Dr. Hüseyin Gökalp – Ulus Devlet ve Türk İslâmı – Cumartesi Sohbetleri (17)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=08Yv2rJLJMo.
Şimdi biz ulus devlet kurduk. Şimdi ulus devlet kurmak kolay bir şey değil. Özellikle imparatorluktan ulus devlete geçiyorsanız bir kere paramparça olmanız gerekiyor. Parçalandıktan sonra da o parçaların bir kimlik inşa etmesi gerekiyor. Ve biz kimlik inşa ederken Osmanlı son döneminde entelejansı ya sadece Fransızca bildiği için yani sadece değil ama çoğunlukla Fransızca beslendiği için Fransız türü bir uluslaşma yaptık biz dil üzerinden. Ve kimlik olarak da nasıl onlar Fransız dedi. Çünkü orada 7-8 farklı dil konuşuluyordu. İşte insanlar köyden kentte göç ettirildi falan bir kimlik inşa edildi dil üzerinden. Bizde bir dil ve din ya da toplum bir arada tutacak şeyler inşa ederken biliyorsunuz Osmanlı son döneminde İslam terakkiye manidir şeklinde bir söylemini içsinler. İnsanlar cevaplar vermeye başladılar. Dediler ki terakkiye mani değildir ama şöyle mesela Osmanlıcı bir şekilde ayakta kalabiliriz ya da biz batıllaşabiliriz dinimizde kaybetmeyiz. Ya da batıllaşabiliriz din de önemliydi.
Dini de rafa kaldırabiliriz. Ya da biz milliyetçi olabiliriz diyenler oldu. Ya da biz ancak İslam’la berhudar oluruz. Şimdi milliyetçi olanlarda üç türlü bir yaklaşım var. Bir Ziya Gökalp’in yaklaşımı, ikincisi Yusuf Akçuran’ın, üçüncüsü de Fuat Köprülü’nün yaklaşımı. Burada bu Türk İslam’ın mevzusu biraz Fuat Köprülü kaynaklı geliyor. Çünkü Yusuf Akçuran dünyasında mesele tamamen Türklerin şanlı yürüyüşüdür.
Onlar izzet vermişlerdir. Eğer Müslüman oldular ise onlar İslam’a izzet vermişlerdir. İslam onlara izzet vermemiştir. Ya da önceki dinlerinde neyse önemli esas olan aynı Avrupa Merkezi bakış açısında nasıl merkezde Avrupa varsa burada da Türkiye’yi merkeze alan bir şey. Ziya Gökalp de diyor ki bunu yatsılamayız. Din bizim bir değerimiz. Önemli olan Türk kimliği, üste ve dil üzerinden, ırk değil. Bunun altı şeylerinde din de var. Bu din bizim bir parçamız. Bunu muhafaza edelim. Ama Fuat Köprülü’nün şöyle bir iddiası var. Fuat Köprülü diyor ki bu Fatih dönemine kadar bizim bir İslam’ımız vardı. Bu Anadolu İslam’ıydı. İşte bu kolonizatör dervişler vesaire falan o şeyler. Balkanlara giren Anadolu’ya giden belli insanlar dervişler vardı. Ama Fatih’le birlikte başlayan bir küresel devlet, cihan şumul devlet, beynel milel devlet olunca, dolayısıyla bir beynel milel din ihtiyacı zuhur ettiler. Böyle bir Arap dini ne sahiplendiler. Çünkü işte Hintliler var, Araplar vesaire. Daha tepede, daha hepsinin kuşatıcı bir din, dini kabul ettiler. Şeyhülislamlık makamı vesaire falan. Ama bu Türklere zarar verdi. Türk kimliğine zarar verdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte Fuat Köprülü diyor ki bu dini rafa kaldırmayalım. Bu dini tamamen kültürel öve de yapmayalım. Bu geçmişte bize ait olan, Anadolu’ya ait olan, heterodoks da olsa, yani sünni olmasına gerek yok. Bu insanları toparlayalım ve belli isimler üzerinden bir lokal din oluşturalım. Bu gerekiyor çünkü biz sınır çektik Suriye’yle aramıza. Ve bu fiziksel sınırı psikolojik bir sınırla, dini kültürel bir sınırla da sizin korumanız gerekiyor. Yoksa sadece sınır çektik, resmi olarak vize veriyoruzla iki devlet birbirinden ayrılmıyor.
Farklaşmanız gerekiyor. Dolayısıyla burada bir Anadolu irfanı, Türk İslamı şeklinde bir şey kurgulandı. Benzer şeyler Hint coğrafyasında, benzer şeyler Mısır’da, benzer şeyler İran’da yapıldı. Hem tarih olarak yapıldı. Bugün İran’a gidin, herhangi bir kitap evine girin. En çok karşılaşacağınız kitaplar geçmiş İslam öncesi, Pers dönemine ait, arkeoloji kazılar, eski kitaplar, antik tarih vs. Aynı şey Mısır’da böyle. Biz de ne yaptık? Acaba Sümer’de mi bizim köklerimiz, Orta Asya’da mı vs. derken, burada dini üst kimlik olmaktan çıkartıp alt kimlik yaptıktan sonra böyle bir söylem geliştirdik. Türk İslamı diye. Bunun bir kısmında da argümanlarımız doğru olabilir. Yani ulamadan Müslüman olanlar var, Türk Müslümanların İslam’a kattığı güzel şeyler var. Burada bazı argümanlarımız yanlıştır demiyorum.
Ama nihai olarak varmaya çalıştığı nokta, bir bakıma bizi ümmetten ayıracak, izole edecek,
kendi sınırlarımıza gömecek ve bu ulus devleti besleyecek bir düşünce ile bunlar yapıldı.