"Enter"a basıp içeriğe geçin

FETÖ’NÜN YAZICIOĞLU’NA ÖFKESİ 1992’YE DAYANIYORDU, KRİTİK BİR SOHBET ANISI…

FETÖ’NÜN YAZICIOĞLU’NA ÖFKESİ 1992’YE DAYANIYORDU, KRİTİK BİR SOHBET ANISI…

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=0sZszuMqivw.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’yla bir aşinalığımız 90’lı yılların başında doğmuştu. Gençlik yıllarımızın tamamen farklı cephelerde yaşamış bir kuşağın üyeleri. Ama Amerika Birleşik Devletleri’nin, özellikle Kenan Evren ve arkadaşlarına
ısrarla zorladıkları 12 Eylül’den sonra cezaevlerindeki siyasi mahkumların pozisyonlarının düzeltilmesi ve rehabilitasyon çalışmalarına, Evren ve arkadaşlarının direnmesi ve gerçekten sadece devrimcilerin değil, ürkücülerin ve Müslüman siyasal İslam kesiminden
isimlerin, cezaevlerinde çok kötü anılar yaşaması, yeşil kuşak teorisiyenleri açısından çok ciddi kırılmalara neden oldu. Bunlardan ana kırılma noktası tabii ki 1980 öncesinde, Komünizmle mücadele kavramı zemininde
ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bilerek veya bilmeyerek hesapları doğrultusunda kullanıldıklarını anladıkları için, ürkücü kesimin darbeden sonra yaşadıkları ve kendi arkadaşlarının, kendi ürküdaşlarının da tıpkı devrimciler gibi idam edilmesi, işkence görmeleri,
Mamak, cezaevi meselesinin yaşamaları Amerika açısından yeri doldurulamayacak bir boşluk oluşturdu. Çünkü Amerika 1980 darbesi öncesinde, özellikle 1965-1968’lerden başlayıp 80’e kadar uzanan o 12 yıl içinde,
özellikle ürkücüler ve Müslüman muhafazakar kesim unsurlarıyla rahat bir diyalog içinde olabiliyordu. Fakat darbeci generallerin özellikle genç nüfus ve ürkücüler üzerinde, devrimciler üzerinde yaptıkları
bir büyük bir kırılma noktasına oluşturdu ve sonrasında mesela ürkücü kesim 15 Temmuz 2016’da da görüldüğü gibi kararlı bir anti-Amerikan, anti-emperyalist turuşa doğru yöneldi. Alparslan Türkiye şimdi derliğinde oldu bu iş. Sonrasını devlet bahçeydi, gayet güzel toparladı. Çünkü benim kuşağım gibi sol kanattan gelen insanları diyelim veya o günün 78 kuşağının solcularına bakacak olursanız, ürkücüler 1970’li yıllarda Amerika ile beraber çalışan insanlar olarak adlandırılabilir. Ama bugün bu lafı söylemek büyük bir ayıptır.
Çünkü ürkücü kesim anti-emperyalist çizgisini net olarak ortaya koyan bir yapıda devam ediyor. Bunun nedeni, esasında tabii 1980 darbesinin sadece devrimci diye adlandırdığımız kesime değil, ürkücü ve akıncı diye adlandırdığımız kesimlere de getirmiş olduğu büyük bir ayar kırıklılığıdır.
Mosin Yazıcıoğlu’yla esas anımız Türkiye 24 Aralık 1995 seçimlerine doğru ilerlerken patlak verdi. Ben o sırada Star Televizyonu Genel Yeni Yönetmeniyim. Cem Uzan ile beraber çalışıyoruz ve Cem Uzan o dönemde bir patron olarak, bir sermaye grubu olarak
anaplarideri Mesut Yılmaz ile daha yakın olmayı tercih ediyor ve bizim haberlerimizde o dönemde tarafsız değil, taraflı bir yayıncılık yapıyoruz ve patron gerçekten Mesut Yılmaz’a büyük bir yatırım yapıyor. Hatta bazen kulaklar için nasıl Özden Akbal ile ben sabah toplantılarımızda patronla bu konuda biraz dalaşıyoruz. Biraz diyorum, bir aile de dalaşıyoruz çünkü yaptığımız habercilik tarzının anapla da yaramadığı açık. O dönemde rahmetli Erhan Göksal, Mesut Yılmaz’ın yakın danışmadığı, Erhan Göksal ile benim dostluğum çok çok öncesine dayanıyor. Onunla da zaman zaman Ankara’da buluşuyoruz ve Erhan diyor ki biraz fren abaz, biz artık Camuza’nın partisi gibi görmeye başladılar falan. Bence de haklılardı. Neyse geçelim, bunlar benim esas anlatacağım konu değil. Ve ben genel yemin müdürü olarak Ankara’ya gelmişim. Seçim öncesinde bütün siyaseti ve siyasi haberleri bizzat Ankara’dan, Ankara temsilcisi arkadaşım ve diğer kadro ile beraber yürütüyoruz. Ve sekreterim iç daireyi aradı, dedi ki efendim Mosin Yazıcıoğlu burada. Ben hiç Mosin Yazıcıoğlu’nu beklemiyorum. Hemen kalktım, kapıyı açtım. Hakikaten Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı karşımda. Aa başkan ne büyük sürpriz falan, aa bilmiyorum bütün Zardan Bey benim buraya geleceğim falan. İnanın dedim bana, kimse hiçbir şey söylemedi. Yani neydi mevzu onu da bilemedim falan. Ama tabii saygıyız bir demokratik partinin genel başkanı gelmiş. Büyük Birlik Partisi. Seviyorum da o sırada. Yani duruşu vesairesi gayet net, anti Amerikan bir duruşu var.
Ve kulağıma gelenlere göre Turgut Özal ve FETÖ’nün partisinin kuruluş günlerinde geliştirmiş oldukları bazı tekliflere de reddetmiş, teklifleri de reddetmiş bir yapısı var. Onları da zamanla konuştuk zaten.
Neyse o zaman ben bir şey demeyeyim oturayım bana bir çay söyleyin dedi. Tövbe çay söyledim. Biraz sonra ana lideri Mesut Yılmaz da geldi. Benim ofisim. Ben zaten böyle mütevazi bir ofisimiz var o zaman. Öyle bugünkü gibi büyük şaşalı bir yerler yok medyada.
Hayır ola başkan falan. Ben şey Ardan Bey dedi siz anlaşılan dedi hiçbir şeyden haberdar değilsiniz falan. O zaman dedim bakın ben iki siyaset adamı buraya gelmiş benim odamda buluşmuşsa ve ben dedim bundan haberdar değilsin. Doğru olan şudur dedim. Ben bu odadan çıkıyorum. Sizi baş başa bırakıyorum. Sekreterim hanımefendi emrinize amade çay kahve kek pasta ne varsa dedim.
Yok yok sadece kahve isterim falan. Çıktım. Arka odaya geçtim. Arkada işte arkadaşlar rahmetli işte. Şimdi rahmetliye kavuşmuş bazı arkadaşlarım da var falan. Böyle oturdum. Ben de kulak misafiri de olmak istemediğim için bizim o dönemde Ankara biraz böyle ses geçiren bir yapısı da var.
Kenerde otururuz falan. Neyse olanlar oldu gitti. Meğerse Mesut Yılmaz da Muhsin Yazıcıoğlu 1995 seçimine ilişkin bir ittifak anlaşması yapacaklar. Bunu nerede buluşuralım, nerede edelim falan filan derken en rahat galiba benim yerimi bulmuşlar veya bizim çalıştığımız yeri.
Belki de o sırada Star’ın patronu Uzhanlarında bunda bir katkısı olabilir. Benim ömrüm oda da şey yaptılar. Tabii bu çok espride bir konu. Yani bir gazete içi açısından yazılabasında olmadığımız için o zaman bir şey diyemedik. Ama biz tabii o akşam veya ertesi akşam canlı yayınlarda Ankara kulisi olarak anapla Büyük Birlik Partisi’nin bir ittifakla seçime gideceğini falan da aktardık.
Sonra tabii dostlukla ilişti Muhsin Bey ile ve 92-93 yıllarına ilişkin duymuş olduğum birçok şeyi onunla tekrar konuşma fırsatım oldu. Çünkü çok iddialıydı herkes ama birinci kaynak orada duruyordu.
Ve şunu anladım ki esasında Rahmetli Özal 1993 yılında ani bir kalp krizi sonucu vefat etmeseydi ki bence hala ölüm müşahibidir.
Büyük bir olasılıkla Çankaya’dan inecek, meydanlara tekrar çıkacak ve yeni kurduğu bir partiyle Türk siyasetine yeni bir rota çizecek idi. Ve bu çerçevede o dönemde Milyaçı kanattaki tartışmalar bünyesinde yolunu MHP çizgisinden biraz ayırmış olan Muhsin Yazıcıoğlu ile de temasları olduğunu biliyordum ve bunu doğruladı yazıcıoğlu. Fakat o günlerin belki de bilgi eksikliği nedeniyle o aynı dönemde yani Büyük Birlik Partisi’nin oluştuğu dönemde neler olduğuna ilişkin FETÖ açısından çok fazla soru sormadım.
Çünkü o günlerin gündeminde benim böyle bir şeyim yoktu. Sadece bir tek şeyi biliyorum bana anlattı. Rahmetli Özal bir gün Muhsin Bey ile görüşüyor, çağırıyor ve diyor ki ben böyle böyle bir yola çıkacağım.
Ben sen de beraber olmak isterim. Sen Milyaçı, yeni partinin Milyaçı kanadını oluştursun. Bir de şu FETÖ’cülerle çok fazla dalaşma diyor. FETÖ’cü demiyor tabii o zaman hizmet hareketi veya Fethullah Gülen diyor. Bunlara da fazla dalaşma, bunlara da zaman zaman ihtiyacımız oluyor Amerika ile ilişkilerimizi iyi toparlama açısında.
Bunu diyor. Bu konuda bana detaylı bilgiyi veren Türk Sağ’ının gerçekten çok yetkin bir kalemidir. Ve o Allah razı olsun zaten bildiğim kadarıyla 15 Temmuz’dan sonra yaptığı açıklamada da Stargastis’in bunu aktarmıştı ama Mehmet Koçak şu anda Akit yazarı.
Çok geniş bir müktesebatı olan bir isim. Bunu kabul edin. Yani muhafazakâr sağ, miniyetçi sağ bütün bu müktesebatı çok iyi takip etmiş. Yıllar içinde de hem gazeteci kimliği hem yazar kimliği hem entelektüel kimliği de hem de aktivist bir kimlik de Türk Sağ’ının içinde yer almış bir isim.
Bu isimleri kolay kolay bulmak zordur yani. O yüzden kendisiyle sohbetleri de kaçırmamaya çalışırım. Mesela o da aynı şeyi söylemişti bana ve sonra yaptığı açıklamada da Gulen’in adamlarının yazıcı oğluyla çok tiz bir temas kurduklarını ifade eder Koçak. Para verelim. Senin parti yeni kuruluyor ne bileyim ben. Ama sen de işte bizim arkadaşlardan birkaçını vesaireyi meclise sokarsın. Ve bu çerçeve de işte beraber çalışırız. Ümidiyeçi kanatta çok önemli işler yapacağına inanıyoruz falan.
Yazıcı oğlu bunların hepsini geri çevirdiğini biliyoruz. O günün tanıklığında olan büyük Birlik Partisi’nde o dönemlerde üst düzey görev yapmış birçok insanın açıklamaları da bunu söylüyor. Ama Koçak’ın bana anlattığı esas ilginç bir şey Özal’da sohbetinde ki Muhsin Bey’in bana söylediğinin aynısını biraz daha detaylı aktarmıştı Koçak. Özal’da diyor ki yani bunları elinin tersiyle itme kardeşim. Bunlara her zaman ihtiyaç olacak. Niye? Çünkü Amerikan adamları. Zaten Muhsin yazıcı oğlu bunu Özal’la görüşmesinde de Koçak’a ifade etmiş. Sayıncuğum başkan demiş yani ben bunları milliyetçi hareketin içine, milliyetçi bir hareketin içine nasıl sokarım?
Bunların hepsi kökü dışarıda adamlar. Yani biz bunlarla nereye kadar yürüyebiliriz? ifade ediyor. Şimdi tabii Amerika Birleşik Devletleri çok yatırım yapmış Gülen Hareketi’ne veya bugünkü adıyla FETÖ’ye.
Ve bunları ikinci bir devlet, derin devlet olarak devletin içine yerleştirmiş bu Yeşil Kuşak teorisi, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Kafkasya ve Orta Asya’daki örgütlenmeler vesaire konusunda.
Şimdi bu kadar büyük bir yatırımın içinde milliyetçi kanat gerek MHP’den olsun, gerekse Büyük Birlik Partisi’nden diyor ki ben Amerika’nın adamlarıyla çalışmam. Niye çalışmam? Kardeşim ben Amerika’nın adamlarıyla zamanında muhatap oldum. Bunlar bizim canımızı okudular 12 Eylül’de. Çok haklılar. Çok haklılar. Kimin başına gelse aynı şeyi söyler.
Peki, bu çerçevede baktığınız zaman Sayın Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir helikopter kazası çerçevesinde yürüttü ölümü şehit olması, bana göre şehittir.
Öldürülmüştür. Ve tabi devamında FETÖ’nün hukuk sisteminden ve polis adliye sisteminden temizlenmesinden sonra yürütülen o soruşturmada çıkan itiraflar ve Pensilvanya’daki elebaşının bir videosunda
bir Perşembe akşamı ölürsün, cenazene cuma günü buluşurlar, vesaire gibi diyerek adeta itiraflarda bulunması bunların hiçbiri boş laflar değil. Boş laflar değil, boş olaylar değil. Çünkü büyük bir öfke var. Büyük öfkenin temelinde de benim anladığım kadarıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin kontrolünden çıkmış
bir milliyetçi hareket varlığı var. Çünkü Amerika sürekli planlamalarında sadece mütedeğin, muhafazakar kitlelerin bilirliği, tarikat ve cemaatler üzerinden kontrol edilmesini değil,
milliyetçi kanadında NATO tarafından ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından kontrol edilmesine hedefliyor. Şimdi bu açıdan baktığınız zaman tabii ki Muhsin Yazıcıoğlu Amerika Birleşik Devletleri’ne ve FETÖ’nün büyük öfkesini çeken bir adam. Tarihye tanıklığım da onu gösteriyor. Yani bu adam dimdik durmuş. Bir Amerikan projesi karşısında dedim ki, dururum kardeşim, olmuş ve ben bu projeyi kabul etmiyorum demiş ve içeriye sokmamış. Tıpkı bir başka Amerikan projesi olan PKK ile mücadelede sergi dedikleri
tutum gibi bir tutumu net olarak ortaya koymuşlar. O yüzden 12 Eylül’ün Türk siyasi yaşamındaki oluşturduğu büyük türbülansları konuşacaksak,
özellikle mütedeyin muhafazakâr siyaset kesiminin bir kanadıydı ki bu milli görüş oluşuyor, oluyor. Milliyetçi kanat da oluşturmuş olduğu ve bugün çok şükür anti emperyalist bir duruşu netleştirmiş bir yapıya kavuşturmuş olmasının zulmü var. Eğer Kenan Evren ve arkadaşları Paul Henzen’in, arkadaş siz bu işleri böyle yapmayın,
bilin bu işleri biraz rehabilite edelim laflarını dinleselerdi, anti emperyalist duruş ve ciddi kırılmalar için daha uzun zaman beklememiz gerekebilecekti. Onu anlatmaya çalışıyorum. Mosin Yazıcıoğlu’nu da Alparslan Türk İşleri rahmetli anıyorum. Necmettin Erbakan, çok değer verdiğim bir dostumdu.
Dostum diyorum çünkü beni Aytunç Altındal Bey’imin şirinle birlikte Altınoluk’taki yazdığında ağırlayacak kadar önem veren bir insandı ki tabii ki orada yaptığımız toplantıları, toplantıyı sizlere anlatacağım ama bilin bu ülkenin yakın tarihi çok büyük sürprizlerle yüklüdür. Bu süper güçler için dahi geçerlidir. Devam edeceğiz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir