soluma aldım. Abi Yalova Çınarişki istikameti göründü babacım uzaktan. Geldi ulan tam karaya yanaştım. Hayvan birdenbire kendini kastı diyor. Neden abi? Hayvan olmasına rağmen hissediyor abi. Çünkü orada buz erimiş. Kıyığa 50-60 metre mesafe var. Deniz var. Hayvan diyor ki. Bak ısrar etme diyor Ünal abi. Önümüzde su var. Batarız. İkimiz de ölürüz. Hayvan kastı kendini diyor. Ulan ne yapayım? Ne edeyim? Çıkacak başka bir yer de yok. Döndüm tekrar adalar istikametine doğru. Böyle 200-300 metre geriye. Oradan tekrar buna bir torun istedim. Ona bir yol verdim. Tam buzun kırıldığı yerde bunu buradan topuklarım hayvanın karına. Hadi koçum diyor. Bir koydum diyor. Böyle bir havalandık abi. Yalova sahilinde millet kenarda.
Çay ve salep içiyorlardı. Böyle diyor şaşırdılar diyor. Hepsini rahmetle sevgiyle anlıyorum. Yaşayanlara da sağlık ve uzun ömür diliyorum.
Dizimizin adında da olduğu gibi sizlere burada veda ederken ben de saygılar bizden diyorum.