Dolara talep neden arttı, nasıl düşer? | Teke Tek Bilim (Prof. Dr. Bilge Yılmaz)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=SrS4SnEyJTo.
Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! İyi akşamlar değerlice, tek bir tek bilim alışverişiniz. Bu akşam yine 3 bölümlü bir program yapacağız. İlk 2 bölümde ekonomi konuşacağız. Bir bilim olarak ekonomi konuşacağız.
Türk ekonomisini veriler bazında değerlendireceğiz. İki konuğum olacak ayrı ayrı dilimlerde. İlk bölümde Prof. Dr. Bilge Yılmaz, İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı ve Wharton School Öğretim Üyesi daha önce konumuz olmuştu. Kendisini gayet iyi tanıyorsunuz. İkinci bölümde ise Prof. Dr. Ege Yazgan bizimle olacak. İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Ege Hoca da daha önce konuk olmuştu. Son bölüm ise oldukça ilginç. İki saat sürdüreceğiz en az.
Yeme obuzluklukların üzerine bir sohbetimiz olacak. Yeme obuzlukluğu, çağımızın hastalığı, biraz da medya tarafından ve kimi şirketler tarafından pompalanan hava doğrultusunda giderek yaygınlaşan, biz bunu bazen obezite olarak görüyoruz, bazen aşırı zayıflık olarak görüyoruz. Farklı biçimleri var. Ama gerçekten dünyada giderek artan oranda yeme bozukluğundan muzdarip insan, özellikle ergenlik çağında başlayan, ileri yaşlarda ciddi rahatsızlıklara sevgiyet verecek derecede sorunlar yaratan bir mesele yeme bozuklukları. Bunu ele alacağız. Ergenler yeme bozukluklarını ve bunun nereye evrildiğini konuşacağız.
Profesör Doktor Feyza Bayraktar, psikoterapist ve yeme bozukluğu uzmanı. Yine Profesör Doktor Özgür Öner, çocuk ve ergen psikiyatristi. Programın son bölümü de buna ayrıldı. İlk bölümde Bilge Hocamız burada, Bilge Yılmaz burada. Ve hemen başlayalım. Hoş geldiniz hocam, nasılsınız? Hoş bulduk, iyiyim, teşekkürler. Gayet iyi görünüyorsunuz. Hemen suallerimi peş peşe sorayım.
Türk ekonomisinde bir an bir bozulma oluyor ve bu bozulmanın daha kötüye gitceği varsayılıyor. Ancak sanki sonra bu bozulma iyiye gitmiyor ama daha kötüye gitmiyor. Böyle bir duruyor gibi bir hal var. Özellikle bunu bazı yazarlar, ekonomi yazarı olan veya ekonomi ile ilişkili yazılar yazmaya kalkışan bazı da diyorlar ki piyasaya bakın otomobil yok satıyor, restoranlar, barlar, oteller dolu, yollar dolu, piyasada müthiş bir canlılık var. Bu ekonominin neresi kötü diyorlar. Bu ekonominin neresi kötü? Şimdi ekonomide dalgalanmalar her zaman olur. Ben ilk önce belki en son söylenmesi gereken en baştan söyleyeyim sonra detaylandırırız. Türk ekonomisi çok uzun süredir iyi yönetilmiyor. Onu biliyoruz.
Maalesef önümüzdeki günler şartlar daha da kötüleşebilir. Bunun ciddi bir olasılığı var. Ekonomideki bazı dar kesimlere bakarak, refaha görerek bütün ekonomi hakkında karar vermek çok sakıncalı. Türkiye büyük bir ülke. 84 milyon kişi var. Esasen göçmenlerle bu sayı 90 milyona geliyor. Bu nüfusun bir kısmı yaklaşık Portekiz büyüklüğündeki bir kısmı iyi şartlarda yaşıyor. Portekiz seviyesinde yaşıyor. Kaç milyon kişi onlar?
Hangi seviyeye de en üstün yaşadığına göre sınırlandırırsınız ama yaklaşık 10 milyonun Türkiye’de durumu gayet iyi. Türkiye’de çok ciddi bir servet ve gelir dağılım bozukluğu var. Son yıl içinde bu şiddetlendi. Bunun nedenlerinden biri esasen diyetin yanlış politikaları. Mesela para politikası örnek olarak bahsedersek Merkez Bankası 1.2 trilyon lirayı 14% faizden bankalara veriyor. İnflasyon TÜİK verilene inanıyorsak %80’e dayandı. O %-66 faiz demek. O da resmi TÜİK verile göre. Gerçeğe göre %120. Tabii gerçek sayı devlet açıklamadığı için ya da biz açıklanan sayıya büyük bir çoğunluk inanmadığı için tabii o herkesin kendi kabısına bir sayı var. O da çok sakıncalı tabii. En ak %176 dedi son olarak.
Yurttaşından gelen veriler %134 diyor. İstanbul Ticaret Odası %99’u sürüyor. Ticaret Odası hükümete çok yakın bir kuruluş olduğu halde. Şimdi böyle bir ortamda tabi bir servet transferi yapılıyor. Ve o parada bir yerlere gidiyor. Devlet kısacası Merkez Bankası aracılığıyla bankaları bir servet aktarımı yapıyor. Bankaları ondan sonra bir açgınlığına kredi veriyor.
Şimdi tabi bu çok enflasyonist bir baskı yarattığı için orada da yanlış politikalar yanlış sonuçlar doğurunca şimdi orada da baskı rejimiyle onu düzeltmeye çalışıyorlar. Ne demek o? Mesela insanlara diyorlar ki dolar alma ya da doların varsa sat. Ya da şöyle yap. Yok biz kredi veririz mi bunu yaparsanız işte yok denetim şirketlerinden kağıt getirin gibi. Anlamsız şekilde ekonomiye çomak sokuyorlar. Yani bir kere yanlış politikalar… Kontrollü bir ekonomiye yani liberelden kontrollü bir ekonomiye geçiyor oluyor. Evet yani esasen belki onun gerçek adı şey adı konmamış bir sermaye kontrolüne geçiyor Türkiye. Ve bu Türkçeler genelde maalesef kötü sonuçlanır. Yani siz yanlış politikalarınızın sonuçlarını başka yanlış baskı rejimiyle değiştirmeye kontrol etmeye çalışırsanız başka bir yerden patlak verir. Ve biz maalesef o yöne doğru gidiyoruz.
Türkiye’de yani ciddi bir para politikası ve maliye politikası bozukluğu var. Bunların çok kısa sürede de yeni gelen hükümet tarafından düzeltilmesi lazım. Tabii gönüllüsü der ki hemen düzeltilsin ama maalesef ısrar ediliyor yanlış politikalar. Peki şimdi mesela hep hepimizin ekonomiden birazdan herkesin düşündüğü bir şey var. The bu yıl için.
Fed, Amerikan Merkez Bankası dolardaki enflasyonu bastırmak için Türkiye’nin söylediği ekonomi bilimiyle asla ilgisi olmayan faiz sebep enflasyon sonuçtur tezinin tam aksine. Amerikan Merkez Bankası dedi ki kardeşim bizde enflasyon yüksek bu enflasyonu mücadele etmenin yöntemi faizleri bir miktar arttırmaktır dedi. Ve düzellik olarak 2022 yılında düzellik olarak faiz arttıracağını 2021 yılında açıkladılar. Zaten dünyada Merkez Bankası genellikle böyle yaparlar bizimki hariç. Ve herkese şöyle bir kaygı oluşmuştu. Amerikan Merkez Bankası faizleri artırdıkça Türk lirası ciddi değer kaybına uğrayacak diye düşünülüyordu. Ancak Türk lirası Aralık ayında yani faiz artırımı başlamazdan önce zaten çok ciddi bir değer kaybına uğradı ve sonrasında bu değer kaybı nispeten durdu.
Ve belki Amerikan Fed peş peşe iki faiz arttırımı yaptığı halde ki bunlardan ikincisi beklenenlerden fazla olduğu halde Türk lirası beklendiği kadar değer kaybetmedi. Bunun nedeni nedir? Şimdi esasen dolar beklenildiği üzere dünya piyasasında diğer paralilere göre değer kazandığı euro dahil olmak üzere. Bu zaten beklenen bir şey. Onun nedeni de şu. Dolar yüksek faiz vermeye başladığı zaman dolara talep artıyor ve doların fiyatı artıyor. Çok basit bir mantığı var onun. Şimdi Türkiye’nin hikayesi daha enteresan. Esasen Türkiye’deki olan olayları dünyadaki olaylarla açıklamak çok doğru değil. Yani Türkiye’de olan işlerin belki %15-20’si dünyadan kalkıyor. Ve geri kalan bizim kendi becerilerimiz. Bunu tabi biraz beceriksizlik olarak söylüyorum. O da şöyle bakın 2021’in ikinci yarasında bizim ekonomi kurmaylarımız bir teoriyle ortaya çıktılar. Dediler ki biz Türk lirasını değersizleştireceğiz. Türk lirasının değersizleşmesi Türk mallarını ucuz atacak. Biz acayip ihracat yapacağız. Cari açımız kapanacak. Bu şekilde ekonomi düzlüğe çıkacak. Büyüyeceğiz. Cariçi kapınınca dolarda düşmeye başlayacak gibi bir şey. Bakın bu doğru bir teori değil.
Yani bu literlere, verilere baktığınız zaman… Bu da Çin modeli dediler. Esasen bu Çin modeli de değil. Şimdi ekonomimizde siz yapısal değişiklik yapmadan sadece halkınızı, çalışanınızı fakirleştirerek pek bir yere varamazsınız. Türkiye tarihinde Türk lirasını değersizleştirerek ihracat patlamasını yaptığı bir dönem vardır. Yani birçok dönemde Türk lirası değersizleşmiştir ama sadece bunların birinde ciddi bir ihracat patlamasıdır. O da esen Özal’ın ilk yıllarıdır.
Ve orada esasen ekonomide yapısal değişiklikler oldu. Tek başına bu belirleyici etkilen değil. Liberlere koymaya geçiştirir. Şimdi ne oldu o zaman? Türk lirası aşırı değersizleşti. Ama Türkiye’deki şirketlerin ve ülkenin dolar boğucu var. O zaman Türkiye’nin risk primi de artmaya başladı. Çünkü herkesin bilançosu bozulmaya başladı. Ve ihracatımız da zannedildiği gibi çok artmadı. Çünkü ham maddeler, ara maddeler, bizim ihracat yapmak için ihtiyacımız olan birçok şey zaten dolar ve yürüzlen dışarıdan büyük halkta dolar ucudur.
Haziran ayında ihracat %21 artarken ithalat %48 arttı. Evet. Şimdi orada tabi başlarda yanıltıcı şeyler de oldu. Şimdi stoklar ilk önce biraz eridi. Yani ham madde alınmış. Elde ham madde vardı. Başta bir ihracat patlaması yaşanıyor zannediyor. Derbiki envantere stoğa bakmadığınız için yanıldınız. Yani başta dediler ki bak oluyor. Bizim ihracat fırladı. İhtihalat o kadar artmadı.
Arkasında ithalat artmaya başladı. Stokları erdiğince mecbursunuz ham madde ithal etmeye. Şimdi onun yarattığı bir düzenek oldu. Yani biz %19 politika faizimizi %14 de düşürerek Türk lirasını itibarsızlaştırdık. Yani Türk kimse Türk lirasını tasarruf etmek istemedi. Çünkü enflasyon çok altladı. Ve o doları bir anda 7-8 civarından 18’e kadar çıkardı.
O zaman zaten baktılar ki bu gittikleri yol gidilebilecek bir yol değil. Panik oldular. Ve ondan sonra doları kontrol etme yarışı başladı. Ama bu sırada da dolar tabi öyle bir artış yaşayınca bu da uzun vadede enflasyon etkilemeye başlıyor. Çünkü herkesin maliyeti dolara bağlı. Enflasyon çıktıktan sonra da enflasyon beklentileri kalıcı hale gelince o kendi kendine bir momentum kazınıp devam etti. Şimdi o zaman ne yapıldı?
O zaman yapılması gereken şey doğru para politikalarını dönmekte. Onun yerine çünkü yaptıkları hatayı da kabul etmek istemeler inatçı bir şekilde. Yani bu dünyada böyle bir teori yok bu arada. Yani Sayın Cumhurbaşkanı’nın yarattığı bu enflasyon ve faiz ısınık ilişki böyle bir şey yani kimse ciddiye bile almaz dünyada. Ve ne yapıldı o zaman? Dediler ki biz kur kurmada mevduat diye bir şey icat ettik. Gizli faiz. Gizli faiz ve bu çok çok çok… Oranını kendinizin belirlemediği gizli faiz. Ve bunun faizi kim ödeyecek? Normalde bankalar mevduat toplarken bankaları ödeyecek. Burada bankalar yüzde 14-15 ödeyecek gerisini hazine ödeyecek halk ödeyecek. Yani siz çok sayıda varlıklı aileye gelecek nesilleri borçlandırıyorsunuz. Onlardan alıp küçük bir kesim veriyorsunuz. Ama bir şekilde de doları da çok artmasını da istemediler. O zaman da işte Türkiye piyasaya komisinden yavaş yavaş çıkmaya başladı.
İşte dolar, Merkez Bankasının yine arka halkından satılmaya başladı. İnsanlara baskı yapıldı. Dolar’a ihtiyacı olan şirketlere yok şimdi almayın bir dahakiye alırsınız dendi. Varsilinizle satın dendi. Bankalara baskı… İlacaatçılara böyle viz bozulmaz onu da getirildi. İlk önce yüzde 25 sonra yüzde 40. Bu yavaş yavaş arttı. Şimdi bu tabii ülkede büyük bir güvensizlik yaratıyor. Bu kur kurmama mevduatın ciddi bir maliyeti var hazineye ve Merkez Bankası’na. Bir de çünkü kur kurmama mevduatı cihazip hale getirmek şimdi de vergi muafiyetleri filan da verler. Bütün bunları bir araya koyarsanız yıl sonu itibariyle yüzlerce milyar lira bir maliyeti olacak. Yani bir tane çivi çakılmadan Türkiye’de hazine borçlandırılıyor ve Merkez Bankası. Şimdi bu ne sonuç getirdi? Türkiye risk primi arttı. Güvenilir bir ekonomik olarak öngörülemeyen güvenilmez bir ülke haline geldi. Ve Türkiye’ye yabancı yatırımcı gelmediği gibi gitmesi hızlandı. Ve bu süreçte Türkiye yaklaşık 40 milyar dolar bazıları daha fazla diyor bir cari açık veriyor yılda. Bu sene 60’a doğru gidiyor şu anda. Tabii ithalat ve iracatımızın arası o kadar açık ki aleyhimize. Turizmden sonra bile biz Türkiye’ye 25 milyar dolar açık veriyoruz. Bu ne demek? Türkiye’nin böyle bir paraya dışarıdan borç alması lazım.
Ya da dışarıdan birileri gelip Türkiye’ye o parayı sokması lazım. Şu an Türkiye’de ikisi de pek olmuyor. O da Türkiye’de bir dövizlik iletek krizeni doğru götürüyor. Yani şu an Türkiye’de ciddi bir enflasyon problemi var. Enflasyon düşmeyecek onu söyleyebilirim. Yani tabii ki geçen aralıklarında çok yüksek olduğu için bu aralık ayı o aralık ayı kadar yüksek olmayabilir. Bir aylık bir düşme olabilir aralıktan aralığa bakınca ama gene itibariyle eğilim artma eğiliminde olacağız. Yani enflasyonun düşeceğine siz inanmıyor musunuz?
Yok hayır. Bakın enflasyonu düşürmek için enflasyonu düşürmek gerek. Yani enflasyonu düşürecek politikalar uygulamamız lazım. Enflasyonu düşürecek politikalar uygulamadan enflasyon kendi kendine düşmez. Dünyanın hiçbir yerine düşmez. Enflasyon Türkiye’de artmaya devam edecek. Ta ki Türkiye’nin başka ciddi problemleri olana kadar. Şimdi enflasyon çok ciddi problem. Özellikle dargeliyle ücretli vatandaşı gittikçe fakirleştiriyor. Bir servet transferi de yapıyor. Ama şu an Türkiye’nin en büyük problemi artık enflasyon değil.
Çünkü daha kötü problemlerimiz oluştu enflasyonun çözdüğü için değil. Şu an Türkiye’nin ekonomik olarak daha ivedi, kısacırda bizim başımıza açacak problem, dövizli kilite problemi. Yani Türkiye’de şu an bankalarda döviz açığı oluşacak. Döviz açığımız var. Tabii şu an biz bu hızda harcamaya devam edersek. İtalatı finans edemeyeceğiz. Evet yani biz… İtalatı finans edemeyeceği ihracat otomatik olarak düşecek mi? Tabii orada ciddi problemler olabilir. Onun dışında bir ani duruş riski de olabilir ama bizim şu an dış yurt dışından para bulmak için başka tavizler vermek zorunda kalıyor hükümet. Bu da çok sakıncalar. Nasıl tavizler? Yani belli bir noktada Rusya ve onun ilişkilerimizi bu belirleyici oluyor. Yani Türkiye’nin Rusya’yla ciddi bir asimetik ilişkisi var dengeli olmayan. Ve orada gittikçe biz Rusya’ya mahkum hale geliyoruz. Onun yarattığı başka problemler var. Tabii o dış ilişkiler uzmanlarının konuşması gereken bir konu ama bir ekonomist olarak onun gelişini görüyorsunuz. Ama Türkiye’de ciddi bir devizlikte krizi olasılığı var. Yani esaslan şu an Türkiye yarına itibaren doğru yönetilirse öyle bir risk yok. Ama gittiğimiz yoldan dönülmezse ve olur da çok büyük bir para Türkiye’ye gelmezse yurt dışından Türkiye’nin bu kışı bu şekilde çıkarması zor. Yurt dışından Türkiye’ye çok büyük para nasıl gelebilir? Normalde gelmesi için Türkiye’nin öngörülür, güvenilir bir ekonomi haline gelmesi lazım. O zaman Türkiye çok para gelir. Peki mesela bu swap anlaşmaları Türkiye’yi kurtarır mı? Hayır. Şimdi bakın swap anlaşmalarını insanlar büyük ölçüde yanlış anlıyor. Yani siz swap anlaşmanızı dolar ya da euro veren Merkez Bank, yani ARP Merkez Bank’sı da Amerikan Merkez Bankası yaparsanız o bir ölçüde onlarda müsaade ederse size yardımcı olur. Çünkü siz de o zaman Merkez Bankası’nın elini kuvvetlendirmiş olursunuz.
Ama siz Katar’dan aldığınız paranın bir geçerliliği yok. Yani onunla o sadece bir kozmetik. Yani Türkiye’de evet 20 küsür milyar dolar başka yabancı Merkez Banklarasından swap anlaşması da onlara kasım sürer. Katar’dan dolar gelmiyor mu? Katar kendi parasını veriyor. Öyle mi? Kendi parasını yapıyor o zaman swap anlaşmalarını. Tabii. Şimdi bakın Türkiye’nin esen çözülemeyecek bir problemi yok.
Şimdi tamamı soracağım. Şimdi Türkiye’de iktidarın ve iktidara yakın herkesin öne sürdüğü bir şey var. Doğru kardeşim, ekonomiden sorunlar var ama bu sorunları çözse çözse AK Parti’yi çözer muhalefetin çözecek hiçbir enstrümanı yok. Onlar bu işi hiç bilmiyorlar. Bizim 20 yıllık tecrübemiz var. Bu işi daha önce yaptık yine yaparız diyor iktidar.
Her ne kadar veriden öyle göstermese de sonuçta bunun halk nezdinde belli bir karşılığı olmalı ki hala AK Parti ciddi oranda oy alıyor. Çünkü ekonomiye baktığın zaman aslında oyu da alması lazım AK Parti’nin ama yine de bir oy alıyor. Çünkü vatandaş diyor ki diğerleri galiba daha kötü bu yine iyi kötü geçmişte bize güzel günler gösterdi yine gösterebilir diye düşünüyorlar.
Bir yine gösterebilir mi? İki bu politikalarla iki iktidar değişirse eğer Türkiye’de yani diyelim ki sizin de mensubu olduğunuz partinin içinde olduğu Cumhur İttifakı iktidara geldi veya başka bir çözüm var mı Türkiye ekonomisi için kısama dedi? Evet şimdi ben ilk sorunuzdan başlayayım Türkiye’de 2000’li yıllarda bir lali devri yaşandı. O lali devrini ne yaşattı bize? Türkiye’de birçok varlığımız vardı ve Türkiye’nin Arpovili’nin girmesi beklentisiyle beraber Türkiye’ye dışarıdan çok para geldi. Biz varlıklarımızı sattık, üstüne borç aldık bir sıcak para da geldi. 130 milyarlar olan dış borç 450 milyar dolar seviyesine çıktı.
Tamam bir de üstüne biz başka varlıklarımızı da sattık onun dışında ikinci olarak da yerel halkımızı yani özel sektörümüz ve hane halkımızı borçlandırdık. Burada da borçlar gittiler miktarda artık ne oldu? İnsanlar borç alınca elleri bollandı mal aldılar birinin yaptığı alım öbürüne kar oldu. O kardan gitti eline para giyince o para harcadı öyle bir çarpan etkisiyle ekonomi büyüdü.
Bu lale devriydi. Yani bu lale devri esasen 2011 yılında bitmeye başladı. İşaretleri vardı ama dikkatli ekonomistlerin dışında kimse bunu fark etmedi. Bakarsanızın 2011’deki verilere Türkiye’deki işlerin tersi dönmeye başladığı gözükür. Mesela Merkez Bankası’nın rezervlerinin tepe noktası 2011 yazıdır. 2011 atadasında 2011 yazıdır. Aynı şekilde Türkler arasındaki dolarizasyonun tersi dönüşünün en iyi noktası gene 2011 yıldır.
Ondan sonra dolarizasyon geri gelmeye başladı. Vatandaşın Türk’te sunulan güveni azaldı ve gittikçe rezervlerimiz eridi. Bu kötü politikalar gittikçe problemlerle alay geliştikçe daha kötü politikalarla günü kurtarmaya çalışarak bugüne kadar geldik. Şimdi ne yapılması gerektesen çok aşikar. Şimdi kolayca, hızlıca yapılacak şeyler var ve halka büyük nefes aldırabilecek şeyler. Bunları ben makroekonomik istikrar paketi olarak adlandırıyorum. Yani Türkiye bir iki dar değişikliği olursa çok hızlı bir şekilde doğru para ve maliye politikası uygulayarak enflasyonu kontrol alıp, Türkiye’nin deki bütçöşunu kontrol altına alıp ekonomik stabilize… Nedir o politika? Şimdi biz esasında 18 Ağustos’ta açıklayacağız ben ve basın genel başkanla beraber açıklayacağız. Haftaya? Haftaya, perşembe günü detaylandıracağız. Onu şöyle söyleyeyim Türkiye’de doğru para politikası uygulayarak enflasyonu düşüreceğiz. Mesela bunun için süre ne kadardır? Bir yıl, 6 ay, 15 yıl, 3 yıl? Etkileri 3 ayda göstermeye başlar kendini ama enflasyonu tek haneye indirmek zaman alacaktır. Ben ilk Şubat ayında bana sorulduğu zaman başka bir kanalda 12 ayda düşürürüz dedim. 12 ayda ayda %0.8 yani yıllık %10 serisi indiririz dedim. Şu an tabii durum daha kötüleşti. Bir yıl içinde, 12 ay içinde belki onu aylık %1.5 seviyesine yani yılda yaklaşık %20 seviyesine indirebiliriz. Mümkün ama zaten bu hızla vatandaş bunun rahatlığını hisseder. Ve bununla beraber… Ne yapacaksınız? Yol dışından para mı sokacaksınız? Para mı basılacaksınız? Para basılmak olmaz mı?
Yok şimdi bakın Türkiye’de bu tabii biraz da teknik bir konu ama bakın Türkiye’de şu an enflasyonun beklentisi kaç? Yani sizi de biraz önce konuşurken %100 gibi sayılar telaltı. Diyelim ki %100 ve enflasyonun beklentisi. Şu an siz Türk tasını cazibesini arttırmak isterseniz, insanların Türk tasını tasarruf etmesini isterseniz, yani doların artışını engel olmak için.
Çünkü biz doların artışını… Bana %101 faiz vermeniz lazım. Evet yani %100’e yakın bir faiz vermek lazım. Şimdi eğer bankalara %100 faizle Merkez Bankası’nı borç verirse, merkez o bankalara dönüp %110, %100 çünkü adamlarında kirası var, personel giderleri var faizle kredi verir. O krediyi alan kimse hayatta kalamaz Türkiye’de. Taş üstüne taş kalmaz. Yani tamam 1-2 şirket kalabilir ama birçok şirket zorlanır. Onun için de şu an o tür bir para politikası uygulayamazsınız. O zaman ne yapmak gerekiyor? Sorusu şu, ilk önce enflasyonun beklentilerini kırmak lazım. Enflasyonun beklentileri nasıl kırılır? Liyakatli, işini iyi yapan, enflasyonu geçmişte mücadele etmiş ve böyle başarılı olan bir grubu göreve getirsiniz ve ondan sonra onlara bağımsızlığını verirsiniz. Türkiye’de geçmişte enflasyonu mücadele etmiş gruptan hayatta kalan var mı? Önümüzün de 20 sene geçti.
Tabii var. Bakın Esas’ın Türkiye’nin ciddi bir beşerisi sermayesi var. Bunların bir kısmı Türkiye’de, bir kısmı Türkiye’de görev almış kalmış, özel sektöre geçmiş, bir kısmı yurt dışında. Biz böyle bir grubu kurduk. Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu, en değerli ekonomisinin birçoğunu için alan bir grubu kurduk. Evet sizin Parti’de ve Evah Partisi’nde böyle bir grub olduğunu görüyorum. Şimdi ciddi derecede bu insanın çoğu şu an vitrinde değil.
Çünkü bu insanlar politikacıl değil. Bunlar teknokratlar Merkez Bankası’na çalışmak istiyorlar. Biz bu grupların hepsini de tabii o yüzden ismini açıklayamıyoruz şu aşamada. Ama böyle bir grub mevcut. Şimdi böyle bir grub hazine ve diğer bakanlıklar için de mevcut. Şimdi Merkez Bankası’ndan başladık. Ne olacak? Bu grup gelecek. Bu grup sadece Türkiye’de değil, Kore’de, başka yerlerde de enflasyonu mücadele etmiş ve başarılı olmuşlar. Şimdi bu grup gelecek. Bunları anayasal güvenceye altına alacağız bu hamsılıklarını. Diyeceğiz ki bundan sonra politikacı, zırt zırt Merkez Bankası başkanı ve… Vardır. Taipei dinlemiyor. Güçlü iktideler değiştiriyor onların hepsini. Biz onu işte o yüzden anayasal güvenceye altına alacağız ve bu gruba görev verildiği zaman bu grubun daha önce enflasyonun ne kadar başı ile mücadele ettiği bilindiği için
diyecekler ki bu grup şimdi bir de enflasyonu mücadele, enflasyonu defleme paketi açacak. Bunlar enflasyonu düşürecek, beklenti olacak. O beklenti oluştuğu zaman siz işte o zaman faiz silahını etkili kullanabilirsiniz. Eğer bu grup gelince enflasyonun bir yıl sonra yüzde otuz olacağını düşünüyorsunuz, o zaman faizide oraya yakın bir yere… Yakın bir yere kabul edersiniz. Zaten dünyada diğer para bölümlerinde negatif faiz olduğu için Türkiye’nin daha az negatif faizi geçerli olabilir.
İşte o şekilde hem Türk tırasının değer kaybeturacak ve enflasyon da yavaş yavaş kadem olarak aşağıya mevhaşacak. Yani bakın enflasyon ve faiz ilişkisi şudur esasen. Düşük faiz enflasyonu düşürmüş olmanın verdiği başının tatlı meyvesidir. İlk önce enflasyon düşür, onunla beraber kadem olarak da faiz ver. O yapılacak. Bu nispeten kolay. Para politikası da nispeten, maalesef maliye politikası da nispeten kolay ama daha çok zaman alacaktır. Çünkü orada tahribat ciddi derecede büyük. Orada çok yanlış, maliye politikalarında çok yanlış işler yapıldı. Daha önceki Nisan ayında geldiğimdeki programda bunu biraz konuşmuştuk. Yani Türkiye… Genelde bakın büyük enflasyon yaratılan ülkelerin de bir iyi bir şey olur. O da devletin iç borcu pul olur. Çünkü Türkiye hariç. Niye biliyor musunuz? Türkiye enflasyonu patlatmadan, doları patlatmadan önce stratejik olarak iç borcunu dolara çevirdi. Ve o yüzden de Türkiye’nin borcu hızlı arttı. Şimdi bizim onu geriye çevirmemiz lazım. Yani kendi para birimi cinsinden borçlanmamız lazım ki… Doğrusu da bu. Şimdi o biraz zaman alacak maalesef. Ama onu da başarız. Ama oradaki diğer mesleğe şu şu an Türkiye’nin borcu çok yüksek değil.
Acı olan tarafı biz o parayı harcamadan borçlandık yanlış politikalar yüzünden. Ama bir diğer problem de Türkiye’de şu an bağımsız denetim kalmadı. Bütçe dışında çok harcamamız var. Onların hepsinin tekrar disiplin altına alınması, bağımsız denetimin ve bağımsız yargını gelerek orada versiz hatalar düzeltilmesi. Ama burada bakın daha büyük olay şu esasen. İleriye dönük AK Parti’nin yapamadığı bir şey yapmamız gerekiyor. Nedir o biliyor musunuz? Mekroekonomik istikrar sağlandıktan sonra Türkiye’nin sağlıklı bir büyüme patikasına girip verimliliğini arttırarak zenginleşmesi lazım. Türkiye yaşadığı gibi bir laledevri bir daha yaşayamaz. Çünkü o satacak varlığı kalmadı, borç kapasitede kusurda kullanıldı.
Eğer aynı politikada dönersek 2-3 yıllık bir laledevri yine yaşayabilir. Ama Türkiye gerçekten bir Kore olacaksa, gerçekten Batar
hatta kimsenin Türkiye’de yapmadığı. Ben onlara birkaç örnek vereyim. Şimdi Türkiye’nin ciddi olarak yapısal değişikliklere gitmesi lazım. Şimdi herkes yapısal reform falan diyor. Biraz onlara ben anlatayım ne oldu. İsterseniz ona geçmeyince bir şey söyleyin şimdi. Güncelliğe ilgili bir şey. Şimdi sizin de hatırladığınızdan hep şu çıkıyor ortaya. Ekonomik kötü yönetiyor Türkiye’de.
Vatandaşın da büyük bir mülmü sizde her fikir. Ancak bazı verilere baktığında ben de şaşkınlığı karşılıyorum. Hatırlayacaksınız bir ay kadar önce Türkiye’nin CDS’i yani borçlanma risk primi diyebileceğimiz veri 900 lira çıkmıştı. Bu da dünyada Türkiye’yi Rusya’dan sonra ikinci ülkeye ödü. Rusya’nın çok çok yüksek savaştan ve
ambargoda ötürü ama Türkiye tarihinde ilk defa şey yakaladı. Arjantin’i yakalamıştı ve 900 çok yüksek bir oran. Çünkü geniş bir ülkelerin bu oranlar 20, 30, 40 civarında CDS’leri. Bizinki 900’e çıkmıştı. Ancak geçen bir aylık süre içerisinde Türkiye’nin ekonomik verilerinde büyük bir değişim olmamasına rağmen, verimliğimizin artmamasına rağmen, riskimizin oradan çok büyük ölçüde kalkmış olduğunu gösteren bir veri olması rağmen baktım ben bugün 730’a gerilemiş. 900’den 730’a gerilemesi ne anlama geliyor? Yani dünyada Türkiye’ye ya bu galiba bunlar düzeltecek diye bir imaj mı var? Türkiye’ye kaynağını bilmediğimiz açıklamamış bir para girişimi oluyor. Niye düşüyor o zaman risk primi? Şimdi ikincisi bu CDS denen risk priminin ne onu bir anlatayım hani vatandaş bilmeyebilir. Şimdi bu piyasa şartlarında birerinen bir şey.
Yani bu birini sigorta gibi düşünüyor. Bir sigorta primi eğer Türkiye olur da borcunu ödeyemezse oluşacak kaybı karşılamak istiyorsanız siz gidip bir sigorta alıyorsunuz. O sigorta primi de Türkiye’nin riskini gösteriyor. Şimdi bu tür piyasalarda belirlenen fiyatlar dalgalanırlar. Şimdi bakın mesela Amerikan borsası, Türk borsası fiyatlara bakın her gün aşağı yukarı sığılınım yapar. Ama bir eğilim var.
Türkiye’deki risk priminin esasen ciddi bir artma eğilim var son zamanlarda. Böyle küçük dalgalanmalar yani 700 hala çok yüksek. Çok yüksek. Yani bu Almanya’nın 20 bin katı. Şimdi bu Türkiye birden düzeldi demek değil sadece böyle bir fiyatlar oynarken bazen buna understated over shoot dene yani aşırı artma aşırı düşme gibi bu şekilde dalgalanmalar olur.
Aşırı art için bir şöyle bir… Bir de şey var Türkiye’deki olaylar beklendiği kadar hızlı kötüleşmedi. İşte bizim biraz açıklanamayan kaynağı açıklanamayan girdilerimiz var. Turizm sezonunda biraz para geldi biraz daha dayanacak gibi duruyor. Ama 730 hala çok yüksek ve artmaya da devam edecek. Yani bunları çok günlük okumamak lazım.
Uzun vadeli eğilimlere bakmak lazım ve daha önemlisi piyasadaki temel verilere bakmak lazım. Şimdi bu temel verilere bakarsanız Türkiye Merkez Bankası’nın rezervleri ekside. Türkiye’nin bankacılık sektöründe ciddi bir likidite problemi var. Şimdi herkes ekside diyor. İktidar ise hayır artı da diyor. Yani şimdi bakın Türkiye Merkez Bankası’na sayılır yuvarlayacak söyleyeceğim 100 milyar dolar kadar bir para var.
Ama buna karşılık Türkiye Merkez Bankası’nın yükümlülükleri var. O paradan fazlasını borç almış durumda ödeyecek. Eksi denen 10. Yani benim celimde 500 lira var ama sizde 1000 lira borcunuz var. Evet. Şimdi o 100 milyar da kabaca söyleyeyim. 30 milyarı dolar, 40 milyar dolar kadar altın var. 30 milyarının 6.5 imefe’den alınan bir borç var. O da nakit paralı olarak duruyor. İmefeden borç mu alır Türkiye? Tabii tabii. Yani biz imefeye borç veriyorduk. Doğrular maalesef o değil. Yani Türkiye imefe’den 6.5 milyar kadar bir para aldı. Daha doğrusu alma sözü aldı. Rezervlere kondu duruyor. Onun dışında da bir 23 milyar dolar olarak herhalde kullanılamayacak sıvaplar var. Yani eğer biz altınlarımızı satmayacağız… Kullanılamayacak sıvaplar ne demek? Şimdi şimdi Katar’dan aldığınız para pek kullanılır para türü değil. Katar’dan doğal gaz petrolü alırken kullanamaz mıyız? Kullanılabiliriz ama o da Katar uzun vadede müsaade etmez zaten. Çünkü onlar da size bedava doğal gaz vermiş gibi olacaklar. O parayı ne zaman nasıl vereceksiniz falan filan. Geçecek kısa sürede yapabilirsiniz ama orda ciddi problemler var. Uzun vadede taşınabilecek bir şey değil o. Ama kesinlikle Katar’dan aldığınız yerel para, Katar parasını Avrupa piyasasında ya da finans piyasasında satamazsınız. Öyle bir para değil. Mesela Katar’dan petrol alan veya doğal gaz alan bir ülkeye al sen bununla öde falan diye bir şey yapamaz mıyız? Yani o çok büyük tepki yaratır başka problemler.
Çünkü Türkiye’nin güvenilirliğini getirir yani. Bazı şeyler yapılmaması daha iyidir finansal piyasalarda güven önemli bir şeydir. Yani siz onu yapmaya başlarsanız Türkiye battı derler zaten onu da kabul etmezler çünkü Türkiye’de Katar müdahale edip ciddi bir problem. Başka bir şey o. Şimdi benim esas altını çizmek istediğim mevzu şu.
Türkiye’de çok krizler yaşandı. Bu büyük ihtimalle Türkiye’nin de yaşadığı kadar daha büyük bir kriz olabilir. Olacaktır demiyorum olma ihtimali var ve o ihtimal gittikçe artıyor. Bu kriz de çözülür. Ama kriz çözüldükten sonra artık Türkiye’nin dersini öğrenip doğru şeyleri yapmaya başlaması. O doğru şeyler çok önemli ve onu bilimsel yapmak lazım. Türkiye’de veriye dayalı ekonik politikalara geçmek zorunda ve bunu da yapan diğer ülkeler… Veriye dayalı ekonik politikaya geçmek ne demektir? Şimdi anlatayım. Şimdi ekonomi de devletin çok önemli bir rolü var. Devlet bir denetçi rolü var. Deneitçi ve düzenleyici. Düzenneci ve teşvik edici, destekleyici bir rolü vardı. Önledirici. Evet. Şimdi bunların hepsini bilimsel yapmazsanız Türkiye’nin düştüğü duruma düşersiniz. Bakın dünyanın kaynakları açısından potansiyel açısından Arjantin Dünya’nın en zengin ülkelerinden biri. 120 yıl önce, 20. yüzyılın başında yükselen yıldız muamelesi yapılır ve çok zengin bir ülkeli geldiği noktayı görüyorsunuz. Bir yere gidemedi. Yani ülkelerin öyle dibe vurup geri gelmesi falan diye bir şey yok. Dibe vurur, daha daha derin dipleri de vurabilirsiniz. Kötü yönetildiğiniz sürece. Bunun esnaf çözümü doğru yönetim. Şimdi mesela çok basit temel şeylere gidersek ben çok basit örneklerle anlatmaya çalışayım. Şimdi Türkiye’nin bir vergi mevzuatı var. Yani çok yamalı bir bohçaya benziyor bu. Şimdi Türkiye’nin vergi mevzuatı insanları yanlış şey yapmaya teşvik ediyor. Yani Türkiye’nin gaye safi milli aslasını düşünürseniz bir pasta olarak bizim vergi mevzuatı pastayı küçültüyor. Niye? Çünkü biz yatırımcıları ve bireyleri yanlış şeyleri özendiriyoruz. Çünkü insanlar kendi çıkarına uygun şey yapmak isterler. Eğer size kötü şeyler yapmayı teşvik ederse devlet, siz de kötü şeyler yaparsınız. Mesela bir örnek verelim.
Türkiye’de şu an yüksek enflasyon var değil mi? Üretici enflasyonu devletin açıkçası yılara göre bile 100’de 140’ın üzerinde. Şimdi geçen yıl ben diyelim bir şey üretiyorum. Aldım girdilerimi, çalıştık, ürettik, sattık. 100’e aldım ben malzemeyi, bir yıl sonra 200’e sattım. Devlet diyor ki sen 100 lira kâr ettin öde bakılın vergisini. Halbuki üretici enflasyonu 100’de 140 sür. Aslında zarar ettin. Esasen ben zarar ettim.
Bu sermaye ortam kaldıran bir şey sonuçta. Şimdi ben ciddi derecede vergi vereceğim oradan. Ciddi derecede sermaye kaybedeceksin. Evet. Tabii o sırada devlet onu başka şekilde tamir etmek için bana çok ucuza kredi verip ülkeyi başka şekilde soydurabilir falan. Yani yanlışı başka yanlışlara kapamaya çalışmak mümkün. Ama şimdi biz bu örneğin içinde kalalım. Ama aynı devlet diyor ki sen eğer spekülatif işler yaparsın üretmek yerine, beni o zaman… Vergini affediyorum. Vergini affediyorum. Vergi almıyoruz. Çünkü mesela birçok spekülatif alanda Türkiye’de vergi enflasyonu endeksinden sonra alınıyor. Ama üretimde değil. Yani sizin diyelim ilaç fabrikanız var. İlaç fabrikasını ilaç üretirseniz devlet sizin o 100 lira kâr ettiğiniz dipten vergi alır. Ama siz onu yerine AVM yaparsanız, oradan edeceğiniz kâr enflasyonu endeksinden korunur denirken. Enflasyonu bu kadar. O kadar kârınızdan biz vergi almayacağız. Ya da ben birey olarak borsuda hisset seneti alıp satıyorum. Kâr ediyorum. Hiç vergi vermiyorum Türkiye’de. Bakın bunu Amerika’da yaparsanız 12 aydan az tuttuğunuz hisset senetinin alım satımından……140% kadar vergi veriyorsunuz. Uzun maliye tutunuzdan 25% kadar vergi veriyorsunuz. Türkiye’de mesela bundan vergi vermiyor. Yani Türkiye vatandaşlarını rantı ve spekülatif kazançlarıyla üretimden men ediyor. Uzaklaştırıyor.
Yani bu kötü tasarruf… Büyük maliye politikası. Şimdi bu kötü bir politika bu beceriksizlikten, işbüsün müezzinlikten de olabilir. Bazen sanar bunun ad niyetten de olduğunu iddia edebilirler. Derler ki işte bu tür rant geliri sağlayanlardan rant sağlıyor bazı politikacılıklar. O yüzden de ranta teşvik ediyorlar. Ranta vergi muhafiyeti getiriyorlar. Şimdi bu bir sorunun bir parçası. Ama bunun daha büyük bir parçası var. Bakın Türkiye Cumhuriyeti gaye safi milli arslasına göre dünyada en fazla teşvik rökerlerden biri.
Peki 99 yıllık Cumhuriyet Haram’da Türkiye teşviklerinin sonucunu ölçmüş mü? Hayır. Hiç ölçmemiş. Türkiye’de ve bakın bütün gelişmiş ülkeler bunu yapıyor. Yapmadan gelişmiş ülke olamazsınız. Türkiye sürekli teşvik veriyor. Teşviklerin sonucu çok kötü ama kimse teşvik sonuçlarını ölçmüyor. İşte veriye dayı ile politika dediğim o. Devlet aklıyla devlet nereye teşvik vereceğini tasarlar, ölçer, başarısız olanları iptal eder, yenilerini tasarlar.
Başarıları artırır, yeni yönteler bulur. Şimdi bunu yapmazsanız siz kalkınamazsınız. Hani Kore modeli, Çin modele filan deniyor ya bunlar öyle paranızı değersizleştirerek olmaz. Benim şu an tarif ettiğim gibi olur. Ben size başka bir örnek vereyim. Bakın Türkiye’nin medarı iftari fındık üretimi. Fındık Türkiye için stratejik bir ürün. Yılda yaklaşık 2,5 milyar dolar ihtiyacımız var fındıkta. Fındıkta teşvik veriyor mu devlet? Evet. Nasıl veriyor teşviyi?
Fındık bahçenizin alanını… Meteorege veriyor. Bu sizin daha çok fındık üretmenizi teşvik ediyor mu? Hayır. Daha çok fındık üretimine bir ödül veriyor mu? Hayır. Hatta üretmesiniz biraz soprayı. Tam tersi kötülüğe teşvik ediyor. Şimdi bakın… Taradık ki pek çok teşvik öyle ama zaten şu an. Şimdi bakın bu arada fındıkta çok ciddi bir problem var. Ama biz yıllardır direksiyonunda uyuyoruz. Nedir problem biliyor musunuz? Türkiye’nin fındık üretimi dünyanın tüm fındık üretimine oranla gittikçe az oluyor. Hala biz en büyük üreticiyiz ama gittikçe az oluyor. Niye? Çünkü diğer ülkeleri üretmeye başladılar. Üniversite üretiyor, Amerika üretiyor, pek çok ülke üretimi üretiyor. Özellikle Amerika çok ciddi bir problem. Niye? Amerika’da bizim Doğu Karadeniz ve Batı Karadeniz’e fındık yetiştiriyoruz. Onun eklimine benzer yerler var. Orada çok büyük bir yer. Oregon eyaletinde yetiştiriyorlar. Oregon esnafımızın Karadeniz’e çok yakın bir eklimi vardır. Orada fındık yetiştirmeye başlandı. Şimdi fındık bahçelere dikilince bir yıllar geçiyor.
Tam randımana gelmişsinde 7 yıl falan geçmesi lazım. Yani büyük bir arayla, zamanlarıyla geliyor ama o fındık bahçeleri yapılıyor. Ve Amerika’nın fındık, oradaki özel müteşebbisinin fındık üretimindeki kule başına maliyetini biliyor musunuz? Bizimkinin 2’de 3’te biri. Yere göre, yani Giresun’dakine göre çok daha düşük, Düzcedekine göre gene düşük. Yani 2 ile 3 katı kadar daha ucuk. Yani bu demek ki fındık fiyatı 10 sene içerisinde yarı yarıya azalacak.
Yani uzun vadede biz fındık fiyatını şu an belirliyoruz. Yüksek belirlersek… Gerçi biz beliremiyoruz galiba. İtalyan firmalar belirliyor. Borsuzu Almanya’da. O çok güzel bir noktaya dokunuyoruz. Yani 1 ölçüde biz hâlâ belirliyoruz. Ama orada bakın 2. çok önemli bir noktaya dokunuyoruz. Onu bahsetmeyecek tek mi? Ama siz bahsedince söyleyeyim. Türkiye fındık fındığın %70’ini ötüyor, birkaç önce %80’ini ötüyordu. Şimdi bu fındıktan biz 2,5 milyar dolar para kazanıyoruz ihracatan. İtalyan firması bizim fındığımızı alıp işliyor. 10 milyar dolar para kazanıyor. Ferrero. Şimdi burada da ikinci problemimiz var. Biz kendi ürünlerimizde katma değer yaratamıyoruz. Şimdi burada 2 değişik problem var. İkisini değişik şekilde çözmek lazım. Burada ikisinde de devletin rolü var. Şu an Türkiye’nin fındıktaki üstünlüğünü devam ettirmemiz için bizim uzun vadede fındık üreticimize yardım edip fındık üretim ayaklarımızı aşağıya indirmemiz lazım.
Nasıl olacak bu? Bizim fındık bahçemiz çok verimsiz. Niye verimsiz? Çünkü ağaçlar çok yaşlanmış bazı yerlerde. Birçok yerde yanlış teşvikler üzerinden kimsenin bakmaya özendirilmiş, bakılmamış ve miras yüzünden bunlar küçük küçük bahçelere dağılmış ve biz ölçeğimizi kaybetmişiz. Yani büyük ölçek tarıma geçmeniz lazım. Bu problemleri Türkiye çözmezse biz fındığı kaybederiz.
Bu problemleri çözersek fındıktaki en etki üretici olmaya devam ederiz ama ondan sonra ne yapmamız gerekiyor? Bizim kendi markalarımızı yaratmamız lazım. Onu üretici yapamaz. Ama gene devletin desteğiyle doğru firmalar desteklenirse o zaman biz kendi nutelyalarımızı yaratabiliriz. Türkiye’nin yapması gereken ama o da doğru politikalarla olacaktır. Yani bunların hepsi de sen deriye dayalı dediğim o devletin aklıyla ciddi bilimsel yaklaşarak Türkiye’nin rekabet gücü artırılacak bütün bu zaafları çözülecek. Şimdi Türkiye’de bunları anlatınca ya bunlar yapamaz Türkiye. Bakın Türkiye bunları yapar. Çünkü Türkiye’nin böyle bir beşyerli sermayesi var. Bizim takımızdaki arkadaşların bir kısmı Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerine bu hizmeti veriyor.
Ya bir akademisi olarak ya da bir dünya bankası imefe çalışmalar ya da özel bir şirketin çalışmaları. Türkiye’nin böyle bir beşyerli sermayesi var. Bugün niye bu beşyerli sermaye gelmiyor Türkiye’ye belki? Çünkü Türkiye’de şu an liyakate saygı yok. Türkiye’de şu an görevini yapan terfi etmiyor. Görevini yapana yetki verilmiyor. Peki Merkez Bankası Başkanı’nın sanayi odasındaki yaklaşımı. Bu yaklaşımı nasıl buldunuz? Vallahi çok acıklı bu. Yani oradaki tartışmalar insanın içini acıtıyor. Yani oradaki ciddiyetsizlik, yanlış teşhis, yanlış politikalar yüzünden insanları yanlış şeyle teşhüviyetlendirip sonra suç icat ederek insanların kendisini korumasından engel olma hakkı falan bunlar yani devlet ciddiyetine yakışmıyor. Şimdi ben demiyorum Türkiye’deki sanayi cesurten çıkmış akkaşık. Hiçbirisi sanayi cesurten yakışmıyor. Herkes kar peşindedir.
Evet ama siz insanları yanlış şeylere teşhüviyetler yönlendirirsen sonra dönüp onları suçlayamazsınız. Yani Türkiye’de mesela stokçuluk diye bir suç icat edildi. Türkiye’de sizsiniz piyasaları doğru işletirse, doğru politikaları olursa stokçuluk diye bir suç olmaz. Stokçuluk zaten gerek kalan insanlara da yapmak desmen stokçuluk maliyeti var. Stokçuluk başka bir şeydir. Üretim için stok bondurmak başka bir şeydir.
Yani Türkiye’de dediğim gibi yanlış politikalardan sonra çıkan sonuçlar beğenilmiyor. Doğru politikaya dönmek yene başka daha büyük yanlış politikalarla olaylar bastırılmaya çalışılıyor. Türkiye’deki problemi yani oradaki kepazelik kusura bakmayın daha kibar bir kelime bulamıyorum. Tamamen o devlet ciddiyetinden yoksunluk, iş bilmezlik, liyakatsizliğin bir sonucu. Peki bu Rusya’yla yapılan bir anlaşma.
Müjde olarak sunuldu ama aslında Rusya’nın istediği bir şeydi. Bizim istediğimiz bir şey değildi aslında. Ruble ile Rusya’dan enerji alımı. Doğal gaz ve petrol alımında Rusya’dan, özellikle doğal gaz alımında paranın bir bölümünü ruble ile ödemek. Bu Rusya’nın zaten batıya dayattığı bir şeydi. Yani benden bundan sonra enerji alacaksanız eğer, enerji ameliyatı alacaksanız eğer bana ödemeyi ruble ile yapın diyerek
Amerika’nın uyguladığı yaptığımlara karşı bir koz olarak ortaya koymuştu. Türkiye bunu ruble ile enerji alacağız, ruble ile doğal gaz alacağız Türkiye’nin başarısı gibi sunuldu ama hakikaten başarı mı? Ne anlama geliyor bu? Bakın Rusya bunu ARP2’nin cezalandırmak için çıkardı bir koz olarak. Yani zaten Rusya kendisine dosya davranma nükleleri uyguluyordu zaten. Bu bir başarı değil. Bizim Merkez Bankımız ruble basmıyor belki farkında değil bazı arkadaşlar.
Dolar da basmıyor. Yani ruble ile almanın bir şey yok sonuçta. Sen rubleyi gidip bir şeyle alacaksın ama derse ki Rusya, kardeşim sen Türk liranı getir ben onu kabul ediyorum. Rubleyi sana Türk lirası karşılık vereceğim sen de gidip ondan sonra benden ruble ile doğal gaz alabilirsin derse o çok iyi bir şey. Ama onun denildiğinden pek emin değilim. Yani biz… Ama ruble demiş o Türk lirası değil mi? Ruble ile demiş. Tabii canım.
Hatta şöyle galiba bu liralar Rus turistlerin harcadığı parayı sen ruble olarak kabul et o ruble ile bana dön doğal gaz. Şimdi orada şöyle bir problem var. Bizim Rusya ile olan ticaretimize çok büyük bir açığımız var. Yani geri kalanı gene dolarla alıyoruz. Yani bire on kadar Rusya ile bizim dışarı ticaretimiz. 30 milyar dolarlık yaklaşık kabaca öyle bir açık bekleniyor. Şimdi yani biz onu sonuçta yine ruble ile değil, dolarla. İlk önce dolarla ruble alıp sonra ruble ile de doğal gaz alabilirsin. Bunun Türkiye’ye bir yarar, bir anlamı da yok. Bir anlamı yok ona yani. Şimdi zaten bu anlaşmanın detaylarını da biz çok iyi bilmiyoruz şu an. Çünkü Türkiye bunu da çok şeffaf bir şekilde mecliste falan paylaşmıyor. Detaylarını da eminim zaman için öğreneceğiz ama şu an detaylarını bilmiyoruz. Ama bakın Rusya ile olan ilişkilerimizde beni endişelenen daha büyük bir şey var. Ama dediğim gibi bu uluslararası ilişkileri, uzmanlığı tarafından tartışılması gerekiyor. Türkiye, Rusya ile tabii ki iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmelidir. Ama Türkiye’nin her ülkeyle olduğu gibi Rusya ile de bazı çıkar çatışmaları var. Hatta Rusya ile birçok ülkenin olduğundan daha fazla tarihsel olarak çıkar çatışmalarımız var. Türkiye’nin şu an Rusya ile olan ilişkisi asimetik hale geldi. Çünkü Türkiye doğal gaza çok bağlı ve doğal gaz önemi kısmını Rusya’dan alıyor ve bütün ekonomi de o doğal gazın etrafında tasarladık.
Bu bir hataydı. Ondan sonra enerjimizi çeşitlendirirken yine Rusya’dan nükleer tesis aldık. Ve Rusya’nın nükleer tesisini biz teknoloji transfer yaparak almadık. Rusya Türkiye’de nükleer kazanın riskini Türkiye’ye vererek Türkiye’de nükleer tesis kurdu ama esasen tesisin sahibi gene Rusya. Rusya bize nükleer tesisinin ürettiği elektriği satacak ve tesisini de hiçbir teknoloji transfer yapmadan Türkiye’de kurdu.
Ama Türk mühendisleri Rusya’da eğitiliyor falan filan böyle bir takım şeyler yok mu? Ne kadar var bilemiyorum. Yani Türkiye’de ciddi olarak bir enerjisi transferı yapılıyor mu? Yani Türkiye bundan sonra kendisi öğrendi teknolojileri nükleer tesisini kendisi yapabilecek mi? Yok hayır. Şimdi bildiğimiz kadarıyla yok. Çünkü başlangıçta bir Türk firması %50 ortaktı buraya. Sonra Türk firması oradan çıkarıldı, ihale tekrarlandı. Yani ihaleden vazgeçildi, şeyle alındı, ülkeler arası anlaşmalara alındı. Ve %50’i Türk olan bir iş %100’ü Rus haline geldi. Evet şimdi orada bir de ikinci başka bir mevzu var. Şimdi Rusya Batı Avrupa ve Amerika yani Batı ittifakına karşı ciddi bir mücadele veriyor.
Ukrayna’ya işgal ya da Ukrayna’ya savaş açmasına ötürü. Ve Türkiye şu an Rusyaların ilişkilerinde özellikle dikkatli olmak zorunda. Çünkü ikinci bir İran’la yaşadığımız o halk bankasından yatışma sorunu yaşanmaması lazım.
Türkiye uluslararası ilişkilerdeki yerine dikkatle seçip hakkını savunması ama geleceğini de iyi tasarlaması lazım. Rusya’yla olan ilişkimiz bu dengesiz biçimde, asimetrik bir şekilde ilerlerse Türkiye Rusya’yla beraber bir batarsız… Yaptığımlar mağruz kalabilir diyorsunuz. Evet maalesef. Dediğim gibi ben ekonomistim. Bunu uluslararası ilişki usmanına sormak lazım.
Ama bir ekonomist olarak ekonomik yaptırımları anladığımı düşünüyorum. Ve orada Türkiye’nin ciddi bir riski oluşmaya başlar. Eğer Türkiye yanlış yolda ilerlerse orada. Türkiye sonuçta kendi çıkarını düşünmek zorunda. Türkiye stratejik ortaklığını seçip stratejik ortaklığına güvenilir, öngörülür bir ortaklık yaparak hakkını savunarak kendisi için en iyisini seçmek zorunda. Rusya’yla olan ilişkisinin onu saldığına emin değilim maalesef. Peki bu kapsamda sizin böyle bir isten bahsettiğiniz ama bir yandan da şöyle bir avantaj yok bu işin içerisinde. Pek çok Avrupa Birliği firması özellikle Türkiye’deki varlıkları üzerinden Rusya iletici aletlerini Türkiye üzerinden yapmaya……ve Türkiye’nin bunun üzerinden belli bir komisyon geliri elde etmesini sağlamaya yönelik bazı çabalar içerisindeler.
Yani Avrupalı büyük firmaların kendi hükümetlerinin de bilgisi aydında büyük oranda yaptırımları denmesi Türkiye üzerinden olacak ve bu Türkiye’ye avantaj sağlayacak gibi de bir yaklaşım var. Bu Avrupa’da da konuşuluyor. Bu tabii çok riskli bir yer. Yani burada bunun dengesini iyi bulmak lazım.
Siz yaptırımları kendi çıkarlarınız için delerek Rusya’nın Ukrayna’da yaptığı işgalin süresini uzatacak bir direnç kazandırırsınız Rusya’ya. Bunun bedelini başka türlü ödetmeye kalkar başka ülkeler. Ama zaten dünya kabul etmedi mi Rusya’nın işgalin uzamasını ve hatta Rusya’nın bazı Ukrayna’ya ait toprakları el koymasını Amerika bile kabullenmedi mi zaten?
Peki şöyle, beklentiler şu yönde. Doğu Ukrayna’nın bir kısmını Uzun vadede Rusya’nın alacağını herkes bekliyor. Orada bir barış imzalanacak. Ama bir anlamda da Rusya’ya bunun ağır bir bedeli ödetiliyor ve bu savaş uzadıkça bu bedel ağırlaşacak. Ama eğer Rusya bu yaptırımlara delerse Türkiye üzerinden bir mukavemet kazanacaktır. Yani bu yaptırımlara etkisizleşmeye başlayacaktır.
Amerika başta olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri buna taraftar değil. Bu doğrudur yanlıştır. O ülkelerin çıkarından bize bunlar tartışılabilir. Ama bir de dünyanın gerçekleri var. Yani Türkiye’nin… Türkiye ekonomik anlamda da yalnızlaşabilir ve ambargalara maruz kalabilir diyor. Evet yaptırımlara maruz kalabilir. Onu dikkatli yapması lazım. Dengesi sağlaması lazım. Bakın Avrupa’nın kendi arasında da çatlakta ulaşacaktır. Sonuçta Avrupa şu an bir bütün gibi durmak dervara değil. Her ülkenin kendi çıkarı farklı. Almanya özellikle doğal gaza çok bağımlı. Dünyada en bağımlı ülke şu anda. Almanya’da o kıta Avrupa’sında, özellikle Polonya ve diğer komşu ülkelerde çok önemli bir rolü var. Almanya zorlanırsa o ülkelerde zorlanacak. Onun yarattığı problemler gelecek. İtalya’nın kendi iç dinamikleri ve problemleri var. Putin’in yaptığı çok iyi bir şey var. Birçok rakibi olan ülkede birçok politikacıyı satın alıyor. Onları manipüle edebiliyor. Almanya’da şiradeli aldığı gibi. Orada ciddi problemler olacak. Orada ciddi kompleks bir oyun oynanıyor. Almanya’da bir son bir ay içerisinde dörüncü kez enerji fiyatlarına rekor kırıldı. Evet. Yani bu kompleks bir oyun. Türkiye’nin dikkatli oynaması gereken bir oyun. Ama benim gördüğüm kadarıyla Türkiye şu an sağlıklı düşünemiyor ekonomide ve birçok alanda. Tek kişinin kararı bağlı. Türkiye’nin ekonomisinin düzelmesinin kolay olduğunu, doğru kararların alınması gerektiğini ve bir yıl içerisinde enflasyonun yüzde 20’ler seviyesine inebileceğini ama bunun için bir yakata dayalı birtakım işlemler yapılması gerektiğini ve mücadele enflasyona doğru mücadele edilir. Yine de halkın ve dünyanın inandırılarak enflasyon beklenisinin aşağıya çekilmesinin en önemli hamle olduğunu, bugünkü iktidarın da bunu yapamadığını, çünkü liyakat adaylı bir sistem kurmadığı gibi dünyada kabul göremiş ekonomik teoremleri üzerinden bir politik ürettiğini, bu politikanın da sürmesinin mümkün olmadığını bu yüzden de enflasyon beklenisinin yüksek kaldığı. Yani ben şunu soruyorum. Türkiye’ye aslında mücadele etmediği için mi enflasyon yükseliyor?
Evet, Türkiye mücadele etmiyor ama mücadele edecek şartları da sağlayamıyor. Mücadele etme en önemli şartı güven. Bakın Tayyip Bey bu güveni çok uzun süre kaybetti. Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim. Diyelim ki Tayyip Bey dedi ya tamam bir hata yaptık, liyakatli kadrolar muhalefete var, ben Meral Hanım’ı arayayım, rica edeyim takımını bana yollasın, Türkiye’nin iyiliğin için bir el atsınlar, yardım etsinler. Yardım edemeyiz, niye demeyiz biliyor musunuz? Çünkü piyasa bizim bunu düzeltip görevde kalacağımıza inanmaz. Çünkü Tayyip Bey öyle bir şekilde ülke yönetti ki 3 gün sonra bu gelen liyakat takımı atmayacağının garantisi yok. Şimdi öyle bir problemi var. Güven kaybedilir, güven kaybettikten sonra kazanmak güveni daha zor. Onun için temiz bir seferden başlamak daha kolay olacaktır. Ama yine bir şeyin altını çizeyim. Enflasyonla mücadele kolay, ızdıraplı ama ne yapılması gerekeni biliyoruz, onu yapacağız, o nispeten kısa vadede çözülecek. Ve vatandaşın en büyük şikayeti şu an o. Ama vatandaşın fark etmediği çok da önemli daha uzun süre bir mücadele var. O da Türkiye’nin doğru patikada verimliliğini arttırarak hızla kalkınması. Türkiye yurt dışından ve yurt dışından… Ben çocuk dün Türkiye’ye verimliliği arttırmayı konuşurdu. Ben lisedeydim, işte Hollanda inektleri 180 kilo veriyor, Türk inektleri 18 kilo veriyor, verimlilik denirdi. Üstünden geçti 50 sene, hala Türkiye verimliliği arttıracak diye konuşuyoruz. İşte nedeni de Türkiye’nin bu işe bilimsel yaklaşması dediğim gibi hata yapmaya Türkiye devam ediyor. Onları düzeltmek daha uzun bir zaman alacak ama yapılması şart. Yapılmazsa Türkiye bu orta zenginlikle sıkışır. Arada birkaç yıllar evliya devri yaşar, sonra çok büyük çöküntü yaşar. Yani Latin Amerikaları gibi uzun ve ızdıraplı bir hayat. Bir yandan da vatandaşın gündeminden kaynaklanan şunu söyleyenler de duyururuz. Çok sokakta geziyorum ve çok konuşuyorum insanlarla. Diyorlar ki kardeşim Türkiye’nin bugün en önemli sorunu ekonomi. Ama Cumhur İttifakı ve Altılı Masa tutturmuşlar bir parlamenter sistemini. Tamam kardeşim parlamenter sistemine geçelim de, ama ekonomi bu haldeyken gelip de bir seneyi bir sistem değişikliğine harcarsak, ekonomi daha da kötüye gider. Bu önlemleri almak için önce sistem değiştireceğiz, sonra derlerse biz ne yapacağız o sistem değişinceye kadar diye vatandaşlarla bir tedirginlik oldu. Ben size söyleyeyim. Tamam benim şu konuda esasen net bir şekilde söylemek lazım. Onu altına çizeyim. Bakın bizim doğru politikaları uygulamamız için sistem değişikliğinin tamamlanması şart değil, gerek de yok.
Yani birinci gün itibaren doğru ekonomi politikaları uygulanır. Bu parlamenter sisteme geçiş süreci iki yılda üç yıl ne kadar sürecek söz sürer ama o sırada doğru politikaları uygulanır. Yani bizim doğru ekonomi politikaları uygulamamız için Türkiye’nin tekrar parlamenter sisteme dönmesi şart değil. Kısa vadede doğru politikaları uygulanacaktır ve sonuç alınacaktır.
Ama içinde bulunduğumuz sistem doğru bir sistem değil. Tek bir insanın her şeyi kontrol ettiği yerde bir Tayyip Erdoğan gider başka Tayyip Erdoğan’lar gelir. İleride yine bu problemler yaşanır. Onun için Türkiye doğru ekonomi politikaları uygularken bir taraftan da tekrar parlamenter seçim düzenine geçmek için aynı anda paralel iş yapmak zorunda. İşte bu iş bölümü. Yani ekonomi kadroları ekonomi problemine ilgilenecek hukuk uzmanları, anayasa uzmanları o süreci hazırlayacak genel başkanlarda. Ama galiba bunu vatandaşa iyi atamamışsınız vatandaşa çünkü kardeşim bununla da vakit kaybedecek diye düşünen bir kesim de var. O da bizim daha çok çalışmamız gerektiğini gösteriyor ama tahkeder isiniz ki Türkiye’de muhalefet yapmak da çok kolay değil.
Bu imkanlarınız yok bir kere. Medyada çok az bir gücünüz var. Muhalefetin medyası da kendi hesapları peşinde falan. Hani iktidar medyası bir felaketti, muhalefet medyası da şahane değil yani. Dünyanın her yerinde problemler var ama Türkiye özellikle zor bir ülke bu konuda. Ama dediğim gibi bunlar birinci gün ötüven yapılacak.
Zaten biz o yönetimde çalışıyoruz. Sonuçta ben muhalefet partilerinden birinin üyesiyim. Biz takım halinde tek başımıza iktidar gelecekmişiz gibi hazırlanıyoruz. Tabii ki tek başımıza iktidar gelmeyeceğimizi biliyoruz ama programlarımızı yapıyoruz. Gün geldiği zaman bu koalisyon kurulduğu zaman bütün bu partilerin arasında o an ittifaktan giren partilerin ocağı kesinlikle, kesinlikle. Çünkü millet itafakıyla atılması aynı şey değil. Ama CHP ile İYİ Parti bunun için olacak. Kesin iki büyük ortak olarak bu kadrolar bir araya gelir. Burada önemli olan şey şu. CHP ile bu arada aradığınızda bir şey yok mu? Ayrılık yok mu ekonomik politik olarak? Bakın ayrılıklar var. Biz aynı parti değiliz. Ekonomi konusunda her konuda fikir de değiliz. Fikir bir haline değiliz. Ama önemli olan bakın şurada önemli bir şey var.
Bu kadrolar kurulduğu zaman önemli olan bütün bu koalisan içinde olacak partilerden oluşabilecek en iyi kadroyu kurmak önemli. Yani bir pozisyonda liyakatli, en liyakatli insan kimse o gelir. Bu insanlar konuşur ve anlaşırlar. Kimsenin her istediği olmayabilir. Zaten biraz da politika da öyle bir şey. Sonuçta bunlar müzakeredir. Ama burada önemli olan şu.
Bazı politik kararlar vardır. O sizin politik tercihlerinize göre değişir. Yani servet dağılımı falan gibi. Ama bazı şeyler vardır. Mutlak doğru vardır. O nedir? Enflasyonu nasıl mücadele edilir? Orada bir karar fikir ayırışmalığı olmaz. Şimdi ondan sonra da öbür dediğim gibi bu siyasi kararlarda pazarlıkta bilinir. Benim şahsi görüşüm şu mesela.
Türkiye’de genelde istikrar paketleri sadece Türkiye’de dünyada uygulandığı zaman kemer sıkılır ve bu dar kesimli vatandaşı fatura olarak gelir. Fethakar yapması bekler. Türkiye’de bu kesimin yoksul kesimin Türkiye’de ciddi bir derin yoksul problem var. Kemer sıkacak yeri yok. Benim şahsi görüşüm, bunu da diğer ortaklığımızda kabul ettirirsek, bu sefer kemer başka yerlerden sıkılacak.
Türkiye’nin bu anlamda da doğru sosyal hizmetleri de aynı anda etkili bir şekilde uygulaması lazım. Türkiye’de bakın sosyal hizmetlere çok para harcanıyor ama o da yine bilimsel yapılmadığı için çarçur ediliyor. Çünkü AK Parti hükümeti sosyal hizmetleri yoksulluğu ortadan kaldırmak ve vatandaşları kalkındırmak için değil, yoksulluğu idare ederek politik çıkar sağlıyor ve bunu da değiştirmemiz lazım. Çok teşekkür ediyorum. Bir saate yakın oldu. 53 dakika oldu. Sağ olun. Nasılsa daha çok çok görüşeceğiz. Haftaya açıklıyorsunuz programı. Sonra tekrar belki bir araya geliriz ve bu programınızı burada da anlatırsınız. Sağ olun. Dergiler şimdi kısa bir ara ardından Prof. Dr. Ege Yazgan ile yine aynı mevzuları farklı bir bakışta.
Birkaç dakika sonra size tekrar konuşacağız.