Cuma’dan Sonra Kılınan Zuhr-i Âhir Namazının Hükmü Nedir?

Cuma’dan Sonra Kılınan Zuhr-i Âhir Namazının Hükmü Nedir? videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MxGjpQp8BrM. Cuma namazından sonra Zuhri ahirin kılınmasının hükmü nedir? Hanefi mezhebi müteahhir fakihlerine göre Cuma namazından sonra Zuhri ahirin kılınması gereklidir ve kitaplarımız bunu vacip olarak isimlendirmiştir. Yani kişilerin yani Cuma kılmakla sorumlu olan kişilerin Cuma’dan sonra iki de dört…

Cuma’dan Sonra Kılınan Zuhr-i Âhir Namazının Hükmü Nedir?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MxGjpQp8BrM.

Cuma namazından sonra Zuhri ahirin kılınmasının hükmü nedir? Hanefi mezhebi müteahhir fakihlerine göre Cuma namazından sonra Zuhri ahirin kılınması gereklidir ve kitaplarımız bunu vacip olarak isimlendirmiştir.
Yani kişilerin yani Cuma kılmakla sorumlu olan kişilerin Cuma’dan sonra iki de dört dekattık o Zuhri ahir namazını kılmaları gerekir ve kılmaması durumunda Müslümanın sorumlu olma ihtimali olduğundan bahsederler.
Şimdi bugün günümüzde bazı kurumlar Zuhri ahirin kılınmasının gerekli olmadığını direk Cuma namazının dört ilk sünnet, dört iki rekat farzı ve sonrasında dört dekattık Cuma’nın son sünnetinden sonrasında Cuma’nın bitmiş olduğu ve diğer herhangi bir şey kılınmaması gerektiğini veya kılınmasının zorunlu olmadığından bahsederler.
Halbuki Hanefi kaynaklarımıza baktığımızda Hanefi kaynakları bu meseleyi şu şekilde izah etmektedirler. Cuma namazının ve Cuma namazına benzeyen bayram namazının hem Mükellefe hem kılınacak camiye hem de kılınacak beldeye dönük bir takım şartları ve hükümleri vardır. Mükellefin sıhhatli olması, sağlıklı olması, hastalığın bulaşma korkusunda olmaması bu tür şeyler. Kılınacak beldede kadayla alakalı ve resmiyetle alakalı her türlü hükümlerin icra edildiği bir yer olması. Yani köy gibi, kasaba gibi kadının, mahkemenin, devlet ricanının hiçbir şekilde bulunmadığı bir köy kenar bir yer olmaması. Üçüncü olarak cami demiş olduğumuz Allah Teala’ya adanmış olan hakiki mescitler olmasıdır. Veya o da olmasa, diyelim mesela şehrin dışında bütün Müslümanları alan bir cumalık bir yerin olmasıdır. Ayrıca bir de cuma ile alakalı şartlardan bir tanesi de hem ne kadar İmam Muhammed’in hilafı olsa da Ebu Hanife ile Ebu Yusuf’a göre cumanın şehirde bir, en fazla iki camide kılınması şartıdır.
Şimdi bu şekilde günümüzde gerek cumanın farklı farklı ve birden çok hatta yüzlerce camide kılınması aynı beldede. İkinci olarak cumanın kılınmış olduğu camilerin hakiki bir cuma camisi olup olmaması ve çoğu kılınan özellikle kenar mahalleler,
Fatih Camii gibi büyük camiler veya İsmailağ gibi kalabalık büyük camiler dışında özellikle küçük camilerde kılınan cumanın mezhebe göre cuman mescidi olmamasından dolayı kişinin üzerinden cumayı düşürmeme ihtimalinden dolayı hem de mükellefteki aranan şartlardan dolayı gerek izin olması yine mescitte, gerek sahir şeylerden dolayı kılınan cumaların,
beldelerin ve yerleşkelerin nüfusunun artmasından sonra kişinin üzerinden öğlen namazını düşürmeme ihtimali günden güne artmaktadır. Şimdi Asr-ı Saadet döneminde Allah Resulü Medine’de cumaları her daim bir mescitte kılmıştır. Medine dışında sahabe efendilerimizi toplamışlardır, orada kılmışlardır, tek bir yerde kılmışlardı.
Asr-ı Saadet döneminde Allah Resulü hiçbir zaman Medine’de iki yerde cuma kıldırmamıştır ve sahabe efendilerimizi bu şekilde hareket etmişlerdir. Tek bir yerde namaz kılınmıştır. Şimdi bugün 16 milyonluk İstanbullu siz tek bir mescitte toplayamazsınız. Evet nüfusun bu şekilde kalabalıklaşmasının o Asr-ı Saadet dönemindeki uygulamanın imkansızlaşmasına sebep veriyordur. Bundan dolayı Osmanlı’da da fakirler taat düdülme secde demiş olduğunuz birden çok mescide kılınmasına fetva vermiştir.
Ama sonuç itibariyle hem Asr-ı Saadet döneminde hem de Hanefi mescinde bu Hanefi’yle göre böyle bir şey caiz değildir. Şimdi bu demiş olduğumuz bahsetmiş olduğumuz rivayetlerin tamamına göre kılmış olduğumuz cumaların olmama ihtimali vardır. İşte bu olmama ihtimali bulunduğundan dolayı Selefi’miz olan Hanefi fakihleri de günümüz fakihleri gibi aman ya insanlar sorunlu olmasın, aman buna gerek yok şuna gerek yok, üslüpleri ve tarzları olmayıp ibadatta ihtiyat neyse, en sağlam olan görüş neyse onunla hareket ettiklerinden dolayı Hanefi mezhebine göre ola ki cuma kişilerin üzerine farz olmaz ve ola ki kılınan cuma kişinin üzerinden öğlen namazının farzını düşürmez diye zuhri ahirin kılınmasını zorunlu kılmışlardır.
Bundan dolayı zuhri ahiri kılmak gerekir demişlerdir. İmam Muhittur Burhani’den veya Hidayet Şarihlerinden, Fethülkadir’den, sonrasında İbn-i Abidin gibi fakihlerin tamamı her ne kadar bazı kaynaklarda istihbaptan bahsedilse de yani kılınması güzel denilse de bu zikretmiş olduğumuz kaynaklar kılınmasının gerekliliğinden bahseder.
Bundan dolayı birilerinin dediği gibi aman buna gerek yok değil mutlaka her bir Müslümanın zuhri ahiri yani o dört dekatlık ola ki cuma iki rekat olan o cuma öğlenin farzını düşürmediyse bu kılmış olduğumuz hey öğlenin yani son öğlen olsun yani bugün üzerinde borç varsa bugünkü öğlenin borcu düşmüş olsun diye öğlenin dört dekatlık farzını kılınması şiddetle tavsiye edilmiş ve gerekliliğinden bahsedilmiştir. Onun için her bir Müslümanın bunu gevşeklik göstermeden kılması gerek. Burada vatandaş şunu soruyordur peki hocam ben bunu nafile gibi mi kılacağım farz gibi mi kılacağım? Bu namazın cuma’nın kişinin üzerindeki farziyeti düşürmesi durumunda nafile olma ihtimali de olduğundan dolayı fakirler derler ki ihtiyatla yine burada hareket edin. Bundan dolayı dört rekatı sanki nafile kılıyormuş gibi kılın. Yani özellikle mesela üçüncü ve dördüncü rekatı Fatiha’dan sonra zamlı süre okunur mu okunmaz mı meselesidir. İbn-i Abidin bu mesele daha açıkça tıpkı nafile kılıyor gibi kılınır. Çünkü eğer farz ise zamlı süre okumak namazı engel olmaz ama nafile ise vacibin terkı olacaktır der. Bundan dolayı üçüncü ve dördüncü rekatta zamlı süre okunarak normal nafile olarak kılınır. Niyet olarak da zuhri ahir olarak niyet edilir.
Sonrasında da vaktin son sünneti olan iki rekatlık öğlen namazında müekyet olan nafilesi kılınacaktır.