"Enter"a basıp içeriğe geçin

EYT’de Yaş Sınırı Olacak Mı? 08.12.2022 MESELE

YOUTUBE Haber Global kanalının
EYT’de Yaş Sınırı Olacak Mı? 08.12.2022 MESELE

isimli videosundan fısıltılanmıştır.

Bu tür içerikleri ve daha fazlasını görmek için videoyu beğenip abone olmayı unutmayın…
Yorumlara da yazının linkini paylaşarak bize destek olabilirsiniz.

Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=QpqWcxG3zpA.

İNTRO Efendim iyi akşamlar. Haber Global ekranlarında, Türkiye’nin, dünyanın meselelerini konuşmak için karşınızdayız.
gündemi yorumlayacağız. Hemen kıymetli konuklarımızı takdim edelim. Mete Yarar Güvenlik Politikaları Uzmanı hoş geldiniz. Merhabalar. Teşekkür ediyoruz. Mehmet Metiner AK Parti yirmi altıncı dönem milletvekili. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Çok teşekkürler. Onur İste DSP Genel Başkan Yardımcısı. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. İyi akşamlar. Teşekkür ediyoruz. İyi akşamlar. Ve Ankara’da konuğumuz Melik Yiğiter Türk Media Ankara temsilcisi de bizimle birlikte. Melik Bey iyi akşamlar. Iyi akşamlar. Merhabalar. Met abi, Mehmet abi
sevgili Onur Bey iyi ayınlar efendim. Sağ olun. Melik Bey orada yalnızsınız. Şey yapın siz sık sık seslenin bize olur mu? Canınız sıkılmasın. Evet. Kalbim kalbim orada. Eee Zafer Şahin olsaydı eee yalnız gitmezdim. Peki. Siyasetin Diyarı Ankara’dan selamlar. Çok teşekkürler. Şimdi o zaman madem eee siyasetin diyarı Ankara’dan EYT’de durum nedir diyerek sizinle
başlayalım. Eee şimdi yaş sınırı olmayacak gibi bir takım bilgilerden sonra şimdi tekrar sınır olabilir deniyor. Bu arada eee saat dokuz civarında net olmamakla birlikte eee bakan eee bilginin de açıklaması bekleniyor bu konuda. Tabii ki bütün EYT eee bekleyenler merakla takipte. Öte yandan malumunuz asgari ücret gündemde eee biraz bunları yorumlayarak başlayalım. Eee ama EYT’de nedir son durum Melik Bey? Kulis bilgisi var mı? Yansıyan perde arkası bir şeyler sizde? Vallahi şöyle eee şimdi EYT’de daha önce eee işte dört tane temel parametre belirlendi. Işte bu bunlardan bir tanesi biliyorsunuz eee Eylül doksan dokuz öncesini kapsayacak. Oradan bir de orda bir değişiklik yok. Yani yasanın çıktı tarih esas alınacak. Sekiz Eylül doksan dokuz öncesi herkesi kapsayacak. Ikinci eee kıdem süresi eee kadınlarda yirmi
erkeklerde yirmi beş. Üçüncüsü sigortalık süresi kadınlarda yirmi erkeklerde yirmi beş. Dördüncü eee işte o belirleyici parametre yaş olup olmayacağı. Aslında yaş düşünülmüyordu. Eee fakat özellikle işverenlerle yapılan toplantıda işverenler yaşın olmaması durumunda eee yaklaşık iki milyon kişinin aynı anda emekli olacağı. Şu anda rakam bir buçuk civarında ama yasa çıktıktan sonra bu sayının iki milyona yaklaşacağı var sayılıyor. Çalışma Bakanlığı’ndaki bilgi de böyle. Eee toplamda iki milyon kişinin emekli olması durumunda eee kendilerine ciddi bir yük çıkacağını söylüyorlar. Eee işte ortalama hani orta ölçekli bir işte işletmede aynı anda eğer yaş sınırı olmasa işte dört kişi beş kişi aynı anda emekli olursa bunların
kıdem yükleri kendi kendi rastla problem olacağını düşünüyor fakat iş verenlerin düşündüğü yaş çok yüksek. Onu ben söyleyeyim. İçeriden bir bilgi olarak. Onların istediği hükümetten eee işte elli beş ve elli iki yani erkeklerde elli beş olsun ama en azından işte elli ikiye çekin. Eee fakat eğer yaş gelirse elli beş ve elli iki düşünülmüyor. Çok yüksek çünkü. Eee üzerinde durulan seçenek eee erkeklerde elli kadınlarda kırk dokuz. Fakat tekrar eee söylüyorum bu durum netleşmedi hala eee tartışıyor müzakere ediliyor. Özellikle eee üzerinde eee üzerinde durulan erkeklerde elli değil mi? Kadınlarda kırk dokuz. Bazı yerlerde kırk sekiz diye yansımıştı ama siz kırk
dokuz diyorsunuz. Evet yani kadınlarda kırk dokuz erkeklerde elli yani düşünülen eğer getirilirse fakat dediğim gibi iş verenlerin istediği eee işte erkeklerde elli beş kadınlarda elli dört ya da erkeklerde elli iki kadınlarda elli bir fakat bu çok yüksek yani o zaman eee ete de birikenlerin ortalama net
olmamakla birlikte benim o görüştüğüm eee kaynakların söylediği eee işte mesela işte elli iki olursa bile altıda bir anca eriyor. Eee o yüzden çok yüksek. Eee elli olursa bunun belki hani dörtte bir ik anda dört eee geriye kalan dörtte üçü de dört beş yıllık periodlarla hepsi eriyecek diye hesaplanıyor. Fakat şunu da söyleyeyim şimdi eee özellikle eee şeyin tepkilerin eee farkında eee hükümet onu söyleyeyim yani. Ya siz de görmüşsünüz Ürmelik Bey bugün eee sosyal medyada eee gündemin en tepesinde bu mesele vardı. Yani özellikle yaş konusunda eee EYT eee bekleyenler bu konuda birçok yorum yapıyorlar. Doğru. Ve aslında bazı eleştirileri de var. Bu yöne. Çok çok çok. Bize de yazıyorlar.
Bize de sürekli yazıyorlar. Hatta EYT dernekleri sıklıkla eee birkaç kere beni aradı çünkü ben bu konularda çok yazıp çizdim. Eee hatta Vedat Bilgin EYT’yi eee gündemlerine alıp çözmek istediklerini ilk benim yayınımda söylemişti yaklaşık bir yıl önce. Eee biraz daha böyle kucağımda buldum meseleyi. Onun üzerine de sürekli yazıp çizdim de. Eee şimdi o o hani biliyorum tepkileri. Fakat şöyle Mehmet abi daha iyi bilir. Şimdi Vedat Bilgin aynı dönem vekilik teatre Vedat Bilgin bir kere çok yetkin bir isim onu söyleyeyim. Benim hem üniversitede üniversitede hocam hem de biz yaklaşık üç yıl birlikte program da yaptık. Eee meselelerin farkında olan bir bakan. Bu bir avantaj. O açıdan söylüyorum. Eee yani taleplerin de farkında, tepkilerin de farkında. Eee ve o bütün o gelişmeleri de anladık izliyor. Eee o yüzden de hani eee tarafları böyle zora sokmayacak. Özellikle beklentileri karşılaya bilecek bir çözümde eee bayağı yoğun çaba sarf ediyor onu söyleyeyim. O yüzden de eee yaş meselesi evet tartışılıyor. Getirip getirmemesi tartışılıyor. Eee yani belki hani son anda vaz da geçilebilir ama ya da biraz daha düşürülebilir yaş. Fakat şöyle bir şey var. Ya biz hani yaşı getirmediğimiz anda işte kırk iki, kırk üç yaşında kırk dört yaşında birinin de en verimli çağında emekli olması da ne kadar doğru gibi tartışma
da var. Eee ama hani sonuç sırayla bu yaş meselesi evet. Eee benim bildiğim tam olarak netleşmedi ama bakan bey zaten çerçeveyi de şu anda bütçe görüşmeleri var Meclis Genel Kurulu’nda. Ben yayına girmende onlara da baktım. Eee Çalışma Bakanlığı’nın bütçesi vekiller şimdi tek tek söz alıyoruz. Sorular soracaklar. Bakan bey buna ilişkin bir çerçeve açıklama yapacak. Bu yaş ııı Sabahleyin Haber Global’de sevgili Yeşil Suyla Numan Kurtulmuş’la yayın yaptık. Orada da sorduk. Eee bu yaş meselesi netleşmediğini kendisi de söyledi zaten. Yani henüz müzakere ediliyor ama dediğin gibi eğer olursa düşünülen eee erkekte elli, kadında kırk dokuz yani ama ben kişisel olarak temeliyim tabii. Ben siyaseten bir bağlayıcım olmadığı için bence yaşın olması ciddi bir handikap oluşturur. Yani şöyle söyleyeyim hatta sabah bizim eee
gazetenin yazı işleri toplantısında şey dedim. Yani eğer yaş getirilirse bir süre sonra biz EYT TİRE YT diye bir kavram kullanmaya başlayacağız. Yani emekte yaşa takılanlar da yaşa takılanlar diye. Eee öyle bir bir şey de oldu. Diyalog da geçti şeyde yazı işlerinde. Çünkü sonuç tibayla emekte yaşa takılanlar bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. Bir daha yaş sinir getiriyoruz. Vallahi ben kavramı da eee hazır ettim. Ama tabii orda şunu vurguladınız ya Melik Bey. Orası önemli. Yani iş yaşamında bir anda bu kadar kişi emekli olunca yaş siniri söz konusu olmazsa o zaman o boşluk nasıl doldurulacak? Ne olacak? Sevgili Başak Şengül işte. Burada bir denge gerekiyor anladınız mı? Yo doğru. Tabii tabii doğru doğru. Doğru yani şimdi mesela ben hani biraz böyle eee tabii ona baktım. Eee dedim ya iki milyon kişi aynı anda emekli olacak. Eee özellikle orta ve küçük işletmelerin zorlanma ihtimali yüksek. Yani her birinde işte ortalama üç kişi bile olsa ki en ihtimal bu. Basit bir anket tane yaptık mesela kendi çalıştım Ankara Biro’da kaç kişi? Hatta burada bile kaç kişi olduğunu aşağı yukarı biliyorum Anver global Ankara Biro’da. Şimdi baktığımda ortalama eee böyle hani şeylerde bile ortalama üç kişi, dört kişi, beş kişi. Şimdi bunların kremlerini işte dört kişiyle ya da işte beş kişiye çarpın. Eee şöyle bir formül olamaz. Bilmiyorum tabii şimdi aramızda deneyimli bir siyasetçi Mehmet abi iyi bir siyasetçi ve bu halkın sorularıyla da çok ilgili biri. O yüzden hani onun yanında çok böyle eee hakem kesmek istemem ama yani acaba şöyle bir çözüm bulunamaz mı? Mesela bir tane işveren yayından sonra bana bir mail attı. Dedi ki ya Melik Bey dedi eee bizi hedef gösterme hani işverenler sürekli istiyor ama dedim siz istiyorsunuz vallahi. Yani dayağı da hazır olun çünkü siz istediğiniz için bu oldu diye. O da dedi ki ya benim bir çözümüm var. Eee söyle abi onu da söyleyeyim dedim yayında. Ya dedi ya kremin bir bölümünü devlet ııı karşılasın. Ya da bize ııı düşüp ııı kredili ııı şey düşüp faizli kamu bankaları kredi versin. Kıdemler için. Vallahi dedim benden söylemesi ben hani halkın sesliyim ben yayında söylerim. Ben bunu yayında söylerim dedin. Hata bakan beyi görsem ya ben söylemişim o anda söyledim yani. Iyi yaptınız belki ııı duyulmuştur buradan da bir çözüme. Ya çözüm oğlum bilmiyorum ama bana enteresan geldi. Yani şey dedi hani bizi sürekli hedefe oturtuyorsun. Dayak yiyeceğiz dedim. Dayağı hazır olun. Yani yaş gelirse eyvah. Dayak kaçınılmaz. Kusura bakmayın yani sizi koruyacak bir metere yarar abiniz de yok benim var. Met abi beni koruyon sizi koruyacak bir Meta abiniz de yok. Güvenli. Dayağı yiyeceksiniz çünkü yaşı siz istediniz. Peki bir ııı Mehmet Bey’e de soralım sayın Metinere ııı neler söyleyecek şimdi bu son geldiğimiz nokta itibariyle ne görüyorsunuz? Mutlaka size soranlar da oluyordur. Ne olacak? Ne bitecek diye. Melik kardeşimin çizdiği çerçeveyi çok önemsiyorum. Bir siyasetçi olarak da önemsiyorum. Bunu bir arizi durum olarak hemen ve şimdi çözülmesi gereken arizi bir durum olarak görmek lazım. Yaş sınırlaması getirdiğiniz andan itibaren yeni bir sorun alanı açmış oluyorsunuz. Yeni bir yaş sorunu. Tekrar emeklilikte yaşa takılan YT dediği gibi Melik kardeşimin. Yeni emeklilikte yaşa takılanlar bende bakımla ilgili. Müthiş bir zeka. Kendisini tebrik ediyorum. Çok doğru aslında. Siyaset kurumu inşallah bu yanlışlığa düşmez de o iş adamının teklifini de yerinde buluyorum. Yani bu bir külfet. Evet iş dünyasına bir külfet. İş adamlarımıza bir külfet. Ama bu artık bir sorun. Ciddi bir
sorun alanı. Eğer hükümetimiz yaş sınırı ekseninde hangi çözümü benimselse benimsesin muhalefet mutlaka bu yaş özelliğinden yeni bir muhalefet algısı geliştirecek. Yani yaşı kırk kile yapsa diyecek ki niye kırk değil? Kırk yapsa niye otuz sekiz değil? Atıyorum yani varsayım salı olarak söylüyorum. Onun için bu tabii. Yaş ııı sınırına takılmadan bunu bir arizi sorun mutlaka çözülmesi gereken arizi bir
sorun. Ve bu konuda da hükümetimizle. Ama orada da iş dünyasının işte iş dünyasının onu söyledim zaten. Iş adamımızın o teklifi yerindedir. Boşluk da deniyor ya yani işi yani yani uygun kredi koşulları yaratılarak. Siz giden tazminat için. Veyahut da şey yani hükümetimiz külfeti yüklenerek iş dünyasıyla bu problemi artık Türkiye’nin gündeminden çıkartması lazım. Eee ben bu konuda eee bir kardeşimin çerçevesini çok özür dilerim. Orada bir talepleri daha var. Buyurun. Onu da söyleyeyim atlamadan şimdi bizi izliyor o bir grup iş adamı. Anlamada önemli bir derdinde yöneticileri. Diyor ki eee şimdi eee emekli olup bir çok kişi aslında işine devam etmek istiyor. Ve biz de bu insanların bir liyakati ve tecrübesi olduğu için bırakmak da istemiyoruz. Yani diyelim ki işte atıyorum hanımefendi ben EYT’den emekli oldum. İş vereyim diyecek ki devam et. Peki eee fakat mesela emekli olup işe devam edenin eee sigorta primi diğerinden daha yüksek. Onu da mesela eşitlemeleri gerekiyor diyor. Şimdi orada da gerekçe ben sordum ay niye böyle? Deder ki yani yaş ilerledikçe riski artıyor. Adamın sağlık külfeti artıyor, ölüm riski var. Bunlar hep böyle risk olduğu için zamanında böyle tasarlanmış. O sigortalar da mesela eşitlenirse yük tamamen bizden alınmıştur da. Ama
buna hükumette sıcak bakıyor onu söyleyeyim. Yani çok basit de bir şey yaparız dediler hatta konuştuğum kişiler dedi ki basit bir yasal düzenlemeyle o eşitlenir. O külfet oradan kalkar ama eee yani o kıdem meselesi işte o nasıl çözecek gerçekten bilmiyorum. Yani eee en önemli buradaki mesele kıdem meselesi diyorsunuz o zaman eee Melik Bey. Tabii tabii. Aynı temel meselor o görülüyor. Yani Mehmet abinin dediği gibi
yani eee sonuçta hani işverenler tamam hani biraz eee elini cebine atacak. Öyle de böyle ama adam diyor ki ya ben orta işletmeyim mesela. Eee o benim orta işletme de aynı anda dört kişi çarp kıdemle. Ben ne yapayım diyor. Şimdi hani eee tabii ki benim görünüm sonuçta işçilerin emekçiden yana ama yani işverenin kapısına da böyle kilit vuracak zaten ya da zora sokacak bir şey de olmaması gerekiyor. Eee onlar da kendilerince çözüm arıyor. Yani dedim ya bir kısmını devlet yüklensin ya da bize düşük faizli kredi ya böyle onlar da kafa yoruyor yormuyor değil. Onlar da hakkını yiyemeyeyim. Yani onlar da kafa yoruyor ve sürekli bunu iletiyorlar. Ama hani sonuçta böyle Mehmet abin dedi ki bu soruna tümilen neşter vurulması meselesi önemli. Yani bir daha konuşulmayacak bir neşter. Kapansın, dosya kapansın. Ben bu konuda gerçekten yani Vedat Bilgin hocamız eee değerli bakanımız
eee bu konu üzerinde çok derinlikli, çok yönlü çalıştığını biliyorum. Yani Cumhurbaşkanlığı’nda baş tanışman kendine milletvekilliği bittikten sonra münasebem bu konu üzerinde çalıştığını, eline boyuna çalıştığını biliyorum ve ben eee bu konuda en iyi çözümü de eee herkesi memnun edecek bir çözümü de bulacağına inanıyorum. Bu akşam yapacağı açıklamalar bir çerçeve açıklamadır. Belki sonradan işi tekrar doldurulacak açıklamalardır.
Zaten siyaset kurumu bir şey ortaya koyduğunda eee son aşamaya gidinceye kadar da içi doldurulması gereken bir çerçeve olarak görülmelidir yani. Biraz orada tepkiler, reaksiyonlar tabii ki ama ama ben eee iş dünyasının bu hassasiyetinin de gözetilmesi gerektiğine inanıyorum. Yani eee hükümetle iş dünyası işte diğer eee şeyler de eee herkesi memnun edecek hiçbir formül yoktur diğer yüzünde. Ey vallahi de. Ama bu sorunu artık kalıcı bir biçimde Türkiye’nin gündemine çıkartmamız lazım. Bunun da yolu iş adamlarımızın da önerdiği çerçevede. Yani eee o hem işvereni rahatlatarak hem de artık yaş sınırı olmadan ben hükümetimizin bunu eee kesin bir çözüme kavuşturacağı kanaatindeyim. Bu konuda da Vedat Bakanımızın çok yetkin bir isim olduğu kanaatindeyim. Efendim eee bakan bilginin açıklamasını da bekliyoruz.
Eee tabii ekran başında izleyicilerimiz de tahmin ediyoruz ki bekliyorlar. Dolayısıyla açıklama geldiğinde eee haber global ekranlarından da takip edebileceksiniz. Onu söyleyelim mi? Siyasetçi olarak şeyde konuştuk. Bakalım onun ne diyecek diyorsunuz? Ben en son konuşayım. Ben vatandaş olarak konuşmak istiyorum. Ben de vatandaş olarak konuşacağım. EYT’li hiç sorunum yok yani. Ona bile takılamadım ben de. Ben de takılamadım. Olsun. Olur bey. Şimdi aslında çok gençsin Onur bey. Hep beraber genciz de işte ben buna keşke takılsaydım da kızsaydım falan biraz. Böyle bir sorunum olsaydı. Böyle bir sorunum olsaydı keşke. Olmadı. Şimdi aslında işin böyle çok köküne bakmak lazım. Yani bu EYT dediğimiz sorun bin dokuz yüz seksen ve sonraki doğumlular varsa bizi izleyenler EYT’liler aslında onların sırtından eee şey yapmak istiyorlar. Diyebiliriz değil mi? Yani nedir bu? Şu. Yok bence onu öyle deme. Biraz ders oldu. Aldınırız. Hayır hayır. Aldınırız. Şimdi yok devam edeceğim sonra hiç alınacak bir şey kalmayacak. Neden? Şimdi aslında burada konuştu. Doksanlardaki hükümetler özellikle biraz daha oy kaygısı, biraz daha popülizm için emeklilik yaşını indirdiler, indirdiler, indirdiler. Kırklı yaşlarda emekliliklere kadar geldi iş. Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım. Kırk yaşında birisi emekli olursa artık kaç kişi çalışacak da kaç tane emekliye bakacak? Bir de biraz önce Melik Bey dedi. Yani tam en verimli tecrübeyle donandığınız yaş diliminden. Bu yaşlarda emekli oluyorsunuz. SGK sistemi
normal şartlarında gelişmiş ülkelerde altı kişi, yedi kişi, sekiz kişi bir tane emekliye bakarken en az biz de öyle bir yere geldik ki birebir. Şimdi böyle bir şey olduğu için dediler ki bu kadar erken emeklilik olmaz. Bin dokuz yüz doksan dokuz yılında bir yasa çıktı. Bu yasama meclisinde bu yasayı çıkartanlar da amaçları bir mağduriyet yaratmak değildi ancak potansiyel olarak o mağduriyet yaratılmak zorunda bırakıldı. Hatta şunu da söyleyeyim ek olarak yani eee
olayı popülizm ve siyaset üstü düşünmek lazım. Buyurun. Doksan dokuzdan sonra çözmeyen ya da çözemeyen hükümetler zaten AK Parti hükümeti ama dönemleri var. Gerçekten başka çaresi de yoktu. Neden? Bu dönemde o çok erken emekli olanların yükünü SGK’nın sırtından atmasaydı devlet sistemi, SGK’nın yürüyebilecek hali kalmamıştı. Şimdi de diyor ki şeyler işte bu eee emeklilikte yaşa takılanlar içinde yaşa takılanlar
mevzumundaki sorun şu artık hala konuyu tam olarak çözemedik. Hala çalışan sayısı emekli sayısını istediğimiz kadar üzerinde değil. O halde emeklikte yaşa takılanlar içinde yine de bir sınır yapalım derler. Mantığı bu bu iş. Evet. Ama şimdi bir de yani bir hukuki olarak bakmak zorundayız. Sizin. Benim de yani gerçekten hassast olduğum bir kendi alanıma hassast olduğum alan. Bin dokuz yüz doksan dokuzda dokuz Eylül bin dokuz yüz doksan dokuzda bu yasa çıktı
çıktığı tarih itibariyle sigortalı olanlara devlet şunu demiş, söz gelimi bunu atarak söylüyorum. Kardeşim sen kırk iki yaşında emekli olacaksın diyordu sekiz Eylül bin dokuz yüz doksan dokuzda dokuz Eylül bin dokuz yüz doksan dokuzda devlet demiş ki yeni bir yasa çıkartıyoruz. Arkadaşlar özür diliyoruz, pardon. Bundan sonra kırk iki yaşında değil, söz gelimi altmış yaşında emekli olacaksın demiş. Adam da şunu söylüyor, arkadaş ben çalışmaya başladığım sürede başka bir statü vardı. Şimdi statümü değiştirdin ve belki on beş, yirmi sene fazla çalıştırmamı gerektiriyorsun. Devlet diyor ki burada ya ben haklıyım, SGK battı, o olabilir, sen haklısın diyor ama bana bunu söz vermiştin diyor, o benim de hakkım var diyor. Bu noktada Nasrettin Hoca’nın şey misali herkesin haklı olduğu bir yalan var. Herkes haklı. Şimdi burada ne olacak? Burada. Onur hocam sen de haklısın. Ha ben de haklıyım. Siz de haklısınız Melik Bey. Şimdi burada bu emeklilikte yaşa takılanların hukuki sorunu bireysel olarak çözüldüğünde ne olacak? Kim ödeyecek bunların parasını Başak Hanım? En başına geldim. Başak Hanım evet. Evet. Başak Şengül ödeyecek. Onur iste ödeyecek. Yaş itibarı. Yaş itibarı. Çalışanlar çünkü özellikle bu artı seksisi olabilir. Bin dokuz yüz seksen ve sonraki doğumlular bu şey emekliye yaşa takılamayanlar oldukları için bunlar çalışacaklar. Emeklilikte yaşa takılmayan bir tık öncekilerin bu emeklik maliyetini ödeyecekler. Ama şunu söyleyeyim yine bireysel olarak söyleyeyim yani partim adına da söyleyebilirim bunu. Emeklilikte yaşa takılanlar sorunu
çözülmeli mi? Ya bireysel olarak devlet bu maliyetlere katlanmak zorundadır. Bir hukuksuzluk yaptıysa er ya da geç şu anda geç olmakla birlikte güç olmasın. Bu sorun çözülmek zorunda ama bunu böyle büyük bir sanki şey gibi hani şimdiye kadar devleti hangi şey olursa olsun, hangi parti olursa olsun, hangi hükümet olursa olsun hepsini dışlayarak söylüyorum. Bir eee elinden eşler varmış da insanlara kötülük yapıyormuş zannetmesin insanlar. SGK sistemi çökmüştü ve bunun düzeltilmesi lazımdı. Aslında bu süreç ııı biraz onu sağladı diyorsun. Bu onu sağladı. Asıl bizim yani hani ölmüşte tabii rahmet okumak lazım. Bizim kültürümüzde de bu var ama aslında şuna dikkat etmek lazım. Kim veriyorsa ben daha küçük emeklik yaşı vereceğim deyip bunu siyaset malzemesi yapan ııı siyasetçilerimiz bu hale getirir. Gerçekten dünyanın hiçbiri kırklı yaşlarlığı. Süper emeklilik diye bir şey de hatırlıyorum ben yani farklı ııı bir ııı daha da erken ne alabiliyordunuz emeklilik yaşınızı filan. Bu noktaya şöyle tatılın yani kendi akrabalarım için de var hepimizin var. Otuz altı yaşında emeklilik var. Evet. Otuz altı yaşında dünyanın hiçbirine emekli olamazsınız. Biz bu kadar zengin bir ülke değiliz. Şunu söyleyeyim ben bin dokuz yüz seksen üç doğumluyum. Bu şahsi bir mesele değil. Ben ödeyim tabii emeklilik Eğiteli’lerin parası. Hiç sorun değil de. Başak Hanım da öder. Onunla da keyfini. Onunla sorun yok. Biz öderiz. Ama burada siz genç çalışanların sırtından bir emekli fonu yaratıyorsunuz aslında. Yaptığınız şey bu. Yaratılması taraftarıyım. Şu anda söz verdiysek tutacağız diye ama bundan sonra olabilecek bir mevzu değil. Gerçekten uygar ülkelerde nasıl insanlar çok kişi çalışıp az emekliğe bakıyorsa biz de bunu yapmak zorundayız. Tabii antitez şu da söyleniyor. Şunu da hatırlatmak lazım. Yani atıyorum Norveç’teki yaşam standardı. Çok daha uzun bizdeki de az ama tamam Norveç’teki yetmiş yaşında da emeklilik olmasın ama biraz bir bitik alabiliriz. Emekli olduktan sonra yaşasın insanlar. Birazcık da rahat edelim diye bakıyoruz. Ya yani orada da işte. Ya bu her herkesin. Altmış iki yaş çok uzak. Haklı olduğu bir yer burası. Ama yani böyle bir tarafa bakıp böyle vicdansız devletlememek lazım. Bunun için söyledim bunu. Bir de şu var. Şuna çok dikkat etmek lazım. Sadece işverenlerin şu anda kıdem tazminatı yükümlülüğü düşünüyor. Mesela Melik Bey de onu çok güzel bahsetti. Yani şey dedi. Çünkü emekli olduğunuz zaman çalışan ne olacak? Emeklik başvurusu yapacak. Belli pirimin de olurdu diye. Aynen. Işverenler kıdem tazminatı isteyecek. Evet bu sorun. Ikinci sorundan da Melik Bey bahsetti. Bunların bir kısmı da çalışmaya devam edecek. Ama burada çalışmaya devam edenin eee SGK’ye ödenen prim eee miktarı emekli olmayanlara göre daha fazla. Hadi bu da eşitlenebilir ama şunu nasıl çözeceğiz? Bunun üzerine konuşmak lazım. Bir kısmı da çalışmayacak bu insanların ve en verimli çağlarında emekli olmuş olacaklar. Işveren en verimli en hakikatli çağında emekli olan yetişmiş iç gücünü kaybedecek aslında piyasada. Bu noktada hani ciddi bir çıkmaz var. Kolay bir sorun değil o yüzden dikkatli konuşmak lazım. O yüzden böyle hani ne eleştiri ne övgü yani bunu böyle belli bir dengede belli bir devlet adamı sorumlu içindeydi. Saklısınız. Mete Bey buyurun. Bana katılıyor bir sade vatandaşı olarak. Eee sen takılmadın ben de emekli bir insan olarak söyleyeyim o zaman. Ödeyeceğiz artık. Hayır yete değil emekli olmuş bir adam olarak söyleyeyim. Bakın iki üç tane şeyi tartıştınız, iki üç tane şeyi konuştunuz. Ben size birkaç veri vereyim. Şimdi demin dediniz ki bir buçuk
milyon insan emekli olacak. Ve bir buçuk milyon emekli olduğunda ııı işte ne kadar insan onun şeyini ödeyecek. Peki soru şöyle gelsin. Türkiye’de ne kadar ııı kaçak çalışan işçi var? Kaçak çalıştırılan işçi var daha doğrusu. Önce kaçak çalıştırı çalıştırılanların hepsinden aldığınızda Türkiye’de böyle bir sistemsel bir sıkıntı
olmaz. Yani Türkiye’de kaçak çalıştırılan işçilerin durumuna baktığınızda onlar zaten sistemin içine sokabilirsiniz milyonlarca insanı. Bu sorunlardan bir tanesi bile olmaz. Yani sistem sistemin içindeki hataları ve ııı delikleri kapatabilseniz sistem zaten tıkır tıkır işleyecek kadar iyi bir sistem. Ikinci bugüne kadar yaşanan bütün olaylara baktığımızda bütün durumlara baktığımızda SSK ödemeleri
yapmayıp bunu bir kredi olarak kredi kullanma olarak düşünen nasıl olsa iki sene sonra bir tane af çıkacak deyip ııı bu parayı zamanında ödemeyip SSK sistemini zora sokanlarla önce bunun doğru bir muhasebesini yapmak lazım. Benim hani başından beri ııı konuştuğum şeyler ııı baktığım olaylara baktığınızda her daf azına iş dönüyor taşıyor çalışanlara
geliyor. Demin çok güzel iki tane örnek verdiniz. Iki üç örnek verdiniz. Evet Avrupa’da insanlar geç çalışıyorlar. Geç emekli oluyorlar. Çok doğru. Ama onların çalışma saatleri Türkiye’deki çalışma saatlerini bir düşünün bakalım. Onların çalışma ortamlarıyla bizim çalışma ortamlarını düşünün bakalım. Işte standart. Yaşam sürelerini hatta. Oraya gelmedim daha. Ben hala çalışma sürelerindeyim. Ben hala evet. Yani. Doğru. Türkiye’de ııı Türkiye’de bir insan çalıştığında kaç saat çalışıyor? Kaç saat çalışıyor? Haftada kaç saat çalışıyor? Ve bunun sonucunda ııı yetmiş yaşına geldiğindeki vücut yıpranmasıyla veya işte Avrupa’da ki altmış yaşındaki bir insanın vücut yıpranmasıyla Türkiye’deki vücut yıpranmasını bir şöyle bir karşılaştıralım. Altmış yaşına geldiğinde Avrupa’da birisinin evini veya işte
arabasını almasıyla çalışacağı süreyle Türkiye’deki çalışma süreçlerini. Türkiye’deki işte ııı yaşanan diğer sıkıntılar işte devalisyonlar ve diğerleri. Baktığınızda yani olay dönüyor taşıyor. Vatandaşa diyoruz ki kardeşim biz bir sistem kuramadık. Ama sen bu sistemin bütün yükünü üstüne al ve devam et. Devlet dediğiniz şey nedir aslında? Devlet bir organizasyondur. Ve sen onun içinde yer almak için para
ödersin. Doğru mu? Devlet senden neler için para alıyor? Vergi alıyor değil mi? Ne için? Alıyor. Sana güvenliği sağlamak için değil mi? Başka ne için yapmak için sağlıyor? Adaleti sağlamak için. Sonra sağlık hizmetlerini vermek için. Ulaşımını sağlamak için. Daha sonra ııı işte ııı bu kültür, sanat ve diğer faaliyetlerle ilgili. Onlarca vergi ödüyoruz. Onlarca ııı bununla ilgili paralar yatırıyoruz. Bak yine döndük,
dolaştık, şeye geldik. İşte emekli olacağım bu parayı ödeyecek mi ödemeyecek mi? Iyi de zaten bu para öncesinden ayrılması gereken bir para değil mi? Kıdem tazminatı. Kıdem tazminatı. E işveren tabii Türkiye öyle bir yer ki yani. Ya bak işte yine aynı yere geldik. Bunun da mı sorumlusu şey oldu? Çalışan. Eee çalışan oldu. Yani olay bitiyor. Her şey bitiyor. Biz satıyoruz ki çalışanlara. Yok arkadaş. Sen
biraz daha çalışsın. Çalışsın ya sorun yok. Ama çalışmasının sonucunda altmış beş yaşına geldiğinde sağlığı bir otuz yıl daha yirmi yıl daha çok keyifli bir hayat sürmesine yol açacak mı? Çok keyifli, sağlıklı. Öyle gezerek, dolaşarak hani hep diyoruz ya Avrupa’daki gibi hani adam Türkiye’ye geliyor diyoruz ki ne kadar güzel emekli adam gelmiş, geziyor falan. Yaptırabilecek miyiz? Ya biz çalışanlara ne veriyoruz ki emekli sana veriyoruz. Bu noktadayız yani. Eee işte hikaye geldiğimiz yer hani eee sistemi gelin beraber tartışalım. Sistem zaten kendisini doğru yere getirirse açıklar kapanır. Bütün sıkıntılar yola çağırsa, yol açılırsa, ortadan kaldırılırsa zaten sistem tıkır tıkır işlerse çalışanlar da erken de emekli olabilir, yüksek maaşlar da alabilir, diğer sistemsel hatalardan da getirebilir. Ben şeyi itiraz
ediyorum. Gerçekten söylüyorum. Her şeyin sonucu gelip dönüşüp şeye geliyor, vatandaşa geliyor. Diyoruz ki vatandaş emekli olursa sistem çöker. Arkadaş demin söylediğim önce bu sıkıntıları kapatmak için yapın. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için eee beraber. Kaç kişi var Türkiye’de sistemde çalışan insan sayısı? Yanlış hatırlamıyorum
sanırım yirmi milyon civarındaydı galiba değil mi? Doğru. Yirmi milyon insan, yirmi milyon insan çalışıyor. Yirmi milyon vatandaş çalışıyor yani. Yani yirmi milyon insanın ııı hayat standartlarını ki bunların çoğu seçmen. Yani hepsi seçmenler çoğu değil miyim? Hepsi seçmen. Tabii. Ve siyaseten de yönlendirecek olan da onlar yani. Onların verdiği oylarla gidecekler. Ama iş geliyor
deniyor. İşte sistem tıkanır mı? Arkadaş çıkarttırmayacaksınız ya. E gerçekten tıkarttırmayacaksınız ya. Veya şimdimin söylediğiniz mevzu. Eee bunların hepsi emekli olursa eee o zaman insanlar çalışmak için eee şey yapar mı? Arkadaş o kadar güzel maaş var ki adam bir daha gelsin çalışsın. O kadar güzel bir iş ortamı hazırlar ki eve gidip oturmaktansa seninle
beraber iş arkadaşlığı yapmayı tercih etsin. Hiç bunların hiçbirini yapmıyoruz yani ben işveren için konuşuyorum. Eee ama adam ama adam çalışsın. Eee arkadaş Adam aynen bana şöyle söylüyor ben soruyorum arkadaşlarıma şimdi. Diyorum ki ya çalışmayı düşünüyor musun diyorum. Aynen söylediği şey şu. Çok işle konuştum. Abi diyor hesaplattım diyor. Alacağım maaş diyor. Işte atıyorum dokuz bin beş yüz lira. Evet. Eee ben
zaten dokuz bin beş yüz lira alıyorum diyor. Hani niye çalışayım ki o zaman diyor. Yani dokuz bin beş yüz lira alıyorsam niye dönüp tekrar dokuz bin beş yüz lira için çalışayım ki diyor. Şimdi düşünsenize çalışanın maaşının çalışanın maaşının yüksek olmadığı bir sistemden bahsediyoruz ya. Bu da başka bir boyut mesela. Çalışanın maaşı yüksektir arkadaşlar. Şimdi Avrupa’da Avrupa’da önce adamın maaşı yüksek. Emekli maaşı düşük. Bak emekli
maaşı düşük ama çalıştığı zamanki o kadar yüksek maaş alıyor ki hayat standartının büyük bir çoğunluğunu zaten maaşı sırasında kuruyor. Eee başka bir şeye daha gelelim. Hani hep tartışıyoruz. Birazdan asgari ücrete geleceğiz. Asgari ücretin genel tabirine diyor ki devlet kardeşim bundan aşağı daha maaş verme kimseye. Ama bizde öyle anlaşılmıyor ki. Biz de herkese bundan bundan verirsin maaşı gibi algılanıyor. Yani Türkiye’de maaşlıların yüzde bir ara altmış beşi diyorlardı. Hadi biz bunu abartılı kabul edelim. Yüzde kırk beşi diyelim. Bak yüzde yirmi de attım yani. Yüzde kırk beşi bir ülkede asgari ücretle çalışır mı ya? Yani senin söylediğin rakam senin söylediğin rakam aslında bir şey rakamı. Hani nasıl diyeyim sana? Hiçbir şey yapmayacaksın ve bundan aşağı ben düşünmüyorum dediğim maaşı normal herkese verebileceğin bir tavana getir. Bakın bu tabanken Türkiye’de asgari ücret tavan. Tavan tamam. Bundan daha yukarı çıkartmıyorlar. Yani insanlar gittiklerine, iş yerlerine gittiklerine baktıklarında kazançları ile beraber değerlendirmek gerekmiyor mu? Onların refah seviyesini yükseltmek gerekmiyor mu? Bak bunların hiçbirini konuşmadığımız sizler de siyasetçisiniz daha iyi biliyorsunuz. Bunlar konuşulmadığı müddetçe olay nereye geliyor biliyor musun? Dönüp dolaşıp EYT’de EYT’nin eee Türkiye’nin üzerine getireceği yük
konuşuyoruz. Peki söyleyeyim ben size Türkiye’de zamanında ödenmeyen SSK primleri ve zaman zaman çıkan aflarla SSK’nın üzerine binen yük ne kadar peki? Eee tabii o da başka bir bir de onu açıklasınlar. Hayal ya diyorum ya dönüyor dolaşıyor, dönüyor dolaşıyor, dönüyor dolaşıyor. Faturanın
hesabını yine çalışan, çalışana kesiyorlar yani. Orada ödenmeyenlerde şöyle bir kusur var. Biliyorsunuz şu anda birleşti. Eskiden Bağkur, SGK vardı. Bir de emekli sandığı vardı. Emekli sandığında bu yok. Hepsi SGK çatısı altında birleşti. SSK’ydı. Şöyle SSK, Bağkur, Bağkur ve emekli sandığı doğru. Üç ayrı kurumdu. Birleştirdiler. S.G.K dediler. Şimdi buradaki aflar yalnız EYT meselesi bir emeklilik ve S.G.K meselesi değil. Sadece o değil elbette. Yani. Buradaki af konusu için söyleyeceğim. Çok da farklı bir konsepti var. Bence bu burada af konusunda af konusunda şey var. Bağkurluların yani. Kayıp olmuyor mu? Yok yok. Silinen şeyler şunlar. Adam mesela kendisi şey. Iıı küçük esnaf kendi sigortasını kendi ödüyor. Bağkurlu. Onunki siliniyor. Ama adam yine küçük esnaf veya büyük esnaf fark etmez. SSK’lı işçi
çalıştırıyor yanında. O işçi için ödemesi gereken şey devlet onu affetmiyor. Onu sadece işte faiz siliyor bilmem ne faizini sülüyorsun canım. Allah Allah. Ama sıfırlamıyor yani. Ya faizini sülüyorsun. Sen zamanında ödemediğin için. O kadarı sıfırlaması diyorsun. Hayır. Zamanında ödemediğin için devlet orayı finans etmek zorunda kalıyor. Finans poların aynı noktadayız. Ben onu söylemeye çalışıyorum. Peki. Yani işin faturası bence şeye kesmeyin kardeşim. Çalışana kesmeyin. Bu ülkenin insanları da eee herkesten daha fazla
performans gösteriyor. Ya şurada şu dengeyle korumak lazım. Bazı çalışanları diğer bazı çalışanlardan süper ayrıcalıklı hale getirmeden bir şey yapmak lazım ama öyle bir noktaya geldik ki şu anda. Eee daha önce yapılan yanlışlar eee bazı işleri çıkmaza sokmuş. Yani erken emekli olsun diyorsun. Kördüğüm olmuş. Kördüğüm olmuş. Hakikaten erken emeklik olmaz. Ama bu insanların da hakkı mı? Hakkı. Söz vermişiz. Tutmuyoruz devlet olarak. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Olamaz tabii. Sözümüzü tutmak zorunda. Bende
zaten. Ama sizin söylediğiniz o sistemi gerçekten kurduğumuz zaman belki bunları konuşmak zorunda bile kalmayacağız. Çünkü niye? Ama şey değil. Emekli maaşını insan gibi vereceğiz. Kıdem tazminatını insan gibi vermek zorunda kalacak. Insanlar refah içinde tıpkı batılıların olduğu gibi tatillerini yapabilecekler. Insancı yaşayabilecekler. Ama biz yeter kadar çalışan o havuza para biriktiremediği için emekliye de hakkını da veremiyoruz bu sistemden. Ya ben EYT’ye karşı değilim bu arada onu söyleyeyim. Ben EYT’ye destekleyenlerdenim. Yok yok. Ben de destekliyorum zaten. Yok yok yani yani yani yanlış anlaşılmasın. Ben EYT’ye destekliyorum. Emekli, emekli girişe takılanların hakkını almasını istiyorsunuz. Ya o da olacak, bu da olacaklarının eee karşı tezini söylüyorum. Kardeşim bunları yapın. Sonra dönersiniz. Çalışanlara da siz de bunları yapmıyordunuz, yapmadınız. Deyin. Deyin. Deyin diyorum ben de. EYT’li EYT’li arkadaşım bir şey göndermiş. Diyor ki Fehmi Karaman kardeşim yaşım elli abi diyor EYT’liyim. Yedi senedir bekliyorum. Bu sorun
çözülsün diye. Kırk üç yaşında biri he mi emekli olacak şimdi çıkarsa diyor. Peki diyorum benim yedi senemle olacak. Doğru söylüyorsun. Şimdi şunu söylemeye çalışıyorum. Yani yaşa takılma sorunu tekrar çıkacak ya. Bu sorunu eğer kökten çözmezseniz bir şekilde. Bundan sonra herkes e ben benim iki senemle olacak. Haklı olarak yedi senemle olacak. Ben niye bu kadar sene bekledim? Eee ilk defa kırk üç yaşına bassan
hemen emekli olabilecekse ben niye yedi sene? Dolayısıyla öyle bir şey. Evet. Yani bir de bu mesele eee artık çözülmesi gereken bir mesele tabii ki eee televizyona ekranları çok böyle akademik, iktisadi analizlerini yapılabileceği herkesin de anlayabileceği ekranlar değil. Biz izleyenler da anlamaz. Yani birtakım bilgiler notlar var ama yani bunları eee şey ama bu burada şey var. Yani bu sorun çözüldüğünde yani bir paragen işlemesi olacak eee belki bir
ticari eee farklı girdiler olacak. Bir takım böyle mobilizasyon, hareketlilik eee parasal şeylerde yani hükümet bir şekilde işveren dünyasıyla bu sorunu artık kökten çözmeli. Yani eee yedi sene ne oldu diyen arkadaşlarım da artık bunun üstüne şey yapmalı. Ben yedi sene niye bekledim? İyi de yani bir on yedi sene daha mı bekleyeceksin? Öbürü kırk üç yaşında emekli olacak diye efendim benim yedi senem artık
bu tartışmaları geride bırakacak eee bir çözüm şeyinin bululması lazım. Peki. Çünkü bu sadece bir emeklilik ve SKK meselesi değil. Bu artık siyaset kurumunun çözmesi gereken bir de devlet olarak böyle bir yasa çıkartmışsın, söz vermişsin kardeşim. Allah Allah. O dönemde söz vermişsin. Yasa çıkartmışsın. Sonra başka bir yasa çıkartmışsın. Yani bu bu siyaset kurumunu ilgilendiren bir alan inşallah iş dünyasıyla Melik’in de çizdiği çerçevede eee herkesi de
memnun edecek, Eğitirlileri memnun edecek bir formülasyon bulunur. Bu akşam da Sayın Bakanımız açıklar. Hepimiz de alkışlarız. Bu sorunu da tarihe uğurlamış olur. Açıklamayı sizler de takip edebileceksiniz efendim ekranlarımızdan. Eee Melik Bey kısaca asgari ücrete de eee bir bakalım mı sizinle birlikte? Eee yedi bin sekiz yüz kırk beş lira gibi bir rakam eee ifade edildi ama bu pazarlığa başlangıç eee anladığımız kadarıyla. Ne diyorsunuz? Nasıl ilerleyecek?
Bir isterseniz onu da izleyicilerinize hatırlatalım. Herkesin merakla beklediği bir başka konu bu çünkü. Doğru. Eee Türkiye’de eee resmi istatistiklere göre yüzde otuz yedisi asgari ücretti. Bu en son Bakan Bey’in iki hafta önce açıkladığı rakam. Toplamda otuz yüz bir milyon dört yüz yirmi iki bin kişi çalışıyor. Bunun on üç milyon beş otuz altı bini eee asgari ücretti. Yani yüzde otuz yedi asgari ücretti. O yüzden de çok geniş bir kesim bir kere ilgilendiriyor bu mesele. Eee şimdi Çalışma Bakanlığı’nın yaptığı eee şeyde ankette eee birkaç tane farklı rakam çıktı. Yani mesela iş veren yedi bin işte yedi bin elli lira gibi bir rakam istiyor. Eee asgari ücretlerin beklentisi yedi bin altı yüz civarında. Genel olarak kamuoyunun beklentisi yedi bin sekiz yüz civarında. Eee siz söylediniz. Türk işin ııı pazarlığa oturması ııı işte ııı yedi bin sekiz yüz kırk beşten açacağım dedi. Dediler. Evet. Eee ben bütün taraflarla konuştum. Eee benim gördüğüm kadarıyla bir kere eee yani sekiz bin den az olmayacak. Yani sekiz bin sekiz bin beş yüz bandıda bir yerde olacak. Sekiz bin sekiz bin beş yüz arası diyorsunuz. Evet hatta bandı biraz daha daraltırsam sekiz bin üç yüz civarında bir rakam çıkabilir. Yani sürpriz olmaz. Not aldım. Melik Bey bakalım. Evet lütfen. Hatta tam şeyi yapayım ya. Evet yani sekiz bin iki yüz elli hatta tam tahmin ediyorum. Sekiz bin iki yüz elli diyor ııı Melik Bey. Peki. Evet. Peki. Buyurun var mı ekleyeceğiniz başka yoksa hızlıca bunu konuşalım toparlayalım. Melik Bey var mı? Yani şöyle ben. O kadar bağlayıcı konuştu ki üstüne konuşacak şey bulamıyorum yani. Adam şey demedi ki yani böyle sekiz bin civarında olur konuşalım sekiz bin iki yüz elli üç lira. Nokta ötesi yaptı Melik Bey. Evet. Tapattı mevzuyu yani. Bir bildiği var demektir. Şöyle evet o yani. Demeler. Yo ben eee yani taraflarla konuştum ya iş veren hani şimdi yine bana yazacak çok temiz güzel dostlarım var bize dayak attıracaksın diye de onlar hani yedi bin ben yedi bini bile kendileri açtığım başları görüyorum. Vallahi beş bin beş günden yedi bin çıkmaları ya bu AK Parti hükümeti var ya iş vereni bile değiştirdi. Şimdi eski asgari ücretleri ben mesela toplantıdan izliyordum. Adamlar böyle gıdım gıdım çıkıyordu. Mesela atıyorum üç bin iki yüzse üç bin üç yüz otuz beş lira bilmem elli kuruş falan. Şimdi mesela iş veren de bonkör olmaya başladı. Yani mesela o da eli yüksekten açıyor yani. Eee o yüzden hani onları bence sekiz bini ikna etmek çok zor olmayacak. Yani iş verenini de vermeye alıştırdı AK Parti. Allah razı olsun onlardan yani iş verenini taşını elini taşını altına koy dediğinde ikiletmiyor. O yüzden de ben eee sekiz binin altında bir rakam beklemiyorum. Yani hani onların kafasındaki yedi bin ama sekiz bine çıkar. Vallahi eee Melik eee büyük şirketlerin
holdinglerin karlıklarına bakıyorum. Yüzde yedi yüz, yüzde sekiz yüz ya. Çok doğru. Meta abi özellikle finans şirketleri ve gıda şirketleri koronadan sonra biz böyle gıdım gıdım kumbaradaki bozukları kullanırken onların kar marşı çok yüksek. Yani herkes çok kararıyor demiyorum yani. Ama büyük şirketlerin holdinglerin karlıkları maşallah. Allah daha çok versin. Yok finans şirketleri hakikaten ortalamaları yüzde iki yüzün üzerinde. Hani Allah daha çok versin. Gözümüz yok ama hani azıcık iş verene de versinler yani. Hayır sen şey diyorsun ya. Çalışanlara da versinler. Yüzde otuz verince böyle şey diyoruz ya elleri bol falan diyoruz ya. O yüzden dedi. Beğenmedi evet evet. Doğru. Şöyle daha çok küçük işletmeler orta ölçekli işletmeler hani. Ama ben hep söylüyorum. Türkiye’de on kişiye kadar çalışan asgari ücrette çalışılan yerlerle ilgili devlet muhakkak başka bir formül olmalı. Kesinlikle süpans etmeli. Yani çünkü onların bunu kaldırma şansları bir anda yükseltme şansları yok. Süpans edilmeli. Beşle ona kadar. Bir de asgari ücret ne kadar yüksek olursa bir faydası da şu vatandaşın alım gücü yükseldikçe daha çok alma
imkanı doğacak. Daha çok alma da hem o ürünü satan hem üretim açısından üretici açısından şey alım gücü düşük olduğunda diyelim ki üç alacağına bir alacak. Belki bir alırken de bin düşünecek. E dolayısıyla üretici de aslında mallını satarken zorlanacak. O üreticinin mallını bilmem satanca. Onun için yani evet eee sermaye sınıfı da kazanıyor. Eee üreticinin de kazanması lazım. Eee eş güdümlü olarak da asgari ücretinde alım gücünü de yükselmesi lazım. Bu konuda ben de yani rakam olarak bir şey söyleyemem yani eee benim yani Cumhurbaşkanı açıklamamış, hükümet açıklamamış. Melik Bey’in söylediğini mi? O gazeteci tabii o bilir o eee o bir şey söylüyorsa. Eyvallah. Doğrudur. Ama yani ben siyaset kurumunu bir şekilde eee benim bakanım açıklama yapmadan, Cumhurbaşkanı açıklama yapmadan velev ki biliyor olsam bile öngörümü burada söyleyemem çünkü doğru olmaz yani. Aydiyet. Sen de yemin ediyorum var ya. Çok iyi yırttın ha. Ama ama ama şeyi söyleyeyim ben. Yani ben sekiz binin altında eee olabileceği kanat. Bekleyeceksiniz sekiz binin sekiz bin beş yüz aralığında bir yerde. Nerede olur bilmiyorum ama sekiz binin altında olacağı kanaatinde değilim. En azından Melik gibi deneyimli arkadaşlarımızın her tarafla görüştükten sonra söylediklerinden çıkarsadığım şey bu. Doğrusu da bu vatandaşımızın alım gücü yükselsin. O mal üreten de daha fazla mal satabilsin.
Ve o üreticinin malını satan sermaye grupları da kazansınlar. Ben bunun eee toplumun yararına olacağı kanaatindeyim. Merak etmeyin. Ekonomi Türk ekonomisi düzeliyor. Yani küresel eee krize karşı bağışıklık sistemi çok güçlü bir ekonomimiz var. Ve bence Türkiye’nin ekonomisi olağanüstü bir şekilde düzeliyor. Seçime doğru giderken de. Eflasyonun düşmesiyle birlikte vatandaşın alım gücündeki yükselme eee
ekonomiyi çok daha güçlü ııı kılacaktır. Ben her şeyin daha iyi olacağı, daha güzel olacağı günlerin çok yakın olduğu kanaatindeyim. Peki eee Onur Bey buyurun. Sekiz bin biraz da şey oldu Başak Hanım. Ne oldu? Sekiz bin biraz da böyle psikolojik bir bant oldu. Yani mesela yedi bin dokuz yüz doksan beş yapsanız yine hani böyle şey değil. Yani satın alındı artık o. Aha. Aynen öyle. Bu beklenti satın alındı deniyor. Tabii tabii. Mesela benim küçük kızım da var. Böyle etiketlere bakar. Eee baba bunu alalım ve biraz pahalı bir bin lira verilir mi diyorum. Yok baba dokuz yüz doksan lira yazıyor. Mesela onu böyle avlıyorlar öyle. Hazarlama teki. Şöyle. Tabii tabii tabii. Burada da psikolojik değişik sekiz bin. Tamamdır. Buyurun. Melik Bey çok teknik bir açıklama yap dedi ki sekiz bin iki yüz elli dedi. Böyle bir gülümsedim. Şundan Melik Bey. Cumhur İttifakı’nın bileşenlerinden
sayın Mustafa Destici iki gün önce dedik sekiz bin iki yüz elli olacak dedi. Ben onu yazdım bir kenara. Acaba dedim hani içeriden bir bilgisim var ki olabilir bileşenlerden. Vallahi bilmiyordum. Birebir çok şey aynı ihtimallerde konuştunuz. Şimdi burada tabii asgari ücret de böyle dikkatli olması gereken bir mevzu. Tabii devlette asgari ücret de yok. Hep söylediğimiz şey. Yani devlette doğrudan devlet memuruysanız memurlar arasında asgari ücret yok. Aynı taşeronlardan alanlar var. Yani dolayısıyla aslında bu özel sektörde baz maaş. Özel sektörde bunun altında alamıyorsunuz. Şimdi
Türk işin şeyine bakıyoruz. Türk iş açlık sınırı olarak yedi bin yedi yüz seksen beş lira belirlemiş. Yoksulluk sınırı olarak da on bin yüz yetmiş. Şimdi on bin yüz yetmişin yoksulluk sınırı olduğu yerde sekiz bin iki yüz elli az doğrusunu söylemek lazım. Bir de. Ama adı üstünde asgari ücret bu yani. Doğru tabii. Üzene çıkmak da lazım. Ve sayın vekilim burada şey çok önemli. Yani komutanım aslında onu bir teknik bir yerde şey yaptı. Yani bu asgari ücret rakamı
mesela beş yüz kişinin çalıştırıldığı bir işletme için çok ödenebilir. Sayı çok artsa bile. Ama bir pastane bir işte ne bileyim. On kişi. Terzi. Iki kişi, bir kişi, beş kişi, altı kişi. Bunların çalıştığı yerde bu maliyet çok yüksek. Doğru. Doğru. Şimdi devlet iki bin yirmi iki de istedim. Iki bin yirmi bir Aralık’ta doğru bir hareket yaptı. Yani dedi ki özellikle asgari ücretlerde vergiyi kaldırdı. Doğru bir hareketti. Ama özellikle şuna ek olarak yani hangi asgari ücret
miktarı belirlensin ki biz şunu söyleyeyim. Biz sekiz bin sekiz yüz dokuz bin üç yüz Aralığı bekliyoruz. Çünkü hani Melik Bey sekiz bin iki yüz elli dedi. Mustafa Destici sekiz bin iki yüz elli dedi. Muhtemelen sayın Erdoğan farkı da olacaktır orada seçimden önce. Hani ben de şu kadar ekliyorum diyebilir diye böyle bir şeyimiz var. Keşke daha da çok olsa. Zaten ben hesap yaparken şöyle diyorum Onur Bey. Işte artış, refah payı, Erdoğan payı. Yani o mesela beğenmeyip üstüne koyuyor ya. Bir dakika. Sizinki son hali mi peki? Sizin söylediğiniz rakam son hali mi yoksa onun üstüne bir Erdoğan mı? Ya şöyle ben hani sekiz bin sekizin beş yüz bandı hani kesin orada bir yerde olacak. Hani benim tahminim el sekiz iki yüz elli olacak. Çünkü şeyde ya sekiz bin civarında ya da işte ııı mesela iş veren şey diyor işte yedi bin yedi bin
yüz falan o hiç olmayacak. Yani o onu asla kabul etmez de. Eee o yüzden de hani eee Cumhurbaşkanı Erdoğan biliyorsunuz öncekinde müdahale etti. Hatta meclis çıkışında şey dedi. Şimdi lafınızı diyecek. Çünkü yoksulluk sınırı mesela ben bu diyorum ama mesela bir ailenin yoksulluk sınırı yirmi beş binler de şu anda. Yani kaç kişi çalışacak da insani bir şekilde eee bakacak. Yani bu noktada sayın Erdoğan’ın böyle
bir şey yapması aslında toplumun da beklentisi. Herhalde bunu yapacaklardır. Ama ben burada şeyi de çok merak ediyorum. Yani eee özellikle on kişinin altında çalışan yerlerde bu söylediği işveren ödesin ödesin diyoruz ama bu noktada hani vergi almıyor ama SGK prim alıyor. Yani bugün atıyorum beş bin beş yüz lira bir eee işçi alıyorsa eee yedi bin altı yüz üç lira işveren amaliyeti var. Şimdi Melik Bey’in dediği gibi sekiz bin iki yüz elli olsun ya da bizim dediğimiz gibi dokuz bin olsun mesela. Bu rakam on üç bin lira yaklaşık işveren maliyeti. Kocaman bir holding de çok önemli değil. Ama terzinin, pastanenin, bilmem neyin falan olduğu yerde çok önemli. Belki de şunu yapmalıyız. Yani devlet elini her halükarda taşın altına sokacak. Çünkü bu işlemler sübhansözü olmaz. Somut olarak da şey yapılmalı sayın vekilim. On kişinin altında çalışılan yerlerde belki de devlet işveren maliyetini almamalı. Mümkün mü? Üstü olabilir. Üstünü çünkü şu da var. Ya devlet her şeyi nasıl karşılasın? SGK
biraz önce battı diyordun. Bak sen de batılıyorsun diyecekler. Haklılar. Ama burada şu önemli. Yani bir işte sınır her yerde denge. Zaten hayat da denge, siyaset de denge. O makulliği yakalamak lazım. Ama bu kriz sürecinde aslında size söyleyebilirim. Evet. Küçük küçük esnafın korunması. Yani pandemiyle birlikte oluşan kriz sürecinde hükümetimizin uyguladığı sistem şu. Devlet gelirlerinden olabildiğince fedakarlık yaparak vatandaşın lehine arayın. Anayasa sosyal devlet gelişi çok da doğru. Efendim benim devlet daha fazla kazanırsın ama vatandaşın mezunisin. Bugün Numan Kurtulmuş yani başkan vekilimiz de açıkladı. Biz vatandaşımızı memnun edecek şeyi neyse onu sağlayacağız. Bizim önceliğimiz elbette ki devletimiz güçlü olacak ama vatandaşı zayıf. Vatandaşı yoksun ama devleti azmanlaşmış güçlü zengin olmaz. Devlet vatandaş için vardır. Dolayısıyla şu an bir badireden geçiyoruz. Göreceksiniz. Yani hükümetimiz
pey der pey bu ekonomik paketlerini de açıkladığında göreceksiniz. Vatandaşlarımızın lehine. Iş dünyasının sıkıntıları varsa onların da külfetini üstlenerek dediğini şekilde yani küçük ölçekli hepsi için söylemedim tabii küçük işle ölçekli işletmeler. Ya bankadan ikisi üstlenmesin devlet. Tabii. Bankalar zaten zaten dünyayı sömürdüler yani. Zaten sömürdü demeyelim de iyi ki onlar da var. Sömürdü anlamda. Iyi ki onlar da var çünkü onlar da devlet bankaları olmamış olsaydı var ya şu an özel bankalar daha doğrusu ustarsi şirketlerin günümündeki bankalar vatandaşlarımız çok daha fazla sönüyor. Hayır bankalıcılık sistemi reddetmek mümkün değil ama kar payların çok arttığını görerek bunları söylüyor. Iyi ki devletimizin elinde eee vakıf bank gibi halk bank gibi ziraat bankası gibi devlet bankalarımız var da. Kur’anlara Allah razı olsun. Yani gerçekten. Eee çok müteşekkiriz vatandaşlar olarak da. Yani ben süpansiyonsuz olmaz diyorum. Devlet bütün gücünü kuyacaktır. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Yani Erdoğan’ı tanıyan tanır yani. Bir de reisin katkısını kimse önceden göremez. Yani sekiz bin iki yüz dersin bakarsın böyle olsun der. Ve devlet bunu da yüklenir yani. Doğal gazında yüklenir. Orada da bir formu çıkar ortaya. Kesinlikle. Ayrıca bakınız bu adı üstünde asgari ücret. Asgari ücret. Yani bunun üstüne verilen başka paralar var. Devletimizin sağladığı başka imkanlar var. Bütün bu sağlanan imkanları bir
araya getirdiğinizde eee zaten eee mebla o öngörülen meblağ olmaktan çıkıyor yani. Devlet bir sosyaldır. Gerçekten eee konu bu akşam bu değil. Aile ve eee aile bakanlığımız marifetiyle sosyal eee ödenekleri eee kalem kalem açıkladığımızda görürsünüz. Her kesime toplumun ihtiyaççı sahibi olan her kesimine aylık düzeyde dağıtılan şeyler. Yani eee kömür gıda vesaireden bahsetmiyorum. Yani dul
kadınınından tutunuz da işte evde bakıma muhtaç insanlarımıza engelli vatandaşlarımıza gerçekten devlet sosyal bir devlet. Bu anlamda güçlü bir devlet. Eee çok şükür ekonomisi de sağlam bir devlet ve bunu vatandaşına dağıtacak. Bu dönemde hükümetimizin yapmaya çalıştığı şey bu. Bu bir seçim yatırımı değil yani. Peki. Biz AK Parti olarak her zaman için şöyle bir düşündük. Öncelik milletindir. Öncelik vatandaşındır. Devlet vatandaş için vardır. Tabii ki şartlar toparlandığında güçlü bir devlet. Çok şükür devletimiz güçlü. Savunma sanayimizde harcadığımız paraların haddi hesabı yok. Bu terörle mücadele belası da olmasa var ya oraya harcadığımız paraları vatandaşlarımıza bir akıtabilsek emin olunuz ki Türkiye’de hiçbir ekonomik sorunumuz olmaz. Bu yüzden zaten bizi dışarıdan sürekli terörle Suriye’nin kuzeyine Irak’ın kuzeyine Pekka’yla Pensilvanya içeride birtakım fitne odaklarıyla bu yüzden hep engellemeye çalışıyorlar. Yani bir beş sene, on sene terör diye bir sorunumuz olmasın. Oraya harcanan paralarımız olmasın var ya bu paralarla vatandaşlarımız zaten bütün sıkıntılarını giderirler. O yüzden biz beka sorunu derken ekonomi üzerinden de bize operasyon çekiliyor derken bütün bunları düşünerek söylüyoruz. Vatandaşlarımız bunu görsünler. Bakın hala Suriye’nin kuzeyinde Pekka’yla mı savaşıyoruz? Hayır. Dayış’la mı savaşıyoruz? Hayır. Kimlerle savaştığımızı biliyoruz. Doğu Akdeniz’de niye varız? Yani
Karabağ’da niye varız? Libya’da niye varız? Mısır’la niye sıkışmak zorunda kalıyoruz? Niye Suriye Dere Başkanı’yı tekrar bir oyunu bozmaya çalışıyor? Çünkü ekonomik tetikçiler aynı zamanda ekonomimizi çıkartmaya çalışıyorlar. Ama dediğim gibi Numan Başkanımızın da dediği gibi vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Inşallah bütün bu sorunların da üstesinden gelecek bir hükümetleri var. Yani rahat olsunlar. Evet eee kamuoyu bunlara odaklandı. İzleyicilerimiz arasında da EYT’yle ilgili ne olacak diye
merakla bekleyenler var. Elbette büyük bir kesim asgari ücret ne olacak diye merakla bekliyor. Metabeyi dinleyelim. Evet bakalım asgari ücretle ilgili neler söyleyecek Metabey? Allah kolay. Halkın sesi olarak. Halkın sesi olarak. Halkın sesi olarak. Çalışanın yanında. Yani şöyle bir defa hani demin Melik çok güzel sağ olsun iki tane önemli rakam verdi. Bir tanesi yüzde otuz yedir dedi şu anda şey. Eee asgari ücretle çalışanlar. Evet. Bu bunu inşallah yüzde on beşlere filan yani Avrupa’daki oranlara gelir. İşte o zaman biz asgari ücretle artık çalışmanın bir gelenek haline gelmediğini söyleriz. Ikinci asgari ücretin ötesine hani iş adamları için ve diğerlerine ben gittiğimde hani savunma sanayini yazarken birçok işletmeye de gidiyorum hem enerji şirketlerine hem diğerlerine. Tabii cirosal
anlamda Türk şirketleri büyük cirolara ulaşmaya başladıklarında üretim kapasitelerini ııı ihracat değeri yani kilo başı değerler yükseldikçe işçilik ücretleri düşmeye başlayacak. Yani işçilik ücretinin o bütün ııı üretim maliyeti içindeki azaldığında bugün gibi böyle herkes vay işte işçi maliyeti arttığında biz batacağız demeyecek. Daha fazla üretim yapabilen daha kaliteli işçi arandığı için belli bir seviyeye gelecek. Mesela teknoloji şirketlerini geziyorum Türkiye’de. Yani illa savunma şirketi olması gerekmiyor. Ortalama ücretler bunun çok üstünde yani hiç askeri ücret falan konuşulduğu falan bir şey yok. Yani ortalama ücretler on binlerden başlıyor. Yani en düşük ücret oradan başlıyor. Çünkü ürettiği ürünün bir değeri var ve o
değeri üreten kişinin de eee kattığı bir oran var. Yani bizim hani dönüşümü dönüşümü tamamlarken birçok yerde bunu yapmak zorundayız. Isterseniz tarımda, isterseniz ııı sanayide, isterseniz enerjide. Demin üstad söyledi. Bir tek yeri ayağa kaldırarak yükselmek çok çok kolay değil. Yemin ediyorum.
Yani hani askeri ücret ııı sonuç bu ülkenin sonucu. Yani sonucu. Siz sistemsel anlamda çok uzun yıllardan beri bu dönüşümü hızlandırmaya çalışıyoruz ve bu hızlandıran ııı sistemle mücadele eden edilen de bir yerde yaşıyoruz. Çok basit. Herhangi bir bir organizasyon yapıyorsunuz. Örnek vereyim. Savunma sanayi diye konuşul. Demin üstad söyledi diye söylüyorum. Savunma sanayinin bu seneki cirosu on üç milyar dolar civarı. Bu on üç milyar doların yüzde sekseninin yerli olarak yapıldığını düşünürsenin ne kadar büyük bir miktarını Türkiye’de kaldığını düşün. Eğer olmasaydı bunun tamamı yurt dışından alınacak silah ve ekipmanlarla ilgili. Çok doğru. Ama diğerlerin tamamı şu anda Türkiye’nin içerisindeki tesislere gidiyor. Bu tesislerin içinde çalışanlara
gidiyor. Kavgayı yalnızca savunma sanayi üzerine yapmıyorlar ki kavgayı yalnızca Türkiye’nin yolculuğuyla ilgili. Enerji buluyorsunuz. Yani şimdi düşünsenize ya. Bir enerji bulduğunuz işte beş yüz altmış milyar metreküp buluyorsunuz. Ya adamın boğazına tıkıyorlar. Yani bulduğunuza bulduğunuza pişman ediyorlar. Beş yüz altmış milyar metrekübin
yani bir ülke için sevinç kaynağı olmaz mı ya? Işlediğimin örneğini verdi. Güneydoğu Anadolu bölgesinde operasyon olarak güvenli alanlar oluşturmaya başlandığı andan itibaren bölgenin cevher anlamında çok büyük ııı nitelikli ııı madenlere sahip olduğu zaten geçmişte de biliniyor. Ta Abdülhamid döneminden beri biliniyor. Yani hani. Şu an bulduğumuz petrolün haddi hesabı yok.
Allah’ın izniyle göreceksiniz. Dağlarımızdan petrol fışkıracak yani. Yani bunların her biri Türkiye’nin içine doğru akmaya başladığı andan itibaren aslında sistem değişecek. Bugün konuştuğumuz bu asgari ücret hikayesi normal vasıflı olmayan insanları için en az bundan daha aşağı veremezsin. Seni ben kendi insanlarımın daha aşağı çalışmasına müsaade etmiyorum diyeceği bir yere doğru gelecek. Herkese verilen bir yer olarak gelinmeyecek. Efendim şeye gidiyorum işte solma sanayi şirketine gidiyorum. Diyor ki arkadaş ben şu nitelikteki adama ııı on bin liradan aşağı veremem. Çünkü artık oradaki limit orada oluşmuş. Çünkü çalıştığı makinenin değeri birkaç milyon dolardan başlıyor. On milyon dolar, on milyon euro, bir makinenin. Evet. Şimdi Türkiye dönüşümünü enerjide,
sanayide, tarımda bu şekilde yapmak zorunda. Ama bunları tartıştırmıyorlar. Gerçekten bunları tartışamıyoruz biz. Bizim tartışma için geldiğimiz yer hiç burası olamıyor. Olamadığı için de zaten kavga orada başlıyor. Yani ister tok için söyleyin bunu. Ister milli muharib için söyleyin. Isterseniz kızıl elma için söyleyin. Isterseniz başka bir şey için söyleyin. Ben geçen gün arkadaşlarla bir konferansdaydım.
Daha doğrusu bir kitap varında orada gelenlerle sohbet ediyoruz. Yani böyle bir bir saate yakın ön sohbet oluyor. Orada bir soru sordu. Ben bugün desem ki dedim hepinize. Yetmiş bin dolar yıllık olarak gayri sahafi milliye asıl olarak cebinize para girmesini ister misiniz? İstemeyecek kimse var mı? Yoktur. Şu anda ne kadar? Işte en son devalisyonlarla, onlarla bunlarla şu anda yedi bin yedi bin dolar civarında geziniyor. Bir ara dokuz bin dolarlar açıkmıştı. Arada ne kadar fark var? Altmış üç bin dolar fark var. Yani neredeyse on misli artmadan bahsediyoruz. Peki bu artmayı sağlayacak olan yöntemler ne? Bir Türkiye’ye biçilmeye biçilmeye çalışılan
sistemsel anlamda reddedişlerinizi baştan yapmak zorundasınız. Birinci öncelik Türkiye’nin bin dokuz yüz seksen dörtten bugüne kadar maliyet hesapları ile beraber cebinden çıkması gerekmiyor. Cebine girmemesi de bir maliyettir devlet için. Yaklaşık iki trilyon dolar. Bin dokuz yüz seksen dörtten beri bin dokuz yüz seksen dörtten beri iki trilyon dolar bu Türkiye’nin kaynakların içine girebilmiş olsaydı, alın bir kenara koyun. Devam edelim. Yıllardan beri konuştuğumuz enerji konusunda petrol, doğal gazı çıkartma hikayeleri olduğunda çıkan kavgayı düşünün. Altın madenciliği konusunda Türkiye’nin değerli madenlerini çıkartma konusunda çıkan kavgayı düşünün. Alın bir kenara maliyeti koyun. Bunların çıkartılamamasının maliyetini koyun. Yıllardan beri maliyetini koyun. Örnek hangi ülke? Norveç. Tarım ülkesinden enerji ülkesine dönüp geldiği
yol etasına. Hepsinin örneği var. Hiçbiri hayal filan değil, hayal filan satmıyoruz. Arkasından devam edin. Tarım ülkesinden bahsediyoruz. Hollanda alıyor satıyor. Benim ülkemde niye ordudaki fındığı bir İtalyan şirketi satın alır kardeşim? Ben niye ülkemde bunun tesislerini kurup fındığı
işleyip bir liraya alacağım satacağım malı on liraya neye satmam? Tarımı daha fazlasıyla bir noktaya niye götürmem? Yok doğru. Bakın bu kavga yalnızca siyasetlerin yapması gereken bir kavga değil. Aynı zamanda yerel yönetimlerin aynı zamanda toplumun da yapması gereken bir şey. Yani yolsuzluk yalnızca bürokratın, siyasetçinin komisyon olarak yaptığı bir şey değildir. Aynı zamanda bu ülkenin en
büyük yolsuzluğu nedir biliyor musunuz? Projenin engellenmesidir. Projenin engellenmesinin maliyeti yolsuzluktan daha büyük. Daha büyük. Yolsuzlukla tabii ki mücadele edin. Hiç kimse hiç kimseden bu rantı elde etmesin. Ama Türkiye’nin kendi rantını oluşturabileceği enerji, üretimi, sanayileşmesi, kendi markalaşmasının önündeki bir
kavgayı pas geçerseniz bakın bunlar hiç tartışılmaz Türkiye’de. Yani hep konuşulan büyük laflar edilir. Denir ki ya Türkiye’de niye hiçbir markamız yok? Türkiye’de kaç tane tekstil firması var? Neredeyse bütün firmaların taşeronları Türkiye’deki tekstil firmalarıdır. Doğru. İtalyanların niye beş yüz tane markası var? Niye başkalarının markası vardı? Benim ülkemin üreticisi bu ülkedenken
her türlü şey bu ülkede kaynağı varken neden marka çıkartamazsınız? Çünkü marka çıkartmak için önce kendinizin sahip çıkması lazım. Evet. Siz kendi ürününüzü almadığınız müddetçe başka ülkenin gelip senden alması yapamazsın. Önce onun satabileceği alan oluşturacaksınız. Tok. Herkes diyor tabii ya Türkiye’de bir otomobil üreticisi olan bir yeriz biz. Montajla montajla olsa tabii ki üretiyoruz. Evet. Yaptığınızda var. Ama marka işte ya. İşte marka diyordunuz ya. Alın size bir marka. Bir tane marka çıkartıyorsunuz. Adamın kafasını kopartıyorlar. Yaptığınıza yapacağınıza pişman ediyorlar. Peki bunlarla ilgili enerji çıkartıyorsunuz. Enerjiyle ilgili Türkiye’nin Belce yolculuğunun en doğrusu bu. Sekiz yıldır, on yıldır çalıştığım için söylüyorum. Bütün ülkelerin bu kadar büyük enerji açığı varken finanse ederek cariye açık vererek büyümesi mümkün değildir. Şimdi gelin o zaman enerjiyi kavgasında Doğu Akdeniz’deki verdiğiniz kavgada, Libya’daki verdiğiniz kavgada siyaset üste olması gerekirken siyasetçilerin burada kavgasını böyle anlatabiliyor musunuz? Siz hiç gördünüz mü Fransız’ın, bir Fransız’ın başka bir ülkede petrol çıkartan şirketiyle ilgili kavga çıkarttığını gördünüz mü hiç? Emperyalist olmasına rağmen darbe yapmasına rağmen ağzını açtığını gördünüz mü? O ünlü Fransız demokratlarının senatosunda hiç Afrika’yı nasıl sömürerek para kazanatlarını konuşurlar mı? Konuşmazlar. Türkiye beraber kazanacakları formülasyona bile giremiyorsunuz. Mevzuyu açtığınızda nasıl yeteceksiniz bu ülkeye kaynak? Nasıl oluşturacaksınız ya? Yurt dışında yatırım yapmanızı istemeyeceksiniz. Yurt dışında enerjiyle ilgili yaptığınız projelerde yer almayacaksınız. Kendi projelerinizle ilgili Doğu Akdeniz’e ki kavganızda niye kavga çıkartıyorsunuz diyeceksiniz. Terör örgütleriyle yaptığınız mücadele içindeki teknolojik yolculuğunuzda sizi kuvvet çarpanı yapacak olan şirketlerle hesaplaşacaksınız. Sonra diyeceksiniz ki ben yerli ve milliyim ve kuvayı milliyim diyeceksiniz. Yok ya. Yok ya. Kuvayı milliye dediğiniz Atatürk’ün en büyük mücadelesi savaş sonrasıdır. Savaş sırasında mücadele etmiştir ama en büyük mücadeleyi kapitülasyonlarla ilgili yapmıştır. Onun en büyük kavgası odur biliyor musunuz? Lozan’da imzalamak için en fazla direndikleri konu kapitülasyonlardır. E ne oldu şimdi? Türkiye’de herhangi bir konuyu yapmaya çalışın.
Abi Türkiye’de F otuz beş lobisi çıkar karşınızda. Türkiye’de herhangi bir şey yapmaya çalışın. Otomobil lobisi çıkar karşınızda. Türkiye’de herhangi bir şey yapmaya basın doğal gaz lobisi çıkar karşınızda. Yahu kardeşim bu ülkenin kendi lobisi yok mu ya? Kendi milli bir milli lobisi yok mu ya? Eğer bunların her birini yapabilsek gerçekten söylüyorum ben size. Türkiye’nin insanlarının yetmiş bin dolar cebine girmemesi diye bir durum olamaz. Peki Mete Bey biz
bunu. Yani bu bu bakın bu kavga böyle bakın. Kavganın. Biz bunları sizinle sık sık sıklıkla konuşuyoruz Mete Bey bir. Ama ben bunu böyle konuşmaya devam edeceğim. Konuşmaya devam edin elbette ama sizin için bir umut ışığı var mı? Var. Var. Ben bizim bizim Gülhane Hatt huyuma yönünde İngilizlerle yapmış olduğu ticaret antlaşmasının özü nedir? Nedir? Mantık şu. Yıllar yıldır bu ekonomi hudeye sürdürüyor. Ya niye üretiyorsunuz? Zaten tüketeceğiniz bütün mallar biz de var. Biz satalım. Paraya mı ihtiyacınız var? Sıcak para verelim. Ürünü alın. Hem sıcak para verdiler. Hem ürünü bize sattılar. Pahalı pahalı. Bizi kendi ürünlerine alıştırdılar. Yıllar yıl böyle. Şimdi bu ekonomimizi kötü rümleştiren bir şey. Biz geç başladık paradigma değişimine. Keşke daha önceden başlama imkanımız olsaydı. Ama işte AK Parti’nin
içinde de işte. Şu an başka yerlere savrulanları gördüğünüz de ekonominin başında olanları çözüm sürecinde kimlerin çözüm sürecinin başında olduklarını düşündüğünüz zaman AK Parti de kendi içinde çok ciddi bir sınavla karşı karşı şimdi paradigma değişimi yapıyorsun. Hayır kendi ben üreteceğim diyorsun. Ben üreteceğim. Katma değeri yüksek olan şey. Ben üreteceğim. Bunlar yeterince sahip. Sıcak sıcak parayı kovuyorsun. Sıcak parayı kovuyorsun. Sana bu sefer dolarla şey yapmaya çalışıyor. Bunlar
yeterince sahip çıkabiliyor muyuz? Tam oraya geldik. Dediniz ya. Aslında şunu konuşuyoruz efendim. Refah. Refah’ın tabana yayılması. Asgari ücretten buraya geldik. Bir de bir örnek vereyim. Dağ meselesi çok güzel bir yer başlattı. Nelere bağlı olduğunu. Bakınız Kayseri’de bir firmayı ziyarete gittim ben. Ismini de verebilirim. Bir baktım. Frankie. Çok ünlü ya. Biz bile bir ev yaparken illa Frankie olacak. Ama Urdu üretiliyor. Geliyor sadece. Vermesek çok da. Hayır hayır. Geliyor şeyini basıyor. Madem ki Frankili Sinfer dediğim. Hadi Sinfer kendi yerli ürünümüz. Kayseri’de onlar üretiyor. Geliyor aynı ürünü. Bak onun fabrikasında üretiliyor. Ama hiçbirimiz evimize kendi ürettiğimiz elin eee gavuruna da ürettiğimiz şeyi eee yapan firmadan almıyoruz. Niye? Eee çünkü evine gelip baktın sana ha. Sen bunu mu kullanıyorsun? Vestel mi yani? Şimdi bu niye marka yaratamadığımızı dikkat çeken sözlere çok önemli. Biz sahip. Biz sahip çıkmıyoruz. Dolayısıyla kendi markalarımızı biz üretemiyoruz. Peki buyurun. Ümit var mı diye sordunuz. Kesinlikle var. Bir lafa yani bu ülkenin. Eee bir de çok kutuplaşmayı da konuşuyoruz ya bu dönemde. Yani bu sahip çıkış bir arada bir olmak gerekiyor ya. Bakın bu yolculuk hiç kolay değildir. Başak Hanım. Bu yolculuk hiç kolay değildir. Dediğim gibi eee sizi potansiyel bir eee para hortumlama yeri olarak
gören ülkeler sizden vazgeçmezler. Siz zaman zaman şu lafı söylüyoruz ya biz zaman zaman dönüp şey ediyoruz ya Afrikalılar kendileri niye sömürtüyorlar falan diyoruz ya. E bizim durum ne? Bizim durum ne? Biz belli konularda yüksek sesle bunları yapabiliyor muyuz mesela? Devrimsel bir şey yapan bir adamı sahiplenebiliyor
muyuz? Verdiğimiz tek şey. Damadın şirketi. Damadın şirketi oluyor. Devrimsel bakış açısı dediğim hikaye bu. Sizden olanı sahiplenmediniz müddetçe. Içine siyaseti, içine politikayı ve diğerlerini kattınız müddetçe. Gideceğimiz yer burası. Amerika’da Apple şirketinin sahibi. Demokratlara
yakındır değil mi? Marka söylediği yani. Şey mi? Evet markalarla gidiyor. Markası mı? Mesela telefon. Amerikan şirketi diyeyim. Amerikan şirketinin en büyüklerinden bir tanesi. Elon Max diyeyim o zaman. Adam cumhuriyetçi. Şey o Twitter’ın sahibi. Adam şey, cumhuriyetçi. Evet. Evet. Şimdi demokratlar demokratlar Elon Max’ın boğazını mı sıkıyor? Hayat hakkı mı tanımıyor? Çünkü biliyor ki onun yaptığı ve sattığı malları sattıktan sonra oluşacak vergi sisteme giriyor ve sistemde olduğu kaynaklarında kendisi yapıyor. Üç yüz elli milyonluk bir ülke gayrisafi millası kırk beş bin dolar. Bu gayrisafi milli hasileye oluşturan yaklaşık yüz tane şirketleri var. Büyük şirketleri var. Kolobal şirketleri. Bazı şirketlerin büyüklüğü Türkiye’nin gayrisafi millaha sırası kadar. Eee abi adam sonuna kadar kasada duruyor. Şöyle demiyor ki yani bu şirket özel bir şirkettir. Ben bunu saldım. Mevla’n gayrı demiyor ki Çin rakip olmaya başlıyor. Çin’in şirketi ne? Başka bir mevzu da boğuyor. Boğuyor. Büyümesine müsaade bırakın içeridekini desteklemeyi bırakın içeridekini desteklemeyi dışarıdaki rakibi boğuyor diyorsunuz. Ya peki yani çünkü büyüklüklerini sağlamaya çalışıyor. Biz kendi evladımızı Osmanladaki gibi katlediyoruz. Katlediyoruz. Biz bakın bu kültür nereden geldi bilmiyorum ama böyle filmlerde falan bakıyoruz ya hani diyor ya adam hani nasıl yani Osmanlı kendi evladını şehzadesini nasıl boğazlar? Şehzadeyi boğazlamıyorsun da kendi içinden çıkarttığın evladı boğazlıyorsun. Ne fark ediyor? Şehzadeyi boğazlama.
Kendi evladını boğazlıyorsun. Kendi şirketini batırıyorsun. Kendi şirketinle ilgili karalama yapıyorsun. Kendi şirketinin önünü kapatacak olan hamleler yapıyorsun. Tehdit ediyorsun. E o zaman ne olacağız? E A şirketi büyümesin. E B şirketi büyümesin. C şirketi büyümesin. E devlet herkese maaş mı versin? Peki. Buradan devam edelim efendim. Bir yandan gözümüz kulağımız mecliste, bakan bilginde açıklaması başladığında EYT’yle ilgili bir çerçeve ortaya koymasını
bekliyoruz. İzleyebileceksiniz ama kısa bir araya gidelim, sonra devam edelim. Efendim yeniden birlikteyiz dediğimiz gibi bir yandan meclisi takip ediyoruz. EYT’yle ilgili bir çerçeve ortaya
koyacak. Bu bekleniyor. Bakan bilginin konuşması bekleniyor. Eee o konuşma başladığında bilgin açıklamasına başladığında biz de ekranlarımıza taşıyacağımızı ifade edelim bir kez daha. Eee maalesef eee duyduğumuzda duyduğumuzda ya da eminim ki insan olan eee herkesin hepimizin eee tüyleri diken diken olduğu o iddiayı eee bir kaç gündür de Türkiye’nin gündeminde sosyal medyada çok
çok eee bununla ilgili yorum eee ve aslında eee tepki var. Öyle diyebiliriz. Eee neden bahsediyoruz? Altı yaşındaki bir kız çocuğunun imam nikahıyla evlendirilip cinsel istismara maruz bırakıldığı iddiasından söz ediyoruz. Çok eee büyük çapta tepkilere sebep oldu. Şimdi davayı ve dosyanın içeriğini bir kenara bırakarak ben tepkiler üzerinden şunu
ifade ediyorum. Eee tabii ki davayı takip edeceğiz. Şimdi orada ailenin de eee iddiaları var. Aile ve sosyal hizmetler bakanlığı da bu davaya müdahil oldu. Bunu belirtelim. Eee meclis başkanı Mustafa Şentop tüm bu yansıyan eee iddialarla ilgili çocuk istismarı asla kabul edilemez, affedilemez. Payili kim olursa olsun dedi. AK Parti sözcüsü Ömer Çelik çocukların istismar edilmesi asla asla affedilmeyecek lanetli bir suçtur ifadesini kullandı. Eee AK Parti
genel başkan yardımcısı Hamsa da amasız fakat siz mağdurun yanında suçlunun karşısındayız ifadelerini kullandı. Eee bir tepkide Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan geldi. İslam’a göre bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal olgunluğa erişmeden aile kurmanın anlam ve sorumluluğunu idrak edecek rüşt yaşına gelmeden evlendirilmeleri söz konusu olamaz dendi. Şimdi eee bakanlık davaya müdahil olduğunu açıkladık açıkladı dedik. Ayrıca bakanlığımızca süreç yakından takip edilerek bundan önce olduğu gibi ilerleyen dönemde de mağdura her türlü hukuk sal destek verilecektir den deyip psikolojik olarak da eee yanında olacağı ifade edildi mağdurun. Şimdi eee Metiner çok eee aslında duyduğunuzda gerçekten ürperiyorsunuz. Tüyleriniz diken diken oluyor. Iddialar çok korkunç. Çocuklarla ilgili
zaten eee bu tür suçların eee bu şekilde gündeme geliyor olması hepimiz için aslında bir utanç vesilesi maalesef. Eee şimdi birazdan hukuki boyutuna dair eee Onur Bey’e soracaklarımız da var ama toplumsal algı eee ve bu son olayı karşılaşılma bitimi bakımından siz ne görüyorsunuz? Önce bu tepkiler hepsinin ideolojik siyasi tepkiler
olduğu mümkün değil. Çok fazla insani hassasiyetlerle tepki konulduğu kanaatinde değilim. Beni asıl üzen yanı da bu. Kuramsal olarak, ilkesel olarak tabii ki çocuk istismarını herkes karşı çıkar. Bunu konuşmak bile utanç verici. Ya babayız, evlatlarımız var bizim. On iki yaşında torunum var, hala çocuk gözüyle bakarım. Allah bağış. On iki yaşındaki erkek
torunumu evlendirme yaşında bile görmem. Altı yaşındaki bir kız çocuğunu evlendirme yaşında gören bir zihniyet zaten sakat bir zihniyet. Bunun Müslümanlıkla bırakınız alakasını kurmayı, insanlıkla alakasını kuranlara bile. İslamiyetin ön gördüğü bir şey değil bu. Burada İslamiyetle hesaplaşma birtakım tarikat ve cemaatlerle hesaplaşma bunlar ideolojik bakış açılarının marazi düzeydeki ideolojik bakış
açılarının yansımaları. Bir ortada iddialar var. Yani Onur Bey hem değer verdiğim bir siyasetçi hem de gerçekten çok saygın bir okumuş. Ortada bir iddia var. Tek taraflı bir iddia. Ve bir aile var. Şu an o eee suçlamalara muhatap olan anneyi düşünün. Ben buraya gelirken işte bir video izledim. Diğer kız kardeşlerinin Halet-i Ruhiyesi’ni düşünürüz. Yani yirmi bir yaşında bir kız kardeşi daha var on dokuz yaşında. Bir başka kız kardeşi var hala evlenmemişler. Altı yaşında. O gelinlik altı yaşında giydirilen çekilen bir fotoğraf. Şimdi onunla ilgili dava dosyasında birtakım ses kayıtları var. Eee evlendirildiği ifade edilen kişinin itirafı denebilecek bazı deliller olduğu. Şimdi ifade ediliyor. Dolayısıyla isterseniz hani o boyuttan içeriği eee konuşmak biraz zorlayıcı olabilir. Şu var bakınız. Bir iddia adı üstünde iddia. Biz bu ekranlarda ne tür iddiaları tartıştık? Diyelim ki Osman Kavala’yla ilgili iddianame. Demirtaş’la ilgili iddianameler. Ses kayıtları var, şeyler var. Hatta mahkeme karar bile veriyor. Değil mi? Tayyargıta’ya
gidiyor. Yargıtay da onuyor, istinaf da onuyor. Ama buna rağmen birileri bize hep bu ekranlarda şunu söylemedi mi? Hala yargı süreci tamamlanmadığı için iddianame üzerinden suçlamada bulunmak eskilerin tabiriyle beraat-i zimmet ilkesine, yenilerin tabiriyle masuniyet karinesine aykırıdır. Doğrudur. Doğrudur. Ortada bir iddianame var. Tek yanlı bir iddianame. Doğru olabilir,
yanlış olabilir. Bakınız bu tür bir idda karşısında ilk esel duruş insan olan, insan olan herkese şunu söylemeyi emreder. Böyle bir istismar söz konusuysa failin karşısında. Failin dini kimliği ııı ııı öykü aidiyetin olursa olsun karşısında durmayı mağdurun yanında olmayı gerektirir. Yani
Bu bir koruma kalkanı olmamalı. Hiçbir şekilde, hiçbir şekilde. Yani bunu layık seküler camiyadan biri de yapabilir. Yani bu tür istismarcılar her kesimden çıkabilir. Layık seküler camiyadan… Her profilden söz konusu olabiliyor tabi. Tabii layık seküler camiyadan bir istismarcının çıkmış olması topyekün layık seküler camiyanın suçlanmasını gerekli kılar mı yani?
Şimdi burada din üzerinden bir hesaplaşmaya doğru evrilen ideolojik bir bakış açısı, bir körlük var. O zaman bu arkadaşlarımıza şunu sağlık veriyoruz. Eğer sadece iddianameler üzerinden veyahut da iddialar, tek yanlı iddialar üzerinden yol yürünecekse o zaman bu ekranlara çıktıklarında Ergenekon iddianamesi var, şu an içeride olan paşalarımızla ilgili iddialar var.
Hatta verilmiş mahkeme kararları var değil mi içeride yatıyorlar. Osman Kavala ile ilgili başka davalarla ilgili. Şimdi bunları konuştuğumuzda o arkadaşlarımız bugün bu suçlamaları getiren o arkadaşlarımızın hepsi bize söz birliği dercesine ne diyorlardı? Bu bir iddianamedir masuniyet karinesi. Esastır. Peşinen kimseyi suçlu suçsuz ilan edemezsiniz. Doğrusu bu değil mi? Doğrusu bu. Evrensel hukuk İslami öğreti bize bunu bilmediğin şeyin ardına düşme diyor. Bir olayın doğruluğunu yanlışlığını tahkik etmeden konuşma diyor. Bu olayın bir boyutu bir de kol kırılır yerin içinde kalmasın diyenler var. Asla öyle şey olur mu ya? Mesela Ahmet Hakan’ı okudunuz mu bilmiyorum köşesinden. Hayır okumadım. Ben tarikatları pek çoğunu biliyorum tanıyorum vesaire bu dava dosyasını da okudum. İnsanın midesinin kaldırabileceği boyutta değil diyerek yer vermiş ve en önce buna da zaten karşı çıkması gereken İslami vakıflar ve dernekler bu olarak karşısında sesini yükseltmeleri diyor. Burada dikkat etmemiz gereken en hassas nokta şurası her camianın içinden. Ben bu olayın doğruluğu yanlışlığı konusunda bir şey söylemiyorum. Çünkü bir iddia var ailenin vermiş olduğu bir takım cevaplar var.
Son kerte de buna mahkeme karar vereceğim. Mahkeme aşamasında tek yanlı iddialar üzerinden eğer biz ideolojik bir suçlamaya savrulacak bir duruş sergileceksek o zaman burada daha önce konuştuğumuz konularla çelişmiş oluruz. Demirtaş’ı konuşurken niye sadece iddianameden hareketle böyle bir şey söylemek doğru değil diyorlardı.
Osman Kavala iddianame sözlerinden niye saygıdeğer hakimlerimize, yargıçlarımıza çemkiriyorlardı? Niye çemkiriyorlardı? Niye Ergenekun iddianame sözlerinden? Şimdi şunu söylemeye çalışıyorum. Bakınız kim yaparsa yapsın, bu olaydan bağımsız olarak söylüyorum. Kim yaparsa yapsın, bu büyük bir insanlık trajedisidir. En ağır bir şekilde cezalandırılması gereken bir eylemdir, fiildir. Ama sadece bir duyum, sadece tek taraflı bir iddia üzerinden, sadece bir ailenin topyekin olarak suçlanmasından bahsetmiyorum. Bunun üzerinden, İslam üzerinden, cemaatler, tarikatlar üzerinden bir hesaplaşma başlatmak bu söylemde bulunanların art niyetli olduğunu gösterir.
Şunu söyleyeyim, İsmail Ağa cemaati kim ne derse desin, bu ülkenin en saygın cemaatlerinden biridir, hilesi ordası olmayan bir cemaattir. Açıklama yaptı. Açıklama yaptı. Ne dedi? Çok önemli bir şey söyledi. Bence Türkiye’nin bütün dindarları bu ölçüyü esas almalıdırlar. Ben de bir baba olarak bu ölçüyü çok önemsiyorum. Resmi nikah kıyılmadığı sürece biz dini nikahın kıyılmasına taraftar değiliz dedi. Orada resmi nikah kıyıldığını gösterecek, ondan sonra dini nikah, imam nikahı denilen şey. Onun için İsmail Ağa cemaati bile kendini böyle bir yerde, böyle bir ilkesel, ahlaki yerde konumlandırırken birilerinin sadece o cemaat üzerinden, tarikat üzerinden de değil, topyekun bütün tarikatları, cemaatleri bu tür şeyleri yapan, şenifiyeleri yapan, kötülük udakları gibi gösterip kapatılmasını, savunmaları tıpkı Taksim’deki ağaç bahane şeyine götürüyor bizi. Yani başka bir hesaplaşma bu. Oysa bizim parti sözcüğümüzün de dediği, partimizin yetkililerinde dediği gibi, kim yaparsa yapsın. Kim ki kol kırılır, yen içinde kalır diyorsa, dünyanın en büyük ahlaksızlıkları da onlardır. Peki, Onur Bey, buyurun. Şimdi tam nereden başlayacağımı düşünüyorum ve özellikle olayın vehameti yüzünden de sözlerimi seçerek kullanmaya şey yapıyorum. Fazla da kendime yakışmadan bir söz söylememek için. Şimdi bir kere küçük bir çocukla birlikte olmak, rızayla falan açıklanamaz, hukuki olarak böyle bir rızay yoktur. Bunun adı basbayağı tecavüzdür. Burada çok sorunlardan bir tanesi şu, bu iddia olunan. Yani şuna çok, belki Sayınvekilim haklı olarak şunu söylüyor. Henüz bir iddia ama şunu da söyleyeyim, kayda değer bir iddia. Ses kayıtları var, 6 yaşındaki bir çocuğun gelinlik resmi giydirilmiş fotoğraflarını izledik.
Teknik olarak hala masum mudur? Evet. Yani hukuk tekniği anlamında mahkum olana kadar masumdur ama bu çok ciddi deliller olduğu ve infiale düşmemiz gerekmediği anlamına da gelmiyor. İnfile düşüyorum ben, kalbim sıkışıyor ve vicdanım artık bu işi kaldırmıyor. Burada tabii ki her fail toplumun herhangi bir kesiminden olabilir. Yani tarikat mensubu birisi de bir suçun faili olabilir ve başka bir siyasal görüşten birisi de olabilir. Buradaki konu aslında İslam’ın da bu konuda kötüye kullanılmasıdır. Yani sanki İslam çocuk evliliklere izin veriyormuş gibi ve kendini İslami camia içinden gösteren bazı sapıklar var. O sapıklar, o sapkınlar kendilerinin sapkın fikirlerini anlatabilmek için İslam’a çok büyük bir zarar veriyorlar ve kendilerine şahit olarak da tövbe haşa Peygambere, İslam’ı vesaireyi tanık tutuyorlar.
Burada aslında sadece herhangi sıradan insanların değil, gerçekten bütün Müslümanların, kendine Müslüman diyen insan diyen herkesin bir noktada infiale düşmesi ve bu olay karşısında bir set çekmesi gerekiyor. Şimdi aslında ben burada neyi düşündüm ilk izlediğimde? İsmail Saymaz’ın Şehri Tariqati diye bir kitabı vardı. Bu kitabın içinde dolandırıcılık metotları anlatılıyordu.
Dolandırıcılık metodu derken şunu yanlış anlamayın. Mesela bizde Türk Ceza Kanu’da bir dolandırıcılık fiili vardır, basit dolandırıcılık. Birini ifal edersiniz, ruhunu ifal edersiniz, onu kandırırsınız, bir maddi menfaat elde edersiniz. Ama bunu mesela din sahihli yapıyorsanız, yani mesela Allah korkusunu bahane ederek, onun eksik din bilgisini gerekçe göstererek bu işi yapıyorsanız, bu nitelikli dolandırıcılıktır, ağırlaştırdığı sebeptir.
İşte buradaki beni infiale düşüren olay, kalbimi sıkıştıran olay, burada bu sapıklığı dini gerekçelerle yapıyor. Sanki din, ki böyle bir şey değil, yani o Müslüman da ben değil miyim ya da bizler değil miyiz, böyle bir şey yok mu? Ki Müslümanlık bu değil. Yani eğer o Müslümansa, biz değiliz, biz değilsek onlar Müslüman değil. Bunu yapan adam, bunu dini gerekçe göstererek bunu yapan adam, bunu dini örtüyle bunu yapan adam zaten en büyük İslam düşmanı, en büyük Müslümanlık düşmanı adam.
Şimdi bu infiale düşürmesinin sebebi bir de din sosunun bu işin içinde kullanılıyor olması. O yüzden İsmail Saymaz’ın kitabına tekrar referans veriyorum. Şehvetiyet tarikatını bir okursanız okumayın zaten, psikolojiniz bozuluyor. Ben okudum bozuldu o yüzden söylüyorum. Normal insanların, sıradan insanların, sizin benim gibi insanların din sosuyla nasıl kandırıldıklarına,
eksik din bilgileri yüzünden gerçek bir dini eğitimleri olsa, gerçek bir din bilgileri olsa bu kandırılmaları da mümkün değil aslında. Çünkü İslam bir sosla bir adama tecavüz edemezsin. İslam ahlak dinidir, insanlık dinidir. Sen ahlak dinini gerekçe göstererek ahlaksızlığına kılıf uyduruyorsun ve buna da insanları kandırıyorsun. İşte bugün iddia olunan o ki bu 6 yaşındaki çocuk kandırılmış. Ha şunu da söylemiyorum, dosya incelemedim. Dosyanın hakiminde değilim. Bir yerden sonra da hakikaten de durmak da zorundayız. Dünyada bir tükürük örnek olmuştur bugüne kadar. O masumiyet karinesi gibi karineler de durup dururken çıkmadı. Bunu da bilelim yani hakikaten böyle yüzde yüz haksızdır denilen yerde de olaylar geliştikten sonra başka bir şey olduğu örnekler de olmuştur. Ama bunu bir yere koymakla birlikte buradaki ciddi sorunu görmezden gelemeyiz. Artık şu yok yani, bir çocuğun rızası falan yok bu bir. Çocuğun rızası olmaz cinsel ilişkiye.
2. Çocuk evliliği olmaz, çocuk tecavüzü olabilir bu 2. 3. Bir noktada yani orada Diyanetin açıklaması falan bu anlamda şey bir açıklama, makul bir açıklama. Hatta İsmail A’dan söylenen de yani onların bu işi ne kadar önlemeye çalıştıkları konusunda ben sayın vekilim kadar emin değilim. Bilmiyorum çünkü. Ama şu çok önemli, devletin müsaade etmediği bir nikah türü de olamaz. Böyle bir şey de olamaz.
Devlet 18 yaşından küçük çocuklara belli 18 yaşından küçük çocuklara diyorum. Çünkü 18 yaşından küçükler çocuktur arkadaşlar. O en değişikte bir yetişkin yok. Sayın vekilimin torunu hepimizin kardeşi, hepimizin yeğeni çocuktur. Benim kardeşlerim çocuktur. Yani bunun üzerine konuşulabilecek bir şey yok. Yok efendim çocuk değil de görünüm yok. Hayır efendim böyle bir şey yok. Bunu ne hukuk koruyabilir, ne İslam koruyabilir, ne ahlak koruyabilir. Bu noktada şu şey yapmak lazım.
Bir, çocuk evliliği olmadığını kabul edeceğiz. İki, bu iş siyaset meselesiyle ahlak dini iman meselesi. Bunu da koyacağız. Üç, bu konuyu şey yapar, ne kimse üzerine alınsın, ne de kimse bu işi bir toplumsal bir mesele haline getirmesini yap. Birileri bu işi korumaya çalışırsa, mesela söz geleni, bazı tarikatları görüyorum, bazı dini inançları yüksek olduğu iddia edilen adamları görüyorum. Şey diyorlar mesela, işte İstanbul’a cevaz veriyor. İslam 6 yaşındaki bir çocuğa falan cevaz vermiyor.
Kusura bakma. Bu bazı ahlaksızlar sayın mekulüm söyleyeceğim size. Böyle bir şey cevaz vermiyor. Böyle bir şey de söylemiyor. Yani peygamber de böyle bir şey söylemiyor, içtahat da böyle bir şey söylemiyor. Kur’an’da da böyle bir şey yazmıyor. Olmayan bir şeyle bizi kandırıyorlar. Bu ahlaksızlıklarla bizi kandırıyorlar. Bunu yememek lazım. Nasıl ki Sülün Osman Galata Köprüsünü satıyormuş millete. Bu, bu onun çok daha on kat, yirmi kat büyük ahlaksız. Bu İslam değil bu dolandırıcılık. Bu burada çocukların hakkını gasp ediyoruz.
Onlar toplumsal olarak bu hepimizi yaralayacak. Hepimiz koruyacağız çocuklarımızı. On sekiz yaşın altındakiler çocuktur. Çocuk gelin diye bir şey de yoktur. Çocuk çocuktur. Bir çocukla evlenmek de tecavüzdür, ahlaksızlık da. O evlilik değil, tecavüzün hatnikarasıdır. Başka da hiçbir şey değildir. Kusura bakmasınlar yani. Melik Bey, sizi dinleyelim buyurun. Ya valla hani nutkum tutuldu. Ben… Gerçekten öyle. Yani bu insanı değil, ahlaki değil, bunun elle tutulur bir tarafı yok. Şimdi yani iddiaya göre işte baba’nın onayıyla altı yaşındaki çocuğunu evlendirmiş. Daha sonra da hani baba bunun olduğunu kabul etmiş. Hakikaten hani altı yaşında mı ve bunlar yaşandı mı iddia o ki evet. Şimdi bunun neyini konuşacağız ki bu ne adına yapılırsa yapılsın. Ya güzelim İslam dini bununla ne alakası var? Olsa olsa dilimizi süsdürücü olarak kullanmışlardır. Bu yani ahlak dışı bir şey. Bunun kabul edilir bir tarafı yok. Benim iki tane kız çocuğum var. Biri sekiz yaşında, biri 14, bitti 15 yaşında. 15 yaşında benim boyumu geçti Dicle.
Benim bu benden uzun yani. Ben şurasına falan geliyorum. Hala şimşek çakınca gelip bana soruluyor baba sizinle uyuyabilir miyim diye şey. 15 yaşında ya bu. Ruhani çocuk yani ben sekiz yaşındakini geçtim. Yani şimdi o… Ya bilmiyorum ben ne diyeceğimi şaşırdım. Gerçekten ne diyeceğimi şaşırdım. Yani tamamen diyorum yani benim kızıma baksana fiziken benden uzun, büyük ama ruhani çocuk.
Çocuk ya yani şimdi bunu hani… Buna elleri tutunur bir tarafı yok. Bu benim itirazım şu. Ne olur kimse anlamaz. Bunu bir siyasi aidiyet üzerinden birileri tartışacaksa ya da bunu bir siyasi hesaplaşmaya dönüştürecekse bu da ahlaki değil. Yani daha açık haliyle söyleyeyim mi?
Yani mesela ben çok alakası bir konuda konuşurken altına dün akşam mesela diyor ki… Bırak onu da 6 yaşındaki çocukları nasıl cinsel tazide bulunduğunuzu açıkla. Şimdi bulunduğunuzu yani ben niye onun bir parçası olayım? Niye o benim hayat ya da dünya görüşme bir parçası olsun bunu yaptı diye? Şimdi ben bunu da ahlaksızca arıyorum. Ya bu bir siyasi hesaplaşmaya dönüştürecek bir mesele değildir.
Bir siyasi aidiyet üzerinden okunacak bir şey değildir. Bu bir siyasi tokuşturma meselesi hiç değildir. Bu AKP’nden önce de vardı sonra da olacak. Yani AKP’nden önce yok muydu bu mesele? Şimdi buradaki mesele biraz da şu borutuyla konuşuluyor ya Melik Bey. Kapalı bazı yapılar söz konusu Tarikat ve Cemah… Kabul ediyorum. Özellikle bir kesim açısından. Şimdi baktığınızda… Ya doğru. Bu yapıların içerisinde ne oluyor? Mesela bir cemaatten söz etti. İsmail A. Cemaati ve onların yaklaşımından bahsetti ama… Ya zaten ona bağlı değil. YouTube’da da dinliyorsunuz bazı şeyler. Görüyorsunuz işte o konuşanların bir kitlesi olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla onlar biraz endişe verici bazı noktalarda ifadeler duyunca… Şöyle… Herkes bununla ilgili acaba ne oluyor o yapıların içinde de diye merak ediyor.
Bu kötü yapılar Melik Bey, lafınızı kesiyorum. Özür diliyorum ama bu kötü yapılar Osmanlı zamanında da vardı. Yani bunu böyle günlük siyasetin çok üzerinde tartışmak yani. Koruma refleksinde de olmamak lazım. Ama kötü niyetle başka yapılara da şey yapmamak lazım. Bu ikili bir şey. Yani bu Osmanlı zamanında da vardı, Cumhuriyet zamanında da vardı. Batı’da yok mu yani? Olmaz mı? Pedofilinin merkezi Batı’dır yani. Batısı doğusu yok sayın meleğim. Bu sapıklıktır ve insanlığın içinde böyle sapıklar var. Din kullanarak bu işi yapanlar var. Temizlemek zorundayız.
Yani bunu başka bir şeye geri temizleyeceğiz böyle. Bakın. Evet. Mücadele. Bundan sonra kadar hesap soracağız. Yani DSP Genel Başkanı Onur İste ne kadar bundan hicap duyuyorsa AK Parti milletvekili Mehmet Metiner’in ondan daha az üzüldüğünü kimse idare ederse ayıp etmiş olur. Kank verici bir şey ya. Bunu söylüyorum yani. Konuşmak bile insanın tüylerine diken diken ediyor yani. Şimdi efendim örtüyorsunuz da bilmem neyi örtmemesine. Çalışma bakanı şey sosyal güvenlik aile bakanlığı müdahil oldu işte. Takip ediyor. Sosyalar psikologlardan komisyon oluşturdu. Yani bunu kimse ötelemeye, perdelemeye çalışmıyor. Biz mesele böyle bakarsak gerçekten çözemeyiz. Yani o kadar dehşet şeyler okudum ki.
Mesela şöyle bir şey alın işte sizin dininizin sonucu. Şimdi bu cümleyi nereye koyayım ben Başak Hanım? Bana bir söyleyin mesela ben bu cümleyi nereye koyayım? Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Bunu hani siyasi ahitlikten bağımsız empati kurarak yani Mehmet abi işte Allah bağışlasın o torunu üzerinden, ben iki çocuğum üzerinden, işte Mehmet abi kendi çocuğu üzerinden yani herkes bir şekilde empati kuruyor. Siz işte bir kadın olarak hissiyatınız hepimizden daha yüksek ve erkek bir yere kadar empati kurar. Bunu en iyi kadın hisseder. Dolayısıyla şimdi bütün bunları üstte koyduğunuzda bu ortak bir meseleden bahsediyoruz. Ortak bir problemden bahsediyoruz.
Tek başına yani mesela ben şeyde Mehmet abi hatırlar o vekil olduğu dönemde de tartışıldı. Bu tecavüz meselelerde mesela hadım bile önerildi. Yani bunu yapan erkeğe hadım edelim. Ya da idam cezası da dendi özellikle bu çocuk istismarı meselesi. O kadar çok şey tartışıldı ki.
Çocuklar çağrıldı, tıpçılar çağrıldı hatta hani sosyolojik katmanları izleyenler olarak biz gazeteciler bize bile çağrıldık. Tanık olduğunuz ve ne düşünüyorsunuz diye. Ben orada da söyledim ama burada da söyleyeyim. Cezanın tek başına önleyici olduğu kanaatinde değilim. Çünkü bugüne kadar tanık olduğum şeylerde ya İran’da idam var yani olmuyor mu? Ya da olmayacak mı idamı getirip? Cezası olsun anlamda söylenmiyorum. Zilhar. Öyle bir şeyden bahsetmiyorum. Tek başına cezanın önleyici olmadığını düşünüyorum. Farkındalık, eğitim ve bunun üstünü kapatmayı tartışmak. Ama tekrar edeyim bunu yaparken Allah aşkına biraz vicdan gerçekten biraz vicdan. Bunu böyle bir yere mal ederek tartışırlar. Kusura bakmayın ben bunu tartışmam yani.
O karşıdaki kişi peşinen bizi böyle bir yere hapsedip bir hesaplaşmaya dönüştürse ben tartışmam. Mesela geçenlerde bir televizyon kanalında izledim. İşte tartışıyorlar. Tamam tartışım. Bir şey demiyorum. Efendim bu işte bu iktidarın oluşturduğu kültür ve şeyden atmosferden kaynaklanıyor.
Nfm tarikatları kolladığı için cezası bıraktığı için böyle oldu falan filan. Birden böyle faturayı ciro ettiler, altına imza astılar böyle faturayı da gözümüzün içine soktular. Ya bunun ne hakkınız var? Ayıptır yani. Böyle bakarsanız biz çözemeyiz bu işi. Peki. Böyle bakılamaz. Burada belki yapacakmış. O yüzden de bu hani onu ben söyledi doğru. Bu hepimizin ortak problemi ve bir siyasi aidet üzerinden okumayacağız bu meseleyi. Hukuk ve demokrasi üzerinden okuyacağız. Güzel bir cümle kullandı o Nuri Bey. Dedi ki ya burada dini sosladılar. Evet. Dini sosladılar yani suistimal ettiler. Din İslamiyet’in güzeldikleri burada suistimal edilmiştir. Doğru tespit tam da budur. Yoksa İslamiyet ile dinimiz buna olanak tanıyor. Buna kapı aşı derseniz. Yani dinen zaten günah işlemenin ötesinde bütün muavazakiyeler camiye de büyük ayıp etmiş olursun. Buradan bakarsanız biz çözemeyiz de bu işi zaten. Bir de burada şey var Melik Bey dikkat edin. Yani şunu da es geçmemek lazım. Yani bu konuda hemfikiriz tabii ki öyle. Bu demokrasi hukuk ve ahlak noktasına bakmak zorundayız. Çocuklarımızı korumak noktasına bakmak zorundayız ama 2012 yılında mesela iddia olunan oku yine.
Bu bir iddia. Ne olduğunu ben de bilmiyorum. Yani bu süreç içinde ortaya çıkacak ama iddia olduğu kadarıyla bir doktor… Kemik yaşıyor. Kemik yani şey diyor bu çocuğun tecavüze uğradığına dair olarak bir suç duyurusunda bulunuyor. Ve bu noktada bir kapatıldığına dair bir iddia var. Mesela bunun da araştırılması lazım. Evet bari. Doğru doğru. Yani savcılık yönlendiriyor başka bir daha büyük bir kadının testi sokuluyor daha şey bu kızcağızın… Evet doğru. Bundan hepsinin bu yapılan araştırılması lazım. Çünkü burada şu değil bakın… Süreçte yer alanlar da var. Belli yapıların içinde odaklanmış kötü insanlar deyin en basitliyle kendi güçlerini bu ahlaksızlıklara bazen kesme yapabilirler. Bu noktada kim bunlara sahip çıktıysa geçmiş önlekteler… Aynen bakacağız yani hangi yargı içinde birisi mi yaptı bunu mesela? Evet. Hekimler içinde birisi mi yaptı bunu? Evet. Neyse artık bu dolandırıcılığın bu ahlaksızlıkla çıkması lazım. Hesabı son olacak. Kesinlikle. Kesinlikle. Metabey’e dönün. Hesabı son olacak yani o doktora da hesap sorulsun hatta… Doktor iyi insan, ihbar eden o. Doktor malum. Yok yok doktor aslında olayı ortaya çıkar. Yani orada şöyle orada hani savcılık marifetiyle üzeri kapatıldı deniyor ya… O dönemde kimin altında o dosyanın imzası var, kim şikayette bulunmuş. Onların hepsi kaydı kuydu var zaten. Onlara da sonuna kadar hesap sorulsun kaldı ki Aile Bakanı’nın bu işe müdahil olması.
Evet. Ve bir komisyon kurmak kararı yani takdir edersiniz ki hakikaten ya bu çok önemli bir şey. Gerçekten önemli bir şey. Peşini bırakmayacağım diyor. Evet. Metabey buyurun sizin eklemek istediklerinizi de alalım. Yani bu olay ilk çıktığında yani ilk konuşulmaya başladığında işte medyaya yansıdığında… Hani geçmiş tecrübelerden şunu öğrendim.
Şöyle bir adım geri çekilip bir sakin nefes alıp derin bir nefes alıp ne olduğunu anlamaya çalışmayı tercih ediyorum. Çünkü son dönemde yaşananlara baktığımda maalesef gerçekten çok sıfatlar insanları çok daha fazlasıyla ilgilendirmeye başladı. Gerçeklerden çok sıfatlar.
Yani olayın faillerinin önünde yer alan sıfatlar çok daha önemli hale gelmeye başladı. Yani herkes kendi tarafından baktığında karşı tarafın ön sıfatı sizi karşı tarafa saldıracak bir potansiyel veriyorsa o sıfatın üzerinden saldırıya geçiyor. Gerçek. Buradaki tek bir gerçek var. Altı yaşındaki çocuğun yaşadığı ve iddia ettiği bir kez daha söylüyorum. İddia ettiği bir durum var. Bir tek gerçek bu. Bakın bir tek gerçek bu. Bravo Metabet. Aynen öyle. Aynen öyle. Diğer sıfatların, diğer kavgaların beni hiç ilgilendirdiği bir taraf yok. Beni tek orası ilgilendiriyor.
Çünkü mağdurdan uzaklaşırsanız mağdurdan uzaklaşır ve mağdurun önce mağduriyetini yaratan kişilere hukiken ceza vermezseniz, ilk orada başlamazsanız,
işi başka bir yere doğru evirip, ister siyasi, ister ticari, ister psikolojik, nereye götürürseniz götürün, savurduğunuzda o şahıs orada ikinci mağduriyetini bir kez daha yaşıyor. İkinci mağduriyetini bir kez daha yaşıyor.
Çünkü onun istediği şey şu değildi ki, yani içinden çıktığı ortam tarumar edilsin, ailesi paramparça edilsin, hiç alakası olmayan insanlar suçlandı falan diye bir şey istemedi. İstediği tek bir şey var. O da ne? Kendisini mağdur eden insanların hukiken yargılanması. Hesap sorulsun. Adalet istiyor. Adalet istiyor. Başka kızlar aynı şeylere yaşamasını istiyor. Ama şöyle söyleyeyim, çok uzun zamandan beri böyle bir hastalık var bizde ve bu hastalık üzeri, hastalık artık gerçeğin tartışmasını da engelliyor. Demin sevgili Melik söyledi, bir şey söylüyorsunuz. Yani olayla hiç alakası olmayan bir konuda öyle bir yükleniliyor ki gerçeği konuşmaktan vazgeçiyorsunuz. Gerçek o kadar baskı altındaki, yani konuşamıyorsunuz ya. Bu olayın normal gazeteci eti anlamda baktığınızda tarafları var değil mi? Tarafları var. Kim var? Mağdur olan kaçı var, suçlananlar var. Değil mi? Bir de bundan yan etkileri oluşan insanlar var. Yani bu işe şahitlik edenler var. Hani 5M1K diyorsunuz ya sizin gazetecilik anlamında.
Önce işin bütün taraflarıyla bir konuşulur, herkesin bilgisine başvurursunuz. Sonra oturur sunarsınız değil mi şeyi? Yani olayı sunarsınız değil mi? Olayı sunarsınız. Kime? Bu işin takip yapacak olan insanlara yani kamuoyuna sunarsınız. Bu böyle mi devam ediyor? Bu olay için söylemiyorum. Birçok olay için söylüyorum. Böyle mi yapıyor?
Ya olay başlangıç itibariyle karartılıyor ya da başlangıç itibariyle köpürtülüyor. Birçok olayda yaşıyoruz. Bu olay gibi, bu olayla eşdeğer olan ben Türkiye’de yüzlerce olay sayabilirim. Yüzlerce olay sayabilirim. Bundan daha vahim tabloları da ortaya koymam. Her bir olay çünkü en büyük vahimidir. O daha vahim, bu daha az vahim diye bir konuşma yapmam. 6 yaşın çocuğun yaşadığı dram zaten en büyük. Bugün çok ilginç bir şey yazmış. Tweet yazmış. O kadar beğendim ki. Diyor ki milletvekillerin dokunmazlığından çok çocukların dokunmazlığı olmalı diyor. Ne kadar doğru diyor. Dokunulmaması gereken tek şey.
Dokunulmaz çünkü sen bile evlat baba olarak veya anne olarak bazen dokunamıyorsun, kıyamıyorsun ona, dokunmaya kıyamıyorsun. Dokunan da yanacak arkadaş. Dokunan da yanacak. Yakacaksın. Öyle bir yakacaksın ki bir daha hiç kimse buna cesaret edemeyecek.
Ama sen bunun önüne sıfatlar eklediğinde, A şahsı yaptığında küçüktüğünde, B şahsı yaptığında yükselttiğinde ne oluyor biliyor musun? Her mahalle kendisini korumaya alıyor ve olayı kendi içinde kabulleniyor. Söndürüyor. Ortaya çıkartmıyor. Ortaya çıkartmak için sebep yaratıyor kendisine. Diyor ki aman bu çıkarsa olay olur. O o çıkarsa olay olur. Yok arkadaş hangi mahallede olursa olsun dünyanın her tarafında hukukken de ahlakken de dinen de suç bu. Nereye gidersen bak, nereden bakarsan bak. Nereden bakarsan bak. E şimdi gelin bu işin esasında gerçekten şu, dünden beri tartışılıyor değil mi? Birkaç gündür tartışılıyor. İki gündür netleşti.
İki gündür tartışmanın içerisinde çocuktan uzaklaştık. Olayın siyasi ve işin ideolojik kısımlarını tartışmaya başladık. Önce bir olayı anlayalım değil mi? Önce bir olayı anlayalım değil mi? Bu olay nedir bir anlayalım değil mi? Ben hakim değilim. Savcı da değilim.
O yüzden olayın içerisinde bana ne kadar servis edildiğini değil, ne kadar bilgiye ulaşacağım da önemli. Ama ya, yine büyük laf edeceğiz ama. Demin Melik çok güzel bir şey söyledi.
Dedi ki idam cezası olan yerlerde bile maalesef bunları engelleyemiyorsun dedi. Yani insanın canını almaktan daha büyük ne olabilir? Daha nasıl bir ceza olabilir? Engelleyemiyorsun. Ama eskiden engellenirdi biliyor musunuz? Şöyle engellenirdi. Bunlar gizlenmezdi. Deşifre edilirdi. Ve büyük suçtu bunlar.
Yani hapise girenler için bile bu suçla girmek hapiste hani adamın canının en çok yanacağı olay diye bilinirdi bu. Yani suçlular bile bu suçla geleni kabul etmezdi. Yanlış mı söylüyorum? Hatırlar mısınız? Evet. Hapisaniye bile bu suçla geleni kabul etmezlerdi. Hala bu aslında çok eski tabi, sistem yok, kovuş sistemi ama mesela işte L tipi cezaevleri var.
Tahmin edilen sayı itibariyle biraz kalabalıklar ama bu suçtan gelenleri hala iyi gözle bakılmaz. Belki eskisi kadar o ima ettiğiniz şey yok ama hiç iyi gözle bakılmaz. Çok kötü gözle bakılır yani. Hani suç kötüdür ama bu namussuz bir suç yani. İşin kötü tarafı biz bir sürü olayı artık normalleştirmeye başladık. Yani işin ilginç tarafından bir tanesi demin Üstad söylediği diye söylüyorum.
Kemik yaşı diyoruz ya. Demin çok güzel bir şey söyledi. Artık çocuklar bizden daha büyük ya. Yani çocuklara bakıyorum benden daha uzun boylu. Çok çılgın mı yani? Yani 14 yaşındaki bir kız benden uzun boylu belki ben 1.85 boyundayım yani. Tabii tabii. Benden uzun boylu. Kemik yaşı bile çalışmıyor diyorsunuz ya. Kemik yaşı bile önemsiz artık yani. Yani boyuna hayal. Kemikten vazgeçtim. Şöyle diyor ya işte büyük gösteriyordu.
Hani büyük öyle var ya olgun gösteriyordu falan diyorlar ya böyle manyak manyak şeyler duruyorsun. Böyle şeyler duyuyorsun ve çıldırıyorsun tamam mı? Bunları duymaya başlıyorsun ya bunlar bak bunlar normalleşti. Bak bunlar normalleşmeye başladı. Bak benim kızım yok ama oğlum var. Büyük de bir oğlum var. Yaşlı da büyük bir oğlum var. Ama bazen Başak Hanım’la zaman zaman konuştu da bu konudaki felsefimi bilir.
Ben oğlumun yerine kızım olsaydı nasıl olur diye davranışlarımı hep ona göre götürürüm. Kızım aynı yaşta olsaydı ne yapardım diye düşünmüşümdür. Bütün örneklerimi de zaman zaman konuştuğumuzda böyle veririm. Erkek evladı olmak benim için ayrıcalık yapmıyor. Evlat sahibi olmak benim için önemli. Kız çocuk erkek çocuk diye değil. Bu olayın içinde de baktığımda konunun içinde baktığımda ortada bir çocuk var kardeşim.
Bunu başka ile çevirdiğinizde tartışırsınız bunu. Türkiye’deki yapısal anlamda hataları tartışırsınız. Onu da tartışırsınız. Ama herkes birbirinin boğazını kesmek için neden arıyormuş demek ki. Asıl suçluya suçlunun hiçbir anlamı kalmadı. Asıl suçlunun yani şu anda suçlu konuşulmuyor ki. Bu olayın içerisinde bu işi yapan konuşuldu mu ya? Yani hayır gerçekse iddia doğruysa 6 yaşındaki çocukla beraber olan kişi konuşuldu mu? Ya yok hiç ortada. Ortada yok ya. Neyi konuşuyoruz biz biliyor musunuz? İslam’ı konuşuyoruz. Tarikatları konuşuyoruz. Bu sefer bu taraf dönüyor öbür tarafa.
Sizin camiada bunları yapılıyordu deniyor. Onun önüne sıfat konuyor. Siyasi partiler konuşulmaya başlandı. CHP’de yapılanlar bunlar AK Parti yapılanlar bunlar diye konuşulmaya başladı. Yani oradaki ozdanlı kadar tabii o sürecin içerisinde bulunan aile mensupları vesaire de söz konusu olduğu için. Bir şey söyleyeyim mi? Yani bunu gerçekleştiren. Beni ilgilendiren. Bak beni ilgilendiren. Yani iddialara göre. Bakın beni ilgilendiren.
Suçu konuşacağız ki bu suçun ne kadar büyük bir suç olduğunu insanlar anlayacağız önce. Öyle. Yani şey diyeyim mi sen mahkemeye çıktığında mahkeme önce suçlu bulmuyor mu kardeşim? Suçlu bulmaya çalışmıyor. Biz bakın bu olayda suçlu bulmaya hiç çalışmadık. Hiç bulmaya çalışmadık. Suçlu bulunmuş işte. Yok hayır.
Yani iyi niyetli yapılmaya çalışanı içerisinde işini doğru yapan gazetecileri ayrı koyarak söylüyorum. Çalışmasını yapar, doğru sunumunu yapar, yapan insanlar varsa helal olsun. Bir şey demiyorum. Arkadaş neler görüyoruz ve neler konuşuyoruz ve bu konuştuklarımızın içerisinde suskun olduğunuz konularla ilgili de bu ses gösterdiğiniz sesin yüz mil misliğini gösterebilirsiniz.
Biz ısrarla yıllardan beri konuştuğumuz şeyden bir tanesine diyoruz ki ya çocukları her şeyden uzak tutalım. Çocuklar yaşamalı diyoruz değil mi? Bakın demin de konuştuğumuz konulardan bir tanesi de buydu işte. Çocukları her şeyden uzak tutalım. Terörden uzak tutalım. Dokunulmaz kılalım. Yalnızca okusunlar. Yalnızca eğlensinler ve yalnızca mutlu olsunlar.
Onun dışındaki her türlü müdahaleye, her türlü müdahale yapana hep beraber müdahale edelim. Yok. Şimdi herkesin şeyine bağlı. Kim çocukları kendi tarafında ne kadar istismar edeceğiyle ilgili mevzuyu konuşuyoruz? Kim çocuklara dokunuyorsa kendi rızası dışında da demiyorum. Bakın rıza yok zaten bu işte. Var mı rıza? Rıza olamaz. Okuyken olamaz. 18 yaşında gibi bir çocuk değil mi? Öbür türlü de olamaz. Rızası da olamaz yani. Gelin şunların her birini öyle bir bağlayın ki esasa hiç kimsenin yorum yapmasına fırsat vermeyin arkadaşlar. Yani evet bazı mahkeme kararlarında rıza, olgun, hâl vs. gibi bir takım ifadeler görüyoruz, duyuyoruz. Yani hangi devirde yaşıyoruz ya? Bak ben bir şey söyleyeceğim. Onlarla ilgili de esas olmak lazım. Hangi devirde yaşıyoruz?
Eskiden çocuklar doğarlardı, kaç yıl sonra gidip nüfusa yazdırılardı. Değil mi? Kaç yıl sonra yazılırdı öyle mi? Doğru. 5 yıl sonra, 6 yıl sonra. Hangi devirde yaşıyoruz ya? Hangi devirde kaldık kemik yaşı diye bir şey çıktı ya? Hangi devirde yaşıyorsunuz arkadaşlar? Ne kemik yaşı ya? Ne kemik yaşı? Kayda girmeyen bir doğum mu var Türkiye’de? Çok azdır. Çok azdır.
Yani dışlanacak kadar küçük bir istatistik yok yani. Onu söylüyorum siz boşluk bırakıyorsunuz. Boşluğu da her zaman başkası kullanıyor. Bırakmayın kardeşim. 18 yaşına gelecek, reşit olacak. Ondan sonra kendi rızası ne yapmak istiyorsa yapacak arkadaş. Şimdi meclisteki olup bitenlere de bakacağız. Vaktimizde daralıyor. Son bir cümle ekleyeceğinizi alayım. Ben de söyleyeceklerim var. Çok kısa rica edeceğim. Bu iş şey meselesi değil, siyaset meselesi değil.
Burada tarikatların vesaire konuya dahil edilmesinin sebebi hiçbir toplumu şuraya buraya dışlamak değil. Çünkü bir kere ceza şahsidir. Kollektif falan değil. Bak ben tartışılması demiyorum. Bu tartışılabilir. Buradaki konu şu. Ama mesele önce bunu tartışalım. Ondan sonra oraya gidelim diyorum ben. Çok çok farklı bir noktada değiliz. Ben sadece şöyle özetleyeceğim. Burada çok kapalı yapıları içinde bunlar oluyor. Bir, ikincisi din sosuyla bir de bu işi yaptığınız zaman İslam’ı da mahvediyorsunuz.
İslam’ın saygınlığını da mahvediyorsunuz. İkincisi nasıl ki dolandırıcılık örneği verdim ya. Dolandırıcılık suçtur ama din sosuyla dolandırıcılık daha ağır suçtur. Ben sana bir şey söyleyeyim. Bu da dibinin dibidir yani. Bak üstardım zaten bu tür olaylar ya din sosuyla yapılır ya mezhep sosuyla yapılır. Aynı şey. Etnik sosuyla yapılır. Aynı şey. Aynı şey. Şeyle ilgili PKK’nın çocuklara dağlarda yaptıklarıyla ilgili bugüne kadar bir tane laf söyleyebildiler mi? Komutanım elma yapıyordu. O değil elma, şöyle PKK’nın yaptığı her şey ağla belası. Başka bir şey söylüyorum. Konu konu ayrı şu anda. Ya bak bak. Yoksa o da tecavüz o da tecavüz. O da sos işte diyorum bak. O da sos diyorum. Ya üstadım seninle aynı şeyi söylüyorum. Sos diyorum sos. Adam onu onun arkasına gizlenerek yaparak kendisine haklı çıkartıyor. Başka bir yerde bunu birisi din için yapıyor. Birisi mezhebin arkasına gizleniyor. Birisi ideolojin arkasına gizleniyor. Hatta bu işler böyle yapılır.
Bir şeyin arkasına gizlenmen lazım. Bakan bilginin birazdan meclise döneceğiz. Açıklaması başladığında malumunuz EYT ile ilgili bir çerçeve çizecek. Anladığımız kadarıyla konuşmasında. Onu öğreneceğiz. Bunu bekleyen tabi çok sayıda kişi var ekranı başında. Bunu hatırlatalım. Öte yandan şunu bu bu tür meselelerde kamuoyuna yansıyan bu tür olaylarda yargı süreçlerinde burada
adaletin ortaya çıkabilmesi çok önemli. Özellikle kimler için çok önemli biliyor musunuz efendim? Aynı durumda olan çocuklar için. Şimdi bu iddiada 6 yaşında evlendirildiği ifade edilen çocuk var ya. O çocuk gibi olan ve bunları takip eden, duyan çocuklar için adaletin sağlanıyor olduğunu görmek çok önemli. Çünkü o zaman onlar cesur olabilecekler.
O zaman onlar kendileriyle ilgili belki gidip konuşabilecek ve yardım isteyebilecekler. Öyle değil mi? Yani bu yaşananın içerisinde kendisi için mücadele eden insanları görmek isteyecekler. Kendilerine siyaset, kendilerine başka türlü malzeme yapmasını değil, kendisi için mücadele eden insanları görecekler orada. O zaman onlar da çıkacaklar. O da sesini yükseltecekler. Bir şey söyleyeyim de ben de bazı şeyleri üzülerek.
Yani bir şeyi doğru kabul edip… Yok kimse doğru kabul etmedi ya. Ben senin için demiyorum bir dakika ya. Türkiye’deki tartışmalarda yaşadığımız şey bu. Bir daha ortalatılıyor, o iddia doğru kabul ediliyor. O olgusal doğru üzerinden taraflar suçlanıyor, sonra ideolojiler, siyasetler suçlanıyor. Şimdi bu doğru değil. Bu doğru değil. İdda doğru olabilir. Burada tartışılacak bu. Doğru da olmayabilir. Olmayabilir. Daha doğrusu yargı bunu karşılamayacak. Yargı süreci. Şimdi bakın bir şey bu. Ergenekon davalarında da şeyler vardı. Tape’ler vardı, kaseler, tabeler var. Arkadaşlar yargısal işlem bitmeyinceye kadar masumiyet karinesine herkes için uymasılasın. Fihlin kendisini eleştirebilirsiniz. Eleştirmelisiniz de eleştirmiyorsanız zaten siz dünyanın en ahlaksız insanısınız. Bunu din adına yapıyor olmaları yapmışlarsa eğer dindarlar herkesten önce eleştirmiyorsa zaten onlar dindar değil. Ama layıklık adına da, atatürkçülük adına da, başka bir ideoloji adına da bu yapılabilir. Şu partinin içinde de bu partinin içinde de böyle insanlar çıkabilir. Dolayısıyla çıktığı yere bakarak bir camianın ideolojisiyle beraber topyekül suçlanması doğru değil. Bizim anlatmaya çalıştığımız şey bu. Önce eleştiride ortaklaşalım. Nedir o eleştiride ortaklaşacağım şey? Bir, bu fiil işlenmişse şayet şu an bir iddia bu iddianın üstüne gidilmesi gerekiyor. Doğruluğunun yanlışlığının bililmesi için. Bu iddia işlenmişse ve hele hele din adına işlenmişse her anlamda şiddetle ve hiddetle karşı çıkmamız gereken bir utanç verici olayla karşı karşıyayız. Burada hepimiz en fikir miyiz?
İki, ama hukuki ilkelerde de ortaklaşmamız lazım. Sizin içinde bir başkası içinde farklı iddialar ortaya sürülebilir. Sizi dinlemeden, birtakım başka bilgiler, belgeler ortaya konulmadan peşinden sizin bir iddia üzerinden suçlanmanız da ayrıca bir haysiyet cellatlı değil midir? Doğruysa o babası ailesi kimse, kim bunu yapmışsa, kocası kimse idam bile edilmeli.
Din adına yapmışsa bu din anlayışını ayaklarımızın altına almalıyız. Bu din anlayışını. Nasıl ki daişin İslam’ı terörle buluşturan anlayışına karşı çıktığımızda, dinin kendisine karşı çıktığımız sunucu çıkmıyorsa, bu tür bir din anlayışına karşı çıktığımızda dinin kendisine karşı çıkmayız. Ama buradan hareketle masuniyet garinesini ihlal edersek,
sanki birileri din adına dini sos olarak kullanarak, suistimal ederek böyle bir şey evet yapmıştır diye başlayan cümleler kurarsak, orada biz hukuku katletmiş oluruz, masuniyet garinesini, berat-ı zimmet asıldır ilkesini katletmiş oluruz. Bizim altını çizmeye çalıştığımız husus bu. Peki. Yani din adına da suistimal edilmiş olabilir.
Ama bu olayla değil, spesifik bir olay üzerinden din adına suistimal yapılmıştır suçlaması getirmek doğru değil. Bakınız 28 Şubat süreçleri yaşadık. O süreçlerdeki enstantaneleri biliyoruz. Bir hükümeti devirmek için hangi dinsel figürlerin kullanıldığını, hangi şeyler tezgahlandığını biliyoruz.
AK Parti iktidarını, dini cemaatleri, topyekini gözden düşürmeye dönük bu tür suistimaller, bu tür şeyler olabilir. Ama dediğim şey şu, bakınız bir kez daha söylüyorum. Bu iddianın kendisi sonuna kadar üstüne giderek takip edilmeli.
İki, eğer böyle bir şey varsa, kim yapmış olursa failin sıfatına bakmadan, üstadın dediği gibi, failin sıfatına bakmadan mahkum edilmeli. Böyle bir din anlayışı varsa, bu din anlayışı da mahkum edilmeli. Ama bu süreç tamamlanıncaya kadar da insafı, vicdanı, ahlakı elden bırakmamak lazım.
Eğer siz fırsatı ganimet bilerek, tarikatlar, cemaatler kapalı kutulardır, orada ne olduğunu bilmiyoruz. Niye aynı şey masunik cemaatler için söylemiyorsunuz? Bütün kapalı gruplar böyle söylüyor. Bir takım layık, seküler cemaatler için söylemiyorsunuz. Bütün kapalı gruplar da bunlar olur. Şimdi kapalı olur, açık olur. Bakınız topyekin burada, bu olay üzerinden, bu olay üzerinden topyekin.
Peygamberiniz de zaten 9 yaşında Hz. Ayşe ile ölenmişti diye suçlamalara varıncaya kadar. Sayın Bilgin konuşmaya başladı, meclise dönüyoruz. Canlı yayında izleyelim bakalım, EYT ile ilgili neler söyleyecek? Sayın Bilgin, Bakan Bilgin beklenen konuşmasını yaptı. Özellikle EYT konusunda ne diyecek diye merakla bekledik efendim. Bizler de sizin gibi ekran başında olanlar gibi. Şimdi aslında en kapsamlı düzenlemeyi yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın dedi. Olayın birçok boyutu var. Doğrudan işverenleri ilgilendiren boyutu da var. Şimdi odaları dinlemeye başladık dedi. Gerçekçi olmamız lazım. Gerçekçi ve tekrarlayayım onu, en kapsamlı düzenlemeyi yapacağız ifadesini kullandı.
Bu arada 8 Eylül 1999 tarihi var biliyorsunuz. Şimdi o dönemde dijital bir platformda olmadığı için bilgiler orada da kiminin evrakı kaybolmuş, kimi bununla ilgili zorluk yaşıyor, bununla ilgili de bir süreç işleyeceğini anlıyoruz. Orada da bir çalışma olduğunu ifade etti Sayın Bilgin. Şu ifadesinden ne çıkarabiliriz? Yaş şartı konusunda en kapsamlı düzenlemeyi yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın diyor Sayın Bilgin. Bu konuda demek ki varılan bir mutabakat yok. Umarım ve dilerim ki geniş kapsamlı çözüm içinde yaş sınırı olmasın artık. Yani ocağa kalmayacak büyük bir ihtimalle Aralık sonuna yetiştireceğiz diyor. Bunun için çalışıyoruz diyor mu? Hesapta olmayan şeyler olabilir. Tabi dijital ortam olmadığı için. 89’u öncesi iş değiştirenler var, işte belgelerini tekrar getirip takdim edenler var vs. Bunlar uzuya biliyor ama en kötü ihtimal Aralık sonu. Ocağın ilk haftasında sanıyorum Sayın Bakanımız konuyu açıklarlar. Kendisine buradan bir kardeşi olarak, bir yol arkadaşı olarak salık vereceğim tek şey. Bunu bitirelim bitsin yani. Artık Türkiye’nin gündeminden düşsün. Yani kapsamlı, radikal, köklü bir çözümde. Dolayısıyla Melik’in dediği gibi tekrar yeni bir emeklilik yaşa takılanlar sorununu doğurmadan bunu topyekün çözmelerini kellerine salık veririm. Eminim ki öyle de yapacaklardır. Melik Bey demek ki daha çalışma devam edecek görüşmeler, görüş alışverişleri. Sürücek anladığımız kadarıyla. Ne diyorsunuz? Nasıl bir hava aldınız? Vallahi şöyle şimdi bakan bey yani belirlenmiş parametreler, onu söyledi biliyorsunuz dedi belirlenmiş parametreler. Onu zaten yayın başında söylediğim şeyler yani kıdem süresi, sigorta süresi artı 8 Eylül 99 öncesi. Bunlar netleşmiş. Fakat yaş mesevesi Mehmet abiden dediği gibi netleşmemiş. Çünkü bakan bey dedi ki hani en çok sorulan soru yaş dedi. Ama hani yaş olmayacak merak etmeyin gibi bir cümle kurmadı. Ya da işte olacak, şu da olacak demedi. Demek ki hala müzakere ediliyor. Ki zaten cümlesini şöyle bağlayınca ondan anladık. Sektör ve odat temsilcileriyle de görüşüyoruz.
Biliyorsunuz kıdem birebir onları ilgilendiriyor dedi. Zaten işveren bir talebe olduğunu biliyoruz. Hatta bir daha tekrarlayayım işverenler yaş sınırı olsun diyor. Hatta 55 ya da en kötü ihtimal 52 olsun diyorlar. Şimdi bu yaş meselesi netleşecek gibi. Şimdi kapsalılı bir düzenleme olacak dedi bakan bey. Sonra da hani gerçekçi de olmamız gerekiyor dedi. İşte 1 milyon 500 bin Haziran ayı itibariyle. Ocak ayında bu daha da artacak tahmini 2 milyon kişi bekleniyor. Yani valla yaş konusunda netleşmemişler. Yani öyle görünüyor ama sanki eğilim koyacaklar gibi. Yani inşallah koymazlar da. Ama biraz daha üzerinde çalışacaklar, tartışacaklar. Siz biraz öyle bir yansıma aldığınızı anladım. Yani hani sayın bakanın hakikaten yaşadığı zorluğu anlıyorum.
Empati de yapıyorum ama buradaki mantık şu. Yani emeklilikte yaşa takılanların yani söz verilen insanlara sözünü tutmamanın devletin. Bunu eğer bir muadriyet gidirilecekse burada ayrılım yapılmaması lazım. Yani herkese bir kısmının gidip öbür kısmını gidermemek. Melik bey de söyledi ki bir tutarsızlık olacak her şeyin başında. Yani ya bu işi yapmayacaksın ya da herkese yapacaksın. Doğrusu olan bu saatten sonra buraya gelindiğiyse herkese yapmaktır artık. Hani biliyorum işverenlerinde bazı sorunları var ama işte bu noktadan sonra geri dönüş yok.
Yani sayın bakanın bütün müterhedit halini ya da işte hani ne derler? Bekara kadın boşamak kolaydır derler doğru. Ama yine de gerçekten madem ki bu noktaya gelindi bazı mağdurların mağduriyetine giderelim ama diğer bazı mağdurların mağduriyetine giderelim söz konusu olamaz. Gerçekçe olmaz yani. Hepsinin yapılması lazım. Çalışanın gözünden Mete Bey neler söyleyecek bakalım? Emeklinin gözünden. Ben bir şey söyleyeyim. Ben hakkımı şey… Ben hakkımı şey…
Tamam. Peki bu konuda var mı eklemek? Asgari ücretle ilgili işte işveren beklentisi 7000 lira çıktı. Vesaire gibi bazı açıklamaları oldu. Sendikalaşmayla ilgili aslında görüşlerini paylaştı sayın Bilgin. Tabii en çok merak edilen EYT’ydi. EYT’yle ilgili Yansıyan’ı da aktarmış olduk sizlere efendim. Var mı eklemek istediğimiz bununla ilgili? Ama emekçilerimizin yanındayız. Evet. Biz bilirsin vurgusu… Asgari ücretle ilgili. Melik’in de benim de çerçevesini çizdiğim doğrultuda asgari ücretin şekilleneceği mesajını içeriyor diye düşünüyorum. Peki. Şimdi efendim Mete Bey’le biz biraz savunma sanayiine bakacağız. Müsaadeniz olursa. Biz de izleyelim. Müsaadenizle katkınızı eksik etmeyin. Şimdi Kızıl Elma taksi koşu testini tamamladı.
Üstüne teker kesti. Dün bir ara sosyal medyada şöyle evet evet havalandı mı dolaşıyor mu, havada mı diye bir rüzgar esti. Buyurun efendim Türkiye’nin ilk insansız, milli insansız savaş uçağı. Kızıl Elma. Güzel de bir grafik hazırladık size Mete Bey. Gerçekten sizin grafik ekibinizle Ayra Hanım. Peki. Çok güzel hazırlıyorsunuz.
Hani böyle bakınca daha yakışıklı gözüküyor değil mi? Yakışıklı değil mi miyuz? Çok. Kızıl Elma. Yani bazı hani acaba dizayn mı değiştirseler filan diyormuşum. Buyurun. Yok yok aşağı yukarı. Bu şey. Yani yok. Sembolik görünüyor ama tabii ki daha farklı görünüyor Kızıl Elma. Zaten şöyle söyleyeyim size. TB2’nin ilk çıktığı figürasyonla şu andaki yani kendi çizimiyle şu andaki orijinali birbirinden arası çok büyük fark var. Orijinali görseniz daha ufak. Daha ufak değil mi? Evet. Daha sonra Akıncı’nın ilk çıktığıyla daha sonra değişir. F-16 için de öyle. F-16’ın ilk çıktığıyla daha sonra çok değişmiştir. Şu anda uçağın üzerinde sonuçta bu bir test uçağı. Tabii evet. Niçin yapılıyor? Üzerindeki bütün dinamikleri üzerindeki sistemler üzerinden algılıyorlar. Hangi dirençleri gösteriyor nasıl yapıyor ve bunları daha sonra düzeltiyorlar.
Muhtemelen bu dediğim gibi dizayn da değişecek. Ama aşağı yukarı kendi anaatlarını koruyacak. Bizim için Kızıl Elma tabii ilk başlangıç itibariyle bir insansız savaş uçağı ama özellikle F-16 konusunun ve F-35 konusunun gündemde olduğu için aslında bir savaş uçağından daha fazlası. Evet. Neden savaş uçağından daha fazlası?
Karşınızda size silahı silah olarak kullanan başka bir ülkeler var. Yani verirken de size onu silah olarak kullanıyorlar. Doğru. Yani kardeşim Suriye’ye operasyon yapmayacaksın. Yunanistan’ı Ege Adaları konusunda yapmayacaksın. 12 mil olduğunda problem çıkartmayacaksın. Başka şeyleri gerekçe gösterip vermiyor hatta. Doğu Akdeniz’e girmeyeceksin. Evet. Kısıtlarla. F-35’i de vermiyor mesela. Aynen öyle. F-16’larda ayaklanıyor. Estatikulisi kullanmayacaksın. Evet.
Denizle tabii ki daha fazlası olarak kullanıyorlar. Bu bir sihatan ötesine bir kez daha söylüyorum. En çok açığımız olan bölümü kapatmak için büyük bir hamle. Ben size öyle söyleyeyim. Bir kuvvet çarpanı, hava kuvvetleri için bir kuvvet çarpanı haline gelecek. Ve rakipleriniz için de, mücadele ettiğiniz insanlar içinde bir potansiyel.
Türkiye’nin uçak serüveni, öyle söyleyeyim, uçak serüveni olmadığını düşünürseniz, uçak serüveni olmadan bir insansız savaş uçağı uçuracaksınız. Uçak serüveniniz olmadan insansız savaş uçağı uçuracağız. Evet, ilginç gerçek. Değil mi? Kadebe mi atlamış oluyoruz? Nasıl bir şey bu? Yani, sonuçta üzerinde bir jet motoru var. Evet. Jet motorlu bir insansız savaş uçağını konuşuyorsunuz.
Bazı insanlar şunu söylüyorlar, zaman zaman duyuyorum, ben bunu şeyde sordum, ne derler ona, yapanlara da sordum. Dedim ki yani, insansız daha mı kolaydır insanla uçak yapmaya? Dediler ki, ıh, tam tersine. Niye? Çünkü sonuçta insanın müdahale ederek, birebir müdahale ederek yapabileceği fonksiyonlar var.
Ama bunun, bu birebir linkle yönetilen bir sistem. Düşünebiliyor musunuz? Siz bazen uzak bir yerdekiyle, mesela muhabirle konuşuyorsunuz. Evet. 8-10 saniye sonra gidiyor, bekliyorsunuz, o sizi bekliyor, o sizi beliyor. Ve ne kadar bunalıyorsunuz? Reaksiyonlar gecikiyor. Ne kadar bunalıyorsunuz değil mi? Evet, doğru. Şimdi düşünün, yaklaşık bu herhangi bir Türk saat uydusunun menzili içinde uçabiliyor.
Yani Afrika’daki bir Türk saat uydunuz görüyorsa, menzil içindeyse buradan uçurup, o kadar menzil içerisinde buna hamle yaptırıyorsunuz. Yani üzerindeki… Anlık. Yani anlık tabii. Düşünsenize, oradan data gelecek. Her şey otomasyona bağlı. O data size gelecek. O dataya müdahale edeceksiniz, o datanın müdahalesiyle beraber sürdüreceksiniz. Yazılımın gücünü görebiliyor musunuz? Oradaymış içerisinde yani işte. Tabii oradaysınız. Bazen simülasyon kullanıyorsunuz, simülasyon da bile hani gecikme hareketlerini görebiliyorsunuz. Bu bir savaş uçağı ve bu savaş uçağı operasyon olarak kullanılacak. Zamanlama, linkler, data linkler, üzerindeki sistemler, yazılımlara baktığınızda çok daha zor dediler. Çok daha zor. Peki o zaman dediğim yani bunu başarma durumumuz nedir?
TB2 arkasından akıncı üzerinde yapılan faaliyetlerle aslında yazılımlar konusunda Türkiye çok hızlı bir yere gitti. Bizim burada tek şeyimiz şu dediler. Üzerindeki jet motorunun tepkisel ölçümleri konusunda yeni bir data oluşturacağız. Şimdi o yüzden de yer testleriyle başladılar.
Ama baktığınızda jet motorlu bir insansız savaş uçağı projesini Avrupalılar çok uzun zamandan beri çalışıyorlar ve vazgeçtiler. Ve bu ülkeler, şöyle söyleyeyim, bu ülkeler uçak üreten ülkeler. Yani savaş uçağı üreten ülkeler. Fransa aynı zamanda büyük yolcu uçakları. Almanya aynı şekilde Airbuslar ve üzerinden.
Kendileri ve kendilerini Rafael uçakları, Typhonslar gibi kendi yaptığı uçaklar olmasına rağmen bir datalar olmasına rağmen, mühendislik kabiliyetler olmasına rağmen motorları olmasına rağmen insansız savaş uçağı konusunda istedikleri performansı göstermekten. Ama şu da yok mu? Türkiye insansız hava aracı konusunda çok tecrübe sahibi oldu.
İşte onu anlatmaya çalışıyorum. Bakın birçok kişi de ben şunu duyuyorum ve çok rahatsız edici bir şey. İnsansız savaş uçağı yapmak çok kolay gibi zannedip böyle şey söylüyorlar. Yani ne olacak yani çok komik adamsınız. Yani iki tane şeyi döşeseniz yaparsınız ne olacak? Ama öyle değil. Ve farkındaysanız bazı ülkeler artık mesela ilk başlangıçta şeyler gelmiyordu. Mesela ilk bizden bunu alan NATO ülkesi biliyorsunuz şeydi Polonya’yı. Polonya. Polonya’yı aldı. Polonya’yı aldığında herkes şöyle bir garipse dedi. Der ki ne oluyor kardeşim hani Türkiye’nin eti butu nedir? Dedikten sonra şimdi İtalya’nın düşündüğü hatta konuşulduğu, İngiltere’nin Savunma Bakanı düzeyinde geldiğinde bu konuyu konuştuğu şimdi İspanya’nın ismi geçmeye başladı. Sıra. Bu üçü. Tabii bakın bu üçü Avrupa’da güçlü ordular, gerçekten de saygın ordular ve kendi üretim kabiliyetleri olan ülkelerden bahsediyoruz. Bu insansız savaş uçağı konusunda eğer başarabilirsek ne kadar Türkiye’nin potansiyelinin olduğunda gösterilen en büyük işaretlerden bir tanesi. Eğer başarabilirsek dediğiniz için hemen onu sorayım. Yüzde kaç başardık? Şimdi şöyle söyleyeyim. Ben başaramayacaklar gibi bir düşünce sahibi değilim. Onu söyleyeyim baştan söyleyeyim. Çünkü o kadar büyük bir emek harcıyorlar ki ve o kadar güçlü bir yazılım ekibi var ki bundaki en önemli şey kendisini geliştiren bir yazılım kullanıyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki ne demek yani kendini geliştiren? Bu uçağın işte TB2’nin kendi uçtuğuyla işte atıyorum 200.000 saat sonra uçtuğun arasının yazılım aynı değil. Aynı zamanda kendisini kendi yazılım ile geliştiriyor. Yakal zeka. Yakal zeka var içinde. Yani bazı refleksleri, bazı hataları kendisi düzeltmeye başlıyor. Şey hiç yapmıyor. Kullanıcının müsaade etmiyor. Hatta müsaade etmenin ötesine kullanıcı hata yapmaya kalktığında önlüyor. Sen bunu yaparsan değil önlüyor. Ben bunu birebir kullanıcılarla konuştuğum için hani çok basit bir şey değil. Küçümseyenler için söylemiyorum. Herkes anlasın diye söylüyorum. Bir de bunu düşünün. Bir jet motoruyla belli bir hızın üzerine yani 0-6 Mach seyir hızıyla ne kadar hızlı reaksiyon vereceksiniz ve yazılım ne kadar güçlü olacak? Normal bildiğiniz insansız hava araçlarında Avrupa zorlanırken siz bunu başardığınızda aslında pazarda büyük bir pay sahip olacaksınız ki bunun fiyatı o kadar kolay, ucuz olmayacak. Yani bir TB2’nin fiyatıyla akıncının fiyatı arasında büyük bir uçurum var. Bir kızıl elmanın fiyatı inanılmaz olacak.
Bu Türkiye’yi bir havayolu şirketi havayolu diyorum uçak, yolcu uçağı yapma sektörüne sokmayacak ama insansız savaş uçağı yapma konusunda bir marka ülke haline getirecek. Ve bu sektörde siz de şöyle basit bir örnekle anlatayım.
Bugün TB2’nin yıllık kapasitesi, üretim kapasitesi yaklaşık 200’ün üzerinde. Bu 500’e kadar çıkacak. İşte akıncı için bu 60-70’lerde. Bunları daha yükseğe çıkarttığınızda üç şeyi sağlayacaksınız. Bunun bir tanesi demin konuştuğumuz birebir teknoloji irac eden ülke.
İki, bunun üzerinde yazılımlar size ait olduğu için üzerindeki ateşleme sistemleri de size ait. Roketsal için de müşteri buluyorsunuz. Üzerindeki sistemler üzerinden de neyi buluyorsunuz? Asayl sanada müşteri buluyorsunuz. Haval sanada buluyorsunuz. Yani bir paket satıyorsunuz ama yıllar boyunca sizinle beraber çalışacak olan müşteriler oluşturuyoruz.
Yani Amerika’nın dünyadaki oluşturduğu portföyü siz de oluşturmaya başlıyorsunuz. Bugün bir uçağa bakıyorsunuz. Üç tane şey saydım. Farkında mısınız? Bir kuvvet çarpanından bahsettim. Bir teknolojik üstünlükten bahsettim. Bir de bir pazarda önce olmaktan bahsediyorum ama siz de bağımlı hale getirdiğiniz, ilişkiler anlamında sizinle beraber ortak çalışacak ülkeler yaratmaya başlıyorsunuz.
Yani dost dost dost ve müttefik ülke sayısını arttırıyorsunuz. Bir uçak anlatıyorum değil mi size? Yani aslında bir uçak anlatmıyorsunuz. Bir insansın savaş uçağı anlatıyorum değil mi? Sistem anlatıyorsunuz. Sistem anlatıyorum. İşte Türkiye’nin başardığı asıl şey sistem. Ben o yüzden çok saygı duyuyorum. Şu operasyonel iftira nedir? Onu ben de… İftira mı atıyor füze yerine komutanım? Biz orada karıştırmasaydık ki şöyle biraz gözümüzden kaçmış. Operasyonel irtifa kırahkası aslında. Evet, aslında F, R işte yani diyeceğiz ama yapacak bir şey yok. O kaymış. Harfler yer değiştirmiş. Bunun neden biliyor musun? O kadar çok iftiraya uğradılar ki, muhtemelen orasını bile operasyona… Güzel bağladınız Metur Bey. Güzel bağladınız. Vallahi. İyi savunma diyorum ben. Ama gerçekten öyle. O kadar çok iftiraya uğradılar ki yani… Ama işte iftifa kaydettikçe iftiralar da çoğalıyor.
Demin anlattığım şey şimdi bu nerede kullanacak? Onu söyleyelim. Kızıl elma, biliyorsunuz Anadolu gemisi var. Anadolu. Anadolu gemisi aslında Türkiye’nin bir kuvvet çarpanı ve kuvvet aktarım unsuru olarak değerlendirdiğinizde üzerinden savaş uçağı kaldırabileceğiniz, insansız sistemler kaldırabildiğiniz, helikopter kaldırabildiğiniz,
içinde yaklaşık bir tabur, seçkin bir askeri birliği başka bir yerden başka bir yere sevk ettiğiniz, bir görev kuvvetini kendi filosuyla beraber intikal ettirebildiğiniz kendi kuvvetinizle, isterseniz yardım faaliyetleri, isterseniz destek faaliyetleri için kullanabileceğiniz müthiş bir donanma yaratıyorsunuz. Tabii. Yani bu donanma için kuvvet çarpanı mı?
Kuvvet çarpanı, kuvvet çarpanıyla buluşacak o zaman yani TCG Anadolu için donanmadaki kuvvet çarpanı diyorsunuz. Kızıl elma da kuvvet çarpanı. Tabii üzerine bunu koyduğunuzda yapabileceğiniz etkiyi düşünün. Bir de şöyle bir şey var, tabii dünyadaki en pahalı şey aslında en konurmanız gereken şey uçaklar değil, içindeki pilotlar, değerli olan pilotun kendisi.
Uçağı her an koyabilirsiniz ama bir pilot işte bu şeyden sonra gördük hatırlarsanız, 15 Temmuz’dan sonra yaşanan süreç içerisinde hainler çıkınca bir pilot eksiği oluştu ve onu kapatmak için ne kadar çırpındığımızı düşünün. Uçak buluyorsunuz ama başkanı bulamıyorsunuz. Görüntüyü de getirdik. Görüntüyü de verelim isterseniz. Kızıl elmanın görüntüsü testlerinden, koşu, taksi ve teker kesme testleri hepsini de başarıyla tamamladı. İşte ifade etmiştim aslında konuşmaya başlarken kızıl elmayı. Dün sosyal medyada bir hareketlilik oldu. Trakya tarafında ne oluyor? Yoksa kızıl elma gökte mi artık diye? O şeyden dolayı kaynaklandı. Bu eğitim, eğitim de yapıyorlar burada.
Eğer gelen pilotları da eğitiyorlar. Yani yurt dışından gelenleri de eğitilen bir merkez aynı zamanda Çorlu havalimanı. Askeri havalimanı biliyorsunuz. Dün bir notam yayınlandı. Bölgedeki iniş ve kalkışlar için yalnızca sistem olarak ayrıldığı söylendi. Yedek havalimanı biliyorsunuz Çorlu aynı zamanda. O olunca herkesin aklına şey geldi. Kızıl elma uçuyor. Kızıl elma uçacak mı? Ben hemen yazdım.
Uçacak mısınız diye yazdım. Sağ olsunlar çok yakın diye yazdılar ama o gün uçmayacağız dediler. Şöyle söyleyeyim, benim için uçmuş kadar oldular. Çünkü böyle bir projeyi bu aşamaya getirebileceklerine bile kimse inanmıyordu. Bakın gerçekten inanmıyorlar. Ben bütün raporları okuyorum. Aşağı yukarı yurt dışında yazılanlar da okuyorum. Az önceki modeldi ama buyurun ete kemiğe bürünmüş hali.
Şöyle söyleyeyim, bu gördüğünüz yapı muhtemelen olmayacak. Bir geri gelsenize. Ben beni, yok yok daha insanların olduğu yere gelsenize. Deneyelim arkadaşlarım teknik olarak yapabiliyorlarsa. Yok yok gelecek diye. Nasılsa başta döndüğünde göreceğiz onları. Tamam peki. Evet. Evet hazırlıkları test için kızıl elmanın.
Çok da yakışıklı ben de söyleyeyim size. Dur biraz daha git git git git git git git. Mühendislerimizi mi göreceğiz? Kimi göreceğiz? Yüzü suratlarındaki ifade benim için her zaman. Şimdi gelecek tam ilk suratı yakaladığında dur. Tamam arkadaşlarım çıkmamıza takip etsinler. Dur. İşte endişe içinde. Arkadaş duramıyorsunuz anladın mı? Valla o kadar teknik olarak. Fren sistemi yok sizde. Yok o kadar teknik fren yapamıyoruz gerçekten. Peki ben şöyle söyleyeyim. Var gibi olamadık yani. Yani şöyle heyecanlarını çünkü o kadar göz önündeler ki herkes o kadar çok takip ediyor ki. Ve ilk defa bir şey deniyorlar farkında mısınız? Yani şöyle bir havaya geldik böyle bir havaya hava edinmeye başladık. Yani sanki biz yıllardan beri uçak uçurduk. Efendim? Son bir dakikamız özür dilerim.
O kadar çok uçak uçurduk ki sanki her gün uçak yapıyoruz ki. Yani bu da uçacak. Ama başarıları alıştık bu alanda birazdan kaynaklandık. Ya işte kötü tarafı bu biliyor musunuz? Bak işte şu aslında en zor yerlerden bir tanesi şudur biliyor musunuz? Teker kesme. Tabii teker kesme. Sordum ben. Dediler ki teker kesme içerisinde surat ve şeyler olmadığı için en çok zorlanan yerlerden bir tanesi şudur.
Bir uçağın havaya kalktığı andan itibaren uçmasıyla hangisi de zor diye sordum. Dediler ki şu kalkıp hafif uçuyor ya böyle. O en zoru odur dediler bana. Vay peki orayı aştı demek ki. Orayı aştıysa artık havada da görürsün. Yol açık olsun diyelim. Çok teşekkür ediyoruz. Melik Bey Ankara’da yalnız başına sıkılmadınız değil mi Melik Bey? Yok hayır hayır hayır. Çok teşekkür ediyoruz. Gayet güzeldi. Sağ olun. Nus ağzınızda sağlık. Sağ olun.
Çok teşekkürler. Onur iste. Sağ olun. Mehmet Metiner ve Mete Yarar. Teşekkür ediyoruz efendim. Bu akşamınızı bize ayırdınız. Size de teşekkür ediyoruz. Bizi izlediğiniz için iyi geceler diliyoruz.
Hoşçakalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir