Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Âhirin Hükmü Nedir? – Abdülhamid Türkeri Hoca Efendi
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8PuJT_NWXmE.
Hocam bir kardeşimizden şöyle bir soru gelmiş. Cumadan sonra kılınan zuhru ayrı’nın hükmü nedir? Hanifi mezhebine göre cuma namazının diğer namazlardan hususi bir takım şartları bulunmaktadır. Bu şartların bazısı cuma namazını kılmakla yükümlü olan mükellefe döner. Bazısı cuma namazının kılınacağı mescide döner. Bazısı da cuma
namazının kılınacağı beldeye, şehre, köye dönmektedir. Bu şartların her biri diğer namazlarla cuma namazının ve bayram namazının ayrışmış olduğu şartlardır. Diğer namazlarda bu şartlar bulunmaz ama cuma ile bayram namazında ise bu hususi şartlar bulunmaktadır. Bu şartlara baktığımız zaman da örneğin cuma namazının farz olabilmesi için Hanifi mezhebine göre şehirde tek bir yerde kılınması gerekir diye geçimektedir. Mesepte ilk dönemde özellikle Ebu Hanif Hazretlerinden yapılan rivayet budur ancak İmam Muhammed Hazretlerinden taattüdün caiz oldu ve birçok yerde kılınabileceğine dair rivayet vardır ve fukağının çoğunluğu da İmam Muhammed Hazretlerinin görüşüyle fetva vermektedir ama mezheb içerisinde özellikle Ebu Hanife ile Ebu Yusuf Hazretlerinde şehirde tek bir yerde kılınmasının şart olduğuna dair kavi açık rivayetler bulunmaktadır. Onun için evet fetva İmam Muhammed Hazretlerinin birden çok yerde kılınabileceği görüşü ama
yine de Ebu Yusuf ile Ebu Hanife’nin ihtilafı göz önünde bulundurmalıdır. Bu birdir. İki, şehre dönen birtakım şartlardan bahsettik az önce. O da nedir? Hanifi mezhebine göre Cuma’nın farz olabilmesi için insanların çok az olduğu, cemaatin az olduğu veya devletin şehir olarak, belde olarak adetmemiş olduğu yerlerde Cuma’namızı farz olup olmaması tartışmalıdır. Burada da bu yönüyle ciddi tartışma söz konusudur. Fuka’nın bazısına göre resmi işlemlerin yapıldığı yerler beldedir, şehirdir ve orada Cuma’a farz olur. Bazısına göre mutlak surette her yerde Cuma’namızı farz olacaktır. Bu yönüyle de imamlardan ve imamlardan sonraki gelen fuka’a arasında da ciddi ihtilaflar söz konusudur. Üçüncü olarak, mescide dönen birtakım şartlar olduğundan bahsetmiştik. Bir yerin Hanifi mezhebine göre mescid olabilmesi için
ebediyen Allah Ta’ala için adanmış ve mülkiyetin Mevla Ta’ala’ya verilmiş olduğu yer olması lazımdır. Onun için söz gelimi diyelim, ben herhangi bir yerden kiralamış olduğum yere açtığım dernek hakiki bir mescid değildir. Çünkü niye yarın bir gün kira aktım bittiği zaman da beni oradan çıkaracaklar. Ben oradan çıktığım zaman orası normal bir dükkan olacak. Böyle bir mescid olmaz İslam fukuna göre. Mescid Allah için adanmış olması gerekiyor, vakıf olması gerekiyor. Yine aynı şekilde otoparklarda bazı yerlerde Cuma’a kılınıyordur. O otopark şahsı aittir. Şahıs istediği zaman orayı yıkıp başka bir şey yapabilecektir. Mescidde böyle bir şey mümkün değildir. Ya da günümüzde hastanelerde, dinlenme tesislerinde, fabrikalarda, bunların içlerinde mescidler büyük olduğu zaman da insanlar buralarda o mescidlerde Cuma namazı kılıyorlardır. Hanifi mezhebine göre oralar hakiki mescid olmaz. Hakiki mescid olmayınca o zaman oralarda kılınan Cuma’da fukaha arasında tartışmalıdır.
İşte bu belirsizliklerden dolayı ve bu fukahanın ciddi tartışmalarından dolayı Hanifi fukasının son dönem alimleri, özellikle hicri 7. asırdan sonra Burhanettin Burhan, yani Muhitür Burhani sahibi ve Fethülkadir sahibi İbn-i Huma ve sonrasındaki İbn-i Abidin gibi fakihlerin çoğunluğu bu şekildeki ihtilaflardan dolayı Cuma namazının
kişinin üzerindeki farziyeti düşürme hususunda bir takım şüphe olduğundan bahsederler. Çünkü niye bu şartlar var? Peki bu şartlar yerine gelmeyecek olursa o zaman bizim kıldığımız Cuma üzerimizden öğleni düşürmeme ihtimali var. Fukaha da maalesef bugün günümüzdekilerde olduğu gibi esneklik, genişlik veya tabiri caizse kulluk hususunda kaytarmak asıl değil de her yönüyle ihtiyat asıl olduğundan dolayı bu sefer bu bahsetmiş olduğumuz fakihler neden bahsederler? Derler ki Cuma bu yönüyle hususi şartları vardır. Bu şartlar söz gelimi diyelim adam bugün hastanede Cuma kıldı veya havalimanında Cuma kıldı. Buranın hakiki mesut olmama ihtimali var. Bu ihtimalleri tek tek bir standarta dökme ihtimali de olmadığına göre o zaman ne olsun? Cuma’nın kişinin üzerinden düşmeme ihtimali olduğundan dolayı Cuma’dan sonra ihtiyaten öğlen namazını farzı yerine kayın olan Zuhre Ahir yani son öğlen namazı kılınmış olsun derler. İşte Hanefi fukahasının Zuhre Ahire bakış açısı budur. Ve bu Zuhre Ahir namazının kılınmasını her ne kadar bazı fukaha istihbapla yani güzeldir şeklinde açıklasa da özellikle bugün günümüze gelmiş olduğumuz zamanda yani günümüzdeki durum göz önünde bulundurulduğunda
ki Hanefi fukahasından Şam bölgesindeki meşhur fakirlerden İbn-i Abidin ifadesiyle artık bugün günümüzde bunun kılınması gereklidir ve vaciptir. Çünkü niye? Az önce bahsettiğimiz gibi Cuma’nın şartlarını yerine getirmeme ihtimali olan veya hususi şartları yerine bulunmayan bazı durumlar söz konusu olabiliyor. O zaman ben ona rağmen Cuma’ mı kıldıysam belki benim Cuma üzerimden öğlenin farziyetini düşürmedi. Çünkü orada Cuma farz değildi.
İşte bu ihtimalden dolayı İbn-i Abidin, Zuhre Ahir’in vacip olduğunu söyler. Fetih sahibi İbn-i Hümam aynı şekilde bunun vacip olduğunu ve gerekli olduğunu söyler. Bunu tutup da işte efendim burada istihbaptır bunu zorlamaya gerek yok şeklinde bir algı kesinlikle doğru değildir. İbadatta asıl olan ihtiyattır. İhtiyat olan ve bu şekilde tartışma olan konuda ve belirsizlik olan bir konuda tutup da bugün günümüzdeki bazılarının yaptığı gibi ya bazı fukaha buna istihbaptır demiş o zaman insanları mükellef tutmayın. Böyle ihtiyat olmaz şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Çünkü ihtiyat delili kavi olan da şeklinde bir takım ifadeler kullanıyorlardır. Ama burada hangi delil vardır? Burada bir delilin bulunma gibi bir durum söz konusu değil. Şayet bir delil olacak olsaydı fukaha bu şekilde yıllarca bunu tartışmaz ve bunu ihtiyata bağlamazdı.
Yani fukaha bunu ihtiyata bağlarken biz bunu başka bir takım şeylere bağlayıp da mükellefi bir takım sorumluluklardan azade etmeye çalışmak doğru değildir. Onun için zuhur akı namazı hanefi mezhebine göre kılınmalıdır. Ve bugün özellikle günümüzde hastanelerde, havalimanlarında veya işleyenli bileyim ücra köylerde, belli şahsın mülkiyetinde olan yerlerde, dinlenme tesislerinde veya küçük mahalle camilerinde. Çünkü hanefi mezhebine göre tahattüd caiz değildir bir görüşe göre. Bunu fukaha ciddi bir ihtilaf olarak görür. Bu ihtilaf varken siz ibadet her türlü öğlen için yeterli olur diyemezsiniz. İhtiyat nedir? Ya bu cuma kılacağız, tabi ki ondan da kaçamak davranmayacağız, tabi ki onda da kaytarmayacağız. Ama bu cuma’nın olmama ihtimali var. O zaman ne yapacağız? İhtiyaten her halükardan öğlen namazının yerine kaymalan zuhur akhiri kılacağız. Bizim selefimizden görmüş olduğunuz usul budur. Bugün maalesef özellikle pandemi sürecinden sonra bazı imamların bazı camilerdeki gevşeklikleriyle beraber artık cuma namazının zuhru akhiri kasıtlı bir şekilde terk edilir hale geldi. Yani eskiden cuma namazının 16 rekat olduğu 7’den 70’e herkes tarafından kabul görmüş bir şeyken artık ama maalesef günden güne cuma namazının 10 rekatmış gibi yani zuhru akhirsiz hali insanlara yerleşiyordur. Böyle bir şey kesinlikle doğru değildir. Böyle bir şeyi insanlara alıştırmak da doğru değildir.
Özellikle bela ve musibetlerin yağmış olduğu bu virüs gibi veya işte ne bileyim salgın hastalık gibi süreçlerde Müslümanları bizim daha çok ibadete haris edip Müslümanları ona teşvik etmemiz gerekirken Müslümanları mükellefliklerinden kaçarabilmek için veya onu koturabilmek için bunu fıkıh malzemeleriyle beraber süslemek fıkı da bunu alet etmek doğru değildir. Müslüman ibadette her daim ihtiyatla hareket etmekte hükümlüdür. Burada da ihtiyat nedir? Zuhra akhirin kılınmasıdır.
Bunun dışında efendim şöyle tartışma var şuna göre böyle şeklinde bir yaklaşım kesinlikle doğru değildir. Kardeşlerimize bizim tavsiyemiz ne nedir? Her yer artık normale döndü. Her meclis ortam fabrikalar iş yerleri okullar osu busu döndü. Tedbirlere riayet ederek zuhru akhır hususunda gevşeklik gösterilmemesidir. Yani cuma namazı 16 rekattır. 4 ilk sünnet 2 faiz 4 son sünnet 4 zuhru akhir 2 vaktin son sünneti.
Bunların tamamına zerre taviz vermeden dikkat edilmesi gerekir.