"Enter"a basıp içeriğe geçin

Rahmân ve Rahîm İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 2.Bölüm

Rahmân ve Rahîm İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 2.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=A5Rn_QWQU2k.

Diyanet TV ekranlarından merhaba.
Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Efendim Yüce Rabbimiz Besmele-i Şerif’te Allah isminden sonra Rahman ve Rahim isimlerini zikretmiş ve bu iki ismi kendi zatına nispetle kullanmıştır. Biz de bu hafta Rahman ve Rahim isimlerinin manasını bizlere bakan yönüyle ahlakımıza yansımalarını konuşacağız inşallah. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Canan Hanım teşekkür ediyorum. Nasılsınız hocam? Elhamdülillah şükürler olsun sizler nasılsınız?
Allah iyilikler versin hocam hamdolsun biz de çok iyiyiz. Hocam bu hafta Rahman ve Rahim isimlerini konuşacağız. Malumunuz olduğu üzere Rahman ve Rahim isimleri rahmet kökünden türemiştir. Peki hocam bu iki ismin hem mana ve muhteva açısından birbirine benzer yönleri ve birbirinden farklı yönleri bu konularda neler söylemek istersiniz? Sizinde belirttiğiniz gibi Rahman ve Rahim isimlerinin kökeninde rahmet kelimesi var.
Rahmet de şefkat göstermek, merhamet etmek, acımak ve acıtmamak gibi anlamlara geliyor. Allah-u Teala’nın en sık kullanılan, Kuran-ı Kerim’de en çok geçen ve Peygamber Efendimiz tarafından da en çok telaffuz edilen isimleri Rahman ve Rahim isimleridir diyebiliriz. Ve Allah-u Teala’nın kendisine rahmeti ile tanımladığı, rahmeti ile anlattığı pek çok ayet-i kerime var. Hatta bir hadis-i şerifte, kutsi hadiste Peygamber Efendimiz Allah-u Teala’nın şöyle buyurduğunu bize naklediyor. Rahmetim gazabımı geçti. Dolayısıyla Allah-u Teala kendisine zulmü bir ilke olarak yasakladığını, kullarına da kesinlikle zalim olmalarını yasakladığını, rahmetten ve merhametten yana davranmaları gerektiğini pek çok ayet-i kerimi de söylüyor.
Gazap sıfatı, Allah-u Teala’nın insanları cezalandıran, kimi zaman darlıkla, yoklukla, imtihana tabi tutan sıfatı rahmet sıfatının gerisinde kalıyor. Onun için Allah-u Teala’nın kendisini Rahman ve Rahim olarak adlandırması ve rahmetim gazabımı geçti buyurması,
onun en temel vasıflarından birisinin bu olduğunu ve bütün kainata da bu vasfıyla muamele de bulunduğunu bize gösteriyor. Hatta Peygamber Efendimiz Allah-u Teala’nın rahmeti yüz parçaya ayırdığını, 99’unu kendi katında tuttuğunu, sadece bir tanesini yeryüzüne bütün mahlukat kullansın diye gönderdiğini ifade ediyor.
Yani bir annenin çocuğuna olan merhameti, bir babanın ailesine olan şefkati, bir öğretmenin öğrencisine olan merhameti, hepsi bütün dünya üzerinde varlıkların birbirlerine karşı şefkati, acıması, acıtmamaya çalışması, zulümden uzak durarak merhametli olma gayreti, aslında Allah katındaki o rahmet tecellisinin yüz parçadan sadece birini teşkil ediyor.
Biz o bir kontenjanı kullanıyoruz varlık alemi olarak, oysa 99 katı Cenab-ı Hakk’ın yanında. O zaman biz Allah-u Teala’nın ne kadar engin bir rahmeti olduğunu, ne kadar sınırsız, sonsuz merhamet sahibi olduğunu anlıyoruz. Rahman ve Rahim isimleri de, işte Allah-u Teala’nın sizin de belirttiğiniz gibi besmele de geçen,
Bismillahirrahmanirrahim diyerek andığımız her surenin başında söylediğimiz o Rahman ve Rahim isimleri de, bu engin şefkatini ve merhametini bizlere hatırlatıyor. Hocam, dediğiniz gibi bu engin şefkati ve merhametini ifade ediyor Rahman ve Rahim isimleri. Aynı zamanda Rahman ismiyle ilgili sanki bir özel küçük bir nüans var.
İsra Suresinde Rabbimiz şöyle buyurmuş hocam, de ki ister Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’nundur. Hocam bu ayetin nüzul sebebinden, bir de Rabbimizin Rahman ismini bu ayette olduğu gibi kendi zatına nispetle zikretmesinden ne anlamalıyız? Bu ayet-i keriminin nüzul sebebinde ilginç bir ayrıntı var.
Aslında Peygamber Efendimizin içinde yaşadığı toplum, yani Arap toplumu, cahiliye döneminde bildiğiniz gibi Allah’ı tanıyorlar. Allah’ın varlığını kabul ediyorlar fakat Allah’la birlikte başka putları da O’na ortak kılıyorlar. Yani tanrısız bir toplum değil.
Yerleri ve gökleri yaratan kimdir desen Allah’tır derler diyor Kur’an-ı Kerim’de. Yani bir yüce yaratıcı olduğunu biliyorlar. Fakat O’nunla birlikte kendilerini O’na yaklaştırsın diye bazı küçük dileklerini, tapınmalarını önlerinde yaptıkları putlar var. Yani ortaklar koşuyorlar. Zaten şirk de ortak koşmak demek. Dolayısıyla aslında cahiliye döneminden beri Arapların dilinde Rahman kelimesi var. Rahman olarak adlandırdıkları bir ilah var. Peygamber Efendimiz İslam’dan sonra insanlara Allah-u Teala’nın diğer isimlerini öğretmeye başladığında ve ayet-i kerimeler indikçe Allah, lafzayı celaliyle birlikte diğer esma-ı hüsna da Kur’an-ı Kerim’de yer almaya başlayınca
Peygamber Efendimiz Rahman’ın kulları dediğinde, Rahman’dan bahsettiğinde müşrikler diyorlar ki bizim o eski Tanrımızdan bahsediyor. İşte o zaman ayet-i kerime iniyor diyor ki, isterseniz Allah deyin isterseniz Rahman deyin. Hangi ismiyle yakarırsanız, yalvarırsanız yalvarın. O Allah birdir, tektir ve Rahman adı Allah-u Teala’nın en öncelikli isimlerinden birisi olduğu ayet-i kerimi de söyleniyor.
Bu aslında Allah-u Teala’nın o rahmetinin kuşatıcılığı belki diğer bütün vasıflarını insanların kainatın işleyişi hayatın devamı konusunda ihtiyaç duydukları merhamete odaklamış olduğu ile ilgili çok önemli bir ayrıntı. Ve tabii ki Allah-u Teala kullarından da aynı şeyi bekliyor.
Hiçbir şekilde zulmü tasvip etmiyor, hiçbir şekilde eziyeti, kötülüğü, karşısındakinin canını yakmayı, incitmeyi onaylamıyor ve bu çok doğal olarak da kendi rahmetinin yansımaları insanların hayatlarında görünsün istediği için insandan da merhametli olmasını istiyor. Burada Rahman ve Rahim isimleri arasında bir küçük fark olduğunu da sıklıkla duyarız. Ondan da bahsedelim Canan Hanım.
Aslında bazı alimler Rahman ve Rahim isimlerinin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu, birbiriyle aynı anlamı, Allah’ın ne kadar şefkatli, merhametli ve acıma sahibi olduğunu söylediği ve birbirinin aynı olarak tekrarlandığı gibi görüşleri sahipler.
Hatta bazı sahabelerden Rahman ve Rahim isimlerinin her birinin diğerinden daha derin incelikler, daha farklı anlamlar içerdiği ve birbirini tamamladığı, her birinin birbirinden daha değerli olduğunu, birinin diğerine üstün tutulamayacağını söyleyen sözler bize nakledilmiş. Dolayısıyla Rahman ve Rahim isimlerini biz beraber düşünüyoruz.
Ama arada bir fark gören alimlerimiz de var. Onlar da şunu söylüyorlar. Rahman adı, Allah’ın bütün kullarına ve bütün varlıklarına dünyada aynı şekilde merhamet ettiğini, aynı şekilde şefkatle ikramda bulunduğunu, ihsanda bulunduğunu, nimetler verdiğini, affedici olduğunu belirten bir isim.
Ama Rahim ismi, Allah’ın ancak iyilere, ancak iman edenlere ahirette merhametli olacağı, kötülere ya da inkar edenlere karşı ahirette bir rahmetinin olmayacağı şeklinde açıklanabilir diyorlar. Dolayısıyla Rahman’ın daha kuşatıcı bir merhametten bahsettiğini, Rahim isminin ise ahirette has bir merhamet ve şefkatten bahsettiğini söyleyebiliriz.
Hocam, Rabbimiz konusu ve yavurgusu özellikle tövbe olan ayetlerde de Rahim ismini çok sıklıkla zikretmiş. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’i pek çok yerinde de rahmetinden bahsetmiş ve ancak inkar edenlerin rahmetinden ümit keseceğini söylemiş. Peki bundan ne çıkarmalıyız?
Peygamber Efendimiz’in hadis-i şeriflerinde Allah’ın rahmetinden ümit kesmemekle alakalı, hatta korkuyla ümit arasında bir yerde durarak bütün hayatı yaşamakla ilgili çok önemli öğütler var.
Çünkü Allah’ın son nefesine gelip de pişman olup tövbe edene kadar insanoğlunu her an affetmeye hazır olduğunu, yeter ki pişmanlıkla ve bir daha işlememeye karar vererek günahı terk etmesi gerektiğini Peygamber Efendimiz bize belirtiyor.
Dolayısıyla Allah’ın o affedici hali ne kadar hata da etse, pişman olduktan sonra, özür diledikten sonra, tövbe ettikten sonra insanı cezalandırmayan, ona şefkatle acıyarak, merhametle affedici davranan hali bizim için son derece değerli ve Peygamber Efendimiz bunu kullanmayı, bu imkanı değerlendirmeyi, hatta Allah’ın kulunun tövbe etmesinden çok memnun olduğunu bizlere söylüyor. Şimdi burada Rahim isminin tövbeyi ilgilendiren ayetlerle beraber kullanılmasından şunu çıkartabiliriz, dedik ya Rahim ismi daha çok öbür dünyada Allah’ın inananlara ve iyi kullarına merhamet edeceğini, kötülere karşı ve inkârcılara karşı bir merhametinin olmayacağını ahirette belirten bir isimdir.
Eğer tövbe etmişsen o Rahim isminden faydalanabilirsin. Eğer pişman olmuşsan, iyiler kervanına katılmışsan, kötülüğü terk etmişsen, hatadan yüz çevirmişsen, ahirette Allah’ın Rahim ismiyle yani seni şefkatle ve merhametle karşılayan ismiyle öbür dünyada müşerref olabilirsin.
Dolayısıyla o dünyada tövbe ettikten sonra iyiliğe doğru yürüyen hatta cennete ulaşan yolda ahirette Cenab-ı Hakk’ın Rahim ismiyle seni karşılamasını arzu ediyorsan, bu dünyada hatayı terk eden tövbekâr bir kul olmalısın gibi ikisi arasında bir bağ kurabiliriz. Hocam Rahim isminin tecellisi için insanın yapması gerekenlerden bahsedince sanki bizi şu soruya götürdü bu açıklamalarınız,
dünyada acılar, kötülükler ve zulümler var ve buna karşılıkta Rahman ve Rahim isminden bahsediyoruz. Peki o zaman biz bu iki zıtlığı nasıl okumalıyız? Bu iki zıtlığı okumadaki perspektifimiz ne olmalı? Tabi aslında merhamet eden, acıyan, şefkat gösteren dediğiniz zaman Cenab-ı Hakk’ın isimlerini zikrederken,
peki dünyada neden bu kadar merhametsizlik var? Neden bu kadar acı var? Neden bu kadar katı kalpli, şefkatsiz insan var? gibi bir soru aklımıza geliyor. Bir kere yeryüzündeki kötülüklerin, yeryüzünde yaşanan zorlukların, meşakkatlerin ve merhametsizliklerin insan odaklığı olan kısmına dikkatlerinizi çekmek istiyorum. İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden kainatta denge bozuldu, yeryüzünde düzen bozuldu diyor Kur’an-ı Kerim bize. Allah-u Teala’nın koyduğu denge içerisinde herhangi bir şekilde zulüm yok. Adaletsizlik kesinlikle yok. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın merhameti hep adaletiyle beraber tecelli ediyor ve insanlara aslında Allah-u Teala bir yol çiziyor. Onlara her zaman iyilikten yana olmalarını, adaletten yana olmalarını, merhametten yana olmalarını ve insaftan, vicdandan yana olmalarını öğütlüyor Kur’an-ı Kerim’de. Ama insan bu yolu Allah-u Teala’nın kendisine gösterdiği sırat-ı müstakim dediğimiz dost doğru yolu dikkate almayarak eğri yollara saparsa,
insan Allah-u Teala’nın kendisine çizdiği o adalet çizgisinden şaşarsa, işte o zaman insanların kendi elleriyle yapıp ettikleri, kendi düşünerek ürettikleri pek çok kötülük yeryüzünde zulümle, acıyla, kanla, gözyaşıyla yoğrularak insanlığın hayatını perişan ediyor.
Bu noktada insanların kendi akıllarını kullanarak üretmeleri gereken iyiliği, üretmedikleri, yeryüzündeki dengeye, kainattaki düzene ve adalete uygun davranmadıkları,
aksine Allah-u Teala’nın belirlediği o nizama, o intizama aykırı davranarak düzeni bozdukları ve o bozulmuş düzenin de yine insanlara acı olarak geri döndüğünü söyleyebiliriz. Bu kadar çok silah ürettiği zaman insanoğlu, bu kadar çok zehir ürettiği zaman, bu kadar çok acıyı ve kanı ve gözyaşını da beraberinde getireceği ortada.
Dolayısıyla bütün bu kötülüklerin kol gezdiği yerde neden Allah bu kadar insanların zulüm görmesine izin veriyor dememiz mümkün değil. Çünkü dünyada öyle bir denge var ki insanın karşısına karar vermesi gereken bir olay çıktığında, iyi mi, kötü mü, yanlışı mı, doğruyu mu, günahı mı, sevabı mı tercih edeceğine kendi karar verdikten sonra
Allah-u Teala ona göre bir kader yaratıyor. Eğer insan kötülük üzerinden, merhametsizlik üzerinden bir yol çizmişse kendisine doğal olarak sonuçları da zulüm ve merhametsizlik üzerinden yürüyor. Bu noktada yeryüzündeki kötülüklerin üretilmesinde ve çoğaltılmasında insanların ya duyarsızlıklarının, umarsızlıklarının ya da art niyetlerinin ve menfaat hırslarının etkili olduğunu söyleyebiliriz.
Onun dışında Allah-u Teala’nın bir de yeryüzünde insanlara imtihan olarak gönderdiği birtakım meşakkatler ve zorluklar var. Aslında bunları kötülük olarak adlandıramayız. Söz gelimi doğal afetler var. İnsanın engel olamadığı, kendisi bir tedbir öngörse de kendisi birtakım gayretlerde bulunsa da sonucunu kendisinin belirleyemediği doğal afetler var. Bunlar için de engelleyebilmek ya da en az hasarla buradan kurtulabilmek için insanın söz gelimi deprem gibi, sel gibi afetler de kendine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor.
Ancak sonrasında Allah-u Teala bunu bir imtihan olarak öngörmüşse o noktada da buna kötülük demiyoruz, buna zulüm demiyoruz, buna eziyet demiyoruz, buna Allah-u Teala’nın sınavlarından bir sınav diyoruz.
Çünkü Allah-u Teala bu dünyada kimin neyle sınayacağına kendisi karar veriyor. Bazı insanı varlıkla sınıyor, çok iyi bir şeymiş gibi görünse de aslında çok kötü sonuçları olabilecek, çok hassas bir imtihandır, zenginlik.
Bazı insanı yoklukla sınıyor, çok zor çok ağır katlanamaz bir şeymiş gibi görünse de aslında çok inanılmaz mükafatları olan ve insanoğlunun zaman zaman içinden geçebileceği bir imtihandır yokluk. Dolayısıyla varlığın ve yokluğun kimin ne zaman nerede ne şekilde bulacağına karar veren Allah-u Teala olduğuna göre bunu kötülük olarak adlandıramıyoruz.
Ama insanların eviyle ürettiği kötülüklerin, merhametsizliklerin bütün dünyayı bugün kuşatan acılarda gerçekten en çok etkiye, en çok sorumluluğa sahip olduğunu söyleyebiliriz. İnşallah bu farkındalığı, bu bilinci almayı ve o şekilde olaylara bakmayı nasip eder. Amin, amin Canan Hanım. Hocam anlattıklarınız sanki bizi şöyle bir hakikate götürüyor. Merhametin adaletle dengesini kurmak.
Peki bir beşer bir aciz olarak bizler belki de özellikle eğitimde de söz konusu bu durum. Merhametin adaletle dengesini kurmak için ne yapmalıyız? Nasıl bakmalıyız olaylara? Şimdi merhamet dediğimiz zaman, hele de Allah-u Teala’nın sonsuz merhametinden, engin merhametinden, rahmetinden bahsettiğimiz zaman burada gözden kaçırmamamız gereken şey bu merhametin adaletle beraber tecelli etmesi dedik.
Dolayısıyla adaleti merhametle birlikte düşünmek, merhameti de adaletin bir tamamlayıcısı olarak, olmazsa olmaz bir gereği olarak değerlendirmek çok önemli. Bu insanlar arasındaki ilişkiler de böyle olduğu gibi Allah ve kul arasındaki dengede de, ilişkide de bizim için söz konusu. Burada aslında şunu kastediyoruz Canan Hanım, bir şekilde merhametli olmak, acımak, şefkatli davranmak, affedici, hoşgörülü olmak hataya göz yummaya sebep olmamalı. Kötülüğü engellemek, kötülüğe dur demek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak aslında her Müslümanın sorumluluğu. Onun için ben çok şefkatliyim, çok hoşgörülüyüm, çok affediciyim, ne olursa olsun önemli değil. İnsanız hepimiz deyip de bilinçli yapılan ve tekrarlı hataları göz ardı etmek bizim için kötü sonuçlara sebep olabilir. O da nasıl bir sonuç? Kötülük cezalandırılmazsa, bilinçli yapılan, az önce dediğim gibi ısrarlı hatalar eğer ortadan kaldırılmazsa, merhametsizliğin dünyaya hakim olmasına dolaylı olarak sebep olmuş oluruz. Bir şekilde bizim merhametten anladığımız şey, devamlı hoşgörmek, devamlı affetmek ve devamlı şefkatli olmak değil, şefkati temele alan, rahmeti, merhameti odak olarak kabul eden, zeminde daima o affediciliği ve o acıma duygusunu tutan ama gerektiğinde adalet gereği, hatalıyı da cezalandırabilen ya da kötüye de dur diyebilen bir dirayet geliştirmek. Bu kısım gerçekten önemli çünkü Cenab-ı Hakk’ın kullarını cezalandırması, bir cehennem olgusunun, bir cehennem gerçekliğinin önümüzde durması Allah-u Teala’nın Rahman ismiyle çelişen bir durum budur.
Hayır, Allah-u Teala her şekilde kullarına bu dünyada her türlü nimeti, en başta akıl gibi bir nimeti ve fırsatı vererek onları aslında iyiliğe doğru yönlendirmiş, peygamberler göndermiş, kitaplar göndermiş, hidayet ışığıyla, hidayetin nuruyla, aydınlığıyla insanlığı kuşatmış olduğu halde. İnsan ısrarla hataya devam ediyorsa, tercihini kötülükten yana yapıyorsa, işte o zaman artık Allah-u Teala’nın Rahman ya da Rahim ismi değil, bir şekilde cezalandıran gazaplı isimleriyle karşı karşıya kalması ahirette mukaddedir. O halde biz evet affedici olacağız, tevbekar olacağız, tevbe edeni af dileyeni kucak açarak
hoşgörüyle ona yeni bir şans vererek hayata kazandıracağız ama bu bizim merhametimizin geri adaletten sapmamıza hiçbir şekilde sebep olmayacak biçimde dengeli ve mutedil olacak. Hocam aslında bugün sizin bizlere anlattığınız bütün bu güzel bilgileri toparlayacak bir sorumuz var. Rahman’ın merhamet edenlere rahmet ettiği hakikatini düşünürsek, Allah’ın Rahman ve Rahim isimleriyle
ahlaklanan bir mümini nasıl tasvir edersiniz bize? Burası gerçekten çok etkileyici. Canan Hanım, Peygamber Efendimiz, siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin buyuruyor ve hatta bir hadis-i şerifinde de merhamet etmeyene merhamet olunmaz, merhamet edilmez buyuruyor. Bu aslında Allah-u Teala’nın kullarından beklentisini de çok açık bir şekilde bizlere anlatan hadis-i şerifler bunlar. Eğer siz sadece insanlarla ilişkinizde değil, kainattaki diğer bütün varlıklarla ilişkinizde, bu hayvanlarla iletişimde olabilir, bu bitkiyle, doğayla, çiçekle, dağla, ormanla, denizle, suyla ilişkinizde olabilir, merhametli değilseniz, zalimseniz, eziyet ediyorsanız
ve bir şekilde onların haklarını çiğneyerek, çevrenizdeki diğer varlıkların canlı ve cansız bütün varlık aleminin haklarını çiğneyerek kendi menfaatleriniz uğruna kötülük üretiyorsanız, o zaman Allah-u Teala’dan da rahmet, merhamet, şefkat beklemeyin diyor Peygamber Efendimiz.
Eğer Allah’ın size merhametiyle muamele de bulunmasını, affedici olmasını, Allah-u Teala’nın size rahmetini sağnak sağnak indirmesini istiyorsanız, o zaman siz de çevrenizdeki bütün varlık alemine rahmet nazarıyla bakın diyor. Bu aslında çok etkileyici bir bağ ve programımızın en başında da söylemiştik, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak gibi bir düstura çok doğrudan işaret eden bir bağ. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, Allah-u Teala şöyle der, ben Rahman’ım, sıla-i rahimi yani akrabalarla kurulan o ilişkiyi, güzel ilişkiyi, sıla-i rahim kelimesini Rahman ismimden türettim. Kim sıla-i rahime devam ederse, akrabalarıyla güzel ilişkisini sürdürürse ben de onu görüp gözetirim.
Ama kim sıla-i rahimi keserse ben de onun rahmetimi keserim. Şimdi yine Allah’ın adından türemiş, rahmet kökünden Rahman adından türemiş bir rahim-sıla-i rahim olgusu, yine insanlar arası ilişkinin, insanın Allah’la ilişkisine doğrudan etkilediği bir zincir ve yine insanlardan bir merhamet beklentisi.
Bütün bunlar aslında Allah-u Teala’nın o rahmetim gazabımı geçti buyurarak kendisini vasıflandırdığı engin merhametin yeryüzünde yaşanabilir ve yaşatılabilir olması için insanlara çok ciddi bir sorumluluk düştüğünü gösteriyor. O sorumlulukta daima merhametten yana tercihlerimizi kullanmak olmalı.
Biz merhamet deyince aile içi merhamet diyoruz, eşler arası merhamet diyoruz, çocuklara karşı merhamet, öğrenciye karşı ihtiyaç sahiplerine karşı merhamet, dullara yetimlere merhamet. Zannetmeyin ki sadece acımaktan bahsediyoruz. Zannetmeyin ki sadece şefkatten bahsediyoruz. Aslında biz merhamet derken acımaktan değil acıtmamaktan bahsediyoruz.
Bu kısım çok önemli ve Allah-u Teala’nın bizden beklediği de merhametle acıtmamak, zulmetmemek, elimizden ve dilimizden kimsenin zarar görmediği merhametli kullar olmak. Bunu başarabilirsek yeryüzünde Rahman’ın tecellilerini de çok daha rahat temaşa edeceğiz. İnşallah hocam. Bu güzel bilgiler için çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum Canan Hocam.
Sevgili izleyenlerimiz bu hafta Rabbimizin zati isimlerinden olan, O’nun sonsuz rahmet ve merhametini ifade eden Rahman ve Rahim isimlerinin manasını ve bize bakan yönleriyle yansımaları dinledik hocamızdan. Merhamet edenlerden olmak ve merhamet ederek Rabbimizin rahmetine ulaşanlardan olmak niyazıyla
bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın.
Ey Rahman! Sen ki rahmeti her şeyi, cümle alemi kuşatansın. Senden bizlere şefkatle lütufta bulunmanı, merhamet ve mağfiretinle muamele edip, kahrından muhafaza etmeni, her türlü hayır ve iyiliğe eriştirmeni niyaz ederiz.
Ey Rahim olan Rabbimiz! Müminlerin gönüllerini birleştiren Sensin! Rahmetinin tecellisiyle kalplerimizi birbirine ısındır ve yakınlaştır. Merhamet ederek rahmetine erişenlerden olmayı nasip et. Ey Rahman ve Rahim olan Rabbimiz! Sen ki rahmetine sığındığımız, af ve mağfiretini umduğumuzsun.
Zira senin rahmetin gazabına galip gelmiştir. Herkesin hesaba çekileceği günde bizi, ana babamızı ve tüm müminleri bağışla.
Merhamet, mağfiret ve rızanla selamete kavuştur.
Merhamet ederek rahmetine erişenlerden olmayı nasip et.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir