Doç. Dr. Ebubekir Sifil – Islah, İhya ve İnşa – Cumartesi Sohbetleri (6)

Doç. Dr. Ebubekir Sifil – Islah, İhya ve İnşa – Cumartesi Sohbetleri (6) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=IMKEf5OIdEw. Biz neden eskiden olduğu gibi o kavramları ıslah, ihya ve inşaat sürecini kriz devrindeyiz? Çünkü bugün de bir kriz devrindeyiz. Bunları kullanarak aşamıyoruz. Son olarak bunu sorayım. Bunun iki temel sebebi var. Birincisi küreselleştirilmiş…

Doç. Dr. Ebubekir Sifil – Islah, İhya ve İnşa – Cumartesi Sohbetleri (6)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=IMKEf5OIdEw.

Biz neden eskiden olduğu gibi o kavramları ıslah, ihya ve inşaat sürecini kriz devrindeyiz? Çünkü bugün de bir kriz devrindeyiz. Bunları kullanarak aşamıyoruz. Son olarak bunu sorayım. Bunun iki temel sebebi var. Birincisi küreselleştirilmiş bir dünyada yaşıyoruz. Bu küresel sistemi var eden güçler ve devam ettiren güçler kendi dünya görüşlerini, hayat tarzlarını, kavramlarını
dünyanın geri kalan kısmına çok kolay empoze edebiliyorlar. İşte iletişim vasıtaları başta olmak üzere pek çok mekanizma da bu sistemin devamını temin ediyor. Dolayısıyla yeni yetişen nesiller farkında olmadan o küresel sistemin var edicileri tarafından kendilerine sunulan zihin yapısıyla büyüyorlar. Onların var ettiği bir dünyada yaşıyorlar çünkü. Birincisi bu zihin yapısını İslam oluşturmadı mevcut verili durumda. Gayri İslami bir sistem var dünyada. O sistemin kurucuları oluşturdu. Ve yeni nesillere de dediler ki bu bilgi çağdır. Her şeyi bilmeye hakkınız var. Her şeyi bilmeye imkanınız da var. Bir tıkla dünyanın bilgisine ulaşıyorsunuz. Bu bir illüzyon aslında. Yani her şeyi bilmeye hakkımız var doğrudur da her şeyi bilmeye imkanımız nasıl var? İnternet üzerinde. İşte bu olmadı. İnternet dediğiniz şey bizim bilgi almamız gereken, bizi eğiten, bize öğreten bir mekanizma değil ki. O icadı kazanı gibi içinde her şey var.
Dolayısıyla önce zihnimizi mevcut küresel durumu kabul etmeye hazır bir kıvama getirdiler. İkinci durum da az önce işaret ettiğimiz şey İslam’ın kendi kavramları ve kurumları devre dışı bırakıldı. Yani ümmeti Muhammed hiçbir zaman, hiçbir zaman bugün olduğu kadar ilim müesseselerinden mahrum olmadı.
Bakın miladi 13. asır İslam tarihi bakımından son derece kritik ve son derece özel olarak etit edilmesi gereken bir zaman dilimi. Miladi 13. asır. Ne oldu bu asırda, ne oldu bu zaman diliminde? Bir defa doğudan böyle bir çekirge sürüsü gibi önüne çıkan her şeyi yıkıp, yakıp, tahrip edip gelen bir Moğol istilası.
Çok kısa bir zamanda Çin sınırından Avrupa ortalarına kadar neredeyse gelen bir işgal, istila, yıkım, yakım süreci. Ve o süreç İslam dünyasını da felcetti. Halifeyi Abbasi Halifesini Bağdat’a girdiler, aldılar. Devleti Ricali ile birlikte çok böyle tahkir eder biçimde öldürdüler. Devlet, ümmet ilk defa o zaman halifesiz kaldı.
Üç sene İslam ümmeti 1924’den bu tarafı çıkarırsanız ilk defa İslam ümmeti o zaman halifesiz kalmıştır. Üç sene. Yetmediği batıdan da haçlı seferleri devam ediyor. Böyle tost olmuş bir ümmetten bahsediyoruz. Devleti yıkılmış, halifesi gitmiş, ordusu dağılmış, müesseseleri harap olmuş, madden bitmiş bir ümmetten bahsediyoruz. Fakat bu ümmet çok enteresandır. Ne olduysa çok kısa bir zaman içerisinde toparlandı, küllerinden yeniden doğdu. Bizi öldüren, katleden katliam yapan Moğollar, bizde dirildiler, Müslüman oldular. Efendim, taa gittiler Hindistan’a, Babüriler Devleti’ni kurdular. Bunu yapan neydi? Bu ümmet dışarıdan aldığı hiçbir sadme ile, hiçbir darbe ile yıkılmıyor. Evet, sarsılıyor ama yıkılmıyor. Onu ayakta tutan bir müesseese var. O ulemadır. Ricali Devleti kesebilirsiniz, insanları asabilirsiniz, ticareti felcedebilirsiniz, ekonomiyi silebilirsiniz. Ümmetle alim arasındaki ilişkiye dokunmadığınız sürece bu ümmet kendisini yeniden üretir. Modern dönemde bunu yaptılar. Bu ümmetin alimlerini astılar, kestiler, sürdüler, itibarsızlaştırdılar.
İlim müesseselerinin kökünü kuruttular. Ümmet rehbersiz kaldı. Şimdi böyle bir ortama küresel dünyanın verili durumunu da getirir, oraya koyarsanız, monte ederseniz, o günkü mevcut çarpık duruma ulaşmanız kaçınılmaz olur. Dolayısıyla yapılması gereken şudur. Bu ilim müesseselerini yeniden ihya etmek zorundayız. İlim merkezlerini yeniden ihya etmek zorundayız. Bunu da sivil bir anlayışla yapmak zorundayız. Bunun altını çiziyorum. Sivil bir anlayışla yapmak zorundayız. Yani bunu devletten beklenince. Hayır, devletin vazifesi değildir Müslümanlara medrese kurmaktır. Zaten layık yap buna izin vermez. Dolayısıyla ümmetin buna ihtiyacı da yok. Ümmetin böyle bir yapıyı kurmak için hiçbir şeye ihtiyacı yok. Her türlü imkanı mevcut. Televizyonları var, vakıfları var, her türlü imkana sahipler, sosyal yardım dernekleri var, şunları var, bunları var.
Ümmetin imkanı var. Sadece planlamada bir zaafımız var. İslami ilimleri bu ümmetin hayatına yeniden sokmak istiyorsak, ki bu bir fantezi değildir. İslami ilimler sokaktaki insanı Müslümanlık anlamında kıvamda tutan yapılardır. Bir örnek verip bağlayayım. Bakın bu ülkede çok uzun yıllar boyunca insanlar siyasi tercihlerde bulunurken bir şey söylediler. O tercihlerin ne olduğunu da bizi izleyenler zaten biliyor. Ehvenişer. Ehvenişer diye bir kavram vardı. Ben hatırlıyorum çocukluğumuzda Demirel’in Adalet Partisi’ne, ondan sonraki sağ partilere hep oy verirken insanlar böyle bu kavram üzerinden oy verdiler. Ehvenişer’dir, bunu tercih etmeliyiz. Bu aslında bir usul-i fikir kaidesinin azıcık özetlenmiş halidir. Bediüzzaman Said Nursi’ye sormuş talebeleri, işte çok partiyle hayata geçilecek, efendim şöyle bir parti kuruldu, ne dersiniz buna oy verelim mi, vermeyelim mi? O da demiş ki, Ehvenişerre’yin tercih olunur. Bunların ikisi de şerdir ama falan biraz daha hafif bir şerdir. İkisinden birini tercih etmek zorundaysanız hafif olanı tercih edin. İşte usul az önce kavaitten bahsettik ya, bu bir kavait-i külliye’den bir kaidedir. Ehvenişerre’yin tercih olunur. Bakın bir kaide, iğdiş edilmiş haliyle bile bu ümmetin hayatına en az yarım asır siyasi tercihlerini belirlemek şeklinde müdahale etti, müdahil oldu. Usul-i fıkhın bir kavait-i fıkhiyenin bir kaidesi. Dolayısıyla İslami ilimleri insanımızın zihin yapısını inşa etme noktasında
yeniden bir düşünmemiz lazım. Yani bu olmadan Müslümanca düşünemiyoruz. Müslümanca refleks veremiyoruz. Müslümanca tercihleri de bulunamıyoruz. Eğer ilim ve eseslerini yeniden ihya ederseniz, ulu müşer’iye yeniden bu ümmetin hayatına girerse, belki birkaç kuşak sonra Müslüman olduğunu söyleyen insanlar gerçekten Müslümanca düşünebilecek kıvama gelebilir.
Allah Teala bizi o günlere kavuştursun diyelim.