"Enter"a basıp içeriğe geçin

Esmâ Tefekkürleri ve Allah İsm-i Celâli – Esma’dan İnsana 1.Bölüm

Esmâ Tefekkürleri ve Allah İsm-i Celâli – Esma’dan İnsana 1.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ha6fyYWztXM.

Diyanet TV ekranlarından Merhaba.
Yeni bir programla karşınızdayız. Rabbimizin Esma-i Hüsnası’nı tefekkür edeceğiz inşallah. Zira isim, manayı zihinde resmeder, hafıza da muhafaza eder. İşte tam da bu yüzden Rabbimizin Esma-i Hüsnası, zaman ve mekânla kayıtlı ve sınırlı olan insan için, kulluk yolculuğunun ana mertebesi olan Marifetullah’a, yani yüce yaradanı hakkıyla bilip, tanıyıp, hakkıyla ikrar etmeyi uzanan yoldaki kılavuzlar, işaretlerdir adeta. Biz de bu yüzden Rabbimizin isimlerini hakkıyla anlamak, hakkıyla iman etmek için ve dahi Esma’sının tecellisiyle ahlakımızı yeni baştan iman etmek için, Esma’dan İnsan’a programına besmele çekiyoruz inşallah. İlk bölümümüzde de Esma-i Hüsna’nın insan ve varlık açısından önemini, anlamını, Allah ismi celalinin anlamını ve insana yansıyan yönlerini tefekkür edeceğiz inşallah. Diyanet İşleri Başkan Yardımcımız, Profesör Doktor Ruhriyem Arta Hoca’mız, bizlere engin bilgileri ve kıymetli paylaşımlarıyla rehberlik ve kılavuzluk edecekler inşallah. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Can Hanım. Nasılsınız hocam? Elhamdülillah böyle bir programda ekranlarda olmaktan dolayı son derece memnunum, Rabbime hamd ediyorum. Sizleri de beni misafir ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Biz teşekkür ederiz hocam, çok teşekkür ederiz. Hocam ilk olarak Araf Suresi 180. Ayetten başlasak, Rabbimiz bu ayetimizde kendisine Esma-i Hüsna ile yakarmamızı dua etmemizi emretmiş. Esma-i Hüsna terkibinin anlamı, belirli bir sayısının olup olmadığı, Rabbimizin isimlerini güzellik sıfatıyla nitelemesiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Esma-i Hüsna tabiri Kur’an-ı Kerim’e ait bir tabir ve Kur’an-ı Kerim’de 4 farklı ayette Esma-i Hüsna ifadesini geçtiğini biz görüyoruz. Yani Allah Teala’nın aslında bizzat kendisinin verdiği bir isimlendirme. Esma-i Hüsna demek en güzel isimler demek. Allah Teala kendi isimlerinden bahsederken onların en güzel isimler olduğunu söyleyerek öncelikle kullarına bir güzellik bahşediyor.
Bir huzur, bir lütuf ve bir ikramda bulunuyor. Allah’ın isimlerinin güzelliğiyle bütün kainatı kuşattığını ve kullarının da üzerine bir rahmet olarak indiğini böylece onlarla dua etmenin kullar için bir huzura vesile olacağını bize belirtiyor. Kur’an-ı Kerim’de 4 farklı ayette Esma-i Hüsna terkibinin yani en güzel isimler terkibinin geçtiğini
ve Allah Teala’nın kendi isimlerinden güzellikle bahsetmesinin kendisine has bir karar olduğunu söyleyebiliriz. Esma-i Hüsna üzerinde acaba Allah’ın kaç tane adı vardır sorusunun cevabı olarak. Alemlerimiz yıllar boyunca çalışmışlar, düşünmüşler. Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını bizlere tanıtmak için kitaplar kaleme almışlar.
Peygamber Efendimiz’den nakledilen bir hadise binaen 99 ismin öncelikli olduğunu ve alemlerin pek çoğunun bu 99 isim üzerinden yürüdüğünü söyleyebiliriz. Ama aslında Allah Teala’nın Kur’an-ı Kerim’de kendisinden bahsederken kullandığı isimler ve Peygamber Efendimiz’in hadislerinde Allah Teala’yı bize anlatırken bahsettiği isimler 99’da sınırlı değil.
Sayan alemlerimiz farklı ayetlerin çıkarımlarıyla ve Peygamberimizin hadislerinin delaletiyle 300’e kadar Allah Teala’nın isimlerinin sayısını çıkartabilmişler. Biz burada şu hususun altını çiziyoruz. Biz insan olarak Allah’a bir isim yakıştırma hakkına sahip değiliz.
Allah Teala kendisini hangi isimlerle anmışsa ve Peygamber Efendimiz de Allah’ı hangi isimlerle bize anlatmışsa biz o isimlerle Rabbimize seslenir, yalvarır, yakarır, niyaz ederiz. Ve bu isimlerin de Kur’an-ı Kerim’de aslında 99’dan fazla olduğunun, sadece Kur’an’da geçen isimlerin bile 150’den fazla olduğunu ahlimlerimiz söylüyorlar.
Ama biz Peygamber Efendimiz’den nakledilen bir hadis-i şerifin ışığında daha çok 99 ismin ezberlendiğini, yazıldığını, üzerinde düşünüldüğünü, evrad ve ezkara dahil edildiğini söyleyebiliriz. Hocam biraz önce 99 ismin bir hadiste geçtikten bahsettiniz. Malumunuz olduğu üzere bu hadis-i şerifte Peygamberimiz yüzden bir eksik 99 ismi olduğunu Rabbimizin
ve bunları ihsa edenin cennete gireceğini ifade buyurmuşlar. O zaman bu hadisteki ihsa kelimesini nasıl anlamalıyız? Bir de hocam bu kelimenin anlamından hareketle bizim esma okuma ve tefekkürlerimizin temel ekseni, ana hedefi ne olmalı? Doğrusu bu hadis-i şerif hem ilim tarihimize, İslami ilimlere, tefsir gibi, kelam gibi, hadis gibi ilimlere
yön veren bir rivayet. Hem de İslam edebiyatı gibi, tasavvuf gibi, şiir gibi, musiki gibi, hatta hüsn-i had gibi, teshif gibi, farklı edebi ve sanatsal faaliyetlere de yön veren bir hadis-i şerif. Çünkü Peygamber Efendimizin Allah’ın yüzden bir eksik 99 ismi vardır.
Kim bu isimleri sayarsa, ihsa ederse, cennete girer şeklindeki rivayeti üzerine Allah’ın o isimlerini hattatlarımız camilerimizin duvarlarına işlemişler, çeşitli tablolara müzehiplerimiz süslemişler, çeşitli medreselerin girişlerine, çeşitli mimari eserlerin en gözde yerlerine Cenab-ı Hakk’ın isimlerini nakşetmişler.
Benzer şekilde mutasavvuflarımız o isimlerle çeşitli zikir halkaları kurup, okuyup, dokuyup, yıllarca gönül tecrübesini ve nefis tezkiyesini Esma Hüsna üzerinden yürütmeye çalışmışlar. Edebiyatçılarımız, şairlerimiz, aşıklarımız Esma Hüsna üzerinden yazmışlar, söylemişler, meşk etmişler. Dolayısıyla bütün medeniyetimizi etkileyen muhteşem bir tablo var karşımızda. Ve buna az önce sizin bahsettiğiniz hadis-i şerifteki kim bunları ihsa ederse ifadesinin bir teşvik olarak yol açtığını söyleyebiliriz. Peki ihsa ne demek? Aslında ihsa, Arapça da saymak demek. Sayıp dökmek demek. Bazı alimlerimiz buradaki Peygamber Efendimiz’in kim bunları ihsa ederse cennete girer müjdesinin sadece okuyup saymakla ibaret olamayacağını ezberlemenin Esma Hüsna’yı. Ve ezberledikten sonra da Esma Hüsna’nın tecellilerini, yansımalarını, hayatta görebilmenin, yani Allah-u Teala’yı hakkıyla tanıyıp, hakkıyla sevip, hakkıyla Rabbine bağlanmanın insanı cennete sokacağını söylemişler. Dolayısıyla biz çocuklarımıza çok küçük yaşta bile Esma Hüsna ezberletiriz. Ezberlemenin çok büyük bir fazileti olduğunu hepimiz biliriz ve inanırız.
Bu ezberin bir adım ötesine geçen, Allah-u Teala’nın isimlerini tek tek anlamlarıyla bilen, anlayan ve hayattaki yansımalarını da algılayabilen çocuklar olmaları için gayret sarf etmemiz gerekiyor.
Bunun için söylüyorum, biz kişiyi önce ismiyle tanır ve zihnimize yazarız. Önce adını sorarız tanıştığımız insana ve birisiyle tanışırken kendi adımızı söyleriz. İsim gerçekten ilk önce karşılaşılan varlığın neliğini, nasıllığını bize açıkça gösteren ve zihinlerimize kazınan bir emardır, bir işarettir. Onun için Allah-u Teala’nın varlığı hakkında kim olduğu, ne olduğu, nasıl olduğu ya da nasıl olmadığı hakkında bilgiye sahip olmak bizim için ancak Allah’ın isimlerini bilmekle mümkündür. Bir diğer hususta biz duyularımızla Allah-u Teala’yı keşfedemeyiz. Yani gözümüzle göremiyoruz bu dünyada. İnşallah öbür dünyada görebilenlerden, o şerefe erişenlerden olalım ama bu dünyada göremiyoruz, duyamıyoruz. Her ne kadar yüce kelamını Kur’an-ı Kerim’de okusak da dokunamıyoruz. Dolayısıyla biz duyularımızla Allah-u Teala’yı keşfetme şansına sahip değiliz.
Peki iman ettiğimiz, bizi yaratan, bizi yaşatan ve sonsuz rızıklarla bizi donatan olan o yüce varlığın nasıl bir varlık olduğunu nasıl bileceğiz? Duyularımızla algılayamıyorsak, işte bize kendisini nasıl anlattıysa ben şöyleyim, ben böyleyim, ben bunu yapmaktayım ve ben bunu asla yapmam diyerek kendisini nasıl tanımladıysa,
hangi isimlere sahip olduğunu söylediyse onlar üzerinden Rabbimiz hakkında bilgi ve bir düşünce geliştireceğiz, bir inanç geliştireceğiz. Onun için Allah’ın isimlerini bilmek çok önemli. İnsan sevdiğini tanımak ister. Hani sevdiği zaman bir insana onun hakkında her şeyi bilmek istiyorum dersiniz. Rabbimiz hakkında da her şeyi bilmek, Rabbimizi tanımak ve ona daha çok bağlanmak, onu daha çok sevmek ve onun istediği gibi bir kul olabilme gayretiyle daha çok Rabbimiz ile iştigal edebilmek, bir ünsiyet, bir ülfet peyda edebilmek ancak Esma Hüsnâ’yı hakkıyla bilmekle mümkün. Onun için Peygamber Efendimiz’in hadisindeki kim Esma Hüsnâ’yı sayarsa, ezberlerse cennete girer şeklindeki müjdeyi biz sadece kuru kuruya saymak ya da ezberlemek değil, aynı zamanda hakkıyla tanımak, keşfetmek, Rabbini bilmek ve o Rabbinin istediği gibi yaşamaya gayret etmek şeklinde yorumlayabiliriz.
Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi Peygamberimizin hem bu teşvikî hem de Rabbimizin Kuran-ı Kerim’de isimlerini zikretmesi, edebiyattan, sanata, kelamdan, tasavvufa, pek çok alanda Esma Hüsnâ çalışmalarına, kavram düşünmelerine, tartışmalarına yol açmış. Bunlardan da biri ismi azam kavramı. İsmi azam nedir hocam? Allah’ın en büyük ismi acaba hangisidir diye, onunla yalvaralım ki daha etkili olsun diye insanlar, alimler, mütefekkirler, sufiler asırlarca düşünmüşler. Allah’ın farklı isimlerinin onun en yüce ismi olduğu konusunda kanaatler var.
Ama Allah isminin, Cenab-ı Hakk’ın en eşsiz, en biricik ve en güçlü ismi olduğunu, ismi azamın da Allah ismi olduğunu düşünen pek çok alimimiz var. Burada isimler arasında bir yarıştırmaya girmek, birini daha değerli ya da diğerini değersiz görmek haşa mümkün değil. Çünkü bizler Allah’ı Teala’ya da onun isimlerine ve sıfatlarına da değer atfedebilecek konumda değiliz.
Ama Allah’ın en yüce isminin Allah olması, Allah isminin de sanki Allah’ın diğer bütün isimlerini kuşatan, hepsinin üstünde bir yücelikte ve kuşatıcılıkta olan bir isim olması,
alimlerimizin pek çoğunun Allah ismiyle Rabbimizi anmanın, zikrin en faziletlisinin Subhanallah, Elhamdülillah olduğunu söyleyen hadis-i şeriflerden hareketle Allah’ın en yüce adının da Allah olduğunu düşünmelere sebep olmuş. Hocam Allah isminin bütün isimleri kuşattığını söylediniz. Hakikaten de Allah tasavvurumuzu her ismin bir parçasıyla bir unsur gibi taşıdığını görüyoruz. Peki bu bütün manaları kuşatan Allah isminin Esma-i Hüsna’daki yeri, önemi nedir? Bir de Rabbimiz Allah ismini niye özel isim olarak, kendinin ismetle kullanmıştır? Allah ismi aslında ilah kelimesinden geliyor. İlah kelimesinin de, kökenin de kendisine tapınılan, kendisine kulluk edilen yüce varlık anlamı var.
Fakat ilah kelimesi çoğullaştırılabilen ilahlar şeklinde, Kur’an-ı Kerim’de de hatta insanların taptığı diğer ilahlara nisbetle, Allah dışında tapınılan varlıklar içinde kullanılan bir kelime.
Dolayısıyla bundan çok daha üstün ve çok daha özel bir isim olarak Allah kelimesi, Allah ismi şerifi, Cenab-ı Hakk’ın sadece kendisine has olan bir isim olarak Kur’an-ı Kerim’de kullandığı bir isim.
Allah-u Teala’nın isimlerini bizzat kendisinin belirlemesi ve insanlara duyurması, aslında bilinebilir ve tanınabilir olmayı murad ettiğini, istediğini gösteriyor. Yarattığı mahlukatın, hele de yeryüzündeki en değerli varlık olan insanın onu Hakk’ı ile tanıması, bilmesi ve ona sadece aklıyla değil, gönlüyle de bağlanması, Cenab-ı Hakk’ın bizzat istediği, murad ettiği bir şey. Allah-u Teala kendisini insanın hayatına, dünyasına, kainatın dokusuna açan bilgisini insanla paylaşan bir şekilde Esma-ı Hüsna’yı Kur’an-ı Kerim’de farklı ayetlerde, farklı şekillerde zikrediyor.
Tabi ki besmele ile başladığımız Kur’an-ı Kerim’de ilk geçen isim Allah ismi, Bismillahirrahmanirrahim. Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla başlıyoruz.
Dolayısıyla Allah ismi şerifi, Kur’an-ı Kerim’de de en güçlü ve en vurgulu yerde durmakla, Fatiha’nın Elhamdülillahi Rabbil Alemin, Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur diyerek Kur’an’ın Fatiha’nın başlamış olması, Besmele’nin Allah ismiyle başlamış olması bizim için önemli. Peki biz çocuklarımıza nasıl öğretiriz? Allah kaç deriz? Hemen bir bir yaparlar. Dolayısıyla daha doğar da olmaz kulaklarına ezan okuruz, kahmet okuruz, ismini söylerken bile çocuklarımızın seni Allah yarattı. Ve biz senin adını şöyle koyduk, böyle seni güzel karşıladık, böyle iyi insan olman için Allah’a dua ediyoruz diyerek, daha adını koyarken bile ezanla çocuklarımızın Allahu Ekber diyerek kulaklarına Allah’ın adını söyleriz.
Dolayısıyla insanın bu dünyaya başladığı, gözlerini açtığı andan, son nefesini verdiği ana kadar inandığı, iman ettiği ve onun istediği gibi yaşamaya çalıştığı yüce yaratıcının adıdır. Allah bu açıdan Cenab-ı Hakk’ın en yüce ismidir, ismi azamdır da denilmiştir. Diğer taraftan Allah-u Teala’nın Esma-i Hüsnası hakkında konuşurken, onun isimleri ve bu isimlerin anlamları üzerinde konuşurken bizim hayatımıza ne şekilde yansıdığını ve Allah’la beraber olmanın,
Allah’ı tanımanın, onun hakkında, onun yarattıkları, onun lütfettikleri, onun ikram ettikleri, onun gücü, kudreti ve kainatın düzeni gibi farklı açılardan onun hakkını düşünmeye başladığımız zaman Allah isminin bizde çok büyük ufuklar açtığını söyleyebiliriz ve sufiler de çok ilginç bir şekilde zikir hep Allah diyerek, who diyerek devam eder. En güçlü evlat ve eskâr Allah-u Teala’nın isimleri üzerinedir ve Peygamber Efendimiz’in namazlarımızdan sonra 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahu Ekber dememizi istediğinde de
bu 99’luk tesbihin her birinde de Allah isminin geçiyor olması dikkat çekicidir. Hocam Allah isminin ve Esma’nın bize yansımalarını sanki vurgulayarak hep bahsettiniz. O zaman Allah isminin ahlakımızdaki yansıması veya tasavvufi deyişle insanı kamil, psikoloji bilimindeki deyişle kendini gerçekleştiren insan motifi bize Allah isminin tecellisini açıklayan bir motif midir? Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Canan Hanım, insana ruhundan üflediğini beyan buyuruyor. Topraktan bir insan yarattığını, çamurdan bir insan yarattığını, Hz. Adem’i yarattığını ve ona ruhundan üflediğini, yani can verdiğini, ona bir yaşama enerjisi verdiğini Kur’an-ı Kerim’de beyan buyuruyor.
İnsanın ruhu, fıtratı, canı, yaratılıştan gelen kodları Allah-u Teala’yı tanımaya, Allah-u Teala’yı sevmeye ve ona kul olmaya meyilli bir şekilde yaratılmıştır. Yani insan gözünü dünyaya açtığı an, yüce varlığa, her şeyi yaratan, kendisini de var eden, o muhteşem eşsiz, birecik varlığa kulluk etmeye hazır olarak dünyaya gelir.
Dolayısıyla insanın içinde kendisini yaşatan, yaratan, sadece kendisini değil içinde var olduğu bütün kainatı, bütün insanlık âlemini, bütün varlık dünyasını yaratan, Allah’a dair devamlı bir yakınlaşma hissi, devamlı bir merak, devamlı bir uyanış ve devamlı bir sevgi, muhabbet, ilgi vardır.
Dolayısıyla Allah-u Teala ile insan arasında asla kesilemeyecek, asla yok edilemeyecek bir bağ vardır. Ne kadar yaratıcının varlığını inkar ederlerse etsinler, ne kadar ateizm gibi, tanrısızlık gibi bir ideolojiyi dünyada yaymaya çalışırlarsa çalışsınlar.
Asla başaramayacakları şey insanın o genlerine işlemiş olan, insanın yapısında hamurunda bulunan Allah ile bağlantıyı koparmaktır. Bunu asla başaramayacak kimse. Dolayısıyla insanoğlunun, her insanın yaratıcısıyla bir bağ olması Allah’a gönlünde, hayatında, zihninde, düşüncelerinde yer vermesi gayet doğaldır.
Peki insan Allah-u Teala’nın esma-i hüsnasını hayatında nasıl yaşatabilir, yaşayabilir, algılayabilir ve kendisi esma-i hüsnadan nasıl etkilenir? Burada az önce söylediğimiz tanımak ve tanışmakla ilgili ifadeleri tekrar hatırlamak gerekiyor.
Ne kadar aşina olursanız, ne kadar yakından tanırsanız ve severseniz o ismin sahibini, o sıfatların sahibini model almaya başlarsınız, örnek almaya başlarsınız. Onun gibi olmaya, onun istediği gibi olmaya çalışırsınız. Birisini sevdiğinizde o da sizi sevsin, isterseniz, sizi takdir etsin isterseniz onun gözüne girmeye çalışırsınız.
İnsan Allah-u Teala’nın esma-i şerifini öğrendikçe, Allah-u Teala’nın vasıflarını tanıdıkça Allah’ı daha çok sever, daha çok sevdikçe o da kendisini sevsin.
Onun gözüne gireyim, onun rızasını kazanayım, onun hoşnutluğu benimle olsun ister. Onun yüce sıfatlarının hayattaki yansımalarını gördükçe daha fazla tefekkür eder, daha çok tedemmür eder, düşünür. Söz verilmeye Allah-u Teala’nın sabur olduğunu, çok sabırlı olduğunu öğrendiğinde kendisi de daha sabırlı bir insan olmak için gayret sarf etmeye başlar.
Dolayısıyla insan Rabbine benzemek, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın şeklindeki bir veciz ifadede olduğu gibi Cenab-ı Hakk’ın ahlakını kendisi de örnek almaya çalışmak ister. Bu noktada bir hadis-i şerif benim çok dikkatimi çekiyor eskiden beri. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, mümin müminin aynasıdır.
Aslında bu hadis-i şerifte mümin müminin aynasıdır derken iki Müslüman kulun, iki iman etmiş kulun sizin ve benim birbirimizin aynası olarak birbirimize hatalı yönlerimizi gösteren,
en güzel şekilde uyaran, birbirimizin güzelliğini görerek ondan örnek alan ve birbirini iyileştiren, birbirini hastaysa tedavi eden, huzursuzsa birbirine huzur ve mutluluk aşılayan etkileşim içinde iki insan olduğunu anlatıyor. Mümin müminin aynasıdır.
Ama Sufiler bu hadis-i şerife çok ilginç bir anlam yüklüyorlar ve diyorlar ki, mümin kul, el mümin adının sahibi olan Cenab-ı Hakk’ın aynasıdır. Burada gönül aynası diye bir ifade tasavvuf da çok geçer biliyorsunuz. İnsan kainatın göz bebeğidir, en değerli varlığıdır. İnsanın da merkezinde kalbi vardır ve kalp ayna gibidir. Ne karşısına geçerse onu gösterir. Eğer kötülüklerle insan devamlı karşı karşıya ise, haramla, günahla iştigal ediyorsa kalbi kararır. Çünkü o kötülük, o kalp aynasına yansıya yansıya bir süre sonra artık aynası nasıl paslanıyorsa kalbi de paslanır ve çürür.
Ama insan hep iyi insanlarla, güzelliklerle ve Allah’ın temaşası ile, Cenab-ı Hakk’ın o gönül aynasına yansıması ile, tabi ki Cenab-ı Hakk’ın bizzat zatının değil, Cenab-ı Hakk’ın yarattığı güzelliklerin, Cenab-ı Hakk’ın lütuflarının, ikramlarının,
rahmetinin, bereketinin o gönül aynasına yansıması sayesinde insanın kalp aynası da parlar. Dolayısıyla mümin müminin aynasıdır derken aslında kul, Allah-u Teala’nın aynası olarak hayatı bir şekilde,
Cenab-ı Hakk’ın yarattığı güzellikleri, Cenab-ı Hakk’ın kainata verdiği düzende, Cenab-ı Hakk’ın insana sağladığı nimetlerde gördüğü güzellikleri, kendi kalp aynasına yansıtarak o aynadaki aydınlıkla bütün dünyasını güzelleştiren bir kul olmalıdır.
Bu açıdan baktığımızda biz kainattaki bütün varlıkların da aslında Allah-u Teala’yı onun varlığını ve birliğini bize ispat eden birer ayna gibi okuyabiliriz. Çünkü Allah var ki, bir yaratıcı var ki, tek bir ilah var ki, sonsuz bir kudret var ki, bu küçük kelebek bu kadar güzel
ve bunun varoluşuyla Cenab-ı Hakk’ın bu kainatın bütününü var edişi arasında inanılmaz bir bağlantı var. Bunu kurabildiği sürece insan kainattaki olan biten iyilikleri, güzellikleri, imtihanları, sıkıntıları, kainatın bütününü ve hayatın işleyişini algılayabildikçe aslında Allah-u Teala’yla olan bağ da güçleniyor.
Allah-u Teala’nın sıfatlarını ve esmasını görme ve anlama yeteneği arttıkça da kalbi parlıyor, gönül aynası celalanıyor ve insanı kamil olabiliyor. Hocam, kıymetli bilgiler için çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum Cennet Hanım. Sevgili izleyenler, bu bölümümüzde Esma-i Hüsnana’nın anlamını varlık açısından, insan açısından önemini
ve ardından Allah ismi celalinin anlamını, Esma’nın içerisindeki yerini ve bizlere ahlakımıza yansımalarını dinledik hocamızdan.
Rabbimizin isimlerini hakkıyla anlayıp, hakkıyla bilip, ahlakımızı onun isimlerinin tecellilleriyle yeni baştan imar etme niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın. Bizim kulluğumuz yalnızca sanadır. Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin. Kendini nasıl övdüysen öylesin. Ey Allah’ım, Sen her şeyi işiten, gören ve çok yakın olansın. Sen ki kullarının her halini bilir, onlara yetersin.
Hüküm ve hikmetin sahibi sensin. Tüm arayışlarımızı, ümitsizliklerimizi ve kayıplarımızı nihayete erdir. Bilerek ya da cahillikle yaptığımız tüm kusurlarımızı bağışla. Ey her şeyin Rabbi, hükümdarı, ilahı olan Allah’ım! Senin lütfun sınırsızdır. Verdikçe verirsin. Hazinenden hiçbir şey eksilmez.
Sen muhtaç olmaz, ihtiyaç duymazsın. Bizse aciziz. Muhtaçlığımız yalnızca sanadır. Fazlı kereminle bizi senden başkasına muhtaç eyleme. Bizlere dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver.
Bizi cehennem azabından koru.
www.feyyaz.tv

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir