"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dünyanın Bir Islaha İhtiyacı Var! O Da İslam! Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Bülent Yıldırım | 4K

Dünyanın Bir Islaha İhtiyacı Var! O Da İslam! Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Bülent Yıldırım | 4K

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=K1QU6XbUA_c.

Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Hatun, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Huzuru hazirun cemet-i irfan, layındır, kafirdir, dinsizdir şeytan. Şeytanın layınlığına, kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah.
Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, ol deyince olduranın 99 adıyla. Canlarım hoş geldiniz. Hayırlı Cumalar. Hepinizin Cuması mübarek olsun. Rabbim böyle şu vakitler hürmetine hayırlı, bereketli, güzel, tesirli şeyler konuşmayı nasip etsin. Sadece konuşmayı değil, konuştuğumuzu da bizzat hayatımıza tatbik edenlerden eylesin bizleri. Bu Cuma çok kıymetli bir büyüm bizlerle beraber.
Ben nicedir niyet ediyordum kendisini burada misafir etmek için. Nasip bugünüymüş öyle derler ya insan plan yaparken kader adama gülermiş. Bazen sizin yaptığınız planla kaderin planı çok örtüşmüyor. Bugüne kısmetmiş elhamdülillah. Bugün İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım ağabey. Bizlerle beraber Bülent ağabey hoş geldin. Hoş bulduk Allah razı olsun. Nasılsınız canım efendim? Allah razı olsun çok iyi. Allah iyilik sağlık versin. Şimdi İHH’yi zaten bilmeyeniz yoktur zannediyorum.
Bir şekilde buradan alıp yardım götüren dünyadaki mazlum coğrafyaların hepsine insan olmak kaydıyla sadece bu. İnsan olsun, nefes alsın, Allah’ın kulu olsun yardım etmeyi kendilerine şiar edinmiş bir vakıf, bir dernek ve inanılmaz bir gönüllülük hareketi var altta. Bakıyorsunuz sadece bir eti ya da bir su kuyusu ya da bir kataraktan ibaret değil.
Gittiğiniz yerlerde insanlara bir şey verirken bir şey götürürken hem o yardımı aldığınız insanın hikayesine tanıklık ediyorsunuz hem yardımı verdiğiniz insan hikayesine tanıklık ediyorsunuz. Bu yüzden bir menbaı geçtiğimiz zamanlarda bir YouTube kanal kurdular. Hemen adresinde şu anda arkadaşlar altta veriyor. Takip edin. Sadece yardım beslenme ve zaruri insani ihtiyaçlar üzerinden değil o hikayeleri tanıklık etmekte belki de şu zamanda dejenerasyonun bu kadar azmış olduğu, azgın olduğu bir zamanda o hikayelere belki ekmekten sudan daha fazla tanıklık ediyorsunuz.
Ekmekten sudan daha fazla ihtiyacımız var. Bugün birazcık bunları konuşacağız Allah nasip ederse sevgili Bülent ağabey ile. Bülent ağabey kaç ülkede şu an faaliyet gösteriyor İHH net bir rakam var mı? Valla öncelikle şunu söyleyeyim benden daha iyi İHH’yi anlattım. Yani bu da hoşuma gitti. Zaten hedefimiz İHH’nın toplumun her kesimi tarafından bilinmesiydi. Çünkü bu bir grubun veya bir yapının sadece sahiplendiği bir kurum olarak kalsa istediğimiz olmazdı. İHH insanlığa bir hediye bir armağandır. Bunun için çok bedeller ödendi. Senin anlatışını dinleyince Rabbime hamd ettim şükrettim. Ne güzel dedim. Bizden daha iyi İHH’yi anlatıyorlar. Hatta geçen bir düğüne gittim. Düğünde bazı siyasiler ve belediye başkanları ki bunlar çok değişik partilerdendi. Şahit olarak beni de kaldırdılar onlar da şahit. Bir tanesi de nikahlıydı. İHH’yi bir anlattılar. Ya Rabbi benim İHH’yi hiç kimseye anlatmama gerek kalmamış. Allah samimiyeti bozmasın. Öncelikle bunu söyleyelim. Çünkü bütün savaş bölgelerinde çalışıyoruz. Aklınıza gelen tüm savaş bölgelerinde. Doğal afet bölgelerde. Fakirliğin kronikleşmiş olduğu yerlerde. Yani bazen 140 bazen 150 ülke oluyor. Bu dediğim bu alanlarda ihtiyaç duyulursa bunun sayısı da artıyor. Azalıyor. Fakat bütün bunları yaparken öncelikle sayıdan ziyade niçin yaptığın önemli. O ilk size harekete geçiren motivasyonun ne oldu? Evet çünkü gittiğiniz yerde yaptığınız çalışmalar sadece bir tatmin aracı olursa bunun anlamı yok. Ne dünyada ne ahirette. Ama gittiğin yere gerçekten hizmet etmek istiyorsun. Kalkındırmak istiyorsun. O insanların ayakları üzerinde durmasını hedefliyorsun. Bu böyle bir bütün olarak ele alınması gereken bir şey. Yani sorunuzun cevabı bazen 140 bazen daha fazla ülkede çalışıyoruz. Bu az evvel yayından önce bir şey konuşmuştuk. Demiştiniz ki bu özellikle Afrika’da misyonerler bütün işlerini hediyelerle ve böyle şeylerle ikramlarla götürüyorlar. Ve kurban o kadar güzel bir burak oldu ki aslında buradaki Müslümanların Türkiye’deki Müslümanların oradaki Müslümanlara ulaşması açısından. Ama mesele sadece et değil. Hani diyoruz ya insanlara kurban ne yaptın diyor ki işte IHA’ya verdim.
Oradaki fakir Müslümanlarda et yiyebilsinler diye ama et sadece işin görünen belki konuşulan zahiri kısmı. Asıl o etin arkasına saklanmış çok daha hikmetli bir hizmet yolculuğu aslında değil mi? Biraz bundan konuşalım mı abi? Şimdi Bosna-Hersek savaşı olduğunda ben Erbakan hocamın kurmuş olduğu Milli Gençlik Vakfı’nın İstanbul’daki üniversiteler sorumlusuydu. Ve Bosna’da katliam başladı.
O dönemlerde misaki milli sınırlarının dışında Müslüman bir unsurun yaşadığına dair Türkiye toplumunda bilgi azlığı vardı. Yani şimdiki gençler bu söylediklerimi anlamayacak. Ama birkaç tane köşe yazarı vardı dış politikayla ilgilenen onları durmadan okurduk. Veya birkaç tane kitap vardı. İşte Moro bir Moro kitabı vardı. Bir Suriye’deki hamayolaylarını anlatan kitap vardı.
Yani sayısak 3-4 tane ben o kitapları defa etle okumuşumdur. Çünkü kitap bulamazdık. Yani yurt dışındaki Müslümanlardan bahseden kitap bulamazdık. Yugoslavya göçmenlerini bilenimiz vardı bilmeyenimiz vardı ama Bosna katliamı birdenbire bütün Avrupa’nın medeni dünyanın ortasında televizyonlarda görünmeye başlayınca hafızalarımız tazelendi. Yani ben mesela kendi bölgemde büyüklerimden duydum taşnak ve hınçak örgütlerinin yapmış olduğu katliamların aynısını 100 sene sonra Bosna’da televizyonlarda yapılırken gördüm. İşte Sırpların Çetnik örgütü, Hırvatlar’ın Ustaşa örgütü bunlar milliyetçi örgütlerdi. O zaman Milli Gençlik Vakfı’nda karar verdik. Dedik ki ya biz Bosna Savaşı’na gitmemiz lazım. Yani duramayız. Hatta beraber gittiğimiz ve şehit olan arkadaşlarımız oldu.
Aslında hep onu söylerim doğru mu yaptım yanlış mı yaptım geri dönerek ama o Müslümanların kararıydı. Oradaki Boşnak Müslümanlar Trabnik’te Türkiye’ye dönün ve sesimizi dünyaya duyurun dediler. Türkiye’de de bir kuruluş yoktu. Yani biz Kızlayı saymayalım Kızlayı o zaman dispanserler vesaire konularla ilgileniyordu. Bugünkü Kızlayı o gün yoktu yani. Türkiye’nin ilk ulusal siyasi yardım kuruluşu. İHA olarak peki nerede kuruldu Avrupa’da kuruldu.
Avrupa’da değişik yapılardan akışların bir araya geldiği bir kuruluştu. Daha sonra milli görüş sahiplendi sahip çıktı destek verdi. Biz de onun Türkiye temsilcisi olarak kurulduk. Yani İHA’nın ilk kuruluşu böyledir. Çünkü mirası kabul etmek gerekiyor. Sonra biz iki kişi geri döndük kalmadık. O zaman baktık ki sadece Misyon’la Bosna ile ilgili çalışmak yeterli değil. Yeryüzünün her tarafındaki Müslümanlara ulaşmak lazım.
Genciyiz. Genci 23-24 yaşındaki bir gence biz dünyaya ulaşacağız. Her tarafa gideceğiz. Müslümanların dertlerine bakacağız. Müslüman-İristiyan Yahudi ayrımı yapmayacağız. Mazlum olan herkese yardım edeceğiz. Desek Türkiye’de kimse bize yardım vermez. Gidecek imkanımız yok. Oturduk misyonerler bunu nasıl yapıyor diye çalıştık. Bütün misyoner kuruluşlarını okuduğumuzda şunu gördük. Misyonerlerin imkan sorunu yok. Kiliseler ciddi manada destekliyor.
Kiliseler desteklediği misyoner kuruluşlarını Afrika’nın her tarafına gönderiyorlar. Ortadoğu’ya gönderiyorlar. İslam dünyasına gönderiyorlar. Ve orada çok ciddi bir şekilde özellikle yetimlere ulaşıyorlar. Mesela bazı misyoner kuruluşların 3 milyon, 4 milyon, 5 milyon özellikle İslam dünyasında sponsorluk yaptığı yetimler var. Çok büyük rakam bunlar. Çok büyük rakamlar.
Dünyada zaten Birleşmiş Milletleri göre, işte diyelim 250-300 bin civarında, 250 milyon, 300 milyon civarında yetim var. Ama gayet resmi rakamlar bunun 500 milyondan aşı olmadığını söylüyor. Bunu Hindistan ve Çin dahil değil yani. Birçok bölge de dahildi. Ama özellikle İslam dünyasına yönelik bu yetim çalışmalarını falan gördük. O zaman kendi kendimize dedik ki biz bu bölgelere nasıl gideriz? Önce İslam dünyasının üzerindeki oyunları deşifre etmemiz lazım. Yani kendimiz görmemiz lazım ve deşifre etmemiz lazım ki bir hareketlilik başlasın. Yani bu çağda paramız yok. Kime de gideceğiz? O zaman dedik ki Avrupa Milli Görüş Teşkilatları vekaleten kurban kesiyorlardı. Yani dünyanın her tarafına gidip kurban kesiyorlar ve oradaki fakir fukaraların ihtiyaçlarını görüyorlardı. Türkiye’de de başlatalım bunu dedik. Ve hiç unutmuyorum, Hakan Albayrağı aradım. Kulakların içindesin Hakan. Evet, Hakan çok sevdiğim bir arkadaştır.
Dedim ki Hakan bir slogan üret, 33 ülke ve bölgede kurban keseceğiz, vekaleten kurban diye yayın yapacağız. Hedefimiz de kurbanı bir Burak olarak düşüneceğiz, coğrafyaları da miraç olarak göreceğiz. O coğrafyalara gideceğiz. Hac dönemide, yani kurban dönemide Müslümanların kongre dönemidir. O bölgelerdeki bütün ihtiyaçları, bilgileri toplayacağız. Geleceğiz, yıllık program yapacağız. Kongre olacak dedim. Yani o manada bir şey düşün, bir slogan üret dedim. Hem insanları vekaleten kurban vermeye yöneltecek hem de İslam dünyasının problemleri üzerinde düşünceye sevk edecek. Bana bir saat ver dedi. Bir saat sonra döndü, bugüne kadar ürettiğimiz en önemli sloganı üretti. Dedi ki yeniden ümmet seferi. Çok güzelmiş. Şimdi misal ki milliye hapsedilmiş bir topluluk yeniden ümmet seferiyle huruç ediyor, çıkıyor. Her tarafa gidiyor, bilgileri topluyor.
İşte bir ülkenin hastaneye ihtiyacı var, okula ihtiyacı var. Zaten bu 140 ülkeyi gezdiğimizde, İslam dünyasına tespit ettiğimizde geçmişte birçok düşünürün, gezginin ve alimin söylemiş olduğu üç şeyi biz de gözlemledik. Yani bazı şeyleri tekrar keşfetmeye gerek yok. Mesela Hindistanlı bir alimin, zannediyorum geçmişte nehir yayınlarında çıkmıştı. Üst seyyahın hatıratı vardır. O zaman Ezer Üniversitesi’ne gidiyor.
Başka yerlere gidiyor. O da aynı şeyleri tespit etmiş. Saygı müslü Allah rahmet eylesin Üstad. O da aynı şeyleri tespit etmiş. İslam dünyasının hatta Ali İzzet Begoc’un İslam Deklarasyonu kitabında da vardır bu. Yine Moro İslam liderinin Selamet Haşim’in kitabında da vardır. Üç tane problemimiz var bizim. Biri fakirlik, biri cehalet, biri aramızdaki hayret ve ihtilal. İslam dünyasının bu üç şeyini biz bu kongre İslam ve Müslümanların kongre döneminde tespit ettik.
Neydi kongre dönemi? Müslümanların kurban dönemiydi. Biz hacca ne diyoruz? Hatta bu kavramı ilk kullananlardan biri de haç kitabında Ali Şeriat’idir. Yani diyor ki kongre dönemi diyor. Müslümanların kongresi. Neresi kongre? Aynı restoranda yemek bile yemiyor şu an farklı ülkelerden gelen Müslümanlar yani. İşte bu bir süreç. Evet. Bu bir süreç. Yani iyiyle kötünün mücadelesi. Bu kongre dönemini bunu mesela Seyyid Kutup da tespit etmiştir böyle. Hasan el-Benna da böyle tespit etmiştir.
Rahmetli Erbakan Hoca da böyle tespit etmiştir. Bu isimleri niye sayıyorum? Mesela bana göre Erbakan Hoca’yı anlamayan bu çağ anlayamaz. Hasan el-Benna’yı anlamayan, Seyyid Kutup’u anlamayan bu çağ anlayamaz. Bunları niye sayıyorum? Kendi değerlerimizin farkında varalım. Gençler bunu bilsin. Mirasını reddeden özgürleşemez. Mirasını, tecrübesini hayatına aktarabilenler yeniden inşa edebilirler, kurabilirler. Dünya 1992’de kurulmadı. Neden biliyor musunuz? Neden? Çünkü Hz. Adem’den beri gelen bir sislenin devamıyız. Biz Müslümanız. Biz Tevhid çizgisi içerisinde kurularak gelen kurumların birer parçasıyız o kadar. Yani kendini, eğer sadece kendinle kayyum kılarsan, kendini kutsallaştırırsan, kendi kurumunu kutsallaştırırsan, Tevhid mücadelesinin parçası olmazsın. Bunun ismi bir dönem Hülfü’l-Fudül olmuş. Bir dönem Megeve olmuş. Bir dönem İhhaha olmuş. Ve aslında hep mantık olarak, mantık örgüsünde hepsi aynı zeminin üstüne oturuyor aslında. Habil de mesela bu çizginin parçasıdır değil mi? Kabil değildir yani. O mücadelede adaletin yanında olan, doğru yanında olan, mazlum olan, mazlumun yanında olan bu çizgidir. Şimdi o yüzden gittiğimiz o bölgelerde bu aldığımız fakirliğe karşı, cehalete karşı, ihtilaflara karşı bilgileri getirdik,
düşündük, taşındık, bazı yerlerde eğitimin eksikliğini dibine kadar hissettik. Yani İslam dünyasının en büyük problemidir. Hatta 1960’larda, 1970’lerde. Bu vesileyle dinleyenlere de buradan söyleyeyim, mutlaka Ali İzzet Begovic’in İslam Deklarasyonu kitabı mutlaka okunmalıdır. Değişik bir kitaptır. Yani genç yaşta yazdığı bir kitaptır. 60’lı, 70’li yılların verilerine göre ama bu çağda hala geçerli bir kitaptır.
Mümkünse hepsi ama eğer bir tane seçme hakkımız varsa İslam Deklarasyonu. İslam Deklarasyonu. Bütün kitapları çok güzeldir. Bu vesileyle onu da söyleyeyim, bunun tarihi şahitlikleri de vardır. Rahmetli Ali’yle çok iyi tanışırdık. Çok sevdim ben kendisini. Biz şanslı dönemli insanlıyız. Allah bugünkü gençlere de böyle liderler versin. Mesela kimi tanıdım? Ali İzzet Begovic’i tanıdım. Rahmetli Dudu’yu tanıdım. Şamil Basri’yi tanıdım. Hatta bu tanıdım. Erbakan Hoca’mı tanıdım. Afganistan’daki tüm liderleri tanıdım. Hepsi dehşet bir deha. Yine de sanki şey mi? Yani biz çok sevdiğimiz için Erbakan Hoca, yani bir çok büyük bir hareketin lideri yani bakıyoruz. Kıymetli hikayelerin başında olan insanların hepsine bir şekilde rahmetli Erbakan’a dokunmuş yani. Şimdi siz anlatıyorsunuz, MGH’den başlıyorsunuz anlatmaya değil mi? Yarın Ömer Karoğlu’nu çağırsam o da MGH’den başlayacak anlatmaya. Kendi hikayeme bakıyorum. İGMG’de, Avrupa İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatları’nda öğrenmişim. İlk Kur’an okumayı, ilk namaz kılmayı.
Yani ne kadar bereketli bir toprakmış Erbakan Hoca yani. Hoca milletin o dönem söylediklerinin aksine istişareye çok önem verirdi. Ben gençlere özellikle söylüyorum istişare, istişareye önem veriyorum. 19 yaşında beni karşısına aldığı 2,5 saat beni dinledi. Şimdi anlattıklarımdan utanıyorum. Bir kere olsun beni şey yapmadı, kırmadı. Çünkü baktı ki heyecan var. Hep heyecan dedi. Heyecanı olanı kırmazdı, doğruya sevk ederdi. Şimdi bakın o kadar liderle tanıştım o dönem ve hepsinden bir şeyler aldım İslam dünyasıyla ilgili. Onun için ben bunları tanımaktan mutluyum. Ali İzzet Begoyç ise Batı’yı tanıyan liderimizdi. Bu çok önemli bir şeydi. Erbakan Hoca’yla benzer noktalar vardı. Hoca da biliyorsunuz Almanya’da kaldı. Evet. Öz güveni çok yüksekti. Batı’yı tanırdı rahmetli Ali İzzet Begoyç ve çok kültürlü, çok dinli ortamlarda yaşamaya çözümler üretebilecek bir ortamdan çıkmıştı. Müslüman olarak bulunduğu toplumda var olabilme becerisi gelişmiş insanlardı bunlar. Doğru mu? Yani Bayburt’ta yetişmiş. Hayatını Bayburt’ta süren bir adam Müslüman olarak var olabilme mücadelesini ne kadar vermiştir? Ama Batı’da doğup büyümüş, orada o kimliğini muhafaza etmenin kavgasını veren çocuklarını o kimlik üzere yetiştirme mücadelesi veren,
namaz kılacak yer arayan, abdest alacak yer arayan, bunun kavgasını veren insanların bu var olma olgunluğu daha kuvvetli oluyor zannediyorum. Ali’ye de böyleydi rahmetli, Erbakan hocam da öyleydi yani. Aslında Anadolu coğrafyası kısa süre öncesine kadar yani 100 yıl öncesine kadar bütün farklı dinlerin bir arada yaşayabildiği bir coğrafyaydı. Biz bu zenginliği kaybettik. Yani bu ulus devletlerinin mantığından kaynaklanan bir şey.
O dönemlerde her taraf dermanlar vardı, Yahudiler vardı iç içeydik birbirimizin kültürünü tanıyorduk, biliyorduk. İşte Çerkezi vardı, Gürcüsü vardı bütün diller konuşulurdu. Çok zengin bir coğrafyaydı. O coğrafya içerisinde doğan Müslüman bir çocuğun doğalı olarak zaten birikimi çok daha farklı oluyordu. Yani mesela Fatih Usta Mehmet için derler ki genç yaşta 7 tane dil biliyor. O çağda yaşasan ben de bilirdim. Yani. Niye?
Çünkü zaten bütün bu dillerin konuşulduğu toplulukta yaşıyorsun. Sokakta o dönemlerde çelik çomlak oynasan bir tarafta Ermenice öğreneceksin. Öteki Rum, öteki başka. Öteki Rum. Cezayirli. Bunu öğreneceksin yani. Onun için Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman sanki böyle bir onu hapsetmek, onu bu kültürel zenginlikten uzaklaştırılmak için elbise giydirilmiş diye düşünüyorum.
Rahmetli Ali İzzet ve Goç ise Yugoslavia’da bu fırsatı yakaladı, bedel ödedi, acılar çekti ama bütün milletleri tanıdı. Ve o yüzden mesela Birleşmiş Milletlere gittiğinde Dayton’da, şurada, burada herkes bazılar onu çok başarısız bulur ama aslında çok başarılı hamleler yaptı. Diplomatik hamleler yaptı. Yani bütün, düşünebiliyor musunuz? Dünyanın dördüncü büyük silah gücüne sahip Yugoslavia’nın bütün silahları Sırplara geçmiş, Sırp milletçilere geçmiş. Ve burada hayvancı bir şekilde katlayan var. Yani o korku filmlerindeki gibi boğazlar kesiliyor, çocuklar kıyma yapılıyor, annelerine yediriliyor, kaynayan kazanlara. Bu söylediklerimi nerede, hangi rapordan okuyorsun? Aslında rahmetli Kazım Karabekir’in 100 yıl önceki raporunda okuyorsun. Doğu’da Taşnak Fıratıncak örgütleri bunu yapmış. Aynı şeyi şimdi Sırplarda, Sırpların milliyetçilerinde görüyorsun değil mi? Çetniklerde görüyorsun. Ve daha ilginç bir şey yakalanan bir çetneğin o zaman sorgusunda söylediği, İsrail’den bazı eğitimler aldığını söyledi bunlar o dönemlerde. Yani küfür tek millettir dediğimiz hâlde ise burada ortaya çıkıyor zaten. Şimdi mesela size daha ilginç bir şey söyleyeyim. Yani bir soru sorun bana. Deyin ki dünyanın en fazla zulüm gören milleti hangisidir? İlk akla gelen Filistin oluyor ve biraz deliller düşünüyorsunuz.
Hz. Ali diyor ya mesela zulme engelleyemezsen onu haykır, onu duyur. Aslında çaresizliğin bir yansıması ama onu duyurursan belki biri vicdan harekete geçer, belki kitle harekete geçer. O bağırman çağırman, ağlaman feryat olur. Allah’a ulaşır. Kardeşin için dua ediyorsun aslında konuştukça. Çünkü mazlumun duasıyla Allah arasında perde yoktur. Bir de kardeşin için yaptığın dua kabul oluyor öyle değil mi hadislere baktığımızda?
Mesela diyelim akıl yürütelim Filistin mi? Filistin evet eliyle karşı koyabiliyor, diliyle karşı koyabiliyor, kalbiyle karşı koyabiliyor. Hadislere baktığımızda. Afrika olabilir mi? Afrika da olmaz. Arakan olabilir mi mesela desek? Doğu Türkistan olabilir. Arakan da olmaz. Doğru niçin Doğu Türkistan olduğunu anlatacağım. Arakan da olmaz. Çünkü neden biliyor musun? Ağlayan babaların coğrafyasıdır. Ağlasa bile çıkıp anlatabiliyor.
Diyor ki benim 5 yaşındaki kızıma şunu yaptılar, hanıma şunu yaptılar, abime şunu yaptılar. Ağlayarak anlatabiliyor. Yani en azından Hz. Ali’nin dediği gibi ağlayarak dahi olsa sesini dünyaya duyurabiliyor. Ama dünyanın en mazlum coğrafyası Doğu Türkistan’dır. Hiç haber alamıyoruz değil mi abi şu anda? Bırakın haber almayı şimdi birleştireceğim. Taşnakınçak örgütünün yaptığı ile Çetnik ve Ustaşaların yaptıkları referansı Endülüs’ten alır.
Endülüs’te ne zulüm yapıldıysa, ne şekilde yapıldıysa Müslümanlar teslim olduktan hemen sonra bütün kapılar açık kalacak. Hiçbir kapı kapanmayacak. Kastilya askerleri istediği gibi girecek. İstediği kızı kadına alacak. İstediğine şarap içirecek. İstediğini oynatacak. Şu anda Çin’de aynı politika uygulanıyor. Bütün kapılar açık olacak. Çinli biri istediği zaman gidecek, kalacak, gelecek. Evde kız, erkek, kadın varmış hiç önemli değil.
O dönemlerde İspanya’da mesela herkesi zorla dinden dönderdiler. Şimdi Çin’de de aynısı oluyor. Dinden dönderdiler. Mesela diyelim ki kızına şarap içiriyor. Geliyor adam. Babasını orada duracak. Babasında göz yaşı gördü. Demek ki sen hala Müslümansın deyip doğru Englisiyon mahkemesi ve yakmaya götürülüyordu. Bunda şeytan var diye. Şimdi düşünün. Bunları unutmayalım. Hafızamızı diri tutalım. Neden söylüyorum bu modern çağda yakın tarihte hala Avrupa’nın ortasında bunlar Bosnalı Müslümanlara yapıldı. Yapıldı dünyanın gözü. Yapıldı. Şimdi Doğu Türkistan’da da yapılıyor ve Doğu Türkistan niye mazlum biliyor musun? Göz yaşındaki nemi bile gösterse yakınlarına zulmedildiği için Arakan gibi ağlayarak derdini anlatamıyor. Onun için sessiz çığlık dediler. Abi hiç mi ulaşılmıyor oraya? Hiç ulaşılmıyor.
Yani İHA’nın dahi hiçbir bağlantısı şeyi hiçbir şekilde yok mu abi? Bilgimiz var. Çalışmalarımız var. Ama açık cezaevidir. Kampları kabul etmiyorlardı. Türkiye’den bazıları da Çinlilerin bu yaptığını hoş gördü. Ben onlara acil tövbe etmeleri gerektiğini söylüyorum. Çünkü Allah korusun zulme rıza zulümdür. Aynı şeyle imtihan olunur. Bakın Birleşmiş Milletler’de insan hakları zannediyorum.
İnsan hakları temsilcisiydi değil mi? Çin’in insan hakları temsilcilerine işte bizim Yüze Şahin kardeşimiz baskı yaptı yaptı. Birleşmiş Milletler’de ilk defa Çinliler evet kamp vardır ama eğitim kampını resmi olarak kabul ettiler. Bu İHA’nın başarısıdır. Ve bütün dünyada kamplar İHA’nın bu baskısı üzerine kabul edildi. Ama eğitim sonra Türkiye’de Çin’i savunanlar çıktı dedi ki ama eğitim kampı. Hadi gönder bakalım sen çocuğunu eğitim kampına. Niye gönderemiyorsun?
Birkaç tane fotoğraf verdiler. İşte ne böyle kızla erkekler duruyor. Önlerinde işte kitap böyle askeri mantıkta. Hepsi robot gibi eğitim kampı. Sahtekarlık. Dünya sahtekar. Bu dünyanın bir islaha ihtiyacı var o da İslam. Ama İslam’ın da anlaşılmaya ihtiyacı var o da Müslümanların problemi. Müslümanlar İslam’ı anlamadığı müddetçe dünya sahtekarlılaşmış durumda. Onun için ben burada özellikle söylüyorum.
Yani Müslümanlar seni beni kavga her şeyi bırakacak. Müslümanların her sen ben kavgası Doğu Türkistan’da bir zulüm. Bir cana bir zulme mahal oluyor. Filistin’de bir zulüm. Kudüs’te bir taşın eksilmesi. Onun için bu Müslümanların aliminden avamına kadar şahit ümmet, şahit ümmet olma bilincini tekrar hatırlayıp tekrar İslam’a yük olmaktan, İslam’a hizmet eden konuma geçmesi lazım. Şu duyuru da yapayım bu vesileyle. Şimdi bahsetenliği duyulmuyor diye.
Orada kantlardan ve zulümden kaçıp kurtulan vaktiyle oradan son çıkanlar şu an dünyanın farklı coğrafyalarında Almanya’da ve dahi bizim ülkemizde şu an bir yaşamaya devam ediyorlar. Buralarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Hemen bu programdan sonraki cuma yani bir sonraki peynir gemisinde Münevver Öz Uygur hanımefendi’yi tanıştıracağız size. Kendisi burada o Uygurlu Müslümanların kurduğu bir STK’ya liderlik ediyor başında.
Ve orada ne yaşandığını, bizzat kendisinin ne yaşadığını ve şu anda yakınlarının ne yaşadığını ve o iletişimsizliğin ne kadar büyük bir acı olduğunu kendisi burada yayınımızda anlatacak. Önümüzdeki haftada o Münevver Öz Uygur’un hikayesini burada peynir gemisinde dinleyebilirsiniz inşallah. Peki ağabey şimdi hal bu, vaziyet bu. Birazcık da bu yardım konularından konuşmak istiyorum. Hani siz burada yetimleri destekliyorsunuz az önce bahsettiniz. Katarakamayadı belli dönemler oluyor, su kuyusu açıyorlar.
Çokça dernek var şu anda ve bakıyoruz sanki bir ayağımız Kuzey Afrika’da ve mazlum coğrafyalarda. Çok da drama ilk zamanlar gittiğinizde şahit oluyordunuz ve yıllardır bu işe de devam ediyorsunuz. Biz mesafe kat edebildik mi ağabey? Yani bu paralar yerine ulaşıyor ama maksat hasıl oluyor mu? Şimdi bakın. Öz boyacı altınla tarzını belirleyenler şimdi fırsat ürünlerini beliriyor. Instagram hesabımızı takip et, storilerde yer alan ürün oynamalarına katıl. Hangi ürünlerde indirim olacağına sen karar ver. Seçtiğin ürünler en özel fiyatlarıyla özboyacı.com adresinde olacak. Oynamalar bir anda karşına çıkabilir. Instagram hesabımızı takip etmeyi unutma. İlk Bosna Savaşı’nda İslam dünyasının 26 tane kuruluşu zagrebdeydik. Topu topu 26 kuruluştu. Ve rahmetli Aliya, Bosna halkının bağımsızlığında ayakta kalışında bu 26 kuruluşa çok millettardı. Biz o 26 kuruluş birbirimizi meydanda tanıdık, sahada tanıdık. Birbirimize referansı ola ola bütün ülkelere girdik.
Keşmir depreme olduğunda sadece Muzafferabad’da 500’ün üzerinde yardım kuruluşu olmuştu. Şimdi ne kadar rakam bilmiyorum. 10 binlerce. Başarı bu. Bunlar içerisinde iyisi var, kötüsü var. Hiç önemli değil. Bu öyle bir alan ki kötüyü ele kendisinden uzaklaştırır. Varınamaz. Onun için ben yerine ulaştım, ulaşmadım. Bu sorudan ziyade duyarlılık arttı mı? Çok iyi arttı.
Yardım kuruluşları böyle mantar biter gibi bitiyor. İyisi devam ediyor. Niyeti kötü olan kalıyor. Ama sonuçta bir bakıyorsun Afrika’da bir su kuyusu oluyor, bir hastane oluyor, bir cami oluyor. Eğitim konusunda gayret ediyorlar. Kur’an-ı Kerim dağıtımları oluyor, bilinç oluşuyor. Ama bazı yardım kuruluşları var da onlar da rahmetli Hasan el-Bennan’ın şu 4 tane hedefini önceliyor. Mesela ben şahsen bu 4 hedefi çok önemsiyorum. Rahmetli 20 küsür yaşların da bunu bulmuş.
Bir diyor İslam düşüncesini hizmet edeceksin. Çünkü dünyanın kurtuluşu gerçekten İslam düşüncesinde. Bunu dost düşman herkes biliyor ama nefislerini uyuyorlar. İki İslam davasını hizmet edeceksin. Yani bugün Müslümanların en büyük problemi İslam düşüncesini öğreniyorlar. Akademik seviyeye geliyorlar fakat bunu eyleme dönüştürmüyorlar, yaşamıyorlar, somutlaştırmıyorlar. Müslüman ailede, Müslüman fertte, Müslüman toplumda, siyasette, kültürde İslam’ın rengini arttıracaksın.
İslam’ın rengi ne? Adalet, eşitlik değil mi? Ondan sonra insanın arasındaki ayrımı kabul etmemek, yani kavmiyetçiliği toplar reddetmek bütün bunlardır. Yoksa kalkıp da İslam davası işte ben İslam’ı çok iyi yaşıyorum, namazı kılıyorum, sen kılmıyorsun, sen kötüsün falan filan değil yani. Yani bir Müslüman İslam’ı öyle yaşayacak ki karşısındaki insan hangi düşünceye sahip olursa olsun adil olacak.
Onu Fatih Sultan Mehmet’in bir Ermeni ile olan değil mi? Hikayesinde görüyoruz. Üçüncüsü çok önemli bir şey. Yardım kuruluşlarının bu noktaya gelmesi lazım. Diyor ki rahmetli Hasan Ebu Hüven’le Müslüman fertlerin ve toplulukların kalkınmasını sağla. Bak bunun içinde eğitim var. Okumamış insan kalkınabilir mi? Bunun içerisinde yeraltı kaynaklarını kullanma becerisi var. Bunun içerisinde devletlerin kendi madenlerini millileştirmesi var. Bunun içerisinde faize karşı mücadele var.
Bunun içerisinde zekatın toplanması var. Bunun içerisinde işte sermayenin, servetin tek elde toplanmaması var. Bunun içerisinde israfın önlenmesi var. Müslüman fertlerin ve toplulukların kalkınması. Bu vesaireyle bir şey söyleyeyim ben burada dinleyenlere. Çok önemsiyorum. İslam dünyasını gezdim ve İslam dünyasının en büyük probleminin tüccarlar olduğunu gördüm. Nasıl yani? Tüccarların bir iyi bir beceriye kurumsallaşmamaya sahip olması. İkincisi de dürüst olmamasını gördüm. Şimdi diğer peygamberlere baktığımızda Allah Rasulü Aleyhisselatü Vesselam’ın dışında işte terzi olan var, maden şey demirci olan var değil mi? Marangoz olan var ama Allah Rasulü Aleyhisselatü Vesselam tüccar olmuş. Neden? Çünkü kıyamete kadar dünyayı tüccarlar etkileyecek. Bugün sermaye sahipler etkilemiyor mu bütün düzenleri? Endonezya’nın falan uzak donun Müslüman oluş hikayesine bakıyorsun ya tüccarlar vesilesiyle. Tüccarlar ama dünyayı şu anda yönetenler de işte bilmem şu kadar aile, şu kadar aile hepsi tüccar aile.
Bu demek ki tüccarlık çok önemli ama asıl sorunumuz ne biliyor musun? Sadık tüccar üretmediğimiz müddetçe köleliğe devam edeceğiz. Kimdir sadık tüccar? Sadık tüccar işte ayetlerde geçen alışverişte hile yapmayan, malını övmeyen, eksik malını tamamlamış gibi göstermeyen, yalan yere yemin etmeyen, başkasının hakkını hukukuna dikkat eden, terazide hile yapmayan ve bir de sözleşmeli çalışan. Müslümanların en büyük problemi söz üzerine çalışıyor. Çünkü Kur’an-ı Kerimlerin en uzun ayeti yazdı olacak. Yani bunlar hep böyle tartışılır. İslam dünyasının en büyük problemi işte tüccarlardır. Onun için Müslüman fertlerin, toplulukların ve Müslüman devletlerin kalkınmasını sağlamak. Bunu yaptığımız yardımlarda politikaları etkileyeceğiz. Yani mesela yardımı götüreceğiz. Bir insanı sadece kanını doyurmayacağız. O insanı kanını doyurduğumuz zaman emperyalist ve siyonistlere şunu diyoruz. Biz doyurduk genesis sömürürüz.
IHA bunun için ne yapıyor şu anda abi? İşte bunun için biz seçilmesek şeyleri açıyoruz. Branşları açıyoruz, üniversiteleri açıyoruz, üniversitede uygulamalanlar oluşturuyoruz. Tohum ıssahı yapıyoruz. İşte ailelerin kendi başlarına ayakta duracakları dükkanlar açıyoruz. İşte hayvanlar dağıtıyoruz. Bir sürü şey yapıyoruz. Çok projelerimiz var. Ama asıl dördüncüsü, rahmetli Hasan Efendi’nin söylediği diyor ki, esir olan Müslüman toplulukları özgürleştirmek. Şimdi bizim bu yönümüz hep siyasi görüldü. Bize de en çok eleştiri bu noktadan geldi. Ama bugün Birleşmiş Milletler de dahil bizim bu tezimizi kabul etti. Yani şimdi mesela nedir? Gazze’ye biz neyi götürdük? Mavi marmarayı götürdük. Biz Gazze’ye bu mavi marmarayı niye götürdük? Yolun, insanı yardım koridorunun açılması için götürdük. Bu Cenevre Sözleşmesi ile de karanti altına alınmış ama dünya sessiz. Bak bütün dünyanın gözü önünde, bütün dünyayı da arkamızı alarak,
biz bütün dini liderlere mektuplar yazdık, siyasi liderlere mektuplar yazdık. Bizim arkamızda durmayan tek bir yer yoktu. Bütün devletler arkamızda durdu. Ama bu siyonistler bizi vurduğunda bir kısmı çark etti. Ama ne oldu? O gün siyonizm kaybetti. Mavi marmara bir devrin kapanması, bir devrin açılmasıdır. Siyonizmin gerçek yüzünün ortaya çıkması, çok güçlü olmadığının ortaya çıkması ve bunlarla mücadele edilebileceğinin algılanması açısından çok önemliydi.
Onun için mesela biz özgürleşmesi için bir topluluğum. Bunu biz sadece İslam dünyası olarak da görmüyoruz. Hangi topluluk olursa olsun, dünyada var olma hakkına sahiptir. Dinde zorlama yoktur. O topluluğun temel hak ve özgürlükleri vardır. O topluluk nasıl yaşamak istiyorsa, sen o topluluğun üzerindeki baskıyı kaldırmak zorundasın. Genel evrensel ahlaki sınırlardır ancak bu çerçeveyi belirleyen. Fakat ne yazık ki şu anda 3. Dünya Savaşı oluyor. Bu 3. Dünya Savaşı’nda ölenlerin hepsi Müslüman. Öldürenlere bakıyorsun, Siyonizm, Haçlılar, İşbirlikçiler, Budistler, şunlar bunlar. Mesela Çin’de bakıyorsun Doğu Türkistan’ı öldürüyor. Burma, Arakan’ı öldürüyor. Hepsi Müslüman. İsrail, Filistin’i öldürüyor. İşte yine bakıyorsun, Keşmir’de Hindular öldürüyor. Yani saysak her tarafı, şu anda hatırlamadığım Afrika’da da var, Malide’de de Fransızlar öldürüyor. Suriye’de, şurada burada. Suriye’de kadın ve çocuğu öldüren kaç tane ülke var biliyor musunuz? Tahmin edin. Ekmeği istemiyorum açıkçası yani. 150 civarında ülke saldırdı, bir şekilde elini soktu, bir şekilde orasında, burasında oldu. Suriye’deki kadın ve çocuklara bomba yağmasında. Şimdi bir bakıyorsunuz İşbirlikçiler, ölen niye Müslüman? Hiç siz Haçlı’yla Haçlı’nın savaşını gördünüz mü? Şu anda Ukrayna, Rusya bak. Allah şeyi verdi onlara. İnşallah halka zarar vermez. Hiç Siyonizm’le Haçlıların birbirini öldürdüğünü gördün mü? Üçüncü dünya savaşı Müslümanların ölümü üzerine kurgulanmıştır. Onun için Müslümanın asla geri durmaması lazım, zaman harcamaması lazım, aklını kullanması lazım, organize bir yapıya girmesi lazım. Peki Müslümanların bugün en fazla ihtiyacı nedir? Bilinci bence. Aydınlar topluluğunu oluşturacak ki o bilinci oluştursun. Bugün İslam dünyasının en büyük problemi yeni bir medeniyet algısını sunabilecek bir aydınlar topluluğuna henüz sahip değil. Ama ben size bir müjde vereyim. Acaip gençler yetişiyor. Öyle Z kuşak falan filan, bunlar hepsi hikaye. İşte şu deist oldu, şu ateist oldu, şu bilinmezliğe gitti falan. Dehşet bir kitle geliyor. Hepimizi böyle Necip Fazıl’ın dediği gibi yıkıp geçecek Allah’ın izniyle. İzleyicilerin size soracağı soruyu ben sorayım. Neredeler bunlar?
Bunlar neredeler biliyor musun? Kökleşmiş İslami yapıların dışındalar. Kökleşmiş İslami yapılar kendilerini çek etmesi lazım. Bugünkü gençliğin dilini niye anlamıyoruz diye. Bunlar küçük gruplar halinde bir araya gelmişler, küçük dernekler kurmuşlar. Üniversitelerde örgütleniyorlar. Mesela biz İHH genç teşkilatı olarak bütün üniversitelerde az çok çalışma yapıyoruz. Orada mesela bazı derneklerin de çok güzel çarşma yaptığını görüyoruz. Sadece biz değil birçok derneğinde yaptığını görüyoruz. Ama hiçbir derneğe bağlı olmayan ama her dernekle diyalog kurarak Ümmetin Birliği için çalışan, akademisyen olmak isteyen, bilimde, sanatta gelişmek isteyen, çok güzel eserler ortaya koyan o kadar çok gençle tanıştım ki bir dönem gençlik liderliği yaptım ki hala daha kopmadım. Yani belki de Türkiye’de ilk günden bugüne kadar gençlerle kopmayan birkaç kişi varsa biriyim. Ama ben bu dönem çok umutlandım.
Yani iki nehir bir arada akıyor. İki nehir bir arada akıyor ama iyilik her zaman temizler. Kudüs temizlemek demektir. Beytülmakdis. Çünkü bu dediğim gençler merkeze Beytülmakdis’i koymuşlar. Kudüs’ü koymuşlar. Filistin’i koymuşlar. Ben dünyanın Kudüs ile, Kudüs anlayışıyla, Kudüs cihadıyla, Kudüs mücadelesiyle temizleneceğine inanıyorum. Ağabey şimdi bakıyoruz siz böyle yardım artık istemiyorsanız bile doğru dürüst.
Yani insanlar öyle inanmışlar ki özellikle İHH bağlamında hani geçen yetkililer, statistikler falan da veriyorlar. Yani dünyanın en fazla gayrisafi milli hasılaya göre bağış yapan, yardım eden milletlerinden biriyiz. Belki bunlardan birincisiyiz. Bu anlamda insanımız bu kadar vefalı ve bu kadar fedakâr veriyorlar. Geçen bir yazı okudum bununla alakalı. Kim yazdı hatırlamıyorum. Ama diyor ki açılan su kuyularına bakıyoruz Afrika’da. O bahsettiğiniz binlerce dernek var. Her biri binlerce su kuyusu açıyor. Şu ana kadar oranın göl olması lazım da diyor. Bu kadar su kuyusuna diyor. Ne oluyor falan diyor. Yani biz oraya yardım götürüyoruz ve siz dediniz ki hani balık yeme değil, balık tutmayı da öğretme adına şu an bazı girişimler var. Bu bitmeyecek mi? Yani ne zaman bu coğrafyalar kendi ayaklar üzerinde durabilecekler? Buna bir şey kestirebiliyor musunuz yıllardır bu işi yapan biri olarak? Yani bir on yıl daha şu kıvamda yardım edilse, şu akışta yardım edilse buralarda artık açlıktan insan ölmez. Buralar artık kendi ayaklar üzerinde durabilir seviyeye gelecek diye biliyor musunuz? Ya da kendi suyuna kendi yeterli su kaynağına kavuşabilecek diye biliyor musunuz? Şimdi bu eğitimle ilgili bir mesele. Yani mesela son yıllarda Somalya’da büyük kuraklık duyuyor musunuz hiç insan ölümü? Duymuyorsunuz değil mi? Nedeni şu biz 93’ten beri Somalya’ya çalışırız. Bir gün oturduk karar verdik dedik ya her kuraklıkta insanlar ölüyor. İşte bütün yardım kuruluşları olarak çıkıyoruz diyoruz ki burada bu kadar insan var ölecek yardım edin. Bu aslında yardım kuruluşlarında bir sermayesi haline geldi. Yani insanların ölümü, insanların işte fakirleşmesi, insanların mağduriyeti. Yani yardım bilincini değiştirmemiz lazım. Bu çok şey bir söz ama söylediğiniz. Çok daldı bir söz. Evet yani çok üzücüydü yani aynı zaman. Bu bilerek veya bilmeyerek yani bu şey değil suçlama mahiyetinde değil.
Yani biz de aynı hataya düşebiliriz. Dedik ki ya gelin biz bu toplumu dönüştürelim. Gittik bir zıraat fakültesi kurduk Somali’de. O kadar çok mezun verdik ki ve gördük ki Somali’de yılda o toprak o kadar verim ki üç kere ürün alıyorsun. Elhamdülillah. Anlatabiliyor musun? Şimdi Afrika’da açlık var falan filan deniliyor ya Afrika topraklar çok fakir topraklar. Bilinçli olarak açlık orada kurgulanıyor. Çünkü?
Çünkü iklim değişikliğinde Afrika’ya ihtiyacı var batı medeniyetinin. Ve Afrika’nın yerlerinden o topraklar alınmalı ve Afrika’lar hep köle olarak kalmalı. Bunun için Afrika’da birçok yerde Tarım Bakanlığı doğru dürüst işlemez veya yoktur. Sağlık Bakanlığı doğru dürüst işlemez. Biz şu anda Afrika’da zıraat fakülteleri kuruyoruz. Ülkelerde Tarım Bakanlığının daha aktif olması için gayret ediyoruz. Diyaloglar kuruyoruz. O zaman nefret ediyorlar sizden Avrupalılar. Çünkü hani burada onların kurguladığı uzun vadeli bir oyunun.
Onu da nefret edemiyorlar. Onu da nefret edemiyorlar. Çünkü kamuoyu desteğimiz Avrupa’da da çok. Onu da anlatacağım. Bizim insanın diplomasi boyutumuz var. Şimdi bir bütün olarak olaya baktığımızda insanı düşünürsen, insana yönelik hedefler, planlar yaparsan kötü niyetlilerin senin üzerindeki oyunlarını bozarsın. Ama yok sadece bir yere odaklanırsan zaten hepsi gelir seni silip süpürür. Şimdi mesela biz tıp fakülteleri açıyoruz. Zıraat fakülteleri açıyoruz. Ya da Suriye’de açtığımız fakültede mezun olan çocuklardan bir tanesi bile dışarıda işsiz kalmadı. Orada 6 tane fakülte açmışız. Üniversitemiz en iyi üniversite. Onun için mutlaka bilime önem vermemiz lazım. Eğitime önem vermemiz lazım. İnsanlarımızı okutmamız lazım. Yetiştirmemiz lazım. Topluma faydalı hale getireceğiz. Bunun için gayret etmemiz lazım. Cümleleri çok klişe cümleler. Ne yapmamız gerektiğini biz de biliyoruz da ne yaptın yani. Bunun için ne yapıyorsun? İstan dünyasın problemin zaten ne yapıyorsun? Yani şöyle bir harekete geçeceksin. Şimdi biraz önce dedin ya IHA yardım istemiyor. Biz kurulduğumuz günden itibaren yardım istemedi. Mesela size çok açık net bir şey söyleyeyim. Geçen bir kurum yeni kuruldu. Abi dedi çok iyi gidiyoruz ama dedi birkaç tane bağışçıya ihtiyacımız var. Zengin bir bağışçıyı bana yönlendirir misin dedi. Vallahi dedim ben doğru dürüst zengin tanımıyorum ki. Bize yardım eden çok da zengin var. Ama ben doğru dürüst tanımam.
Kimse herkes zannediyor ki işte IHA başkanı telefonu alır ya şuraya şu yardım var. Şu kadar para gönder. Öyle bir şey yok bizde. Biz projeyi ortaya koyarız. Yaptığımız çalışmalarla da gösteririz. İnsanlar kendisi veriyor. Bakın şu son krizde IHA’nın sizde bütçesinde azalma oldu mu? Sanmıyorum. O kadar çok arttı ki. Mesela pandemide biliyorsunuz ilk arkadaşlara dedik ya bu Türkiye halkı 30 yıldır dünyanın her tarafına yardım ediyor. Gerçekten yardım ediyor.
Allah da bereket veriyor. Bak bu bereket inanın şu anda Avrupa kuraklıktan yıpranıyor. Türkiye’nin her tarafında bereket var. Buna inanın bir yetimin gözyaşıdır yani. Yaptığımız çalışmalardır yani. Türkiye’nin halkı, kurumları, devleti hepsi yardım ediyor. Bu bir devrimdir aslında. Bu konuda mütevazı olmayacağım. Allah’a şükür olsun IHA olarak bunu. Bizim geçmişimiz Erbakan hocadır. Bizim geçmişimiz ta geçmişe doğru Tevhid çizgisidir. Ama bu yardımlaşma bilincinde çok katkımız oldu. Çok da kurumlar kuruldu. Hepsinden de Allah razı olsun. Bak hiçbir kurumu ötelemek yanlış. Çünkü biraz önce ne dedim? Misyonel kuruluşları bazıları 3 milyona bakıyor. Bazıları 4-5 milyona bakıyor. En fazla bu yetim işini de ilk defa biz başlattık. Allah nasip etti. Bir konuda kıskancız. Yarabbi ne olur hayırlı birçok işin hatta bazen diyoruz ki hepsinin ilkini yapmayı bize nasip et. Çünkü hadis-i şerifte neye vesile olursan o seyahat alırsın. Hayırlı yarışınız buyuruyor. Bir de vesile olduğunuz zaman sevabı alıyorsun. Şimdi mesela bu yetim işiyle ilgili her kurum yapıyor. Bazıları diyor ki abi yap. Ya yapsın sen sevabına bak sevap avcısısın. Sen güzel bir şey yaptın öbür örnek aldın. Bütün kurumlar kim geldiyse yetim sponsorluğu nasıl olur sistemimiz gerçekten gelişmiş bir sistem. Sadece Türkiye’de değil dünyaya açıldı bu sponsorluk takip sistemi. Bütün kurumlara da bedava veriyoruz. Neden? Çünkü bu benim bilgim değil ümmetin bilgisi.
Bir gün bir tane adam bizi aradı dedi ki ya dedi ben dedi abimle dedi ayrıldım dedi. Abim faizli iş yapıyordu dedi. Ben de yatalım dedi. Bana böbrek ihtiyacı oldu dedi. Dedim ki İHA’ya şu kadar bağış yap sana böbreğimi vereyim. Şimdi bu adam bu bağışı bize yapmış. Ben alacağım bu bilgiyi saklayacağım diğer Müslüman kuruluştan. Allah bana sorar. Yani benim bilgim, becerim, imkanım İHA’yı büyütmedi ki. Ümmetin bilgisi, becerisi imkanı büyüttü. O zaman bu bilgi bana ait değil.
Bütün Müslümanlara ait, bütün insanlara ait. Onun için biz bu yetim sponsorluk şeyi herkese verdik. Fakat Türkiye’nin en büyük yetim sponsoru sayısına sahibiz. Ne kadar? Çok komik biliyor musun 136.000. Azmış ben daha fazla takip ettim. Tabii bak bir misyoner kuruluşunun. 3-5 milyon dediğiniz az önce. O da kaç tane. Onun için bu yardım kuruluşları arttığı zaman biz seviniyoruz. Biz 131.000’e bakıyorsak o biri gitsin bizden daha fazla.
Vallahi billahi tallahi bak burada da herkes amin desin. Bizden daha iyi, samimi, gerçekten Allah rızası için menfaat beklemeden çalışan her kuruluş İHA’dan daha büyük olsun. Bunu dua etmek lazım. İHA’ya ne zaman büyük olsun biliyor musun? Gerçekten samimiyetini devam ettiriyorsa büyük olsun. Yani samimiyetini bırakırsa cehenneme giden yola girecek. Onun için samimi amin derken samimiyetimize amin. O cehennem kısmına demedim yani.
Samimiyetiniz daim olsun kısmına. Şimdi düşünelim biliyor musun? Müslüman bir kuruluş. Biz Müslüman bir kuruluşuz. Hatta sana biraz daha neşelenelim. Pakistan devri şey oldu. Deprem oldu. Ben gittim 21 gün sonra böyle dağlara çıktım. Pakistan depremine biliyorsunuz ilk ulaşan kuruluştur. Dünyada duyuran odur. Hatta İHA’dır. Hatta espri yaptılar. İHA artık depremelik ulaşan değil depremi hisseden kuruluştur.
Halbuki keşmire her zaman biz Ramazan için Kumanya’ya götürüyoruz. Erkenden iki kamyonumuz yoldayken keşmire iki Muzafferabad’a bir buçuk saat kala depreme yakalandık. Doğal olarak dünyada ilk biz gitmiş olduk. İlk yardımdağı tam biz olmuş olduk. Bütün Türkiye’yi bilgilendiren işte Kızılay, başbakanı vs. hepsini biz bilgilendirdik. İşte o şeyi anlatacaktım.
İHA olarak oraya gittik hatta o zaman Pakistan Cumhurbaşkanı Tayyip Bey o zaman başbakanı demiş ki ben bile gittiğimde sizin kuruluşunuz vardı ve sayımız çok fazlaydı. Neden sayımız çok fazlaydı biliyor musun? Çünkü biz gittiğimiz yerde İHA’yı kurup 5-10 kişiye sıkıştırmak istemiyoruz. Orada cemaatlerle, gruplarla anlaşıyoruz. İyi olan her grupla çalışıyoruz. Yani binlerce İHA’lı vardı. Çünkü önemli olan insanlık kazansın. İHA bayrağı değil.
Gittim o şeyleri ziyaret ediyorum. Doktorları ama çadırda bir gülme sesleri, bir gülme sesleri. Hayırdır dedim ya gel başkan dediler. Bir tane doktoru gösterdiler. Doktor diyormuş ki arkadaşlar 21 gün sonra ben bu işi çözdüm artık kendi kuruluşumuzu kurarız. Onlar da demiş niye? Adam İHA’yı hristiyan kuruluşu zannediyormuş. Böyle bir organizasyon İslam dünyasından çıkmaz. Ama geliyor bak İslam dünyasından para topluyor.
Bizden para topluyor. Hem bize yardım ediyor hem gönlümüzü alıyor. Sızmış kendine göre. Tamam mı? 21 gün sonra arkadaşlar da demiş olur mu? Kuruluş böyle böyle. O da şok olmuş onun gülüşmelerine ben gittim. İslam dünyasına. Ve hiç unutmuyorum bugün keşmir’in sizi davet ediyorum. Keşmir’in en güzel okulunu açtık. Yetim okulu ve oradan durmadan öğrenci dünyayı gönderiyoruz. Doktorlar çıkıyor, mühendisler çıkıyor, avukatlar.
Bu yeri bize teslim eden senatör bana dedi ki bedava verdi Pakistanlı. Sizden önce dedi biz sadece beyaz insanların bu işi yapabileceğine inanıyordum. Fransızların, İngilizlerin. Siz dünyamızı değiştirdiniz. Elhamdülillah. Bak İHA’nın en önemli görevi özgüven vermesidir İslam dünyasına. Elhamdülillah. Nasıl değişecek diyorsun ya. Böyle değişecek. Özgüvenle değişecek. Ve ben size söyleyeyim çok fazla uzun sürmeyecek. Yakında şimdi Afrika’da sadece biz değil birçok kurum.
Bunun için öğrenci getiriyor. Bunun için biz misafir öğrenci derneği kurdurduk. Udef oldu vesaire. Binlerce öğrenci. Bunlar şu anda eğitim seferberliği had safhada. Evet. Afrika’da olsun, Orta Asya’da olsun. Bunların hepsi gelecekte İslam dünyasının inşası olacaklar. Medeniyetini kuracaklar. Ve bütün Avrupa’ya, bütün donmuş medeniyetlere örnek olacaklar. Ben çok umutluyum. Sivri toplum kılıçlar birbirini tanıyor. Aydınlar birbirini tanıyor. Devlet yetkilileri birbirini tanıyor. Gidiyorsun bir ülkeye.
Geçen bir tane ülkeye gittim. İsm önemli değil. Kaç tane öğrenci mezun getirdiler. Biri diyor ki ben diyor Aksaray’da diyor. Elimde çanta bir bankta oturuyordum diyor. Biri geldi ne yapıyorsun? Ben diyor öğrenci olduğumu söyledim diyor. Aksaray İHA beni aldı diyor. Dört sene boyunca okuttu. O kadar çok güzel örnekler şey yapıyor ki biri diyor ki. Abi diyor ben diyor. Mavi marmara yürüyüşünde gelip sana selam vermiştim. Seninle konuşmuştum Filistin bilinci oluştu.
Gittiğim ülkelerde bir bakıyorsun biri devlet başkanının sekreteri olmuş. Biri bakan olmuş. Biri milletvekili olmuş. Ve bunlar artık birbirini tanıyor. Elhamdülillah. Bu çok önemli biliyor musun? Ben senin sorulara fırsat vermedim ama. Hiç önemli değil. Ben cevaplarımı alıyorum yani. Siz o netvörkü önemsiyorsunuz. Şu an onlar arasında da bir iltibat var. Bu çok kıymetli yani. Çok kıymetli. Bu birliğin adı mıdır? Somut adı mıdır? Elhamdülillah. Yani birliğin somut adı mıdır?
Rahmetli Halizet Begovç’ın bir arkadaşı var Fatah Senegin. Ölmeden git mutlaka ziyaret et. Ya İstanbul’dadır ya Sudan’dadır. O anlattı. Diyor ki biz diyor o zaman Yugoslavia sosyalist ülkelerden şey giderdi. Öğrenci giderdi. İşte Suriye’den giderdi. Sudan’dan giderdi. Hatta ben bir hırvatların eline düştüm. Nerede? Savaş sırasında mı? Savaş sırasında. Hastanede Suriye’den gidip okumuş, doktorluk yapmış bir Suriyeli benim tedavimi yaptı. Ve ben oradan özgürce kurtuldum. Yoksa çok büyük cezalar vardı. Yani İslam dünyasında Müslümanlarda şu kadar kırıntı olsa hani bazıları diyor ya ya bu suyunistler diyor çok başarılı. Çünkü suyunist bir adam. Saatçidir. Lazım olduğunda hemen kendi ideali uğruna yardım eder. Vallahi İslam dünyası ondan daha iyi. Biz Bosna’ya gidiyorduk. Bizim şeyimiz vardı. Yolda kalan bütün herkesin gittiği Arnavut pastacılar vardı. Giderdi. Selamünaleyküm. Ben Bosna’ya gidiyorum. Paran bitti. Çıkar parayı verirdi. Yani İslam dünyası bu konuda imanı en düşük seviyede olanı bile titrerdi. Tabii ki. Tabii ki. Onun için kendimize bir güvenelim ya. Biz nereye gidersek gidelim. Birbirimize sahip çıkacak insanlar mutlaka buluyoruz. Ben bir şey anlatıyordum. Yarı kaldı. Sizin Hristiyan olmadığınıza kanaat getirmişti. En son doktor. Onu geçtik oradan. Rahmetli Ali İzzet Begovç’in arkadaşı anlatıyordu. Fatiha.
Fatiha Senin. Biz diyor, Miladi Müslümanı, Genç Müslümanların Teşkilatı’nı kurmuş. Ali İzzet Begovç. Hepimiz gitmişiz diyor. Hepimiz sosyalistiz diyor. Bizimle ilgilendi. Bizi bize dinimizi öğretti. Biz gençler, Afrikalı gençler, diğer sosyalist ülkelerden gelen Ali’nin etrafında toplandık diyor. Çok bedeller ödedi tabi Ali’ye. Orada diyor biz dinimizi öğrendik, yaşadık, ülkelerimize döndük. Bir gün diyor Ali’ye aradı. Dedi ki Fatih. Ülkeme saldırıyorlar. Halkımı öldürüyorlar. Çok yalnızım. Arkadaşlarla organize olun yardım edin. Bak bir öğrenci hareketi birbirini tanımış. Fatih bütün listeyi çıkartıyor. Allah bereket versin. Bakıyor biri Afrika’da bir ülkede kara kuvvetleri komutanı, biri hava kuvvetleri komutanı, biri devlet başkanı, biri Endonezya’da bilmem ne. Biri bilmem ne, biri bilmem ne. Ta Endonezya’ya giden biri olmuş o dönem. Tüccarlar. Hepsi birleşiyor. Her türlü ihtiyacı gönderiyorlar. Ne lazımsa?
Bir öğrenci hareketi. İşte bu öğrenci hareketlilikleri var ya. Biz şimdi mesela Bosna’ya dünyanın her tarafından öğrenci gönderiyoruz. Niye biliyor musun? Bosna’nın geleceğini garantiye almak için. Boşakların çoğu bunun farkında değil. Biz Gençleri gönderiyoruz Afrika’dan, Keşmir’den, Orta Asya’dan. Çünkü orada okuyacakları zaman yarın tekrar Avrupa’da böyle bir şey olduğunda herkesi devreye şey yapalım. Yani Abdülhamid Han ne yaptı? Türkiye’nin en belalı ailelerini veya Orta Doğu’nun en belalı ailenin Filistin’i yerleştirdi. Niye? Bunlar dedi yarın öbür gün fıtratları böyle mücadeleyi de yapar. Şimdi geleceği hep yani bu günü değil geleceği kurgulamak lazım. Onun için bu öğrenci hareketliliği, SETK buluşması, toplantılar, birlikte hareketlilik bunlar hastane olarak yansıyor. İşte yetimleri koruma olarak yansıyor.
İşte bilgi birikim, iletişim bunlar geleceği kurguluyor. Çok yakın bir zamanda göreceksin Afrika bize yardım eder hale gelecek. Geldi mi? Geldi. Biz yardıma muhtaç olmayalım da onlara güçlü olsunlar inşallah. Biz inşallah böyle devam edersek olmayız Allah’ın izniyle. Yalnız adalete dikkat edeceğiz. Çünkü ayetlere baktığımızda adaletin olmadığı yerde Allah-u Teala açlıkla imtihan ediyor. Bak bu çok önemli. İşin başı adaleti ve korkuyla imtihan ediyor. Yani onun için ne olursa olsun adaletle ilgili söylemlerimizi geliştireceğiz. Bülent ağabey teşekkür ederim. Allah razı olsun. Aslında insan hikayesi dinlemeyi falan çok istiyorduk sizden ama süre doldu. Onu da artık dinlemek isteyenler ihahanı YouTube kanalından dinleyebilirler. Allah’a ebeden razı olsun Bülent ağabey. Rabbim sayeniz meşgul eylesin. Rabbim böyle akledemediğiniz, toplantılarda planlayamadığınız ve öngöremediğiniz hayırları sizlere nasip etsin inşallah. Amin.
Peki kıymetli dostlar ihaha ailesini, bu güzel camia’yı daha yakından tanımak istiyorsanız hemen alttaki adreslerden daha detaylı bilgiler edinebilirsiniz. YouTube kanallarından takip edin. O insan hikayelerine sizler de tanıklık edebilirsiniz. Bizi izlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun.
Hoşçakalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir