CİA’CI PAUL HENZE 12 EYLÜL SONRASINDA SİYASETTE KİMİ DESTEKLEDİ, NE SONUÇ ALDI?
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qG0-ZPo0fIo.
Türkiye’yi Sok Savaş Yıllarında Sovyetler Birliği’ne karşı Yeşil Kuşak teorisinin önemli merkezlerinden biri yapmaya çalışan Polenzey’de olan 1984 yılındaki o röportajdan sonra 1990’ların başına kadar en az 5-6 defa belki daha fazla daha röportaj ve sohbet imkanı yakaladık.
Ve benim gördüğüm kadar iyi de Amerika Birleşik Devletleri tarafından icaz etti bir darbeyi gerçekleştirmiş olan ve bir yerde 1973 Şili’deki Pinochet darbesinin ki o da Henry Kissinger’ın ürünüdür.
Bu bizim darbe Brezinski’nin yani 1973 Şili’deki darbenin bir başka modeliydi karşılaştığımız. Tabii Türkiye’nin jo strategic konumu silahlı kuvvetlerin uzun süre Şili’de veya Brezilya’da veya Arjantin’de olduğu gibi uzun süre iş başında kalmasını engelleyen bir yapıya sahipiz.
Çünkü Avrupa konseyüviyesiyiz, Avrupa’nın hemen yanı başındayız ve Orta Doğu’yla ve İran’la özellikle Balkanlar arasında ciddi bir buffer zone’uz yani güvenlikli bölge gibi görülüyoruz o yıllarda.
Ama Polenze ile 1984 özellikle 88 arasındaki sohbetlerimizde edindiğim bazı izlenimler Kenan Evren ve Komutak Kademisi’nin yani darbeyi yapmış olan ekibin yapmış olduğu almış olduğu birçok karardan Amerika’nın zaman içinde rahatsızlık duymaya başladığı yönündedir.
Mesela bana açıkça Polenze şunu söylemişti, biz hiçbir zaman Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi veya Dağret Partisi gibi 70’li yıllarda Türk insanından yoğun oy almış kitle partilerinin kapatılmasını desteklemedik. Bunu açıklıkla ifade etti bana. Ve kapatılmış olmalarının esasında Türkiye’de çok büyük bir siyasi türbülansa yol açacağını ve bu siyasi türbülansın da zaman içinde kontrolden çıkabileceğini ısrarla ifade ediyordu. Bu birinci bir maddeydi. Gerçekten son derece net bir tavır içinde olduğunu bugün artık o yaşamıyor belki ama ben çok açıklıkla ifade edebilirim. Çeşitli raporlar sundular o zamanki Güvenlik Konseyi’ne ama generaller 1970’li yıllardaki olaylardan dolayı mevcut bütün liderlerin ve bütün parti kadrolarının sorumlu olduğunu zaten topluma empoze etmişlerdi. O yüzden partileri yaşatmamakta hatta işte korucu parti olarak adlandırılan Cumhuriyet Halk Partisi’ni de kapatmakta kararlıydılar.
Buna karşı çıktı Amerika, Paul Henson üzerinden. İkinci rahatsız oldukları konu cezaevlerindeki durumdu. Sürekli ben hatırlıyorum benim ne de yaptığı röportajlarda tek tek çıkaramayacağım şimdi tabii. Yani ulusal şeye girmem lazım kütüphaneye.
Ama şunu açıklıkla görmüştüm cezaevlerinde sürmekte olan kötü muameleler ve özellikle cezaevinde yaşayan sağ olsun, sol olsun, ülkücü olsun, devrimci olsun veya akıncı gençlikten olsun onların sayısı daha azdı. O genç nüfusun rehabilitasyonu üzerinde çok ciddi bir çalışma yapmaya çalışıyordu.
Ve Amerika Birleşik Devletleri bu konuda çok ciddi planlamalarla Ankara’ya geliyordu. Ve o nüfusun hızlı bir şekilde yargılanıp olanların olmasını olmayanların da rehabilite edilerek dışarı çıkmasını ve hayata karışmasını arzu ediyorlardı. Ve yine o günlerdeki tanıklıklarımdan söyleyeyim ki bunları kimse sizlere anlatmaz.
Diyarbakır cezaevindeki mevcut durumdan da bir hayli rahatsızdı. Bunu da ısrarla özellikle bir onu yemeye götürmüştüm ben ısmarladım özellikle Kumkapı’da. Orada açıklıkla ifade etmişti.
Çünkü cezaevlerindeki uygulamaların ve cezaevlerinde konulmuş olan o genç nüfusun rehabilitasyonundan vazgeçilmiş olması halinde Türkiye’nin ileride çok daha büyük hesaplaşmalarla karşılaşabileceğini ifade ediyordu ki bu belki sağa sol olarak ortaya çıkmadı ama evet PKK olarak sonradan karşımıza çıktı.
Ve tabii bu tartışmaları da konuşuyorduk. Bu arada tabii Özal’ın nasıl ortaya çıktı veya nasıl bir yapılanma sürecinde geliştiğine ilişkin konuşmalarımız, sohbetlerimiz de oldu. Benim anladığım şöyle özetini söyleyeceğim detaya fazla girmeden. Kenan Evren’in iki bürokrat biri asker biri sivil yani Necdet Çarpf Halkçı Parti ve Turgut Sunalp Emikli Orgeneral Milliyetçi Demokrasi Partisi dizileri olarak ikili bir seçime gitmesini Amerika hiçbir zaman kabullenmemiş.
Ve bunu hiçbir zaman da çünkü biraz önce de ifade ettim gibi esasında Demir Ali Ecevit parti liderliğinden düşmüş olsa bile bu liderlere yasak getirilmesinin de demokrasiyi türbilansa sokacağına inandıklarını ifade eden raporlardan söz etti bana.
Yani esasında planları şuydu Demir Ali Ecevit Türkiye Şerbakan olmayabilir ama mevcut klasik siyasi partilerle normal bir seçime gidilebilir ve o seçimlerde yeni liderler al aynı partilerden gelmiş yeni liderlerle Türkiye yeni bir demokrasi rotasında ilerleyebilir diye düşünmüşler.
Ama tabi Kenan Evren ve arkadaşları buna izin vermiyorlar. Necdet Çarpf ve Turgut Sunalp.
Tabi işte orada Amerika Birleşik Devletleri’nin anladığım kadarıyla Turgut Özal’da olan daha önceden ta 1979’da önceden ifade ettiğim Guadalupe anlaşması çerçevesindeki veya işbirliği çerçevesindeki devreler giriyor ve anladığım kadarıyla yine Kenan Evren bu olaya çok fazla direnemiyor.
Ve direnemedikleri için de ciddi bir rahatsızlık duyuyorlar. Şimdi ben bu rahatsızlığı veya o Kenan Evren ile yaşanılmış olan Turgut Özal arasında veya o kadro ile yaşanılmış olan bu rahatsızlığın çok özel bir anına şahit oldum.
Gerçekten çünkü şimdi hafızamı tazelemeye çalışıyorum ama çok özel bir anıya şahit oldum onu anlatmaya çalışacağım. Sanıyorum sene 1988’di ve Haydar Saltuk. Haydar Saltuk’un adını gençler bilir mi bilmiyorum.
Haydar Saltuk 12 Eylül 1900 askeri darbesinin arkasındaki gerçek karakterdir. Bütün harekatı o kurdu, o toparladı ve o yürüttü.
Haydar, Ali Haydar, Saltuk gerçek anlamıyla bu harekatın gücüydü. Turgut Özal’a biz Davos’a gittik.
Sene 1986 olabilir veya buna benzer bir durum yani Papandrö ile beraber olduğu bir dönem.
Bu sırada 1981 yılında emekli olmuş olan Ali Haydar Saltuk emekli o herhalde, Bernlü yükelcimiz İsviçre’ydi. Gerçekten biz Davos’a gittik, Papandrö ile buluştu Davos ruhu diye bir ruh ortaya çıktı.
Döndük ve dönerken de tabii Cenevre’deyiz, uçağa bineceğiz, hava limanındayız, hava limanına girdik. Ali Haydar Saltuk bütün bu Davos sürecinde görge bir adam gibi, var mı yok mu, gazeteciler bile görmüyor vs. Turgut Bey çok dominant, belirleyici bir yapıda.
Havaalanına geldik, uçağa bineceğiz yani o zaman Turgut Özal’ın başbakanlık uçağı büyük bekliyor. Yani büyük derken Türk Hava Yolları’nın uçağı. Biz de gazeteciler olarak onunla beraber bineceğiz. Böyle yanımdan geçerken bana bak, Ardan gel ben dedi. Gittim ama hiç başka bir gazeteciye bir şey demedi Turgut Bey. Ben de çok genç bir gazeteciyim o zaman.
Böyle yürüyoruz ve Haydar Saltuk, ben büyükerçisi, yolcu etmeye gelmiş. Haydar Saltuk şöyle oturttu, kendisi böyle oturttu. Gazete var mı orada dedi, var efendim dedim ben. Çünkü başka kimse de yok, üçümüz. Böyle bir durumum kaldı.
Başbakan gazetesi şöyle bana sırtını döndü, ona tam sırtını döndü, bana da yarım böyle gazetesi. Arada bir dönüyor, benimle sohbet ediyor. Ama sadece benimle sohbet ediyor. Hiç başka bir şey yapmıyor. Yani orada büyükerçi var mı yok mu? Yani 12 Eylül’ün en önemli orgenerali, yemekli olmuş ama bir tarih yazmış bir adam orada oturuyor.
Ben bir genç gazetesi olarak başbakanın yanındayım. Ben onu anladım. Yani olmayıp da bir başkası olsaydı orada, bir başka meslektaşım olsaydı, Turgut Bey rahmetli. Onu alıp götürecekti yanında. Çünkü benim anladığım şuydu, Haydar Saltuk da tek kelime bile etmek istemiyordu.
Düşünün 12 Eylül darbesinin bir numaralı ismi ve onu önce başbakan yardımcılığına getiriyor. Sonra işte partisinin kurulmasına izin veriyor, neyse ne. Ve devamında da başbakan oluyor Turgut Bey o süreçte. Ve o dönemde büyük bir olasılıklı müthiş mücadeleleri var. Özellikle Turgut Özal’ın ana kuru, üçüncü bir parti olarak araya sıkışarak çok büyük bir oy oranıyla yüzde 46,5’ü yanlış hatırlamıyorsam. İktidara gelmesi süreci var 1983 seçimlerde. Ben onu anladım. Ben esasında bir konu mankeniyim. Başbakanım benim de özel bir şey konuşacağı yok. Bir iki soru sorayım dedim, geçiştirdi falan filan. Gazetesini okuyorum, arada bir bana dönüyor ama Haydar Saltuk’la hiçbir ilişki kurmuyor. Ne göz ne söz. Hiç. Orada bir adam öyle yaşlı oturuyor. Tabii Pol’un anlattıkları da Turgut Bey’in o Cenevre’de havaalanında Haydar Saltuk’la koymuş olduğu ve bana da beni de şahit kıldı. Ve işte bugün size anlatıyorum o çok geniş mesafe bana birçok şeyi anlattı.
Benim anladığım kadarıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin darbe öncesinde her şeyini kabul etmiş oladıkları geneller devamında pek onların istediği gibi hareket etmemi tercih etmişlerdir. Ama tabii sonuç itibariyle emperyal bir güç. NATO soğuk savaş yılları ve o çerçevede baktığınız zaman Kenan Evren ve arkadaşları ne yaparlarsa yapsınlar.
Sonuçta Amerika Birleşik Devletleri bir yerden sivil mücadelenin yürümesi açısından büyük bir sistemi oraya yerleştirmiştir. Turgut Bey’in şahsında. Turgut Uza da şahsında. Şimdi Haydar Saltuk’la ilerleyen yıllarda tabii çok özel bir durumumuz oldu.
Yine kendi notlarımdan çok özür dileyerek şey yapmak istiyorum, bakmak istiyorum çünkü tarihleri. Ben böyle sohbet havasında gidiyorum ve gerçekten 2006 yılındaymış.
Evet Ümit Haluk Bayürken Antalya’da NATO Asamblesi diye bir yapı vardır, kurum vardır. Onun başkanı olarak yine böyle NATO, Unutlar Strateji vesaire falan toplantısı gerçekleştirmişti. Biz de gazeteci olarak davetliyiz. Ben çok ender yaptım, bir şey yaptım Antalya’da olduğu için eşim de yanımda gittim. İyi ki öyle yapmış. İşte olacak iş bazen Yüce Rabbimiz o işareti verir. Ben eşimi de aldım gittim güzel beş yıldızlı bir Antalya otelinle yerleştik.
Ve biz sabahtan akşama dünyayı kurtarmaya çalışıyoruz. Emekli generaller, gazeteciler, strateji uzmanları, profesörler, emekli bülkerçiler falan. Eşim de işte orada kendince bir tatil yapıyor. Ama bu arada toplantının çok özel bir karakteri var. O da Haydar Saltuk. Haydar Saltuk da orada.
Ve onun da eşi yanında tabii bizden çok büyükler. Bir baktım yani Haydar Saltuk’un eşiyle benim eşim tesadüf böyle bir abla kardeş sohbetleri yapıyorlar. Hani o yaşlı, biraz daha yaşlı, bizim gençiz o zaman tabii 2006’da falan. Bu ister istemez.
Haydar Saltuk ailesi de bir akşam yemeğini paylaşmamıza neden oldu. Ve gazetecilik hayatımın en ilginç röportajlarından biri kendiliğinden doğdu. Haydar Bey o zaman sağlıklı eşi de tatlı bir aile sohbeti gerçekleştirirken ben tabii arada hem de on the record olduğunu söyleyerek yani yazacağımı ifade ederek, HUSRA’da Stargast isimde, köşe yazarayım yeni başlamışım, ifade ederek kendisine bazı sorular sordu. Ve hatta değerli dostum Türkiye’nin savunma sanayi konusundaki en uzman isimlerinden saygı Gülisami Atalağ’ın da geldi. Kendi fotoğraf makinesiyle bizim birlikte bir fotoğrafımızı da çekti.
Uzatmayayım ben orada Saltuk’a en kritik soruyu sordum. Dedim ki siz bu dönem 12 Eylül’ün Bey’in insanısınız. Ama şimdi Türkiye tabii hızla değişiyor ama o sırada unutmayın Dağ Tayyip Bey 3.5 yıldır falan iktidarda ve sürekli ordunun içi kaynıyor.
Habire işte birtakım haberler oluyoruz, işte NATO’cu Kemalist vesaire unsurlar, hayatta yapacaklar şeyleri var yani tartışmaları var falan. Ben direkt sordum Haydar Saltuk’a efendim sizin tecrübeniz çerçevesinde Türkiye’de yeni bir darbe olur mu? Olmaz dedi. Niye dedi? Konjunktür değil dedi. Bizim ordu olarak o dönemde darbelerimiz soğuk savaş yılları konjunktürüne göre planlanıp yürüyordu dedi. Yani o çerçevede yürüyen bir olaydı ve o nedenle dedi o konjunktür ortadan kalktı. Sovyetler birliği yıkıldı, yeni bir dünya kuruluyor.
Bu dünyada bir tane büyük süper güç var, birkaç tane süper güç adayı var. Türkiye kendi iç yapısını çok hızlı değiştiriyor. Bugün hiç akla gelmeyecek insanlar yönetiyor bu memleketi. Ne demek istediğimi anladınız. O yüzden dedi peki yapmaya kalkan çıkar mı? Deme soru bu bir de ve o da dedi ki çıksa bir de başarılı olamaz. Mümkün değil. Onu söyleyeyim dedi. Evet bir junta çıkabilir, bir şeyler yapmaya kalkabilir. Ama emir komuta zincirinde bile büyük patlamaların oluşacağı bir sorunla karşılaşırız. Kaldı ki bir juntanın darbe yapmaya kalkması gerçek anlamda büyük bir felakete dönüşebilir yapmaya kalkanlar açısında. 15 Temmuz 2016 gecesi değerli arkadaşlarımla beraber 7 saat 44 dakika kesintisiz 24 ekranında darbecilere karşı direniş yayını yaparken 23.01’de yaşasın demokrasi diye başladık. 6.33, 6.44 veya o saatlerde o 1. köprü şu anda 15 Temmuz Şehitler Köprü’sü olan köprüde onların ellerini kaldırarak teslim olduğu dakikada ben ekrandan çekildim.
Fakat hep o söyleşi aklımda kaldı. Haydar Saltuk haklıymış. Haydar Saltuk emir komuta zinciri içinde dahi olsa Dünya konjunktürünün bir darbeye izin vermeyeceğini ve Türkiye’nin bu darbeyi mutlaka ve mutlaka başarısız kılacağını 2006 yılında Güneş Star Gazetesi’nin manşetine yansıyan o açıklamasıyla bana ifade etmişti. Ve şimdi anlıyorum ki Haydar Saltuk, Kenan Evreni Turgut Özal’ı durdurmaya zorlayan veya teşvik eden ama başarılı olamayan isimdi Cunta’nın içinde. Ve tabii Turgut Özal’ın o İsviçre’deki hava alanında ben büyükelçisini görmezden gelmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Şimdi bunun devamı, bu sohbetin devamı önemli yerlere gidecek. Mosin Yazıcıoğlu’na doğru yola çıkacağız.
İşim için Özal girdi ve esasında Soğuk Savaş Yıllarında Yeşil Kuşak teorisi çerçivesinde Türkiye’deki sistemi zorlamaya çalışan bütün unsurların vefet önü, yani o elebaşısı Pensilvanya’da olan o ihanet örgütünün nasıl yapılandırıldığını biraz daha anlatacağız.
Bir sonraki videoda görüşürüz.