El-Mü’min ve El-Müheymin İsimlerinin Manaları – Esma’dan İnsana 5.Bölüm

El-Mü’min ve El-Müheymin İsimlerinin Manaları – Esma’dan İnsana 5.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BvTjJXFXO9Y. Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler. Esma’dan İnsan’a programına bir kez daha hoş geldiniz. İnsanoğlu, Hz. Peygamberin ifadesiyle yolcusu veya garibi olduğu dünyanın her anın ve anın içindeki her halin geçici olduğunu unutur kimi zaman. Bu noktada korku, kaygı…

El-Mü’min ve El-Müheymin İsimlerinin Manaları – Esma’dan İnsana 5.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BvTjJXFXO9Y.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esma’dan İnsan’a programına bir kez daha hoş geldiniz. İnsanoğlu, Hz. Peygamberin ifadesiyle yolcusu veya garibi olduğu dünyanın her anın ve anın içindeki her halin geçici olduğunu unutur kimi zaman. Bu noktada korku, kaygı ve endişe sarmalına sonu gelmeyecek gibi görünen bir döngüye mahkum eder kendini insan.
El Mü’min ve el müheymin olan Rabbini hakkıyla bilip tanıdığında, dünya algısına ve ebedilik tasavvuruna istikamet kavuşturduğunda ise bu döngüden kurtulur insan. Biz de bugün Rabbimizin kulunu muhafaza ve murakabe ettiğini de ifade eden el Mü’min ve el Müheymin isimlerini Hurriye Hocamızla tefekkür edeceğiz inşallah. Kıymetli Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Canan Hanım, teşekkür ediyorum. Nasılsınız Hocam? Şükürler olsun, elhamdülillah. Siz nasılsınız? Hamdolsun Hocam bizler de iyiyiz, teşekkür ederiz. Rabbim iyilik sağlık versin. Hocam konumuza isimlerimizin manasından başlasak El Mü’min ve el Müheymin isimlerinin anlamları hakkında neler söylemek istersiniz? İnsanoğlunun en temel ihtiyaçlarından birisi emniyet ve güven içerisinde olmak. Her türlü maddi ve manevi tehlikeden korunmuş bir şekilde kendisini güvende hissetmek.
Cenab-ı Hak bizi en iyi tanıyan, en iyi bilen olduğu için bize güven verenin kendisi olduğunu bizlere Kur’an-ı Kerim’de ifade buyuruyor. Ve el Mü’min olduğunu yani güven veren emniyet ve huzur veren olduğunu söylüyor. Diğer taraftan el Müheymin ismi de Cenab-ı Hakk’ın Kur’an-ı Kerim’de ayetlerde geçiyor ve o isimde de aynı şekilde bir emniyet, bir güven durumu var.
Aynı zamanda da bir koruma, kollama, gözetleme, tehlikelerden muhafaza buyurma anlamı da var. Dolayısıyla biz el Mü’min ve el Müheymin isimlerini Esma-i Hüsna içerisinde zikrettiğimiz zaman Allah-u Teala’nın insanı ve insanın çevresindeki bütün varlıkları, kainatı koruyarak onlara güven bahşeden,
onlara emniyet ihsan eden, eman ve iman sahibi insanları görüp gözeten yüce yaratıcı olduğunu anlıyoruz. Hocam, kelimelerimizin, esmamızın anlamını açıklarken dediğiniz gibi Rabbimizin koruması, emniyet sağlaması ve güven vermesi. Bu üç anlamın Peygamberimizin hayatında da pek çok kritik dönemeçte, sıkıntılı olaylarda tecelli ettiğini görüyoruz.
Bugünkü ismimiz olan el Mü’min ve el Müheymin isimlerinin, Hz. Peygamberin hayatını tecelli ettiği hangi örnek veya örnekleri paylaşmak istersiniz bizimle? Canan Hanım, aslında Peygamber Efendimizin güvenilir bir insan olmasıyla, Muhammed-ül Emin denilen, yani güvenilir Muhammed denilen bir insan olmasıyla, Allah-u Teala’nın el Mü’min olması,
yani güven veren ve Rasulünü koruyan, Rasulüne de güven aşılayan Yüce Rabbimizin isminin olması birbiriyle çok uyum içerisinde bir durum. Ve Allah-u Teala Peygamber Efendimiz’in risaleti boyunca, ilk Peygamber olduğu günden itibaren bir emniyet duygusu aşılıyor. Kendisine bir garanti veriyor, diyor ki korkma, endişe etme çünkü ben seninleyim.
Bu güven duygusu aslında Peygamber Efendimizin daha o ilk inen ayetlerde bile bir huzura kavuşturuldu. Bu karşısındaki büyük görev ve bu görevi icra ederken karşılaşabileceği pek çok sıkıntı, meşakkat, isyan, korku, savaş, kıtlık,
ambargo gibi tehlikelere karşı muhtaç olduğu o emniyet duygusunun Cenab-ı Hak’tan geldiğine dair ilk ayetlerden itibaren vurgular var. Hepimizin çok sık okuduğu, Estaizübillah. Allah seni yetimken bulup da barındırmadı mı, seni şaşırmış bir şekilde bulup da hidayete erdirmedi mi? Yani ben nasıl seni küçücükken, daha ufakken, anneni babanı kaybetmişken güvenli ellere teslim etmiş ve seni korumuşsam, şimdi peygamberliğin süresince de yanındayım, arkandayım, bana güven buyuran Cenab-ı Hakk’ın Peygamberimize mesajları çok güçlü. Peygamber Efendimizin aslında içinde bulunduğu şartlarda onun insanlara ulaştırdığı vahyin, Allah’ın ayetleri nazil oldukça insanlara ulaştırdığı İslami ilkelerin,
Peygamberimizin güvenilir olmasıyla da çok alakası var. Çünkü sözüne güvenilen, hiçbir şekilde yalan söylemeyen, ihanet etmeyen, hileyle pusuyla, yalanla dolanla işi olmayan, emaneti daima en güzel şekilde koruyup güvenilir olduğu bütün toplumda bilinen bir insanın,
naklettiklerinin anlattıklarının da inandırıcılığı bakımdan bu çok önemli ve burada hem Allah-u Teala ile Peygamberimiz arasında çok güçlü bir güven bağı oluştuğunu, hem de Ashab-ı Kiram ile Peygamberimiz arasında Peygamberimize duydukları güvenden dolayı çok güçlü bir emniyet duygusunun, güvenilirlik duygusunun, sadakat duygusunun oluştuğunu söyleyebiliriz. Tabi Peygamber Efendimizin hayatında hicret gibi bir olay var mesela. Çok büyük bir korku. Her şeyini arkasında bırakarak memleketini, şehrini, evini, yuvasını, sevdiklerini, Kâbesini arkasında bırakarak Medine’ye hicret ederken Peygamberimizin arkasına düşen müşriklerden, o mağarada korunuşunu hepiniz biliyorsunuz. Yine orada da Peygamberimiz Hz. Ebubekir’e diyor ki korkma Allah bizimle.
O işte el-Mü’min ve el-Müheymin isimlerine duyulan inancın bir belirtisi. Daha sonra Peygamber Efendimizin müşriklerle çeşitli mücadeleri var, savaşlar var. Ve o savaşlar esnasında Allah Teala’nın el-Mü’min ismiyle hem Peygamberimize hem de Müslüman Ashab-ı Kiram’a orduya bir güven, bir itminan, bir sükûnet, bir huzur bahşetmesi var. Bütün bunlar bir araya alındığında aslında Peygamberimizin hayatında çok geniş tabanlı bir şekilde güven duygusunun yayıldığını ve Peygamberimizin müminlerden de hem Allah’a güvenmeleri hem de güvenilir insanlar olmaları yönünde bir beklentisi olduğunu söyleyebiliriz. Hocam Peygamberimizden bahsederken Ashab’ı da sanki vurguladınız. Onun hayatına şahit olan ve onun huzurunda yetişen eğitilen bir nesilden bahsediyoruz. Peki hocam el-Mü’min ve müheymin isimlerini belki de yaptıkları seçimlerle ve yaptıklarıyla bize en güzel temsil eden nesilinde Ashab olduğunu düşünürsek Ashab’la ilgili bu konuda ne örnek vermek istersiniz?
Aslında Ashab-ı Kiram’ın erdem olarak kabul ettiği, fazilet olarak kabul ettiği hususlardan birisi İslamiyet’ten önceki süreçte de Araplar arasında yaygın olan güvenilir olma duygusu. Cömertlik, cesaret ve güvenilir olma özellikleri, nitelikleri, erdemleri aslında Araplar arasında son derece önemli ve öyle bir nokta ki düşmanları bile onlara güveniyor.
Yani Peygamber Efendimiz 10 sene Mekke’de çok zor şartlarda İslam’ı anlattığında Medine-i Hicretten önce hala yanında birtakım emanetler bulunduğunu ve o emanetlerin de Mekkeli müşriklere ait olduğunu biz biliyoruz. Düşmanlık yaptıkları halde Peygambere ve Ashabına güvenen ve emaneti onun yanına bırakacak kadar da onların güvenilirliğini tasdik eden, onaylayan bir toplumdan bahsediyoruz.
Tabii ki bu Medine’ye geçtiğinde Peygamber Efendimiz çok daha geniş bir kitleye yayılıyor ve burada eşlerin birbirine güveni, anne babanın çocuğuna çocuğun anne babaya güveni, komşuların birbirine güveni.
İyi günde de kötü günde de, mescitte de, tarlada, bağda, bahçede de, ticarette de, savaşta da bir şekilde her türlü hayatın akışı içerisindeki sorumluluk alanlarında güvenilir olmayı biz Ashab-ı Kiram’da muhteşem örneklerle görüyoruz.
Burada dediğim gibi aslında ta Risalet öncesinden gelen bir Muhammedül Emin güvenilir Muhammed, o diyorsa doğrudur, o yapıyorsa mutlaka bir anlamı vardır, o emretmişse itaatsizlik edilmez, o yasaklamışsa mutlaka uzak durulur.
İnanılmaz bir güvenle bağlanan Ashab-ı Kiram’ın bu güvenin verdiği güçle aslında toplumu da bir güven toplumuna dönüştürdüklerini görüyoruz.
Bilesiyle suçun, hatanın, kötülüğün el birliğiyle engellendiği ve insanların birbirine asla ihanet, hıyanet etmediği bir toplumda Cenab-ı Hakk’ın o el mümin ismi şerifinin, el müheymin ismi şerifinin de çok güçlü bir şekilde tecelli ettiğini söyleyebiliriz.
Hocam bu kadar nezih bir toplumun oluşmasında muhakkak ki Resulullah’ın tebliği ve gücünü belki biraz da aldığı Kur’an-ı Kerim’in o ilahi hitabında etkisi vardır. Kur’an-ı Kerim’e de gelmişken söz, Rabbimiz kendi isimlerinden bir kısmını ilahi hitabı için de isim olarak kullanmış, bunlardan biri de el müheymin ismi hocam. Ne ifade eder Kur’an-ı Kerim açısından? Allah-u Teala’nın ismiyken el müheymin, sonra bir bakıyoruz Maide suresinde Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’in adlarından biri olarak da müheymin kelimesini kullanıyor. Orada işte koruyucu, gözetici, destekleyici olması Allah-u Teala’nın ve doğruluğu ispatlayıcı bir güç olması Kur’an-ı Kerim’in bir arada düşünülebilir.
Aslında Maide suresindeki ayet-i Kerim’e de şöyle buyruluyor, senden önce inen kitapları tasdik eden ve onları denetleyen, onları koruyan bir Kur’an’ı hak ile sana gönderdik. Artık onların arasında bu Kur’an ile hükmet diyor.
Burada Allah-u Teala kendisinden önce Kur’an-ı Kerim’in başka kutsal kitaplar göndermiş olduğunu özellikle beyan buyuruyor ama onlarla Kur’an arasındaki bir farka dikkat çekerek Kur’an’ın müheymin olduğunu söylüyor. Nedir bu fark?
Önceki kitaplar Tevrat gibi, İncil gibi insan eli değerek bozulmuş, tahrif edilmiş, birtakım ayetleri Allah-u Teala’dan indiği şekliyle korunmamış, değiştirilmiş ve aralarına yeni ayetler eklenmiş. Dolayısıyla orijinelliğini kaybetmiş kitaplar. Peki bunların hangi ifadeleri, hangi hükümleri, hangi anlatıları doğrudur, hangileri yanlıştır, nasıl anlayacağız?
İşte orada diyor ki sana şimdi Kur’an’ı indirdik. Kur’an-ı Kerim müheymindir. Yani daha önceki kitapları denetleyen, daha önceki kitapları gören, gözeten, koruyan ve hakkı, hakikati, doğruyu, gerçek bilgiyi muhafaza eden kitaptır.
Kur’an’la onları karşılaştıracaksın ve onlar içerisinde Kur’an-ı Kerim tarafından desteklenmeyen, Kur’an-ı Kerim tarafından onaylanmayan hiçbir bilgiye güvenemeyeceksin. Bu durum aslında Kur’an-ı Kerim’in bir ölçü olduğunu, bizler için bir hayat ölçüsü, bir hakikat ölçüsü olduğunu ve her şeyi onunla kıyaslayarak
eğer Kur’an-ı Kerim’in dilinde izin verilmişse, Kur’an-ı Kerim’in dilinde yasaklanmışsa ya da Kur’an-ı Kerim’in dilinde anlatılmışsa kutsal kitaplarda geçen diğer bilgilerin de orijinalini korumuş olduğuna anlamımızı sağlıyor. Dolayısıyla burada hem Peygamberimizin o güvenilir oluşu, hem Cenab-ı Hakk’ın güven veren ismi hem de kendisine sonuna kadar güvenilen bir kutsal kitaptan,
Kur’an-ı Kerim’den bahsediyoruz. Biz ona güveniyoruz. Biz eminiz ki müheymin olan Kur’an’da Allah Teala’nın buyurmadığı hiçbir şey yok. Bu Kur’an kıyamete kadar Cenab-ı Hak tarafından korunacak ve kendisinden önce bozulmuş, Allah adına uydurulmuş ne kadar dini bilgi varsa onları düzeltecek, hakikati muhafaza ederek gelecek kuşaklara da kıyamete kadar taşıyacak. Kur’an-ı Kerim’in bu bize güven veren yönü de onun müheymin adıyla anılmış Kur’an’da. Hocam, Kur’an-ı Kerim’in biraz Furkan ismini de sanki atıf yaptınız bu şekilde. Evet.
Bu ilahi hitaba rağmen, Resulullah’ın sünnetine rağmen, ashabın bu güzel temsiline rağmen bazen günümüzde birazcık belki bilinçle ilgili yaşadığımız aksaklıklardan dolayı, hastalık gibi, beğenilmeme korkusu gibi, şöhret kaybı gibi nedenlerle kaygıbozukluğuna varacak kadar psikolojik sıkıntılara maruz kaldığımız da oluyor. Özellikle bu durumdaki insanlara hitafen, el mü’min ve el müheymin isimleri hangi mesajları verir?
İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığı anda daha ufacık bir bebekken bile en çok güvene ihtiyaç duyar dedik. Kendisini sarıp sarmalayacak bir kucağa, kendisini teselli, teskin edecek ve ihtiyaçlarını giderecek bir güce ihtiyaç duyar, bir koruyucuya ihtiyaç duyar. Bebeklikten sonra, çocukluk yaşında, çocukluktan sonra yetişkinlik yaşında bu güven ihtiyacı hiç sona ermez.
Bir süre sonra artık akıl kemale ermiş olan, kendisi büyümüş, yetişkin bir insan olarak hayatı okumaya başlamış olan birey, aşkın bir güce, kendini aşan, kendisinden çok daha yüce olan bir güce, inanmayı ve onun tarafından güven ve emniyet duygusuyla korunup muhafaza edilmeyi ister. Burada aslında her birimizin güne başladığımız andan gözlerimizi akşam yumduğumuz ana varana kadar, günü kıyat içerisinde güvenene kadar ihtiyaç duyduğumuzu hatırlamamız lazım. Biz bir şekilde okuldaysak etrafımızdakilerin bize bir zarar vermeyeceğinden, hakkımızda dedikodudan, iftiradan, her türlü kötülükten bizi koruyan bir gücün bizi muhafaza edeceğinden emin olmak isteriz.
Ya da herhangi bir kazadan, beladan bir yolculuğa çıkacaksak bize güven veren bir yaratıcının bizi muhafaza etmesini isteriz. Ya da eşler arası ilişkide, anne baba çocuk ilişkisinde birbirimize güvenmek isteriz. Zaten yuva dediğimiz o muhteşem yer, muhteşem mekan, muhteşem liman bizim için bir güven limanıdır.
Aile dediğimiz şeyin en temelinde birbirine güvenmek ve aile ahlakının da en temelinde güveni zedeleyecek şeyleri yapmamak vardır. Yani yalandan kaçınmak vardır, her türlü oyundan, sahtekarlıktan, sadakatsizlikten uzak durarak birbirimizin güvenini yıkmamak vardır.
Dolayısıyla insanoğlunun her hayat aşamasında ve hayatının da her alanında güvene olan ihtiyacı hiç bitmez. Bugün öyle bir noktadayız ki insanlar güvenlik ihtiyaçlarını işte kapılarla, kilitlerle, kamera sistemleriyle, güvenlik görevlileriyle korumak için çok yoğun gayret sarf ediyorlar. Yani bir şekilde diyorlar ki biz teknolojinin sağladığı güvenle kendimizi iyi hissedebiliriz. Oysa ne kadar teknolojiden destek alırsanız alın. Eğer insanların içinde vicdanı, insanların ahlakında emanı, emniyeti yerleştirememişseniz,
insanların birbirine güven duygusu içerisinde yaklaşmasını sağlayamamışsanız, toplumun kendini iyi hissetmesi mümkün değil. Bu açıdan baktığımızda bizim için aslında en güvenlikli koridor ahlaklı, edepli, namuslu, mümin insanlardan oluşan bir çevre.
Bu insanın bugün hem dar alanda, küçük dünyasında, yakın çevresinde hissettiği bir ihtiyaç hem de geniş perspektiften baktığımızda bütün dünyanın güvenliği açısından hissettiği bir ihtiyaç. Çünkü savaşlar gibi, saldırılar gibi, terör gibi, İslamofobi gibi söz gelimi, Avrupa’da yaşayan Müslümanların o hissettiği korku gibi,
güvensizlik oluşturan her durum aslında bütün dünya halkılarının sorunu ve birbirlerine yaşadıkları ortamda güvensizlik hisseden bu insanlar tedirgin, huzursuz, dediğiniz gibi psikolojik anlamda da, sosyolojik anlamda da kaygılı ve birbirlerine karşı devamlı tetikte birbirinin kurdu olmuş hale geliyor.
Oysa insanlar birbirinin kurdu değil, birbirinin dostu olmalı, birbirine güvenmeli, huzurla birbirine arkasına dönebilmeli. Arkamı döndüğüm zaman asla beni sırtımdan bıçaklamaz. O dediğse doğrudur, dostum söylediyse hakikattir diyebilmeli. Bu güven duygusunun aslında temelinde çok daha imanı güçlü kılmak var.
Yani ne kadar küçüklük yaştan itibaren çocuklarımızda, okul öncesi dönemde bilhassa güvenilir bir insan olmayı, önce Allah’a güvenmeyi, Cenab-ı Hakk’ın bize her türlü kötülükten muhafaza eden, bizi rızıklandıran, bize sevgi veren, bize rahmetiyle muamele de bulunan sonsuz derecede güvenilecek yaratıcı olduğunu evladımıza öğretmeli, çocuklarımızı aşılamalı, ondan sonra da kendilerinin de güvenilir insanlar olması. Yani hem güven duymayı, hem de güven vermeyi çocuklara öğretmek gerekiyor. Allah’ın el-Mü’min ismini, el-Muhaymin ismini derinden hissedemedikçe bir insan asla huzura kavuşamaz. Hep kaygılı olur, hep şüpheli olur, hep şüpheci olur. Devamlı acaba kim, bana nereden, ne gibi bir kötülükle gelecek. Oysa Allah’ın bizim etrafımıza ördüğü çok inanılmaz bir zırh vardır, güven zırhı. Allah’a Teala’ya biz, Ya Rabbi sana sığınıyorum, Ya Rabbi sen muhafaza buyur. Aman Allah korusun diyerek dua ettiğimiz zaman, ona güveniriz. Yani biliriz ki bu eşsiz kudret, bu muhteşem güç, ona duyduğumuz sevgi ve bağlılıktan dolayı asla yarı yolda bizi bırakmayacak. Bu güven insanın kendisini güçlü hissetmesini, insanın hayattaki problemlerle başa çıkmadan kendisini daha güvende hissetmesini ve Allah var, dert yok.
Allah, Allah bes, baki heves deriz ya Allah yeter. Onun dışındaki bütün endişeler, bütün kaygılar, bütün korkular ancak onun desteğiyle aşılabilir ve ben ona güveniyorum. Diyebilmek çok önemli.
Bunu çok küçük yaştan itibaren çocuklarımıza göstererek de hayatımızdaki davranışlarımız, tavırlarımız, duruşlarımız, söylemlerimiz, planlarımız, tepkilerimiz, duygusal çıkışlarımızla, çocuklarımıza bunu göstererek de örnek olmamız gerekiyor. Yani annem Allah’a güvenir. O zaman ben de Allah’a güvenmeliyim.
Çünkü Allah’a ta’ala güven veren, Allah’a ta’ala emniyet veren, huzur verendir. Çocuktaki bu duygu çok küçük itibaren yetişkinliğe doğru güçlenerek geliştiğinde, köklenerek o yüreğe yerleştiğinde, o zaman işte kendisi de o güven duygusunu diğer insanlara tattırmak isteyen, diğer insanlara güven vererek mutlu olan bir birey haline geliyor. Ama kime güveneceğini bilemeyen her an bir tehlike, her an bir sıkıntı ve hatta kendisini çok aşan problemlerle yüz yüze olan çocuklarda bir türlü güven oluşamadığı gibi güven verme bilinci de oluşamıyor.
Rüzgarimiz Savaş’ın çocukları, ne zaman üstüne nereden bir felaket yağacak bilemeyen, bir türlü güveni yaşayamayan bu çocuklar için çok temelde insanlar eliyle oluşturulan bu güvensizliğin ancak Allah’a ta’ala’ya güven ve Allah’ın beklediği güvenilir mümin olmakla aşılabileceği öğretilmeli. Bu açıdan baktığımızda evet bugünün insanında tırnak içinde güvenlik sorunları, güvenlik problemleri ya da güvenlik endişesi ne kadar üst düzeyde ise el mümin olan, güven veren Allah’a inanmak ve ona bağlanmak da o kadar zayıftır anlamına geliyor.
Biz elbette kapımızı kilitleyeceğiz yani tehlikelere karşı kendimizi koruyacağız, evlatlarımızı muhafaza edeceğiz, elbette çitlerle, elbette demir kapılarla, elbette şifrelerle, mahrem bilgilerimizi muhafaza edeceğiz.
Ama yine de en temelde biz ne kadar gayret edersek edelim son tahlilde bizi koruyacak olanın Allah olduğuna güveneceğiz. Yani en temelde Allah’a güvenerek kendimizi daha huzurlu ve daha kaygılardan uzak, daha yüreği sakin, aklı selim insanlar olarak inşallah bu dünyada yaşayacağız.
Bu nokta çok önemli. Rabbimize güvenmiyorsak etrafımızdaki sınırlı, aciz, zavallı insanlara güvenmemizin hiçbir anlamı yok. Hocam bir güven toplumu oluşturmaktan, bu toplumun oluşmasında da tek tek üzerimize düşen görevlerden bahsettiniz.
Bu haberimiz de bu toplumun sanki temel dayanağı olan bir vurgu da bulunuyor çok güzel bir hadisi şerifliğiyle. Diyor ki ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim. Bu hadisin vurgusuna mazhar olmak için el-Mü’min ve el-Muhaymin isimlerinin ahlakımızdaki tecellisi ne olmalıdır?
Burada yine sadakat ve yine güzel ahlak özelliği olarak güvenilirlik karşımıza çıkıyor. Nasıl Peygamber Efendimiz zamanında önemli idiyse güvenilir bir insan olmak, emin bir insan olmak, imanı gereği, Allah’a duyduğu güven gereği insanlara güven veren bir insan olmak bugün de çok önemli, yarın da çok önemli olacak.
Çünkü insanoğlunun tabiatında bir güven ihtiyacı daima var. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz buyuruyor ki Mü’min elinden ve dilinden diğer insanların emniyette olduğu, zarar görmediği kişidir. Herkes bilmeli ki ona güveniyorum eliyle ve diliyle hiçbir zaman bile isteye bana zarar vermez.
Bu durum Mü’min’in eğer Peygamberimiz tarafından belirgin vasfı olarak tanımlanmışsa bizim en yakınlarımızdan başlamak üzere, annem yalan söylemez. Ben kardeşime güveniyorum, göz göre göre bana ihanet etmez. Ben eşime güveniyorum, daima sadakatle yuvasına bağlı, ben öğretmenime güveniyorum. Hiçbir zaman hakkımı yemez, bana tam da gereken notu verir. Ben doktoruma güveniyorum, gerçekten gerekli özeni bana gösterir ve gerektiği şekilde beni tedavi eder. Toplumun her bireyi birbireyle iletişimde. Ben tüccara güveniyorum, satıcıya güveniyorum çerçeve pazara çıktığım zaman beni aldatmaz.
Bizi aldatan bizden değildir diyorsa Peygamberimiz tam da işte güven duygusunun altını çizerek diyor ki alıcı, müşteri sana güven duymalı. Eğer aldatıyorsan, eğer güveni zedeleyecek bir sahtekarlıkta bulunuyorsan bizim ahlakımızın, bizim Müslümanca duruşumuzun dışındasın.
Bizden değilsin diyor. Dolayısıyla bu güven toplumu oluşturma hususunda ahlaka, güzel ahlakam, güvenilirlik temelini yerleştirmek çok önemli.
Ve Peygamber Efendimizin bu konuda Müslümanlara örnek olarak hiçbir şekilde taviz vermeksizin, sıdk ve eman denilen o dost doğru, dürüst ve güvenilir insan karakterini sergilemiş olması bugün bize örnek olmalı.
Ufak menfaatler için küçük kaygılarla, geleceğimizi korumak ya da geleceğimizi kurmak adına sahtekarlıklarla yürümek bize mutlaka ama mutlaka kaybettirir. Ama dürüstlük her zaman kazandırır, güvenilir bir insan olmak daima bizim için kazançtır.
Cenab-ı Hakk’a ne kadar güveniyorsak, el mümin olan, el müheymin olan Rabbimize bizi koruduğunu, bizi gözettiğini, bize eman bahşettiğini ve O’nun asla adaletsizlik yapmayacağını, bu dünyada da, öbür dünyada da bizi kötülükten koruyacağını ne kadar düşünüyor ve inanıyorsak o kadar güvenli ve huzurlu yaşarız. Hocam bu kıymetli sohbet için, verdiğiniz bu değerli bilgiler için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum. Kıymetli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin el mümin ve el müheymin isimlerini tefekkür ettik, dinledik hocamızdan.
Rabbimizin şah damarımızdan bize daha yakın olduğunu bilenlerden olmak, mutmain bir kalple dünya seferini tamamlayıp Allah’ın has kullarıyla birlikte cennete girenlerden olmak niyazıyla bir sonraki programımızda görüşmek üzere esen kalın. Senin her vaadin haktır, güvendiğimiz sensin. Dünya ve ahirette bizleri her türlü korku ve endişeden emin kıl. Allah’ım, imanımız ve teslimiyetimiz yalnızca sanadır. Bizleri inancında, sözlerinde ve fiillerinde sıktık olan kullarından eyle. Korkaklıktan, ikiyüzlülükten ve hainlikten muhafaza et bizleri.
Ey Allah’ım, Sen ki el müheymin olansın, koruyup gözeten emniyet ve huzur verensin. Mahlukatın tüm ihtiyaçlarını bilen, amellerini, rızıklarını ve ömürlerini bilip muhafaza edensin. Her anımızı ve her işimizi görüp gözettiğin idrakî ile yaşamayı nasip et bizlere.
Bizleri hakkıyla iman eden ve sanat-i islimiyetle güven bulan, özü ve sözüyle güvenilir olan kullarından kıl.
Altyazı M.K.