Dil ve din düşünceyi etkiliyor mu? Ahmet Arslan yanıtladı

Dil ve din düşünceyi etkiliyor mu? Ahmet Arslan yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=i8kjSpZc34c. Seni buraya çağırmadan önce, telefon açıp da davet etmeden önce ve seninle ne konuşuruz diye konuştuğumuz sırada aklıma benim şu geldi. Biz burada hep düşünceden başlıyoruz. Genelde başladık ilkçağ düşüncesinden, hatta ilkçağ öncesinden başladık ve bugüne kadar düşünceye…

Dil ve din düşünceyi etkiliyor mu? Ahmet Arslan yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=i8kjSpZc34c.

Seni buraya çağırmadan önce, telefon açıp da davet etmeden önce ve seninle ne konuşuruz diye konuştuğumuz sırada aklıma benim şu geldi. Biz burada hep düşünceden başlıyoruz. Genelde başladık ilkçağ düşüncesinden, hatta ilkçağ öncesinden başladık ve bugüne kadar düşünceye hep konuştuk. Hep düşünürken şunu düşünüyorum ben, nerede düşünce daha çok üretilmiş, nerede daha az üretilmiş, nerede düşünce daha genişlemiş, nerede daha çok daralmış?
Acaba şu bir etken midir? Dil ve din. Dil ve din, yani kullanılan, konuşulan dil, dilin zenginliği ve dinin getirdiği dogmalar, bu ikisi düşünceye etkiliyor mu? Ya da nereye kadar etkiliyor? Bir dil zengin olduğu zaman daha mı çok düşünce üretebiliyor ya da düşünce ürettikçe mi din zenginleşiyor?
Keza, din, düşünceye zaman zaman sınır koyuyor mu? Çünkü baktığımız zaman dinlerin özellikle ilk dönemlerinde her zaman düşünce arasında sert bir satışma olmuş ve düşünceyi biraz baskılamış gibi geliyor. Ya da bana mı öyle geliyor? İlk dönemde değil, her zaman ilk dönemde olmayabiliyor. Evet doğru. Yani daha sonraki dönemlerinde dinler…
Mesela İslamiyet ilk döneminde değil sonrasında baskılıyor, Hristiyan’ın ilk döneminde baskılıyor, sonrasında biraz özgüleşiyor. Ama onun daha sonrasında özgüleşmesi nedeni de dinin içinde meydana gelen değişmeler değil. Dinin dışında meydana gelen gelişmeler sonucunda dinin kendi alanına, o alan neyse. İtilmesi. İtilmesi, bu bir savaş sonucunda oluyor. Şimdi birinci soruya gelelim. Dil.
Dil ile düşünce arasındaki ilişkiler, tabii bu tür ilişkileri tutup da hemen cacık cevap vermek mümkün değil. Valla benim düşünceme göre dil mi düşünceye şey yapar öncedir, düşünce mi dile öncedir, bu sorunun şey cevabı yoktur. Net cevabı yok. Aklı başta bir cevap. Yani tavuk yumurta gibi. Evet, aklı başta bir cevabı yoktur.
Efendim, ama şöyle bir genel münasebet düşünüyorum ben. Dilin gelişmesine hizmet eden şey, düşüncenin kendisinin ihtiyaçları olur. Yani düşüncenin zaman içinde şu veya bu nedenle neden ortaya çıkar? Yani mevcut düşünce şeklini dünyayı anlamak, anlatmak, açıklamak ve onda etkili olmak için yetmez.
Dolayısıyla o düşünce şeklinizi bozan, o düşünce şeklinizi ne diyelim? Zorlayan. Zorlayan bir şeyler ortaya çıkar. Ondan sonra o düşünme şeklinizi bozan, zorlayan birtakım olaylar sonucunda düşünce yeni bir takım bir dekendçe şey kastırıyorum. Sentex’i kastırmıyorum ben. Yani sentaks aşağı yukarı esas olarak çok fazla değişmez. Değişir tabii.
Yani Yunancadan, bilmem Arapça’ya çevirler sayesinde Arapça’nın sentaksı da zenginleşmiştir. Hatta bizde de daha önce mevcut olmayan ifadeler, cümle yapıları vesaire de değişmiştir. Yani o bir şey mesele. Hayır, bunu şundan sorayım. Almanca, Almanya çok kavram üretmeye uygun bir dil olduğu için mi Almanya’da çok felsefesi çıkmış, çok felsefe yapmışlar, çok düşünce üretmişler? Yoksa düşünce üretenler mi Almanya’yı kavram üreten bir dilhane getirmişler? Onu hep kafamda kalır. Vallahi ben dilci değilim. Yani diller karşılaştırmasına pek girmem teknik olarak ama birkaç dili bilirim. Yani Almanca’nın kavram üretmeye uygun bir yapısı var mıdır? Yani tabii eklemelerle çalışan bir dil ama aynı şekilde İngilizce eklemelerle çalışıyor değil mi?
Yani ana bir fiilin arkasına başka bir takım şeyler getirdiğiniz zaman o da gelişiyor. Yani asıl mesele galiba dille ilgili değil. Asıl mesele inançla ilgili. Hayır, zihniyetle ilgili. Zihniyetle ilgili. İşte belki oradan dine geleceğiz. Yani peki zihniyeti ne oluşturuyor?
Zihniyeti tabii o toplumun o sırada içinde bulunan ve de dünyaya bakış tarzını verirleyen ne diyelim bir takım temel alanlar, temel olaylar oluşturuyor. Haddin bunların içerisinde tabii çok önemli bir etken ama bunun yanında başka etkenler de var. Gelen o zaman dine yani gene çok yumuşak olarak konuşalım. Eee, dinin yapısı gereği zaten din. Statik bir şey. Önce yani bütün zamanlar için geçerli olmak üzere bir takım kurallar, görüşler ortaya konuyor. Bütün zamanlar için geçerli olmak üzere. E zaten başka türlü olmaz. Hele hele şey dininden bahsediyoruz tabii kitap dinlerinden bahsediyoruz. Yani Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlıktan bahsediyoruz. Öbür dinlerde bunun o kadar şeyi yok. Eee etkisi yok kitap dinlerinde. E kitap dinlerinde Tanrı’dan ve yüksek bir yerden gelen bir kitap söz konusu. Yani Hristiyanlık’ta tabii inçiller falan Tanrı’dan gelmez ama Tanrı ilhamlıdır. Anlatabildim mi? Aynı şey Yahudilikte de.
Bizde Tanrı’dan gelen özellikle yani hiç kimsenin insan şeyinin unsurunun karışmadığı olduğu gibi Tanrı’dan gelen din kavramı var. Kitap kavramı var. E şimdi o… İslâmiyet aslama diğerlerinin böyle bir hitabı yok. İslâmiyet yok diyorum işte sana. Yani Yahudiliğin belki ilk beş kitabı için buna benzer bir şey. İlahi bir kaynaktan bahsetmem gümkün değil ama işte ne diyoruz şeyin kitabı yok bilmem
ne diyoruz işte Tanrı’nın kitabı, Krallar kitabı vesaire vesaire. Öbür tarafta incirler zaten dört incir var. O da kırpla kırpla dört inşibü. Evet yani orada Tanrı ilhamlı olduğu düşünülür ama Tanrı ilhamlı olduğu başka bir şey. Tanrı esinlenmeli olduğu başka bir şey. Tanrı’nın doğrudan doğruya. Cebrail aracıyla peygambere söyledi dikte ettiği bir kitap başka bir şey. E şimdi bunun yapısı gereği, yapısı gereği.
Şimdi böyle bir kitap varsa ve burada ifade edilen hele özellikle İslam dini gibi yani sadece gelecek hayatla ve Tanrı’nın intelikleriyle ilgili soyut metafizik önermeler değil de bizatihi dünyevi hayatla ilgili hukuki ifadeler hatta ahlakı ifadeler yani koru koca ilişkileri miras meselesi gibi işler ortaya girince orada sen şimdi sen bir
kere baştan itibaren konulmuş olan ve Tanrı tarafından konulmuş olan unutma bu kurallara bu emirlere bu bilgilere karşı çıkman yani tanımı gereği zaten mümkün değil. Benim anlatabildim mi? Ağzım ağzım. Eşluburun herhalde toplu sar gelişmeyi düşüncenin gelişmesini yeni bilgilerle
yeni efendim gerçeklerle temas edilerek onların törpülenmesini düzeltilmesini değiştirilmesini beklemek biraz zor. Bilmem anlatabildim mi? Yani yapısı gereği dinde statik bir şey var. Bak mecburen. Yapısı gereği. Statik ve dogmatik bir şey var. Şey var. Şimdi canım Hristiyanlık da bir din ama onun içerisinde bak bu kadar şey yok ama
Hristiyanlık da mesela esas olan kitap üzerinden yürümüyor. O kitap bir tür şey ritüelin ııı şeyse unsurları kilise otorite orada kilise kilise onu şey yapıyor. Onları yorumlayarak yani kanonik olan kilise. İslam’da tabi böyle bir şey yok. Yani dinler kısaca ise daha genel bir şekilde söyleyeyim dinler yapısı gereği bütün zamanlar için bir defa konulmuş tanrı tarafından emredilmiş kurallar bilgiler hakikatler üzerine konulu şeylerdir. E bu düşünceyi sınırlandırmaz mı? Bu düşünceyi sınırlandırmaz mı? Peki şimdi mesela baktığın zaman doğru düşünce sınırlandır. Fakat bu İslam’ın özellikte Müslümanlığın ilk döneminde çokça düşünce üretimi de
var. Oradan çıkan bir kaka yorumlar var dinle ilgili ve diğer konularla ilgili. Ama onlar dinin düşünceyi efendim geliştirme konusunda diyelim ki bir kıvılcım veya başlangıç rolü oynaması anlamında değil.
Dinin söylediği şeylerin tam olarak nedir bunu anlama yönünde yani prensibine itiraz etmiyor. Kitabın söylediği şeylerin prensibine içeriğine insan zekasıyla yorumuyla efendim söyleyelim şey yapılabilir müdahale edilebilir onlar şu veya bu yönde yorumlanarak şöyle veya böyle bir şekil alabilir şeklinde değil.
Onun ne dediğini tam olarak anlamadığımız için onu nasıl anlayacağız, hangi yöntemler bulacağız da onu anlayacağız şeklinde bir gelişme var. Zaten İslam dünyasının o dini düşünceden bahsediyoruz şimdi İslam dünyasına daha sonra Batı’dan gelen, Yunan’dan gelen bilimsel ve felsefis işlemine bahsediyoruz.
Bir dini düşüncenin bir teşekkül devri var.