Felsefenin modern insan için anlamı ne? | Teke Tek Bilim – 31 Ekim 2021
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=y0KKwomNLF8.
Tebrikler! Savaş! Savaş! Savaş! Savaş! Savaş! Savaş!
Evet değerli izciler, çok istediniz. Bizi davet ettik. Korona günlerinde ne yazık ki iki yıl ayakın bir zamandır buluşamıyorduk hocamla. Ve Ahmet Arslan bu akşam bizi kırmadı, kalktı İzmir’den İstanbul’a geldi. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Hocam ne kadar sevindiğinizi, ne kadar istendiğinizi, gençlerin özellikçisi, ne kadar ekrana görmek istediğini biliyor musunuz? Eh biraz biliyorum. Twitter, pardon, YouTube’da milyonlarca izlendiği, geçmiş yaptığınız programlar. Cerelde bu akşam burada sizde olmak istiyordu. Biliyorsunuz zaten kendinizi ziyaret ettiniz. Ben de istiyordum. Ancak kendisine eşi Oya Hanım’dan izin çıkmadı. Çünkü Oya pipirikli bir şekilde Cerelde her türlü melanet olduğu için hastalık adına bugünlerde sokağa çıkmasına izin vermiyor. Halka karışmasına izin vermiyor daha doğrusu. O yüzden gelemedi. Tabii ki o olmayınca o keyif olmayacak. Çünkü Ceren’in sorduklarını, benim sormam, Ceren’in anasını benim anam mümkün değil ama artık idare edeceksin beni bu akşam. Estağfurullah. Rica ederim. Sen aşıları ne oldun? Aşıları olduk değil mi? Tabii tabii. Dört aşı oldu. Dört aşı oldu. Her medeni insan gibi aşıların olduğu için rahat rahat başlayabiliriz. Gayet gayet. Peki şimdi Türkler seni seviyor. Efendim? Çünkü izleyicisi seni seviyor. Seni de ekranda görmekten, seni de izlemekten, seni de YouTube’da veya başka nerede görürse görürsen dinlemekten, hatta okumaktan keyif alıyor. Çünkü kitaplarına satış rakamlarına bakıyorum. Onlar da müthiş gidiyor. Peki Türkler hakikaten felsefeye bu kadar meraklı mı? Türkiye’de felsefenin bir tabanı var mı?
Şimdi pek meraklı değillerdi ama son birkaç senede hatta belki son 10 senede epey büyük bir ilgi göstermeye başladılar. Niye? Evet yani niye? Bilemem tabii ben araştırmacı falan filan değilim ama yani kendime göre birtakım düşüncelerim var.
Yani galiba bizim hayatımızda, geçmiş hayatımızda da hatta Cumhuriyet’de dahil olmak üzere felsefenin pek yeri yoktu. Yani biraz daha güncel, daha mübrem, daha acil ihtiyaçlar ön plandaydı. Bilmem, bilir misin? Erdal İnönü’nün yazmış olduğu bir kitap vardı. Düşüncelerim diye tam olarak.
Orada o liseyi bitirdiği zaman veya bitirmek sırasında, 1945’lerde bir taraftan felsefe seviyor. Hatta bizim Nusret Hızırlı’nın falan derslerine devam ediyor. Bir taraftan da işte FEM fizik derslerine seviyor. İnönü’ye gidiyor. Babasına mı? Evet, tamam babasına gidiyor. Yani diyor ki işte oğul veya oğul babasına soruyor. Yani nereye geleceksin diyor. Yani okuyucularımız veya dinleyicilerimiz buna gidip bakabilirler. O çok hoş bir kitaptır. Çok hoş bir kitaptır.
Ne olmak istiyorsun diyor. İşte söylüyor. İşte ben felsefe falan hoşuma gidiyor. Platon kitaplarını okuyor, diyaloğularını okuyor. Oradaki konuların o şekilde ele alınmasını çok seviyor. İnönü çok hoş bir laf söylüyor. Felsefeye bir ömür verilmez diyor. Aslında bu hoş bir laf.
Yani İnönü tabi ne demek istedi? Yorum yapmıyor Erdal İnönü. Baba yapıyor. Yani şimdi tamam ama bizim oğlum bizim yani elektriğe ihtiyacımız var. Suya, hastalıkları getirecek doktora, bilime, teknolojiye ihtiyacımız var. Yani felsefe hoş bir şey falan ama yani İnönü de tabi herhalde felsefe görmedi. O okumadı. Okumadı. Atatürk de okumadı. Ama Atatürk başka bir atatürk. Başka bir atatürk.
Biliyor. Kontrasosyalı okuyor. Çünkü onun yapacağı işlerde. Ona ihtiyaç var. E ihtiyacı var onun. Yani meclis, halk iradesi, işte EYEMN’in kayıtlı şartsız millete ait olması vesaire etrafında yeni kuracağı dünyaya cümle ete ona bir fikri bas. Peki Platona da ihtiyacı var mı Atatürk’e? Efendim? Platona da ihtiyacı var mı? Platona Türkiye’nin çok o kadar ihtiyacı yok.
Atatürk mesela? Hayır yok. Yani Platona dünyanın ihtiyacı var. Bizim de ihtiyacımız aşa olarak. Yani Platoncu dünyayı seven adamların ihtiyacı var. Yani Platoncu dünyayı sevmek demek ne demek? Yani bilgiye çok ihtiyacı var. Bilginler dünyayı yönetmelidir. Filozoflar dünyayı yönetmelidir. E burada dikkat edersen halk yok. İrade yok. Halk iradesi yok. Rıza yok burada. Bilgiyle dünyayı yönetmeliyiz.
Şimdi bana pas attım. Farkında bile olmaksızım. E şimdi bütün Müslümanlar… Niye farkında olmaksız attın bak? E bilmiyorum. Farkında olmaksız diye düşündüm. Yani seni kurtarmaya çalışıyorum. Ay seni kurtarmaya çalışıyorum. Yapacağım günahtan. Ben batmışım zaten. Yani yapacağım günahtan. Şimdi Müslümanlarının temel şeyine bir kitap var ortada. O kitap yukarıdan indi. O kitapta bilgiler var. Her şeyin doğru bilgisi var. Yani dünyanın bilgisi var.
Geleceğin bilgisi var. Gelecek hayatın bilgisi var. Doğru adım, okukun bilgisi var. Her şeyin bilgisi var. Bilmem anlatabildim mi? Filozof yönetmeli demiyor tabi. E kim yönetmeli diyor? Tanrı yönetmeli. Kim yönetmeli? Tanrı adına… Peygamber yönetmeli. Kim yönetmeli? Tanrı ve peygamber adına… Hayrettin Karaman yönetmeli. Ben bunu anlatabildim mi? Çünkü bilgi orada. Çünkü bilgi orada.
E kim doğru bilgiye karşı çıkabilir? Bilmem anlatabildim mi? Şey ne diyor Platon? O da bilgi. Bilen yönetmeli diyor. Oysa modern dünya öyle düşünmüyor. Mesela o… Şey öyle düşünüyor. İşte söyledim biraz evvel. Ruso. Ne diyor? Halk iradesi. Dikkat et. İradede bilgi yok. Onun kadar şey olmamakla birlikte…
Ne diyelim? Fasist demeyelim de. Yani otoriter olmamakla birlikte… E yok da diyor. Rızaya dayanmalı. E kimin rızasına? İnsanların rızasına. Hangi insan? Estradan insanların. Demokrasiden bahsediyoruz. Demokrasiyle… Demokrasinin istediği… İnsan tipiyle… Ve onun dayandığı… Ahlaki ve felsefi temellerle… Platonun rızasını… İstediği… Yönetimle ilgili olarak istediği… Veya dayandığı temeller aynı değil. Yani Platon… Müslümanlara daha yakın. Veya Müslümanlara daha yakın. Müslümanlar Platonu daha yakın. Efendim? Neyse. Onlara yakın. Bilmem anlatabildim mi? İkizide bilgiye dayanmalı diyor. İkizide bilenin yönetmesi lazım. Sen şey yaptım… Platonun ihtiyaçları var mı?
Hayır. Ama arasında… Atatürk’ün Rusya ihtiyacı var. Çünkü meşruiyet sağlamak istiyor. Nedir? İktidarın meşruiyeti nerede olacak? Halkta olacak. Peki, halk yönetimi, halkçılık… Altı ülkeden birisi… E bunun temeli ne? E Rıza. Volontay general. Genel irade olacak. İnönü… Tabi… Yani deyim yerindeyse tabii İnönü çok büyük mezaratları var. Ama İnönü’nün kafası burada değil.
İnönü kurmay. Sen diyor, şey kur, sistemi kur… Benden onu nasıl çalıştıracağıma dair yardım iste. Bilmem anlatabildim mi? Yani ben kendi sözlerimle söylüyorum bunu. Yani o devrimi yapacak… Öbürsü devrinden sonra… Yeni sistemi, yeni dünyayı, yeni idareyi, yeni rejimin… Nasıl çalışacağız ona dair… Kurmay hesaplarını yapacak. Bu da iyi. O da lazım. İşte onun için şey söylüyor… Konuyu kaçırmadım ben. Ne diyor? Bizim efendime söyleyelim… Yani fes sefeye… Tamam tamam… İnönü. Ben anlıyorum onun derdini. Ama ona bir ömür verilmez. Derdimiz o değil çünkü şu anda. Ama Cumhuriyet gene de tabi… Kurucu irade, müthiş bir irade… Batıcılık… Batı uygarlığı, uygarlığa erişmek… Orada olan birçok şeyi almak gibi… Bilimi almak gibi…
Frenoloji veya fena almak gibi… Opera almak gibi… Anlatabildim mi? Müziği almak gibi, batı müziğini almak gibi… Fes sefeyi de alacağız. Ya biliyorlar, o kadarını biliyorlar. Ama fes sefeyi niye alacağız? Fes sefeye niye ihtiyacımız var? Ayrımcılığından yapabildim mi? Evet. Ama alıyorlar… Fes sefeyi birbirine koyuyorlar… Dersler yapılıyor, hocalar yetiştiriliyor. Ama henüz daha fes sefeye karşı toplumun…
Gerçek, reel… Sıradan insanla bahsediyorum, öğrenciyle bahsediyorum… Aydınlığa bahsediyorum… Bir ihtiyacından bahsetmek mümkün değil. Peki abi… Bir programın parçası bu. Yani şey programının… Yeni bir cumhuriyet… Aydınlanma programının parçası. Peki abi, bir yandan da şöyle bir şey doğru mudur? Bu hep söylenir de o yüzden söylüyorum. Türkler daha realist. Türklerin mistik günü zayıftır. Daha realist, daha vakaya dayalı düşünürler. O yüzden de Türklerin arasında… Fes sefe çok delişmektir. Yok, yok. Kusura bakma. Yani başka bir terim kullanmak istemiyorum. Bunların hiç ciddi bir şeyle ilgisi yok. Yani Türklerin pratik olduğu… Biliyorlar. Ama fes sefenin pratik bir şey olmadığı… Görüşü yanlış. Yani Platon için fes sefe çok pratik. Bak Atatürk için de fes sefe çok pratik. Anlatabildim mi? Devlet kurmak.
Devlet kurmanın temelindeki ilkeler… Sondarca pratik. Şimdi ben istersen… Hocam şöyle bir laf okumuşum da o zaman aklıma gelir. Türk tefekkürü vakasaldır diye bir şey duymuştum da… Ben sen şu şeyimi bir devam ettireyim. Yani o önemli çünkü. Yani sonra geldik ne zamana kadar? 1960’lara kadar. Yani program ciddiye alındı. Dersler yapıldı. Eğitim yapıldı. Hocalar yetiştirildi. Avrupa insan gönderildi.
Üniversitelerde… İşte Ankara Üniversitesi’nde… İstanbul Üniversitesi’nde bilmem ne de… Fes sefe bölümleri açıldı. Nasıl arkeolojide… Nasıl bilmem dil ve tarif coğrafi fakültesi çeşitli bölümlerinde… O yönde bir takım büyük işler yapıldı. Zaten bu yönde de yapıldı. Fakat… Halkta karşılığı yok. Sosyal karşılığı yok. Bak tekrar ediyorum. Halkta sosyal karşılığı yok. O bir programın parçası.
Sonra geldi 1960’lar. İhtilal. İhtilal sonrasında ne vardı? Biliyorsun. Müthiş bir şey. Yeni anayasa, yeni kurumlar, bir özgürlük… Ve sol hareket. Sol hareket gelince… Ne başladı bu seferde? İşte biliyorsun. O zaman iki dünya. Bir batı dünyası, bir doğu dünyası. Materializm, diyalektik materializm, fes sefe, bilimsel sosyalizm… Şimdi fes sefeye gene şey olmaya başladı. Gene bir programın parçası olarak yeri var. Nedir? İşte o sistemin, o dünyanın… Hangi dünyanın? Doğu dünyasının… Doğu derken doğu bloku aslında. Doğu bloku dünyasının, onu kastediyorum tabii. O dünyanın yaşamış olduğu, gerçekleştirmeye çalıştığı hem siyasal hem kültürel devrimin… Veya hayat tarzının besleyici, teorik unsurları olarak var.
Bu da yürüdü. Dergiler açıldı, şeyler çevrildi. Marx çevrildi, Kapital çevrildi, Lenin çevrildi, Polisler çevrildi, şu çevrildi, bu çevrildi. Bilmem anlatabildim mi? Gene gençler, felsefe aracılığıyla şey… Marxizm aracılığıyla, bilimsel sosyalizm aracılığıyla… Felsefeye merak sardılar. Yani onlar öğrenirken, arada da biraz da Hegel’e de bakalım. Çünkü Hegel’de onun temelinde.
Bu da geçti, 80’ler geldi, yıkıldı Rusya. Bütün Doğu Bülok’u ortadan kalktı. Gene yeri yok. Yani eski Tüfekler’de hala var. Yani Batı’da veya Fransa’da bilmem ne de ciddi incelemeler, bilimsel ince var ama hala yeri yok. Sonra geldi 2000’ler. 2000’lerde bu sefer yeni bir hareket var. Şimdi Türkiye’den bahsediyoruz. Ne hareket olduğu belli. İslamca hareket.
Şimdi İslamca hareket başladı. İslamca hareketin felsefeye karşı zaten olumlu bir tavrı söz konusu olamaz. Bilinen nedenlerle. Yani İslamca hareketi zaten hiçbir şeye karşı. Bu anlamda. Bu tür entelektel çabalara karşı, entelektel faaliyetlere karşı çok olumlu bir tavrı takılması söz konusu olamaz. Ha bilim yapar. Çünkü bilim entelektel bir şey değil. Yani bilim teknik bir şey. Anlatabilir miyim?
Yapacaksın. E yapar mı bunlar? Yapmak kolay. Bunu Fethullah da yapıyordu. Kafasında. Birgisayar öğretiyordu. E tıbı mı? Bu da öğretiyorsun. Onlarda ihtiyaç var hastalığa ihtiyaç var. Gene felsefeye ihtiyaç yok. E onun yerine ne? Felsefe yerine ilahiyat. İlahiyat yerine İslam ilimleri. Anlatabildim mi ne demek istediğimi? Geçişin de öyle zaten. Allah razı olsun fakat 20 senedir o deneye de yaşadık.
O deneyde insanlar baktılar. Kokladılar falan. Yahu bu çok sevimsiz bir şey. En azından benim gibi insanlar. Veya bana benzer insanlar. Sevenler var sevenler var ki. Devam ediyor. Devam ediyorlar. Onlar sevdiler. Sonra bir baktılar ki yahu. Yani ne oğlan ne oğlan. Ne cumhuriyetin projesi içerisinde bir programın parçası olarak. Ne de bilmem İslamcı hareketinin içerisinde ona karşı
olarak. Ne de solcu hareketinin içerisinde dialektik materyalizmin veya ona dayanan dünya görüşünün ülkelerinin olarak değil de. Yahu normal. Başka bir şey var. Yani ne var işte? Ahlak üzerinde, hayat üzerinde özgürlük üzerinde adalet üzerinde biraz tutarlı, mantıklı, ciddi. Anlatabildim mi? Düşünme tarzı olarak felsefe. Şimdi ideolojiye bağlı
almak. Ha ideoloji değil. Evet. Aynen. Ideolojiye bağlı olarak değil. Yani bir programın parçası değil. Alt parçası değil. Yani insana yakışan bir faaliyet. Hani nasıl insanı sanat yapıyor? Nasıl insan bilim yapıyor? E insanlar bir kısım insanları batı ülkelerinde felsefe de yapıyorlar. Yani bu ne? Her alanda. Yani siyaset alanda yapıyorlar. Ahlak alanda yapıyorlar. Efendim hatta din alanda din felsefesi diye bir şey var.
Tamam. Bunu yapıyorlar. E hadi ben artık buradaki kendi rolümden de biraz şey yapmayayım yani söylemeyeyim ama anla. E şimdi bunları konuşan da bir adam var. Bana benziyor. Bana benziyor. Benim gibi görünen de bir adam var. E bunları söylüyor. E vallahi bunun söyledikleri de hiç fena değil bak. Hani dedin ya bu kadar ilgi duyuyorlar. Ya felsefe insana yakışan bir şey. Felsefe çünkü biz insanız. İnsanın mümeyyiz vasfı. Akıl.
E akıl bizim hepimizin ortak bir niteliğimiz, özelliğimiz. Sonra şu da ortaya çıktı. Ben bir kitap çevirmiştim. Felsefe aracılığıyla düşünme. Evet. Çok güzel bir kitaptır. Yani ben yazmadım zaten. Çevirdim. Hayır çevirdim. Felsefe aracılığıyla düşünme. E şimdi dediler ki insanlar yahu şimdiye kadar din aracılığıyla düşündük. Şimdiye kadar siyaset aracılığıyla düşündük. Anlatabildin mi?
Anlıyorsun demek istediğimi. Gayet yanıyorum. Şimdiye kadar din aracılığıyla konuştuk. Siyaset aracılığıyla konuştuk. Bir bir düşünerek ifade ettik. Birbirimize iletişime geçmeye çalıştık. Bak biz başka dil daha var. Bu bir dil. Felsefe bir dil. Bir diskur, bir konuşma biçimi. Meselere el alma tarzı. Birbirimizle konuşma biçimimiz. Aracılığa dek onu kastediyorum. Kitabın zaten amacı oyudur. Vastasıyla. E şimdi bir de bakalım. Bak bu çok zengin bir alana, konuya, çok zengin argümanlara, çok zengin akıl yürütmelere, muhakemelere sahip. Ve odur çete cazip. Ve buna hepimiz katılabiliriz. İnsan olma bakımından katılabiliriz. Bilmem anlatabildim mi? Şimdi bu insanlar yani şimdi efendim felsefe yapıyorlar değil, bilim yapıyorlar değil. Bilimin imkanları sınırlı.
Yani şöyle fazla dedim daha basit bir şey geliyorsa. Bilim adamlar birbiriyle konuşacaklar. Veya biz cümlemizi şöyle ifade edelim. Bilim aracılığıyla konuşma. Bilim aracılığıyla insanlar birbiriyle nasıl konuşacaklar? Veya ne kadar konuşacaklar? Otopedistle otopedistle konuşacak. Hı? Fizikçi fizikçiyle. E de hayat orada. Gürül gürül akıyor. Hayatın içinde adalet var. Hayatın içinde evlilik var. Aşk var. Eğitim var. Hayatın içerisinde iyi rejim var. İyi kötü rejim var. Bunları nasıl konuşacağız birbirimizde? E bunlar üzerinde dini konuşma. E dini konuşmanın yetersiz olduğu anlaşıldı. Nereye gelmek istedim anladın mı? Hem yetersiz hem birleştirici değil. Efendim? Birleştirici değil. Ha birleştirici değil işte. Din üzerine konuşma. Din üzerine kim nasıl konuşacak? Müslüman Müslümanla konuşacak. E peki Müslümanla nasıl konuşamıyor hocam? E peki Müslüman hangi Müslümanla konuşacak? E gayet tabi. E peki Müslüman öbürsüyle nasıl konuşacak? E konuşmayacak. Eskiden konuşmayacaktı. Şimdi sıkıysak konuşmasın. Nasıl konuşmayacak? Konuşmak zorunda. Bilmem anlatabildim mi? Çok iyi anladım. Ortak bir dile ihtiyacımız var. İnsani bir dile ihtiyacımız var. Bilim dili harika doğru düzgün tamam.
E kolimikasyon yapamayız. Yaparız. Ama çok sınırlı bir alanda. Ama hayatın mesele orada bekliyor. Hayatın en önemli mesele, gündelik hayat. Hani ben biliyorsun söylerim bizim hayatımızın yüzde 99’ını biz efsaneyle götürüyoruz. E onları konuşmamız lazım. E efsaneyi efsane olarak konuşalım. E yetmiyor. Efsaneye ihtiyaç var da toplumu kurmak için ihtiyaç var. Yani toplumu efsaneyle kurursun. Ama…
Efsaneye ihtiyaç vermekle onu bir adışan mısın? Toplumu efsaneyle kurmak ne demek? Ya bir toplum kuracaksın. Toplum bilim ile kurabilir misin? Bilgiyle kurabilir misin? Kuramaz mısın? Ya bir aileyi bile bilgiyle kuramıyorsun. Bir aileyi bile neyle kuruyorsun? O ailenin ortak yaşantısı içerisinde oluyor. Biraz biyolojik tabaka. Peki bir aileyle başka bir aile bir araya geldi. İki aileyi bir araya getirdik. İki aileyi bir araya getirdik.
Neyle kuracağız onu? İki aileyi de aşan, iki aileyi de kendisine denilerek birbirleriyle barışçı, rişçi kuracakları bir kavramla. O kavram bilir mi? Hayır. Efsane. Ve bu efsanenin içinden iyi ise din. Anlatabildim mi? En büyük efsane. Efsane derken kötü bir şey kastetmiyorum ben. Benimle anlatabildim mi? Şimdi toplum şimdiye kadar efsaneyle kuruldu.
Her zaman söylerim. Felsefeler toplum kurulmaz. Bilim nedir toplum kurulmaz? E toplum kurulmuş ama görüyorsun. Nasıl, neyle kurulmuş? Yani en ilkel topluluklardan zamanımıza kadar toplumlara bak neyle kurulmuş? Peki hocam şimdi burada o zaman, burada bambaşka biri gidebilir miyim izin var mı? Peki. Yani ben en azından bu sorunu ilk sonunca cevabını verdim. Bu sorunun cevabını büyük olan da aldım ama burada… Yani ihtiyacımız var ve insanlar o ihtiyacı olduğumuzu kavradılar. Buradan başka bir yere geçmek istiyorum o zaman. Tamam. Tamam. Tam yerine güzel bir yerde durdurdum seni niye? Tamam. Şimdi dedin ki toplumları kurmak için efsane ihtiyaç var. Evet. Başından beri de felsefeden bahsediyorsun ve felsefeden önemli baksıyorsun. Ama burada ben bir eleştiri yapacağım. Bu eleştiri kendi adıma yapmıyorum. Bu eleştiri bir adım da toplum adına yapıyorum. Felsefe deyince senin hep uyguladığın mesele batı felsefesi. Doğru. Peki doğu felsefesi yok mu? Mesela Hint toplumu veya Çin toplumu. Doğru.
Uzak doğudaki birtakım toplumlar aslında o felsefe üzerinde inşa edilmemişler mi? Yani şimdi Brahmanizmi, Şintoizmi falan bunları… Bunlar da kendi içinde birer felsefek, felsefe ve aynı zamanda efsane değil mi? Tabii onlarda da efsare de var felsefede var. Felsefede var. Evet. Sen doğu felsefesini felsefeden saymıyor musun? Hemen hemen saymıyorum. Kusura bakma. İşte söylüyorum. Yani çünkü bak felsefe denilen şey Yunanlı ülkeye çıkan bir şey. Benim görüşüm o.
Ama ondan çok da eski Hint felsefesi yok mu? Yok canım. Yok. Ben onları kabul etmiyorum. Çin felsefesi de yok. Evet. Onları da kabul etmiyorum. Onları tartışacak halim yok şu anda sende. Tamam. Tamam. Tartışmayacağım. Hayır. Sen ne diyorsun? Yani sen ne yapacaksın? Benim karşıma bu argümanla gelecek halin yok. Halim yok. Ha gelse de olsa tartışmam onu. Onu da sana söyleyeyim. Hoca’ım ne güzel aşağılıyorsun beni. Estağfurullah. Sen derken sen değilsin burada. Biliyorum abi. Takılıyorum yani. Sen değilsin. Şimdi bakın. O gerek Hint’ti.
Özellikle Hint’te. Çünkü Çin’deki biraz daha fazla felsefeye konfüsçülük emin bile değiliz. Konfüsçüs. O bir din midir, bir felsefe midir? Evet. Evet. Ama Hint’te biliyoruz. Upanişatlar, Vedala var. Orada biliyor. Yani bunlar henüz dini metinler bunlar. Hoca’ım dini metinler de felsefi olamaz mı? Olurlar ama ortada felsefenin kendisi varsa ben niye dini metinler felsef olarak kabul edeyim? Peki Budizm mi?
Budizm’i fazla bilmiyorum. Onun için onun üzerinde konuşmam. Ben şunu biliyorum. Ya bu benim bildiğim de şu zaten. Benim kendi bilgim de değil. Felsefe ile ilgilenenler, felsefenin menşeğini arayanlar, felsefenin şeyde doğuda nasıl ortaya çıktığını araştıranlar, büyük felsefe tarihçileri, yani isimler işte Düzellilerlerden, bilmem Breyyelerden, yok bilmem nelerden, bak hepsi Yunan’dan başlatıyorlar. Niye Yunan’dan başlatıyorlar?
Hatta bilimi de Yunan’dan başlatıyorlar. Hatta işte Ege Kıiran’dan başlatıyorlar. Millet Okulu’ndan başlatıyorlar. Doğru olarak başlatıyorlar bunlar. Tarih. Doğru olarak başlatıyorlar. E niye bundan başlatıyorlar? E çünkü bir takım ölçüler var. E canım Batırlar bayılıyorlar Yunanlara. Bir de bizim böyle saçma sapan şeylerimiz vardır. Hani zannediyoruz ki, ulan Batırlar Yunanlara niye bayılsınlar? Bayılmıyorlar mı? Yahu niye bayılsınlar? Yani Batırlar, Yunanlar Hristiyan bile değil. Hani Hristiyan olmaları da bayılırlar. Atıyorum din kadeşliği.
Yahu adamlar pagan. Yani Batırlar için. Niye bayılıyorlar? E çünkü bilim ve felsefenin ilk defa orada ortaya çıktığını ve ilk defa zamanımıza kadar da işte o alanlarda biliyorsun gösterilen başarıların kendi modern çağdan itibaren, orta çağın sonlarından itibaren o yarattıkları yeni dünyanın temelde olduğunu biliyorlar. Tabii sadece bilim ve felsefenin değil.
Aynı zamanda estetik, aynı zamanda şiirin de biliyorlar. Sanatın pek çok alınmıyor. Sanatın da biliyorlar. Bilmem anlatabildim mi? Ama bu yana bu tartışmaları çok fazla götürmeye de gerek yok. Ben onları kabul etmiyorum. E kabul etsem niye kabul ediyorsun sen? Yani sen derken muaddamak kabul ediyorum. E çünkü ben sevmiyorum bu şeyi. Efendim bu batıcılığı sevmiyorum. E ne yapayım? Sevmezsen sevme. Veya bu Yunancılığı sevmiyorum. Ya bana ne yoruluyorsun? Ben Umur’da bile değil Yunancılığı. Bilmem anlatabildim mi?
Ama sorun şu. Bütün dünyanın kabul ettiği şeyleri ben de kabul ederim. Eğer bütün dünyanın kabul ettiği şeylere, gene bütün dünyanın kabul ettiği standartlarla onlardan daha iyi sahip olarak onları kendine karşı çıkarsam o zaman değiştiririm fikrimi. Meselem değil ki. Mesele değil. Şimdi demek ki niyet sürtüyor felsefeyi sevmiyorlardı. E çünkü felsefeye ihtiyaçlar yoktu.
E şeyin yerini ne karşılıyordu? Felsefenin yerini? İki şey. Çok genel olarak konuşuyorum. Bir taraftan edebiyat, bir taraftan din. E dinin felsefeye ihtiyacı var mı? E yok. Ya dinin felsefeye ihtiyacı olmadığı gibi dinle felsefe. En azından orta çağda belli bir süre sonra çatışmaya başlamış.
Din yani istiyorsan işte bilinen o tanıdığımız adamlar, istersen kelam okulu eş arayılar, istersen hukukçular, fıkıhçılar. Kimdir sen de. E bir süre sonra ne yapmaya başlamışlar? Yahu arkadaş bu zındık işidir. Aynen böyle. Zındık işi bu yani kafir işi. Buna ihtiyacımız yok.
Çünkü dinin temel paradigması, bak tekrar ediyorum başka bir paradigma o. O insan üzerine kurulu bir paradigma değil. O tanrı üzerine kurulu bir paradigma. O tartışma üzerine, müzakere üzerine, argüman üzerine, onları serdetmek üzerine kurulu bir paradigma değil. E nitekim de gelişmemiş. E ihtiyacı da yok. Osmanlının felsefeye ihtiyacı mı var Allah’ını seversin? Bak cumhuriyetin bile ihtiyacı yok. Tekrar ediyorum. Peki şeyin var mı mesela? Fransızların var mı? Fransız kralların var mı? Ya da cermenlerin var mı felsefeye ihtiyacı? Fransızlara ihtiyacı yok da Fransız burjvazisinin var. Niye var? E niye var? E çünkü şeye karşı, kiliseye karşı laik düşünce, doğal düşünce, bilimsel düşünceyi tesis etmek için neye ihtiyacı var?
Bilimsel zihniyeten ihtiyacı var. Anlatebilmiyim? Ama felsefe bilim değil. O başka. Feze bilim değil mi? Bileğimin yapılmasına imkan sağlayan en yüksek entelektüel meşruiyet çerçevesi felsefe. Kaldı ki bir zamanlar 19. yüzyıla kadar felsefeyle biliminden ait edilmezdi. Ben şimdi söylüyorum bunu. Platona Aristotelereç’e baksan, Aristotelereç felsefe dediği zaman işte meşru. Bilimi de sokuyor. Bilimi de sokar.
Yani o bir şey ifade etmez. Şöyle diyelim entelektüel yüksek yüzeyde kavramsız entelektüel faaliyet veya istiyorsan kanıtı kullanarak söyleyeyim. İddialarını, tezlerini akla dayanan kanıtlarla, delillerle efendim meşrulaştırmaya çalışan bir entelektüel faaliyet. Bak ne diyorum. Bak bu çok güzel bir şey. Kendisini iddialarını akla dayanan kanıtlarla cazifiye etmeye çalışan, meşrulaştırmaya çalışan, haklı çıkarmaya çalışan bir faaliyet. Şimdi bunun olduğu bir yerde felsefe var. Denizsel bilim girince onu oradan kaldırıyor tabi. Ama o felsefe değil. O akla yani çok geniş anlamda alırsan. Şimdi bakın ben şunu söylemeye çalışıyorum Fatih. Yani bilimle felsefe arasında ikisinde de kanıt var. İkisinde de meşruiyet var. Ama felsefenin alanı, bilimin alanından çok daha geniş olduğu gibi o dar anlamda kesin bilimsel faaliyet falan filan değil. Gündelik insan hayatı içinde yer alan her türlü deneyimizi, her türlü birikimimizi, her türlü tecrübemizi ele alarak, onları kavramlaştırarak, onlardan hareketle bir takım önerilerde bulunuyoruz. Demokratik olarak yönetelim Türkiye’yi. Demokrasi iyidir. Neden? İnsan haklarına önem verir. Neden? Bireyselliği ön planı alır. E güzel bunların hepsine.
Bunlar bu söylediğim cümleler bilimsel cümleler mi? Hayır. Gördün mü? Ya hak kavramı ve bilimsel mi? Dağda hak diye bir şey var mı? Yok. Güzel. Bilimde var mı? Yok. Ya bilimde hak olur mu? Anladın mı? Peki bizim hak kavramına ihtiyacımız yok mu? Var. Adalet kavramına ihtiyacımız yok mu? Var. Kaç türlü adalet vardır düşünmeye ihtiyacımız yok mu? Var. Meşruiyet kavramına. Bak görüyor musun?
Bunlar hep felsefeyi konuları. Bunlar konuşamaz. Bilim konuşamaz. Alanı de iyi. İyi kötü. İyi rejim, kötü rejim konuşmaya ihtiyacımız yok mu? Var. Bilim konuşabilir mi bunlar? Hangi bilim? Fizik mi? Kimya mı? Siyaset bilimi. Siyaset bilimi mi? Siyaset bilimi bu değil. Siyaset felsefesi başka şeydir. Siyaset bilimi başka. Siyaset bilimi şey yaptığı şeydir. Deniz Baykal’ın. Yani siyaset bilimi, siyaset olgularının bilimsel incelemesidir. Siyaset bilimi, siyaset olgularının bilimsel incelemesidir.
Siyaset ile ilgili değerlerin, iyi yönetim, kötü yönetim, demokrasi, adalet, haklarla ilgili konuşmanın felsefi konuşma olmadığını söylüyorum. Bilimsel konuşma olmadığını söylüyorum sana. Peki mesela senin söylediğin de siyaset felsefesiyle hukuk felsefesi bir araya gelmiyor mu? Bir içeri geçmiyor mu orada? Hayır. Tabi bir araya geldiği yerler orada. Ona birbirinden farklıdır.
Hukuk başkadır ama senin söylediğin de söylüyorum. Hukuk felsefesi başkadır. Hukuk felsefesi olmasa hukuk olmaz orada. Olmaz. Anlatabiliyor musun? Olur. Bizimki gibi olur. Evet. Bizimki gibi olur. Ama zaten Türkiye’de eksik olanlarda bir tanesi de o hukuk felsefesi. Gayet tabi. Gayet tabi. Bizimki gibi olur. Meşruiyete ihtiyacımız var. O değerleri, o değerleri, o kurumları, o kurumlarda koymuş olduğumuz o ilkeleri
temellendirecek insan tecrübesinin ürünü olan ve haklılığı, haklılığı temellendirme ihtiyacında olan tartışma sonucunda bir şeye ihtiyacımız var. Bu bilim değil bu şekerim. Bu felsefe. Peki abi şimdi sen diyorsun ki felsefe bir batı ürünüdür. Öyle diyorum. Batının ihtiyaçlarını karşılamak üzere. Batı ürünlüdür ama İslam dünyasında felsefe olmamış değildir ben onu söylüyorum. Ha. Ha onu söyledim ben de abi. Tamam. İslam dünyasındaki felsefeyi ne yapacaksın? Gayet tabi. İslam dünyasında çok iyi bir felsefeciler sinsilesi var diyeyim. Felsefe, ekol demeyeceğim belki ama. Yani çok harika değil ama felsefeye benzeyen bir şey veya Batılıların ya Yunanların yapmış olduğu felsefeyle aynı ölçüler, aynı standartlar içerisinde değerlenmesi mümkün olan bir şey ve ben sana bir şey söyleyeyim mi? Açıkça kimse duymasın.
Yani İslam dünyasının insanlık tarihine, insanlık düşüncesine entelektüatle en bir katkısı o. Yunan felsefesini alıp batıya yerden tanıtması. Aynen. Yani İslam filozofları. Aynen öyle. Yani tabi bilimleri de onu da söyleyeyim. Yani ayrı. Bilim adamları da ayrı. Yani İmre İsemler, İbn-i Sinalar, tıp konusunda bilmem ne konusunda ama insanlık tarihine katkımız bizim yani şey değil işte yok bilmem hikmetler, hikmetli sözler, sadiler,
bostanlar, gülistanlar falan filan değil. İnsanlık tarihi yani insan dünyasının yüz akı bu ve insan dünyasının yüz akı olan bu, insan dünyasının kendi içindeki gruplar tarafından da en çok eleştirilen da o. O da var ona itiraz etmiyorum. İşte İbn-i Rüşt. Bugün hocayla konuştuk şöyle Celal de işte. İbn-i Rüşt’e merak sarmış. İbn-i Rüşt’e merak sarmış. Göstere de bana onu. Şimdiden ona takılmış. Ha işte bunu gösterdi. Hatta ben dedim ki Fatihel söyleyelim. Büyük program yapalım seninle hocam dedim. Gelmiyor ki. İşte neyse. İmkan olduğu zaman. Hakikaten büyük adam. Gazali büyük adam değil mi? O da büyük adam. Ama Gazali’nin büyüklüğe eğer varsa ki büyük adam söylüyorum ben sana felsefeyi iyi bilmesi. Çok iyi bilir. Felsefeyi bir felsefeci kadar iyi bilmesi. Ve sonra redetmez. Ve felsefeyi yine felsefi olarak redetmesi. Bak ikisi birbirinden çok farklı. Felsefeyi redetmek felsefi olursa değerli. Değerli. Felsefeyi redetmek Diyanet İşaret Başkanı’nın veya bilmem kimin yaptığı gibi senin arkadaşının, biliyorsun işte adını vermeyeyim, yaptığı gibi o zaman bir değeri yok ki. Bak her zaman söylüyorum. Ne bu? Bu şu. Kendisini akla dayanan gerekçelerle temellendirme gücüne sahip olmayan bir
şeyin bir değeri yok. Niye yok? E çünkü bu faaliyet felsefi. Gazali ne diyor? Ya işte şu tezleriniz var. İşte bilmem. Onunla tezen birçok felsefi şeydir yani felsefen eski zamanına ait olan teze. Evren kıdemli eskidir. Yani yaratılmamıştır. E bu konuyla ilgili getirdiğiniz argümanlar ikine edici değil. E haklı. Bilmem anlatabildim mi?
Peki mesela İslam’da gerilemeyi başlatana ya da İslam’ın bilim ilişkisini kesenin gazali olduğu yolda geliştire katılır mısın sen? Yok yok yok. Hiç kimse olabilir mi ya? Yani aklın kesiyor mu? Beni kesmiyor da böyle bir iddia sahipli de var. Böyle bir şey olabilir mi yani? Bir adamın kim olursa olsun, kim olursa olsun bu kadar yüksek bir faaliyeti gazali geldiği zaman zaten artık çok… Dingil diyordu. Dingil diyordu.
Ya şeyden itibaren, 9. yüzyıldan itibaren gelmiş, dışarıdan bir unsur gelmiş, yabancı gelmiş. Anlatabildim mi? Felsefe diye bir şey gelmiş. E bir de kurulmuş olan bir düzen var. O düzen söylüyorum. Ne üzerine dayanıyor? Tanrı, kitap, onun yorumu. Anlatabildim mi? Dayanıyor. E orada başka bir insanlar geliyor. Diyorlar ki işte ben gibi konuşuyorlar. Ya kusura bakmayın diyorlar. Başka bir faaliyet daha var. İnsan faaliyeti daha var.
Bu faaliyet de diyorlar bu konu üzerinde şey istiyor. Hak iddia ediyor. Hak iddia ediyor. Argüman istiyor. Temellendirme istiyor. Gerekçe istiyor. Ne gerekçesi? Kitap orada işte. E görmüyor musun? E kusura bakma. Ben görüyorum da ben o kitapta o argümanları görmüyorum. Yani ben çok abat söylüyorum. Yoksa birtakım insanlar o kitapta o argümanları da görmeye çalışıyorlar. Zaten o argümanları gördükten sonra ne yapar? O argümanları görmüyorlar. O argümanları görmüyorlar. O argümanları görmüyorlar. O argümanları görmüyorlar. O argümanları görmüyorlar.
O argümanları görmüyorlar Acaba söylüyorum. Yoksa birtakım insanlar o kitapta o argümanları da görmeye çalışıyorlar. Zaten o argümanları gördükten sonra ne yapıyor? İslam teorisi teşekkül ediyor.
ilimlerin bir şansı olamaz. Yani şeyin bir şansı olur. Fizik, fizik diyorum, ne derim, matematik, astronomi. E çünkü onun rengi yok. Onun milliyeti yok. Bir de ihtiyaç var. Ona da ihtiyaç var. Tıbba da ihtiyaç var. Ama işin içerisine, haysinin içerisine biraz daha metafizik, biraz daha etik, biraz daha politik. Dünyayı
anlamak eyleyecek. Yani dar anlamında asıl felsefi olan konular gelince e yok diyorlar. Biz onu öyle… Yok diyorlar. O zaten anlatılmış. Yani Gazali zaten o rüzgarla yelkenler şişmiş olarak geliyor. Ama tabii Gazali bunun içerisinde gerçekten yani deyim yerindeyse felsefeye en yakışı… En yakışını, en bileni… En bilinen adam. Bilmem anlatabildim
ama bazı bakımlardan yani eğer İslam dünyası bu adamı tam olarak anlayıp da yani ona bir cübbe kaftan yapabilmem ne gidinmemiş olsaydı hatta öbürlerine göre daha özgür düşünceli bir adam. Mesela öbürleri felsefet bir bilimdir, tek bir felsefe vardır, bir filozofların önermeleri aynıdır falan derken Gazali ne diyor ya böyle bir şey
diyor. Aristo başka söylüyor, Platon başka söylüyor. E doğrusu bu. Çünkü felsefenin felsefe bilim değil. Mesela o. Gayet demektir. Farklı tasavvurlar. Tek doğrusu kim? Hayır tek doğru meselesi değil. Farklı tasavvurlar diyorum bu. Yani dünyayı nasıl algılayalım? Yani varlık felsefet açısından alalım. Idealizm mi doğru, materyalizm mi? Spiratürizm mi doğru? Hepsi doğru. Hepsi doğru. Nedir argümanların? Ben o felsefeye girişte
bunları anlatırdım. Anlattın mı öğrenci gelir ki ben de öyleydim başlangıçta. Haklı olan bakarsın çok haklı bu. Eát bunun eleştiri suveri o. Biri geldi o da anlatır. O da çok haklı. Ya bunun da eleştiri suveri bilmem, anlatabildim mi? Hayda şimdi sorar bana hatta şey, ya hoca bir şey yap da söyle, yani kararı ver de karar ver de bir zannetsin
gidelim. E o da haklı. E o da haklı. Ama bu felsefe değil. Anlatabildim mi? Felsefe çoğulculuğa imkan veren bir şey. Insan meseleleri yani bilim değil. Bilimden bahsetmiyorum. Fizik meselelerinden bahsetmiyorum. Insan meseleleri, evlilik meselesi, aşk meselesi, eğitim meselesi, aile meselesi. Bak çok basit şeylerden bahsediyorum. Bunlar tekil efendim belli bir bakış açısından yorumlanacak
şeyler değil. Bunlar çünkü neticede ııı değerlere ilgili meseleler. Biraz evsende konuştuk mu hava zekarlık mı yoksa liberalik mi? Var mı dünyada? Var. Iki tarafta da var. Liberalizm çok geniş alanında konuyor. Bir felsefe değil mi? Yani ağırlık verdiği unsurların hepsini bir araya getirirsen onları kavramsal olarak bir ara getirip de sistemli bir şekilde ifade edersen felsefe. Fersi. İler şey değil mi? Liberal değil
felsefe. Ben liberalım. Ama sen ne dedin? Hocam ben şeyim muhafazakarım. Dedim ki haklısın. Ben de bazı konuda. Bazı konuda bazı. Bende muhafazakarım. Dinler değilim. Dinle alakalı yok ama muhafazakarım. Evet. Mesela insancılardan çok daha muhafazakarım. Aynen bende. Anladın mı? Yani şunu demeyeceğim. Bu çeşitlilik var ya. Yani bilimde olmayan hatta dinde de olmayan dikkat et. Ne bilimde ne dinde olmayan ama ihtiyacımız olan. Bu müzakereye açık konular var ya. Bu farklı değerlerden, farklı ülkelerden hareketle ve farklı ve çeşitli ürünleri ortaya koymak var ya. Ve bunları birbirimizde bunları birbirimizde konuşarak tartışarak götürmemiz var ya. E Batu öyle değil mi şu anda? Batu öyle değil mi? Hepsi var. Hepsi. Hepsi de adı şu. He hepsi var. Ahlak konusunda kırk tane teori var. Ahlak. Iyi
iğinedir. Mutluluk nedir? O mudur? O mudur? O mudur? O mudur? Söylemeyeyim ama elli tane var. Hepsi doğu. Yani bu konuda karar veremeyiz. Hakikaten ödev midir? Kandın söylediği gibi şey olan ahlaki etik olarak doğru olan ödeve uygunluk mudur? E birçok durumlarda ben öyle davranıyorum. Fayda mıdır? Mutluluk mudur? Belli olmaz.
Haz mıdır? En çok sayıda adamın hazlı mıdır? Eee ama hoca sen de bizi yordun artık. E yorul lan be birader. Yorul lan ne işin var? Ha yorulmakta ne yapıyorsun orada? Ne konuşuyorsun orada? Gel konuşalım bunları. Ilk defa olarak işte biz bunu artık yavaş yavaş yaşamaya başladık. Başladık mı acaba? Başladık başladık. Yani izlenimin bu. Ya niye o kadar insanlar milyonlarca insan? Sen mesela eski bir
üyelik eşleri başkanının daveti üzerine o nezdeste konferans vermiş. Evet. Ne izlenimin ne izlenimin orada? Onlardan bir şey çıkmaz. Yani işlerini bilemem ama onlar artık şekillenmiş artık onlar. Ne dedim anladın mı? Ben gençlerden bahsediyorum. Gençler gençler o eski bir dünya ait. Hani Tayyip Erdoğan’ın söylediği var ya eski diyorum. İşte onlar eski dünya ait. Yani hiç söylemiyorum. Sedat Peker
diyor ya. Sedat Peker dinliyor musun? O da öyle diyor ya. Onu bilmiyorum. Sedat Peker’de kırk yaşından gençler diyor. Eee bilmiyorum kaç yaşında? Umut’u Sedat Peker diyor ki Umut’um kırk yaşından gençler diyor. Büyükleri boş verin diyor. Evet. Yani gençler fark ettim işte yeni bir şey isteyen. Bak çok basit diyorum. Bu dil bize uygun değil. Din dili bize uygun değil. Hele o din dilinin. Bize derken Türklere mi? Kendine kendine. Gençlerden bahsediyor. Genç genç ama. Yahu ne yapsın genç Allah’ını seversin. O o dili o konuşmayı
o cümleleri O dil bize uygun değil. Eee şimdi tabii öyle bunu söyleyen bir şey yok. E canım bilim dili. Eee genç aptal değil. O da hissediyor. Tamam bilime itirazım yok. Tekrardan itirazım yok. Iyi de benim derdim bilimsel değil. Eee öyle diyelim. Yani bizim konumuz bilimsel değil. Hasta olduğu zaman doktora giderim. Bilmem eee eve ihtiyacım tadilat yaptığı zaman mühendise giderim. Bilmem ne olduğu zaman bir kusura gireyim. Ama benim konuşmam bu değil
ki Sartı yönetmeyi veririm. Yani ben şimdi İkinci Anı Savaşı’na gidecek bir Fransız. Ne yapmalıyım? Askeri mi gitmeliyim? Yoksa ııı redden inmeliyim. Vicdani redden bazı vizyani red meselesi meselesidir. Yani birçok gruba bakarsan ya böyle bir şey zaten. Aslım bunları. Ya ama dünya böyle yapmıyor. Böyle yapmıyor. Eee dünya böyle yapmıyor. Vicdani redden bahsediyorum. Dünya böyle yapmıyor. Argümanlarını dinliyor. Ha yasalar gene bildiğini okuyor. O ayrı mesele. Ama bitirmesi. Ama üstüne düşünüyorlar en azından. Eee bizden düşünüyorlar. Bir de yasaları zaten o tatışmardan sonra. Sonra çıkartıyorlar işte. Üstüne şöyle dediğim o. Biz yasayı biz oradan kurmuyoruz ki. Işte meşhur lafımız. Yok yasa yap yasa. Yapın yasayı diyor. Erteski yasa yapıyorlar. Doğru mu? Değil.
Hayır yani bu olay gerçek. Oluyor. Böyle oluyor. Eee. Ama içinde fikir olmuyor. Evet. Düşünce olmuyor. Evet. O yüzden de üç gün sonra bir daha oluyor. Şeyin kitabının adı ne? Monteski’nin yasaların ruhu. Demek yasaların bir ruhu olması lazım. Ha. O ruh nerede? O ruh gelenekleri. Bir laflı vardır. Bir ruhu vardır. Evet. Evet. O ruh nerede? O ruh bir yerlerde. Ben diyorum ki o ruh felsefeyle teşekkül ediyor. Felsefi müzakelerle tartışmalarla kavramlarla teşekkül ediyor. Peki hocam şimdi bir şeye takıldı kafam. Bu bu demin dedik ya muhafazakarlık. Şimdi muhafazakarlık nedir? Tutuculuk nedir? Arasında bir kavransal fark var mıdır? Yoksa ikisi aynı kavramın farklı şekilde dile getirmiştir. Ben dilci değilim. Ama benim şeyim de muhafazakarlık. Eski terim eski Türkiye’nin. Tutuculuk da yenisi. Muhafaza etmekle tutmak aynı anlamda kullanılıyor. Anladın mı ne
demek istediğimi? Tutuyorsun. Neyi tutuyorsun? Işte geçmişte getirdiğim bir takım değerleri kurumları tutuyorsun. E neyi tutuyorsun aileyi? Neyi tutuyorsun? Bilmem vatan sevgisini. E neyi tutuyorsun? Bilmem neyi? Anlatsın değil mi? Işte aileki değerleri. Evet değil öyle. E bu tutuculuk. Yani tabii tutuculuk ııı Türkiye’de bahsediyorum. Batı’da öyle bir şey yok. Sen Fransa’yı biliyorsun. Öyle bir ayrım var mı? Evet. Tutucuk ama hafazakarlık. Ya öyle bir ayrım yok. Yani şimdi tutuculuk daha pejoratif olarak bizde şey yapmış. Iıı
bir ııı renk almış, kazanmış. E neden? E çünkü tutucu olan yani Türkiye’den söylüyorum tarihi içinde. Tarihi pratiği içinde tutucu olan tuttuğunu hakikaten bırakmıyor. Halifeliği bırakmam. Padişahı bırakmam. Osmanlı’yı bırakmam. Anladın mı ne demek istediğimi? Genç kızları sokağa bırakmam. Genç kızların eğitimini bilmem ne yapmam. E ama onu söyleyen insanlar şimdi genç kızlar niye okula gitmiyorlar? Ya da
benim kızım başarısında okula gidemedi diyor. Gördün mü? Kavram değişiyor zaman içinde. Bin dokuz yüz yirmidir zannedim. İstanbul Üniversitesi’nde kızların okula Atatürk zamanında ha? Tarihin yanmış olabilirim. E kızların okula alınmasına rektör karşı çıkıyor. Anlatabildim mi? Karşı çıkıyor. Iıı işte neyse arkasında neler geldi onu anlatmayalım. Yani tutuculuk bu. Türkiye’de pejoratif olma. Eee Fransa’da mağbazakarlık kötü bir şey değil. Ama eğer sen sosyalistsen, bilimsel sosyalistsen, ilercisen, progresistsen sana tutucu veya mağbazakarlık kötü görünür. Ama bazıları fazla sesken İngiltere’de Toriler, Wigler. Ha? Devam ediyor mu? Ediyor. Ediyor. Nibelalılar da bir tarafta. Sağlam temeller de var. Labor da bir tarafta. Sağlam
temeller. Şimdi lok. Ne? Yani tutucu mu? Mecburen tutucu. Tutucu mu? Progresist mi? Ilerici mi? Ha bir de ilercimiz var bizim tabii yani. Yani tutucu, liberal progresist ııı ilerci. Anlatabildim mi? Yani bütün bunlar bu kavramların dansı. Peki orada her şey birine karışma mesela. Ilerici bütün değerlerden yoksun bir insan. Bütün değerlere bakalım diyen. Şimdi eğer adam ilerciyse benim bütün değerlerim çok ileri.
Bunların hepsi tutucu. Adam aziz eğer muhafazarsa muhafazakarka yani teremin kendisinin bir şeyi var. Anladın mı? Rengi var. Adam muhafazakarsa bunlar hepsi şey efendim işte kötü adamlar. Kötü adam. Evet. Edebten de yoksun her şeyden. Edebten de yoksun. Bunlarda ne vatan var, bunlarda ne askerlik var. Ne bilmem ne de. Biraz. Fransa’da da çok vardır bunlar. Bir şey söyleyeceğim sonra tekrar şu ııı bahsettik ama İngilizce’den falan bahsettik ama biraz daha onları sormak istiyorsanız. Bir de tabii bir koca bir İran var mesela. Evet. İran’da mesela felsefe yok mu? Ha o ayrı bir yolun içinde. O zaman bir reklam içelim. Girelim mi ona? Bir reklam içelim sonra İran’a girelim. Evet. Ve tabii ııı diğer İstan
Fesvecilerine. Evet evet. Hocam İran’ı konuşturma bir iki tane ufak tefek sorular var. Onları bir hemen size sorayım ııı mesela ııı birisi diyor ki doğu düşüncesi insanı merkeze
almadığı için akla dayanmaz her gün odur esnemeyeceğin sezgiler ve reketler bu üzere felsefe sayılmaz demiş. Doğru mudur? Genel olarak doğru. Doğru. Yani evet yani doğu düşüncesini temel aldığı şey nedir dersen tabii hangi doğu? O da var. Yani Orta Doğu da doğu, Hint de doğu, Çin de doğu. Ama ııı bu elli illa bir bilgi ııı teorisi olarak ifade
edersen doğru söz. Sezge de yanır. Anlatabildim mi? Yani sezgi nedir? Daha da basitar sayayım. Bir kişinin veya bir grubun sezgisine. Yani teknik bir adı verelim. Peygamberin sezgisi. Sezgi anlıyorsun değil mi? Sezgi yani teknik alanda kullanıyorum sezgiyi. Yani bir şeyle, temasa geçiyor. E bizim bildiğimiz, tahkik edebileceğimiz, deneyebileceğimiz, tekrar edebileceğimiz bir şey değil bu. Akılla da şey yapılacak bir şey değil. Akılla argument e bir sezgi diyelim buna. E doğu düşüncesi bu. Hani doğu derken kastettiğim de bu. E batı düşüncesi? E batı düşüncesi ne sezgi var? Sezgiyi savunanlar da var. Ama esas itibaren onun akıldan anladığı şey başka bir şey. Yani akıldan mantığı anlıyor bir, akıl yürütme. Tecrübeyi anlıyor iki. Ya bütün tecrübelerimiz bizim. Peki her şeyi doğuştan biliyoruz ve hatırlıyoruz demek sergisel bir şey değil mi? Ha. E şimdi onu sergisel bir şeyin ifadesi orad alabilirsin. Onu akılla temellendirilen, akılsal olarak gerekecek, sunulmuş olarak, Platon bunu söylüyor. Evet. E nasıl söylüyor bunu? Yani rüyamda gördüm diye söylemiyor. Bak diyor matematik yapıyoruz diyor. Bir köleye matematik problemini çöz diyor. Bu kölen eğitimi yok. Bu köle matematik problemini nasıl çöz diyor? E demek ki diyor doğuştan. Bu bilgi içinde
var. E işte argüman budur. Muhakeme budur. Ama buna karşı start mil çıkar. E bu akıl yürütme yanlıştır diyor. Ki bence de yanlış. Ne dediğimi anlatabildim mi? Yani akıl var, akıl var. Akıl hangi alanda kullanıyoruz buraya? Ben aklı çok yanı alanda insanın akıl, mantık, tutarlığı, düşünme, muhakeme ve deneylerin toplamı olan bilgiler, o bilgilerin bize sağlamış olduğu şeye ben akıl derim. Bilmem anlatabildim. Ben ona ona akıl derim ben. Ama öbürü kalkarsa yani sezge deyendiğini düşünen bir adam. Vallahi ben şeyle temasa geldim. Yunan’da da var. Adalet tanrısasıyla temasa geldim. Bu aşağıda söylediğim şeyleri o temasla sezgisi olarak. Peki hocam şimdi İran’a geleceğiz, İran’ı unutmuyoruz ama Yunanlı filozofların tanrı demiyor mu? Tanrıları arasınız, tanrılarla arasınız o zaman ki? E şimdi
onlar çok tartışma konusu. Yani şöyle diyen yani bir insan hem fesve yapabilir hem de utanlılığa inanmaya devam edebilir. Yani tanrılara inanmak eee çok tutarlı olmasa bile insani bir şeydir, pratik bir şeydir. Hani onlar bunu işte pratik olarak toplumuna ters düşmemek için yaparlar demiyorum ben. Yani insan düşüncesi böyle bir şey değildir. Insan düşüncesi böyle bu. Ya ben burada bu kadar rasyonel değildir. Ha rasyonel değildir. Onu söylemeye
çalışıyorum. Ama burada da gene belli bir şey vardır. Şimdi Aristo Teles veya Platon bir taraftan tanrılardan bahseder ama bir taraftan tanrıdan bahseder. Mesela Platon’un ki Demi Orgos dünyayı işte şey ya idalar teorisine bakarak idalar dünyasına bakarak kuran şey. Aristoeles kendi kendini düşünence, kendi kendini temaşa eden düşünce. E Aristoeles ama öbür taraftan çok tanrıcılığa da inanıyor. E olur. Ya insan dünyasındayız biz. Tutarlılık çok ara bir şey. Yani şunu söylemeyeceğim yani politik acelada örnek vermeyeceğim. En azından demireli söyleyelim. Dündündür, bugün bugün. Bu da bir basit değildir. Basit değildir ama insan böyledir. Yani kimse o tutarlı olarak onları yapmayabilir. E ama işte felsefe zaten tutarlılık talebi. Arkadaş söyle bakalım getirdiğin bu teori ileri sürdüğün bu iddia. Bu iddia’nı dayandırdığın gerekçeler, temellendirmeler. Hadi bunları söyle bana demektir. Yani sen başka bir şeyden, pratik bir olaydan bahsediyorsun. Insan iyi olaydan bahsediyorsun. Peki madem öyle biraz daha yakın konuyu dağıtmak istemiyorum. O zaman Haydeger’in mesela ne ne deriz? Ne demek? Şimdi Haydeger mesela bakıyorsun eee Nazlı’yı Müti Köyü’ne destekliyor. Şimdi olayın olduğunu bilmiyorum. Yani ben de onu duydum da Haydeger’in ruhuna girecek veya Haydeger üzerine tahlil yapacak durumda değil. Sonra bunları asla özür dilemiyor veya yanlış düşündüğü falan da demiyor. E demek ki gerçekten. Ha bilmediğim için bir şey söyleyemem. Tamam. Ama demek ki demek ki Haydeger’in bir adam ha şunu da söyleyebilirdi. Ben yanılmışım. Demiyor işte bunu demiyor. Ben yanılmışım. Ama bunu söyleyenler de var. Var. Yani önce biliyorsun bu özellikle bu bin dokuz yüz otuzlarda buna Russell da dahildir, Sartr da dahildir, Batı’da birçok adam Rus
deneyine çok büyük bir ilgi gösterdi. Büyük. Hı? Büyük. Gittiler. Bir kimse gördü. Russell gitmiş. Hangi, hangi? Ha geldiler. Yok dediler. Yanılmışız dediler. Yanmış. Bu ne olmamakte bildin mi? E derler bunlar. Bunu derler. O bir tutarlılık demesi Haydeger’de yanılmışım da yok. O o yüzden soracak değil mi? Ama tanımadığım için açıkçası. Peki hemen İran’a gelin biz tekrar. Evet. Iıı İran felsefesi yok mudur? Var. Evet. Yani İran bizim İslam dünyası içinde kültür
olarak söyleyeyim. Felsefeye en çok değer veren zamanımıza kadar da onu devam ettiren bir ülke. Yani nasıl ki şiir alanda, edebiyat alanda, dil alanda, baş alanda, felsefe alanda da var. Ama o felsefe de bir tür felsefe. Benim için. Ben ona felsefe değildir demem. Ama ben ona yani çok da sağlıklı bir felsefedir dedi diyemem. Diyemem. Benimle anlatabildim mi?
Ne demek hocam? Nasıl? Yani nasıldır o? Yani işte o istersen ııı sezgisel diyebileceğimiz. Yani hatta yani karşılığı pek ııı bilimsel veya gerçek veya tecrübi dünyada olmayan sırf şeylerden kavramlar arası ilişkilerden hareketle hatta bir şiirdir bu ben. Öyle diyelim ben. Ya İran felsefesi benim
kanaatıma göre ııı bir ııı doğu bir geliş şiiridir. Eee ama yani canım sen sevmiyorsun diye ııı değil mi? Eee ben sevmiyorum diye değil değil. Yani benim bununla ilgide argümanım var. Yani ben onun yerine işte benim bildiğim tarzındaki felsefeleri severim. Ama onu sevenler de var. Ama yok diyemeyiz. Ama felsefeye ciddi öner verenler de var. Anlatabildim mi? Sözledim ben. Yani bizim dünyamız içerisinde. Eee hocam diyorum işte. Eee tasavvuf da felsefe değil mi? Şimdi tam oraya. Eee evet felsefen. Ama felsefen buna rağmen tatavvuf veya mislisizm istiyorsan felsefenin çok da benim hazretmediğim ve çok da tutmadığım söylüyorum düşünüyorum söylüyorum. Bir dalıdır. Niye haz etmiyorsun veya niye tutmuyorsun? Bir sınırlaması olduğu için mi? Eee şekerim
benim yani. Bir dogmatik tarafı olduğu için mi? Benim aklından anladığım şey başka bir şey. Bütün mesele o. Ha birçok adam şunu da bilir. Eee sen aklından anladığın şey çok dar bir anlayış. Eee olabilir. Yani benim için o deyim yerindeyse gazetenin deyimi muhayilat o muhayilat. Tasavvurat o. Tasavvurat. Ne demek tasavvurat? Yani kendi yaratmış olduğu kavramsal olarak kendi yaratmış olduğu şeyleri ve
onlar üzerinden düşünmeyi felsefe zannediyor. Oysa ki ben bir şekilde bir şekilde her bu yapılan işlerin kurulan sistemlerin ileri süre düşüncelerin bir şekilde bak doğrudan doğruya değil karşılığının duysal dünyada doğal dünyada olması ve test edilmesi gerektiğini düşünüyorum bir adamım. Anlatabildim mi? Heygel de böyle değil mi? Evet o da öyle. Sen sanki biraz daha liberal felsefecisin gibi gidiyor. Ha buna liberal denmez. Denmez
mi? Ha buna liberal denmez de ne denir de ben de onu çok öyle koyamıyorum. Yani heygel atıyorum işte heygel bir şey yapmıştı diye bir felsefe yapmıştı. Mark’s da onu çok sevmiştir. Bu felsefenin sonuçları vardır. Nedir sonuçları diyelim ki sanat alanında. Bu felsefenin din alanında, din felsefe sonuçları vardır. O sonuçlarına ilgi örnekler verir. Ama o örneklerin kendisi mesela Hristiyanlık diyelim ki dini düşüncenin en yüksek ifadesidir. Eee sorarsın niye?
Çünkü şundan şundan şundan şundandır. Şimdi dikkat ettin mi? Şimdi şundan şundan şundan şundan dediği zaman o artık şey düzeyinde değil artık o. O netice de bana bir test imkanı veriyor. Eğer onun o söylediği şeylerin kendisinin çok sağlam olmadığını. Tutarsızlığını. Veya ona karşı başka bir şeyler söylendiğini şey yaparsan. Çürütürsün. Ha çürütürsün onu. Ha bu onu çürütmek anlamına gelir gelmez
ayrı mesele. Benim hazretmediğim ben İbn-i Haldun’un ayağını sudan fazla şey yapma. Eee ayırma. Ayağın şeye bassın. İbn-i Haldun’dan zaten İbn-i Rüşt, İldi Aldun’un öyle gelmesini oradan da biraz biraz. Evet evet. Onu severim. E ama ben ölçümüyüm. E gayet tabii ki ölçü değilim. Ben felsefenin savuncusuyum. Ben bir felsefenin savuncusu değilim. Ben felsefi etkinliğin, felsefi dilin, felsefi diskurun
deyim yerindeyse izin verirsen havarisiyim. Ben o dilin bizim dünyamız içinde artık yer alması, konuşmalarımızı onun aracıyla yapmamız, iletişimimizi onun aracıyla yapmamız gerektiğini söyleyen bir adamım. Bunu gündelik dilimize, gündelik hayatımıza, gündelik problemlerimize uygulayalım diyen bir adamım. Bilmem anlatabildim mi? Peki abi şimdi eee hazır buraya gelmişler şimdi. İbn-i Rüşt
dedik, İbn-i Haldun dedik, Gazari dedik. Şimdi onların hemen hemen çağdaşı diyebileceğimiz. Evet. Eee orta çağ sonu eee 12. yüzyıl 12. 12. 12. 12. eee Akinoğlu Tomas. Bakıyorsun bunlar bunların aslında hep bir dini motivasyonları var. Bir dini motivasyondan yola çıkarak. Sen mesela Tomas’ın. Hayır dini motivasyonu yok. Akinoğlu Toma’nın var. Var. Adam tevhul oldu zaten. Aynen. Ama ama ama felsefeci. Ama felsefeci. Ama bakın felsefeyi konusuyla tanımlamadın.
Ben. Felsefi düşünceyi yöntemiyle tanımladım. Yöntemiyle. Felsefenin konusu dinde olabilir. Felsefenin konusu bilim de olabilir. Felsefenin konusu siyaset de olabilir. Felsefenin konusu ahlak da olabilir. Bilgi de olabilir. Öyle değil mi? Felsefeyi felsefe yapan şey konusu değildir. Düşünceye değer olmasıdır. Felsefeyi felsefe yapan şey bu konusuna yaklaşın biçimi. Nedir?
İddialarını temellendirme biçimi. Onları ele alma tarzı. E bu tarz bu bir tarz bu bir dil. Bu bir dil. O dilin özelliklerini taşıması lazım. Bilmem anlatamıyorum. Dil kelimesi çok yabancı mı geliyor bilmiyorum. Diskur diskur. Yani batı karşılığı. Söylem. Ha. Söylem mi demek? Bilmiyorum sevmiyorum. Söylem de sevmiyorum. Yani yani dil benim için iyi bir şey. Karşılığı bu. Nasıl elalıyorsun? Nasıl? Bu meseleyi nasıl elalıyorsun? Siyaset meselesi nasıl elalıyorsun? Öyle diyelim. Bir. Sosyalizm iyidir, kapitalizm kötüdür. Tamam. Niye? Niye? Şimdi bunu bana anlat. Yani bana nedenini söyle. Nedenini. Gereklerini söyle. Tatışmayacağım. Ne diyecek? E dedikleri şeyin karşısına çıkarım. Veya şey iyidir, şu kötüdür. Niye? Tanrı dedi.
E ben Tanrı değilim. Onun zihniyede sahip değilim. Rüya da görmedim. Cebrail de bana inmedi. Bilmem anlatabildim mi? Ben insanım. Ben insanlarla konuşmak istiyorum. E insanlarla konuş ama insanlarla o dilden konuş. E ben o dil bilmiyorum ki. E ben biliyorum. E sen biliyorsun. Sen bana faydası ne? Sen kendi kendinle bilmenizle konuşur o zaman. Bilmem anlatabildim. O dili bilenler konuşsun. O dili bilenler konuşsun. Benimle konuşma onları. Benim meselemi benim de içine katılabileceğim. Benim de anlayabileceğim. Benim de anlayabileceğim. Benim de şey getirebileceğim, itiraz edebileceğim. Bir şekil de konuş benimle. Onun için sezgiden hoşlanmam. Yani ilhamdan hoşlanmam. Veya banyo. Çünkü ilham seticede neye
dayanıyor? Içime doğdu. Bana ne senin içinden? Ben senin içini bilemem ki. Ben benim dün gece gördüğüm rüyayı tartışabilir miyim? Veya sen bana tartışabilir misin? Fatiha ben rüyayı gördüm bana dedin ki hocam bak yarın sen gel ben sana bak nasıl güzel bir patlıcanı kağıt yedireceğim. Hadi yedir dediğim zaman ulan ben senin rüyandan demez misin? Evet. E ama diyeceksin din bu kadar basit mi? Hayır din bu kadar basit değil. Gayet tabii ki değil. Yani onu ben de biliyorum. Ama prensip olarak, mekanizma olarak, yapısal olarak ne farkı var bunun? Hiç farkı yok. Bir adam güçlü bir adam, iyi niyetli bir adam, namuslu bir adam, insanları da seven bir adam ne yapıyor? Bir rüya görüyor. Subjektif bir şey bu. Sonra o rüyasına ne yapıyor? Başka insanlara inandırıyor. Ona da itirazım yok. O da kalmıyor. O
rüyasına başka insanlara inandırdıktan sonra bana gelip diyor ki bak benim rüyamın içerisinde senin de yer alman lazım. Yer almazsan da sana şunu yaparım. E iyi de kardeşim ben o değilim ki. Bilmem anlatabildim mi? Çok iyi anladım. Bana ne senin rüyandan? Şimdi eskiden bunlar mümkündü. Işte şimdi o rüyalarım bir kısmında menzil şehirleri görüyor. Kıbrıs’ı Nazmi görüyor. Ya
bilmem eee kim görüyor? O rüyaları. E adam o rüyaları görenler birbirleriyle konuşsunlar. Konuşsunlar. Bana ne bunlardan? Benimle konuşmak istiyorsan benim dilimi öğren. Veya benim dilimle konuş bana. Benim anlamadığım bir dile beni mahkum et. Çok güzel. Benim dilimle bana tecrübeler ver. Insan hakkındaki tecrübeler ver. O tecrübeler ne? Geçmişten gelen olaylar, bilgiler. Bilimin tecrübeleri. Toplumların tecrübeleri. Ahlaki tecrübeler. Anlatabildim mi?
Bana onlardan bahset. Ben o tecrübeler alanı sana çok dert tutmak istemiyorum. Merak etme. Yani ben tecrübeler derken işin içerisinde hiç duygular katılmaz. Işin içerisinde hiç değerle katılmaz. Tam tersi. Kat. Ama onları test edebileceğim bir şekilde bana söyle. Yani değil ki bak Ahmet. Insan haysiyeti diye bir şey vardır. Insanlar tamam doğada hakka sahip deydiler ama hak demeden kavram bir değeri o kadar yüksektir ki. Hak kavram etrafında insan hayat bir değilsin. Ha. Şelebi toplum inşa edersin. O toplumu inşa ettiğin zaman da insanlar birbirleriyle daha barıştırıp, daha verimli, daha zengin bir ilişki de kurarlar. Bunu anlatabildim mi? Veya insan doğasına şiddet uygun değildir. Şiddeti önlemek için adaleti getirmek gerekir. E tamam. Söyle buna bunları ben bunları dinleyeyim ben bunları dinlemeyeceğim. Sen bana bunları demiyorsun ki. Öyle değil mi?
Sen bana bunları ne diyorsun? O dedi, bu dedi, şu dedi. Peki hocam şimdi başka bir yere geçirdim mi? Şimdi geri gelmişken o zaman bunu sorayım mesela. Şimdi sen diyorsun ki dinde rasyonel yok. Senin rüyan üzerinden, senin eee vahil üzerinden. Ben diyorum ki dinin rasyonel şeyler olabilir. Sorun orada değil. Ha. Tam tam tam bu işte. Şimdi dinin içerisinde rasyonel bir şey olması gerekmiyor ki. Rasyonel olduğu zaman zaten inancın rasyonel olması gerekmiyor ki. Rasyon olduğu zaman inancı gerek yok zaten. Yani çok güzel bir
tartışma. Şimdi bir defa inancın rasyonellikle bir ilgisi yok. Olması lazım zaten. Evet. Ya rasyonel inanç olmaz. Rasyonel bilim olur çünkü. Ha. Rasyonel bilim olur. Inanç inanç olarak. Hatta rasyonelde ne kadar uzaksa inanç da o kadar kuvvetli olabilir. O da olur. Hatta ben de hep örnek veririm. Dünyanın en inançlı adamı İsa’dır. Onu sen vermedin abi. Niç’e verdi? Ha yok. O en mümin adam diyor. En mümin adam. Ha yani rasyonelden uzak
şekline çevirdik doğru. Yani ne diyor? Ben tanıyım diyor. Yani şimdi biz ortada tanrı her neyse tanımıyoruz ama veya tanrı ne olayım diyor. Her neyse. Yani biz bir insanın ölümlü olan yiyen, içen, bilmem ne yapan bir insanın doğrusu kapatıya tasarlanan, bilinen, düşünen tanıya da pek uygun olma düşünüyoruz. Ama ben oyim diyor. Harika bir şey bu. Onu da söylüyorum. Yani dünyanın en inanılmaz
şeyini söylediği için adamın büyüklüğü orada. Ha ona inananlar da var. Ben inanmıyorum. Ama ona inananlar da var. Ama bunun bir şeyi yok. Yani bunun çok önemi yok. Yani rasyonel unsurlar olmazsa bir din. Şunu diyelim. Tümü antirasyonel olsa insan dünyası içinde zaten yeri bulamaz. Öyle saçmalık olur mu? Öyle bir din yoktur. Ama dinin özü rasyonellik değildir. Öyle diyelim. Ha dinin özü nedir? O ayrı mesele. Yani dinin nasıl neden kaynaklandığı, hangi ihtiyaçlara cevap verdiği, nasıl şekil değiştirdiği o ayrı mesele. O çok şey mesele. Çok tartışıda bir mesele. Ama iki cümle birbirinden farklı. Dinin içinde çok rasyonel unsurlar olabilir. Bilmem anlatabildim mi? Ama dinin
özü rasyonelite değildir. Bilimin özü de rasyonelitedir. Ama şunu dersen, ee hocam insanın özü de rasyonelitedir. İnsanın özünde de bu yok mu? E tamam ona değil. Karşı çıkmam. E o zaman ne yapmamız gerekiyor? Insanın insan olarak rasyonel olan tarafıyla insanın rasyonel olmayan ama değil miyiz ise gene de içinde insani olan tarafı arasında uzlaşma yapmak
lazım. Şimdi işte geldik. Dinle bilim arasındaki ilişkilerle geldik. Hatta sen yazmışsın işte orada biraz evvel okudum. Dinle bilim çatışır mı? Hemen gelelim meseleye. Iksi ayrı mesele. Iksi ayrı dünya. Ama bu şey demek değil. Çatışmaz. Aman birbiriyle bir uzlaşır bir uzlaşır. Bu da demek de değil. Dinden ne anladığına bağlı. Eğer dinden yani birçok şey vardır tartışmasına girmiyorum uzun uzaya. Yani dinden eğer bilimin alanına giren ve bilimsel olan bilimsel olarak doğrulanması veya yanlışlanması mümkün olan birtakım alanlarda iddialar ileri sürüyorsan din alanında dinin bir parçası olarak yani eski ahitten alıp da tekliğinde dünya nasıl yaratıldı? Insan nasıl meydana geldi? Anlatabildim mi? Darwin’den bahsediyordum. E söylüyorsan? E ortada Darwin geldi mi veya bilmem evrim geldi mi şey bitti. Ama dinleri evrim de kabul etmiyor. Işte onu söylüyorum. Onu söylemeye çalışıyorum. Yani eğer dinde evrimi kabul etmeyen tek bir insandan, Adem’den, Havva’dan insan meydana geldi, topraktan yarattıldı falan diye bir şey söylüyorsan e biliyorsun işte yani. E insan ne zaman nasıl, hangi şartlar altında iyi kötü
ortaya çıktığını biliyoruz. İyi kötü biliyoruz. E ama efendim ben şeye inanıyorum, buna inanıyorum, sen de evrime inan. O da ikisi de inanç meselesi değil mi? Yok değil. Yok değil. Evrim inanç meselesi falan değil. Evrim bilgi meselesi. Ama hala bir teori. Evet. O başka. E teori var, teori var. Yani bir tarafta binlerce biyologun, binlerce müşahadesi, yüz
binlerce gözlemiyle sürekli olarak deyim yerindeyse doğrulanan bir teori var. Bir tarafta da işte her kimse Musa denilen bir adamın diyelim ki getirmiş olduğu arkadaş topraktan yarasıldı, ol dedi, oldu, ondan sonra kaburga kemiğinden bilmem ne. Bu var. Etmeyileme yahu. Etmeyileme. Şimdi bu bu bu tartışılmaz. Tartışılmaz. Aklı başta insanlar bunu tartışmazlar. Ha ama din diyelim ki Tanrı var diyor. Metafizikten bahsediyorum artık. Ve gerçek hayat var diyor. Ve insan hayatının değeri anlamıyla ilgili yani siz Tanrı’nın şeyi var, inayeti var. Sizi bir amaç yaratı var diyor. Şimdi bunu bilimsel olarak tahkik etmek ve çürütmek söz konusu olamaz. E yani tahkik edip çürütmek mümkün olamaz diye doğru mudur? Peki hocam. Yani o bilimin alanının dışında bir alan. Onu söylemeye çalışıyorum. Tabii ki. Yani Tanrı’ya inanç mümkündür. Adalete inanç mümkündür. Gelecek hayatta bizi tam olarak mutlak, özgür bir dünyanın bekleyeceğine inanır mümkündür. Ona itirazım yok benim. Onlar olabilir. Istiyorsa metafizik diyelim. Onlar inan. Ama tutup da işte darbe gibi ve ağıyla güneş birbirini kovalıyordu. E kovalamadı belli. Belli
oldu. E kovalamıyor. Bunu bana anlatabildim mi? E canım o ifadeye sen bakma. O ifade şiirsel ifade. E peki o ifade şiirsel ifade de Tanrı’nın varlığı da şiirsel ifade. Anlıyor musun ne demek istediğimi? Bütün bu saçmalıklara gerek yok. Ya kardeşim ben inanç sahibiyim. Ben bir Tanrı’nın bir gücün varlığına inanıyorum. Gelecek hayatı da inanıyorum. E inan. Hiç benim için bir itiraz yok.
Hatta inanırsan benim şeyim de olur. Yani sana sempatim de olur. Ama bu dünyada gerçekleştirilmeyen adaletin gelecek dünyada gerçekleştirilmeyen inan. Ama bu bu dünyada adaletin gerçekleşmesiyle hem engellememeli hem de korumak istenen sisteme de karşı çıkmamalı. Mesela o. Ben hem bana ne senin gelecek dünyadaki adaletinden? Bu dünyadan ben
bahsediyorum. Politikacı veya bu benim sözüm değildir şeyin lafıdır lokun lafıdır. Politikacının ilgilendiği şey gelecek dünyadaki bilmem iyi düzen sosyal düzen değil ki. Bu dünyada bu dünyada bu dünyada bana bu dünyada adalet ver, hukuk ver. Yok tartışalım bunu. Ama bu dünyada bak olmuyor. Ben mahkeme iki buraya bıraktım. E inan sen. Ben inanmayacağım. Politikacı eğer bana mahkeme iki burayı veriyorsan ben onu istemem.
Kusura bakma. Ben burada mahkeme isterim. Mesela o. Peki abi biz tekrar mesleğimize eee dönersek eee sen İslam filozoflarınla eee İran’ı ayrı yere koydun. Eee diğerliğini ayrı bir yere koydun. Şimdi baktığın zaman. Yani İslam filozofların içinde birçoku değil andı. O ayrı mesele yani. Tam oraya geliyor. Şimdi bir fark varmış. Şimdi bana sorarsan üç farklı yaklaşım var. Bir tanesi eee İspanya’daki Müslümanların
yaklaşımı. Bir tanesi mağrib Müslümanların yaklaşımı. Biri de. Mağrib dedin kim? Kuzey Afrika’daki bağlantılı eee Mısır ekolünden bahsediyorum. Eee Bağdat’tan bahsediyorum. Yok lan öyle bir şey değil. Yok mu? Yok. Peki Farabi? Farabi şeyin eee Ortadoğu. Ortadoğu’nun gerisi. Bu Fahir abi o söyle işte Buhara falan o taraflarda. Evet. Yani şöyle diyelim istersen. Daha iyi bir şey. Senden daha iyi bir şey. Bir o o bugün ne
diyor ona? Işte Orta Asya, Kürki devletlerin bulunduğu arazideki. Orasan falan. Orasan. Hadi Orasan. Iran’ın doğusu. Afganistan. Afganistan. O güzel. Merat. O güzelim Afganistan. O güzelim Afganistan. O şey kitabı geçen gün hatta senin programında konuşmuştuk. Hala kaybolan aydınlanma. Evet. Olağanüstü. O dünyayı anlatır. O dünya adamlar var. Bruni oradandır. Bruni oradandır. E bir Ortadoğu’da var. Yani Farabi oradan doğmuş ama Bağdat’ta
gelmiş. Anlatabildim mi? Ibn-i Sinai yine daha doğuda. Şeyden işte o bir o dünya var bir de Batı dünyası var. Batı dünyası mağrib bütünlük. Mağrib dediği zaman İspanya’yı de içine alır öbür tarafı da içine alır. Doğru. Anlatabildim mi? Ona. Ha bunların arasında dersen ki hocam bir ekol farkı bir teori farkı var mı? Dikkat et değer bir şey yoktur. Ama şu var yani şey der İspanya’daki adamlar en azından Ortadoğu’daki adamlara göre belki biraz da uzakta olmanın nedeniyle ister istemez daha az bağnaz olmuşlardır. Ister istemez. Nasıl ki şu andaki Bosna’daki Müslümanlar da bizim Ortadoğu Müslümanlardan daha az bağnaz olmak zorunda kalmışlardır. Çünkü uzlaşmaya ihtiyaçları var. Orada insanların. Bulundukları yer itibariyle. Efendim? Bulundukları. Ha
bulundukları yer itibariyle. Kısa bir renk de varız. Devam edeceğiz. Oh oh derin zircer. Iıı Bahattin Bey. Sayın izleyicimiz
Bahattin Kurt beyefendi. Iıı diyor ki kendi kendine çalıp oynuyorsunuz söylüyorsunuz ııı Nobel fizikoduyla almış Müslüman bilim adamları var diyor. Biz yok demedik zaten. Bu sonucu nereden vardınız bilmiyorum. Iıı ama emin olun ki o Nobel fizikoduyla almış Müslüman bilim adamlarının Müslüman olmasının ııı yaptıkları şey bilgisi yoktur. Muhtemelen ııı imabatip mezunu ver ve üstüne de ilayet okumamışlardır. Yani fizik mi ııı okumuşlarsa fizik alanında kimye okumuşlar
kimye anında alabilirler zaten üç Müslüman bilim adamı var. Iıı bilim alanında ııı bilim dağlarında ııı almış. Bu adam biri ııı Mısırlı Amerikalı, diğeri Türk Amerikalı ııı bir diğeri de Pakistanlı ııı. Ya ayrıca Müslüman da olur yani. Mesela o değil ki. Mesela o değil ki. Ama adam Müslüman olduğu için almıyor. Almıyor onu. Bilim adamı olduğu için alıyor. Aynen öyle. Bilimin standartlarına, yöntemlerine uygun olarak davrandığı için alıyor. Ayrıca ben hakikaten öyle bir şey söylemedim. Söylemedik öyle bir şey.
Ama Müslümanlar bilim yapmazlar demedim ben. Eee eee hey senden bahsettik mi? Yunus’dan bahsettik. Eee bunlar bilim adamları bilmiyorsunuz. Şey ya şeydir öyle de. Hı. Felsefeyle din çatışır. Eee bilimle din çatışır lafından herhalde böyle bir. Eee ben onu da demedim. Dikkat et. Ne dedim? Dinler ne anladığınıza bağlı bu. Ne dedim ben? Tanrı kavramıyla ilgisi yok bilimin. Ya bir Tanrı’n var olup olmadığını. Hiç hangi bir bilim? Benim tanıdığım bazı bilim insanları var ki son derece. Ha kabul eder etmez.
Mesele değil. Bazıları. Ama tanrı bilimin konusu değildir. Aynen. Sorun bu kadar basit. Basit. Ben ne dedim? Çatışan. Tanrı kavramıyla ilgili o değil. Din kitabı içinde eğer varsa bilimin konusuyla ilgili bir takım önermeler varsa hatta evrimi örnek verdim. Eee o çatışıyor. Çatışıyor. Veya başka bir şey. Eğer çatışmıyorsa niye kavga? Niye kavga ya bu? Ay güneşi kovalıyor mesela. Eee mesela dedim ya. Evet. Hatta ne dedim? Eee ay güneşi kovalıyor canım şiirsel
ifade. Eee eğer sen şiirsel ifadesi olduğunu kabul ediyorsan benim için mahsul yok. Veya işte çamurdan yaratıldığını şiirsel ifade olarak söylendiğini kabul ediyorsan ona da benim itirazım yok. Bizi izleyici bir izleyici diyor ki felsefe karnı doymuş adamın işidir. Eee Türklerin karnı doymadığı için de şimdiye kadar felsefe yapmadılar. Doğru mudur bu? Ben tam tersi düşünüyorum. Çok naif bir şey bu. Yani Yunanlıların karnımızdan daha fazla doğduğunu zannetmiyorum. Hani ortada akın olsen tamam. Bak o karnı da fazla doymuştur. Hiç doymamıştır. Çok emin değilim yani o durumda. Bayağı sefildi. Feslefe karnı doymuş olan insanın eee doğmamakla ilgili değildir. Buranın çalıştırılıp çalıştırılmaması ilgilidir. Entelektüel çabalara değer verilip verilmemesiyle ilgili. Bir toplumda eğer bir toplum o entelektüel çabalara
sah морlying hotsia’ndır. Orail seferinistanda Вторi Gus 혹시 levelden vallahi yan thou spam thus feasible были orası yani ve pek Weiwe’!” İlk sen Rideat run, içerisindeki p petroleum breeding ya daega p o商 greater young. 클� letredigen sat續 ed prec € Soul, citrus, Elderbl coalition sona mitigatek
Eee çok mu karnı doyuyor? Merak etme o dinledi. Benim de karnım çok doymuyor. Fisip Binos’un karnı çok doyabilirdi. Babası biliyorsun önemli bir tüccardı. Ama o babası dinden çıktığı için babası tarafından reddedildi. Biliyorum biliyorum. Şey oldu. Bir de şey de olabilir de üniversitede veriyorlar rolü. Adam kabul etmiyor. Evet. Yani ilgisi yoktur. Bunlar da fakir tesellisi. Açlıkla toklukla alakası yok. Ben bir şey söyledim fakir tesellisi. Yani ancak insanların karnı çok olunca felsefe yapar. Hayır canım.
Gayet tam aksini düşünmek. Eee yok. Yani o da doğru. O da mümkün. Yani karnın çok ilgisi yok. Bak söylüyorum bu var mı? Bu. Bunun açlığı ile ilgili bir şey. Ha bunun açlığı ile ilgili var. Neydi? Aristotelesi, Metafizik cümlesi. Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler. Aristotelesi insanı böyle koyuyor. Ben cümle devam ederim buna Türkler hariç. Ben ne derim? Şaka yaparım tabi. Doğal olarak bilmek istemez. Yani niye bilmek istemez? Eee çünkü biliyor zaten.
Peki Doğu toplumları ile Batı toplumları arasında bilmek istemek arası bir fark var mıdır? Şimdi işte Doğu toplumları derken neyi kastediyoruz? Yani ben tanıdığım Doğu toplumları, ben Çin’i, Hind’i bilmem. Ben bizim Müslümanları bilirim. E Müslümanların da bilgiye ihtiyaçları yok. Çünkü bilgi var zaten. Tekrar ediyorum. Bak dikkat et. Ne dedim? Kitapta var zaten hepsi. Eee o bilgiler varsa. O bilgilerin dışında bir bilgiye niye ihtiyacımız olsun? Şu meşhur Hz. Ömer’e izaf edilen şey. Ne diyor?
Mısır Fetheden sanırım İbn-i Az. İşte soruyor. Ya burada kitaplar gördüm diyor. Yazılar gördüm. Ne yapayım? Eğer diyor kitabımızın ele aldığı konularla ilgili ise at onu. Çünkü kitabımız bize yeter. E değilse gene yak onları. At diyor. Bu anekdot. Doğru mudur değil mi? Önemli değil. Bu ihtimalle doğru değil. Neden? E çünkü onu fethettiğimiz zaman orada kitap var mıydı artık? Artık anlaşılıyoruz. Ama zihniyeti ifade etmek bakımından önemli. Eğer o varsa. Galiba ortadaki kitapları ilk yok edenler Hristiyanlar galiba. Tabii tabii. Özellikle 5. yüzyılda. Anladın mı? Ama sen bunu söyleyince şimdi Müslümanları pek sevinecek. Onlar çok bağırmaz. Hristiyanlar. Biz de çok şeyiz zaten. Yani çok… Her dinin bağırması var. İslâm dünyasında, Orta Çağ’da, Batı’dan, Doğu’dan, Yunan’dan, bilimi alanlar da Müslümanlar. Ona karşı çıkanlar da Müslümanlar. Anladın mı? Yani bunun dinle ilgisi yok.
Ama ben dinle, bilgi ve felsef arasındaki metodolojiden bahsediyorum. Din öyle alırsın ki, işte aldığın gibi. Benim şeye ihtiyacım yok. Onun dışında bir şeye ihtiyacım yok. Zaten söylenmesi gereken her şey orada söylenmiş. Kurulması gereken her kural orada konulmuş. E dersin. E dedin mi bitti. Ne gerek var? Başka bir şeye gerek yoksa. Peki onun yetmediği yerden yapacaksın. Onun yetmediği yer yok ki.
E ben de bekliyorum. Şimdi şeye girmeyelim. Teknikle ferahatle girmeyelim. Canım orada ilkeler var. O ilkelerden şeyler çıkarırız. İlkelerin kendisine dayanarak, bilmem neler çıkarırız. E çıkarırsın. Çıkarırsın da. Yani orada fizik yok. Orada kimya da yok. Orada bilmem biyoloji de yok. E orada hukuk var. E hukuk var da. Orada hukukta neler var biliyorsun değil mi? Orada kıssas da var. E kan davası da var.
Kölelik de var. Eee hadi yap. Hadi çıkar. Hadi çıkar. Bunları çıkar. Buradan bugün modern, medeni anlamda insan, insan hakları, doğal insan hakları, kadın erkek eşitliği, kadın erkek eşitliği. Çıkarabilir misin? E çıkaracaksan çıkar. Çıkarsan bir göreyim. Hadi bir çıkar.
E çıkar hadi göreyim ben. Bir göreyim. E ben çıkardım sen görmedin. Bilmem anlatabildim mi? Bunun sonu yok. O başka bir şey. Başka bir paradigma. E canım bir zamanlar işte bak ne kadar önemli ve değerli hizmet yeri. Benim de ona itirazım yok. Ona da itirazım yok. Toplumların dinle kurulduğunu söyleyen benim. Efsaneyle kurulduğunu söyleyen benim. Hatta şu anda bile onunla kurulduğunu söyleyen benim. Onunla kurulduğun veya onunla duruyor bir kısma.
Ama toplumlar akılla, bilgiyle, felsefeyle, eleştiriyle değiştirilir. Düzeltilir, tamir edilir, yükseltirilir. Onu da söyleyenler. Peki hocam buradan başka bir yere geçelim. Seni davet etmeye karar verdiğimde şöyle bir şey oldu. Biz bizim program ekibinden arkadaşlarla sadece program değil, genel meseleler üzerine zaman zaman oturup sohbet ediyoruz. Özellikle Haluk’la. İnsana değer verme meselesinden, insanı da değer vermek için, insanı da değer vermek için, insanı da değer vermek için, insanı da değer vermek için, insanı da değer vermek için,
insana değer verme meselesinden bahsederken, dedi ki Ahmet Hoca konuşacak bunu, dedik…. Seni bir kez daha buraya davet edip, fikri aslında böyleydi o da ama tabii, bu çok sınırlı bir konuydu….. Doğu ve Batı felsefesine baktığımız zaman, bir farklılık olduğunu görürüz. Bu insana değer verme noktasında. Çünkü insan sonuçta insanın en belegin özelliğini düşünen varlık. O zaman insana değer verme meselelerine, Batı ve Doğu felsefelerinin aslında ayrıldığını,
Hatta senin söylediğin batı felsefesinin daha insancıl, daha düşünceye dayalı, daha bireye dayalı olduğunu söylemek mümkün mü? İnsanlara verirsen, felsefenin bakışı nedir? Özellikle coğrafi açıdan baktığımızda. Fatih, bu çok zor bir mesele. Ya daha zor karbaşlık mesele. Şimdi, yani gene olarak söyleyin gene. E, Yunan dünyasında, Yunan dünyasında insana deyim yerindeyse, tabii hangi insana? Koleye değil, kadına değil, erkek, akıl sahibi insana değer verilir. Öyle değil mi? Evet. Şimdi hatta istiyorsan, yani insana her şeyin ölçüsü olarak değer veren yine Yunan felsefesinde sofistlerdir. Güzel. E, Suacılar da insana değer verirler. Değer verirler. E, Hıristiyanlık insana değer vermez mi?
Evet, hep ki değer verir. Hem o kadar değer verir ki Hıristiyanlık insana işte Tanrı’nın oğlu veya özel ilgisine mazhar. Tanrı’nın özel ilgisine mazhar. İlk günah işlemiş olduğu halde onu kefaretini ödemek için tekrar ona şans veren vesaire verilir, insana değer verir. Hatta bundan dolayı işte Hıristiyan hümanizm diye bir şey vardır. Yani Hıristiyanlık asıl hümanizm bizimkidir, Rus’la on iki değildir, Maks’ın iki değildir diyenler vardır. Haklıdırlar.
Böyle bir işte. E, genel insanla da insanla göre olarak da tabii ki değer verenler var. Ama gene de biz işi daha da esaslı alalım. Şimdi ne diyor mesela tasavvuftan insana değer verme? Diyelim ki şeyden daha önemli. Onun İslam’daki öbür geleneklerden daha önemli. Hangi gelenek? İslam’ı bir fıkıh veya bir şeriat, bir hukuk olarak görelim deneylerinden daha önemli.
Ama şeyde düşünelim, daha basit düşünelim. İnsana insan olarak, doğal bir varlık olarak hakları olduğunu kabul eden bir gelenek var mı? Bak doğal bir varlık olarak diyorum. E, o iş orada biraz çatallaşmaya başlıyor. Yani mesela Yunan’da o var. E ama geliyor İslam’a kelime-i şahadet getirirsen nedirsin işte? Efendim insandan bahsederken veya ne dersin işte? Abdüveresur, insan Tanrı’nın kuludur. Kulu kelimesine o kadar çok şey yapmaya gerek yok. Allah’ı bulamaya. Kölesidir. Tanrı Lord’dur. İnsanda köledir. Ama Hristiyan’da da Tanrı Lord’dur. İşte aynı şeyi söyleyeceğim. Ama orada köle değildir. Kul değildir. Ayrısına girmiyorum. O tartışmaya girmiyorum.
Şunu demeye çalışıyorum. Şimdi insana insan olmak bakımından doğal bir varlık olarak insan olmak bakımından hak ve hakların öznesi olmak bakımından değer veriyor mu? Eğer insana değer veriyor ise mesela kadına değer veriyor mu? Kadına değer veriyor mu? Kadını erkeğe değer veriyor mu? Eşit değer veriyor mu?
Yoksa insanı kendisine tanımış olduğu statü içerisinde o statüye uygun olarak ve o statüye oranlı olarak mı değer veriyor? Bilmem anlatabildim mi? Yani Müslüman özgür insan, hür insan değerli. Peki Müslüman kadın insan onun kadar hukukun, hakların, öznesi olmak bakımından değerli mi? Meras da değerli mi? Hayır.
Peki gelenin Müslüman olmayan insan değerli mi? Hayır. Peki niye hep biz kıyaslamayı Hristiyan Müslüman diye bir de Yahudilik diye bir de mi var? E aynı şey. Yahudilik de İslam’da Yahudiliğin yeni şey. Yani kimse buna hakaret olarak almasın. Bir de bu vardı yani.
Ya bilmem işte kötü bir şey de İslamiyeteyi ha politik olarak siz kavganızı yapın. Beni ilgilendirmiyor ki. İslam’ın Kuran’da kabul eden peygamberlerin hemen hemen hepsi Yahudi. Kitapları kabul eden peygamberlerin. Kitaplar öyle. Bilmem anlatabildim mi? Yani buradan bakacaksın meseleye. Yani insana değer vermek. İnsana değer vermek ne şekilde insana değer verirse?
İnsana insan olarak mı doğal bir varlık olarak mı işte bilmem bir özgürlüğün, bireyselliğin kaynağı olarak mı yoksa kul olarak mı şey bir nisbi, oranlı, statü olarak mı işte söyledim kadın erkek eşliğini söyledim. Müslüman Müslüman olmayan arasındaki farkı söyledim. Mesela değerli mi? Müslüman olmayan bir insan değerli mi? Bir Müslüman için yani teorik olarak konuşuyor. Peki Hristiyan için değerli Müslüman bir insan?
E şimdi onun için de değerli değil. Gayet tabi benim zaten ama bu bizimki çok kötüdür o çok iyidir anlamda söylemiyorum. Bizim dinler kendi dışındakileri evet aynen öyle dinler kendi dışındaki şeyleri hatta teorilerde ne olursa olsun pratikte de öyle değil. Onu da söyleyin ben. Teori ne olursa ama bakalım yani olaya bakalım. Şimdi ben yine aynı şey göreceğim. Ben ne dedim ben kaç defa nasıl bir şeydir?
İşte bunları konuşuyoruz biz. Ama bütün yani felsefeteki felsefet insan dinler oranında daha değerlidir. Yani felsefi bir argüman felsefi muhakeme karşısında insanların sadece kadın olarak ve erkek olarak değerli olma şeyinden çerçevesinden çıkma şansı daha fazladır. Acaba anladım ne demek istediğimi. Çıkma şansı daha fazla neden? E çünkü şeyi temellendiremezsin mesrullahlaştıramazsın. Şey yani insanlar arasında yapacağın ayrımı mesrullahlaştıramazsın. E canım bunu yapmış da bilmem işte Yunanlar da Yunanlı barbar ayrımını kabul etmiyorlar mıydı? E tabii ki kabul ediyorlardı. Ben tekrar ediyorum yani şey başka türlü seyreder.
Hayat başka türlü seyreder felsefenin yaratacağı ve yarattığı dünya başka türlü seyreder. Yani bizzat iyi onlarda da vardır. Yani sen insan akıllı hayvandır diye tanımladığın zaman dikkat et. Aristeersten bahsediyorum. İnsan akıllı bir hayvandır dediğin zaman insanın en mevzusunu akıl kabul edersin. Aynen. Aklı da kabul ettiğin zaman insanı eşliğe olarak kabul edersin. Düşünen var o kadar. Ama öbür taraftan aristeerist kadın adam yerine saymayabilir.
Ben onu seyrediyorum benim seyredeceğim şey bu. Felsefenin kendi mantığı vardır. Felsefenin kendi mantığı vardır. Gene öyle konuşuyorum. Akıllı yürütmenin mantığı vardır. Tecrübe yani o yola girdiğin zaman bizim çağımıza veya bizim anlayışlarımıza gelme şansımız yüksektir. Benim savunduğum o. Ama o yola girmesen o partikülerizm içinde, partikülerizmler içerisinde kalırsın.
Ama tarih böyle, evet öyledir. Yani tarihsel olarak bu olay böyle celan etmiştir. Peki bambaşka bir ay geçelim şimdi. Hazır mısın? Yolumuzu uzun. Bugün Tayyip Bey neredeydi? Roma’da. Öyle mi bilmiyorum. Biz de şimdi Roma’ya gidelim. Gidelim. Bir Roma felsefesi var mıdır şimdi? Yani Roma felsefesi derken Roma devletinden bahsediyorum. Eski Roma’dan bahsediyorum. Yani Roma felsefesi. O kadar büyük bir medeniyet. Yok yok yok. Mühendislik var, bilim var. Yok yok yok. Onu da öyle de konuştuk galiba.
Biz Celal Abdülpur’la da konuştuk. Yani Roma mimarisi var, Roma jonarı var, Roma yönetimi var. Hukuku var. Roma sanatası var, Roma hukuku var, hülmemne var. Yani Roma felsefesi esas itibariyle Yunan felsefesinin değil mi yerinde ise bir devamından ibadettir. Roma, Roma, Yunan felsefesinin mi yoksa Yunan mitolojisinin mi? Bir felsefe var mı? Yani tabii o Yunan mitolojisi de var. Roma mitolojisi Yunan mitolojisinin bir şeyidir, versiyonudur. Ama Roma felsefesi de öyledir.
Roma felsefesi de öyledir. Yani Roma filozofları derken kimler hakkı? Kimler hakkı? İçeri gelin işte. Kikeru. Dışarı gelin başka? Senaka. Bitti. Kim Epitetos? Tabak. Kim Marcus Aurelius? Marcus Aurelius. Evet. Bunlar değersiz insanlar değil. Özellikle çok önemlidir benim kanaatime göre. Bu Kikeru. Efendim. Ama yani şimdi yine kıyaslamalara girmeyelim. Ama yani orijinal olan. Asıl olan.
Asıl olan Yunandır. Bunlar onların öğrencileri olmuşlardır. Öğrencileri olmuşlardır. Roma’nın derdi çünkü başka bir şey. Yunan’ın derdi siteyi kurmak. Roma’nın derdi imparatorluk kurmak. Bilmem anlatabilir miyim? Ne farkı var? Çok farkı var. Adam siteyi kurarken yurttaşlık kuracaksın. Yurttaş olacak orada. Canlı Roma’da da var mı? Yok mu? Yok. Var da bir süre sonra biliyorsun. Roma’da yurttaşlık sadece merkezle ilgili. Gerisiyle ilgili bir şey yok. O ayrı bir de merkezde de ortadan kalkıyor yurttaşlık. Merkezde yok. Yani Roma’da insan, Yunan’da başka bir şey söz konusu. O site, o yurttaşlık, o siyaset üzerine şeyler, konuşmalar, o felsefe, o ahlak. Mesela bir şey ahlakı var. Aristeles veya Platon ahlakı veya Sokrates ahlakı.
E geliyorsun Roma’ya. Şey değil. Roma’da da stoğalak var. E stoğalak aslında Yunan ahlakıdır. Yani Yunan ahlakının devamıdır. Onu demeye çalışıyorum. Yani savaşçı, yönetici, mimar. Tamam. Ama Roma’da bilim de yok. Kusura bakma kimse. Bana söyle. Bir tane söyle. E canım arşimet. Ulan arşimet Roma mı? Helenistik dönem. Evet.
Helenistik dönem. İskenderiye Roma mı? Roma mı? Ama mühendislik var. Gayet tabii var. Mimari var. Mimari var. Askeri var. O mühendislik için bir bilim gerekiyor sonuçta. Osmanlılarda var mı? E yok. Osmanlılarda Roma. Osmanlılarda Roma. E yönetim var. Ordu var. İdare var. Hukuk da var. Mimari var mı? Onlar da tedbir ediyor. Edebiyat neyse çok harika bir şey değil ama. Edebiyat da çok harika bir şey. Edebiyat da çok harika bir şey. Edebiyat da çok harika bir şey.
Edebiyat da çok harika bir şey. Varmış. Varmış. Karşı edebiyatın devamı olarak var. Yahu adına de var da evvel de anlattım size. Şeyde Osmanlı Türklerinde ilim diye değerli bir kitap yazmıştır o. Son zamanda yeni versiyon da çıktı yani. Nuru’lu Ataç onu görür. Yahu der ki ona sen Osmanlı Türklerinde cehalet diyemiyorsun da onun için Osmanlı Türklerinde bilim diyorsun. E kusura bakmasınlar. Kusura bakmasınlar. Ama şimdi sen şunu parlatabilirsin. Efendim Sabuncuoğlu ne bir idi badağ mıdır? Ve Ali Kuşçı. İyi de Ali Kuşçı Osmanlı değil ki. Kusura bakma kimse. O yani yine aynı şeyler denmeyelim. Hani tamam Fatih zamanında gerçekten Fatih bir özel bir adam. Yani bir şeyler yapmaya çalışmış. Timur da mesela özel bir adam. Onuda da ağır bir bilim var. Onuda bir şeyler yapmaya çalışmış. Ama bu Osmanlı Türklerinde bilim vardır diyebilmemiz veya Osmanlı Türklerinde felsefe vardır diyebilmemiz. Kusura bakmasın. Tamam şey yapmıyor. Mümkün kırılmıyor. Canımı işte bilmem şu yok mu? E bu yok mu? E var da o zaman Urfalılar da da şey var. Efendim ben söyleyelim işte. Sıra kili Sıra. Ben varım yani ne var ne çıkar bunlar. Yani senin var olma Urfalıların bilim düşkün olduğunu göstermez. Çok güzel.
Fersife düşkün olduğu göstermez. Göstermez yani. Yüksek bir felsefe olduğu… E işte ben de bir felsefet ayetimi iyi kötü. Ama Urfalılar felsefeyi çok severler. Aman bir bayıldırlar felsefeye. En büyük felsefeci onlar. Yok böyle bir şey yok. Kimse kendini kandırmasın. Oh abi. Yavaş yavaş genelde kızanlar sana da kızmayı bayışacaklar biliyorsun. E kızsın da ne yapayım yani?
Felsefeci kızdırmayı sever mi? Sever midir? Ya da kızdırmak zorundadır. Bilmem ki. Yani biraz felsefeci… İşte bunları konuşan bir adam. E bunları konuşmak tabii çok sevimli gelmiyor insanlara. Ama birileri bunları konuşmak. Evet. Ama işte bunları konuşmakla başka çare yok. Üstelik de ben felsefet teorisi ortaya dağıtmıyorum ben. Ben felsefenin önemi, değeri, Türk toplumunun ona olan ihtiyacı… Anlatabildim mi? E söyledim. Şimdiye kadar hangi yollardan geçtiler? Geldikleri yollar. O yollardan bir şey çıkmaz. O yollarla dünyayla konuşamazlar. E söyledim sana. Din düşünceler. Anlaşmak için yeni bir dil yetiştireceğimiz var. Din dili bize anlayacak. Evrensel dil ne? Evrensel insan diline ihtiyac var. Dinlerin dili bizi uzlaştırabiliyor. Komünikasyon için o dileye ihtiyac var.
Yani şeye de olmaz. İngelerle konuşamazsın. Kavramla konuşacaksın. Peki Türkçe kavram oluşturmaya müsait bir dil mi? Ya konuşuyoruz ya. Yeterince konuşabiliyor muyuz? Yeterince konuşuyoruz. O ayrı mesele. Konuşuyoruz ya. Bu şeye mi geleceksin? Aman Türkçe’de felsefe yapılır mı yapılmaz mı? Bravo aynen o sorun. E yapıyoruz işte. E ama bu yaptığımız felsefe mi? E beğenme. Ha Osmanlının yaptığı da çok felsefe zaten. Osmanlı bir yapıyor bir yapıyor bana. Kusura bakma.
Şimdi ben bundan Osmanlıca düşünsemek niyetinde ben Osmanlıca bilen bir adamım. Ben Arapça’da bilen bir adamım. O başka bir şey. Ama mesele yani bir dilin felsefeyi yapmaya mümkün olup olması değil. Eğer sen felsefe yaparsın o dil felsefe yapmaya müsait hale gelir. Muhteva orada. Sen yapmaya niyet ol. Düşünce zorlar onu zaten.
Elimizde ne güzel bir dil var. O dille bırak bıraktık onu. O cümleleri de var biliyorsun. Mezat taşını okuyamıyoruz falan filan. Sanki bir dilin görevi. Mezat’ı okumaktan. Mezat’ı okumaktan ibarettir. Anlatabildin mi? Hocam izleyin diyor ki, hoca anlatabildim mi dediği zaman lütfen anlatamadın de bir daha anlatsın. Anlatamadın hocam. E ben ne yapayım? Eskiden anladın mı derdim. E sonra tabi insanlar haklı olarak. Ulan hocam. Ben aptal mıyım? Ya ben aptal mıyım?
Anlatabildin mi? Anlatamadın. Ne yapayım? Umami arzu üzerine anlatamadın diyorum. Hadi anlat. Buradan gidip bir felsefi tartışma çıkabilir mi? Peki hocam devam edelim o zaman. Nereden gidelim? Az önceki konu ile ilgili çok soranlar var. Felsefe ile bilim çatışmaz. Pardon felsefe ile din çatışmaz ama bilim ile din çatışır. Hoca orada yanlış söylüyor diyorlar. Ne diyorsun?
Felsefe ile din çatışmaz ama bilim ile din çatışır diyorlar. Doğru mudur? Bilim ile din çatışır. Onu konuştuk. Çatışır ve çatışmaz. Bak dikkat et. Yine aynı şeyi söyledim. Dinden ne anlıyoruz dedim. Hep onu söylüyorum. Eğer dinden inanıyorum, tanrıya inanıyorum, hatta gelecek hayata inanıyorum. E bu bilim ile çatışır. Yahu bilimin konusu değil ki çatışsın. Ama birinden biri diğerine işine alanda girerse.
E ne dedim ha eğer felsefe dinin önermeleri, cümleleri, iddiaları bilimin bilim olarak alanına giren alanla ilgili ise e biyoloji alanına giriyorsa, astronomi alanına giriyorsa, fizik alanına giriyorsa e bilimin söylediği doğru, e din söylediği yanlış. Yahu bilimin söylediği doğru, dinin söylediği yanlış söylüyorum ben. Bu kadar açık bir şey. Tamam o bitti. Felsefe ile din çatışır mı? Felsefe ile din çatışır mı?
Felsefe ile din çatışır veya çatışmaz ama felsefenin yapısı dinin yapısından modeli dinin modelinden hareket noktası dinin hareket noktasından tamamen farklıdır. Yani felsefe neydi? Temel olarak neydi? Arkadaş ben konuşacağım, senle konuşacağım. Ben siyasete ilişkin, ahlaka ilişkin anladebildim mi? Hukuka ilişkin. Cümleler söyleyeceğim. Bak ben bu cümleler söyleyeceğim cümleler var ya evet ben bu cümleler Kamp’ın dediği gibi bak seninle bizim ikimizin ortak tecrübe alanından, ortak deney bilgi alanımızdan, bilgimizden hareketle dayandığım verilerle sana sunacağım. Tamam mı? Tamam. Tamam konuşmaya başladık. İkna ettim, ikna et dedim.
Sen de aynı alandan ama aynı alandan bana birtakım verilere karşı çıkacaksın. Ortaya felsefi teorilerin felsefi görüşlerine çokluğu çıkacağım. Peki din böyle mi? Ben seninle konuşacağım. Ahmet ben seninle konuşacağım. E konuş diyorsun bak ben sana bir hukuk getirdim, bir şeriat getirdim, bir metabizi getirdim ve bunları konuşalım birlikte. Ya dün böyle mi konuşuyor? Hayır. Bunları kabul edeceksin. Din buyurgan.
Bunları kabul edeceksin. Eğer bunları kabul etmezsen sen mü’min olmazsın. Kelimenin kendisine var. Yani bunlara inanacaksın. Amentü billahi ve meleketihi ve kütübihi ve rüsuluhi anlatabildim mi? Metodu anladın mı? Şimdi metod farklı ama bu felsefenin zaman içinde dilin konularını da ele alıp kendi
tarzında kendi diliyle kendi yöntemiyle işlemesine onları savunmasına teoloji yapmasına ve onlara karşı çıkmasına engel olmuş mu? Hayır. O başka mesele. Bak tekrar unutmayalım. Esas meseleyi unutmayalım. Esas meseleyi unutmayalım. Peki şöyle diyebilir miyiz? Birisi bunu söylemiş şimdi. Felsefe öğretmeye din öğretmeye felsefe öğrenmeye çalışır. Fena değil.
Yani din de felsefe de öğretmeye çalışır ama değil farklı değil değil değil farklı. Yani din buyurdu. Feslefe öğretmeye mi çalışır tartışmaya mı çalışır efendim felsefe öğretmeye mi çalışır tartışmaya mı çalışır? Yani öneride bulunur. Öneride bulunur. Ben bir öneride bulunuyorum. Ama karşı önere de açık. Bu öneri mahkemeyi. Karşı önere de açık. Açıyorum. Tabii ki. Ama din karşı önereye çıkıyo.
Ama o zaman giderse başka bir din’e ait olursun veya teist olursun. Yani öneriyi açım demek şu. O öneriyi sunduğun zaman yani ben senin de önerini aldığın zaman ona aynı tarafsızlıkla aynı şeyle yaklaşacağım, sempatiyen yaklaşacağım demek değil. Ama bak alanımız bu. Zeminimiz bu. Peki hocam o zaman. Yöntemimiz bu. Hocam o zaman Adem’in yemiş olduğu elma koparmış olduğu elma acaba bilgi ve bilim
elması mıydı? Onu bilmem. Ne bileyim ben. O cümle tabi ki sembolik olarak değerli. O cümle sembolik olarak değerli. Ama o cümle üzerinde ben şey yapmam. Ya konuşurum tabi. Ama diyeceksin yahu sen konuşmasın da kim konuşur yani? Alerbaş mı konuşsun? Aman o konuşmasın. Bilmem. Aman o konuşmasın. Konuşmada olan ne olacak? Bir gelik konuşması. Yani tabi orada bir hikaye var tabi. Güzel bir hikaye var. En azından hikaye olarak güzeldir. Yani nedir o hikaye? Hani şey gibi.
Ki ki agartın dediği gibi. Ne diyor? Şeyde Eyyub’un kitabında da benzer bir şey vardır. Yani tabi bir cemine olarak bir lütuf olarak insana insanı yaratıyor. Cennet’e yaratıyor. Ama insan diyor ki şunu yapmayacaksın. Ama insan da diyor ki tabi özgür adam var yaparım. Çok güzel. Öyle diyelim. Özgür adam var. Aslında öyle demiyor.
Yani insan da yaratıyor. Yani kafa ayartıyor onu. Evet hava dolduruyor. Ama iyi ki ayartıyor onu. Onun sayesinde bir insan oluyoruz. Olmasaydık Adem’le birlikte cennette oturarak şimdi yani benim anlayışıma göre aylak aylak anlamsız bir şekilde dolaşıyor olacaktık. Hocam benim durumu ben de aylak aylak dolaşıyorum. Haa dolaşıyor olacaktık. İyi ki ayartıyor hava. Ayartıyor olunca. Yani aslında insanlığı bir kadına borçluyuz. Evet düşüyor. İyi ki düşüyor ki insan oluyor. Biz oluyoruz. Bilmem nasıl bir şey.
Zahmet çekiyoruz. Acı çekiyoruz. Söylüyor zaten. Ödeyeceksin bunu topraktan diyor. Çok zor çıkaracaksın şeyini. Efendime söyleyelim gıdanı. Hava ya diyor ki bak desen ne acıda içinde doğuracaksın. Çok basit bir şey. Hakikaten bak o hikaye. Acaba öyle bir hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin? Yoksa o hayat mı isterdin?
Yoksa o sözünü ettiği Tanrı’nın sözünü ettiği, Adem’e sözünü ettiği, havaya sözünü ettiği acılı hayatı mı isterdin? Ya insan olmak budur. İnsan olmak budur. Özgürlüktür. Sorumluluktur. Acı çekmektir. Hocam çok arabeske daldık şimdi birden. Hayır canım hiç arabeske dalmadım. İnsan olmak bu. Ne yapacaktım? Adem gibi emredersin beyefendi. Uydum sana. Efendim anlatabildim mi? Günah işlemek insandır diyorsun yani. Günah işleme özgürlüğü insandır diyorsun. Yani özgürlüğün içerisinde o da var. Bu birini AKP’li birisi söylemişti değil mi? Ya bu şey bizim günah işlemem özgürlüğümüzü alalıyor. Kusura bakma onunla birleşmiş oldum ama berbat bir şey oldu. Yani özgürlük bu. Özgürlük seçim demek. Hocam yavaş yavaş fasih ve doğru kayıyorsun. E ne? Çalışmak özgürleştirilir. O nereden çıkardın Allah’ını seversin. Gülüyorum ya şaka yapıyorum. Nereden çıkardın bunu? Özgürlük bu. Ben diyorum ki bak ne dedin insan olduk biz. İnsan olduk biz. Biz melek değiliz. Peki hocam şimdi sayıyoruz bilim, din ve… Bir dakika bir şey daha söyle. İnsan olduk ne güzel şeyler yaptık. Bak bilim yaptık. Evreni keşfettik. Persefe yaptık. Sanat yaptık. Dili icat ettik. Adaleti icat ettik. Ben her zaman söylüyorum.
Ya insanlığın insan olmanın keyfini sürün keyfini. İnsan olmanın keyfini sürün. Edebiyatı icat ettik. Şu anda sayede sürüyoruz. Dili icat ettik. Şaka etmiyorum. Ben de şaka etmiyorum. Yani insan olmak. Ama bunun fiyatı var. Evet fiyatı da bu. E bu fiyatı ödeyeceğiz. Ödemişler değil mi bak neler yarattık neler. Nereden geldik nasıl bir yerdeyiz şu anda. Hani nereye gideceğimizi sorma onu bilmiyorum. İnsanlar hep iyiye mi gider? Sen onu sorma diyorum. Bana sanki öyle geliyor. Hep iyiye gidiyormuş gibi geliyor. Daha iyiye gidiyormuş gibi geliyor. Yani bazı alanda iyiye gidiyoruz da bize aşan birtakım şeyler de var. Peki bir şey merak ederim şimdi. Sırf etmem herkes eder. Şimdi dinle, bilim çadır, bir saniye falan bahsediyoruz ama sen Newton bayağı dinler bir adam. Evet. Pek çok bilim insanı bayağı dinler. Gayet tabii. Ama şimdi bugünkü anlatıma baktığın zaman sanki bilim insanları, bilimle uğraşan insanlar sanki hani hiç değilse agnostik olmalıymış gibi bir hissiyat ortaya çıkıyor. Yok yok hayır. Bir fark az yok. Tekrar ve tekrar ediyorum. Sarada tekrar ve tekrar ediyorum. Kabul ettiğin inancın yapısına, özelliğine, niteliğine bağlı. Anlatabildim mi? Şimdi dinle veya dini bir tasavvurla bilim yapılabilir mi? Harika yapılabilir. Bak nasıl yapılabilir. Bu bizim bilim adamı olmak için, bilim yapmak için gerekli olan birtakım ilkeler kabul etmek zorundasın ya.
Tarapsızlık, nedensellik, determinizm. Tekrarlanabiliriz. Kabul etmek zorundasın. Evet. E Tanrı bunu böyle yarattı. Bu dünyayı bu şekilde bilinebilir bir şekilde yarattı. Tanrı’nın yarattığı bu evren ve bizim zihinimize aklımıza ektiği bu akıl bunlar birbirine uyuşabilir. Evet. Ne problem var? Bunlar ne problem var?
Kabul ettiğin şeyin bilime aykırı bir zihniyet olmamasına bağlı. Yani bilime uygun bir ruh haline sahip olman önemli. Bilime uygun bir ruh haline sahip olmak ne demek? Ahlakın niteliğe sahip olman lazım. Yani ne demek bu? E yaptığın araştırmaları ciddi yapman lazım. O araştırmaları yanlışlayan birtakım görüşe ileri sürdüğün zaman onları kabul etmen lazım.
Dini inançlarını, heh en önemlisi, dini inançlarını bilimsel çalışmalarını olumsuz bir şekilde yansıtmaman lazım. Biyologsun sen. Evremeye inanmıyorsun. İstediği kadar inanma. Yaptın çalışmaları. Ama kıvırıyorsun. Orasını, burasını, çalışmanın orasını, burasını tahrip ediyorsun. E yapamazsın. Şu meşhur laf vardır hani. Kim için söylenmiştir?
Ben de Bartıva’ya girerken dini inançlarımı, apartmanı kast kast yaparım. Evet bunu yapabiliyor musun? Yapabilirsin. Niye yapmıyorsun? Biraz evvel bir arkadaşın sormuş olduğu gibi. Yok bilmem. Bilim yapmak. Hatta bilim yapmak için gerekli bir motivasyon. Tanrı’nın yüce eserini görmek, temasa etmek, onun şeylerini açığa çıkarmak.
Yani bilim yapmayı ibadet olarak bile düşünebilirsin. Ya İbn-i Rüşt. İyi ki hatırlattın. İbn-i Rüşt. Adamın derdi bu. Onu söylüyor. Ya bilim yapmayı ibadettir diyor. E Tanrı’nın eseriyle ilgileniyoruz. Hatta eserinden hareketle Tanrı’nın kendisine geçmeye çalışıyoruz. Bak ne güzel bir eser yaratmış. Bunu yaratan bir varlığın istediklerinde olmalı. Ne var bunda? Benim itirazım ona değil ki. Hiç böyle bir şeyim de yok benim.
Gölgelerle kimse kavga etmesin. Yapabilirsin. Yapmalısın. Yani bir adamın agnostis olma şeyi de yok. Hocam az önce meydan okuduğum Bahattin Bey. Evet. Diyor ki felsef her şeyi karanlık göstermeye çalışır. İçimizi karartır demeye getirmiş. Siyah bir gözüktür. Din ise tam aksine bir karıncıyı bile ezemeyi söyler. Öyle mi? Öyle demiş.
Ebubekir’i, Osman’ı, Ali’yi karınca ezmeyenler mi ortadan kaldırdı? Yoksa onlar Müslüman değil miydi? Ahsus ağabey ben ne diyeyim? Her zaman söylerim. Böyle talip eden üçü yatağında ölmemiştir. Etmeyileme yahu. İngilizce mahkemelerini şeyler mi kurdu? Bilim adamları mı kurdu? Batı’dan örnek veriyorum.
Peki hocam Batı’ya ve Doğu’yu bir kenara bırakmadan devam edersek. Kadın dediniz, kadın aktör dediniz. Tüm dinlerin kadına bakışının çok da insani olmadığını söylediniz. Ya da bugünün… Medeni, moderniyet olmadığını. Evet. Söylediniz. Peki felsefe uyuyor mu? Mesela kadın felsefeci de yok peki.
Şimdi o zaman kadın ahcı da yok. Yani büyük kadın ahcı, büyük kadın modacı da yok. Şimdi kadın modacı var mı? Şimdi var. Var mıydı? Yok. Yani bunun kadınlıkla erkeklik ilgisi yok bunun. Sana Hentel Samcı söyleyeyim mi? Bu laflar ben söyleyeyim ama İbn-i Rüşt söylüyor. İbn-i Rüşt’in bir şeyi vardır. Plato’nun devletinin şerri vardır.
Aristoteles’in devletinin şeyini, cumhuriyetini veya enti siyasetini yoktur. Plato’nun devleti şehva. Aynen bunu Hentel söyler. Yani kadınların da, tabii Plato’nun da hareketler söyler. Yani çok basit bir şey söyler, çok basit. Kadınların bazı şeyleri yapmamaları nedeni, yapamamaları nedeni, kadınların o şeyleri yapmalarına imkan verilmemesidir. 20. yüzyılda kadın politikacı var mı? Merkel yok mu? Golda Meier yok mu? Nehru yok muydu? Gandhi’nin kızı. Yok muydu? Indira Gandhi. Indira Gandhi yok muydu? Thatcher yok muydu? Thatcher yok muydu? Ne alakası var bunun? E şimdi sen dedin işte modacı yok mu? E var. E bilim adamı yok mu? E var işte burada koymuşsun adam köriği. Ama hocam bir tane. E tabii bir tane. E kadını davaldı.
Kadının ödülünü kocasına verdiler. Ha, hayır çünkü şu, sen onu evin içinde tutmuşsun bir. Kadın da kendisi onu istemiş. E bu şey mi? Toplumsal bir şey. Şunu söyleyeyim sana. Hep beraber bizim yola gördün. Bak canım, çok basit bir şey söyleyeyim. Ben bir hocayım. Ben 1966 yılından 2011 yılına kadar üniversitede ders verdim. Elimden benim binlerce, on binlerce öğrenci geçti. Bütün samimiyetimle söylüyorum.
Bütün namusumla söylüyorum. Kızlarla, erkekler arasında yaptığım dersleri anlama bakımından, uygun bir şekilde kavrama bakımından, uygun bir şekilde karşılaşma bakımından hiçbir fark görmedim. Ya bundan daha başka bir şey olur mu? Ben genellikle kadınlar lehine fark görüyorum hocam. Aynen. Ben de öyle. Çünkü o şeyde daha düzenli oluyorlar. Daha düzenli dersler devam ediyorlar. Daha dikkatleri yoğun oluyorlar. Not alıyorlar falan. Daha dizin oluyorlar. Anladın mı? E benim bu yaptığım şeyi gözleme öbürler de yapmıyorlar. Yapıyorlar. Herkes yapıyor. E buyurun. E buyurun. E ondan sonra diyorsun ki kadın erkeğin bilmem nesidir. E de sen istediğin kadar de. Kadın erkeğin bir şey değildir. Sen bir erkeği kadınların olduğu duruma şey yap. Getir. Getir. Bak göreceksin. Bak göreceksin kadınların olmaya. Bir şey çıkartabiliyor musun? Yani ben bunları kadınları savunmak onlara karşı çok aman işte romantik bir şey başladıymış. Ya gerçek bu gerçek. Sor psikologları getir buraya. Kiştir psikologlarını sor. Sor bakalım. Kadınların zeka testleri, şahsiyet testleri vesaire arasında fark var mı? E toplumda görmüyor musun?
Batıda kadınlara imkan verildiği zaman. Hava gazı bunlar canım. Buna boş. Bunlar pre-modern laflar. Buna başka bir dünyanın lafları. O yüzden sordum hocam. O yüzden sordum zaten. Evet buna başka bir dünyanın lafları. Bizim Cumhurbaşkanımızın güzel Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi bunlar yeni Türkiye’nin lafları değil. Bunlar eski Türkiye’nin lafları veya daha da eski. Eski dünyanın lafları. Eski dünyanın lafları bunlar.
Şaka etmiyorum ama o kadınlara şey yapıyor. Görüyorsun. Yürütleniyor kadınların üstüne. Doğru da bir şey yapıyor. Çünkü kızları da kendi kızları. Onlara da bakıyor. Evet. Onlara da bakıyor. E doğru. Peki felsefe bir kültür dayatır mı? Felsefe bir kültür falan filan dayatmaz. Hep söylediğim şey. Özel bir kültür dayatmaz. Felsefe kültür yaratır. Dayatmaz.
Kültür yaratır. Yani kültürden ne kastediğini bilmiyorum. Mesela bu batı felsefesini savunuyoruz ya. Batı felsefesini belimsiyor olmak, bir batı kültürü dayatmasına sebep olur mu? İnsanın kendi özbenliğini, kendi kendi yapan değerleri, toplumuza… Ya insanın kendi özbenliği nedir? Bu ne saçma sapanlar? Ne özbenliği?
İnsan kültür neyse, değerleri neyse, çalışmaları neyse o olur. Bu Türkler diyelim ki, biz diyelim ki bundan 2 sene önce milliyetçi miydik? Değil. Eee şimdi milliyetçi olduk. Buna 2 sene sonra milliyetçi mi olacağız? Muhtemelen olmayacağız. E gördün mü bunlar? Bunlar çocukça laflar. 15 gün sonra bile olmayabiliriz belli oldu. Efendim? 15 gün sonra bile olmayabiliriz. O aynı mesele. Ne demek bunlar? Bunlar ipsiz sapsız laflar. Kusura bakma bunlar. Yani senin sorduğun soruyu için söylüyorum. Bunlarda bir şey çıkmaz. Benim özbenliğim diye bir şey yok. Benim özbenliğim benim yaptığım benliktir. Benim yaptığım benliği ben yaptım. Nasıl yaptım? Böyle yaptım. Onu okudum, bunu okudum, bunu seçtim, bu eylemi yaptım, bunu yaptım. Sen de yapacaksın.
Şimdi ben şey miyim yani kökü dışarıda bir adam mıyım? Ya benim tipime baksana benim köküm dışarıda bir halim var mı benim? Yok. Var mı Allah’ını seversen? Köküm fazla içeride bir halim var. Köküm fazla içeride bir halim var. Hala hala Urfa gibi konuşuyorsun. O ayrı mesele. Şeyim de o derdim de yok. Hiçbir derdim de yok. Peki bizim Celal kökü dışarıda bir adam mı? Allah’ını seversin. Hayır tam aksine. Tam aksine. Bunlar çocukça konuşmalar. Kökü içeride, kökü dışarıda.
Celal’in annesi mi bilir misin? Tanımıyorum. Bayağı bayağı Müslümandır yani. Tamam. Ona da derdim yok. Benim Müslümanlara derdim yok ki. Yani beni sağolmaya itiyorsun sanki böyle o şeylerden. Sen itmiyorsun yani. Olayları bize oraya getirdin. Bana ne bunda? Bana ne bunda? Ben başka bir şey söylüyorum.
Yani kök meselesi yok. Ben her zaman söylüyorum. İnsan doğal bir varlık değildir. İnsan kültüre bir varlıktır. Bizim doğamız diye bir şey yok. Bizim doğamız diye bir şey yok. Bizim kendi inşa ettiğimiz, kendimizi inşa ettiğimiz, kendimizin yarattığımız ahlaki değerlerimiz var. Bilimsel değerlerimiz var. Yaşama değerlerimiz var. Biz buyuz. İyi ki de buyuz biz.
Alsaydık bundan üç milyon sene evvelki o insanla konuşmaya başlasaydık. Evet doğal insan. Onun aramızda hangi ortak bir şey görecektik Allah’ını seversen. Hatta bundan yüz sene evvelki insanla bizim doğamızda ortak bir şeyimiz var mı? Yüz sene evvelki var sanki. Yani ama biraz ciddi düşün. Kadınlara biz öyle mi bakıyoruz şimdi? Doğru. Ölkçılık, kadın hakları falan konularında. Baksana şuna öyle mi bakıyoruz biz?
O üstte bir tabaka, ince bir tabaka her an sığırda bilir mi? Avrupa’daki gelişmlere bakınca çünkü. Ha o ayrı bir mesele. Yok Avrupa’da gelişmlere bakınca hemen onlar barbarlığa veya bu eski biyolojiye dönecek varlıklar değiller. Hayır hayır. Yani ben sanki insanın üstüne çok ince bir kültürel katma oluşuyor. Sığırdığımı özür diliyorum. Bence çok karamsar. Bence çok karamsar. Hayır ben ona inanmıyorum. Peki hocam bir şey söyleyeyim sana mesela. Fransız devrimi bir felsefesi var mıdır? Veya bir kültür yaratmış mıdır?
Fransız devrimi bir kültür de yaratmıştır ama bir felsefesi de vardır. Neymiş? Diberal. Aydınlanma. İnsan aklına büyülen güven. Geleneksel veya geçmişten gelen ve de meşrulaştırılamayan birtakım sınıfları, kurumları, imtiyazları reddetme. Genel irade. Russo. O bir kültür değil mi? Ansiklopedik, halkçılık. Bilime, bilime değer verme.
Her alanda. O bir kültür değil mi? Ama mesela Fransız devriminin bilim kurumlarına verdiği zararı da… O ayrı mesele. Ama öte taraftan Fransız devrimiyle bilmem Napolyon Mısır’a giderek Ejyptoloji’yi başlaşmış. Ama bilmem Andrei Şeniyye’yi de şair olarak ortadan kazmış. Lovaz yayında kafasını kesmiş. Yani bunlar, bunlar bakma. Bunlar ayrıntılar.
Fransız devrimi aydınlanmanın bir ürünüdür. Aydınlanma felsefi bakımdan ciddi, ciddi değerli bir harekettir. Aydınlanma sadece Fransız için değil. Fransa aydınlanması da öyledir. İngiliz aydınlanması da, İskoç aydınlanması da öyledir. Anlatabildim mi? Evet. Peki burada mesela prütenliği nereye koyarsın? Prütenlik çok da eski bir olay. Tabii, o şanslı. O çok da eski. Prütenlik bir din, bir dini hareket. Arkasında prütenliğin felsefi kökler var mı? Olabilir, bilmiyorum. Benim konum değil açıkçası. Çok incelemedim. Olabilir, olmayabilir. Evet. Abi bir şöyle bir sual var sana. Düşünsene da kendisini hangi felsefeciye yakın hissediyor? Senin sözü. Hangi felsefeciye yakın hissediyor?
Yani ben çok sevdiğim iki tane felsefeci vardır. Eskiden seçerim ben. Yani yenileri o kadar. Sen Antik’e gidersin. Efendim? Sen Antik’e gidersin. E, eşim benim o. Alçıdaresi çok severim. Söylediği şeyler doğru olduğu için değil. Bakış açısı doğrudur. Tırnak için de söylerim ben. Bilimsel felsefedir o. Yani iddiası bilme dayanmak. İslam dünyasında da şeyi çok severim. İbnül Rüş. İbnül Rüş, İbn-i Haldun. İbn-i Haldun. Yani aslında şeyime uymaz bu. İbn-i Haldun biraz hopse falan benzer. Ama şeyini severim. Yani bir devrim olduğu için. Ya o dünya içerisinde o artık uzun bir iş. Onu anlatmayayım. Yine görüşmek üzere. Teşekkür ederim. En derin hürmet ve saygılarımıza. Sağ ol. Teşekkür ederim. Sağ ol. İyi ki varsınız hocam. İyi ki biz aynı durunuz. Bu arada hocanın gözlüğü ile ilgili eşliler aldık. Hocanın gözlüğü orijinal gözlüğü değil kendi gözlüğü kırdığı için bu gözlüğe. Evet bugün biraz daha. Evet. İyi ki almışım yanıma. İyi ki varmış yanıma. Yedek gözlüğü. Normalde hocanın, evet bu gözlüğü kocayı biraz sert gösterdi.
Haklısınız. Öyle mi? Sert gösteriyor. Sert gösteriyor biraz. Güzel. Ama kendi orijinal gözlüğü kırdığı için bu var. Ne yapayım? Bir daha sehp programı bu gözlük olmayacak inşallah. Görüşmek üzere. Hoşça kalın.
Hoşça kalın.